|
EVREN YOKTAN YARATILDI
HARUN YAHYA
İçinde bulunduğumuz uçsuz bucaksız evrenin nasıl var olduğu,
nereye doğru gittiği, içindeki düzen ve dengeyi sağlayan kanunların
nasıl işledikleri her devirde insanların merak konusu olmuştur.
Bilim adamları, düşünürler asırlardır bu konuyla ilgili sayısız
araştırmalar yapmışlar, pek çok teoriler üretmişlerdir.
20. yüzyılın başlarına dek hakim olan görüş, evrenin
sonsuz boyutlara sahip olduğu, sonsuzdan beri var olduğu ve
sonsuza kadar da var olacağı şeklindeydi. "Statik evren modeli"
adı verilen bu anlayışa göre, evren için herhangi bir başlangıç
veya son söz konusu değildi.
Materyalist felsefenin de temelini oluşturan bu görüş,
evreni sabit, durağan ve değişmez bir maddeler bütünü
olarak kabul ederken bir Yaratıcı'nın varlığını da reddediyordu.
Herşey, hatta henüz yaratılmamış olan "gökler ve yer"
bile, tek bir noktadayken büyük patlama ile yaratılmış
ve birbirlerinden ayrılarak evrenin bugünkü şeklini
meydana getirmişlerdir.

Herşey, hatta henüz yaratılmamış olan "gökler
ve yer" bile, tek bir noktadayken büyük patlama
ile yaratılmış ve birbirlerinden ayrılarak evrenin
bugünkü şeklini meydana getirmişlerdir.
|
Materyalizm, maddeyi mutlak varlık sayan, maddeden başka
hiçbir şeyin varlığını kabul etmeyen bir düşünce sistemidir.
Tarihi eski Yunan'a kadar uzanan, ama özellikle 19. yüzyılda
yaygınlaşan bu düşünce sistemi, Karl Marx'ın diyalektik materyalizmiyle
ünlenmişti.
19. yüzyıldaki durağan evren modeli, başta belirttiğimiz
gibi, materyalist felsefeye zemin sağlamıştı. Materyalist
felsefeci George Politzer, bu evren modeline dayanarak, "Felsefenin
Başlangıç İlkeleri" adlı kitabında; "evrenin yaratılmış birşey"
olmadığını öne sürmüştü ve şöyle demişti: "Eğer yaratılmış
olsaydı, o takdirde Allah tarafından belli bir anda ve yoktan
var edilmiş olması gerekirdi".
Politzer evrenin yoktan var edilmediğini iddia ederken
19. yüzyılın durağan evren modeline dayanıyor ve dolayısıyla
bilimsel bir iddia ortaya attığını sanıyordu. Oysa 20.
yüzyılda gelişen bilim ve teknoloji, materyalistlere
zemin sağlayan durağan evren modeli gibi ilkel anlayışları
kökünden yıkmıştır. 21. yüzyılın eşiğinde olduğumuz
şu dönemde, evrenin bir başlangıcı olduğu, yok iken
bir anda büyük bir patlamayla yaratıldığı modern fizik
tarafından pekçok deney, gözlem ve hesapla ispatlanmış
durumdadır.
Ayrıca, evrenin, materyalistlerin iddia ettikleri gibi sabit
ve durağan olmadığı, tam tersine sürekli bir hareket ve değişim
içinde olduğu, genişlediği saptanmıştır. Bugün bu gerçekler
bütün bilim dünyası tarafından kabul edilmektedir.
Şimdi de bu çok önemli gerçeklerin bilim dünyası tarafından
nasıl ortaya çıkarıldığından bahsedelim:
1929 yılında California Mount Wilson gözlem evinde, Amerikalı astronom
Edwin Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken,
yıldızların, uzaklıklarına bağlı olarak kızıl renge doğru
yaklaşan bir ışık yaydıklarını saptadı. Bu buluş bilim dünyasında
büyük bir yankı yarattı. Çünkü bilinen fizik kurallarına göre,
gözlemin yapıldığı noktaya doğru hareket eden ışıkların tayfı
mor yöne doğru, gözlemin yapıldığı noktadan uzaklaşan ışıkların
tayfı da kızıl yöne doğru kayar. Hubble'ın gözlemleri sırasında
ise yıldızların ışıklarında kızıla doğru bir kayma farkedilmişti.
Yani yıldızlar bizden sürekli olarak uzaklaşmaktaydılar.
Hubble, çok geçmeden çok önemli bir şeyi daha keşfetti:
Yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden
de uzaklaşıyorlardı. Herşeyin birbirinden uzaklaştığı
bir evren karşısında varılabilecek tek sonuç, evrenin
her an "genişlemekte" olduğuydu. Konuyu daha iyi anlamak
için, evreni şişirilen bir balonun yüzeyi gibi düşünmek
mümkündür. Balonun yüzeyindeki noktaların balon şiştikçe
birbirlerinden uzaklaşmaları gibi, evrendeki cisimler
de evren genişledikçe birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar.
O inkar edenler görmüyorlar mı ki başlangıçta
göklerle yer birbiriyle bitişikken, biz onları ayırdık ve
her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar
mı? (Enbiya Suresi, 30)
Aslında bu gerçek daha önceden de teorik olarak keşfedilmişti.
Yüzyılın en büyük bilim adamı sayılan Albert Einstein,
teorik fizik alanında yaptığı hesaplamalarla evrenin
durağan olamayacağı sonucuna varmıştı. Fakat o devrin
genel kabul gören durağan evren modeliyle ters düşmemek
için bu buluşunu bir kenara bırakmıştı. Einstein bu
davranışını daha sonra, 'kariyerinin en büyük hatası'
olarak adlandıracaktı. Daha sonra Hubble'ın gözlemleriyle
evrenin genişlediği kesinlik kazandı. Peki evrenin genişliyor
olmasının, evrenin varoluşu konusundaki önemi neydi?
Evren genişlediğine göre, zaman içinde geriye doğru gidildiğinde
evrenin tek bir noktadan başladığı ortaya çıkıyordu. Yapılan
hesaplamalar, evrenin tüm maddesini içinde barındıran bu "tek
nokta"nın, "sıfır hacme" ve "sonsuz yoğunluğa" sahip olması
gerektiğini gösterdi. Evren, sıfır hacme sahip bu noktanın
patlamasıyla ortaya çıkmıştı. Evrenin başlangıcı olan bu büyük
patlamaya ingilizce karşılığı olan "Big Bang" ismi verildi
ve bu teori de aynı isimle anılmaya başlandı.
Aslında sıfır hacim bu konunun teorik bir ifade biçimidir.
Bilim, insan aklının kavrama sınırlarını aşan 'yokluk' kavramını
ancak 'sıfır hacimdeki nokta' ifadesi ile tarif edebilmektedir.
Gerçekte ise 'sıfır hacimdeki bir nokta' 'yokluk' anlamına
gelir. Evren de yokluktan var olmuştur. Diğer bir deyimle
yaratılmıştır.
Modern fiziğin ancak bu yüzyılın sonlarına doğru ulaştığı
bu büyük gerçek, Kuran'da bize 14 yüzyıl önceden şöyle haber
verilmekteydi:
O Allah gökleri ve yeri yoktan var edendir.
(Enam Suresi, 101)
Bilindiği gibi Big Bang teorisi, başlangıçta evrendeki tüm
cisimlerin birarada olduklarını ve sonradan ayrıldıklarını
göstermiştir. Big Bang teorisinin ortaya koyduğu bu gerçek
de, zamanımızdan tam 14 asır önce insanların evren hakkındaki
bilgilerinin son derece kısıtlı olduğu bir dönemde yine Kuran'da
şöyle bildiriliyordu: O inkar edenler
görmüyorlar mı ki başlangıçta göklerle yer birbiriyle bitişikken,
biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine
de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30)
Yani herşey, hatta henüz yaratılmamış olan "gökler ve yer"
bile, tek bir noktadayken büyük patlama ile yaratılmış ve
birbirlerinden ayrılarak evrenin bugünkü şeklini meydana getirmişlerdir.
Ayetin ifadelerini Big Bang teorisi ile karşılaştırdığımızda
tam bir uyum içinde olduklarını görürüz. Oysa Big Bang'in
bilimsel bir teori olarak ortaya atılması ancak 20. yüzyılda
mümkün olmuştur.
Evrenin genişlemesi, Büyük Patlama teorisinin yani evrenin
yoktan var edildiğinin en önemli kanıtlarından biridir. Evren
yaratıldığından beri süregelen bu gerçek, modern bilim tarafından
ancak bu yüzyılda keşfedildiği halde Kuran'da bu gerçek yine
bundan 14 asır önce haber verilmiştir:
Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik
ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)
Açıkça görüldüğü gibi, Büyük Patlama teorisi evrenin "yoktan
var edildiği"nin, yani Allah tarafından yaratıldığının ispatıydı.
Big Bang'in bu zaferi ile birlikte, materyalist felsefenin
temeli olan "ezeli madde" kavramı da tarihe karışmış oldu.
Peki o zaman Big Bang'den önce ne vardı ve "yok" olan evreni
bu büyük patlama ile "var" hale getiren güç neydi? Elbette
ki bu soru bir Yaratıcı'nın varlığını göstermektedir. Ünlü
ateist felsefeci Anthony Flew, bu konuda şunları söyler:
"İtiraflarda bulunmanın insan ruhuna iyi geldiğini söylerler.
Ben de bir itirafta bulunacağım: Big Bang modeli, bir ateist
açısından oldukça sıkıntı vericidir. Çünkü bilim, dini kaynaklar
tarafından savunulan bir iddiayı ispat etmiştir: Evrenin bir
başlangıcı olduğu iddiasını. Sadece evrenin bir sonunun ve
başlangıcının olmadığını kabul ettiğimiz sürece, evrenin şu
anki varlığının mutlak bir açıklama olduğunu savunabiliriz.
Ben hala bu açıklamaya inanıyorum, ama bunu Big Bang karşısında
savunmanın pek kolay ve rahat bir durum olmadığını itiraf
etmeliyim."
Kendisini ateist olmak için körü körüne şartlandırmayan pek
çok bilim adamı ise, evrenin yaratılışında sonsuz güç sahibi
bir Yaratıcı'nın varlığını kabul etmiş durumdadır. Bu Yaratıcı,
hem maddeyi hem de zamanı yaratmış olan, yani her ikisinden
de bağımsız bir varlık olmalıdır. Ünlü Amerikalı astrofizikçi
Hugh Ross bu gerçeği şöyle açıklar: "Eğer zaman ve madde,
patlamayla birlikte ortaya çıkmışsa, o zaman evreni meydana
getiren nedenin, evrendeki zaman ve mekandan tamamen bağımsız
olması gerekir. Bu bize Yaratıcı'nın evrendeki tüm boyutların
üzerinde olduğunu gösterir. Aynı zamanda Yaratıcı'nın bazılarının
savunduğu gibi evrenin kendisi olmadığını ve evreni kapladığını,
sadece evrenin içindeki bir güç olmadığını kanıtlar."
Bu bilim adamının da söylediği gibi, madde ve zaman,
tüm bu kavramlardan bağımsız olan sonsuz güç sahibi
bir Yaratıcı tarafından var edilmiştir. O Yaratıcı,
göklerin ve yerin Rabbi olan Allah'tır.
|