|
TERÖRİZMİN GERÇEK İDEOLOJİK
KÖKENİ:
DARWINİZM VE MATERYALİZM
Darwin, "insan çatışan hayvandır" diye özetlenebilecek
teorisiyle, şiddeti meşrulaştırdı.
|
Darwin, "insan çatışan hayvandır" diye özetlenebilecek
teorisiyle, şiddeti meşrulaştırdı.
Pek çok insan evrim teorisini, ilk olarak Charles Darwin'in
ortaya attığı, bilimsel delillere, gözlemlere ve deneylere
dayalı bir teori zanneder. Oysa evrim teorisinin ilk
fikir babası Darwin olmadığı gibi, teorinin kaynağı
da bilimsel deliller değildir. Teori, antik bir dogma
olan materyalist felsefenin doğaya uyarlanmasından ibarettir.
Bugün de teori, kendisini destekleyen bilimsel bulgular
olmamasına rağmen, sırf materyalist felsefe uğruna körü
körüne savunulmaktadır.
Bu bağnazlık dünyaya çok büyük belalar getirmiştir.
Çünkü Darwinizm'in ve ondan dayanak bulan materyalist
felsefenin yaygınlaşmasıyla birlikte, "insan nedir"
sorusuna verilen cevap değişmiştir. Daha önceden bu
soruya "insan, Allah'ın yarattığı ve O'nun öğrettiği
güzel ahlaka göre yaşaması gereken bir varlıktır" cevabını
veren insanlar, "insan rastlantılarla var olmuş, yaşam
mücadelesiyle gelişmiş bir hayvandır" diye düşünmeye
başlamışlardır. Bu büyük yanılgının faturası ise çok
ağırdır. Irkçılık, faşizm, komünizm gibi vahşet ideolojileri
ve diğer pek çok barbar, çatışmacı dünya görüşü, bu
yanılgıdan güç bulmuştur.
Bu makalede Darwinizm'in insanlığa getirdiği bu belayı
inceleyecek ve bunun günümüzün en önemli global sorunlarından
biri olan "terörizm"le ilgisini açıklayacağız.
Darwinizm'in Yanılgısı: "Yaşam Bir Çatışmadır"
Darwin, teorisini geliştirirken temel bir varsayımdan
yola çıkmıştı: "Canlıların gelişimi doğadaki yaşam mücadelesine
bağlıdır. Bu mücadeleyi güçlü olanlar kazanır. Zayıflar
ise ezilerek yok olmaya mahkumdurlar".
Darwin'e göre, doğada acımasız bir yaşam mücadelesi,
daimi bir çatışma vardı. Güçlüler her zaman güçsüzleri
alt ediyor ve gelişme de bu sayede mümkün oluyordu.
Türlerin Kökeni kitabına koyduğu altbaşlık da, onun
bu görüşünü özetliyordu: "Türlerin Kökeni, Doğal Seleksiyon
ve Yaşam Mücadelesinde Kayırılmış Irkların Korunması
Yoluyla".
Dahası Darwin, "yaşam mücadelesi"nin insan ırkları
arasında da geçerli olduğunu öne sürmüştü. Bu gerçekdışı
iddiaya göre, "kayırılmış ırklar" bu mücadelede üstün
geliyorlardı. Darwin'e göre kayırılmış ırklar, Avrupalı
beyazlardı. Asyalı ya da Afrikalı ırklar ise, yaşam
mücadelesinde geri kalmışlardı. Darwin daha da ileri
giderek, bu ırkların dünya üzerindeki "yaşam mücadelesi"ni
yakın zamanda tamamen kaybederek yok olacaklarını ileri
sürmüştü:
"Belki de yüzyıllar kadar sürmeyecek yakın bir gelecekte,
medeni insan ırkları, vahşi ırkları tamamen yeryüzünden
silecekler ve onların yerine geçecekler. Öte yandan
insansı maymunlar da… kuşkusuz elimine edilecekler.
Böylece insan ile en yakın akrabaları arasındaki boşluk
daha da genişleyecek. Bu sayede ortada şu anki Avrupalı
ırklardan bile daha medeni olan ırklar ve şu anki zencilerden,
Avustralya yerlilerinden ve gorillerden bile daha geride
olan babun türü maymunlar kalacaktır." 1
Hintli antropolog Lalita Vidyarthi Darwin'in evrim
teorisinin, ırkçılığı sosyal bilimlere nasıl kabul ettirdiğini
şöyle açıklar:
"Darwin'in ortaya attığı 'en güçlülerin hayatta kalması'
düşüncesi, insanoğlunun kültürel bir evrim sürecinden
geçtiğine ve en üst kademenin Beyaz Adam'ın medeniyeti
olduğuna inanan sosyal bilimciler tarafından coşkuyla
karşılandı. Bunun bir sonucu olarak, 19. yüzyılın ikinci
yarısındaki Batılı bilimadamlarının çok büyük bir kısmı
ırkçılığı şiddetle benimsediler."2
Darwin'in İlham Kaynağı: Malthus'un Acımasızlık
Teorisi
Malthus
Darwin Malthus'un acımasızlık teorisinden etkilenmişti.
|
Darwin Malthus'un acımasızlık teorisinden etkilenmişti.
Darwin'in bu konulardaki ilham kaynağı, İngiliz bir
ekonomist olan Thomas Malthus'un An Essay on the Principle
of Population (Nüfus Prensibi Üzerine Bir Deneme) adlı
kitabıydı. Malthus kendi başlarına bırakıldıklarında,
insan nüfusunun çok hızlı arttığını hesaplamıştı. Ona
göre nüfusları kontrol altında tutan başlıca etkenler,
savaş, kıtlık ve hastalık gibi felaketlerdi. Kısacası
bu vahşi iddiaya göre, bazı insanların yaşayabilmeleri
için diğerlerinin ölmesi gerekiyordu. Var olma, "sürekli
savaş" anlamına geliyordu.
19. yüzyılda Malthus'un fikirleri oldukça geniş bir
kitle tarafından benimsenmişti. Özellikle, Avrupalı
üst sınıfın entellektüelleri Malthus'un zalimce fikirlerini
destekliyordu. "Nazilerin Bilimsel Arka Planı" isimli
makalede, 19. yüzyıl Avrupası'nın Malthus'un popülasyon
ile ilgili görüşlerine verdiği önem şöyle aktarılmaktadır:
"19. yüzyılın ilk yarısında Avrupa'da yönetici sınıfın
üyeleri, yeni keşfedilen 'nüfus artışı problemi'ni tartışmak
ve fakirlerin ölüm oranlarını arttırmak için, Malthus'un
fikirlerini uygulamanın yöntemlerini planlamak üzere
biraraya geldiler. Vardıkları sonuç özetle şöyleydi:
"Fakirlere temizliği tavsiye etmek yerine tam tersi
alışkanlıklara teşvik etmeliyiz. Şehirlerimizdeki sokakları
daha dar yapmalıyız, daha fazla insanı evlere doldurmalıyız
ve vebayı getirmeye çalışmalıyız. Ülkemizde köylerimizi
durgun sulara yakın yapmalıyız, bataklıklarda yaşamayı
teşvik etmeliyiz vs..." 3
Bu zalimce uygulamanın sonucunda, yaşam mücadelesinde
güçlü olanlar zayıf olanları ezecekler ve bu şekilde
hızla artan nüfus da dengelenmiş olacaktı. İngiltere'de
19. yüzyılda söz konusu "fakirleri ezme" programı gerçekten
uygulandı. 8-9 yaşındaki çocukların günde 16 saat kömür
ocaklarında çalıştırıldıkları ve binlercesinin kötü
şartlar nedeniyle öldüğü bir endüstri düzeni kuruldu.
Malthus'un teorik olarak gerekli bulduğu "yaşam mücadelesi",
İngiltere'de milyonlarca fakir insana azap dolu bir
ömür yaşattı.
Darwin, işte bu fikirlerden etkilenerek çatışmacı görüşü
tüm doğaya uyguladı ve bu var olma savaşında güçlü olanların
ve en iyi uyum sağlayanların galip geleceklerini öne
sürdü. Dahası, söz konusu yaşam mücadelesinin doğanın
meşru ve değişmez bir yasası olduğunu iddia ediyordu.
Bir yandan da yaratılışı inkar ederek insanları dini
inançlarını terk etmeye davet ediyor ve böylece "yaşam
mücadelesi"nin acımasızlığına engel olabilecek tüm ahlaki
kıstasları hedef almış oluyordu.
Bireyleri acımasızlığa ve zalimliğe yönlendiren bu
gerçek dışı fikirlerin yaygınlaşmasıyla, 20. yüzyılda
insanlığın ödeyeceği bedel ağır olacaktı
.
Darwinizm'in I. Dünya Savaşı'nın Hazırlanmasındaki
Rolü
Naziler'in ırk
teorisi ve çatışmaya olan inançları, Darwin'in
teorilerinden ilham almıştı.
|
Darwinizm'in Avrupa kültürüne hakim olmasıyla birlikte,
"yaşam mücadelesi" kavramı da etkisini göstermeye başladı.
Öncelikle sömürgeci Avrupa devletleri, sömürdükleri
ülkeleri "evrimde geri kalmış ırklar" olarak gösterdiler
ve yaptıkları işi meşru gösterebilmek için Darwinizm'e
atıfta bulundular.
Darwinizm'in siyasi etkilerin en kanlısı ise, 1914
yılında patlak veren I. Dünya Savaşı'ydı.
Ünlü İngiliz tarih profesörü James Joll, Europe Since
1870 (1870'den Bu Yana Avrupa) isimli kaynak kitabında,
I. Dünya Savaşı'nı hazırlayan faktörlerden birinin,
o dönemdeki Avrupalı yöneticilerin Darwinist düşüncelere
olan inancı olduğunu anlatır. Örneğin, Avusturya-Macaristan'ın
Başkomutanı General Franz Baron Conrad von Hoetzendorff,
savaştan sonraki anılarında şöyle yazmıştır:
"İnsan sevgisini ön plana çıkaran dinler, ahlaki öğretiler
ve (bu gibi) felsefi doktrinler, bazen gerçekten insanoğlunun
yaşam mücadelesini zayıflatabilirler. Ama hiçbir zaman
bu mücadeleyi dünyanın itici gücü olmaktan çıkaramayacaklardır…
Dünya savaşının büyük felaketi, bu büyük prensiple tam
bir uyum içinde gerçekleşmiştir. İnsanların ve devletlerin
hayatlarının ana gücüyle oluşan bu savaş, aynen boşalması
gereken bir yıldırım yükü gibi, doğanın bir kuralıdır."4
I. Dünya Savaşını
başlatan Avrupa liderleri, Sosyal Darwinizm'in
etkisiyle, savaşın "biyolojik bir gereklilik"
olduğuna inanıyorlardı.
|
I. Dünya Savaşını başlatan Avrupa liderleri, Sosyal
Darwinizm'in etkisiyle, savaşın "biyolojik bir gereklilik"
olduğuna inanıyorlardı.
Bu gibi bir ideolojik altyapıya sahip olan Conrad'ın
neden Avusturya-Macaristan'ı bir savaş başlatmaya sürüklediğini
anlamak zor değildi. Bu gibi düşünceler dönemin sadece
askeri şahsiyetleriyle sınırlı kalmamıştı. Kurt Riezler,
yani Alman Şansölyesi Theobald von Bethman-Hollweg'in
kişisel danışmanı ve sır dostu, 1914 yılında şöyle yazmıştır:
"Mutlak ve ezeli düşmanlık, insanlar arasındaki ilişkilerin
doğasında vardır. Her yerde gördüğümüz daimi nefret…
insan tabiatının bozulmasından kaynaklanmamaktadır,
aksine doğanın ve yaşamın kaynağının özünde zaten bu
vardır." 5
I. Dünya Savaşı generallerinden Friedrich von Bernardi
ise, savaş ve doğadaki savaşım kanunları arasındaki
bağlantıyı şöyle kurmuştur:
Savaş biyolojik bir gereksinmedir, doğadaki unsunların
çatışması kadar gereklidir; biyolojik yönden yerinde
sonuçlar verir, çünkü bu sonuçlar, varlıkların temel
özellikleriyle ilgilidir. 6
Görüldüğü gibi, I. Dünya Savaşı, savaşmayı, kan dökmeyi,
acı çekmeyi ve çektirmeyi bir tür "gelişme" olarak gören,
bunları değişmez bir "doğa kanunu" sanan Avrupalı düşünür,
general ve yöneticilerin yüzünden çıkmıştı. Tüm bu kuşağı
bu kökten yanlış fikirlerle yıkıma sürükleyen ideolojik
kaynak ise, Darwin'in "yaşam mücadelesi" ve "kayırılmış
ırklar" kavramlarından başka bir şey değildi.
Birinci Dünya Savaşı ardında 8 milyon ölü, yüzlerce
harabeye dönmüş şehir ve milyonlarca yaralı, sakat,
evsiz ve işsiz insan bıraktı.
Bundan 21 yıl sonra başlayan ve ardında yaklaşık 55
milyon ölü bırakan Nazi savaşının temeli de Darwinizm'e
dayanıyordu.
"Orman Kanunları"nın Açtığı Yol: Faşizm
Darwinizm 19. yüzyılda ırkçılığı beslerken, 20. yüzyılda
doğup gelişecek ve tüm dünyayı kana bulayacak bir ideolojinin
de temellerini oluşturuyordu: Nazizm.
Naziler'in
ırk teorisi ve çatışmaya olan inançları, Darwin'in
teorilerinden ilham almıştı.
|
Naziler'in ırk teorisi ve çatışmaya olan inançları,
Darwin'in teorilerinden ilham almıştı.
Nazi ideologlarında da yoğun bir Darwinizm etkisi görülmektedir.
Adolf Hitler ve Alfred Rosenberg tarafından şekillendirilen
bu teori incelendiğinde, "doğal seleksiyon", "seçici
eşleşme", "ırklar arası yaşam mücadelesi" gibi, Darwin'in
Türlerin Kökeni kitabında onlarca kez tekrarlanan kavramlara
rastlanır. Hitler ünlü kitabı "Kavgam" (Mein Kampf)'ın
ismini de, Darwinizm'in yaşamın bir mücadele arenası
olduğu ve bu mücadelede üstün gelenlerin hayatta kaldıkları
prensibinden esinlenerek koymuştur. Kitabında özellikle
ırklar arasındaki mücadeleden söz etmiş ve şöyle demiştir:
"Tarih doğanın kendi kendine olusturacağı yeni bir
ırksal hiyerarşi sonucunda eşi benzeri olmayan bir imparatorluk
meydana getirecektir." 7
1933'deki ünlü Nuremberg mitinginde ise, "yüksek ırkın
düşük ırkları idare ettiğini, bunun doğada görülen bir
hak olduğunu ve tek mantıklı hak olduğunu" ileri sürmüştür.
Nazilerin Darwin'den etkilendikleri bugün konunun uzmanı
olan tarihçilerin hemen hepsi tarafından kabul gören
bir gerçektir. "Faşizm'in Yükselişi" (The Rise of Fascism)
isimli kitabın yazarı Peter Chrisp de bu gerçeği şöyle
ifade eder:
"Charles Darwin'in insanların maymunlardan evrimleştiği
teorisi ilk kez yayınlandığında alay konusu olmuştu,
fakat daha sonra geniş bir alanda kabul edilmişti. Naziler
Darwin'in teorilerini... savaş ve ırkçılığı haklı göstermek
için kullandılar." 8
Tarihçi Hickman da Hitler'in Darwinizm'den etkilendiğini
şöyle açıklar:
"Hitler katı bir evrimciydi. Psikozunun derinlikleri
ne olursa olsun Mein Kampf kitabı bir dizi evrim fikrini
sergiler, özellikle de en uygunların yaşam savaşı ve
daha iyi bir toplum için zayıfların katledilmesi fikirlerine
yer verir." 9
Bu görüşlerle ortaya çıkan Hitler, dünyayı eşi benzeri
hiç görülmemiş bir vahşete sürükledi. Başta Yahudiler
olmak üzere, pek çok etnik veya siyasi grup, Nazi ölüm
kamplarında feci bir zulme ve katliama maruz bırakıldı.
Naziler'in işgalleri ile başlayan II. Dünya Savaşı ise,
tam 55 milyon insanın yaşamına mal oldu. Dünya tarihinin
gördüğü bu en büyük felaketin arka planında, Darwinizm'in
"yaşam mücadelesi" kavramı yer alıyordu.
Kanlı İttifak: Darwinizm ve Komünizm
Marx'ın diyalektik materyalizmi şiddeti ve devrimcilik
uğruna kan dökmeyi haklı gösterdi.
Marx'ın diyalektik materyalizmi
şiddeti ve devrimcilik uğruna kan dökmeyi haklı
gösterdi.
|
Sosyal Darwinizm'in sağ kanadında faşistler yer alırken,
sol kanadında ise komünistler bulunur. Darwin'in teorisinin
en ateşli savunucuları arasında, komünistler her zaman
için önemli bir yer tutmuştur.
Darwinizm ile komünizm arasındaki bu ilişki, her iki
"izm"in kurucularına kadar uzanır. Komünizmin kurucuları
Marx ve Engels, Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabını
yayınlanır yayınlanmaz okumuşlar ve kitaptaki "diyalektik
materyalist" yaklaşıma hayran olmuşlardır. Marx ve Engels
arasındaki mektuplaşmalar, her ikisinin de Darwin'in
teorisini "komünizmin doğa bilimleri açısından temeli"
saydıklarını göstermektedir. Nitekim Engels Darwin'in
de etkisiyle kaleme aldığı Doğanın Diyalektiği adlı
kitabında Darwin'e övgüler yağdırmış ve "Maymundan İnsana
Geçişte Emeğin Rolü" adlı bölümde evrim teorisine kendince
katkılar yapmaya çalışmıştır.
Marx ve Engels'in yolunu izleyen Plekhanov, Lenin,
Trotsky ve Stalin gibi Rus komünistlerinin hepsi de,
Darwin'in evrim teorisini benimsemişlerdir. Rus komünizminin
kurucusu sayılan Plekhanov, "Marksizm, Darwinizm'in
sosyal bilimlere uygulanmasıdır" adlı sözüyle ünlüdür.
10
Trotsky'nin ise "Darwinizm, diyalektik materyalizmin
en büyük zaferidir" şeklinde açıklamaları bulunmaktadır.
11
Komünist kadroların oluşmasında "Darwinizm eğitimi"nin
büyük rolü vardır. Örneğin Stalin'in, gençliğinde bir
din adamı iken Darwin'in kitapları nedeniyle ateist
olduğu da tarihçiler tarafından not edilen bir gerçektir.12
Komünist rejimi Çin'de kuran ve milyonlarca insanı
katleden Mao ise kurduğu bu düzenin felsefi dayanağını,
"Çin sosyalizminin temeli, Darwin'e ve Evrim Teorisi'ne
dayanmaktadır" diyerek açıkça belirtmiştir. 13
Darwinizm'in Mao ve Çin komünizmi üzerindeki etkisi,
Harvard Üniversitesi'nden tarihçi James Reeve Pusey'in,
China and Charles Darwin (Çin ve Charles Darwin) adlı
araştırma kitabında detaylarıyla anlatılmaktadır.14
Kısacası, evrim teorisi ile komünizm arasında kopmaz
bir bağ vardır. Evrim teorisi, canlıların bir tesadüf
ürünü olduğunu iddia etmekle, ateizme sözde bilimsel
bir dayanak sağlamıştır. Tamamen ateist bir ideoloji
olan komünizm de bu nedenle kaçınılmaz olarak Darwinizm'e
bağlıdır. Dahası, evrim teorisi doğadaki gelişmenin
çatışma (yani "yaşam mücadelesi") sayesinde mümkün olduğunu
ileri sürmekle, komünizmin temelinde yer alan "diyalektik"
kavramını desteklemektedir.
Komünizmin bu "diyalektik çatışma" kavramının 20. yüzyıl
boyunca yaklaşık 120 milyon insanı katletmiş bir "cinayet
makinası" olduğunu düşünürsek, Darwinizm'in dünyaya
getirdiği felaketin boyutunu daha iyi anlamak mümkün
olur.
Darwinizm ve Terörizm
Buraya kadar incelediğimiz gibi, Darwinizm, 20. yüzyılda
insanlığı felaketlere sürükleyen çeşitli şiddet yanlısı
ideolojilerin kökenidir. Ancak Darwinizm bu ideolojilerin
yanında bir de, çeşitli dünya görüşlerine etki edebilecek
bir "ahlak anlayışı" ve "yöntem" tarif etmektedir. Bu
ahlak anlayışının ve yöntemin temel kavramı ise, "kendinden
olmayanla çatışmak"tır.
Bunu şöyle açıklayabiliriz: Dünya üzerinde farklı inançlar,
farklı dünya görüşleri, farklı felsefeler vardır. Bunlar
birbirlerine iki farklı bakış açısıyla bakabilirler:
1) Kendilerinden olmayanların
varlıklarına saygı gösterebilir, onlarla diyalog kurmaya
çalışabilir, "insancıl" bir yöntem izleyebilirler.
2) Kendilerinden olmayanlarla
çatışmak, kavga etmek, onlara zarar vererek avantaj
kazanmak yolunu seçebilir, yani "hayvani" davranabilirler.
"Terörizm" adını verdiğimiz felaket, bu ikinci bakış
açısının bir ifadesinden başka bir şey değildir.
Terörü meşru bir yöntem olarak gören fikirler, materyalizmden
kaynak bulur.
Terörü
meşru bir yöntem olarak gören fikirler, materyalizmden
kaynak bulur.
|
Bu iki yaklaşım arasındaki farkı irdelediğimizde, Darwinizm'in
insanların bilinçaltına aşıladığı "insan, çatışan hayvandır"
telkininin son derece etkili olduğunu görürüz. Belki
çatışma yolunu seçen insan ve grupların çoğunun Darwinizm'den,
bu ideolojinin prensiplerinden haberi yoktur. Ama sonuçta
felsefi temeli Darwinizm'e dayanan bir bakış açısını
benimsemektedirler. Onları bunun doğruluğuna inandıran
şey, "bu dünyada güçlüler ayakta kalır", "büyük balık
küçük balığı yutar", "savaşmak erdemdir", "insan savaşarak
yücelir" gibi temeli Darwinizm'e dayanan sloganlardır.
Darwinizm'i kaldırın, bu sloganların da altı boş kalacaktır.
Aslında Darwinizm kaldırıldığında, geriye "çatışmacı"
bir felsefe kalmamaktadır. Yeryüzündeki insanların büyük
bölümünün inandığı her üç İlahi din de (Hıristiyanlık,
Yahudilik ve İslam) çatışmacılığa karşıdır. Her üç dinde
de, yeryüzünde barış ve huzur sağlanmasını amaçlamakta,
masum insanların öldürülmesine, zulüm ve işkence görmesine
karşı çıkmaktadır. Çatışmayı ve şiddeti, Allah'ın insanlar
için belirlemiş olduğu ahlaka aykırı olan, anormal ve
istenmeyen kavramlar olarak kabul etmektedir. Oysa Darwinizm,
çatışmayı ve şiddeti, mutlaka var olması gereken, doğal,
doğru ve meşru kavramlar olarak görmekte ve göstermektedir.
Bu nedenle, eğer birileri çıkar da, İslam, Hıristiyanlık
veya Yahudilik adına, bu dinlerin kavramlarını ve sembollerini
kullanarak terör uygularsa, çatışmacılık körüklerse,
bilin ki o kişiler Müslüman, Hıristiyan veya Yahudi
değildir. Gerçekte bir Sosyal Darwinisttir. Din kisvesi
altına gizlenmiştir, ama samimi bir inanç sahibi değildir.
Dine hizmet etmek için ortaya çıktığını iddia etse de,
gerçekte dine ve dindarlara düşmandır. Çünkü, bizzat
dinin yasakladığı bir suçu, hem de insanların gözünde
dini karalayacak şekilde, zalimce işlemektedir.
Dolayısıyla dünyamızı saran terör belasının kökeni,
herhangi bir İlahi dinde değil, dinsizlikte, dinsizliğin
çağımızdaki tanımları olan "Darwinizm" ve "materyalizm"de
gizlidir.
Dipnotlar
1- Charles Darwin, The
Descent of Man, 2. baskı, New York, A L. Burt Co., 1874,
s. 178 
2- Lalita Prasad Vidyarthi, Racism,
Science and Pseudo-Science, Unesco, France, Vendôme,
1983. s. 54 
3- Theodore D. Hall, The Scientific
Background of the Nazi Race Purification Program, http://www.trufax.org/avoid/nazi.html
4- James Joll, Europe Since 1870: An
International History, Penguin Books, Middlesex, 1990,
s. 164
5- James Joll, Europe Since 1870: An
International History, Penguin Books, Middlesex, 1990,
s. 164
6- Anthony Smith, İnsan, Yapısı ve Yaşamı,
Remzi Kitapevi, İstanbul, 1979, s. 33
7- Henry Morris, The Long War Against
God, 1989, s. 78
8- Witness History Series,The Rise Of
Fascism, Peter Chrisp, syf 6
9- Hickman, R., Biocreation, Science
Press, Worthington, OH, pp. 51-52, 1983; Jerry Bergman,
"Darwinism and the Nazi Race Holocaust", Creation Ex
Nihilo Technical Journal 13 (2): 101-111, 1999 
10- Robert M. Young DARWINIAN EVOLUTION
AND HUMAN HISTORY, Historical Studies on Science and
Belief, 1980
11- Alan Woods and Ted Grant. "Marxism
and Darwinism", Reason in Revolt: Marxism and Modern
Science, London, 1993
12- Alex de Jonge, Stalin and The Shaping
of the Soviet Uninon, William Collins Sons & Limited
Co., Glasgow, 1987, s. 22
13- Mehnert, Kampf um Mao's Erbe, Deutsche
Verlags-Anstalt, 1977
14- James Reeve Pusey, China and Charles
Darwin, Cambridge, Massachusetts, 1983
|