|
Bir Evrim Masalı Daha Çöktü:
EVRİMCİLER İNSAN İLE MAYMUN ARASINDAKİ
BÜYÜK GENETİK FARKI İTİRAF ETTİ
HARUN YAHYA
Uzun zamandır evrimciler,
"insanlar ve şempanzeler arasında sadece % 1'lik
bir genetik farklılık vardır" iddiasıyla evrim
propagandası yapıyorlardı. İnsan ve şempanze genleri
arasında kesin bir karşılaştırma yapılmamış olmasına
rağmen, Darwinist ideoloji onları bu iki tür arasında
çok küçük bir farklılık olduğunu varsaymaya yöneltiyordu.
Yapılan
yeni bir araştırma ise, evrimcilerin bu konudaki propagandalarının
-tıpkı diğerleri gibi- yanlış olduğunu gösteriyor. Araştırmada,
evrimci yayınlarda iddia edildiği gibi insanlar ve şempanzelerin
genetik yapısının "99% benzer" olmadığı ve
genetik benzerliğin %95 ten öteye gitmediği belirtiliyor.
CNN'in web sayfasında 25 Eylül
2002 tarihinde yayınlanan "Humans, chimps
more different than thought"(İnsanlar, şempanzeler
düşünüldüğünden daha farklı)"
başlıklı yazıda bu araştırmanın sonuçları şöyle haber
veriliyor:
Yapılan yeni genetik araştırmaya
göre, insanlar ve şempanzeler
arasında bir zamanlar inanıldığından çok daha fazla
farkılık var.
Biyologlar uzun bir süre şempanzelerin
ve insanların genlerinin %98.5 benzer olduğunu savundular.
Ancak California Institute of Technology'den bir biyolog,
bu hafta yayınlanan çalışmada, genleri karşılaştırmak
için kullanılan yeni bir yöntemin insanlar ve maymunların
arasındaki genetik benzerliğin yalnızca %95 oranında
olduğunu gösterdiğini açıkladı.
Araştırma,
insan DNA zincirindeki 3 milyon baz çiftinden 780.000
tanesini şempanzelerinki ile karşılaştıran bir bilgisayar
programına dayanıyordu. Daha önceki araştırmacıların
bulduklarından daha fazla birbirine benzemeyen bölüm
buldu ve DNA bazlarının en az % 3.9 oranında farklı
olduğu sonucuna varıldı.
Bu durum onu, türler arasında yaklaşık
%5 oranında genetik bir farklılık olduğu sonucuna
götürdü.. (1)
Darwinizm'e
olan koyu bağlılığı ile tanınan İngiliz bilim dergisi
New Scientist de aynı konuyu 23 Eylül 2002 tarihli internet
haberinde "Human-Chimp DNA Difference Trebled"
(İnsan-Şempanze Genetik Farkı Üç Katına Çıktı"
başlığıyla haber yaptı:
İnsan ve şempanze DNA'ları arasında yapılan yeni
karşılaştırmalara göre, eskiden düşünüldüğünden daha
eşsiziz. Uzun bir süre, en yakın akrabalarımız ile
genetik yapımızın 98.5% benzeştiği görüşü savunuldu.
Şimdi bunun yanlış olduğu ortaya çıkıyor. Gerçekte,
genetik yapımızın %95'den daha az kısmını paylaşıyoruz
, şempanzeler ile aramızdaki farklılık düşünüldüğünden
3 kat daha fazla. (2)
Bu bulguyu ortaya çıkaran biyoloğun ulaştığı
sonucu, evrim teorisine göre değerlendirmeye devam ediyor,
ancak aslında bunu yapması için bilimsel bir neden yok.
Çünkü, evrim teorisini ne fosil kayıtları ne de genetik
veya biyokimyasal veriler destekliyor. Aksine, kanıtlar
dünyadaki değişik hayat formlarının birdenbire, evrimsel
ataları olmadan ortaya çıktığını gösteriyor ve bunların
kompleks sistemleri bir "akıllı tasarım"ın,
yani yaratılışın varlığını ispatlıyor.
Genetik Bilimi Evrime Meydan
Okuyor
Gerçekte değişik türler arasındaki benzerliklerden
hiçbirisi evrimsel bir ilişkiyi göstermez. Farklı türlere
ve sınıflara ait canlıların DNA ve kromozom analizleri
sonucunda elde edilen bulgular karşılaştırıldığında,
canlıların DNA ve kromozomlarındaki benzerliklerin ya
da farklılıkların, öne sürülen hiçbir evrimci mantık
ya da bağlantıyla uyuşmadığı çok açık bir biçimde ortaya
çıkmaktadır. Evrimci teze göre canlıların kompleksliklerinde
kademeli bir artış yaşanmış olmalı, buna paralel olarak
da gen sayılarının kademeli olarak artması beklenmelidir.
Fakat elde edilen veriler bu tezin tamamen hayal ürünü
olduğunu göstermektedir.
Moleküler karşılaştırmaların evrim
teorisi lehinde değil, aleyhinde sonuçlar verdiği, 1999
yılında Science dergisinde yayınlanan "Is
It Time to Uproot the Tree of Life?" başlıklı bir
makalede de kabul edilmiştir. Elizabeth Pennisi imzalı
makalede, Darwinist biyologların "evrim ağacını"
aydınlatmak için yürüttükleri genetik analiz ve karşılaştırmaların
tam aksi yönde sonuç verdiği belirtilmiş, "yeni
verilerin evrimsel tabloyu kararttığı" ifade edilmiştir:
Bir yıl önce, bir düzineden fazla mikroorganizmanın
yeni dizinlenmiş genomlarını inceleyen biyologlar,
bu bilgilerin yaşamın erken zamanlarının tarihi hakkındaki
kabul edilmiş çizgileri destekleyeceğini ummuşlardı.
Ama gördükleri şey onları şaşkına düşürdü. O an mevcut
olan genomların karşılaştırılması, yaşamın büyük gruplarının
nasıl ortaya çıktığına dair tabloyu aydınlatmamakla
kalmadı, onu daha da karışık hale getirdi. Ve şimdi,
elde bulunan 8 yeni mikrobial dizilimle birlikte,
durum daha da kafa karıştırıcı bir hal aldı...
Çoğu evrimci biyolog, yaşamın başlangıcını üç temel
alemde bulabileceklerini düşünüyorlardı... Tam DNA
dizilimleri, başka türlü genlerin karşılaştırılmasının
yolunu açtığında, araştırmacılar basitçe bu ağaca
daha fazla detay ekleyeceklerini umuyorlardı. Ama
"hiç bir şey gerçekten bu kadar daha uzak olamazdı"
diyor Claire Fraser, Rockville Maryland'deki The Institute
for Genomic Research'ün başkanı. Aksine, (genetik)
karşılaştırmalar, hem rRNA ağacıyla hem de birbirleriyle
çelişki içinde bulunan pek çok farklı hayat ağacı
versiyonu ortaya çıkardı. (3)
Ortak Tasarım
Peki insanların DNA'larının % 95 oranında
da olsa şempanzelerinkine benzemesi ne anlama geliyor?
Bu soruyu cevaplamak için, insan ile başka canlılar
arasında yapılan diğer bazı karşılaştırmalara da bakmak
gerekiyor.
Bu karşılaştırmalardan biri, insan
ile nematod filumuna bağlı solucanlar arasında yapılmış
ve % 75 benzerlik gibi ilginç bir sonuç ortaya çıkmıştır.
(4) Öte yandan bazı proteinler
üzerinde yapılan analizler de, insanı çok daha farklı
canlılara yakın gibi göstermektedir. Cambridge Üniversitesi'ndeki
araştırmacıların yaptığı bir çalışmada, kara canlılarının
bazı proteinleri karşılaştırılmaktadır. Hayret verici
bir şekilde, yaklaşık bütün örneklerde insan ve tavuk,
birbirlerine en yakın akraba olarak eşleşmişlerdir.
Bir sonraki en yakın akraba ise timsahtır. (5)
Tüm bu tablonun gösterdiği ise şu: İnsan ve diğer canlılar
arasında genetik benzerlikler var. Ama bu benzerlikler
herhangi bir "evrim şeması" ortaya çıkarmıyor.
Bu genetik benzerliklerin var olması ise, son derece
doğal, hatta kaçınılmaz. Çünkü insan bedeni de diğer
canlılarla aynı malzemeden, aynı atomlardan oluşuyor.
İnsanın soluduğu hava, yediği besinler, içinde yaşadığı
iklim hayvanlarınkiyle aynı. Dolayısıyla insan da diğer
canlılarla benzer proteinlere ve bunların genetik kodlarına
sahip. Ama bu, insanın diğer canlılarla ortak bir kökenden
geldiği, onlardan evrimleştiği gibi bir anlam taşımıyor.
Nitekim, farklı canlılar arasında yapılan genetik karşılaştırmalar,
150 yıllık evrim ağacını alaşağı etmiş durumda. Genetik
bulgular, evrim teorisini reddiyor.
Peki bu durumda canlılardaki benzer yapıların bilimsel
açıklaması nasıl yapılabilir? Bu sorunun cevabı, Darwin'in
evrim teorisi bilim dünyasına hakim olmadan önce verilmişti.
Canlılardaki benzer organları ilk kez gündeme getiren
Carl Linneaus ya da Richard Owen gibi bilim adamları,
bu organları "ortak tasarım"
örneği olarak görmüşlerdi. Yani benzer organlar veya
benzer genler, ortak bir atadan tesadüfen evrimleştikleri
için değil, belirli bir işlevi görmek için bilinçli
bir şekilde tasarlanmış oldukları için benzerdir.
Modern bilimsel bulgular ise, benzer organlar için
ortaya atılan "ortak ata" iddiasının tutarlı
olmadığını ve yapılabilecek yegane açıklamanın söz konusu
"ortak tasarım" açıklaması olduğunu göstermektedir.
Diğer bir ifadeyle, canlılar ortak bir planla yaratılmışlardır.
.
Dipnotlar
1 -http://www.cnn.com/2002/TECH/science/09/24/humans.chimps.ap/index.html
2- http://www.newscientist.com/news/news.jsp?id=ns99992833
3- Elizabeth Pennisi, "MICROBES, IMMUNITY, AND
DISEASE: Is It Time to Uproot the Tree of Life?"
Science, Volume 284, Number 5418, Issue of 21 May 1999,
pp. 1305-1307 
4- New Scientist, 15 May 1999, s. 27 
5- New Scientist, c. 103, 16 Ağustos 1984, s. 19 
|