|
MATERYALİZM VE DARWINİZM, ÇAĞIMIZDA
DİNSİZLİĞİN TEMEL DAYANAĞIDIR
HARUN YAHYA
Maddecilik ya da günümüzde kullanılan adıyla materyalizm,
tarihin çok eski dönemlerinden beri var olan fikir sistemlerinden
biridir. Materyalizm, tek gerçek varlığın madde olduğunu
savunur. Bu batıl anlayışa göre madde ezelden beri vardır
ve sonsuza kadar da varlığını sürdürecektir. Materyalizmin
en önemli özelliği ise bir Yaratıcı'nın varlığını ve
her türlü dini inancı reddetmesidir. Yeryüzünde dinsizliği
kendine temel prensip edinen pek çok akım, ideoloji
ve fikir sistemi bulunmaktadır; ancak materyalizm, dini
inkar eden bu akımların büyük bir bölümünün temelini
oluşturur. Diğer bir deyişle dinsizliğin en etkin dini
materyalizmdir.
Maddeci anlayışa, Sümerler'den, eski Yunan dinlerine
kadar tarihin her döneminde rastlanmıştır. Ancak bu
batıl inanış asıl olarak 19. yüzyılda yaygınlaşıp, yerleşik
bir fikir sistemi haline gelmiştir. Çok büyük bir hızla
yaygınlaşan bu maddeci anlayışın önünde her zaman için
önemli bir engel bulunmuştur. Maddenin ezeli olduğunu
iddia eden materyalizmin önündeki bu büyük engel, "evrenin
ve canlılığın nasıl meydana geldiği" sorusudur.
Aynı yüzyıl içinde, Charles Darwin'in ortaya attığı
evrim teorisi, materyalistlerin önünde bir engel teşkil
eden bu soruya tam da onların aradıkları -ama aslında
hiçbir geçerliliği olmayan- cevabı vermiştir. Darwin'in
ortaya attığı asılsız teoriye göre cansız maddeler kendi
kendilerini rastgele gelişen bazı olaylarla organize
etmişler ve bunun sonucunda ilk hücre tesadüfen var
olmuştur. Ve Darwinizm'e göre yeryüzündeki canlıların
tümü, bu ilk hücrenin tesadüfler sonucunda evrimleşmesiyle
meydana gelmiştir.
Darwin, bu iddialarıyla aslında bilim tarihindeki en
büyük yanılgının mimarıdır. Hiçbir somut bilimsel bulguya
dayanmayan teorisi, kendisinin de kabul ettiği gibi
sadece bir "mantık yürütme"dir. Hatta Darwin'in, Türlerin
Kökeni isimli kitabındaki "Teorinin Zorlukları" başlıklı
uzun bölümde itiraf ettiği gibi, evrim teorisi birçok
önemli soru karşısında çaresiz kalmıştır.
Yine de Darwin, bilim geliştikçe teorisinin önündeki
bu zorlukları aşabileceğini ve yeni bilimsel bulguların
teorisini güçlendireceğini ummuştur. Bunu da kitabında
sık sık belirtmiştir. Ancak gelişen bilim, Darwin'in
umutlarının tam aksine, teorinin temel iddialarını birer
birer dayanaksız bırakmıştır. Öyle ki evrim teorisi
bugün, lehinde yürütülen tüm propagandalara rağmen,
Avustralyalı ünlü moleküler biyolog Michael Denton'ın
Evolution: A Theory in Crisis adlı kitabında vurguladığı
gibi "kriz içinde bir teori"dir. (Michael Denton, Evolution:
A Theory in Crisis, London: Burnett Books, 1985)
Ancak 19. yüzyılda evrim teorisi ile ilgili bilimsel
gerçekler bilinmiyordu. Ve kendilerine bilimsel bir
destek arayan materyalistler için bu teori kaçırılmayacak
bir fırsattı. Çünkü Charles Darwin, teorisine dayanarak
bir Yaratıcı'nın varlığını inkar ediyordu. O dönemde
insanın başıboş tesadüflerin etkisiyle cansız maddelerden
oluştuğu iddiası, materyalistlerin en fazla duymak istedikleri
şeydi.
Evrim teorisine getirdiği eleştirilerle ve yayınladığı
kitaplarla akademik çevrelerde çok saygın bir yere sahip
olan Chicago Üniversitesi profesörlerinden Phillip Johnson,
evrim teorisinin dinsiz fikir akımları için taşıdığı
önemi şöyle açıklamaktadır:
…Darwinizm'in kabul edilmesi Allah'ın varlığının inkar
edilmesi anlamına geliyordu ve sonuç olarak Allah'ın
vahyine dayalı dinin yerine evrimsel natüralizme dayalı
yeni bir inanç oluşturuldu. Bu yeni inanç sadece bilimin
değil, hükümetlerin, hukukun ve ahlakın da temel inancını
oluşturdu, modernizmin temel dini felsefesi sayıldı.
(Phillip E. Johnson, Defeating Darwinism Intervarsity
Press, 1997, s.99)
Peki Phillip Johnson'ın yukarıdaki sözleriyle de ifade
ettiği bu dinsiz felsefenin sahiplerinin gerçek amaçları
nedir?
Allah'ın varlığını ve dini inkar eden bir toplum oluşturmak
isteyen materyalistler, insanın, karşısında kendisini
sorumlu hissedeceği bir varlık olmadığını iddia ederler.
Kendi çarpık anlayışları nedeniyle, insanın başıboş
ve sorumsuz olmasını ve hiç kimseye hesap vermek zorunda
olmamasını isterler. Materyalistlerin bu cahilce tutkusu,
materyalist bir bilim adamı tarafından şöyle özetlenmektedir:
İnsan, evrende anlama kapasitesine ve potansiyeline
sahip tek varlıktır. Ama bilinçsiz ve akılsız maddelerin
bir ürünüdür. Böylece dünyaya gelişini kendisi başarmış
olan insan, sadece kendisine karşı sorumludur. (George
Gaylord Simpson, Life of The Past:An Introduction to
Paleontology, New Haven: Yale University Press, 1953)
Yukarıdaki sözde ifade edilenin ne kadar mantıksız
bir çıkarım olduğu, akıl ve vicdan sahibi her insanın
rahatlıkla anlayabileceği bir gerçektir. Bu sözlerin
sahibi olan materyalist bilim adamı, insanın dünyaya
gelişinin kendi başarısı olduğunu iddia etmektedir.
Oysa açıktır ki insan dünyaya gelişinin hiçbir aşamasında
irade kullanmamış ve karar yetkisine de sahip olmamıştır.
Allah insanı yeryüzünde kusursuzca var etmiştir. Ama
tarih boyunca materyalist zihniyetin kendini "sorumsuz"
hissetme tutkusu, onu bilinçsiz ve akılsız maddelerden
bilinçli ve akılcı planlamalar bekleme hezeyanına sürüklemiştir.
Ayrıca şunu da hatırlatmak gerekir ki, dinsizlerin
yukarıda ifade edilen bu başıboş ve sorumsuz bırakılma
istekleri sadece 19. ve 20. yüzyılda yaşayan materyalistlere
ve evrimcilere ait değildir. Allah Kuran'da geçmiş topluluklarda
da aynı düşünce yapısına sahip insanların bulunduğunu
şu şekilde bildirmiştir:
İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını
mı sanıyor? Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil
miydi? Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah,
onu) yarattı ve bir 'düzen içinde biçim verdi.' Böylece
ondan, erkek ve dişi olmak üzere çift kıldı. (Öyleyse
Allah,) Ölüleri diriltmeye güç yetiren değil midir?
(Kıyamet Suresi, 36-40)
Yukarıdaki ayette haber verildiği gibi insan, tamamen
kendi iradesi ve şuuru dışında, varlığı kesinlikle söz
konusu değilken Allah tarafından yaratılmıştır. Allah
insanı tek bir meni olarak yaratmış, ardından ayette
de bildirildiği gibi ona "düzen içinde biçim vermiş"tir.
Yani insanın kendi varlığı hakkında herhangi bir karar
yetkisi yoktur; çünkü yaratılmıştır. Ama Allah'ın bu
apaçık lütfuna rağmen kimi insanlar -yukarıdaki örnekte
görüldüğü gibi- kendi iradeleriyle yeryüzünde bulundukları
ve "başıboş" oldukları iddiasında bulunabilmektedirler.
Maddeci fikir sistemlerinin ve evrim teorisinin "sorumsuz,
başıboş insan özlemi", günümüzde de toplum yapısına,
bilim ve fikir dünyasına hakimdir. Bu sebeple manevi
değerleri hiçe sayan, toplumdaki dirlik ve düzeni sağlayan
tüm ahlaki değerlere karşı savaş açan bu çarpık anlayışın
bir sonucu olarak, giderek artan bir hızla ahlaki dejenerasyona
uğrayan nesiller yetiştirilmiştir.
Bugün bilim, materyalist düşüncenin ve evrim teorisinin
geçersiz olduklarını, hiçbir bilimsel delile dayanmadıklarını,
hatta bilimsel bulgular ile yalanlandıklarını açıkça
göstermektedir. Ancak 150 yıl boyunca ısrarla sürdürülen
toplumsal telkin nedeniyle, materyalist düşünce ve evrim
teorisi hala birçok insan tarafından sanki ispatlanmış
birer gerçek gibi savunulmaktadır. Çünkü bu anlayışın
öncülerinin, Allah'ın varlığını inkar edebilmeleri,
insanları dinden ve her türlü manevi değerden uzak tutabilmeleri
için materyalizme ve evrim teorisine ihtiyaçları vardır.
Aksi takdirde ellerinde dinsizliklerini savunabilecekleri
herhangi bir malzeme kalmayacaktır.
Bilimin gerersiz kıldığı Evrim teorisi'nın ısrarla
savunulmasının altında yatan nedenler…
Günümüzde pek çok bilim adamı, bilimsel gerçeklere
rağmen neden hala evrim teorisini ve materyalizmi savunduklarını
aslında açıkça itiraf etmektedir. Örneğin Philip Johnson,
evrim teorisinin ateşli savunucularından ve günümüzün
en koyu materyalistlerinden biri olan Harvard Üniversitesi'nden
genetikçi Richard Lewontin'in bir bilim adamı olarak
amacını belirttiği cümlesini aktarmış ve şu yorumu yapmıştır:
Asıl sorun insanlara en yakın yıldızın ne kadar uzaklıkta
olduğunu göstermek veya hangi genlerin hangi bilgiyi
içerdiği hakkında bilgi vermek değildir… Asıl sorun
insanların dünya ile ilgili irrasyonel ve doğa üstü
açıklamaları reddetmelerini sağlamaktır. İnsanların
öğrenmesi gereken, ister beğenin ister beğenmeyin, şudur:
"Biz, tüm fenomenleri maddelerin arasındaki maddi ilişkilerden
doğan, maddi bir dünyada yaşayan, maddi varlıklarız".
Diğer bir deyi·le insanlar Allah'ın varlığını inkar
eden materyalizme inanmalıdır… (Phillip E. Johnson,
Objections Sustained, Intervasity, 1998, USA, s. 69-70)
Lewontin'in bu ifadeleri, maddeci fikri savunanların
aslında nasıl çarpık bir mantık anlayışına sahip olduklarını
da göstermektedir. Çünkü bugün bilimin ortaya koyduğu
gerçekler, materyalizmin öne sürdüğü iddiaların akıl
ve mantıkla taban tabana zıt olduğunu ortaya koymuştur.
Ama materyalistler her türlü bilimsel veriye rağmen,
körü körüne bağlandıkları inançlarını korumakta kararlıdırlar
ve bu uğurda hizmetlerini sürdürmektedirler. Sydney
Üniversitesi'nden, antropolog Dr. Michael Walker da
evrim teorisine neden hizmet edildiğini şöyle açıklamaktadır:
Birçok bilim adamı ve teknoloji uzmanının Darwin'in
teorisine onay veriyor olmalarının tek nedeninin, bu
teorinin Yaratıcı'nın varlığını reddetmesi olduğunu
kabul etmek zorundayız. (Dr. Michael Walker, Quadrant,
Ekim 1982, s.44)
Darwinizm'in bilim dışı iddialarını reddeden saygın
bilim adamı Phillip Johnson ise, Darwinizm'in neden
bilimin dinsiz liderleri için "yeri doldurulamaz" bir
önemi olduğunu ve neden her ne pahasına olursa olsun
onu korumaya çalıştıklarını şöyle anlatır:
Modern bilimin liderleri, kendilerini 'dindarlara'
-yani bir Yaratıcı'nın var olduğuna inananlara- karşı
girişilen bir savaşın öncüleri olarak görmekteler… Darwinizm
ise, 'dine' karşı girişilen bu savaşta yeri doldurulamaz
ideolojik bir rol oynamaktadır. İşte bu nedenle bugün
bilim çevreleri, Darwinizm'i test etmeyi değil, ne olursa
olsun korumayı kendilerine amaç edinmişlerdir. Bilimsel
araştırmaların kuralları da, bu ideolojiyi doğrulayacak
şekilde belirlenmektedir. (Phillip Johnson, Darwin on
Trial, 2.b. Illinois:Intervarsity Press, 1993, s.155)
Materyalist ve ateist felsefenin en önde gelen savunucuları
ve bunları tüm dünyaya yaymayı kendilerine hedef edinen
"dinsizliğin önderleri", Johnson'ın da belirttiği gibi,
Darwin'in evrim teorisine kendi ideolojilerine sözde
bilimsel bir dayanak sağladığı için sahip çıkmışlardır.
Bu durumun örneklerine geçmişte, evrim teorisinin ilk
ortaya atıldığı günlerde de rastlanmıştır. Örneğin diyalektik
materyalizmin kurucusu, din düşmanı Karl Marx evrim
teorisinin, kendi savunduğu fikirler açısından ne kadar
önemli olduğunu defalarca ifade etmiştir. Marx, Darwin'in
Türlerin Kökeni kitabını okuduktan sonra şöyle demiştir:
Bizim teorimiz evrimin teorisidir, ezberlenecek ve
mekanik olarak yinelenecek bir dogma değildir. (Karl
Marx-Friedrich Engels, Seçme Yazışmalar 2, 1870-1895,
Sol Yayınları, birinci Baskı, Ekim 1996, Ankara, Çev:Yurdakul
Fincancı, -Kitabın orjinali Moskova 1975 basımı-)
Marx, yakın dostu ve diyalektik materyalizmin diğer
ünlü ismi Friedrich Engels'e yazdığı bir mektupta ise
Darwinizm hakkındaki düşüncelerini şöyle ifade etmiştir:
Bizim görü·lerimizin tabii tarih temelini içeren kitap
i·te budur. (Conway Zirkle, Evolution, Marxian Biology
and The Social Science, University of Pennsylvania Press,
1959, s.527)
Amerikalı botanik profesörü Conway Zirckle ise, komünizmin
kurucuları olan Marx ve Engels'in Darwinizm'i neden
benimsediklerini aşağıdaki sözleriyle açıklar:
Marx ve Engels, evrim teorisini, Darwin'in Türlerin
Kökeni adlı kitabı yayınlanır yayınlanmaz benimsediler…
Evrim, komünizmin kurucuları için, insanlığın doğaüstü
bir gücün müdahalesi olmadan nasıl ortaya çıkmış olabileceği
sorusuna getirilen cevaptı ve dolayısıyla savundukları
materyalist felsefenin temellerini desteklemek için
kullanılabilirdi. Dahası, Darwin'in evrimi yorumlama
biçimi -yani evrimin bir doğal seleksiyon süreci içinde
geliştiği teorisi- onlara o zamana dek hakim olan teolojik
(dini) düşüncelere karşı koyma fırsatı veriyordu. Doğal
seleksiyon teorisi sayesinde, bilim adamları organik
dünyayı materyalist bir terminoloji ile yorumlama şansı
elde etmiş oluyorlardı. (Conway Zirkle, Evolution, Marxian
Biology and The Social Science, University of Pennsylvania
Press, 1959, s.85-86)
Bu ifadelerden de açıkça anlaşıldığı gibi, materyalist
bir dünya görüşüne sahip olan Marx ve Engels'in, Darwin'i
desteklemelerinin ardındaki tek neden dine olan düşmanlıklarıydı.
Aslında bilimsel açıdan hiçbir değeri olmayan, yalnızca
Darwin'in hayal gücünden kaynaklanan bazı mekanizmalara
ısrarla sahip çıkmaları bu yüzdendi. Nitekim Friedrich
Engels bir kitabında Darwin'in teorisini niçin önemli
gördüğünü ·öyle ifade etmi·ti:
Darwin, bütün organik varlıkların, bitkilerin, hayvanların
ve insanın kendisinin, milyonlarca yıldır olagelen bir
evrim sürecinin ürünleri olduğunu kanıtlayarak metafizik
doğa görüşüne en ağır darbeyi indirdi. (Marx - Engels,
Seçme Yapıtlar 3, Sol Yayınları, s. 156)
Görüldüğü gibi Engels, evrim teorisinin yeryüzündeki
milyonlarca çeşit canlının nasıl var olduğunu açıklayabildiğini
zannetme yanılgısına düşmüştü. Ama Darwin'in teorisinin
kanıtlanmış olduğunu zanneden ve döneminin bilimsel
açıdan geri kalmışlığını ortaya koyan yalnızca Engels
değildi. Geçmişte yaşamış komünist ve dinsiz liderlerin
en kanlısı olarak bilinen Joseph Stalin de otobiyografisinde
evrim teorisine verdiği öneme şöyle dikkat çekmişti:
Okullardaki öğrencilerimizin zihnini altı günde yaratılış
efsanesinden temizlemek için onlara üç şeyi özellikle
öğretmeliyiz: Dünyanın yaşını, jeolojik orijinini ve
Darwin'in öğretilerini. (Kent Hovind, The False Religion
df Evolution, http://www.hsv.tis.net/ke4vol/evolve/ndxng.html
-Bu kitap sadece internette yayınlanmıştır-)
Görüldüğü gibi materyalist inanışa sahip fikir akımlarının
ve Darwin'in evrim teorisinin ortak oldukları nokta
dinsizliktir. Bu fikir akımlarını savunanların yegane
amaçları, insanların tamamına Allah'ın varlığını inkar
ettirebilmektir. Bu nedenle de Materyalizmin çökertilmesi,
aynı zamanda dünya üzerinde gün geçtikçe daha fazla
yaygınlaşan dinsizliğin ortadan kaldırılması anlamına
da gelmektedir. Bunun içinse, insanlara maddenin ezeli
ve ebedi olmadığının anlatılması ve evrim teorisinin
bilimsel açıdan tamamen geçersiz bir teori olduğunun
duyurulması gerekmektedir. Bu sayede Allah'ın varlığını
inkar eden düşünce sistemlerinin tamamı yok edilmiş
olacaktır. Bu, materyalizmi bekleyen kaçınılmaz sondur.
Dinsizliğin yayılmasında Darwinizm hayati bir rol
üstlenir
Belki bu yazıyı okuyanların bazıları, Darwinizm ve
materyalizm gibi fikirlerin dinsizliğin en önemli dayanağı
sayılamayacağını, çoğu insanın bu kavramlardan hiç haberi
olmadığı halde dinsiz ya da dinden tamamen habersiz
bir yaşam sürdüğünü düşünüyor olabilir. Bu fikir ilk
bakışta doğru gibi durabilir: İçinde bulunduğumuz çağa
bakıldığında, insanların çoğunun hiçbir şey düşünmemeye
dayalı bir hayat sürdükleri görülmektedir. Özellikle
gençler arasında, sadece bol para kazanıp eğlenceli
bir hayat sürmeye dayalı bir yüzeysel kültür gelişmiştir.
Bu yüzeysel kültür içinde "ben nasıl var oldum, kim
beni yarattı" gibi sorulara yer yoktur. Bu insanlar
ne Allah tarafından yaratılmış olduklarını düşünürler,
ne de buna karşı Darwinizm yanılgısına başvururlar.
Kafalarını dolduran düşünceler, film yıldızlarının hayatları,
pop şarkıcılarının skandalları ve buna benzer tamamen
boş konulardır. Toplumun büyük kısmı da yine nasıl var
oldukları gibi "derin" konularla ilgilenmez. İnsanların
bütün düşünceleri "geçim derdi" gibi dünyevi bir konu
ve buna benzer güncel meseleler üzerine yoğunlaşmıştır.
Sonuçta toplumda Darwinizm'e inanan, materyalist felsefeyi
bilinçli olarak benimseyen insanların oranı hiçbir zaman
büyük bir yüzde oluşturmaz. İnsanların dinden uzak durmalarının
nedeni, çoğunlukla akıllarının bomboş olmasıdır. İşte
bu nedenle de, yukarıda sözünü ettiğimiz "Darwinizm
ve materyalizm bu kadar önemli mi?" sorusu doğmaktadır.
Ancak eğer bu tablo biraz daha yakından incelenirse,
gerçekte Darwinizm'in dinsizliği ayakta tutan en önemli
güç olduğu görülür. Çünkü Darwinizm'i benimseyen kitle,
toplum içindeki oranı az da olsa, o topluma fikri açıdan
yön veren kitledir. Örneğin ABD'de yapılan bir kamuoyu
araştırmasında, toplumun sadece % 9'unun ateist evrimci
olduğu ortaya çıkmıştır. Ama bu % 9'luk kesim, üniversitelerde,
medyada, resmi bilim kurumlarında ya da film sanayisinde
hakim durumdadır. Topluma yön veren, eğitim politikasını
belirleyen, medya yoluyla halkın bilincini şekillendiren
kesim, büyük ölçüde söz konusu ateist evrimcilerden
oluşmaktadır.
Dikkatli bir biçimde bakılırsa, aynı durumun pek çok
ülkede geçerli olduğu görülür. Bu noktada ilgi çekici
bir gösterge, komünist ideolojiyi savunan kimselerin,
fikri ve kültürel alanlardaki çabasıdır. Bilindiği gibi
bugün komünizm, bir kaç ülke hariç, siyasi bir sistem
olarak çökmüştür. Ama gerçekte komünizm hala bazı çevrelerce
yoğun olarak gündemde tutulabilmektedir. Çünkü önemli
olan komünizmin fikri temelini oluşturan materyalist
felsefedir ve materyalist felsefe hala yaşamaktadır.
Komünistler de "Marx'ın ekonomi teorisinde bazı yanılgılar
vardı, ama materyalizm yaşıyor" mesajını sık sık vermektedirler.
Ülkemiz dahil pek çok ülkeye bakıldığında, komünistlerin
kültürel yönden ciddi bir örgütlenme içinde oldukları,
sanat, bilim, felsefe gibi alanlarda son derece önemli
bir etki sağladıkları görülebilir. Yayınevlerinin önemli
bir bölümü, onların denetimindedir. Kitap fuarlarında
onların fikriyatı ön plana çıkmaktadır. Büyük medya
kuruluşlarını yönlendiren, buralarda köşeyazarlığı yapan
kişilerin önemli bir bölümü de, "68 kuşağı" olarak bilinen
veya "eski tüfek" olarak tanımlanan Marksist kökenli
kimselerdir. Bunlar komünizmin ekonomik olarak çöktüğünü
kabul etmelerine rağmen, materyalist felsefeye olan
bağlılıklarını sürdürmekte ve "din halkın afyonudur"
diye düşünmeye devam etmektedirler.
İşte Darwinizm, bu kimselerin dinidir. Darwinizm'e
her ne olursa olsun körü körüne inanmakta ve ellerindeki
imkanları kullanarak bu teoriyi yaşatmak için çaba harcamaktadırlar.
Toplumun önemli bir bölümü "ben nasıl var oldum" sorusu
üzerinde hiç düşünmeden bomboş bir zihinle yaşıyor olabilir.
Ama bu soruyu düşünen insanların çoğu, az önce belirttiğimiz
komünist örgütlenme yüzünden, Darwinizm'le aldatılmaktadır.
Bir genç üniversiteye gittiğinde Darwinist hocaların
telkini altında kalmakta, kitap fuarını gezdiğinde Darwinist
ve ateist kitaplarla karşılaşmakta, bir sanat galerisine,
tiyatro oyununa gittiğinde, yine aynı mesajlara maruz
kalmaktadır. Böylece toplumun eğitimli ve kentli kesimini
etkisi altına alan dinsiz bir kültür oluşturulmaktadır.
Darwinizm ise bu kültürün en büyük dayanağıdır.
Bu büyünün etkisi altına girmiş olanlar, Darwinizm'i
bilimsel bir gerçek sanmakta, dini ise "halk kesimlerinin
sahip olduğu geleneksel bir inanç" olarak görmektedir.
Nitekim Kuran'da inkarcıların "Rabbiniz ne indirdi?"
dendiğinde, "Eskilerin masalları"
diye cevap verdikleri bildirilmektedir. (Nahl
Suresi, 24) Oysa gerçekte din, gelenekle hiçbir
ilgisi olmayan, apaçık ve mutlak bir gerçektir. İnsanın
kendi Yaratıcı'sı olan Allah'a dönüp-yönelmesidir. Ama
Darwinizm'le aldatılan kişiler, bu gerçeği kavrayamayacak
kadar şuursuzlaşmıştır. İşte bu nedenle de dünya üzerinde
hakim olan dinsiz kültürün ortadan kaldırılması, toplumun
üzerindeki gaflet perdesinin aralanması için, Darwinizm'in
ve materyalist felsefenin ilmi yöntemle yıkılması zorunludur.
|