Adnan Oktar'dan İlk Kez Duyulan Açıklamalar



1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (13 Haziran 2016; 23:00)

 

HZ. MEHDİ (AS) HZ. ADEM (AS)'IN DEVRİNDEN BERİ BEKLENİYOR

Hz. İbrahim (a.s) devrinde bekleniyor. Sen diyorsun ki “Yahudiler mi bekliyor?” diyorsun. Yahudi zaten bekler Musevi kaynaklarda, Tevrat’ta olduğu için bekler. Hz. İbrahim (a.s) da bekliyordu, Nuh (a.s) da bekliyordu. Bakın, çok hayret verici Hz. Adem (a.s) da bekliyor. Hz. Adem (a.s)’dan itibaren beklenmeye başlanmıştır Moşiyah Mehdi. Kaç bin yıl geçmiş artık düşünün? Resulullah (s.a.v.) çok seviyor Hz. Mehdi (a.s)’ı. O yüzden ondan çok fazla bahsediyor. “Mehdi, Mehdi, Mehdi” sürekli bahsediyor. Sahabe çok seviyor. Hz. Ali (r.a) çok seviyor kendi neslinden evlatlarından olduğu için. Ama münafıklar acayip kinleniyorlar. Kendi aralarında teşkilat kuruyorlar. Şia işte o devirde içten içe o zulme karşı akıl almaz şekilde bilenmiş Müslümanların silsilesi olarak devam etti. Sünniler de tabii çok cefa çektiler, çok acılar çektiler, çok ıstıraplar çektiler. Ama onlar Mehdiyet’i makul bir beklemeyle beklediler, yani daha sakin, daha makul. Ama Şiiler çok büyük bir heyecanla beklerler.

 

MÜNAFIĞI AYAKTA TUTMAK KÜLÜ AYAKTA TUTMAK GİBİ GÜÇTÜR. HER AN PİSLİK VE AHLAKSIZLIK İÇİNDEDİR

“Ey iman edenler” diyor Ali İmran Suresi 118’de “sizden olmayanları sırdaş edinmeyin” yani böyle ahlaksızları, münafıkları, psikopat insanları sırdaş edinmeyin. “Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor.” Bak ayet “size zorlu ve sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar, buğz ve düşmanlıkları ağızlarından dışa vurmuştur.” Hakikaten çok kinlidir münafık. Yani münafığı ayakta tutmak böyle külü alıp ayakta tutmak gibi zordur. Her an devrilir münafık, her an pislik içerisindedir. Münafığı dengede tutmak çok güçtür. Çünkü şeytanla kalbi ittifak halinde olduğu için ahlaksızlık, pislik yapmamak için kendini zor tutar ve en ufak fırsatta da pisliğini yapmaya gayret eder. Bak “buğz ve düşmanlıkları ağızlarından dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise daha büyüktür”. Yani içinde müthiş bir kin, yani yanardağ gibi, içinde öfkeyi muhafaza eder barındırır diyor Cenab-ı Allah.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (11 Haziran 2016; 23:00)

 

ALLAH'IN İSTEDİĞİ KENDİSİ'Nİ SEVDİRMEK, KENDİSİ'NE DİKKAT ÇEKMEK, BİZİ İMTİHAN ETMEK. İNSANLAR ACIYI GÖRMEDEN GÜZELLİĞİN KIYMETİNİ BİLMİYOR

En’am Suresi 65. ayette, şeytandan Allah’a sığınırım: “De ki: 'O, (Allah) size üstünüzden ya da ayaklarınızın altından azab göndermeye…” kadirdir. Üstten nedir? Uçaktan bombalama oluyor. Ayaklarının altından nasıl oluyor? Yere bomba isabet ediyor ayağının altına yahut mayın oluyor patlıyor veyahut işte bir felaket oluyor. “..veya sizi parça parça birbirinize kırdırıp..” Onu ona kırdırıyor, Şii’yi Sünni’ye, Sünni’yi Şii’ye. PKK da terör örgütleri de aynı şekilde “kiminizin şiddetini kiminize tattırmaya güç yetirendir'” diyor. Asker-polis de onlara karşı tabii şiddet uyguluyor. “Bak, iyice kavrayıp-anlamaları için ayetleri nasıl çeşitli biçimlerde açıklıyoruz?” diyor Allah. Demek ki her olay, her facia, her kan akmasını Allah yaratıyor. Ama bunu özel yaptığını söylüyor Allah, kasten yaptığını söylüyor. Bu bir zamana kadar böyle devam edecek. Allah’ın istediği bizi imtihan etmek, Kendisi’ni sevdirmek, Kendisi’ne dikkat çekmek. Hz. Mehdi (a.s)’ı çıkartmasının sebebi de o. Allah sevilmek istiyor. Hz. Mehdi (a.s) sevgi insanıdır. Onu ortaya çıkartmak için dünyayı kan gölüne çeviriyor Allah bak, sırf Hz. Mehdi (a.s)’ı çıkartmak için. Yüz binlerce insan öldürülüyor Allah tarafından sırf Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru için. Hz. İsa Mesih (a.s)’ı indiriyor Allah, başka boyuta alıyor önce. Ahir zamanda indireceğini bilerek alıyor Allah. 2000 yıl önce alıyor, sonra geri indiriyor. 2000 yıl sonra geri indiriyor Hz. İsa Mesih (a.s)’ı. Hz. Mehdi (a.s)’a yardımcı kılıyor. Ama insanların da ruhu duymuyor. Mesela Hz. Mehdi (a.s) insanların içinde geziyor. “Çarşılarda pazarlarda gezecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “O sizi görecek ama siz onu göremeyeceksiniz” diyor. Bak “çarşılarınızda pazarlarınızda gezecek” diyor Hz. Mehdi (a.s), “o sizi görecek ama siz onu göremeyeceksiniz tanıyamayacaksınız” diyor. Şimdi öyle bir devirdeyiz. Ve hiç fark ettirmeden yapıyor Allah. Mesela münafıkları eziyor, fark ettirmeden yapıyor. Küfrü eziyor, fark ettirmeden yapıyor. Müşrikleri eziyor fark ettirmeden yapıyor, kimse farkında değil. Doğal olaylar oluyor zannediyorlar herkes. Yani sıradan olaylar oluyor zannediyorlar. Değil.

 

MEHDİ BEKLEMEK TEMBELLİK MEYDANA GETİRİR DİYENLER YANILIYORLAR, MUSEVİLER BİNLERCE YILDIR MEHDİ BEKLİYOR ÇOK DA ÇALIŞKANLAR

Hz. Mehdi (a.s)’ı beklemek o millete bereket getiriyor. Allah öyle istiyor. İşte böyle bir millet yenilmez. Diyorlar ki; “Mehdi beklemek tembellik meydana getirir.” Dünyanın en çalışkan milleti Museviler. 3500 yıldan beri Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyorlar, Moşiyah’ı bekliyorlar. Ve onların tarihine göre o 7000 yıllık süre bitti. Hz. Mehdi (a.s)’ın bu yüz yılda mutlaka gelmesi gerekiyor Musevi kaynaklarına göre. Yani hepsi ittifak halinde, bütün Museviler. Başka vakit yok. Onların 7000 yıllık tarihi doldu. “Mutlaka gelmesi gerekir” diyorlar. Ve “İsrail’den gelmeyecek” diyorlar “Kuzeyden gelecek. Onu Roma’nın kapılarında arayın” diyor. Yani İstanbul’un kapılarında arayın. Çok fazla Tevrat hükmü var. Hahamların bütün açıklamaları öyle. Onu hep “Roma’nın kapılarında arayın.” diyorlar. “Roma’da bulacaksınız onu” diyorlar, İstanbul’da. “Kudüs’te bulamazsınız” diyor. “Dışarıdan gelecek o bize” diyorlar.

 

İNKARCILARIN ALAY ETMESİNDEN ÇEKİNİP İNŞAALLAH DEMİYORLAR. İNSANLARA HOŞ GÖRÜNMEK İÇİN ALLAH'IN RIZASINI UNUTUYORLAR, BU SEFER ALLAH BELA VERİYOR

İnşaAllah maşaAllah’ın sırrını bilenlere Allah zenginlik veriyor, bereket veriyor, sağlık sıhhat veriyor, afiyet veriyor, güzellik, hâkimiyet veriyor. Her yönden başarı veriyor. Allah Kuran’da bunu açıkça ifade ediyor. Adam inşaAllah demediği için Allah helak ediyor. MaşaAllah demediği için malını mülkünü elinden alıyor. Allah’ın tehdidi var. Allah aksi durumda azap vereceğini söylüyor yani inşaAllah maşaAllah denmediğinde. Ama “İnşaAllah maşaAllah dendiğinde bereket, bolluk ve ferahlık vereceğim” diyor. Bunu da görüyoruz. Elle tutulur şekilde görülüyor. Birbirlerinden etkileniyorlar. İnşaAllah maşaAllah demeyi bir gariplik gibi görüyorlar. Bu sefer onun gönlünü yapacağım diye bütün bereketini, sağlığını sıhhatini, mutluluğunu her şeyini kaybediyor. Üç beş kişiyi mutlu edeceğim diye inşaAllah maşaAllah demiyor. Onlara karşı itibarı açısından, cahiliye itibarı, gururu açısından, onlar ayıplar, onlar ona güler veyahut işte istihaze eder, şaka yaparlar, gülerler diye inşaAllah, maşaAllah demiyor. Bu sefer Allah felaketlerin en sunturlusunu veriyor. Ekonomik yönden çökertiyor, maddi yönden de çökertiyor, ruhen çökertiyor, maneviyatını alt üst ediyor Allah. Dünyasını alt üst ediyor. Mesela namazla alay ediyor, sürünüyor, mahvoluyor. Kardeşim alay ettin, görmüyor musun nasıl perişan haldesin? Bak, elle tutulur bir netice meydana geliyor. İnşaAllah, maşaAllah demiyorsun, iflas ediyorsun, batıyorsun. Allah ayağına dolandırıyor. Görmüyor musun ne hallere geldiğini? İnşaAllah, maşaAllah diyenlerdeki berekete, sağlığa, sıhhate bir bak. Bir de kendi haline bak. Üç kişiyi güya eğlendireceğim diye kendini mahvediyorsun.

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Bir kişinin bütün sözlerinde inşaAllah demesi onun imanının kemalindendir“ diyor. Her sözünde, mesela yarın olacak bir şey, öbür gün yapacağı bir şey için bu tarz sözlerinde inşaAllah demesi onun imanının kemalindendir.

Yine Peygamberimiz Resulullah (s.a.v.) diyor ki: “İnsanlar için inşaAllah demekten daha faziletli itaat edicilik yoktur.” Bak, “insanlar için inşaAllah demekten daha faziletli itaat edicilik yoktur.” En faziletli itaat ediciliktir diyor inşaAllah demek.

Resulullah (s.a.v.): “Ahir zamanda Mehdi talebelerinden biri bir iş yapmak istediği zaman inşaAllah bu işi yaparım der“ diye buyuruyor. Bak 1400 yıl öncesinden onları görmüş, “onlar bir iş yapacakları vakit sürekli inşaAllah derler“ diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Biz de Mehdi öncüsü olduğumuza göre inşaAllah’ı çok diyeceğiz. İnşaAllah Hz. Mehdi (a.s) talebeleriyle karşılaşırız, inşaAllah Hz. Mehdi (a.s) ile karşılaşırız.

“İnşaAllah” Hz. İsa (a.s)’ın İ’si ile başlıyor. “MaşaAllah” da Mehdi’nin M’si ile başlıyor. İnşaAllah, maşaAllah bir araya gelince dünya hakimiyeti oluyor. MaşaAllah.

Bu İncil’de de aynı şekilde geçer inşaAllah maşaAllah konusu. “Dinleyin şimdi” diyor bakın İncil’de, Yakup bölümü, 4. bölüm, 13-15 “Bugün ya da yarın falan kente gideceğiz, orada bir yıl kalıp ticaret yapacağız veya para kazanacağız diyen sizler, yarın ne olacağını bilmiyorsunuz. Bunun yerine, “Rab dilerse yaşayacağız, şunu şunu yapacağız” demelisiniz.” Görüyor musunuz? 2000 yıl önceden aynı yine. Hz İsa (a.s)’ın öğretisi .

Hz. Mehdi (a.s) talebeleri için diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.): “Yaptıkları işi sağlam yapan kimselerdir“ diyor Hz. Mehdi (a.s) talebeleri için. “Onlardan biri bir iş yapmak istediği zaman “inşaAllah bu işi yaparım” der“ diyor. Bak sadece Hz. Mehdi (a.s) talebeleri için inşaAllah’ı çok kullandıklarını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bu çok hayret verici bir şey. Daha önceki dönemde birileri yapacak demiyor bak, “Ahir zamanda en çok inşaAllah’ı kullanacak olanlar Hz. Mehdi (a.s) talebeleridir” diyor. Bakın, kaç tane hadis var, bir tane iki tane değil.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (2 Haziran 2016; 20:00)

 

TARİH BOYUNCA MÜSLÜMAN LİDER GİBİ TANITILAN PEK ÇOK KİŞİ ASLINDA MÜNAFIKTI VE İSLAM ALEMİNİN PARÇALANMASINA SEBEP OLDULAR

Son üç yüz yıldan beri münafıklık İslam alemini paramparça etti, mahvetti. Mesela birçok Müslüman tarih boyunca güvendikleri insanların münafık olduğunu bilmiyor. Tarih boyunca birçok Müslüman lider, lider görünen kişi aslında münafıktı. Ve İslam aleminin parçalanmasına sebep oldular. Ezilmelerine sebep oldular, yıkılmalarına sebep oldular. Onları kahraman gibi gösterdiler. Hadiste de diyor ki “Hainler güzel gösterilecek; alimler, veliler, velayet ehliler çok kötü gösterilecek”, ahir zamanda şeytanın propaganda gücüyle. Şu an bu yapıldı şu vakte kadar. Nerede değerli insan varsa kötü gösterildi, nerede pislik adam varsa nerede münafık da varsa Müslümanlara iyi gösterildi. Ve böylece Müslümanlar onların peşine takıldılar ve mahvoldular son üç yüz yıl içerisinde. Dünyanın her yerinde. Bazı liderler tabii daha efendiydiler daha makuldüler. Bazıları hakikaten veli tiyneliydi. Ama ekalliyetle büyük çoğunluğu münafıkların kontrolünde olduğu için İslam alemi mahvoldu. Ve halen de öyle İslam aleminin büyük bölümü münafıkların kontrolünde. Ve Müslümanları ezim ezim eziyor ve onları adeta böyle kukla gibi oynatıyorlar büyük bir bölümünü. Ve Müslümanların haberi bile olmuyor. Onlar münafıkane ince bir sanatla Müslümanları adeta böyle tefin üstünde oynatır gibi oynatıyorlar. Hepsini değil ama epey büyük bir kısmını öyle oynatıyorlar ve amaçlarına da ulaşıyorlar.

 

İNGİLİZ DERİN DEVLETİ MÜNAFIKLARI KULLANARAK İSLAM ALEMİNİ KONTROL ALTINDA TUTMAK İSTİYOR. MÜNAFIKLAR DA ÇIKARCI VE BÜYÜKLÜK PEŞİNDE OLDUKLARI İÇİN KOLAYCA DECCALİYETİN HİZMETİNE GİRİYORLAR

İslam âleminde en büyük dert münafıklık. Mesela bak, İngiliz derin devleti Kuran’ı inceleyerek, Tevrat’ı, İncil’i inceleyerek bu gerçeği fark etmiştir. “İslam âlemini nasıl kontrol altına alabiliriz?” diye düşünmüşler. Geçmiş firavunları da tecrübe olarak değerlendirip Nemrut’u, firavunları, en emin yolun, en şedit ve kısa yoldan netice almanın metodunu bulmuşlar. Nedir? Münafıkları kontrol altına almak ve gütmek. Münafıkla yaptırmayacağı bir şey yok İslam âleminde küfrün. Münafık alçak ve yalaka olduğu için, makam, mevki peşinde olduğu için, çıkar peşinde olduğu için, para peşinde olduğu için, Allah’tan korkmadığı için, büyüklük ve üstünlük, istikbar peşinde olduğu için adamlar böyle mahlûkları hemen buluyorlar İslam âleminde ve Müslümanların başına bela ediyorlar. Kimi yazarçizer takımından oluyor, kimi siyasetçi oluyor, kimi işadamı oluyor. Kimi başka bir şey oluyor. Hepsinden buluyorlar ve Müslümanların başına bela ediyorlar.

 

MÜNAFIKLIĞIN GELİŞME SEBEBİ DE SAMİMİYETSİZLİK, İMAN ZAFİYETİ, İMAN HAKİKATLERİNİN BİLİNMEMESİ VE DARWİNİZM'DİR

Darwinizm İslam âlemini münafıklığın eline teslim etti adeta. Müslüman âleminin büyük bir bölümü münafıkların elinde şu an. Her şeylerini kontrol altına almış haldeler. Gece gündüz Müslüman katliamı yapıyorlar. “Biz şu kadar ton bomba attık.” diyorlar, “Masrafını karşılayın.” Kuruşu kuruşuna fazlasıyla paralarını da alıyorlar ve Müslümanlara bombalatıyorlar. Müslüman’ı Müslüman’a bombalatıyor. Müslüman’ı Müslüman’a kırdırıyor. Birini Darwinist yapıyor, materyalist yapıyor. Birini terörist haline getiriyor. Terörist Müslüman haline getiriyor. Onu ona kırdırıyor, onu ona kırdırıyor. Adamlar viskisini yudumluyor, purosunu içiyor. O zehirle gün geçirirken, onlar da birbirini kırmaya devam ediyorlar.

 

İNGİLİZ DERİN DEVLETİ GENÇLERİ ZÜPPE VE ASİ OLMAYA TEŞVİK EDİYOR. SAYGILI, EFENDİ, NEZAKETLİ İNSANLARI DA ANORMAL GİBİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR

İnsanların ruhunda büyüklük, enaniyet hissi oluyor. Yenme hırsı oluyor. İnsanlara baş olma hırsı oluyor. Zekâ yönünden, her yönden insanlardan üstün olmaya karşı bir hırs. İngiliz derin devleti böyle enayileri, avanakları tek tek sinek gibi yakalıyor. Bunlara bir parça şeker veriyor. Onlar da, sinekler gelip o şekere konuyorlar. Ve onları istediği gibi kullanıyor İslam âlemi için. Böyle kibirli, züppe, bilmiş bir gençlik geliştirmek istiyorlar. İsyankâr, asi, laf abesi, lafa laf en üstte, küstah, küfre hayran, küfrün bütün özelliklerini yapan, uygulayan. Bakıyorum mesela genç kızları asi olmaya itiyorlar, genç delikanlıları asi olmaya. Huysuz, iddialaşan, çirkef bir kişiliğe onları itiyorlar. Ve terörist ruha doğru onları itiyorlar. Ve bunu teşvik ediyorlar, takdir ediyorlar. Böyle uysal, saygılı, efendi, nezaketli insanları da anormal gibi göstermeye çalışıyorlar. Mesela Pakistan’da seçtikleri tiplere bakıyorum İngiliz derin devletinin hep züppe ve asi, isyankâr, çakal, laf ebesi, homoseksüelliğe sonuna kadar kapıyı açan, Darwinist, materyalist ruhta, Allah’ı inkâr etmiş, Allah’ı inkâr edenlere karşı derin sevgi duyan bir yapıda olduklarını görüyoruz. Tabii benim bildiğim bazı kişiler. Ben ismi geçen kişileri bu işin içine dâhil etmiyorum.

 

DÜNYA FABRİKALARINDA ÜRETİLEN SİLAHLAR MÜSLÜMANLARI ÖLDÜRMEK İÇİN KULLANILIYOR. MÜNAFIKLAR DA AHMAKÇA VE ALÇAKÇA BU OYUNA ALET OLUYORLAR

Dünya fabrikalarında üretilen silahlar sadece Müslüman öldürmek için kullanılıyor. Yani çok uzun süreden beri, son otuz-kırk yıldan beri sadece dünya Müslümanlarını öldürmek için kullanılıyor. Şehit etmek için kullanılıyor. Son teknoloji olan silahlar, füzeler, bombalar, silah fabrikaları tarafından ilgili ülkelere dağıtıldıktan sonra denenmek üzere kullanılıyor. Yani bombanın etkisini tecrübe ediyorlar. Roketin etkisini tecrübe ediyorlar ama Müslümanların üstüne atarak. Yahut demode olan eskiyen, paslanan silahları da bombaları da bir an önce tüketmek için Müslümanların üstüne yağmur gibi yağdırıyorlar. Envanterden böylece düşüyor. Yani açık arazide patlatmıyorlar. Müslümanların üstüne dökerek patlatıyorlar. Mesela farz edelim, Amerika’nın eski yirmi yıllık, otuz yıllık bombaları var. Artık küflenmiş, paslanmaya yatkın, onların hepsini verdi. Müslüman ülkelere veriyor, kendi kullanıyor. İşte bu ittifak güçlerine veriyor. Ve havadan yağmur gibi Müslümanların üstüne yağdırılıyor. Demode olan bombaların hepsini şu an tüketmek üzereler. Parasını da son kuruşuna kadar alıyorlar. Münafıklar da ahmakça ve ahlaksızca ve alçakça bu oyunun içinde alet oluyorlar. Bu pis gidişata direnen sadece Türkiye var. Ama onu da işte ekarte etmek için bin bir türlü yol denemeye çalışıyorlar. Ve Türkiye’yi de hatalı yolların içine çekiyorlar.

 

AMERİKA VE AVRUPA SİLAH STOKLARINI MÜSLÜMANLARI ÖLDÜREREK ERİTİYOR. MÜNAFIKLARIN YÜZÜNDEN BU AÇMAZ DEVAM EDİYOR

Ekonomik kriz oluşmuştu Amerika’da, birçok ülkede de, Avrupa’da da, bu silah fabrikalarına şimdi trilyonlarca lira para akınca bellerini doğrultmaya başladılar. Ekonomik kriz şu an çok hafifledi Amerika’da. Avrupa’da da hafifledi. Rusya’da da hafifledi. Para artık oluk oluk akmaya başladı Arap ülkelerinden. Kendi vatandaşını bombalatıyor, kendi kardeşlerini mezara gönderiyor. Onlardan topladığı parayı da Amerika’ya, Rusya’ya, derin devletlere hibe ediyor, veriyor. Yani silah fabrikalarına, Amerikan, Rus, Avrupalı silah fabrikalarına cayır cayır o paraları veriyor. Ve hepsi belini doğrulttu şu an. Ve ellerindeki o eski batmış, paslanmış silahları da tüketmek üzereler. Aşağı yukarı bitti. Rusya stoklarını tüketti. Tükettikten sonra zaten “artık ben bombalama yapmayacağım, çekileceğim” dedi. Çünkü tükettiler. Yani on binlerce ton bomba atıldı, yüz binlerce ton bomba atıldı. Bitti. Roketler falan. Paslı demode hiçbir şey bırakmadılar. Şimdi fabrika stokları boşaldığı için fabrikalar o stokları şu an doldurmaya başladılar, yeniden. Dolduğunda yine bir kepazelik çıkarıp yine Müslümanları şehit ederek, yine Müslüman âleminin petrolden şuradan buradan gelen paralarıyla onları onlara ödetecekler. Ve avanak münafıkların yüzünden de bu pis açmaz, bu pis oyun devam ediyor.

 

HADİSTE “HZ. MEHDİ, HZ. ADEM'İN HATIRASIDIR, NUH NESLİNİN SEÇKİNİDİR” DİYE BİLDİRİLİYOR

"İmam Mehdi Hz. Adem'in hatırasıdır" diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Bakın ta Hz. Adem (a.s) tarafından müjdelenmiş. Düşünün, ilk Hz. Adem (a.s) müjdeliyor. "Nuh'un neslinin seçkinidir." Hz. Nuh (a.s) da müjdeliyor. "En seçkininiz odur" diyor Hz. Nuh (a.s) inşaAllah.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (31 Mayıs 2016; 20:00)

 

ALLAH HEP DİKKATİ ÇEKMEYEN, İNSANLARIN SALDIRDIĞI, TUZAK KURDUĞU KİŞİLERİ BAŞA GEÇİRİYOR VE ONLARA CENNETİNİ AÇIYOR

Korintliler, Bölüm 1: “Tanrı’nın gücü ve bilgeliği olan Mesih”. Bölüm 26-29: “Kardeşlerim aldığınız çağrıyı düşünün” diyor. “Birçoğunuz insan ölçeğine göre bilge, güçlü ya da soylu kişiler değildiniz. Ama Allah bilgeleri utandırmak için dünyanın saçma saydıklarını, güçlüleri utandırmak için de dünyanın zayıf saydıklarını seçti. Tanrı dünyanın önemli gördüklerini hiçe indirmek için dünyanın önemsiz, soysuz ve değersiz gördüklerini seçti. Öyle ki, Tanrı’nın önünde hiçbir insan öğünmesin.” Cenab-ı Allah hep böyle dikkati çekmeyen, insanların saldırdığı, insanların alçakça tuzak kurduğu, zulmetmeye çalıştığı, yalnız sanılan insanları Allah hep başa geçiriyor. Ve onlara cennetini açıyor. Bu Allah’ın kanunu. Mesela Hz. Musa (a.s) artık Firavun’un yanında, müthiş bir tehlike. Oradan çıkarıyor Allah ululazim peygamber yapıyor. Hz. İbrahim (a.s) Nemrut’un sarayında, ne kadar büyük bir tehlikenin içerisinde, Allah oradan çıkarıyor onu ululazim peygamber yapıyor. Hz. Yusuf (a.s) kuyunun içinde, hapishanede zindanda. Rezalet zindanlar o devirde yeraltında. Yani çok korkunç şeyler, meşaleyle falan aydınlatılıyor. Güneş hiç görmüyor, kalın demirlerle. Orada nur gibi tertemiz ahlakının yüceliğini göstermeye devam ediyor.

 

HADİSTE MEHDİ'NİN DÜNYANIN TÜM ZULÜM SİSTEMLERİNİ VE DERİN YAPILARINI YERİNDEN SÖKÜP ATACAĞI, İLMEN ETKİSİZ HALE GETİRECEĞİ HABER VERİLİR

Sahabeler Hz. Ali (r.a)'den şüpheleniyorlar "Yoksa sen Mehdi misin?" diyorlar.  "Ben emir imamet sahibiyim ama ahir zamanda gelecek olan, zulümden sonra cihanı adaletle dolduracak olan Sahibül emr Mehdi ben değilim." Tabii yaşlanmış ileri yaşındayken bunu söylüyorlar. "Bedenimden olan bu zaaf ve güçsüzlükle ben nasıl Mehdi olabilirim?" diyor. Canım benim o zamanlar tabii biraz savaşlarla şununla bununla yıprandığı için yorulduğu için. "Halbuki Kaim Mehdi zuhur ettiğinde yaş açısından ileri yaşta olacak" diyor. Hatta rivayette "ihtiyar" diye geçiyor. Ama "gençtir" diyor. Genç delikanlıdır. "Öylesine güçlüdür ki yeryüzünde en güçlü ağaca el atacak olsa onu kökünden sökebilir." Aslında burada bir teşbih var. Derin devletler ağaç gibi kol sarmış, çok güçlü görünen onu söküp atacak anlamında yoksa tabii ki bir insan bir ağacı söküp atamaz. Aklın ihtiyarını kaldırır böyle bir şey olmaz. Bu müteşabih bir açıklama. "Eğer iki dağ arasında seslenirse dağların taşları parçalanır." Yani iki büyük süper gücün arasında sesi duyulduğunda bütün sistemi parçalar diyor. O anlama gelir. "Yanında Musa (a.s)'ın asası, Süleyman (a.s)'ın yüzüğü" çok önemli, asa da çok önemli "onun yanında olacaktır. "Allah onu istediği zamana kadar gizli tutacaktır. Zulüm ve fesatla yeryüzü dolduğu gibi adaletle dolduracak şekilde zahir olup zuhur edecektir" diyor. (Kemalüddin cilt 1, sayfa  376)

 

KASAS SURESİ'NDE ALLAH YERYÜZÜNDE GÜÇTEN DÜŞÜRÜLENLERİ ÖNDERLER YAPACAĞINI BİLDİRİYOR

Bütün yeryüzünde Müslümanlar güçten düşürüldüler ama Allah diyor bak Kassas, 5 şeytandan Allah'a sığınırım. "Biz ise" diyor Allah "yeryüzünde güçten düşürülenlere (Müslümanlara) lütufta bulunmak" yani onlara güzellik yapmak için "onları önderler yapmak” dünya hakimi kılmak için ve mirasçılar kılmak için hükmü onlara vereceğim." Diyor. Bak "Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz. Ve (istiyoruz ki) onları yeryüzünde 'iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım', Firavun'a, Haman'a ve askerlerine, onlardan sakındıkları şeyi gösterelim." (Kassas Suresi, 5-6) Yani bütün firavunlara, dünya derin devletlerine en çekindikleri şeyi yapacağım İslam'ı dünyaya hakim edeceğim diyor. Firavun ve Haman, Firavun şu anki İngiliz derin devletini temsil eden bir semboldür. Haman da yancılar. Firavun’un yancısıydı Haman biliyorsunuz. Ona destek olanlar.

 

MEHDİ (A.S)’NİN ZUHURUNDAN SONRA GİZLİ MÜNAFIK KALIR MI?

Mehdi (a.s)’nin zehir gibi olan aklı ve muhteşem istihbaratı münafıkları baykuş gibi inine sokacak. İt gibi titreyecekler. Asla onlar ininden, o şeytani yapılarından çıkmazlar. Onun içinde kalacak ve mecburen Müslüman taklidi yapacaklar. Müslüman gibi görünürler. Dolayısıyla öyle bir dert bela hiç olmaz. Hiçbir itlik yapamaz. Gittikçe gücünü artırarak, böyle münafıkları hizaya getiren bir zuhur olacak. Zaten “cereyanı münafıkaneyi yok edecek” diyor Bediüzzaman.  Mehdi (a.s)’nin en bariz vasfı. Ama birinci vazifesi Darwinizm’i yok etmesidir diyor Bedüzzaman. İlk ve en önemli vazifesi odur diyor. Hazır diyor alimlerin, hazırladığı kitaplardan bir program yapacak onlarla o bilgi vazifeyi yapacak diyor.

 

HZ. MEHDİ (AS) MÜSLÜMANLARIN TANIYAMAYACAĞI EN SİNSİ MÜNAFIKLARI TEŞHİS EDECEKTİR

İmamı Caferi sadık Muhammed Suresi  30 “Suçlular çehrelerinden tanınacak” ayetini açıklarken, “Allah onları tanır lakin bu ayet kaim Mehdi hakkında nazil olmuştur” diyor. Yani Allah ona öyle bir güç verecek. En azılı en sinsi en gizli münafıkları teşhis edip yakalayacak. Yani müminlerin normalde yakalayamayacağı azılı vakaları o yakalayacak. Çehrelerinden tanır diyor.

 

TEVRAT'TA MOŞİYAH (HZ. MEHDİ (AS)'IN) ÖĞRETİLERİNİ İLK DERİNLEMESİNE ALACAK OLANLARIN KADINLAR OLDUĞU BİLDİRİLİYOR

Yakup’un ev halkına ve İsrailoğulları’na söylediği, Allah, İsrail’e ve Tevrat’ı verdiğinde Musa’ya öncelikle kadınlara tebliğ yapmasını söylüyor. Musa (a.s)’a “Öncelikle tebliği kadınlara yapmasını söyledi. Hatta Mısır’dan çıkışın da saliha kadınların hürmetine olduğu söylenir. Dolayısıyla Sina Dağı’nda Tevrat’ın verilmesinde de kadınlara öncelik verilmiştir. Kral Moşiyah’ın gelişi de kadınların hürmetine olacaktır.” Etrafında hep böyle saliha güzel kadınlar olacak Moşiyah’ın. Bak 3500 yıl önce haber veriliyor. “Çünkü Midraç’ta şöyle denir. Tüm nesiller o nesildeki saliha kadınların hürmetine kurtulur.” Bak görüyor musun Tevrat’taki hükmü? “Tüm nesiller o nesildeki saliha kadınların hürmetine kurtulur.”(Yakut Şimon Nevrut 606) “Dolayısıyla Moşiyah’ın” yani Mehdi’nin “muhteşem öğretilerini ilk derinlemesine alacak olanlar yine kadınlar olacaktır” diyor. Litro bölümü Tevrat’ın Mısır’dan Çıkış bölümünün içinde. Dikkat edin ilk kadınlarla karşılaşıyor. Dağdan çıktığında biliyorsunuz çalının üstünde bir ateş gördü. Orada da yine yanında hanımı vardı. İlk muhatap olan konuyu bilen o. Kendi çocukları ve hanımının arkadaşlarından bir ekip oluşturdu. Gömüldüğünde de vefatında da o hanımlar ve yetiştirdiği yakın talebeler işte ondan sonra masonluk tarzı gizli bir yapılanma asrımıza kadar devam etti. Moşiyah Mehdi’yi destekleyecek bir gizli yapılanma. Tabii Allah’ın yardımı ile oluyor.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (30 Mayıs 2016; 20:00)

 

İNGİLİZ DERİN DEVLETİ DEŞİFRE EDİLDİĞİNDE, ÜZERLERİNDEKİ ÖRTÜ AÇILIP HALKA GÖSTERİLDİĞİNDE TAMAMEN ÇÖKMÜŞ OLACAKTIR

Şeytanla mücadelenin bir yolu vardır, derin devletlerle mücadelenin de bir yolu vardır. Hz. Musa (a.s), Firavun’u; kalabalığı topladı rezil kepaze etti ve Firavun sıfıra gitti. Yani acayip aşağılandı, bütün sistemi gitti. O yüzden cinayet işlemeye kalktı. İngiliz derin devleti de deşifre olduğunda, üstündeki örtü açıldığında, pisliği göründüğünde, ne kadar rezil bir sistem olduğu ispatlanıp delillendirildiğinde gücü sıfıra gider; ilimle irfanla, bilgiyle, kültürle.

 

PEYGAMBERİMİZ (SAV) ÇOK KİBAR, ÇOK SAYGILI, NEZAKETLİ BİR İNSANDI. MÜNAFIKLAR ÇOK ZÜPPE VE UKALA OLDUKLARI İÇİN  PEYGAMBERİMİZ (SAV)’E NEZAKETLİ OLMUYORLARDI

Resulullah (s.a.v.) çok kibar, çok saygılı bir insan. Mesela orada böyle öküzlük yapan, kabalık yapan birçok ayı var münafıklardan. O öküzlerin hiçbirine sen böyle öküzlük yapıyorsun demiyor. Çok kapalı bir üslupla nezaketiyle konuları anlatıyor. Ama münafıklar çok patavatsız, münasebetsiz. Langur lungur böyle paldır küldür öküz gibi oldukları için akıllarına ne gelirse söylüyorlar. Ve züppelik ve ukalalık, bilmişlik bütün münafıkların vasfı. Tarih boyunca bakarsanız, Firavun’a bak hep ukala ve münasebetsizdir. Resulullah (s.a.v.) zamanındaki münafıklara bak hep ukala ve münasebetsiz, hiç değişmemiş. Ama bak Hz. Musa (a.s) konuşurken çok saygılı ve çok edepli, çok nezih. Mesela bak “Sen Firavunsun, sen deccalsın” demiyor ona. Hep onu kurtarmaya çalışan bir üslubu var, çok nezaketli. Münafıklar da böyle güzel insanların efendiliğini, nezaketini onların -haşa- aklının noksanlığına vermişler. O yüzden hep deli demişlerdir. Onlar da istiyor ki kendisi gibi olsun, kendisi gibi cevap versin. Öyle bir ahlakı hiçbir peygamber kabul etmez. Mesela diyor ki “O sizden utanıyor” diyor ayette “ve söyleyemiyor” diyor. Mesela Hz. Zeynep’le evlenme konusunda da değil mi “Kalbinden geçiriyordun sen bunu ama insanlardan çekinerek söyleyemiyordun” diyor. İstese söyler ama utangaç bir insan. Mesela bağırarak “Ya Muhammed” diye bağırıyorlar sanki kendi arkadaşına bağırır gibi. “Peygamber utanıyor, bunu size söyleyemiyor” diyor. Veyahut geliyorlar evine yemek yiyip orada kalıyorlar Peygamber (s.a.v.)’i lafa tutuyorlar. Sürekli konuşmak istiyorlar Peygamber (s.a.v.)’le. Onun gezmesi lazım, konuşması lazım, dinlenmesi lazım; gitmiyorlar. Yemek yemeye geliyor, karşısına geçiyor öyle bakıyor Peygamber (s.a.v.)’e. Peygamber (s.a.v.) yemek yerken onlar da yemek yiyor veyahut yemiyor ama öyle seyrediyorlar. Hep karşısında olsun, hep onu dinlesinler, hareket etmesin istiyorlardı Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Ama Allah ne diyor? “Yemeğinizi yediğinizde dağılın.” Yani gidip musallat olmayın. Vaktini almayın. Çünkü onun vakti kıymetli. Tefekkür edecek, düşünecek, İslam’a Kuran’a faydalı şeyler yapacak, strateji yapacak, küfrün saldırılarına münafıkların saldırılarına karşı yöntem geliştirecek. Sen onu orada sürekli konuşturursan, sürekli ona musallat olursan onun düşünmesine imkan vermemiş olursun. İslam’a faydalı olmasına imkan vermemiş olursun. Değil mi? Normal yaşamasına imkan vermemiş olursun. Onun için ayette “Size söyleyemiyor” diyor. “Ama yemeği yedikten sonra hemen dağılın” diyor. Ve “Sesinizi ona birbirinize hitap ettiğiniz gibi yükseltmeyin” yani münasebetsizce, böyle saygısız, densiz konuşmalar yapmayın. Çünkü Peygamber (s.a.v.)’in yanına gidiyorlar bilmişlik yapıyorlar. Üst perdeden akıl vermeye kalkıyorlar. Mesela Peygamber (s.a.v.) sıcakta cihada gidilip gidilmeyeceğini bilmez mi? Kim bilmez bunu? Herkes bilir. İşte illa züppelik yapacaklar ya, illa çakallık bilmişlik yapacak ve kendini yüceltecek ya; büyük bir buluşta bulunmuş gibi geliyor diyor ki, “Sen akıl edemedin -haşa- ben akıl ettim” kalabalığın içinde. “Bu sıcakta” diyor “Bizi cihada gönderiyorsun. Bu olmaz” diyor. “Bu sıcakta cihada gidilmez” diyor. Yani “Bizi helak mı edeceksin?” diyor “bu sıcakta başımıza güneş geçer” diyor. Ahlaksız. Bak hem münasebetsiz, hem ahlaksız, hem züppe. Orada bak kaç amacı var? Bir; Peygamber (s.a.v.)’i düşüncesiz göstermek, akıl edemiyor göstermek. İki; kendini üstün göstermek, merhametli ve Müslümanları savunuyor göstermek. Üç; cihadı engellemek, Müslümanların başını belaya sokmak. Dört; Müslümanların dağılması için zemin hazırlamak. Mesela yine aynı bu züppe takımı diyor ki, “Tamam cihada gidelim biz, tebliğe gidelim ama çoluk çocuk evde, onlar ne olacak?” diyor. “Ailemiz. Onları düşünmedin sen” diyor Peygamber (s.a.v.)’e. Ahlaksız adam, düşünmez olur mu? Kendi ailesini o da bırakıyor. Herkes kendi ailesini bırakıyor. Askere giden bir asker zaten ailesini bırakır da gider. Bu kadar aptal mısın sen? İşte münafık aptallığı. Kendini nasıl gösteriyor? İşte ailesini, çoluğunu çocuğunu savunan merhametli şefkatli adam. Peygamber (s.a.v.)’i nasıl gösteriyor -haşa-? Çoluğu çocuğu düşünmeyen, aileleri düşünmeyen, eşlerini düşünmeyen bir insan -haşa- öyle göstermeye çalışıyor. Böylece Peygamber (s.a.v.)’e bağlılığı kaldıracak, hem Peygamber (s.a.v.)’i de meşgul edecek böyle pis laflarla vaktini alacak, Müslümanların da moralini bozacak. Kalbinde hastalık olan da varsa diyecek adam “Bu münafık haklı” münafık demez de o anda onu akıllı adam olarak görür “Ben gitmeyeyim” diyecek. Bunu dediğinde küfür, “Helal olsun sen ne kadar akıllı adamsın” diyor bu ailelerini bırakmama konusunda. “Çok güzel söylüyorsun” diyor. Bütün küfür Peygamber (s.a.v.)’e karşı birleşiyorlar. “Müslüman böyle olur” diyor küfür. “Aferin çok güzel söyledin” diyor Peygamber (s.a.v.)’e karşı. Onun için münafığın patavatsızlığı, münasebetsizliği tarih içinde hiç değişmez. Hep aynı, hep aynıdır. Kelimeler değişir, yöntem değişir, teknik değişir; mantık hiç değişmez.

 

MÜNAFIK MÜMİN İÇİN RAHMET, KENDİSİ İÇİN FELAKETTİR. MÜNAFIK, MÜMİNİN ÇOK BÜYÜK SEVAP ALMASINA VESİLE OLUR

Münafık mümin için rahmettir. Kendisi için de felakettir. Müminin cennetini genişletir, velayetini çoğaltır, makamını yükseltir münafık. En çok yükselten odur, münafık yükseltir, sonra kafirdir. Yani makam yükseltme gücü sonra kafirdedir. Sonra işte kalbinde hastalık olanlardadır. Ama en şiddetli münafıktadır. Münafık, kafir ve kalbinde hastalık olandır.

 

MÜNAFIK ÇOK AMAÇLI SALDIRILAR YAPAR AMA TEMELDEKİ ANA HEDEFİ MÜSLÜMANLARIN DAĞILMASIDIR

Münafığın amacı, mesela diyor ki; “Sıcakta cihada gitmeyin” Cihada gitmeyince ne olur? Müslümanlar yenilir, küfür üstün gelir. Değil mi? Amacı ne oluyor? Müslümanların dağılması. Münafığın nihai amacı Müslümanların dağılmasıdır. Yani en kökteki amacı odur. Ama çok amaçlı saldırır. Ama Peygamber (s.a.v.)’in buna yaptığı müdahaleyle hem cihadı çok mübarek olur, bereketli olur, hem Müslümanların gücü kat kat artar. Yoksa mesela Müslüman’ın aklından geçiyor da olabilir; “Bu sıcakta çıkmasak mı acaba?” diye aklından geçebilir. Ama mümin söylemez, kendi içinde halleder bazen, bazı müminler de hiç düşünmez çok isabetlidir. İşte o düşünen kalbinde hastalık olan oluyor, bak dilinde yok hastalık kalbinde, ona şifa olur o. Münafık oradan o hastalığın tedavisine vesile olur. Hem de münafık aşağılanmış olur. Belirlenmiş olur, makamını görmüş olur. Yani ne kadar ahlaksız olduğunu Allah ona dünyada ispat etmiş oluyor münafığa. Ne kadar haysiyetsiz, ne kadar pis huylu olduğunu inkar edemeyeceği şekilde Allah ispat etmiş oluyor. Ama tekrar ediyorum, şimdi biz münafık alameti anlatırken hep karşımızda biri var gibi anlatıyoruz. Münafık alameti anlatırken biz kendimize anlatıyoruz. Çünkü bu belaya herkes düşebilir. Tabii. Yorgunum der yapmaz, yani sıcak şart değil ki. “Acıktım” der gitmez, işte “eğlenceye gideceğim” der gitmez. Bunun çapı çok geniş.

 

İNGİLİZ DERİN DEVLETİNİN BİR ÇOĞU CİDDİ AKIL HASTALIĞI OLAN İNSANLAR. ŞEYTANIN AHLAKSIZ ÇİRKİN HASTA RUH HALİNİ BUNLARDA GÖRÜYORUZ

Bu İngiliz derin devletinin mensupları birçoğu gizli manyak, akıl hastası, ruh hastası adamlar. Şeytanla hakikaten transa geçiyorlar ve cinnet geçiriyorlar. Şeytandan akıl almaz korkuyorlar. Bunların hayatına baktığımızda ve yüzlerine de baktığımızda şeytanla derin trans halinde olduklarını görürüz, derin bağlantıda olduklarını görürüz ve şeytanın mantıksızlığını, münasebetsizliğini, küstahlığını, o şeytanın homoseksüel ruhunu, o homoseksüel manyaklığını. Yani şeytanda vardır bu homoseksüel manyaklığı, kendine hastır, onu çıkaran odur zaten o felsefeyi, şeytandır.

 

ŞEYTAN MÜMİNİN OYUNCAĞIDIR. HZ. SÜLEYMAN'A HİZMETÇİ OLMUŞ DURUMDAYDI, NE DİYORSA YAPIYORDU

Şeytan münafıkları delirtir. Müminin oyuncağıdır şeytan, onunla oynar adeta. Yani müminin köpeği gibidir şeytan, “hoşt” dersin gider. “Tut” dersen de tutar ama. Mesela Hz. Süleyman (a.s) onları kontrol altına almış. “Denizin dibinde inci, mercan ne bulursanız çıkarın” diyor. Dalıp getirip Hz. Süleyman (a.s)’ın önüne koyuyorlar. Kontrol altına almış. Onun yüzüğünde hapsedilmiş durumda. Yakut yüzüğü var, altın üzerine nakşedilmiş yakut, kırmızı yakut. O yakut taşının içinde binlerce cin var saklı, çıkamıyorlar onun içine hapsetmiş. Babadan oğula onun içinde kalıyorlar. Şimdi ahir zamanda o yüzük bulunacak, Hz. Süleyman (a.s)’ın yüzüğü. Hz. Mehdi (a.s)’ın eline geçecek, Hz. Mehdi (a.s) parmağına takacak, ondan sonra onun emrine girecekler. Normal bir adam görse aklını atar ama Allah işte o gücü kuvveti veriyor.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (28 Mayıs 2016; 20:00)

 

HZ. MEHDİ (AS) HZ. MUSA (AS)'IN ASASI VE HZ. SÜLEYMAN (AS)'IN YÜZÜĞÜYLE ZUHUR EDECEKTİR

Mehdi (a.s), Musa Peygamber (a.s)'in de asasına sahip olacak, asasının bir parçası; kutsal sandığın içinde o da. Hazreti Süleyman (a.s)'ın da asasından yine bir parça. Biliyorsunuz, onun asası parçalanmıştı. Musa (a.s)'ın da asası, bütün olarak değil bir parçası olarak kutsal sandıkta. "İmam-ı Zaman Mehdi (a.s), Cebrail (a.s) tarafından kendisine getirilen Musa Peygamber'in mübarek asasına sahiptir." Demek ki Mehdi (a.s) Hazreti Musa (a.s)'ın asasını bir yerde bulacak (Biharu'l Envar, Cilt 2/ 52, Sayfa 324).

Kaim Mehdi zuhur ettiğinde Resulullah (s.a.v.) bayrağı, Hz. Süleyman (a.s)’ın yüzüğü -bu çok önemli- Musa (a.s)’ın asası ve taşıyla zuhur edecektir. (Gaybet-i Numani, sayfa 279) Ebu Cafer Aleyhisselam şöyle buyurmuştur; “Kaim Mehdi Aleyhisselam hiçbir müşrik kalmayıncaya kadar mücadelesine devam edecektir.” (Bihar cilt 52, sayfa 345) Yani şirki ortadan kaldırıyor. Bütün gücün Allah’ta olduğunu insanlara öğretiyor. Yine “Kaim Mehdi kıyam edince insanların kalbindeki düşmanlık ve ihtilaf sebeplerini kökten kazıyacaktır. Böylece genel bir asayiş ve emniyet meydana gelecektir. Kaim Mehdi zuhur edince yeni bir tebliğ sistemi, yeni bir iş, yeni kitaplar” kitaplarıyla çıkacak diyor Mehdi. “Yeni bir yöntem ve hükümle zuhur edecektir ki bu durum Araplara oldukça ağır gelecektir.” (İsbatul Hüda, cilt 72, sayfa 83) Bak, “Kitaplarla ve yeni bir yöntemle ortaya çıkacak” diyor “Mehdi.”

 

MÜNAFIKLARIN ŞEYTANİ BİR ZEKASI OLUYOR, DERİN DEVLETLER DE BUNLARI HEMEN TEŞHİS EDİYOR VE İSTEDİKLERİ GİBİ KULLANIYORLAR

Münafıkları dünya çapında organize eden İngiliz derin devletidir. Çünkü münafığın müthiş bir şeytani zekası oluyor. Bunlar da münafığı eliyle koymuş gibi seçip buluyorlar ve onları Müslümanların aleyhine kullanıyorlar. Her türlü istihbaratta kullanabilir. Her türlü fitnede kullanabilir. Şimdi adam şeytani kafada bir sistem oluşturmuş. Şeytanlığı savunuyor. Kime müracaat edecek? Müslümana müracaat etse olmaz. Ahmağa müracaat etse olmaz. Şeytan gibi adama ihtiyacı oluyor. Onun için derin devletler şeytan gibi adamları bulmada uzmandır. Münafık bulma uzmanıdır. Ama münafıkların zaten zincirleme birbirlerini bulma güçleri var o büyük bir mucizedir. Yani klan halinde yaşıyor münafıklar, birbirlerinden ayrılmazlar. Müslümanlardan ayrıldığında hemen bir araya geliyor münafıklar, klan halindeler. Bu çok büyük mucize. Küfür ile yapamıyor. Sıradan insanlarla yapamıyor veyahut gelenekçi Müslümanlarla da yapamaz. Ancak kendi arasında yaşayabiliyor münafık. Münafık münafığı çok rahat bulabilir. Ama kendi aralarındaki çatışmaları şiddetlidir diyor Cenab-ı Allah. O bizim bilmediğimiz bir husus. Görmediğimiz bir husus. Kendi aralarında böyle köpek gibi kapışırlar münafıklar. Onun için İngiliz derin devleti mesela Pakistan’ın münafıklarını topluyor, Hindistan’ın münafıklarını topluyor ama zincirleme. İşte bu yetenek şeytanın verdiği bir yetenek. Yani bu zor bir şey münafığı tespit. Koca Türkiye’de mesela münafığı adam eliyle koymuş gibi buluyor. Bangladeş’te mesela eliyle koymuş gibi gidip buluyor. Mısır’ın bütün münafıkları İngiliz derin devletinin emrinde. Muazzam bir organizasyon yapıyor. Kendi köşesine çekilip viskisini yudumluyor, kendini zehirlemeye devam ediyor. Münafıklar da köpek gibi o yancı azgınlığı ile onlara hizmet ediyor.

 

MÜNAFIKLAR İSLAM'A HİZMETTE ÇOK TEMBELDİR AMA MÜNAFIKLIĞA HİZMETTE ÇOK ŞEVKLİDİR

Delice bir enerji vardır münafıklarda, münafıklığa hizmette. İslam’a hizmette çok tembeldir münafık, acayip ıstırap çeker. Halbuki usulen yapar aslında ama göz boyamak için yapar, göz boyamak için yaparken bile çok canı yanar. Bir gram bile Müslüman’a fayda vermek istemez. Çok ıstırap çeker. Müslümanlarla adının anılmasını istemez. Allah’tan bahsetmek istemez. Kuran’dan bahsetmek istemez.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (26 Mayıs 2016; 19:00)

 

MÜNAFIKLAR KENDİLERİNİ ÇOK AKILLI ZANNETTİKLERİ İÇİN, BÜTÜN İSTEDİKLERİ PEYGAMBERİ KENDİLERİNCE AÇMAZA SOKMAKTIR. PEYGAMBERLERE HASET EDERLER

Münafıkların aklı fikri Peygamber (s.a.v.)’i açmaza sokmak. Onun bilgisiz olduğunu vurgulamak, akıllı düşünmediği vurgulamak haşa. Çünkü kendilerini çok zeki zannediyorlar. Halbuki zeka aklın karşısında hep yenilir. Hep rezil rüsva oldukları halde Peygamber (s.a.v.)’e zekayla yaklaşmaya çalıştılar. Peygamberimiz (s.a.v.) aklıyla onları hep rezil rüsva etti. Bakın her konuşmalarına bakın, hep fitne kokar hep pisliktir. Hep küstahtırlar. Peygamberlere hep haset etmiştir münafıklar. Hep kıskanmışlardır. Onun aklına, yeteneğine, gücüne, imkânlarına, başarısına haset gözüyle yaklaşmışlardır. Ve bu hasetle hep çelme takmaya çalışmışlarıdır, hep rezil rüsva olmuşlardır. Mesela “sıcakta savaşa çıkılır mı?” Niye? Çünkü çıkılmasın ki Peygamber (s.a.v.) de başarılı olmasın. Dertleri bu. Ayrıca kendi de orada pozisyon kazanacak. Daha merhametli, daha şefkatli, daha akıllı, detayı görebilen olacak.

Münafık süper ahmak bir mahluktur. Allah aklını almıştır. Allah onunla alay eder, oynar. Allah onu aşağılar. Müslümanların karşısında da aşağılar. Fakat o aptal kafasıyla saksağan gibi bekler yani yine bir fırsat çıkacak mı diye. Her seferinde rezil olur yine bekler, yine rezil olur yine bekler. Kuran’daki bütün ifadelere bakın hep amaç Peygamber (s.a.v.)’i mahcup etmektir. Ve hep sözde kendi üstünlüklerini ortaya koymaktır haşa. Mesela Müddessir Suresi’ndeki o alçak adam münafık hep Peygamber (s.a.v.)’e üstünlük iddia ediyordu. “Ben daha kültürlüyüm, daha bilgiyim, daha çok yabancı dil biliyorum.” İşte “daha kolay teşhis koyarım olaylara”, münafıklar da ona bel bağlamışlardır. Dedi ki -haşa- “Muhammed’in getirdiği Kuran’a bir bakayım. Nasıl hatalı olduğunu size tespit edip anlatacağım” dedi. “Bana biraz süre verin” Münafıklar da çok heyecanlandılar Kitap’ta açık bulacak diye. Yani bir çelişki bulacak ve Peygamber (s.a.v.)’i mat edecek haşa. Günlerce araştırdı.

Ayette diyor ki bak, “yüzünü ekşitti” yüzü çok berbattır münafıkların. Böyle bitap, donuk, şeytanla bağlantıda olduğu için adeta böyle kükürt kokar onlar. Şeytanla bağlantılarından donuktur yani şizofrendir görüntüleri. “Yüzünü ekşitti” diyor “yüzünü astı” diyor. Yani suratını bozdu. Sonra bu insan yapısı bir kitap, dolayısıyla çelişkilerle dolu tarzında konuştu, diyor. Halbuki çelişkilerle dolu dediği on dokuzla ilgili orada mükemmel bir matematik sistem var. Onu görüyor fark ettiği halde şeytanlığından, imanı artıp Kuran’a İslam’a hayran olacağı yerde Kuran’ın aleyhine ifade veriyor. Bak on dokuz mucizesini ilk defa orada görüyor buna rağmen şeytanlığından ters tavır koyuyor. Ahlaksızlığından güya Peygamber (s.a.v.)’i mahcup edecek. Bu sefer Cenab-ı Allah ayetin sırlarını açıklıyor. On dokuz rakamına Allah dikkat çekiyor. Onun oyuna geldiğini söylüyor. On dokuz koduna da işaret etmiş oluyor. “O sayıyı” diyor “Ben müminlerin lehine küfrün de aleyhine olarak Kuran’a yerleştirdim” diyor Allah. “Onların aleyhinedir” diyor. “O istediği kadar çevresini çağırsın” diyor. O zamanlar onlar Roma devletine bağlıydılar. Yani Roma derin devleti. Belli bir zaman sonra İngilizlere geçti. Roma derin devleti İngiliz derin devletine geçti. İngiliz derin devleti şeklinde değişti. Zaten hadislerde de var. “İblis” diyor “denizde bir adaya oturur. Oradan adamlarını askerlerini gönderir” diyor. Ahir zaman için bunu söylüyor. Yoksa hep Roma’ya dikkat çekilmiştir.

 

“Çünkü o düşündü bir ölçü tespit etti” diyor. İşte o on dokuz ile ilgili ölçü. “Kahrolası nasıl bir ölçü koydu” diyor. Münafıkların kahrolacağını Kuran açıklıyor. “Yine kahrolası nasıl bir ölçü koydu” diyor. “Sonra bir baktı” onun bakışları tabii pis bir bakış. Kuran’ın işaret ettiği o. “Sonra kaşlarını çattı yüzünü ekşitti” Yani yüzüne pis, iğrenç, lağım gibi bir ifade veriyor. Lanet bir ifade olur münafıkların suratında. Bak “sonra kaşlarını çattı” donuk abus pis bir surat. Allah’ın onlara mührüdür o. “ve yüzünü ekşitti. Sonra da sırt çevirdi.” Pistir münafık hemen böyle ayrılır gider. Ona dikkat çekiyor.  “ve büyüklük tasladı” diyor Allah. İstikbar, ben büyüğüm, ben akıllıyım, ben kültürlüyüm, ben bilgiliyim, ben görgülüyüm. “Böylece bu yalnızca aktarılarak öğrenilen bir büyüdür” diyor. Bak "Bu, yalnızca 'aktarılarak öğrenilen' bir büyüdür" [Müddessir Suresi, 24] On dokuzu görüyor hayret ediyor fakat o aktarılarak öğrenilen yani nesiller boyu aktarılarak öğretilen bir kodlama sitemi, bir büyüdür, diyor. Şaşırıp, hayret edip mucizesine değil mi? İnanacağına onu tersine çevirmeye çalışıyor. “Bu bir beşer sözünden başkası değildir” Peygamber (s.a.v.) kendisi söyledi bunu diyor, ayeti diyor, Kuran’ı diyor. “Onu ben cehenneme sürükleyip atacağım." Bak sürüklemeden bahsediyor Allah. Çünkü direnecek. “Direneceği için sürükleyeceğim” diyor Allah. Köpek gibi sürükleyecek böyle uyuz köpek gibi. “Sürükleyip atacağım. Cehennem (sakar) nedir sen bilir misin? Ne alıkoyar ne bırakır.” Tutmuyor da bırakmıyor da. Çünkü oralardan kaçması için sürünmesi için Allah imkan veriyor. Kendini özgür zannediyor ama kaçamıyor Kuran ona işaret ediyor. “Beşere delicesine susamıştır.” Böyle vahşi bir hayvan gibidir cehennem. Hep böyle ezmek yakmak, yıkmak, azap vermek ister. Böyle deli bir hayvan gibidir, cehennem saldırgandır küfre karşı. Küfre karşı münafıklara karşı. “Beşere delicesine susamıştır” sürekli onları yutar, yer onları mahveder yani. Susamıştır o. “Onun üzerinde on dokuz vardır.” On dokuz melek. Güçlü kuvvetli on dokuz melek. “Biz o ateşin koruyucularını meleklerden başkası kılmadık ve onların sayısını inkar edenlerin için yalnızca bir fitne konusu yaptık ki” on dokuz sayısını, “kendisine kitap verilenler kesin bir bilgiyle inansın” Hristiyan, Musevi ve Müslümanlar kesin bir bilgiyle Kuran’a iman etsin. İman edenlerin de imanlarını artırsın, müminlerin Müslümanların heyecanını şevkini artırsın. “Kendilerine kitap verilenler ve iman edenler böylece kuşkuya kapılmasın” kesin kanaatleri gelsin. “Kalplerinde bir hastalık olanlar ile kafirler de şöyle desin: “Allah bu örnekle neyi anlatmak istedi?” Bu kadar aptal, on dokuzdan kod veriyor bu daha hala anlamıyor. “İşte Allah dilediğini böyle şaşırtıp saptırır. Dilediğini böyle hidayete erdirir.” Mesela münafıkları şaşırtıp saptırıyor. Müslümanları da hidayete erdiyor. “Rabbinin ordularını kendisinden başka hiç kimse bilmez.” Hızır a.s melekler bilinmiyor. Yani Allah bildirirse biliniyor. “Bu ise beşer (insan) için yalnızca bir öğüttür.” Kalbinde hastalık olan tedavi olacak. Münafıklığa eğilimi olan tedavi olacak, öğüttür. Mümin de kalbi açılır ferahlar daha güçlenir.

“Ya da bunlar karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşeklerle yüklü gökten yağmur fırtınasına tutunmuş gibidirler ki” Bak, “ya da bunlar karanlıklar” işte münafığın ruhunu anlatıyor Kuran görüyor musun? Simsiyahtır ruhu. “gök gürültüsü ve şimşeklerle yüklü” ruhunda ani gürültüler olur, ani patırtılar olur, ani heyecanlar, ani korkular, ani dehşetler yaşar. “Gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş” kapkaranlık bir dünyası vardır. Sanki böyle yağmur altında, karanlıklar içinde kalmış perişan tek başına bir ruh halinde olurlar diyor Allah. “Gibidirler ki; yıldırımların saldığı dehşetle ölüm korkusundan parmaklarını kulaklarına tıkarlar.” Bak, “yıldırımların saldığı dehşetle” çünkü Allah sürekli bela verdiği için, sürekli vesveseler geldiği için, sürekli ölüm korkusu ve gençliğinin gitme korkusu içerisindedir münafıklar. Hep o dehşeti yaşarlar. Ölümden nefret eder münafıklar, dehşete kapılırlar. Gençliğinin gitmesi, bir şekilde ölmesi, hastalanmasından çok korkar. “Ölüm korkusundan parmaklarını kulaklarına tıkarlar” Bir şeyi duymak istemez, işitmek istemez, diyor. Kuran okunurken işitmek istemez. O fiilen kulak tıkama anlamına gelmiyor sadece. Gürültü yapar, patırtı yapar, kaçar oradan bir başka ses oluşturur. Veyahut mesela yüksek bir yere kaçar. Veyahut alçak bir yere kaçar. Evet. “Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır.” Nereye kaçsalar Ben oradayım diyor Allah. Nereye gitseler. Bakara Suresi, 19.

Şems Suresi 9 ve 10. ayetlerde “Onu nefsini arındırıp temizleyen gerçekten felah bulmuştur.” Hastaysa mesela ahlaksızsa ahlaksızlığından vazgeçecek. Münafık eğilimindeyse münafık eğiliminden, küfür özelliği varsa küfür özelliğinden, kalbinde fesat, fitne fücur varsa onlardan. Pis ahlakıyla, pis eylemleriyle müminleri rahatsız eden bir karaktersizliği varsa bunu temizleyecek. “Nefsini arındırıp temizleyen gerçekten felah bulmuştur.” Onlar kurtulur, diyor Allah. Ama arındırıp temizlerse diyor. “Ve onu isyanla günahla” asi anarşist ruhla, saldırgan psikopat ruhla “günahla” Kuran’a zıt, İslam’a zıt eylemlerle, “bozulmalarla örtüp saran da” mesela sürekli inkar ederek, üstünü kapatarak, yalanlarla dolanlarla hissettirmemeye çalışarak “bunu ortadan kaldıracak” tedaviyi de ortadan kaldıran “elbette yıkıma uğramıştır” diyor Allah.

 

PEYGAMBERİMİZ (SAV) "İMAM MEHDİ MÜSLÜMANLARIN ONURUDUR, MÜNAFIKLARIN KİNİNİ ÜZERİNE ÇEKER" DİYOR

Abdülaziz Bin Müslim şöyle rivayet etmiştir: Resulullah ferman etti, diyor ki Resulullah (s.a.v.) “İmam Mehdi dinin düzeni, İslam’ın düzeni, Müslümanların onurudur.” Müslümanların ak yüzüdür. Aydın yüzüdür. “Münafıkların kinini üzerine çeker” Mehdi (a.s). Bak “münafıkların kinini üzerine çeker.” Mehdi (a.s)’nin özelliği. “Kafirlerin helak olmasının vesilesidir.” İlimle irfanla tabii bilgiyle, vesilesidir. (Usulü Kafi El Usül Minel Kafi El Kuleyni cilt 1s. 281.)

 

MÜNAFIK AYETLERİ İNANANLARIN KALBİNDE DERİN BİR ETKİ OLUŞTURUR, KALPLERİ YUMUŞAR, MÜNAFIKLAR İSE İÇTEN İÇE KİNLENİR VE NEFRETLERİ ARTAR

Münafık ayetleri, küfür ayetleri müminlere yöneliktir. Küfür ve münafıklar etkilenmez bu ayetlerden. Mümin etkilenir. Müminin kalbinde derin etki yapar. Onun için biz kendimize anlatıyoruz. Müminlere anlatıyoruz. İnananlara anlatıyoruz. Münafık ve kafir içinden içinden kinlenir, öfkelenir. Nefreti artar. Ayette diyor ki “Onların nefretini artırmaktan başka faydası olmaz” diyor. “Yeni sure indiğinde “hanginizin imanını artırdı?” derler” diyor. “Onların öfkesini artırmaktan başka bir etkisi olmadı” diyor Allah. Kinini ve nefretini daha da artırır. Müminin imanı artırır münafığın kinini ve öfkesini daha artırır. Mümin kendini düzeltir, kafir daha da beter hale gelir. Münafık daha beter hale gelir. Münafık daha sinsi daha azgın olur. Daha kalbi kararır. Müminin kalbi aydınlanır, ferahlar.

 

MÜNAFIK KENDİSİNİ ÖVERKEN KARŞI TARAFA KÜSTAHLIK YAPAR VE AKIL ALMAZ ŞEYLERLE İTHAM EDER, BÖYLE BİR AHLAKSIZLIĞI VARDIR

Bak, münafık küstahlığına örnek. Kendini büyük görme, küstahlık yapma, kendini överken de karşıdakini vicdanen yahut merhamet yönünü eksik gibi gösterme münafığın özelliğidir. Kendini hep mağdur gösterir, karşı tarafı da mağdurluğu ortaya koyan kişi olarak gösterir. İnsanları mağdur eden olarak gösterir mümini de. Böyle bir ahlaksızlığı vardır.

 

MÜNAFIK KENDİSİNİ HEP MAĞDUR OLARAK GÖSTERİRKEN AHLAKSIZCA MÜSLÜMANLARI VE ELÇİYİ ADİL OLMAMAKLA İTHAM EDER

“Resul-ü Ekrem Efendimiz Uhud’da ordusuyla giderken azılı münafık olan bir kişi onu bostanından geçirmek istememiş.  Ordu, asker oradan geçiyor. Mecburen oradan geçecekler. Resulullah (s.a.v.) de tabii mecburen oradan geçiyor. Yolun üstü çünkü. "Ya Muhammed" diyor, "Şayet sen bir peygambersen bostanımı çiğneyip geçmek sana helal olmaz." Bak ahlaksıza bak. Ne yapacak Peygamber (s.a.v.) başka türlü? Mecburen olacak. Ayrıca tazmin ediliyor. "Ve sonra da yerden bir avuç toprak alarak” Bak ahlaksıza bak. ‘'Vallahi bu toprağın başkalarını rahatsız etmeyeceğini bilseydim onu sana atardım." Bir de bak merhametli gibi gösteriyor kendini, başkalarını koruyor. Kendini koruyor. Görüyor musun züppeliği? "Vallahi sana onu atardım." diyor. Azılı münafığın bu küstahça hareketine sabredemeyen birkaç Müslüman, ona doğru hamle yapmak istiyorlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Bırakın onu. O manevi kör. Kalbi kör. Kalp gözünü Allah kör etmiş." diyor. Başka da bir şey demiyor.

Mesela diyorlar ki münafıklar, Peygamberimiz (s.a.v.)'in devesi kayboluyor. "Eğer Muhammed (s.a.v.) gerçekten bir peygamber olsaydı devesinin nerede olduğunu bilirdi." Bak, ahlaksızı görüyor musun? Tam münafık ağzı, tam münafık üslubu. “Bu sözü duyan Resulullah (s.a.v.), ‘Evet, vallahi ben ancak Allah'ın bana bildirdiğini bilebilirim.’” Gaybı bilemez peygamber. Sonra Peygamberimiz (s.a.v) “Allah şimdi devenin nerede olduğunu bana gösterdi. Deve falanca vadide, yuları bir ağaca takılı vaziyettedir. Gidip arayın." buyurdu. Allah, vizyon meydana getiriyor -görüntü- deveyi görüyor. Bağlı olarak nerede olduğunu söylüyor. Daha önce bildirmiyor Allah. Bildirince söylüyor. Peygamber Efendimiz Resulü Kibriya Efendimiz (s.a.v.)'in dediği yer, vadide ve tarif ettiği şekilde deve bulunuyor. Peygamberliğinin delili; bu doğru hadislerden. Çünkü sık sık vizyon alıyor. Peygamberlerde olur bu, görüm alırlar. Tevrat'ta da geçer bu, peygamberlerin hepsinde vardır; görüm alır. Yani böyle uyku gibi bir hal oluşur, rüya; orada görür, görüm alır. Diyor ki, "Eğer peygamber olsaydı devesinin nerede olduğunu bilirdi." Görüyor musun bak züppeliğini, ahlaksızlığını? Münafık her fırsatı kullanır, her türlü ahlaksızlığı kullanır. Nereden bilsin? O da imtihan oluyor. Allah bildirmezse bilemez.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (25 Mayıs 2016; 20:00)

 

HADİSLERDE İNGİLİZ DERİN DEVLETİNE İŞARET EDİLİYOR

Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Şüphesiz İblis'in tahtı denizin üzerindedir.” Bir adadadır diyor. Denizin üzerinde bir adadadır. "Bölük bölük askerlerini oradan gönderir ve insanları çeşit çeşit fitnelere düşürür." 1400 yıl öncesinden söylüyor, İngiltere'nin derin devletini. "Askerlerinin kendisi katında en büyüğü, fitnesi en büyük olandır." İşte deccal yani. Sahih-i Müslim'de geçiyor. Bin dört yüz yıllık hadis, Sahih-i Müslim. "Adada" diyor, "Kuzeyde" diyor. Yerini de söylüyor.

"Şüphesiz ki denizde hapsedilmiş -adada diyor- kendilerini Süleyman Aleyhisselam'a bağlamış olduğu bir takım şeytanlar vardır." diyor. Ki Masonluk Hazreti Süleyman (a.s) devrinde var. "Onların çıkması ve insanlara karşı Kuran'ı değiştirerek açıklaması yakın." diyor. Değiştirerek; homoseksüelliği serbest bırakıyor, Rumilik şeklinde ortaya çıkıyorlar.

 

HAKK-UL YAKİN İMANDA GEVŞEME VE ÜZÜLME OLMAZ

“Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” [Ali İmran Suresi, 139] Mehdiyet’in özetidir bu ayet. Ali İmran Suresi, 139: “Gevşemeyin, üzülmeyin.” Mehdiyet işte bu sırrı bilen topluluktur. “...eğer (gerçekten) iman etmişseniz...” En hayati noktayı açıklıyor Allah. "İman etmişseniz" demiyor, “(gerçekten) iman etmişseniz.” En üstün olmak ne demektir? Mehdiyet’tir, dünya hakimiyeti. "Sizsiniz" diyor o zaman. "Yeter ki Bana kesin gerçek olarak, Hakk-ul yakin iman edin." diyor Allah. O zaman zaten gevşeme ve üzülme olmaz. Gevşeme ve üzülme Hakk-ul yakin imanda olmaz. “...(gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” Dünya hakimisiniz. En üstün demenin anlamı dünya hakimliği demektir. Mehdiyet’in özeti.

 

CAHİLİYE KAFASIYLA BAKAN BİLGİYİ ALLAH'IN ÖĞRETTİĞİNE İNANMAZ VE CAHİLİYE İLMİNE GERÇEK İLİM GÖZÜYLE BAKAR. OYSA MÜSLÜMANLARI ASIL İLGİLENDİREN KURAN'LA MUTABIK OLAN İLİMDİR

Küfür ve münafıklar ne diyorlar? “Bu bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla verildi” diyorlar. Kendini alim zannediyor. O bilgisinden dolayı başarı kazandığını zannediyor münafık ve kafirler. Allah Zümer Suresi 49. ayette bu konuya işaret ediyor. “Hayır; bu bir fitne (kendisini bir deneme)dir. Ancak çoğu bilmiyorlar.”

Mümin ne diyor? Kuran’da mümin üslubu, Bakara Suresi, 32. ayette de; “Dediler ki: "Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok.” Bütün ilmin Allah’tan olduğunu. Ama münafık ve kafir okuduğu kitaplardan öğrendiğini zanneder. Cahiliye kafasıyla bakan Allah’ın öğrettiğine inanmaz. Bilgiyi Allah’ın verdiğine inanmaz. Ve cahiliye ilmine esas ilim gözüyle bakar. Halbuki Müslümanları ilgilendiren asıl ilim Kuran’daki ilimdir. Bizim inancımıza göre Kuran’la mutabakat halinde olan ilimdir. Kuran’ın desteklediği ilimdir. Kuran’a zıt olan ilim Müslüman için geçerli değildir. 

 

MÜMİNLERİN YUMUŞAKBAŞLI, SAYGILI, GÜZEL HUYLU OLMALARI, KENDİLERİ GİBİ KÜSTAH, OYUNCU, SALDIRGAN OLMAMALARI MÜNAFIKLARIN ACAYİBİNE GİDER, ŞEYTANDAN ALDIĞI İLHAMLA ONLARI AKILSIZ GÖRÜR

Şeytandan Allah’a sığınırım. Bakara, 13’te; “Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde:” Bütün Müslümanlar gibi sen de Müslüman ol diyor mesela. Yumuşak başlı, halim, saygılı, aklı başında. “Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler.” Kendini yüksek gördüğü için müminleri akılsız ve düşük imanlı zannediyor. Onların öyle asi olmaması, küstah olmaması, saldırgan olmaması, oyuncu veya yalancı olmaması onun acayibine gider münafığın. Kendi küstah, ahlaksız, haysiyetsiz olduğu için kendine benzememeleri onu kızdırır. Ve Müslümanlardan o yüzden nefret eder. Hep onları akılsız görür, kendini müthiş akıllı görür. Şeytandan aldığı ilhamdan kaynaklanır bu. 

 

BİR İLİM KURAN'A DAYANMIYORSA O HİÇBİR ŞEY DEĞİLDİR. KURAN'IN TASDİK ETTİĞİ BİLGİ İLİMDİR

Peygamberimiz (s.a.v.) Kuran âlimiydi, cahiliye âlimi değildi. O anlamda neydi Peygamberimiz (s.a.v.)? Ümmiydi. Ümmiydi, okuma yazması yoktu. Bak, Araf Suresi 157 “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getiriciümmi; okuma yazması yok. “(Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor” Neyle? Kuran'la emrediyor. “münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor.Yani boş, cahiliye kuruntularını, cahiliye inançlarını, fitneleri onların üzerinden kaldırıyor. “Ona inananlar, destek olup savunanlar” bak inanacak, destek olup savunacak. Münafık ne yapar? Çelme takmaya çalışır. Savunmaz, aleyhine uğraşır. “Yardım edenler” Münafık ne yapar? Tam tersine küfre yardım eder ve münafıklara yardım eder. "onunla birlikte indirilen nuru izleyenler” Neyi? Kuran. Peygamber (s.a.v.) de Kuran'ı izliyor, o da Kuran'ı izliyor. “işte kurtuluşa erenler bunlardır.” Hangi ilimmiş? Kuran ilmiymiş. Kuran'a dayalı bilgi. Bir ilim Kuran'a dayanmıyorsa ilim değildir o, hiçbir şey değildir. Kuran tasdik etmiyorsa onu, o ilim değildir.

 

MÜNAFIKLAR BOŞ BİLGİLER, BOŞ DÜŞÜNCELER PEŞİNDEDİR. MÜMİN İSE HEP HİKMETİ VE KURAN'LA MUTABIK OLAN İLMİ ARAR

“Onlar kendilerinin sapmaları gibi sizin de sapmanızı istediler” (Nisa Suresi, 89) diyor Allah. Yani boş kafa, boş işlerle uğraşacaksın. Boş bilgiler, boş düşünceler, boş hedefler, münafığın hep böyledir. Boştur hep hedefi. Boş düşüncelerle, boş bilgilerle uğraşır, boş şeyleri okur, boş şeyleri takip eder, sonunda cehennemin dibine düşer. Mümin hep hikmeti, özü, gerçek bilgiyi arar. Kuran'la mutabık olan bilgiyi arar.

 

PEYGAMBERİMİZ (SAV) HEP GÜZEL AHLAKLI VE MÜTEVAZI İDİ. MÜNAFIKLAR İSE SÜREKLİ ZÜPPE KARŞILIK VERİYORLARDI

Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) hep güzel konuşuyor. Münafıklar hep züppe karşılık veriyor. Peygamberimiz (s.a.v.) hep mütevazı davranıyor, onlar hep büyüklük peşinde. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ümmi olmasını sürekli hatırlatıyorlar. Biz diyorlar işte şu kadar dil biliyoruz, şu kadar okul okuduk, o devrin işte cahiliye eğitimini aldık falan. Kardeşim, kitap yüklü eşek gibisin. Boş adamsın. Kafan boş, kalbin de boş. Mühim olan imana dayalı olan hikmet ilmidir, derinliktir, Allah korkusu ve Allah sevgisi. Allah seni onun için yaratıyor burada. Yoksa şeytan senden daha alim. Şeytan da övünüyor ama övünmesi boş. Cehennemin dibine gidiyor.

 

MÜNAFIKLAR MÜMİNLERİN ŞEVKİNİ ARTIRIR, ÇOK DİKKATLİ OLMASINI SAĞLAR. VELAYET MAKAMI ALMASINA VESİLE OLUR

Velayet makamını münafıklarla alıyor mümin. Mesela peygamberler peygamberlik makamında yükseliyorlar münafıklar sayesinde. Dereceleri yükselir. Zihni açar münafık, mücadele azmini arttırır, şevki arttırır, Müslüman’ın çok dikkatli ve tetikte olmasını sağlar. Yoksa Müslüman çok tedbirsiz, çok itidalsiz davranabilir bazen. Çok tetikte, dikkatli ve itinalı olmasını sağlar müminin. Ufkunu açar münafık, nasıl mücadele edeceğini daha iyi görür, riski daha iyi kavrar, İslam’ın Kuran’ın kıymetini daha iyi anlar, Müslümanlara olan sevgisi daha artar. Münafığın çeşit çeşit faydası vardır. Ama münafığın asıl acı duyacağı şey cennette normalde ona ayrılması gereken yer mümine olduğu gibi nimet olarak veriliyor. Müminin potansiyel cehenneme gitmesi durumunda çekeceği acı azap yeri de ona olduğu gibi kafasına geçiriliyor münafığın. Mümin müthiş karlı olur sevap bakımından da, akıl bakımından da, irade ve güç bakımından da. Mesela münafık güç verir mümine, İslam’a güç verir, ataklık verir, ufuk genişliği verir. Öbür türlü meskenet olur müminde, güç kırılması olur.

 

MÜNAFIKLAR SALDIRMAK İÇİN MÜSLÜMANLARIN ZAYIF ANINI BEKLER

Münafıklar, Müslümanların belaya uğramasını haince bekler, sabırla beklerler. O zaman vurma esastır münafıklar için. Münafıklar Müslümanların zor duruma gelmesini bekler. Güçlüyken saldırmaz. Nasıl böyle vahşi hayvanlar zayıf anı kollar saldırmak için, münafık da zayıf anı kollar ki saldırabilsin. Ona göre de ekibini de hazırlar. Tevbe Suresi, 98; “Bedevilerden öyleleri vardır ki, infak ettiğini bir cereme sayar ve sizi felaketlerin sarıvermesini bekler. Kötü felaket onları sarsın. Allah işitendir, bilendir.” [Tevbe Suresi, 98] Yani her yönden Müslümanların çökmesini beklerler.

 

NEFSİ EN AĞIR SUÇLARLA İTHAM ETMEK GEREKİR Kİ MÜSLÜMANIN TERSİNE HAREKET ETMESİN

"Allah'tan ancak mümin olan korkar ve ondan ancak münafık kendini emniyette hisseder." Cehenneme hiç zaten inanmıyor ki o korksun. Ama mümin gerçekten ahirete inandığı için korkuyor. Onun için derslerimizde münafık dersi yaparken hep müminlere anlatıyoruz. Mümin kendi üzerine alınmazsa o münafık alameti olur. Eğer alınıyorsa o da mümin alametidir. Çünkü nefsini temize çıkartmaz Müslüman. Nefis daima kötülüğü emredicidir. Nefsi en ağır suçlarla itham etmek lazım. Münafıklıkla itham edeceksin, yanlışlıkla itham edeceksin, dalaletle itham edeceksin... Yanlışlık derken yani harama girme eğilimi, "Her türlü yanlışlığı yapabilirsin." diye nefse sürekli bilgi gitmesi gerekir ki nefis azgınlaşmasın, Müslüman’ın tersine hareket etmesin. Ama nefsini temize çıkaran; "İşte ben iyiyim, ben doğruyum, ben kusursuzum, ben hatasızım." diyorsa şeytanın kucağına düşer. Kuran'ın ifadesi. Cenab-ı Allah, şeytandan Allah'a sığınırım, Alak Suresi'nde: "İnnel insane leyetga" diyor

 

İSLAM ALEMİNİN EZİLMESİNİN NEDENİ MÜNAFIKLARDIR. İNGİLİZ DERİN DEVLETİ MÜNAFIKLAR OLMADIĞINDA ADIM ATAMAZ

İngiliz derin devletinin başarısını –şu ana kadar olmuştu, bundan sonra batma derecesinde- münafıklar sayesinde elde etti, gücünü. İngiliz derin devletinin bütün gücü münafıklara dayanıyor. Münafıklar olmadığında adım atamazlar.

İslam aleminin ezilmesinin nedeni: Münafıklar, mazlum Müslümanları, küfürle ittifak ederek eziyorlar. Mesela Müslümanların yerlerini söylüyorlar, Müslümanların bombalanmasını sağlıyorlar, Müslümanların aleyhine küfrü tahrik ediyorlar, Müslümanların aleyhine zalimleri teşvik ediyorlar, bombalanacak yerleri gösteriyorlar. O tarzda. Münafıklar her devirde Müslümanların başını belaya sokmuştur. Libya'da da Müslümanları mahvettiler küfürle iş birliği yaparak. Suriye'de ve Irak'ta da küfürle iş birliği yaparak Müslümanları mahvettiler. Halen de devam ediyorlar. Mısır'da darbenin oluşmasını sağlayanlar; münafıklar. Müslümanları birbirine kırdıranlar yine münafıklar. Libya'daki olayların kökeninde de yine münafıklar var. Anlamı bu, o anlattığım konunun anlamı bu.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (20 Mayıs 2016; 16:00)

 

HZ. MEHDİ (AS) ÇOK SABIRLI OLACAK

Hz. Mehdi (a.s)’ın azami sabır cihetiyle manevi makamı çok yükseliyor. Çok sabırlı bir insan. Allah talebesi etsin, beni de sizleri de, inşaAllah.

“Deccalın muhasarası Hz. Mehdi (a.s)’ın üstünden kalkmayacaktır” diyor “en son ana kadar.”

“Bütün kederlere ve şiddetli fitnelere azami sabır gösterecektir” diyor “Hz. Mehdi (a.s).”

“Hz. Mehdi (a.s) sabrıyla Hz. Eyüp (a.s)’a benzer” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).

 

HZ. MEHDİ (AS) ALLAH TARAFINDAN VERİLEN ÖZEL BİR İLME SAHİP OLACAK

“Hz. Mehdi (a.s)’a en yüksek kutbiyet makamı verilecektir Allah Katında” diyor. “Makamların en yükseği ve son merhalesi olan makam verilecektir” diyor.

“Hz. Mehdi (a.s)’ın içtihat yapma özelliği vardır” diyor. “Çalışıp kazanarak değil emin makamında bunu elde edeceği bildirilmektedir.” Allah tarafından veriliyor.

“Hz. Mehdi (a.s)’a daha çocukluğundayken çokça ilim ve amel ihsan edilecek.”

İbni Kesir’deki hadise göre “İlim ve vakar Hz. Mehdi (a.s)’ın ziyneti olacak.”

“Onun uzun boylu ilim öğrenmeye ihtiyacı yoktur.” Yani üniversitede, herhangi bir yerde “ilim öğrenmeye ihtiyacı yoktur. Çünkü ahir zamanın en dehşetli döneminde alabildiğine önemli bir hizmetle muvazzaf olarak Allah tarafından gönderilecektir. Onun için de bu ilmine olağanüstü bir tarzda kavuşacaktır.” Yani mekteple medreseyle değil. Onu bir çok alim de söylüyor hadislerde de var.

 

CENNET DÜNYANIN DAHA MÜKEMMELİDİR, ÇOK YABANCI OLACAĞIMIZ BİR YER DEĞİLDİR

Cennet dünyanın daha mükemmeli, daha düzgünüdür. Çok çok yabancı olacağımız bir yer değil.

Cennette dünyadaki bütün teknik cihazların en gelişmişleri var. Bunları da aynı sistemle yaratıyor Allah. Ahirette en mükemmeli vardır. Araba, tekne, uçak, hepsi vardır. İsteyen araba yarışı da yapar, isteyen tekne yarışı yapar. Yani hoşuna giden her şey cennette mevcuttur. Çünkü giden zaten söylüyor. “Bu daha önce de rızıklandığımızdır” derler. Bu, onlara, (dünyadakine) benzer olarak sunulmuştur.” (Bakara Suresi, 25) Cennetteki de aslıdır. “Benzerini görmüştük” diyorlar.

 

CENNET BİR ADIMDA GEÇİLECEK KADAR YAKINDIR

Cennet yakın, Allah Kaf Suresi 31. ayette “Cennet de, muttakiler için, uzakta değildir, (o gün) yakınlaştırılmıştır.” Cennetin yakın olduğunu söylüyor. İnsanlar çok uzakta zannediyorlar, hâlbuki bir adımda geçilecek gibidir cennet. Bak, “(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.” (Şuara Suresi 90).

 

GERÇEK HAYAT CENNETTE BAŞLAYACAKTIR

Gerçek hayat cennette başlıyor. Ankebut Suresi 64’te “Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur.” Asıl hayatın orada başladığını söylüyor Allah. Hud Suresi 23’te de “Rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar', işte bunlar da cennetin halkıdırlar.” kalpleri tam samimiyetle, coşkuyla, mutmain olarak Allah’a bağlanmış olanların cennete gireceğini söylüyor Allah.

 

CENNET SONSUZA KADAR BİTMEYEN BİR ŞÖLEN YERİDİR, SEVGİ YURDUDUR

Sonsuza kadar bitmeyen bir şölen yeridir cennet. Sonsuza kadar hastalık dert, sıkıntı, hiçbir şey yok. Uyku yoktur, yorgunluk yoktur. İstediğin gibi gezersin ama Allah’ı anma var tabii. Sürekli Allah’a şükretme, Allah’ı anma vardır. Namaz yok. Müminler Allah tecelli ettiğinde - güzel bir insan şeklinde tecelli ediyor - müminler hemen Allah’ın tecellisini görünce secdeye kapanıyorlar. Allah, “hemen kalkın secdeden” diyor. “Artık bundan sonra namaz yok” diyor. “Çünkü siz kıldınız namazı. Benim zaten size kanaatim geldi” diyor. “Bundan sonra sadece selamlaşacağız” diyor “ve sevginizi ifade edeceksiniz.” Allah müminlere, müminler de Allah’a sevgisini ifade ediyor. Allah da müminleri sevdiğini söylüyor. Müminler de Allah’ı sevdiğini söylüyorlar. Sevgi yurdudur cennet.

 

CENNETTE KALP SEVGİYİ HİSSETMEK İÇİN, AKCİĞERLER GÜZEL KOKUYU İÇİNE ÇEKMEK İÇİNDİR

İç organları yok. Kalbi var, ciğeri var. Ama bizim anladığımız anlamda değil. Kalbi de bizim anladığımız anlamda değil. Kan pompalamıyor yani. Heyecanı hissetmek için var. Nefes almak için de ciğeri var. Yani güzel kokuyu almak için ihtiyacı var. Nefese ihtiyacı yok. Ama alıştığı için dünyada hoşuna gidiyor. Güzel kokuyu mesela içine çekerek alıyor. Normalde havaya ihtiyacı yok.

 

CENNETTE MÜMİNLER EN ÇOK ALLAH'IN TECELLİSİNİ GÖRMEKTEN HAZ ALACAKLAR

Müminlerin cennette en hoşlarına giden şey Allah’ı görmek oluyor. Şiddetli haz alıyorlar Allah’ı gördüklerinde. Yani müthiş bir sevinç meydana geliyor. Allah selam verdiğinde müminler kendilerini kaybediyor zevkten. Yani özel bir hale geliyorlar. Kendilerini kaybediyorlar.

 

CENNETTE HERKES GÜZEL AHLAKLIDIR. KİN, ÖFKE, KORKU, HÜZÜN YOKTUR

Herkes güzel ahlaklı cennette. Rahman Suresi 70’te Cenab-ı Allah “Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır.” Diyor. Kin, öfke hiçbir şekilde yok. Korku yok. Tedirginlik yok, üzülme yok. Dünyada özel verilmiştir onlar. Allah cennet için, “Onda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan ayrılmak istemezler.” diyor Kehf Suresi 108’de. Hiçbir şekilde ayrılmak istemezler.

 

DÜNYADA ÖĞRENDİĞİMİZ KÜLTÜR CENNETTE DE DEVAM EDECEK

Hiç kimsenin hizmete ihtiyacı yok. Ama dünyada hizmet edilmek hoşuna gittiği için cennette civanlar, gılmanlar hizmet ediyorlar. Mesela onlar getiriyor yemeği, tabağı. Hâlbuki tabağa “gel” dersin, gelir tabak. Suya “gel” dersin, gelir. İçeceğe “gel” dersin, gelir. İşaret etse, içinden geçirse gelir. Ama orada hizmetçi getiriyor hoşuna gitsin diye. Yani dünyadaki kültürüyle orada devam ediyor mümin. Orada alışmış ya.

Mesela döşekler var. “Oh” diye hemen direkt kendini atıyor döşeğe. Hiç ihtiyacı yok normalde. Döşekte ne işi var? Döşekte yatılır. Hiç ihtiyacı yok. Yani cennetin her yeri döşek gibi. İstediği an rahatça yatabilir, uzanabilir. Ama dünyada alıştığı her şeyi orada yapıyor. Mesela ayakkabılar var. Kıyafetler var. Ayakkabıya ihtiyacı yok. Yani ayakkabıya ne ihtiyacı olacak? Cennette diken yok, çalı yok. Hiçbir şey yok. Çıplak ayakla, havada da gider istese ama ayakkabı var. Mesela gömlek giyiyor. Kıyafet giyiyor. Bütün kıyafetleri giyiyor süslü olmak için. Hoşuna gidiyor. Mesela cennet yastığı var. Kafasının ihtiyacı yok ki cennet yastığına. Ama süs olarak alışmış, istiyor. Çünkü yastık, kafası rahat etsin diye, boynu ağrımasın diye. Orada öyle bir dert yok ki. Ama süslü güzel yastıklar var özel olarak yapılmış Allah tarafından.

 

DÜNYA İMTİHAN İÇİN EKSİK YARATILMIŞTIR. ALLAH “EĞLENCE DİLEDİĞİMDE EN MÜKEMMELİNİ YAPARIM” DİYOR, BUNU CENNETTE GÖRECEĞİZ

Cenab-ı Allah “Eğer bir 'oyun ve oyalanma' edinmek isteseydik, bunu, Kendi Katımız'dan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık.” (Enbiya Suresi, 17) diyor. Yani böyle yarım burada eksik imtihan ortamı olduğu için “Ben böyle yapmam” diyor Allah “yaptığımda. Bunu özellikle yarım yaptım.” diyor, “bozuk yaptım dünyayı imtihan için. Ben yaptım mı şanıma uygun yaparım” diyor. “Oyun eğlence dilediğimde mükemmelini yaparım” diyor.

Dürüst, samimi olmak iyi insan olmak yeterli Allah için. Allah diyor, “Samimi olan kullarım kurtuluşa ermiştir” diyor. Samimi olmak önemlidir.

Sevgi en yüksek derecede oluyor imanın derecesine göre. Yani sevmek için uğraşmıyor. Zaten sevgi hazır oluyor.

 

HZ HIZIR İSTEDİĞİ AN İSTEDİĞİ YERDE OLUYOR VE İSTEDİĞİ EŞYANIN ŞEKLİNE GİRİYOR. İŞTE BU, CENNETTE OLAN MODELDİR

Gönüllerinin istediği her şey oluyor. Bak “Orada diledikleri her şey onlarındır” Kaf Suresi, 35. Ne diliyorsa. Havada uçmak istiyor mesela yahut bir ördeğin üstünde uçmak istiyorsa ördeğin üstünde uçuyor. Tek başına uçmak istiyorsa tek başına uçar. Aklına hayaline gelen ne varsa mesela ayakkabısının içine girip de uçabilir isterse. Ne istiyorsa olur. Her türlü hacmi alabilir, her şekle girebilir. Mesela Hızır (a.s)’da var o. Cennette işte asıl o hâkim olan özellikten Hızır (a.s)’a verilmiştir dünyada bir parça. İstediği eşyanın şekline giriyor. İstediği an istediği yerde oluyor. Aslında gayet kolay bir sistem asıl sistem budur. Ama dünyada Allah imtihan olarak bu sistemi uygulatmıyor. Asıl olan sistem budur.

 

CEHENNEM MANEVİ AZAPLARIN ÇOK OLDUĞU BİR YERDİR

Cehennem her türlü sıkıntının rahatsızlığın yaşandığı bir yerdir. Yüreklere tırmanan bir ateşten bahsediyor Allah. Manevi azap çoktur cehennemde. Yoksa her yerde kazanlar kaynıyor her yerde ateş yanıyor anlamında değildir o. Yüreklere tırmanan bir ateşten bahsediyor Cenab-ı Allah. Zaten Bak ayette de diyor: “Cehennemin yakıtı insanlar ve taşlardır” İnsan azabını oraya kendi getiriyor cehenneme. Kendini yakacak azabı oraya kendi getiriyor. O dünyadaki bütün sıkıntısı onunla beraber oraya gidiyor. O sıkılma, korkma, tedirgin olma, azap çekme özelliği var ya, o kalkmıyor işte. Allah cennette müminlere kaldırıyor onu. Küfre onu kaldırmıyor. Kendi ateşiyle oraya gidiyor. O kendi ateşiyle orda yanıyor.

 

CEHENNEMİN AMACI MÜMİNLERİN CENNETİ SEVMESİDİR. KÜFÜR CEHENNEMDE DE ARSIZLIĞINA DEVAM EDER

Cennet ehlinin cenneti sevmesi içindir. Asıl amacı budur. Yoksa cehennem küfür için önem taşımaz. Aynı arsızlıklara aynı hayasızlıklarına devam ediyorlar. Yani küfür cehennemden etkilenmiyor o anlamda. “Pişmanlıklarını gizlerler” diyor Allah. Pişmanlığı gizlemek ne demek? Arsızlığı devam ediyor demektir. Bak, “Allah’ınıza söyleyin de, Rabbinize söyleyin bize yiyecek versin size verdiklerinden” diyor. Kendisi Allah’tan istemiyor. Ağırına gidiyor.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (19 Mayıs 2016; 16:00)

 

“DİN ALLAH'IN OLUNCAYA KADAR” DEMEK ŞİRKTEN ARINIP SAF OLARAK ALLAH'A TESLİM OLMAK ANLAMINDADIR

Şirkten kaçınmak lazım. Her şeyi Allah yaratır. “Ya” diyor “eşyayı şöyle koymasaydık devrilmeyecekti.” Eşyanın kaderi vardır, kaderinde olduğu için devrilir. “Şöyle koymasaydık kırılmayacaktı.” Kırılır. Kaderinde kırılma var o eşyanın, kırılır. Veyahut “şu insan şu sözü söylemeseydi.” Kaderinde o, söyleyecek. “Şuraya gitmeseydim.” Kaderinde, gideceksin. Bunlara üzüntü duymak, pişman olup üzüntü duymak, acı çekmek şirktir. Çünkü Allah’a güvenmiyorsun, Allah yaptı demiyorsun eşya yaptı diyorsun. Eşyayı putlaştırıyorsun. İnsanı Allah’ın yarattığını, konuşturduğunu bilmeyip insanın bağımsız konuştuğunu zannediyorsun, ona da şirk koşuyorsun. Allah’ın da en sevmediği şey şirktir, bağışlamadığı şirktir. “Şirki bağışlamam” diyor Allah. Gizli şirkten özellikle çok kaçınmak lazım. “Din Allah’ın oluncaya kadar” demek odur yani saf, halis olarak Allah’a teslim olmak, şirkten arınmış olarak.

 

ALLAH'A TEVEKKÜL EDİLMEDİĞİNDE KORKU VE HÜZÜN ŞİRKİN CEZASI OLARAK İNSANA VERİLİR

Mesela bir şey yapıyor yahut biri bir şey konuşuyor, bir şey istediği gibi olmuyor yahut bir hastalığa yakalanıyor müthiş üzülüyor, acı çekiyor. Tevekkül etse olur mu? Olmaz. Tevekkül etmemek nedir? Şirktir. Acı neden oluyor? Şirk koştuğu için Allah tarafından ona ceza. Peşin ceza. Bu mucizedir. Adam hata yapar. Tamam, ne üzülür ne sevinir belki. Ama bak Allah üzülme duygusunu veriyor, canını yakıyor bu sefer şirk koştuğu için, canını yakıyor. Allah isterse vermez. Adam yaptığının yanlış olduğunu anlar da üzülme cezası olmamış olsa onu hissetmeyecek. Ama Allah peşin o cezayı veriyor. Mesela tevekkül etmesi gerekirken korkarsa korkunun acısını veriyor Allah, korkunun azabını veriyor. Mesela “hüzünlenme” diyor Allah. Tavsiye zannediyor halbuki farz hüküm “hüzünlenme”, “korkma” farz hüküm, muhkem hüküm açık, “korkma” emir. Onun için Müslüman; hüzünlenmek, üzülmek bundan kaçınacak haramdır bunlar, mütevekkil bir Müslüman’ın yapacağı bir şey değil. Allah’ın yaptığına inanıyorsan nasıl üzülüyorsun? Allah’ın yapmadığına inanıyorsan zaten mahvoldun demektir, Allah vermesin karşılığı cehennemdir. Allah yaptığına göre Dost’un yaptığı her şeyde hayır vardır. Dost’un yaptığı hiçbir şeye üzüntü duyulmaz. Peygamber (s.a.v.)’i de Cenab-ı Allah hep uyarıyor, Hz. Musa (a.s)’a değil mi söylüyor, “korkma” diyor “Ben seninleyim, görüyorum ve duyuyorum” ama “korkma” diyor yasak çünkü Allah ondaki korkuyu görüyor “korkmayacaksın” diyor. Korkuyu da yaratan Allah’tır. Korkma emrini veren de Allah, o emre uymasını sağlayan da Allah’tır.

 

SABIR ŞİRKE KARŞI BİR İLAÇTIR

Nahl Suresi 127’de Cenab-ı Allah “Sabret” diyor bak sabret. Şirke karşı bir ilaçtır bu. “Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir” Bak, senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sabrettim diyor, sen sabretmedin Allah sana sabrettirdi. Ben çok sabırlıyımdır diyor. Allah sana veriyor o sabrı.

 

MÜMİN ŞİRKTEN ARINMIŞ SAMİMİ KULLARDAN OLMAK İÇİN GAYRET ETMELİ

Bak “Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli düzenden dolayı sıkıntıya düşme.” (Neml Suresi 70) Bak hüzne kapılma, sıkılma da diyor. Sıkılma da şirkin meydana getirdiği bir rahatsızlıktır. Hüzün de öyle şirkten meydana gelen rahatsızlıktır. Çünkü hepsini Allah meydana getiriyor. Bu makama Müslüman ulaşırsa yüksek bir makama ulaşmış olur. Sıddıklar, Salihler makamı, bu makama ulaşacak mümin. Salih müminler özellikle yani samimi, şirkten kurtulmuş.

Taha Suresi  46’da Hz. Musa (a.s) diyor ki, Musa (a.s)’a Cenab-ı Allah diyor. “Korkmayın çünkü Ben sizinle birlikteyim, işitiyorum ve görüyorum.” Onların işittiğini kim yaratıyor? Allah yaratıyor. Onların işittiğini kim işitiyor? Allah işitiyor. Onların gördüğünü kim görüyor? Allah görüyor. Onlara görmeyi kim veriyor? Allah veriyor. Bunu mümin iyice içine sindirecek, iyice kavrayacak ve bu inançla, bu doğru olan inançla yaşayacak. Öbürü zülümdür, Allah’a iftiradır, ben yaptım, ben ettim. Mesela ayette Cenab-ı Allah, bak “Attığın vakit sen atmadın” diyor “Ben attım.” Ona öyle gösteriliyor. Mümin şirkten şiddetle kaçınacak, ömrü boyunca en dikkatli olacağı konuların başında geliyor şirk.

 

MÜNAFIK MÜŞRİĞİN EN ŞİDDETLİSİ, KAFİRİN EN AZILISIDIR

Münafık müşriğin en gelişmiş, en şiddetli olanıdır. Kafirin en azgın olanıdır münafık. Klasik müşrikten, bilinen müşrikten kat be kat ileridir münafığın müşrikliği. Çünkü münafık her şeyi kendinin yaptığını ve her şeyi başkalarının yaptığını düşünür. Eşyanın gücüne inanır, insanların gücüne inanır, olayların gücüne inanır, toplumun gücüne inanır, toplum onun için ilah gibidir. Hani diyor ya ayette Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “İnsanların çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar.” (En’am Suresi 116) İnsanların çoğunluğuna uyar. Onları ilah gibi görür, insanların çoğunluğunu. Devlet onun için puttur, en büyük devlet, kendi devleti değil. En güçlü olan kimse, en büyük put olarak onu görür ve ona bağlanır. Mesela şu an İngiliz derin devleti; ona bağlıdır.

 

MÜNAFIKLAR KLAN HALİNDE YAŞARLAR VE BİRBİRLERİNİ PUTLAŞTIRIRLAR

Münafıklıkta putlar putlara tabi olur. Mesela bir münafık put oluşur kendi kafalarına göre. Ona başka bir münafık yancı put ona bağlanır. Onu putlaştırır. O münafığın da başka bir yancı putu olabiliyor bazen. Zincirleme putlaştığı. O put ona güvenir o put ona güvenir. Münafıklar mesela klan halinde yaşarlar topluca. Hepsi birbirini putlaştırmıştır. O klanlarını da putlaştırır. O putun müthiş bir güce sahip olduğuna inanırlar. O puttan da ayrılamazlar münafıklar. Yani normal bir sosyal hayatın içine giremez münafık. Münafığın dışında yaşayamıyor. Onlarla beraber hareket eder.

 

MÜNAFIKLAR KUŞKUCUDUR. EN BAŞTA PEYGAMBERDEN ŞÜPHELENİR. HER HÜKMÜNE AKILSIZLIKLA KUŞKUYLA BAKAR, HİÇ GÜVEN DUYAMAZ

Bütün hayatları cehennemdir münafıkların. Her şeyden korkuyorlar, her şeyden şüphelenirler. Ufacık bir kıpırtı onun için çok tehlikeli bir şeydir. Resulullah (s.a.v.) devrinde hep öyleydi. Bir kere en başta Resulullah (s.a.v.)'tan şüpheleniyorlardı. Ondan korkuyorlardı her an bir şey yapacak diye. Her an aleyhlerine bir şey yapacak diye. Hiçbir hükmüne güvenemiyorlardı. Ayette diyor "Siz güvenmiyor musunuz yoksa ona?" diyor "kalbinizde hastalık mı var?" diyor. Peygamber (s.a.v.)’in her hükmüne şüpheyle bakıyorlar. Kuşkucu olur münafık.

 

PEYGAMBER MÜSLÜMANLARIN HAYRINI, İSLAM'I DÜŞÜNÜR, MÜNAFIKLAR KENDİ PİS MENFAATİNİ DÜŞÜNÜR, BU YÜZDEN KENDİLERİNCE PEYGAMBERİ ELEŞTİRİRLER

(Münafıkların) kendi dar dünyasında menfaatçi karanlık bir felsefesi vardır. Mesela diyor ki çok basit bir mantıkla halkın herkesin anlayacağı bir mantıkla "Bu sıcakta savaşa çıkmayalım" diyor. Sıcakta savaşa çıkılmayacağını herkes bilir zaten ama akıldanelik yapıyor. Kendi keşfetmiş gibi söylüyor. Peygamber (s.a.v.) onu bilmez mi sıcakta çıkılıp çıkılmayacağını? Peygamber (s.a.v.)’e akıl verip kendince haşa Peygamber (s.a.v.)’i mahcup edecek. Peygamber (s.a.v.)’in o kadar kolay bir şeyi akıl edemeyeceğini haşa vurgulamak istiyor. İnsanların gözünden düşürmeye çalışıyor kendince haşa. Bak "Peygamber bunu bile akıl edemedi" diyecek haşa. Demek istediği bu. Sonra o kendini kurtarıcı ve dürüst olarak da gösteriyor. Bakın ahlaksızı görüyor musunuz? İki türlü adilik yapıyor. Kendini kurtarıcı ve dürüst gösteriyor yani "ben" diyor “Müslümanların menfaatini düşünüyorum. Sıcakta onlar helak olmasın. Acı çekmesinler diye ben bu iyiliği yapıyorum. Bu hatırlatmayı yapıyorum." diyor.

Çok şeytanidir münafık. Kendini yüceltmek ve üstün göstermek amacındadır. Peygamber (s.a.v.)’i de mahcup etmeyi amaçlıyor. Çünkü onda dava aşkı yok. O geleceğini, dünyasını, rahatını düşünüyor. Peygamber (s.a.v.), İslam'ın yayılmasını, İslam'ın hakim olmasını, Müslümanların rahat olmasını, güvenlik içinde olmasını, zengin olmasını düşünüyor. O pis egoist kendi iğrenç menfaatlerini düşünüyor. Onun için hem Peygamber (s.a.v.)’e düşmanlık yapmaya çalışıyor hem de çevresinde bulunduğu kişilere yardakçılık ve yalakalık yapmaya kalkıyor ve üstünlüğünü vurgulamaya çalışıyor. Ama aptalca bir yöntemle. Mesela "evim açıkta" diyor. İnsanları en çok vuracak olan nedir? Anne, baba, aile. Oradan yaklaşıyor herkesin evi açık Peygamber (s.a.v.) bilmez mi onu?

 

MÜNAFIKLAR YAPTIKLARI ONCA AHLAKSIZLIĞA RAĞMEN KENDİLERİNİ DÜRÜST, TEMİZ KALPLİ, İYİLİĞİN SEMBOLÜ OLARAK GÖRÜR

Karanlığa çok ihtiyacı olur münafığın. Bir yere gider şeytanla trans haline girer şirk kafasında olduğu için de müstakil bir varlık olduğunu düşünerek Allah’ın orada onun yaptığı şeytanlıklarını da görmediğini düşünür. Ve münafık da hep işin garip yanı bak hep "iyilik yapan adam" konumundadır. Hep temiz kalpli böyle dürüst, haksızlığa uğrayan, Peygamber (s.a.v.)’i de hep onları haksızlığa uğratan konumunda gösteren alçaklardır münafıklar. Peygamber (s.a.v.) İslam’ın menfaatini, kurtuluşunu, hayrını düşünürken.

Her münafık çok akıllı, çok dürüst, çok iyi olduğu kanaatindedir, bu çok manidardır. Ve kendini iyiliğin sembolü olarak görür. Halbuki sürekli alçaklık ahlaksızlık yapar. Bir kere Allah’a karşı öfkelidir münafık. Peygamber (s.a.v.)’e öfkelidir. Peygamber (s.a.v.)’i kıskanır haset eder. Allah’ın ona verdiği nimetleri, imkanları onun elinden almaya çalışır kendince. Huzurunu bozmaya çalışır onu tedirgin etmeye çalışır. Kendince korkutmaya çalışır. Haber kanallarını kapatmaya çalışır. Eleştiri yapmasını engellemeye çalışır. Sevdikleriyle bağlantı kurmasını engellemeye çalışır. Huzurlu yaşamasını engellemeye çalışır.

 

MÜNAFIĞIN AMACI MÜSLÜMANLARIN BİR AN ÖNCE DAĞILMASIDIR. ÇÜNKÜ KENDİ GİDEMEDİĞİ İÇİN MÜSLÜMANLAR DAĞILDIĞINDA GİDEBİLECEĞİNE İNANIR

Onun için Müslümanları dağıtmanın en emin yol olduğuna inanır. Ben gitmeden önce Müslümanları dağıtayım, hepimiz beraber gitmiş olalım mantığında oluyor. Onun için münafığın sinsiliği, alçaklığı tarif edilecek gibi değildir. Bu çirkinlikleri Kuran çok zengin bir anlatımla anlatmıştır. Bu alçaklıklarını münafıkların çok zengin bir anlatımla anlatmıştır.

 

MÜMİN DİĞER MÜMİNİN MUTLULUĞUNDAN MUTLU OLUR. MÜNAFIK MÜMİNİN SEVİNCİNDEN IZDIRAP DUYAR VE HEP ADALETSİZLİK OLDUĞUNU İDDİA EDER

Mesela Peygamber (s.a.v.) eşya getiriyor bir şeyler getiriyor imkanlar dahilinde orada müminlere nimetleri dağıtıyor. “Bana niye vermedi” diyor? Kardeşim binlerce kişisiniz herkese verecek değil. Mümin diğer müminin mutluğundan mutlu olacaksın sen. O niye? Ahlaksızlık yapıyor bak. Müminin sevincinden sevinç duymayan bir adam, bir. Mümine geçtiği için ıstırap duyuyor iki. Bunu adaletsizlik olarak gösterip Peygamber (s.a.v.)’i kendince zor duruma sokmaya çalışıyor ve sistemin işlemediğini vurgulamaya çalışıyor. Bin bir türlü ahlaksızlığı aynı anda uygulamış oluyor. Çünkü belli ki o herkese yetişmeyecek değil mi? Mümin kardeşine gittiği için bir şey sen sevinç duyacaksın. Niye bana vermedin dediğinde Peygamber (s.a.v.)’i adaletsizlikle suçlamış oluyor ve böylece fitne çıkarmış oluyor. Ve öylece o hediyenin vereceği sevinci de ortadan kaldırmaya çalışıyor.

 

MÜNAFIK MÜMİNLERİ ÜZMEYE ÇALIŞIRKEN MÜMİNLER DAHA SAĞLIKLI, DAHA BEREKETLİ, DAHA ZENGİN HALE GELİR. MÜNAFIKLAR ÇÖKER, MÜMİNLER HEP GÜÇLENİR

Müminlerin sevinmesini ortadan kaldırmak, müminlerin huzurlu olmasını, neşeli olmasını ortadan kaldırmak münafığın baş amacıdır. Yani şeytanın dürtüsüyle bunu yapar. Gece gündüz Müslümanları gergin zor bir ortamda bırakmak ister ki dava dağılsın, Müslümanlar zayıflasın. Ama bunu yapamaz Allah ona belayı verir. Onlara hep hastalıklar, dertler gelir. Allah onları çürütür, içlerini de yakar kavurur. Müminlere de bu şifa olarak gelir. Mümini üzmeye çalışır, mümin daha iyi hale gelir, daha sağlıklı, daha bereketli, daha zengin olur. Allah münafıkları ezmek için mümine gençlik, bereket, sağlık, iyilik, güzellik verir; acı çeksinler diye. Onları çökertir, mümini genişletir Allah. Mümine sağlık sıhhat verir ama gizli bir kanundur bu. Münafık buna için için yanar. Çok ıstırap duyar bundan münafık ama engelleyemez. Çünkü tam istediğinin tersi olur. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) çocuk gibi gençti. Vefatında da mesela saçında beyaz bile yok zor sayılıyor beş-on tane falan. Ama tabii Peygamberimiz (s.a.v.) saçlarına siyah boya istimal ediyordu kullanıyordu yani. Niye? Münafıkları kızdırmak için. Allah onu hep genç tuttu münafıkları kızdırdı, kafirleri kızdırdı. Hep zenginlik, bereket verdi. Mesela ona hanımlar verdi, çok güzel hanımlar verdi münafıkları kızdırmak için. İçin için yandı münafıklar.

 

MÜNAFIKLARLA İLGİLİ AYETLER TÜM MÜSLÜMANLARA HİTAP EDER. MÜNAFIK ZATEN İNANMIYOR Kİ ETKİLENSİN. MÜSLÜMAN AYETİ KENDİ ÜSTÜNE ALARAK OKUR

Münafık ayeti o kadar çok ki. Müslüman eğer “bu bana hitap etmiyor” derse harama girer. Her ayet Müslüman’a hitap ediyor. Oradaki ayetler bütün Müslümanlara hitap eder münafık zaten inanmıyor ki etkilensin. Mümin etkilenecek ondan. O yüzden çok fazla olan münafık ayetlerini okurken Müslüman kendi üstüne alarak okuyacak. Öbür türlü olmaz. “Belirli bir güruha, belirli bir çevreye söylüyor beni ilgilendirmez” derse bu harama girer. “Bana hitap ediyor” diyecek kendi üstüne alarak okuyacak. Kendinin orada olduğu bir yön varsa oradan kendini temizleyecek. Oradan tedirgin olacak. Tedirgin derken yani kendini eleştirecek. “Beni ilgilendirmez” dediğinde küfür kafası oluyor, öyle olmaz.

 

EĞER İNSAN MÜNAFIK, ŞİRK, HASTALIK ALAMETLERİNİ KENDİNDE ARAYIP DÜŞÜNMÜYORSA CENNETLİK OLDUĞUNU İDDİA ETMİŞ OLUR, HER BİRİNİ KENDİ ÜSTÜNDE DÜŞÜNECEK

Müslümanların yüzde doksan dokuz virgül doksan dokuzu şirkin içindedir. Bilerek veya bilmeyerek. Hepimize hitap ediyor. Onun için ibret alarak dinleyeceğiz. Doğrudan kendimizde olduğunu düşünerek anlatacağız. Bir başkasında değil de direkt kendimizde olduğunu düşünerek anlatacağız ki şifa alalım. Öbür türlü çok büyük yanlışlık olur.  Çok büyük hata olur. Çünkü müstağni görmüş oluyorsun zaten ondan. Ben sağlamım bende hiçbir şey yok, şirk de yok, münafık alameti de yok hiçbir şey yok. Karşımda onlar ben de anlatıyorum böyle olmaz. “Ben bunun içindeyim” diyecek mümin. “Ben bunun içinde olabilirim bundan kurtulayım” diyecek. “Bu hitap alanının içindeyim, bu tehlike benim için, ben bu tehlikeye karşı tedbir alayım” diyecek.

Müstağni görmenin en gelişmişi oluyor bu; “Bende şirk de yok, münafık alameti de yok, kalbimde hastalık da yok” tamam cennetliksin o zaman? Öyle olmuyor mu? Cennetlik olmuş oluyor. İmtihana gerek kalmamış oluyor, cennetlik olmuş oluyor. Kalbinde hastalık olabileceğini de düşünecek, münafık olabileceğini de düşünecek, müşrik olabileceğini de düşünecek. Ayetlerin kendine baktığını düşünecek, ona göre kendini tedavi edecek. Bunların hepsini şirki, hastalık, kalpte hastalık olmasını münafık alametini reddettiğinde o cennetlik Müslüman olmuş oluyor. Günahsız olmuş oluyor o üsluba göre. Öyle olmaz.

 

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top