Adnan Oktar'dan İlk Kez Duyulan Açıklamalar



1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (25 Şubat 2017; 12:00)

 

MÜNAFIK SORULDUĞUNDA KOYU DİNDAR OLDUĞUNU SÖYLER HATTA MÜSLÜMANLARDAN DAHA TİTİZ OLDUĞUNU İDDİA EDER AMA MÜSLÜMANLARDAN NEFRET EDER

Münafık Müslümandan nefret ettiği halde sorduğunda koyu dindar olduğunu söyler. Müslümandan daha akıllı, daha vicdanlı, daha dengeli, daha tutarlı, daha kültürlü, daha isabetli düşünen olduğunu söyler. Müslümana karşı nefret vardır her türlü Müslümana karşı içinde nefret vardır. Hep kendini en iyi bilir, ukala ve züppedir, üst perdeden konuşur, saygısızdır, saldırgandır üslubu. Ruhunda hürmet, nezaket gibi bilgiler olmaz, duygular olmaz. Sevgisizlik buram buram yüzünden akar. En çok üstünde durduğu da Müslümanlardır. Küfrü eleştirmez Müslümanları eleştirir. Müslümana gücü yeter, mazluma gücü yeter. Güya yani yetmez de, yettiğini zanneder. Öyle bir güruhat, serseri güruhat tarzından yaratılmış özel bir kavim, topluluktur münafıklar.

 

NİTELİKLİ MÜNAFIK DERİN DEVLETLE BAĞLANTILIDIR VE BU SEBEPLE KÜFRÜN MÜSLÜMANLARA KARŞI EN ÖNEMLİ SİLAHLARINDAN BİRİDİR

Nitelikli münafık daha azdır sayısı niteliksiz münafıktan. Niteliksiz münafık toplumun içinde çok çok fazla olur. Zibil gibi olur, çok fazla olur. Ama en tehlikeli nitelikli münafıklardır. Nitelikli olanlar derin devletle bağlantı halindedir. Küfrün en önemli silahlarındandır münafık. Denizaltı gibidir. Suyun altında gider, görünmez. Münafığın silah yönü küfür için çok önemlidir. Onun için onları titizlikle seçerler ve titizlikle kullanırlar. Çok çirkeftir münafıklar, kin doludurlar. Toplum içinde çoktur onlar. Böyle entelektüel seviyesi bazen yüksek de olur. Müslümanlara laf söylemede, Müslümanlara çirkin söz söylemede çok yaman ve azgındırlar. Küfre karşı suskun, sakindir münafıklar. Daha, çok daha ılımlıdır. Böyle makul ve onlarla anlaşabilen bir yapıdadır ama Müslüman gördüğünde çok çirkefleşir, azgınlaşır, nefreti yirmi dört saattir münafığın. Bazen nitelikli münafıklar sakin ve huzurlu da görünebilirler, böyle kaliteli de görünebilir yani halim selim, nezaketli falan da görünebilir. Yırtıcı ve azgın münafıklar da vardır fakat sakin, yılan gibi sakin, yılan gibi sessiz sokan münafıklar da vardır. Ama böyle yaban domuzu gibi saldırgan, azgın münafıklar da vardır yani iki türlüdür münafıklar. Bir de işte nitelikli ve niteliksiz olarak da ayrıca ikiye ayrılırlar münafıklar. Mesela televizyona çıkar çirkef bir konuşma yapar, süper azgındır ama dikkat edin bu tipler, münafıklar küfre tek kelime etmezler, küfre karşı saygılarından anlaşılır münafıkların üslubu. Küfre karşı itinalı, özenli, uzak duran, onları kızdırmamaya çalışan bir tavır içindedir. Ama mümin Müslümansa özellikle sessiz, sakin, efendi olacağını düşünüyorsa veyahut ona destek olacak birilerinin olmadığını düşünürse münafık çok saldırganlaşır ve çirkefleşir, çok azgındır.

 

MÜNAFIĞIN ÇİRKİN YÖNTEMLERİNDEN BİRİ DE, KENDİSİ İSLAM'I YAŞAMAZ AMA MÜSLÜMANLARA SÜREKLİ AKIL VERİR, KENDİNİ ÇOK ÜSTÜN GÖRÜR

Münafığın bir yöntemi de ben İslam’ı yaşamıyorum ama yaşamasam da işte alim gibi, hoca gibi bilgim vardır herkesi uyarırım adı altında Müslümanlara köpek gibi saldırır münafık. Kendi yapmaz, yapmadığını da gizlemez. Bir kısım münafıklar da yaptığını iddia eder yani çok takva olduğunu iddia eder. Bak birçok çeşide ayrılıyor dikkat ederseniz, dallara ayrılıyor. Mesela gizlice namaz kılmaz, “kılıyorum” der. Ama bazı münafıklar vardır namaz kılmadığını söyler, içki de içtiğini söyler, fuhuş yaptığını da söyler ama fuhşa, içkiye ve zinaya yönelik Müslümanlara karşı çok azgın ve saldırgan olur. Mesela Müslümanlara iftira atabilir, Müslüman mümin kadınlara. Halbuki kendisi fuhşun içindedir fakat mümin kadınlara, mümin hanımlara fuhuş iddiası veyahut haram eylem iddiasında bulunabilir. Mesela kendisi açık saçık normal hayatı yaşarken veyahut yaşatırken mümin kadınlara tesettür iddiasıyla saldırabilir. Münafık karakterinde bu vardır. Veyahut kendi içki içtiği halde Müslümanların içki içtiğini iddia ederek onlara iftira atabilir. Alenen de içer ama azgındır. Toplum içinde görüyorsunuzdur böyle tipler çok fazladır, zibil gibidir. Onun için münafıkların dallara ayrılmasını şema olarak da hazırlamak lazım. Nitelikli, niteliksiz. Müslüman gibi görünen ama Müslümanlığı yaşamadığını açıkça gösteren de vardır, Müslümanlığı çok iyi yaşadığını iddia eden de vardır, oradan da ikiye ayrılır. Çirkef, azgın olanları vardır, bir de çok sakin, terbiyeli, efendi gibi görünen ve sinsi olanları vardır yani gizliden gidenler. Bunları da iyi ayırt etmek gerekiyor. Mesela adam müziğin haram olduğunu söyleyebilir; meyhanede hem içiyor “ben dinliyorum” diyor “doğru ama haramdır” diyor. “Bunu yapmamak lazım” diyor. Müslümanlara saldırır. Şimdi küfür içinde de itibarlı olduğu için çünkü küfrü yaşıyor zaten o yüzden Müslümanlara saldırısı daha etken olacağını düşünür çünkü sözü daha geçeceğini düşünür. Bir de münafık çok bilmiştir, kendine has bilmiş küstah bir üslubu vardır. Cahilliğini yaygarayla kapatır, yaygaracıdır münafık. Özel bir yaygara metodu vardır, bağırtı çağırtı metodu vardır. Ayette şeytan için geçiyor, “atlılarınla, yayalarınla yaygaralar kopart.” “Müslümanlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından yaklaşacaksın.” Yaldızlı sözler dediği işte demagoji, şamata yapmak yani mantık oyunları.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (23 Şubat 2017; 12:00)

 

AYETTE HEM İNSANLARIN ZER ALEMİ, DÜNYA VE AHİRET TABAKALARINDAN GEÇMELERİ HEM DE MANEVİ TABAKALARA İŞARET VARDIR

Cenab-ı Allah İnşikak Suresi’nde “Siz gerçekten tabakadan tabakaya bineceksiniz.” (İnşikak Suresi 19) diyor. İşte önce biliyorsunuz zer alemindeydik bir tabaka, öldük dünyaya geldik bir tabaka, ölüp buradan ahirete geçiyoruz bir tabaka, tabakadan tabakaya. Ama ruhani tabakalardan da geçeceğiz tabii. Önce deccaliyetle insanlar karşılaşıyor. Sonra Mehdiyet’le karşılaşıyor. Sonra Hazreti İsa (as)’yla karşılaşıyor yani önce Mehdiyet sonra Mesihiyet tabakalarına giriyorlar. Önce deccaliyetin etkisi dünyayı kasıp kavuruyor sonra Mehdiyet deccaliyeti yıkıyor sonra Mesihiyet’in tabakası çıkıyor sonra o tabakadan yeniden deccaliyet tabakası dünyayı sarıyor sonra da kıyametin tabakasına giriliyor.

 

İMAM RABBANİ, MEHDİ VESİLESİYLE HİDAYETİN TÜM DÜNYAYA YAYILACAĞINI ANLATMIŞTIR

İmamı Rabbani Mektubat’ında  diyor ki, “Asırlardan çok uzun zeman (zaman) sonra ahir zamanda böyle bir cevher dünyaya gelir” yani imam Mehdi (as), “kararmış olan alem Mehdi’nin gelmesiyle aydınlanır, onun irşadının ve hidayetinin nurları bütün dünyaya yayılır. Yer küresinin ortasından ta arşa kadar herkese rüşd, hidayet, iman, marifet Mehdi’nin yolu ile gelir.” Nokta-i istinat Allah onu kullanıyor, “herkes ondan feyz alır, arada o olmadan kimse bu nimete kavuşamaz” diyor. Onun imametinin velayetinin bir yönü bu, onun için daha kainat yaratılmadan Mehdi (as)’nin ismi yaratılmıştı diyor Tevrat’ta. Bak İmamı Rabbani söylüyor bunu Mektubat’ında, “Asırlardan çok uzun bir zeman sonra” yani ahir zamanda bu zamanda “böyle bir cevher İmam Mehdi dünyaya gelir, kararmış olan alem Mehdi’nin gelmesiyle aydınlanır, onun irşadının ve hidayetinin nurları bütün dünyaya yayılır.” Mehdi denmesinin nedeni o, hidayete vesile olması. “Hidayetinin nurları bütün dünyaya yayılır. Yer küresinin ortasından ta arşa kadar herkese rüşd, hidayet, iman ve marifet Mehdi’nin yolu ile gelir, herkes Mehdi’den feyz alır, arada o Mehdi olmadan kimse bu nimetlere kavuşamaz” diyor. “Onun Mehdinin hidayetinin nurları,” Mehdi ya ismi adı üstünde hidayete vesile olan, “Onun Mehdi’nin hidayetinin nurları bir okyanus gibi” yani çok kuvvetli radyo dalgaları gibi, “bir okyanus gibi bütün dünyayı sarmıştır.” Mesela o küçük bir insan dünyanın üstünde nokta değil yani o kadar küçük atom gibi küçük ama bütün dünyayı sarıyor o hidayet onun vesilesiyle. Nokta-i istinat yani Allah onu kullanıyor yani radyo vericisi gibi, radyo dalgası yayılıyor gibi. “O derya sanki buz tutmuştur hiç dalgalanmaz” yani o dünyayı kaplayan o hidayet dalgası sanki buz tutmuş diyor blok olarak bütün dünyayı sarar diyor. “O büyük zatı tanıyan seven bir kimse yani Mehdi’yi tanıyan ve seven bir kimse onu düşünürse yahut o bir kimseyi sever onun yükselmesini isterse o kimsenin kalbinde sanki bir pencere açılır,” Mehdi (as)’nin hidayetine vesile olduğu kimselerde. “Bu yoldan sevgisi ve ihlasına göre o deryadan kalbi feyz alır” yani Mehdi (as)’den kalbi feyz alır onu sevdiğinde. “Bunun gibi bir kimse Allahu Teala’yı zikrederse ve bu zatı hiç düşünmese mesela onu tanımazsa yine ondan feyz alır” Mehdi (as)’yi tanımasa da halk şu an ondan feyz alıyor. Bütün dünyada şu an nokta-i istinat yani mesela Amerika’daki dindarlığın sebebi Mehdi (as) yine, Rusya’da mesela Putin’in ve bütün Rusya’nın dindarlığının sebebi yine Mehdi (as) haberleri bile yok. “Allahu Teala’yı zikrederse ve bu zatı hiç düşünmese mesela onu hiç tanımasa yine Mehdi’den feyz alır fakat birinci feyz daha fazla olur” yani tanıyarak severek olan çok güçlü olur diyor. “Bir kimse o büyük zatı inkar eder Mehdi’yi beğenmezse yahut o büyük zat bir kimseye incinmiş ise bu kimse Allahu Teala’yı zikretse bile rüşd ve hidayete kavuşamaz” diyor. Hakikaten Mehdi (as) karşıtları din mühendisi gibi görüyorsunuz uyuyorlar adamlar. “Ona inanmaması veya onu incitmiş olması feyz yolunu kapatır” yani Mehdi (as)’ye inanmaması veya onu incitmiş olması feyz yolunu kapatır, kalbi kararır diyor artık. İmamı Rabbani bu konu üstünde birçok yerde duruyor çok önemli görüyor.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (12 Şubat 2017; 22:00)

 

İncil’den sevgi ile ilgili bir bölüm: “Sevgi; her şeyden önce birbirinizi candan sevin. Çünkü sevgi, birçok kötülüğü örter.” (Petrus’un 1. Mektubu 4/8)

Bayağı güzel. İncil’i Müslümanlar okuması gerekiyor ama haberleri bile yok. Halbuki Tevrat ve İncil’e Allah hak kitap diyor. Ama yanlış bölümlerini Kuran düzeltiyor diyor Allah. Çok fazla ayette Allah geçerli olduğunu söylüyor. Ve onunla hükmetsinler İncil sahipleri diyor. Tevrat sahipleri Tevrat’la hükmetsinler. Ama yanlış kısımlarında Kuran’ın hakem olduğunu söylüyor Allah. Tevrat’tan, İncil’den Müslümanların haberi yok birçoğunun.

Hz. İsa, “Ama beni dinleyen sizlere şunu söylüyorum. Düşmanlarınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik yapın, size lanet edenler için iyilik dileyin, size hakaret edenler için dua edin.”

Demek ki Müslümanlara hakaret ediliyormuş, lanet ediliyormuş. Müslümanlardan nefret edenler oluyormuş ve Müslümanların düşmanları oluyormuş. Onlara biz şefkatle bakıyoruz. Onları koruyup kollamaya, kurtarmaya gayret ediyoruz. Bize diyor ki, “Ya sizin niye düşmanınız var?” Müslüman olduğumuz için. “Niye nefret eden var?” Müslüman olduğumuz için. “Niye lanet eden var?” Müslüman olduğumuz için. “Niye hakaret eden var?” Müslüman olduğumuz için. Bu Allah’ın sünneti. Bütün hak peygamberlere ve onun tabiilerine hep böyle bir tavır, küfür ehli ve eçhelü cahillerden veyahut hastalıklı kalplerden, münafıklardan bu tarz eylemler, tavırlar olmuş. Bak, “düşmanlarınızı sevin.” Demek ki Müslümanların düşmanları var. “Sizden nefret edenlere iyilik yapın.” Demek ki Müslümanlara nefret eden olacak, ona iyilik yapacak. “Size lanet edenler için iyilik dileyin.” Bize mesela lanet edene biz iyilik diliyoruz. “Size hakaret edenler için dua edin.” Biz de dua ediyoruz onlara düzelmeleri için. Bak bunu iki bin yıl önce İsa Mesih söylüyor. (Luka 6/27). “Herkes kendi yararını değil başkalarının yararını gözetsin.” İsa Mesih’in sözü. “Egoist olmayın, başkaları için yaşayın, sevdikleriniz için yaşayın.” diyor. Yani eylemleriniz onun için olsun, Allah rızası için olsun. Moşiyah Mehdi ile ilgili Yeşaya 11/3 ve diğer bölümlerden okuyun ben de yorumlayayım.

“Moşiyah Mehdi’nin bir başka benzersiz özelliği de, kesin olacak bir şeyin kokusunu alacaktır. Bir kişinin ruhunun özünü anlayabilecek, ruhundaki dereceyi bilecek ve suçlu veya masum olduğuna hükmedecektir. Çünkü şöyle söylenmiştir, gözüyle gördüğüne göre yargılamayacak, yoksulları adaletle yargılayacak, yeryüzünde ezilenler için dürüstçe karar verecek.” (Yeşaya 11/3)

Bak Mehdi (as)’yi ta 3500 yıl önce Tevrat tarif ediyor. “Herkes kendi yararını değil başkalarının yararını gözetsin.” Mesela bak bu bizim sorumlu olduğumuz bir İncil hükmüdür. “Ne mutlu merhametli olanlara. Çünkü onlar merhamet bulacaklar.” (Matta 5/7). Mesela hep geçerli bu hükümler. “Bu nedenle sevgili kardeşlerim Rab yolunda verdiğiniz emeğin boşa gitmeyeceğini bilerek sebat gösterin, sarsılmayın. Rab’bin yolunda her zaman gayretli olun.” Allah yolunda gayretli olun diyor. Bu da geçerlidir. Bunlar hep geçerli İncil’in hükümleri.

 “Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu.” (Kasas Suresi, 4)

Bak böl, parçala, yut tam İngiliz derin devletinin sistemi Kuran bunu açıklıyor. Deccallerin yöntemi. Hiç değişmemiş. Nemrut da aynısını yapmış. Firavun da aynısını yapmış. İngiliz derin devleti de aynısını yapıyor. Birçok gruba ayırıyor İngiliz derin devleti, küçük küçük devletçiklere ayırıyor. Onları yeniden kendi içlerinde bölüyor. O böldüklerini ayrıca kendi içinde siyasi fırka, hizip ve mezheplere ayırıyor. Ve birbirlerine düşman ediyor.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (11 Şubat 2017; 22:00)

 

"İNSANLIK" ADI ALTINDA SUNULAN FELSEFE DE İNGİLİZ DERİN DEVLETİNİN FİRAVUN DÖNEMİNDEN ÖĞRENDİĞİ BİR DİNDİR

İngiliz derin devletinin bir inancı, bir dini vardır. Buna hümanizm denir yani diğer adı insanlık. Bu bir dindir, hümanizm bir dindir. İngiliz derin devletinin ortaya çıkarttığı bir din. Bunları Firavun da savunmuştur, Nemrut da savunmuştur. Bütün deccalların savunduğu bir dindir. Yani deccallar bu dinin kurallarını ortaya koyuyor. Şimdi “insanlık” diyor “nedir” diyorsun sorduğunda Firavun’a “bana göre insanlık” diyor mesela “Firavun’un Allah olduğunu kabul etmek.” Başka? “bütün Mısır’ın mülkünün ona ait olduğunu bilmek, soğan yemek, sarımsak yemek” efendim “bütün gücüyle çalışmak, Firavun’a hizmet etmek ve halkı bölümlere ayırmak.” Firavun’un özelliği halkı bölümlere ayırmasıydı, Kuran’a bu belirtilir. “Halkı bölümlere ayırır” diyor çeşit çeşit gruplara ayırıyor halkı, bölüp-parçalıyor halkı. Ve halkı aşağılıyor küçük düşürüyor adam yerine koymuyor. “Siz cahilsiniz, görgüsüzsünüz, köylüsünüz, sıradansınız, basitsiniz, akılsızsınız, ben sizden yüceyim ve büyüğüm” diyor. İngiliz derin devletinin yaptığı ne? Aynısı. Firavun’un yaptığı ne? Aynısı. İngiliz derin devleti ne yapıyor? İnsanları parçalıyor bölüyor ondan sonra yutmaya kalkıyor. Firavun ne yapıyordu? İnsanları bölüp parçalayıp ondan sonra yutmaya kalkıyordu. Mesela Büyük Ortadoğu Projesi tam Firavun’un projesidir. Böl-parçala-yut. Firavun da aynısını yapıyordu, bölüp parçalayıp yutuyordu. Kuran’da o parçalama özelliği ayrı bir hüküm olarak ayette geçer, Firavun’un vasfı olarak. Dolayısıyla insanlık sözü, mesela Müslüman der ki “Bana göre insanlık Müslümanlık” der, bu tamam. Ama Firavun’a göre insanlık Firavun’un yasalarını kabul etmektir. Yani muğlak bir tabirdir insanlık sözü. Her inanç kendine çekebilir bunu. Mesela insan olmak bir komüniste göre komünist olmaktır. Hatta ona adam olmak der. Adam gibi adam olmak da der. İnsan olmak asıl onların kullandığı. Yani hümanizmin kullandığı silah. Ama İngiliz derin devletinin dini hümanizmdir yani insanlık. Orada kural yok işte, homoseksüellere özgürlük, Allah’ın varlığını inkar yani Rumi düşünce aynı zamanda. İslam’ı reddediyor mesela Rumilik kökten, “Bizim yolumuzda Müslümanlık yok” diyor. İnsanlık-hümanizmde de böyle yani belli bir din yoktur. Rumilikte de belli bir din kabul etmiyor. Hak dinleri kabul etmiyor. “Ben dinlerin üstündeyim” diyor. Hümanizm de, insanlık dini de bütün dinlerin üstünde oluyor, din kabul etmez. Müslüman dindarlığını Allah rızası için yapar. Ve her yerde de her şeyde dindarlık hakimdir.

 

AĞAÇ TOPRAKTAN SUYU ÇEKİYOR EN ÜST DALA KADAR GÖTÜRÜYOR, RENKLERİ OLUŞTURACAK MİNERALLERİ SEÇİYOR, TABLO YAPAN USTA GİBİ RENKLENDİRİYOR

Bu çok büyük bir mucize. Yerden topraktan suyu çekiyor ta o üst dala kadar götürüyor. Şimdi o kırmızılığın sağlanması için belirli metallere ihtiyaç var. O metalleri tek tek atom olarak yakalıyor hücre, alıyor o kırmızı rengi verecek şekilde molekül yapısında oluşturup bileşik meydana getirerek o rengi oluşturuyor ve renklerin ayırımını da çok özenli yapıyor. Simetrisini de çok özenli yapıyor. Yani tablo yapan bir usta gibi tam kalıp gibi oturtuyor, yaprakların büyüklüğünü de tam ayarlıyor. Ve renk dağılımını da çok iyi ayarlıyor. Renk tazeliğini, temizliğini de tam yapıyor. Ondan sonra da meyve safhasına geçiyor, meyveye her türlü minerali yüklemeye başlıyor. Magnezyum, kalsiyum, fosfor, mangan, kobalt, hepsini, tam ayarı kadar, bakır. Ne fazla ne eksik. Mesela elmada bulunacak mineral miktarı belli oluyor sonra vitaminleri yapmaya başlıyor, sonra proteinleri yapıyor, sonra yağlar, doymamış yağlar ve doymuş yağlar olarak yapıyor. Yani akıl almaz bir sanat bitkinin hücresinde var, yani insan aklının katrilyonlarca kat üstü bir akla sahip bitki hücresi. Mesela badem topraktan siyanürü çekiyor, çok tehlikeli bir madde. Ama sadece siyanürü alıyor. Mesela kendi zehirlenmiyor, hiçbir şey olmuyor. Siyanür atomlarını tek tek topluyor bademin içine yüklüyor ama insanı öldürmeyecek kadar. Bademdeki koku siyanürden geliyor. Nereden aklına gelir? Allah mucize olarak yaratıyor.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (10 Şubat 2017; 22:00)

 

ZER ALEMİNDE TÜM İNSANLAR HZ. ADEM VE TÜM PEYGAMBERLER KUSURSUZ TAM İNSANLAR OLARAK VAR VE ALLAH'A SÖZ VERİYORLAR. KAİNAT SONRA YARATILIYOR

Biz zer aleminde insan olarak mükemmel yaratıldık. Kaş, göz, ağız, burun, kollar, vücut mükemmel. Peygamberler peygamberlik göreviyle yaratıldı. Peygamberler yani makamları verilmiş. Herkes orada Mehdi (as) da orada, İsa Mesih herkes orada Allah’ın karşısındalar, çıplak değil cennet kıyafetleri üstlerinde, kıyafet güzel düzgün kıyafet. Cenab-ı Allah Rabbimiz soruyor: “Ben sizin Rabbiniz miyim?” “Evet Ya Rabbi, bele” diyorlar “sen bizim Rabbimizsin.” “Rabbiküm, Rabbimizsin” diyorlar. Mehdi (as)’a soruyor Cenab-ı Allah: “Çok çile çekeceksin, acı çekeceksin buna rağmen görevini yapacak mısın?” “Ya Rabbi severek, aşkla görevimi yapacağım” diyor. Peygamberine soruyor, Kuran ayeti; “birisi gelecek” diyor. “Ama bu kitaplı peygamber olmayacak” diyor. “Bir elçi, tebliğci geldiğinde bu kişiye yardım edecek misin?” Diyor. Allah’a yemin ediyor yardım edeceğim diyor Peygamberimiz (sav). İsa Mesih’e soruyor bak “sana birisini getireceğim birisi ama bunun kitabı olmayacak bu kişinin, bu gelen kişinin ona yardım edecek misin?” Diyor. “Edeceğim Ya Rabbi, yardım edeceğim yemin ediyorum” diyor. Musa (as)’a soruyor Cenab-ı Allah: O da yemin ediyor. Nuh (as)’a soruyor, yemin ediyor. Zer aleminde bütün insanlar yaratılmış mı? Mükemmel kusursuz, Peygamber artık, Hz. Muhammed (sav) aynı görüntüsüyle, Hz. İbrahim (as) aynı görüntüsüyle, Mehdi (as) aynı görüntüsüyle kıyafetli çünkü peygamberleri Allah hiçbir zaman için çıplak tutmuyor ne cennette, ne de zer aleminde kıyafetli, hepsi yaratılmış. Herkes orada. Dünyada Lenin, Stalin falan onlar da orada. Bakın Mao herkes orada, Darwin de orada. Darwin’e Allah soruyor: “Ben senin Rabbin miyim?” Diyor. “Evet Ya Rabbi Rabbimsin” diyor. Stalin’e soruyor diyor ki: “Ben senin Rabbin miyim?” “Evet Rabbimsin Ya Rabbi” diyor. Lenin’e soruyor, “Sen Benim Rab olduğumu biliyor musun?” Diyor. “Senin ilahın olduğumu kabul ediyor musun?” “Evet kabul ediyorum Ya Rabbi” diyor. Sonra yavaş yavaş Allah bunları anadan, babadan doğuyor gibi göstererek dünyaya sunmaya başlıyor. Öldürüyor önce ölüyorlar, sonra dünyaya sunmaya başlıyor yeniden öldürdükten sonra dünyaya sunuyor. Ee? Nerede burada evrim? Ne evrimi, yaratılmış başta. Bütün insanlar daha önce, daha kainat yokken, Bing bang dediğiniz olay daha yokken yaratıldı. Nerede burada evrim? Adem (as)’le, Havva (as)’ya da Cenab-ı Allah zer alemindeyken soruyor: “Ben sizin Rabbiniz miyim?” “Rabbimizsin Ya Rabbi” diyor. Onları cennet moduna alıyor, boyutuna alıyor cennet. Cennette evrimin ne işi var? Cennet bizim bahsettiğimiz yer, cennet. Adem (as)’le, Havva (as)’yı nereden getiriyor? Zer aleminden cennete, cennetten dünyaya. Nerede burada evrim? Zer aleminde de evrim yok, cennette de evrim yok.

Araf Suresi 172, “Hani Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine” bak “kendi nefislerine karşı şahidler kılmış.” Nefis ne demek? Beden, beden sahibi, beden, akıl ve iman sahibi bak görüyor, duyuyor, düşünüyor, muhakemesi var, beden sahibi. Bak “nefislerine karşı şahidler kılmıştı” şahit olunuyor insan olduğu için. "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) Onlar: "Evet (Rabbimiz'sin), şahid olduk" demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.”

Al-i İmran Suresi 81, “Hani Allah,” şeytandan Allah’a sığınırım. Peygamberlerden 'kesin bir söz (misak)' almıştı.” Kimden? Peygamberlerden. Peygamber olarak oradalar. “Andolsun” diyor Allah “size kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini kitabı doğrulayan” tasdik eden “bir elçi” bir Mehdi “geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız." Demişti ki: "Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?" Bak “ağır bir yük” diyor Allah, “aldınız mı?” Peygamberler ne diyor? “İkrar ettik Ya Rabbi, Öyleyse şahid olun, Ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım" demişti” Allah. Big Bang’den evvel yani ilk patlama denilen Big Bang’den evvel. Daha zaman yok, daha mekan yok. Big Bang biliyorsunuz on beş milyar yıl evvel falan. Kimler var? Hz. Muhammed (sav) var, Hz. Osman (ra), Ali (ks) herkes orada, Mehdi (as) orada, İsa Mesih orada. Peygamberimiz (sav)’e diyor ki Cenab-ı Allah: “Birisi gelecek birisi ona yardım edeceksin” diyor. Peygamberimiz (sav)’e kim geldi? Peygamberimiz (sav) kime yardımcı oldu? Bir tek Mehdi (as)’a yardımcı oluyor. Mucizeleriyle ona yardımcı oluyor. İsa Mesih kime yardımcı oluyor? Mehdi (as)’a yardımcı oluyor inşaAllah. İkisi de söz vermişler Allah’a.

 

TEVRAT'A GÖRE DÜNYA YARATILMADAN ÖNCE YEDİ ŞEY YARATILMIŞTIR. BUNLARDAN BİRİ DE MOŞİYAH YANİ MEHDİ'NİN ADIDIR

Yaratılıştan önce daha kainat yok, zaman mekan yok bak Tevrat’ta geçiyor; “Yaratılıştan önce Yüce olan, Kutsal olan Allah tarafından yedi şey belirlenmişti, yaratılmıştı. Bir; Tevrat, tövbe, cennet, cehennem, arş, kutsal mescit ve Moşiyah Mehdi.” Nerede geçiyor bu? (Babil Talmud’u 51/A) Babil Talmud’unda. “Dünya yaratılmadan önce” Tevrat’ta geçiyor yine bu, “yedi şey yaratılmıştı. Bunlar Tevrat, tövbe, Adn cenneti” Tevrat’ta geçiyor Adn cenneti Kuran’da da var Tevrat’ta da var aynen Adn cenneti. “Cehennem, Allah’ın arşı, mescit ve Moşiyah Mehdi’nin adı.” İsmi şudur diye biliniyor. Yahudi alimler biliyorlar. “Kralın adı sonsuza dek yaşasın, güneş durdukça adı var olsun.” (Nedarim 39/b)

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (9 Şubat 2017; 22:00)

 

MÜNAFIK ŞEYTANİ MARJİNAL GARİP BİR MAHLUKTUR. MÜNAFIĞIN MANTIKLARIYLA ŞEYTANINKİ TAMAMEN AYNIDIR

Münafık tabii şeytani bir mahluktur, garip bir mahluktur, çok marjinal bir mahluktur. Aynı şeytanın karakteriyle tıpatıp aynıdır. Mesela mümin bir kişi bir işe girer, o da o işe girer onu o işten çıkarttırır mümini. Bir şekilde iftira atar, yani müminin orada olmasını istemez. Mesela ticarette bir mal aldı mümin kar edecek, o malın alınmasını engelletir. Küfre karışmaz, diğer kötü insanlara karışmaz mümin onu çok rahatsız eder. Yani onu engeller. Veyahut okulda başarılı bir öğrenci, okuldan atılması için uğraşır. İftira atar, itibarını kırmaya çalışır, dersteki başarılarını engellemeye çalışır. Manyak gibidir yani münafık. Mesela farz edelim gazeteciyse o gazeteden atılması için uğraşır, yazılarının çıkmaması için uğraşır. Yazarsa kitaplarının okunmaması için uğraşır, manyak gibidir. Gibi değil manyaktır yani.

 

İNSANLARIN ARASINDA ÇOK SAYIDA RUHU OLMAYAN TIPKI İNSANA BENZEYEN BİR NEVİ ZOMBİ VARLIKLAR VARDIR. ALLAH KURAN'DA BUNLARA DİKKAT ÇEKMİŞTİR

Aramızda tabii, insanlar arasında ruh sahibi olmayan zombi varlıklar vardır yani ölü. Kuran’da Allah ölü olduklarını söylüyor. Modern tabirle zombi. Ruhu olmayan insana benzeyen tıpkı insana benzeyen varlıklar ama normalde hayvan. Yani konuşuyor, soru soruyor, cevap veriyor. İnternet de görüyorsunuz “sığır” diyoruz ya “sığır sürüsü” diyoruz. Bunların büyük bir bölümü zombi, ölü bu insanlar. Sevgiyi bilmiyor, merhameti bilmiyor, şefkati bilmiyor, Allah korkusunu bilmiyor, güzellikten haberi yok tam tipik hayvan. Sadece nefrete göre kodlanmış. Şeytanın çok rahat kullanabileceği bir kitle. Bunlar özel yaratılıyor. Allah “bunları özel yarattım” diyor “daha kainat yaratılmadan ben bunları yarattım” diyor Allah. Ve “cehennemi de bunlarla doldurdum” diyor “bu benim sözüm, sözümü yerine getireceğim” diyor Allah. İşte münafıklar da bu ekibin içindedir. Münafık-küfür bu ekibin içindedir. İnsanlar şaşırıyor diyorlar “bu zaten kafirse niye böyle…” Ben sırrını kapalı anlatıyorum. Ben bu kadar anlatabilirim. “Ölü adam” diyorum daha ne diyeyim? Buna rağmen anlamıyorsa adam ondan da ben artık kuşku duyarım. Adam ölü, ölü, bildiğin ölü ama hareketli. Konuşuyor, yiyor, içiyor falan. Gerçek halini bilse adam korkacak. Çünkü yürüyen ölü insanları çok korkutur. Allah korkmamaları için açık bir bilgi vermiyor. Ahirette anlayacaklar. Bunların işte yeri cehennem oluyor. Cehennem çaka çaka bunlarla doluyor. Mümin de korkacak işte, bu hale gelmekten korkuyor. Onların konumuna gelmekten korkuyor mümin. Allah’ın bir lütfu olarak kalbini Allah korkusu sarıyor. Bu müminlere yarayan bir şey aslında. Cehennemin kafirlerle dolması müminlerin uyanık ve açık olmasını sağlayan bir olay. Cennetin kıymetini bilmelerini sağlıyor. Adam diyor ki mesela “cennette bıkmaz mıyız?” Adama cehennem sürekli istediğinde görünüyor, nasıl bıksın adam orada? Bıkacak durum olur mu öyle bir şeyde? Bir de çok güzel bir yer. Sürekli Allah’ın tecellisini görüyor, güzel sözler duyuyor. Uçsuz bucaksız imkan var, katrilyonlarca imkan var. Ufuk açık ne istiyorsan oluyor. Ama negatiflik yok. Onun için bu dünyanın güzel yönü, mücadele ve cehd burada mümkündür. Sabır burada mümkün orada sabır yok, cennette sabır yok. Mesela sabır burada büyük bir imtihandır, büyük bir nimettir. Cehd mesela, orada cihat yoktur, cehd etmek yoktur. Tebliğ yok, bir insanı ikna etmeye çalışmak falan yok. O kadar çok ki olmayanlar. Mesela zekat vermiyorsun, sadaka vermek yok, namaz yok, oruç yok, hac yok yani hiçbir ibadet yok hemen hemen. Hatta Cenab-ı Allah böyle genç bir delikanlı şeklinde tecelli ediyor cennette. “Selamun Aleyküm ey cennet halkı” diyor “Ben Allah’ım” diyor. Herkes secdeye kapanıyor “hemen kalkın” diyor “burada namaz yok ibadet yok” diyor “artık bitti” diyor. “Çünkü ibadetlerinizi yaptınız Benim kanaatim geldi size, onun için cennete aldım. Bir daha burada namaz olmaz artık” diyor. Yani “sonsuza kadar burada namaz olmayacak” diyor. Müminler de bir daha secdeye kapanmıyorlar Allah uyardığı için.

 

CENNETTEKİ EN GÜZEL VARLIK EN GÜZEL NİMET ALLAH'IN ZATININ TECELLİSİDİR

Allah “Sakın secdeye kapanmayın.” diyor. “Şimdi Benim yüzümü seyredeceksiniz asıl.” diyor. Yüzünü seyretmek ibadet, cemalini. Yani insanlar hazdan kendini kaybediyor, o kadar güzel tecelli ediyor Allah. Cennetteki en güzel varlık Allah’ın tecellisidir. Ama zatı değil bak, tecellisidir. Çünkü secdeye kapandı mı göremiyorlar Allah’ı. Allah hemen “kaldırın” diyor “başınızı. Siz Beni seyredin.” diyor. “Cemalimi seyredin.” diyor. Küfür de bunu acayip bir şey olarak gördükleri için büyü ihtimalinin daha çok üstünde duruyorlar. Züppeliğe devam ediyorlar. Allah orada da yine müsaade ediyor onlara ahlaksızlık yapmalarına. Birbirlerini kovalıyorlar, kafa göz yarıyorlar cehennemde. Kepazelik çıkarıyorlar. Allah hepsini istese buhar yapar yani. Yapmıyor Allah. Psikopatlar zaten. İkide bir durup durup “bizi öldür” diyorlar Allah’a. Allah “yok” diyor. “Öldürmeyeceğim, yaşayacaksınız.” diyor. Ama bunlar işte zombi, ölü. Mümin bu konuma gelmekten Allah’a sığınacak. En çekineceği şey bu. 

 

İNSANLARIN BİR KISMI İSLAM'A GİRDİĞİNDE KÜFRÜ TAM BIRAKMIYOR. KÜFÜRDEN GELEN ÇİRKİN YÜKLERİ TAMAMEN BIRAKMAK LAZIM

Tabii insanlar küfrü bırakmıyor, yani İslam’a girdiğinde o küfürden gelen çirkin malzemelerle beraber kamyon gibi giriyor bazen o mübarek alana. Halbuki kamyonda o yüklerini indirmesi lazım o kirleri, kötü şeyleri, karanlık şeyleri indirmesi lazım. Onları da İslam’ın içine sokuyor. Mesela çirkeflik, dedikoduculuk, hasetlik, kıskançlık, kindarlık, laf sokma, münasebetsizlik, çabuk moral bozulması, üzülme, aşağılık kompleksi olması, dengesizlik, kendi olmama, yapmacıklık, samimiyetsizlik, bunlar hep küfürden gelen şeyler. Mesela hep yüzünde maske ile gezer birçok insan cahiliyede, kendi değildir. Onu bir savunma mekanizması olarak kullanır. Mesela kızlar kendilerini saftirik gösterirler. Mesela akılsız gibi gösterirler, kendi olmazlar. Ama İslam’a geliyor, yine adam akılsız ve saftirik havasında. Halbuki artık sen şuurlanmışsın. Sen artık akılla Kuran’la düşünüyorsun. Gençlerde de görüyorum ben, küfürde saftirik böyle kendini avanak gibi gösteriyor. Müslüman oluyor yine avanak havasında. Olur mu? Artık şuur almışsın sen. Allah’ın ruhunu taşıyorsun. Aklını başına alman lazım. Kindarlığı, duygusallığı olduğu gibi duruyor, intikamcılığı olduğu gibi duruyor, alınganlığı olduğu gibi duruyor. Kompleksleri olduğu gibi duruyor. Olur mu? Sen iman ehli olmuşsun. Onların hepsi pürü pak olacak. Bir sen bir Allah tertemiz ruhun, o kadar. O kadar pisliği niye getiriyorsun? Kamyona yüklemiş ev taşır gibi. Evinde hani bazen tipler olur ya böyle kötü pis şeyleri paçavralar, çullar, bunlar zayi olmasın diye alıp onları da götürmeye kalkar. Ya sen yeni eve taşınıyorsun, pisliği niye getiriyorsun? Ve ihtiyacın da yok. Yeni evinde zaten her şey var, her türlü güzellik var. O paçavraları getirme, o pislikleri getirme. O pislikle ömür boyu yaşıyorlar bir kısmı, böyle olmaz. Onu Müslümanlığın içine sokmayacaklar.

 

TEVEKKÜL MÜMİNİN VAZGEÇİLMEZ VASFIDIR

Mesela tevekkülsüzlük, cahiliyede bir şey duyar hemen böyle panik atak tarzında dehşete kapılıyor, biri bir şey söylüyor morarıyor, biri bir şey söylüyor eli ayağı boşalıyor unutamıyor, uyuyamıyor veyahut bir tehlikeyle karşılaşıyor aklı gidiyor. Tevekkül etsene, bu kaderde yaratılmış şey. Kaderin dışında bir şey olmayacağına göre kafan rahat olsun. Tevekkül etmemek en büyük lüksü elden kaçırmak demektir. Yani akıllı bir hareket değil. Tevekkül en güçlü sinir ilacından antidepresandan daha etkileyicidir. Tevekkül, hiçbir antidepresanın yapmayacağı olumlu etkiyi tevekkül yapar. Onun için Kuran’da Allah hep tevekkülün üstünde durur. Yani müminin vazgeçilmez vasfı tevekkül.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (29 Ocak 2017; 20:00)

 

ÖLÜM, KALİTELİ BİR RÜYADAN UYANMAK GİBİDİR. UYANIR UYANMAZ DA AHİRETE GEÇMİŞ OLUR İNSAN. GERİ DÖNÜŞÜ OLMAZ ARTIK

İnsan öldüğünde direkt ahirete geçer. Öldüğü an zaten uyanma tarzındadır, alenen uyanma ama normal kaliteli bir rüya görüyor ya insanlar, net sarih uyanma tarzındadır alenen uyanma o kadar. Uyanır uyanmaz da ahirete geçmiş olur. Geri dönüşü olmaz artık yani yeni bir boyuta geçmiş oluyor, dördüncü boyuta geçmiş oluyor bir daha dönemez. Şu görüntüden çok daha nettir. O yüzden zaten rüya diyor uyanan. “Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?” diyorlar ya sebebi o ama yine bir kere daha uyuma kalkma devreleri olduğu anlaşılıyor. Normalde doğrudan uyanır. Doğrudan uyanmış olur.

“Artık her bir nefis” diyor Cenab-ı Allah Kaf Suresi, 21-23’te bak “Her bir nefis..” nefis demek beden, insan “..yanında bir sürücü..” çünkü bir vasıtada mümin, o şartlarda o yerde Allah onu yürütmüyor bir sürücü. “..ve bir şahit.” yanında da onun mihmandarı olan bir kişi daha var yanında bir melek yani insan gibi bir varlık. Bak “Andolsun sen bundan gaflet içindeydin işte Biz de senin üzerinden örtüyü açıp  kaldırdık.” İşte önümüzdeki örtü var ya perde bunu yarıp açıyor Allah. Örtüyü kaldırdık dediği o kalkıyor. Kalktı mı adam tak geçiyor o kadar. “Artık bugün görüş gücün keskindir.” Çünkü kıyaslıyor buna göre çok net olduğu için ben bir uykudaydım diyor alenen ama rüya olduğunu düşünecek hakikaten samimi olarak inanacaklar.

 

TÜM İNSANLAR ZER ALEMİNDE VARDI. EVRİMLE DÜNYADA YARATILMA DİYE BİR ŞEY YOKTUR. HZ. ADEM DE ZER ALEMİNDEN CENNETE ORADAN DÜNYAYA GELMİŞTİR

Biz zer aleminde insan olarak vardık bedenli, kaş, göz, el yüz aynı bu şeklimizle vardık. Bizi Allah bekletti zer aleminde, peygamberleri de bekletti. Önce Hz. Adem (as)’i cennete aldı ama önce porselenden bir heykel yaptı Allah onu vesile etti ama Hz. Adem (as)’i normalde zer aleminden alıyor. Yani o heykelden oluyor değil heykeli vesile ediyor, zer aleminden gelen Adem (as) birden Allah’ın karşısında insan olarak yürümeye başlıyor, konu bu. Heykel şeklinden insan şekline geçiyor o kadar. Zer alemi mesela ben zer alemindeydim, siz zer alemindeydiniz, arkadaştık biz zer aleminde bir aradaydık orada da bir aradaydık, buraya geldik haberimiz bile yoktu. Hemen oradan buradan geldik toparlandık diyor ya Allah ayette “Dünyanın neresinde olursanız olun sizi Allah bir araya getirir” diyor ya işte zer alemindeki durumdan kaynaklanıyor. Orada zaten bir arada olduğumuz için burada beraber olacağımız da belli olacağı için illaki beraber hale getiriyor Allah. Mesela bir sadakat meydana getiriyor. Adam bilinçaltında onu bilmiyor. Allah ona bilinçaltında o sadakati rabt etmiş. Kimi Almanya’dan geliyor, kimi Fransa’dan geliyor, kimi Rusya’dan geliyor ama geliyor. Biz daha önce vardık evrimle yaratılma yok. Hz. Adem (as) de zer aleminde hazırdı. Cennete geldi, cennetten dünyaya dünyadan da ahirete gitti. Bu kadar.

 

MÜMİNİN VEFAT ANINDA TEDİRGİN OLACAĞI HİÇBİR ŞEY OLMAZ. CANI RAHATLIK VE GÜZELLİK İÇİNDE ALINIR

“Eyvahlar bize” diyorlar bak, Yasin Suresi 52. ayette, şeytandan Allah’a sığınırım “Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı?” Kim uyandırdı diyorlar. Yani uykudan uyandığını düşündüğü için emin oluyor. “Bu, Rahman (olan Allah)ın va'dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş". (Yasin Suresi, 52) O, yalnızca bir tek çığlıktan başkası değildir;” yani heyecanlanıp bağırmaya da işaret ediyor. “..artık onların hepsi toplanmış olarak Huzurumuz'a getirilmişlerdir.” (Yasin Suresi, 53) Mümin için kafasını takacağı, heyecanlanacağı, tedirgin olacağı hiçbir şey olmaz. Gayet rahat olur mümin hiç. Hayır hastalığıyla şununla bununla mücadelesi olur ama genellikle son komaya yakın canı alınıyor müminlerin. O kadar uzamaz zaten anlaşılıyor canının alındığı yüzüne baktın mı anlarsınız. Derler gözünün nuru gitti diyorlar mesela anlaşılıyor anlamsız bakmaya başlar. Canı alındığı için oluyor o. Ama bağırır çağırır çırpınır o anlama gelmez. Hissetmez onu bilmez. Ama tabii mümin, Peygamberimiz (sav) de mesela hummaya yakalanmıştı “Ya Resulullah nasılsın” diyorlar, “ben de insanım tabii ki ben de imtihan oluyorum” diyor “bende de olması lazım” diyor yani bir zorluk. Sırf bana rahatlık size zorluk olmaz diyor imtihan olarak diyor tabii ki benim de zorluk içinde kalmam benim de imtihan olmam.. Ben de imtihan oluyorum diyor, olacağım tabii ki diyor. Ama son anda bak diyor, Allah yardım ediyor Cenab-ı Allah, “Refik-i Ala’ya” diyor elini havaya kaldırıyor eli düşüyor. Ölüm anını bilmesi zaten mucize. Daha önceki konuşmalar mucize.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (27 Ocak 2017; 20:00)

 

AYET AÇIKLAMALARI

Maide Suresi, 7’de Cenab-ı Allah, “Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve: "İşittik ve itaat ettik" dediğinizde sizi, kendisiyle bağladığı sözünü (misakını) anın. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, sinelerin özünde olanı bilendir.” (Maide Suresi, 7) “İşittik ve itaat ettik” dediğinizde diyor “sizi” diyor “kendisiyle bağladığı sözünü (misakını) anın.” Siz kim? İnsan. Ne zaman varmış insan? Dünya yaratılmadan önce var. Daha kainat yok ama insan var. Normal bedenli insan nefisli, nefsi var normal bildiğin insan. Gözü var, kulağı var işitiyor, ağzı burnu var kolları var normal insan. Nefis sahibi. Nefis beden demektir, nefis beden vücut sahibi olarak var. Bak “işittik” diyor neyle işitilir? Kulağıyla. Neyle itaat edilir? Kalple, ruhla, bedenle. “İtaat ettik” diyorlar. Ve “bunu” diyor “anın” diyor Allah. “bu misakı anın” hatırlayın konuşun diyor. “Ve misakahu” misakını “ellezi” ki o “veseka” yani vesika gibi, onunla sizi bağladı “kum bihi iz kuntum” dediğiniz zaman “semiğna” işittik “ve atağna” ve itaat ettik” ata itaat aynı kelime kökeni. “Ve itteku Allahe” ve Allah’a karşı takva sahibi olun “innallahe” muhakkak ki Allah “alimun” en iyi bilen “ve bizati essuduri” göğüslerde olanı sinelerde olanı.

Araf Suresi 172, “Hani Rabbin, Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı:” Kendi nefsine bedenine karşı şahit kılıyor. "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) onlar: "Evet (Rabbimizsin), şahid olduk" diyorlar toptan. Birbirlerine şahit oluyorlar. İnsan olarak varlar yani. “demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.” (Araf Suresi, 172) “Ve iz ahaze” ve çıkarıldığı aldığı zaman “Rabbuke” senin Rabbin “min beni Adem” Ademoğulları’ndan.” Oğul yani insan olan oğul Adem (as)’in oğulları. Adem (as) nasıl maymun oluyor oğulları var bir kere. -Haşa- değil mi oğulları var, oğulları da mükemmel kendi de mükemmel. Ve Adem (as) dünyada değil. Daha Adem (as) dünyada değil çocuklar da dünyada değil. Bak kıyametin son gününe kadar olacak herkes tamamı orada insan olarak. Hani evrimleşmişti? Hazır zaten insan. Bak Darwinistlerin hiç ummadıkları bir şey bu konu. Hiç üstünde durmadıkları bir konu. Darwinistlerin Kuran’da evrim var sözünü kökten yıkan açıklama bu Kuran ayeti. Bununla konuları kökten bitmiş oluyor. Öbür ayetlerle de bitiyor da bununla da tam anlamıyla bitmiş oluyor hiç konuşacak halleri yok. “Min zuhurihim” onların sırtlarından “zürriyyetehum” onların zürriyyetlerini “ve eşhedehum” ve onları şahit tuttu; birbirlerine de şahit oluyorlar hepsi duyuyor. “Ala enfusihim” nefislerini kendileri üzerine; kendilerinin nefislerinin üzerine nefis bedenleri kendi vücutları, ruhlu bedenlerinin üzerine “elestu” Ben değil miyim? “elestu bikum Rabbikum” meşhur biliyorsunuz  “elestu bikum Rabbikum” Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Müminler ne diyorlar? “Kalu” diliyle söylüyor dili var evrim yok, kulağıyla duyuyor diliyle söylüyor. Beden sahibi yani. Görüyorlar birbirlerini görüyorlar şahidiz diyorlar hepsi. “Kalu bela” evet, negatif soruya pozitif cevap verirken “Bela” beli padişahım diyorlar ya bel. “Bela” evet diyorlar “şahitna” biz şahit olduk; bak biz birbirlerini de görüyorlar gözüyle görüyor müminler toplu herkes kalabalık “biz şahit olduk” diyor herkes birbirine şahit. Biz şahit olduk “en tekulu” demenize karşı “yevmel kıyameti” kıyamet günü “inna” muhakkak ki biz, gerçekten biz “kunna” Biz olduk “azabundan gafiline” gafiller habersiz olanlar değildik dememeniz için. Biz bunlardan gafildik dememeniz için.

 

HZ. MEHDİ (AS) TALEBELERİNİN RABLERİNE OLAN İTAATİ KARŞISINDA MELEKLER VE PEYGAMBERLER DAHİ HAYRETE DÜŞERLER

“Ey Ebu Hureyre” diyor “Mehdi ve cemaati zor ve güç bir yola girerek peygamberlerin derecesine kavuşurlar” diyor. Kim söylüyor? Resullullah (sav). “Allah kendilerini doyurduktan sonra açlığı” yani zengin bu çocuklar fakat sonradan aç hale geliyorlar “giydirdikten sonra çıplaklığı” mesela sonra kıyafet de bulamıyorlar. “İçirdikten sonra susuzluğu tercih ederler. Allah’ın Katındakine ümitlerini bağlayıp bunları terk ederler. Hesabından korku duyarak helali dahi bırakırlar. Dünyaya sadece bedenleriyle ilgi gösterirler. Onun herhangi bir şeyiyle iştigal de etmezler. Hz. Mehdi (as) talebelerinin Rablerine olan itaati karşısında melekler ve peygamberler dahi hayrete düşerler. Ne mutlu onlara, ne mutlu onlara Allah’ın onlarla benim aramı birleştirmesini ne kadar çok isterdim.” diyor Peygamberimiz (sav). O çok fazla Peygamberimiz (sav)’de “ahir zamanın garipleri” diyor hep Peygamberimiz (sav) hep müjdeliyor onları “ne mutlu o gariplere” diyor yani “acipleri, ahir zamanın acipleri.”

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (26 Ocak 2017; 20:00)

 

DECCALİN BİLİNMEYEN ÖZELLİKLERİ

Deccal yaşlı, çok ileri yaşlarda şu an. Yani yetmiş falan vardır ferah. Hadislerde belirtiyor, “saçı sakalına karışmış. Bir gözü kör.” “Saçları ağaç dalları gibi birbirine girgindir” diyor. Yani böyle felsefeci görünümlü. “Kırmızı cildi” kırmızı. “Bünyesi büyük. Saçları kıvırcık. Tek gözü kör” sönük bir gözü de. Gözlerinde problem var. Ön tarafı kızıl fakat arka tarafı siyah saçlarının. Yani kendince tarz da yapmış olabilir veyahut yapısı öyle olabilir. “Onun tek gözü kördür. Başı yılan veya kertenkele başını andırır” diyor, görünüşü. Yani garip bir görünümü var. Taberani’de geçiyor. “İrice, kalın boyunlu, tek gözlü ve şaşı.” Sihir ve manyetizmanın neviinde teshir edici vasıflara sahip. Bu konuda çok bilgi sahibi. Manyetizma, ruh ilmi, metafizik konularda çok bilgisi olan, çok araştıran bir kişi. Hipnoz gücü var.

İngiliz derin devletinin en büyük kozu bağnazlık olacak. Hz. Mehdi (as) de onların kozunu parçalayan bir insan olacak yani modern kişiliğiyle bağnazlığı dağıtmış olacak. Mevdudi bile açıklıyor “Modern bir Müslüman olacak” diyor Mevdudi. Millet onu diyor hoca böyle bir molla gibi bekleyecek ama diyor o asrının en moderni olacak diyor Mevdudi. Çok kaliteli ve modern bir insan olacak diyor. Ta yüz sene önce söylüyor yani.

Bütün Masonlar Hazreti İsa Mesih (as)'in Mason olduğu kanaatindeler. Hazreti Musa (as)'nın da Mason olduğu kanaatindeler. Hazreti Süleyman (as)'ın da Mason olduğu ve Hazreti Adem (as)'in de Mason olduğu kanaatindeler. İlk önlüğü, Mason önlüğünü Hazreti Adem (as)'in kullandığına inanıyorlar. Yapraktan, genişçe bir yapraktan Mason önlüğü taktığına inanıyorlar. Kabe’nin yapımında da Masonların yardımcı olduğuna inanıyorlar. Mikap taş tarzında, onlarda kutsal biliyorsunuz, küp şeklinde olması. O taşın konulmasını da yine öyle ona bağlıyorlar. Yani Masonlukla bağlantılı görüyorlar. Tabii onların kendi inançları. Hacer'ül Esved biliyorsunuz, göz şeklindedir. Bütün kutsal mabedlerin yapımında yine Masonların görev aldığına inanıyorlar. Görevlerinin de en son aşamada, en üst aşamada Mehdi (as)'ye yardım etmek yani Moşiyah'a yardım etmek olduğuna inanıyorlar. 33. Derecenin üstünde anlatılır onlar. Alt kademedekileri daha çok yönlendiriyorlar.

 

MASONLUK VE MEHDİ (AS) İLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR

Bakara Suresi 127; şeytandan Allah'a sığınırım, “İbrahim, İsmail'le birlikte Evin (Kabe'nin) sütunlarını” sütun; çift sütun Masonluk'ta kutsaldır “yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): "Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin"” (Bakara Suresi, 127) Bakara Suresi 127'de Hazreti İbrahim (as) ve Hazreti İsmail (as)'in duvarcı ustası olduğu anlaşılıyor. İkisi birden Kabe'yi mikap taş tarzında inşa ediyorlar. Buradan da açıkça görüyoruz ki her ikisi de İngilizce karşılığı olarak Masonlar. Çünkü duvarcı ustası, açık, Kuran'ın ifadesiyle duvarcı ustası. Ve sütunları yükseltiyorlar. "Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin." (Bakara Suresi, 128) 

 “Rabbimiz” diyor İsmail (as) ve İbrahim (as), Şeytandan Allah’a sığınırım “içlerinden onlara bir elçi” bir Mehdi “gönder, onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin” Kuran’ı öğretsin ve hikmeti öğretsin “ve onları arındırsın. Şüphesiz sen güçlü ve üstün olansın hüküm ve hikmet sahibisin.” (Bakara Suresi 129)

“Biz ayetlerimizi” diyor Cenab-ı Allah “hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz;” yani kendilerinin madde olmadığını onlara göstereceğiz yani vücutlarındaki harika sistemi bilecekler “öyle ki, şüphesiz Allah’ın hak olduğunu kendilerine açıkça belli olsun. Her şeyin üzerinde Rabbin şahit olması yetmez mi?” (Fussilet Suresi 53) Bu ayetin tefsirinde Ebu Cafer diyor ki; “Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz öyle ki, şüphesiz Allah’ın hak olduğunu kendilerine açıkça belli olsun.” “Kaim Mehdi’nin ortaya çıkışı anlamına gelmektedir ki Allah onun Mehdi’nin çıkışını kullarına kaçınılmaz surette gösterecektir.”  Yani afaktaki ayetlerle, uzaydaki, gökteki güneş ay tutulmaları, kuyruklu yıldızın çıkışı hem kendi nefislerinde kendilerinde de görecekler diyor.  “Öyle ki şüphesiz onun hak olduğunu” yani Mehdi’nin hak olduğunu “kendilerine açıkça belli olsun, kaim Mehdi’nin ortaya çıkışı anlamına gelmektedir ki Allah onun Mehdi’nin çıkışını kullarına kaçınılmaz surette gösterecektir” bu şekilde tefsir ediyor. (Beklenen Mehdi, Allame Muhammed Bakır el-Meclisi, Bihar’ul Envar, İngilizce Tercümesi Cilt 13 (Eski Baskı)/ Cilt 51)

“Kaim Mehdi her türde insanın, insanlara hükmedip her türlü hükümetin kurulup artık bundan sonra kimsenin ‘eğer biz hükmetseydik adalet yayardık’ diyemedikleri bir zamanda ortaya çıkar. Ancak bundan sonra Kaim Mehdi gerçek adaletle hükmetmek için ortaya çıkar.” Beklenen Mehdi kitabında.

“Alemlerden de halktan da Mehdi’yi tanıyamayacaklar” diyor Peygamberimiz (sav), büyük alimler de tanıyamayacak. “Mehdi geldiği zaman bir zaman gelir ki, sünnet bidat gibi çirkin görülür, bidat ise sünnet gibi rağbet görür.” Mesela Bediüzzaman’ın açıklamalarında da var bu ama buradaki hadiste çok açık. “Bir zaman gelir ki, sünnet bidat gibi çirkin görülür.” Sünnet Kuran’a uymak demektir, “bidat gibi çirkin görülür” yani anormal bir şeymiş gibi gösteriyorlar. “Bidat ise” hurafeler ise “sünnet gibi rağbet görür” mesela Cübbeli’nin anlattığı hurafeler sünnet gibi rağbet görüyor. “Bidat işlemeye alışmış olan Medine’deki alim” yani İstanbul’daki alim “bidati güzel sanıp” yani hurafeyi güzel sanıp “ibadet olarak yaptığı için Hazreti Mehdi (as)’nin bidat aleyhindeki sözlerine şaşıp” yani Kuran’ın yeterliliğini anlatması ve hurafeye karşı olmasına şaşıp “‘bu adam bizim dinimizi yok ediyor’ diyecektir” diyor. Kim diyor? İmamı Rabbani Mektubat’ında yazıyor.

“Mehdi geldiği zaman dini yayarken sünnetleri diriltmeye çalışacak” yani Kuran’a insanları davet edecek “ve bidatle amel işlemeye alışanlar” yani hurafelerle amel işlemeye alışanlar “ve hurafeleri güzel sandığı ve ibadet bildiği için Medine’deki alimler de Mehdi için ‘bu bizim dinimizi yok etti ve milletimizi yok etti’ diye karşı çıkacaklardır” diyor. Milletimiz dediği ne? Dinimiz, inancımızı yok etti ‘bu zındık kafirdir’ diye ortaya çıkacaklar diyor. “Mehdi onların güzel sandığı, hurafelerin çirkinliğini, sünnetin önemini” yani Kuran’a uymanın önemini anlatacaktır “bu Allah’ın bir nimetidir” diyor İmamı Rabbani Mektubat’ının 1. cildinin 255. mektubunda.

Allah’ın Resulü (sav) dedi ki, “Ehli beytimden kaim Muhammed Mehdi’nin zamanında yaşama imkanı bulanlar ne kadar da kısmetliler. Onun” Mehdi’nin “çıkışından önce Mehdi’ye inananlar, Mehdi’nin arkadaşlarını sevenler ve Mehdi’nin düşmanlarından uzak duranlar mübarek olsun.” Peygamberimiz (sav) mübarek olsun diyor duasını alıyor. “Bu insanlar benim en yakınlarım ve hesap günü dostlarım olacaklar.” Rufai’den aktarılan hadise göre de “Bana göre Allah’ın en saygın varlıkları olacaklar” diyor Peygamberimiz (sav).

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (25 Ocak 2017; 15:00)

 

DECCAL İLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR

Bediüzzaman diyor ki; 5. Şua’da 17. Mesele. “Rivayette var ki, deccal çıktığı gün bütün dünya işitir ve kırk günde dünyayı gezer ve harikulade bir eşeği vardır.” Yani süslü, bakımlı, çok ihtişamlı. “Allahualem bu rivayet tamamen sahih olmak şartıyla tevilleri şudur: Bu rivayetler mucizane haber verir ki, deccal zamanında vasıta-i muhabere” yani muhabere vasıtaları; telefon, radyo işte her türlü telsiz. “Ve seyahat o derece terakki edecek ki” yani insanların bir yerden bir yere süratle gitmesi o kadar gelişecek ki “bir hadise bir günde umum dünyada işitilecek.” Radyodan, televizyondan, internetten bir olay olduğunda herkes duyacak bütün dünyada. “Radyo ile bağırır, şark- garp işitir.” Doğu, batı herkes işitir. “Umum ceridelerinde okunacak.” Bütün gazetelerinde okunur. “Ve bir adam kırk günde dünyayı devredecek.” Uçakla bir oraya gidiyor, bir oraya gidiyor, bir oraya her yere gidiyor, kırk günde dünyayı gezebiliyor, şu an uçakla bu mümkün oluyor. “Ve yedi kıtasını ve yetmiş hükümetini görecek ve gezecek diye, zuhurundan on asır evvel telgraf, telefon, radyo, şimendifer tayyareden” yani uçaktan “mucizane haber verir. Hem deccal, deccallık haysiyetiyle değil, belki gayet müstebit bir kral sıfatıyla işitilir” kral, kraliçelik, krallık. Krallık başka yok, Birleşik Krallık İngiltere’de var. Kral sıfatıyla işitilir ki deccal kendini zaten kral ilan ediyor, hem lord, hem kral ilan ediyor. Bu kraliçeyi onlar esas almaz ama orda krallık, kraliçelik sistemi olduğu için o sistemde kendinin gerçek kral olduğunu iddia ediyor deccal. “Ve gezmesi de her yeri istila etmek için değil, belki fitneyi uyandırmak” fitne, casusluk, kargaşa, anarşi, terör fitneyi uyandırmak “ve insanları baştan çıkarmak içindir. İşte homoseksüellik, ahlaksızlık, zulüm, gaddarlık, psikopatlık. Ve bindiği merkebi ve himarı ise, ya şimendiferdir ki bir kulağı ve bir başı cehennem gibi ateş ocağı” yani trene de bakar diyor. Çünkü bir başı ateş ocağı diyor. “Bir kulağı ve bir başı cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı yalancı cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiş.” O tip trenler çok süslü oluyor kraliyete ait trenler, süslenen trenler. At arabası da olduğunda işte fayton falan onlar da çok süslü oluyor. Bak “cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiş” cennet gibi. Deccalın cenneti, cehennemi vardır diyor ya hadiste. “Düşmanlarını ateşli başına” yani onlara dehşet ve şiddet saçar diyor. Ateş yani havadan bombalama işte makineli tüfekle tarama, suikastlar. “Dostlarını ziyafetli başına gönderir.” Dostlarına da büyük görkemli ziyafetler veriyor, işte o toplantılarda görüyorsunuz. “Veyahut onun eşeği merkebi dehşetli bir otomobildir veya tayyaredir veyahut” diyor Bediüzzaman nokta nokta “…sukut lazım” diyor. Hiç bilmediğiniz bir araç diyor. Böyle uçan daire gibi falan garip bir şeydir diyor aracı.

 

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top