Adnan Oktar'dan İlk Kez Duyulan Açıklamalar



1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (21 Kasım 2016; 18:00)

 

MÜNAFIKLAR FİZİKSEL OLARAK PİSTİRLER. MÜSLÜMANLARIN BULUNDUĞU ORTAMI DA KİRLETMEYE ÇALIŞIRLAR, SOKAĞIN KİRİNİ PİSLİĞİNİ İÇERİ TAŞIRLAR

Allah Peygamberimiz (sav)’e diyor ki: “Geldiğinde elbiseni temizle.” Peygamber zaten temiz bir insan fakat münafıklarla farkı vurgulamak için söylüyor. Münafıklar çok pistirler. Elbiseni temizle dediği o. Müminlerin evine geldiğinde elbiseni değiştir, temiz bir elbise giy, sokak kıyafetiyle gelme, temiz ol anlamındadır. Bak “elbisenden kiri uzaklaştır” diyor Allah. Nasıl uzaklaşır? Elbiseyi çıkarttığında uzaklaşır. Onun için müminlerin evine geldiğinde sokak elbisesini Müslümanın değiştirmesi gerektiğine Kuran işaret ediyor. Ama münafık öyle değildir, sokağın pisliğini alır gelir, oraya buraya her yere bulaştırır, önemsiz görür. Müslümanlara değer vermediği için, hatta kininden dolayı, nefretinden dolayı yapar. Allah münafıkların kapısını kapatmak için Peygamber’e böyle bir emir vermiştir. “Ey Peygamber elbiseni temizle.” Elbisesi zaten temiz Peygamber (sav)’in, dışarıda olsa bile temizler. Elbiseye titizlik göster, sokak kıyafetiyle evde yaşanmaz, eve girilmez bunu vurgulamış oluyor Peygamber’e. Ama bunu söylemekle bütün müminlere bir konuda dikkat çekmiş oluyor, böylece bütün Müslümanlar çok dikkat etmiş oluyorlar.

“Onlara geri döndüğünüzde kendilerinden vazgeçmeniz için Allah'a and içecekler” Tevbe Suresi, 95’te diyor. Münafıklar bak, “Onlara geri döndüğünüzde kendilerinden vazgeçmeniz için Allah'a and içecekler” Artık biz vazgeçtik münafıklık yapmayacağız, ahlaksızlık yapmayacağız diye yemin ediyorlar. “Artık siz onlara sırt çevirin. Onlar gerçekten pistirler.” (Tevbe Suresi, 95) Münafıklar pis, görünmeyen yerde de pistirler, çok tehlikelidir münafığın pisliği, akıl hastasıdır bayağı pis olur münafık. “Kalplerinde hastalık olanların ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip-artırmış ve onlar kafir kimseler olarak ölmüşlerdir.” (Tevbe Suresi 125) Bak “kafir kimseler olarak ölmüşlerdir.” Kalplerinde hastalık olanlar işte henüz daha münafık olmamış ama münafık gibi kalbinde hastalık var. Bak ama “iğrençliklerine iğrençlik ekleyip artırmış” diyor. Çok iğrenç olur münafıklar, pisliktirler yani görünen gibi değildirler. Görünürde çok entel, çok kibar, çok nezih, çok görgülü, kaliteli gibi ama normalde çok iğrenç, pislik böyle köprü altı çakalı gibidirler. Çok ahlaksız, ayyaş karakterli, çok şerefsiz ve namussuz olurlar, bayağı pisliktirler. Ama Müslüman tabii onu sezemeyeceğini Allah şöyle söylüyor: “Yüzüne baktığında onların beğenini kazanır” diyor, “anlaşılmaz” diyor, “konuşmalarını dinlersin” çünkü çok lafazan ve çok kelime kullanır münafıklar, çok konu bilir ama bu bilgi değildir, eşeğe yüklenmiş bilgi gibidir Kuran’da var ya. Merkebe yüklenmiş bilgiye benzetiyor Cenab-ı Allah, onun gibidir.

 

MÜMİN ÇOK İNCE DÜŞÜNÜR, ALLAH'TAN KORKAR VE TİTİZDİR. MÜNAFIK ALLAH'TAN KORKMADIĞI İÇİN BİR NEVİ ÇAKAL ARSIZLIĞI İÇİNDEDİR

Mümin çok ince düşünür, çok Allah’tan korkar, titizdir. Münafık Allah’tan korkmadığı için hayret edilecek bir ferahlık, serkeşlik, züppelik böyle çakal arsızlığı içerisindedir yani Müslüman onu bir türlü kavrayamaz yani münafığın akıl almaz ferahlığını, haysiyetsizliğini o cemiyet mikrobu karaktersiz kişiliğini bir türlü çıkaramaz. Halbuki Allah’tan korkmadığı için o teyakkuz hali yoktur ama müminde teyakkuz hali vardır yani hiç hak geçsin istemez, temizliğe çok dikkat eder, Müslümanları üzmemeye çok dikkat eder, kalplerini kırmamaya dikkat eder, çok itinalı bir varlıktır Müslüman. Çok özenlidir. Münafık paldır küldürdür, dağdan yuvarlanan taş gibi, öküz gibidir tam bir sığırdan da aşağı bir mahluktur ama kendini çok kaliteli göstermeye kalkar. İşte kütüphane kurdurur, güya kütüphanelerden çıkmaz, kitaplar okur işte yabancı diller havalarda uçuşur, aynı zamanda trilyonerdir, aynı zamanda dünya beyin şampiyonudur. Millette bir kiloysa beyin onda iki kilo olur. Böyle manyak gibidir yani siyasette her konuda en isabetli kararı o verir, kimsenin düşünemediğini düşünür, bulur fark eder, orijinal buluşlar yapar. Dünyada ilk defa görülen olayları bilir. Daha da olmasa uzaylıların ne tür çorba yaptığından tut da..

 

MÜNAFIK, MÜSLÜMAN OLDUĞUNU İDDİA EDEREK KENDİ DÜŞÜK AKLINCA MÜSLÜMANLARIN BUNUN KARŞILIĞINI ÖDEMESİNİ İSTER

Münafığın özelliği, Müslüman oldum diye Müslümanın bunu ödemesini ister. Yani “ben senin yüzünden böyle bir hayat tarzına girdim, sen buna sebep oldun o yüzden bunu öde” der. Her türlü kepazelik, gerginlik, rezillik, pislik, ahlaksızlık, surat asma, çakallık, çirkeflik, bir şeyler istemeler, münafığın tavrıdır. Kuran’da “Allah’a minnet ederler” diyor. “Allah’ın bunu ödemesini isterler” diyor münafıklar için. “Halbuki onlar Allah’a şükretmesi gerekir” diyor. “Allah’a minnet borçları vardır onların” diyor. “Allah’ın onlara minnet borcu yok” diyor. “Müslüman oldular diye sana minnet etmektedirler.” (Hucurat Suresi, 17) Yani Peygamber (sav)’e terslik yapıyorlar, “biz sıkılıyoruz” diyorlar, “bizi rahatlat, bunaldık” diyorlar “Müslüman olunca.” “Bunalımdayız” diyor, “bize mal ver” diyorlar. “bize eşya ver, para ver, yiyecek ver.” Para veriyor bu sefer de kuduruyorlar daha da azgınlaşıyorlar. Ayette diyor ki bak “onların azmasının nedeni senin Allah’ın lütfuyla onları zengin etmen” diyor ayette. Bu çok önemli bir münafık alametidir. Bunun ayrıca vurgulanması lazım. Hucurat Suresi, 17 şeytandan Allah’a sığınıyorum, “Müslüman oldular diye sana minnet etmektedirler. De ki: "Müslümanlığınızı bana karşı minnet (konusu) etmeyin. Tam tersine, sizi imana yönelttiği için Allah size minnet etmektedir.” Yani “sizin Allah’a minnet borcunuz var” diyor. “Eğer doğru sözlüler iseniz (bunu böyle kabullenmeniz gerekir.)" (Hucurat Suresi, 17) diyor Cenab-ı Allah.

 

MÜNAFIK HEP SURATINI ASAR, ÇÜNKÜ MÜSLÜMAN OLMAKTAN RAHATSIZDIR. SÜREKLİ EĞLENDİRİLMEK, GEZDİRİLMEK İSTER. BÖYLECE MÜSLÜMANLARIN VAKTİNİ ALIR

Münafık hep suratını asar. Neden? Çünkü Müslüman olduğu için. “Beni gezdirin” der, “beni yedirin, beni içirin, bana kıyafet alın, ben sıkılıyorum” işte “benim yanımda durun, beni açacak bir şeyler yapın.” İşte “sinemaya götürün, tiyatroya götürün, başka ülkelere götürün, eğlence konusu bulun.” Bu arada da münafık, “ben İslam’ı anlatmak istiyorum ama anlatamıyorum” der. Kuran’da bu mühim bir konu olarak, özel, ayetle açıklanmış. Diyor “Biz tebliğ yapmayı bilsek, İslam’ı anlatmayı bilsek tabii ki sizinle gelirdik” diyor. “Fitneye her geri çağrılışlarında içine başaşağı (balıklama) dalarlar.” (Nisa Suresi, 91) diyor ayette. “Muazzam yetenekli olurlar” diyor.  Mesela günümüz münafıklarına, İngiliz derin devletine hizmet edeceksin dediklerinde İngiliz derin devleti mensupları, hayret edecek bir yetenek gösteriyorlar, akıl almaz. Kütüphaneler önünde resimler çektirmeler. Bütün kütüphaneleri okumalar, yalakalık yapalar, yağcılık yapmalar. Kadınsa homoseksüel görünümüne giriyor, erkekse homoseksüel görünümüne giriyor, kendini rezil edecek şeyler yapıyor, günde 10-15 saat kitap okuyor. 8-10 saat yazışıyor, deli gibi gayret ediyor. İngiliz tarihini su gibi ezberliyor, İngiliz kültürünü su gibi ezberliyor. Ama İslam, Peygamber (sav)’in hayatını incele denince incelemez. İslam tarihini incele de incelemez. Çünkü boş görür münafık. Ayette diyor ya Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, "Siz iman etmediniz; ancak "İslam (müslüman veya teslim) olduk deyin.” (Hucurat Suresi, 49) “Esleme olduk deyin” diyor Allah. Böyle çok fazla insan vardır, birçok kişi bilir; Müslüman olmasına vesile oldukları kişiler hep başlarına bela olurlar. Kız osun erkek olsun. Mesela bazen başını kapatan kızlar da oluyor adamların başına bela oluyor. Evlendirilmesini istiyor, evlendirilirse evine eşya alınmasını istiyor, kendine ev alınmasını istiyor, araba alınmasını istiyor. Birçok Müslüman cemaat bilir. Tam anlamıyla baş belası olurlar.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (20 Kasım 2016; 18:00)

 

HIZIR KISSASI'NDAN MEHDİYET'E YÖNELİK İŞARETLER

Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hani Musa genç yardımcısına demişti ki: ‘İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim.’” Bir kere burası alenen İstanbul olarak vurgulanıyor çok net, iki denizin birleştiği yer. Mehdiyet anlatılmıyor diyorlar ama bayağı iyi anlatılıyor Kuran’da, anlayana, bayağı net. “’Ya da uzun zamanlar geçireceğim.’” (Kehf Suresi, 60) Mehdiyet’in çıkışı da uzun zaman aldı biliyorsunuz. Mehdi (as)’in zuhuru çok uzun zaman aldı.

“Böylece ikisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca” Cenab-ı Allah bunu boş yere demez yani ikisi, iki, iki kere ikiyi üst üste demez. Yani “böylece onlar” der, “gitmeleri gereken yere ulaşınca” diyebilir.  Ama bak ne diyor Cenab-ı Allah, “Böylece ikisi, iki denizin birleştiği yere ulaşınca” iki, iki. “balıkları unuttular “ diyor. Benim anladığım Hızır (as) balık şeklini alıyor bütün tarihi kaynaklarda Hızır (as) hep balık üstünde. Hep balıkla bağlantılı. Bak diyor ki: “Böylece ikisi iki denizin birleştiği yere ulaşınca” Cenab-ı Allah’ın kelamı böyle “ulaşınca.” bir kere İsa Mesih de Mehdi de İstanbul’a gelecek, buna bir işaret var. Ulaşma var. “balıklarını unuttular” demek ki unutkanlık ahir zamanda yayılacak. Hadiste de var. Unutkanlık yayılır diyor Bediüzzaman’ın özel açıklaması var bununla ilgili. “…denizde bir akıntıya doğru kendi yolunu tuttu.” (Kehf Suresi, 61) İstanbul’un, boğazın en önemli özelliği akıntısının olması. İstanbul Boğazı olduğuna bir kere daha vurgu yapmış oluyor Kuran, işaret ediyor. Olayın da İstanbul’da geçtiği açıkça görülüyor.

“Geçtiklerinde genç yardımcısına dedi ki:” Demek ki Mehdi talebeleri gençlerden oluşacak, buna işaret var. “yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız yolculuğumuzdan gerçekten yorulduk.” Ne getiriyor? Balık. Balığın faydasına da dikkat çekmiş oluyor Cenab-ı  Allah. “…gerçekten yorulduk” (Kehf Suresi, 62) Ahir zaman da yorucu yani çok uzun bir mücadele ahir zaman.

“Dedi ki: ‘Gördün mü, kayaya sığındığımızda balığı unuttum. ‘” Bir kere burada kayalık bir yerden bahsediliyor. İstanbul da kayalık bir yer. Yani bu çok acayip. Gereksiz bir açıklama hiçbir zaman için olmaz Kuran’da, kayalık bir yer. Yani sağlam, muhkem bir bölge, İstanbul’un sağlam, muhkem, kayadan oluşan bir bölgesi. “Dedi ki: ‘Gördün mü, kayaya sığındığımızda’” demek ki Mehdiyet’in olacağı yer de bölge kayalık bir bölge. Yani sağlam, zemini sağlam bir bölge. Bunu zaman gösterir. “’balığı unuttum’” bak ısrarla unutma, ahir zamanın özelliği, “balığı unuttum”. Asur Medeniyeti, Mezopotamya Medeniyeti, Mısır Medeniyeti hepsinde var.

“Onu hatırlamamı şeytandan başkası bana unutturmadı.” Demek ki şeytanın insan beynine müdahale edip unutturma gücü var. Hz. Musa (as) da bak sürekli “unuttum, unuttum” diyor dikkat ederseniz. O şeytanın Hz. Musa (as)’a baskısı işte, sürekli beynine baskı yapıyor, o mesela sıkıntı da veriyor görüyorsunuz. Cin şeytan yani o sıkıntıyı veren ama esaslı bir gücü yok, böyle imanını, aklını kullanmasını engelleyecek değil ama bu tip gücü var. Bak “Onu hatırlamamı şeytandan başkası bana unutturmadı.” O da boş birisi değil benim gördüğüm, bu bilgi öyle vahiy olmadan bilinecek bir şey değil. “O da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu.” (Kehf Suresi, 63) Acip bak acip Hızır (as)’ın özeliği acip olmasıdır. Mehdi (as)’ın özelliği acip mesela bak burada da acayip, acip. “Şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu.” Demek ki onun hareket alanı deniz. “(Musa) Dedi ki: "Bizim de aradığımız buydu."” Demek ki önceden ona bilgi verilmiş. Denizde karşılaşacaksın, ölü gibi duracak ama birden canlanacak.

“Dedi ki: "Bizim de aradığımız buydu." Böylelikle ikisi” Bakın yine “ikisi” diyor Allah. “İzleri üzerinde geriye doğru gittiler.” (Kehf Suresi, 64) Tam ayak bastıkları yerlerin. Zaman zaman tam iz üzerinde geriye girmek hedefi yakalamada çok önemli bir yöntemdir. Onun için izleri muhafaza etmek gerekir. Yürünen izleri, konuşulan sözleri, konuşulan yöntemleri muhafaza etmek gerekir. Bazen izlerin üstüne geri döndüğünde çok başarılı olursun.

“Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.” (Kehf Suresi 65) Demek ki böyle kullar var dünyada. Biz belki dikkat etmediğimiz için göremiyoruz ama dikkatini verenler fark ederler. “Musa ona dedi ki: “Doğru yol (rüşd) olarak” sıratal müstakim Kuran’da geçiyor, bak “doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden” (Kehf Suresi 66) ama bak “sana öğretilmiş” diyor “bana öğretilmedi” diyor. Sana doğru yol olarak öğretilmiş. Bana öğretilen demiyor bak dikkat edin. "Doğru yol olarak sana öğretilen” diyor ayrı bir şeriat. Çünkü doğru yol ona öğretilmiş zaten. Ama “bir de sana öğretilen var” diyor. “Sana öğretileni öğrenebilir miyim?” Diyor. Onun şeriatı ayrı. “Bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?” (Kehf Suresi 66)

“Dedi ki: “Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin.”” (Kehf Suresi 67). Bu tip derinliklere öyle herkesin gücü yetmez. Peygamber dahi olsa bazen bak gücü yetmiyor. Peygamber dahi olsa, müthiş bir havsala, müthiş bir güç, müthiş bir irade gerekiyor. “Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?” (Kehf Suresi 68). O zaman demek ki dünyada özünü kavramaya kuşatıcı olmadığımız olaylar sürekli oluyor. Mesela Suriye’de savaş oluyor, Irak’ta savaş oluyor, bir yerlerde patlama oluyor ama İslam da sürekli yükseliyor bu arada. İnsanlar bir türlü anlayamıyor sebebini. “Özünü kavramaya” özlü ilim kimde görüyoruz? Zülkarneyn (as)’de görüyoruz. Ahir zamanda kimde görüyoruz? Mehdi (as)’da görüyoruz. Çünkü mesela televizyona çıkıyorlar zırvalıyor adam, özlü ilim yok. İnsanların beyni uyuşuyor, konuşuyor, konuşuyor bir türlü özlü bilgiye geçilemiyor.

Bak diyor ki, Musa (as) “İnşaAllah.” Çünkü inşaAllah niye söylüyor? Mehdi dili. Moşiyah dili. Moşiyah şifresi. Bak o konuşuyor konuşuyor, ilk hangi kelimeyle açıyor sırrı? Anahtar ne? “İnşaAllah.” Mehdiyet anahtarıyla açıyor bak. “İnşaAllah, beni sabreden bulacaksın.” Çünkü “sabırlı olmayanlar buna kavuşamaz” diyor Cenab-ı Allah ayette. Sabredenler buna ancak kavuşurlar. Önemli bir sır ama inşaAllah’la başlıyor, anahtar kelimeyle. ““Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim” dedi.” (Kehf Suresi, 69) diyor. İmametin şartı budur zaten, hiçbir işte karşı gelinmemesi. Peygamber imameti böyledir. “Dedi ki: "Eğer bana uyacak olursan”” bak “eğer” diyor. Çünkü uymayabilir de, uyacak olursan. Eğer farz olmuş olsaydı, Tevrat’a uyması gibi farz olsa tamam. Ama zaten talimat almış “fakat bunu yapamazsın” diyor Musa (as)’a. Ama “eğer bana uyacaksan” diyor. Mesela o zaman diyebilir ben biraz daha kendimi toparlayayım ondan sonra geleyim yapayım diyebilir, anlatayım diyebilir, uyayım diyebilir. “Hiçbir şey hakkında bana soru sorma,” şu niye şöyle oldu? Bu niye böyle oldu? Bu olmaz diyor.  “Ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar.” (Kehf Suresi, 70) Öğütle anlatmak ama “ben sana anlatırım, gerekirse anlatırım” diyor. Kuran’da da var ya “siz sormayın” diyor. “Hüküm çıkar ortaya.” Yani “Size hükmün gelmesini bekleyin” diyor Allah.

“Böylece ikisi yola koyuldu” bak sürekli “ikisi” diyor. Hep Mehdi (as) ve İsa (as)’a dikkat çekilmesi var. “Nitekim bir gemiye binince,” demek ki bu deniz öyle ıssız bir deniz değil, gemilerin kaynadığı bir yer. Yine olsa olsa İstanbul oluyor, iki boğazın birleştiği, çünkü denizler var ama okyanus tarzında vs oluyor. Çok zorlarsan oralarda da boğazlar ama bak bu boğaz öyle değil, burada gemilerin olduğu bir boğaz burası. “Gemiye binince, o bunu (gemiyi) deldi.” Bu nedir? Bir sabotaj, bir patlama gibi, bir yıkma gibi bir şey öyle görünüyor.

Dedi ki: “İçindekilerini batırmak için mi onu deldin?”” Adam soruyor mesela bu kadar olaylar oluyor, ‘neden oluyor?’ Diyor. Mesela bu kadar insan ölüyor neden ölüyor? Halbuki bir hikmeti, sebebi oluyor Allah Katında. “Dedi ki: “İçindekilerini batırmak için mi onu deldin?”” İçindeki insanlar bak en kötü ihtimali söylüyor Hz. Musa (as). “Onları öldürmeyi mi kastediyorsun?” Diyor açıkça. “Cinayete mi teşebbüs ediyorsun?” Diyor. “Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın.” (Kehf Suresi, 71) Zaten hep şaşırtıcı onun üslubu da, şaşırtıcı bir iş yaptın. Bir de yemin ederek söylüyor.

“Dedi ki: "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"” (Kehf Suresi, 72) Kesinlikle, niye kesinlikle diyor? Çünkü vahiy aldığı için. Hz. Musa (as)’ın bütün konuşmalarını biliyor. İtiraz edeceğini biliyor. Bak ısrarla o da aynı şeyi söylüyor. “Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama.” Öbür yardımcısı da söylüyor dikkat ederseniz, hep unutma unutma. ““Ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma” dedi.” (Kehf Suresi, 73) diyor. Halbuki zorluk çıkarttığı için değil, Allah’ın emri öyle olduğu için yapıyor.

“Böylece ikisi” bak defalarca ikisi diye geçiyor. “(Yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürdü.” Mesela bak orada cinayete teşebbüs var, burada da alenen cinayet var değil mi? Öyle görünüyor zahiren. “(Musa) Dedi ki: “Bir cana karşılık olmaksızın,”” Tevrat’a göre hüküm öyle cana can, göze göz, dişe diş ya. “Tertemiz bir canı mı öldürdün?” Bak bir de “tertemiz” diyor. Halbuki bilemez tertemiz olduğunu ama yaşı biraz küçük olduğu için hükmünün öyle olduğunu düşünüyor. Bilemez, vahiy alması lazım tertemiz olduğunu bilmesi için. Çünkü tertemiz olmadığını söylüyor zaten. Hızır (as) söylüyor vahiy ile söylüyor. Bak, “Tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın” (Kehf Suresi, 74) diyor. Yemin ederek söylüyor, bayağı emin halbuki hiçbir işe karışmayacağına dair söz vermiş ama net hükümle “cinayet işledin” diyor yani. “Katil oldun” diyor.

“Dedi ki: "Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"” (Kehf Suresi, 75) İşte insanların bilemeyeceği derin bir yapılanma var dünyada, bunu insanlar çözemez. Gören müthiş bir zulüm olduğunu düşünür. Halbuki mutlaka olması gereken bir şey oluyor. O olaylar olmasa ne Mehdiyet oluyor, ne İsa Mesih’in inişi oluyor, ne veli kullar ortaya çıkar, ne imtihan olur hiçbir şey olmaz. Olması gerekiyor ama tabii buna düz akılla takat yetmez. Bir ihtimal Huruf-u mukataanın içindeki sırlarla açıklanabilir insanlara. “Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme” diyor. “Arkadaşlığımız bitsin” diyor. “Benden yana bir özre ulaşmış olursun.” (Kehf Suresi, 76) “Ben kabul edeceğim artık” diyor.

“Böylece ikisi yola koyuldu.” Bak şimdi o genç gidiyor ama yine iki. Bir türlü üç olmuyor. O genci bırakıyor, o gencin işte İstanbul’da olduğu söylenir. Mezarının burada olduğu söylenir biliyorsunuz. İsmi ne? Yuşa. Onu orada bırakması da çok manidar, tek bırakıyor, normalde olmaması lazım. Ledün ilminin bir gereği olarak tek bırakıyor onu. Sadece onu kabul ediyor Hızır (as). Sırrı sadece ona vereceği için çünkü üçüncü bir kişiye o sırrı veremez, yetkisi yok. Sır verme yetkisi olması lazım. Önüne gelen etrafında on kişi bile olsa onu alamaz. Kendi, karısı, çocuğu da olsa alamaz. Sadece sır verilecek kişi yanına alınabiliyor ve teke tek o kadar.

“Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler.” Burada da ruhani varlık olmadıkları anlaşılıyor, yemek istediler, istediğinde yemek yiyebildiği anlaşılıyor Hızır (as), melek olmadığı anlaşılıyor o zaten onu vurgulamak için de Kuran onu açıklıyor. “(Kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı.” Neden olduğu da belli değil. Bir ihtimal o çocuğun ölümünü duyduysa kasaba halkı dehşete düşmüş olabilirler. Rüya gibi bir hayat olmadığı anlaşılıyor, aktif bir hayat bu. Bir rüya görüyor değiller. Hani yekaza hali olmadığını da anlıyoruz, yekazeya da benzemiyor çünkü kasaba halkı bilinçli olarak sokmuyor o kasabaya. Bu Allahualem herhalde kasaba yakınlarında olmuş bu çocuk öldürme olayı, hemen duyulmuştur, adamlar da hiçbir şekilde böyle bir şeyi kabul etmiyorlar. Kasabaya sokmak istemiyorlar, tehlikeli görüyorlar. Hızır (as)’ın da heybetli olduğu anlaşılıyor yoksa halk onları normalde tutuklayabilir, hapse atabilir ama güç yetecek gibi olmadığı anlaşılıyor. Bir kasaba dolusu insanın güç yetiremeyeceği durumda olduğu anlaşılıyor.

“Fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular.” Yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar, işte o Mescidi Aksa’daki duvar ona işaret ediyor. “Hemen onu inşa etti.” Burada da duvarcı ustası olduğunu vurgulamak için. Çok açık ve net olarak duvarcı ustası, inkar edilecek bir yön yok. Hızır (as) duvarcı ustası, üstat ve bak “hemen onu inşa etti” diyor yani olağanüstü bir bilgiye sahip, alışılmışın dışında bir bilgiye sahip. “(Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin."” (Kehf Suresi, 77) Kasaba halkından ama kasaba halkı zaten kaçınıyor, birde adamlarla anlaşması falan da yok. Hızır (as) “Dedi ki: "İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız.”” Zamanı geldi diyor. Çünkü kendisi de söylemiş oluyor, artık tamam. “Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim.” (Kehf Suresi, 78) Demek ki bu sistemin insanlarının yaptıklarına normal bir insan tahammül etmesi mümkün değil.

“Dedi ki: “İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız.”” Ayrılma zamanı, o belirli Allah Katında. “Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim.” (Kehf Suresi, 78) Hakikaten bu taifenin faaliyetlerini gören yani hep harama girdiğini düşünür. Kitle katliamları gibi görünür, yıkılan binalar görülür, peş peşe faili meçhuller görülür anlaşılacak gibi değil yani bir insanın kavrayıp anlayabileceği gibi değil.

“Gemi, denizde çalışan yoksullarındı.” Gemi Kuran’da hep geçer. Nuh’un gemisi, diğer gemiler. “Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim. (Çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı.” (Kehf Suresi, 79) Bak despot bir devlet adamından da bahsediyor, despot devlet adamları ahir zamanda baskıcı rejimlere de işaret var. “Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim,” Bu ilmi ledündür işte bu, batın ilmi. Bunu Hz. İbrahim (as) da uyguluyor. Putperestler yanına geliyor, “ben hastayım” diyor. Bu ilmi ledündür, adamların hepsi kaçıyor halbuki hasta falan değil, ledün ilmi. Mesela Mehdi (as)’da da vardır ledün ilmi yani perdeler.

"Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk." (Kehf Suresi, 80) Şüphe üzerine adam öldürüyor. Yani pislik yapacağını düşündüğü, İslam’a zarar vereceğini düşündüğü insanları faili meçhulle öldürüyor Hızır (as). “Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı,” Bak bir kere temiz ve merhametli, bak temiz, merhametli. “Daha yakın olanını vermesini diledik.” (Kehf Suresi, 81) 81. Ayet bu alenen Mehdiyet’i işaret ediyor. Öbürü de deccaliyeti işaret ediyor. Biri ölüyor, biri başarılı oluyor.

“Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu.” Bu iki öksüz çocuk bak öksüz Mehdi (as); öksüz olduğu hadisle sabit. İsa Mesih’in zaten Kuran ayetiyle belli. “Altında onlara ait bir define vardı.” Demek ki o Hz. Süleyman (as)’ın mescidinin kalıntıların altında çok önemli şeyler var. Şu an İsrail onu arıyor. Tünel açıyor. Müslümanlara müsaade etmiyor. Özellikle Mescid-i Aksa’nın altını aramak istiyorlar. Mescid-i Aksa’yı yıkması tehlikesinden dolayı müsaade etmiyorlar biliyorsunuz. “Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım.” Nasıl yapmış? “Vahiyle yaptım” diyor. Peygamber mi? Değil. Kul, bak, kul da vahiy alıyor. Aynı peygamber gibi, kul vahiy alıyor. Yani bu önemli bir bilgi. “İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu.” (Kehf Suresi, 82) Onun öğretmeni konumunda.

 

ZÜLKARNEYN KISSASI'NDAN AÇIKLAMALAR

Mehdi'nin Yapacağı Bütün Faaliyetleri Allah Yaratır

“Sana (Ey Muhammed,) Zu'l-Karneyn hakkında sorarlar.” Zu’l Karneyn de Zul iki demektir. Bak, yine burada iki çıkıyor. İki yönlü, iki zamanlı anlamına geliyor Zu’l Karneyn. “De ki: “Size, ondan 'öğüt ve hatırlatma olarak' (bazı bilgiler) vereceğim.”” (Kehf Suresi, 83) Bak, öğüt ve hatırlatma şimdi farz bilgiler değil, ahkama ait konular değil; öğüt ve hatırlatma. Öğüt ve hatırlatma nedir? İbret alınacak konular.

“Gerçekten, Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik” İşte Hz. Mehdi (as)’da beklediğimiz yapı bu, yeryüzünde sapasağlam bir iktidar. Şu an bütün İslam ülkelerinde sapasağlam hiçbir iktidar yok, paramparçalar. Paramparça olunması zaten sapasağlam olmayı ortadan kaldıran bir durum. “ve ona her şeyden bir yol (sebep) verdik.” (Kehf Suresi, 84) Sebep çok önemli. Cenab-ı Allah’ın gücü sebeple ortaya çıkıyor. Zu’l Karneyn’de de meydana gelen bütün olaylar onun gücünden kaynaklanmıyor. Yani onun hiçbir gücü yok. “Ben verdim” diyor Allah. “her şeyden bir yol (sebep) verdik.” Diyor. Dolayısıyla insanlar Zu’l Karneyn, Mehdi deyince olağanüstü varlık olarak görüyorlar. Bütün güç Allah tarafından veriliyor. Yani onun şahsına ait hiçbir güç yoktur. Yani şirk koşmaya meraklı tipler var ya “Mehdi mi bizi kurtaracak?” diyor. Mehdi kurtarmıyor, Allah kurtarıyor onu kullanıyor Allah. O bedeni kullanıyor. Yani diyor ki; “yapsa peygamber yapardı.” Peygamberi de putlaştırıyor. Peygambere bütün gücü veren Allah. Hz. Mehdi (as)’ı da bir kul olarak Allah kullanıyor sadece, o kadar.

 

ALLAH'IN MÜMİNLERE BİR RAHMETİ OLARAK MEHDİYET KOLAYLIK VE GÜZELLİK ÜZERİNE KURULUDUR

“O da, bir yol tuttu.” (Kehf Suresi, 85) “Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin." (Kehf Suresi, 86) Hz. Mehdi (as) hangisini tercih ediyor? Güzelliği ilke ediniyor. Yani azap yok onun şeyinde. Bak, iki yön gösteriyor Allah. İstese azap da gösterebilir, şiddet de gösterebilir. Ama güzelliği de ilke edinebilir. Güzelliği ilke edinmek esas oluyor.

“Dedi ki: "Kim zulmederse biz onu azaplandıracağız, sonra Rabbine döndürülür, O da onu görülmemiş bir azapla azaplandırır.” (Kehf Suresi, 87) “Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır.” Yani Hz. Mehdi (as) yanlısı olan, İslam’dan, Kuran’dan yana olanlara bir müjde var burada. “Kim iman eder ve salih” samimi “amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır.” Nasıl güzel karşılık? Hem dünyada hem ahirette olağanüstü güzellikler.

Bak, “Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz.” (Kehf Suresi, 88) Şimdi Mehdiyet’in yöntemi ne? Dini kolaylaştırmak. Burada ne anlatılıyor ayette? “Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz.” Dinin kolaylaştırılması. Tahfif. Diyor ya Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi).” (Hac Suresi, 78) “Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez.” (Bakara Suresi, 185) Gelenekçi sistem dini alabildiğine zorlaştırma üstüne kuruludur. Mehdiyet de dini alabildiğine kolaylaştırması üstüne kuruludur. Bak, aradaki fark budur. Gelenekçi sistem deccalin etkisiyle dini alabildiğine zorlaştırır, içinden çıkılmayacak hale getirir. Mehdiyet de Mehdiyet’in bereketiyle dini alabildiğine kolaylaştırır. Bu da Allah’ın bir rahmeti müminlere.

“Sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı ve onu (güneşi), kendileri için bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.” (Kehf Suresi, 90) “İşte böyle, onun yanında "özü kapsayan bilgi olduğunu" (veya yanında olup-biten her şeyi) Biz (ilmimizle) büsbütün kuşatmıştık.” (Kehf Suresi, 91) Bak, yine aynı bilgi burada da geçiyor görüyorsunuz.  “özü kapsayan bir bilgi” Hz. Mehdi (as)’da olan da bu, Zu’l Karneyn’de de olan bu. Yani gelenekçi zırvaları değil, gelenekçi demagojisi değil. Özlü, kısa doğru bilgi.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (16 Kasım 2016; 14:00)

 

MÜSLÜMAN ANAHTARI VE TÜM İMKANLARINI HAYIR VE İSLAM'A HİZMET İÇİN KULLANIR, MÜNAFIK İSE MUTLAKA ŞER FİTNE VE PİSLİK İÇİN KULLANIR

Münafıklar hırsız olurlar. Onu ince ince planlarlar. Hatta Kuran’da Karun’un anahtarlarından bahsedilir. Hep hırsızlık sonucu elde ettiği anahtarlar. Münafığın anahtara meraklı olduğunu görüyoruz. Ya maymuncuk olacak ya anahtar olacak, bir şey olacak. Bir yerleri açacak, bir yeri kapayacak, bir şey çalacak. Kuran mühim olmayan bir şeyi anlatmaz. Mesela bak ‘anahtarları’ diyor. Bir topluluğa ağır geliyor diyor taşımak. Münafığın anahtarları hedeflediğini gösteriyor. ‘Bir yeri nasıl açabilirim? Bir yerden nasıl bir şey çalabilirim? Nasıl oyun oynayabilirim?’ Mesela ‘Müslümanların gizli bilgilerini nasıl elde edebilirim? İnternetine nasıl girebilirim?’ Mesela ‘Şifresini nasıl kırabilirim? Nasıl dışarıya casusluk yapabilirim?’ Anahtardan kasıt gizliliği kıran her şey. Müslümanları izlemek için elde edilecek her türlü vasıtayı anlatmış oluyor orada. Karun’un da anahtarlarının amacı o yani Müslümanlardan bir şeyleri gizlemek için yaptığı sistem aynı zamanda. Çünkü Müslümanlara nimetin geçmesini istemiyor, imkanların. O anahtar neyi temsil ediyor? Müslümanlara geçecek nimetin kapısını tamamen kapatmayı remz ediyor. Mesela malı varsa malını kilitliyor. Müslümanlara o mal sorulduğunda ne diyecek? ‘Benim malım yok’ diyecek. Parasını gizliyor mesela. Sorulduğunda diyecek ki; ‘benim param yok’ diyecek. Halbuki malı da var parası da var, stok etmiş. O stokçu zihniyete de Kuran dikkat çekmiş oluyor. Kilitli olduğu için bilinmiyor tabii. Malı, mülkü bilinmiyor. O yüzden de ekonomi biliyorsunuz çöküyor. Malı depoladığı için, parayı depoladığı için. O anahtarlar zaten depoladığı altınların, paraların, malların bir ifadesi olmuş oluyor. Piyasada altın kalmıyor, para kalmamış, yiyecek kalmamış. Hepsini stoklamış. Anahtarlarını da yüklemiş götürüyor. Ortalık, hayat, yaşam ne oluyor? Felç olmuş oluyor. Çünkü her yerden her şeyi çekmiş, bloke edip kilitlemiş. Kilitlediği için de hayatı da durdurmuş oluyor. Kendi zengin yaşıyor ama halk o zaman fakir yaşıyor işte. O kapitalist kafanın tipik uygulamasını Kuran gösteriyor. Çok fazla anahtardan bahsetmek için de ‘bir topluluğa ağır geliyordu’ diyor. Yani muazzam bir mülk yığıldığı anlaşılıyor. Ve bütün bu mülkü de kilitleyip hareketsiz, ölü hale getirdiği de anlaşılıyor. Müslümanlara nimetin geçmemesi için, ‘malım yok’ diyerek kilitlemiş oluyor. Veyahut ‘var ama kilitliyorum hareketlendirmeyeceğim, bekleteceğim’ diyor.

Mesela Samiri, Müslümanlardan çok kendini üstün görüyor. Acayip zeki olduğu kanaatinde. Diyor ki ‘Ben onların görmediklerini gördüm’. Yani ‘bütün kavimden daha akıllıyım ben’ diyor. ‘Onlar göremiyor, ben görüyorum.’ Bak münafığın karakterini görüyor musun? Münafık karakterini. Kuran bak ne kadar güzel Cenab-ı Allah anlatıyor. ‘Bütün kavmin göremediğini ben gördüm’ diyor. ‘Bu kadar akıllıyım’ diyor. ‘Böylece elçinin izinden bir avuç aldım attım’ diyor. Yani imamın, Peygamberin oluşturduğu yolu bozdum diyor. Kendime göre şekillendirdim diyor. ‘Böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden bir şey gösterdi’ diyor. Yani bu fitneden hoşnut oldum diyor. Ancak fitneden hoşnut olacağını, pislikten hoşnut olacağını söylemiş oluyor. Mesela desen ki ona Kuran’ı Tevrat’ı oku, İslam’dan bahset, hayırdan bahset, güzellikten bahset. Bunu yapmaz, acayip sıkılır. ‘Bilmiyorum’ der. Zaten münafıkların yöntemini Kuran belirtiyor. ‘Biz’ diyorlar ‘bilsek İslam’a hizmet ederiz. Ama bize yol gösterin yani nasıl yapacağımızı bilmiyoruz’ diyor. ‘Boş boş oturuyoruz diyor. Ama bize yol gösterirsen yaparız.’ Peki, münafıklığa nasıl kafan çalışıyor? Sahtekarlığa nasıl kafan çalışıyor? Buzağı heykeli yapıyorsun, hırsızlık yaparken bayağı organize çalışmalar yapıyorsun, planlar yapıyorsun, oyunlar oynuyorsun. Her türlü ahlaksızlığı gizlice yapıyorsun. Küfürle bağlantı kuruyorsun, onlara lafazanlık yapıyorsun, saatlerce konuşuyorsun. Orada bir yeteneğin olduğuna göre İslam’a hizmette nasıl yeteneğin olmuyor? Nasıl bilmiyorsun yani? Küfre, münafıklığa muazzam yeteneğin var ama ‘İslam’a yeteneğim yok’ diyorsun. Bu senin ahlaksızlığını gösteriyor. Bilmediğinden değil ahlaksızlığından, vicdansızlığından, iman zaafından oluyor.

Mesela münafık internette çok şeytani yöntemler uyguluyor. Bunu kim öğretiyor? İşte üst akıl dediğimiz İngiliz derin devletinin ajanları. Mesela yazdığı yazıyı anında siler münafık, yakalanma korkusundan. Bir şekilde hani bilgisayarında kalır da birisi okur falan gibisinden. Hiç ummadığın tahmin etmediğin sistemler öğretiyorlar münafıklara. İngiliz derin devleti kendi elemanlarına. Bylock da hiç umulmadık bir sistemdi, gördünüz. Yine böyle karmakarışık, hayret edilecek şeyler öğretiyorlar. Münafıklar da bunları tabii kendileri için bir hayır gibi görüyor fakat müthiş şer oluyor görüyorsunuz. Başları belaya giriyor.

Ali İmran Suresi 167’de “Biz mücadele etmeyi bilseydik elbette sizi izlerdik” dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı.” Yani münafıklar hep öyle ‘ben ne yapacağım bilmiyorum? İslam’a nasıl hizmet edeceğimi bilmiyorum bana yol göster.’ Peki, münafıklıkta soruyor musun? Küfürle bağlantıda soruyor musun? Ahlaksızlık, alçaklık yaparken soruyor musun? İnce ince oyunlar, planlar hazırlarken soruyor musun? Sormuyorsun. İslam’a hizmet çok daha kolay ki. Senin yaptığın melanet ahlaksızlıklarla kıyaslandığında İslam’a hizmet çok daha kolay. Bir Kuran ayetini birisine öğretsen bir nimettir. Bir iman hakikati öğretsen nimettir. Mesela bir kuşun güzelliğini bile anlatmış olsan bir nimettir. Atomun yapısını anlatsan bir nimettir. Onu araştırsan bir nimettir. Zaten bilim baştan sona kadar İslam’ı anlatıyor. Allah’ın güzelliğini anlatıyor. Bilim şu an doğrudan İslam’ın hizmetinde bir sisteme dönüştü. Eskiden bilim küfür için kullanılıyordu. Şu an sadece İslam’a hizmet eden bir sisteme Allah çevirdi. Bilimin yönünü Allah çevirdi. Şu an bilim dendi mi, İslam’a hizmet eden sistem akla geliyor. Çünkü bilim ne bulsa mucizeler çıkıyor. Ne araştırsa Allah’ın harikaları ortaya çıkıyor. Münafıklar da ‘biz bilseydik size yardımcı olurduk, İslam’a hizmet ederdik’ mantığında oluyor. Yani münafığı buradan anlayabilirsiniz. Münafığın en yakındığı noktalardan birisi de budur. Kuran buna ehemmiyetle işaret etmiş.

Bu illa adam tabii yüzde yüz biz münafık teşhisi yapmakla mükellef değiliz. Münafık alametini görürüz biz. Hiçbir zaman için bir kişiye kesin münafıktır diyemiyoruz. Ama yoğun olarak münafık alametlerini görürüz. Alameti vardır yani. Onun için şahıslara münafıktır diye teşhis koymak değil de münafık alameti var diyebiliriz.

 

MÜNAFIK HAİNLİK VE AHLAKSIZLIK YAPAMADIĞINDA ADETA BUNALIMA GİRER. KAHPELİK VE PİSLİK YAPAMADIĞINDA İÇİ YANAR, MÜTHİŞ SIKILIR

Münafık hainlik yapamadığında bunalıma girer, ahlaksızlık yapamadığında çok sıkılır. Samiri’nin bu kadar bunalmasının nedeni de o. Yalnız yaşama kararı alıyor ‘bana dokunmayın’ diyor artık manyaklaşmış adam. Delilik derecesine varır münafıkta ahlaksızlık yapamamak. Çünkü Hz. Musa (as) onu kilitlemiş ne ileri gidebiliyor, ne geri gidebiliyor ne sağa, ne sola ahlaksızlık yapamayınca felç olmuş oluyor. Münafık da felç olduğunda adeta delirir ahlaksızlık yapamadığında. Çünkü satılmışlık yapamıyor, casusluk yapamıyor, kahpelik yapamıyor, pislik yapamıyor çok sıkılır. İslam’a hizmet etmek zaten nefret ettiği bir şey haşa. Hiçbir şekilde yapmak istemez. Ne diyor? ‘Biz eğer bilseydik İslam’a hizmet etmeyi sizin yanınızda olurduk’ diyor ayet. ‘Ama bilmiyoruz’ diyor peki münafıklığı nasıl biliyorsun? Ahlaksızlığı, kahpeliği nasıl biliyorsun? Haysiyetsizliği nasıl biliyorsun? Gizli konuşmalar, gizli planlar nasıl biliyorsun? Değil mi? Sen kendin gibi münafık olanlara bilgi aktarmadaki şeytani becerin nereden? O becerini İslam için kullansana işte, Kuran için kullansana. İman hakikatleri anlat, Kuran mucizeleri anlat. Kuran mucizelerinin ucu bucağı yok. İman hakikatlerinin ucu bucağı yok. Milyonlarca iman hakikati var. Allah diyor ki “sınıflandırarak bile saysanız bitiremezsiniz anlatmaya” diyor “Allah’ın nimetlerini. Ormanlar kalem olsa” diyor “denizler de yedi deniz ve bir o kadarı daha mürekkep olsa yine bitiremezsiniz” diyor “saymakla.” Allah’ın nimetlerini; işine gelmiyor işte Allah’tan nefret ediyorsun haşa. O zaman ne diyor? ‘Bilseydik sizinle çıkardık İslam’a hizmete. Bilmiyoruz’ diyor. Ahlaksızca yalan söylüyor.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (14 Kasım 2016; 14:00)

 

DECCALİYET AKLI ZAYIF OLAN İNSANLARI ENANİYET TELKİNİ YAPARAK KONTROLÜ ALTINA ALIYOR. DECCALİN HİPNOZ VE BÜYÜSÜ BÖYLE OLUYOR

Mesela böyle münafıkların içerisinde en azılılarını seçiyorlar, Müslüman cemaatlerin içine gönderiyorlar. Oradaki mesela genç kızları kandırmak için, ‘ya’ diyor ‘sen bayağı zekisin bu topluluk içinde, çok akıllısın sen kendinin farkında mısın?’ diyor. İblis gibi. ‘Bak seni kimle görüştüreceğim?’ diyor. İngiliz derin devletinden birisiyle görüştürüyor İngiltere’de. İngiliz aksanıyla o onunla konuşuyor, o onunla konuşuyor ‘sen dehaymışsın, arkadaşım bana söyledi’ diyor. ‘Ben de şimdi konuştum senin dahi olduğunu anladım’ diyor. ‘Sen olağanüstü bir insansın’ diyor. ‘Bu İngiliz imparatorluğu içerisinde senin büyük bir yerin olması gerekiyor’ diyor. ‘Sen kendinin farkında mısın?’ diyor. Böyle sıradan birisi de olduğu için ilk defa bir enaniyet ve büyüklük hissi karşısına çıkınca, şeytanın da iğvasıyla akıl almaz bir manyak boyuta giriyor bu sefer, deliriyor. ‘Ben ne kadar büyükmüşüm de haberim yokmuş’ diyor. Ondan sonra tut adamı tutabilirsen, azılı deli oluyor. ‘Bak’ diyor seni mesela ‘bakan hanım onunla görüştüreyim’ diyor. Bakanla görüştürüyorlar. ‘Biz seni çok seviyoruz’ diyor. Kardeşim, adam senden bir kere ırk olarak nefret ediyor ve Allah’a inanmıyor nasıl sevsin seni? İnanıyor ona. ‘Sonsuz sadakatle sonsuza kadar senin yanındayız’ diyorlar. Fakat belirgin bir şey olması için de 2023 tarihini veriyor deccal taraftarları. Bakın Mehdiyet 2023 diyor. Deccaliyet de 2023 diyor. Görüyor musunuz imtihanı?

 

İNGİLİZ DERİN DEVLETİ MÜNAFIKLARI TAM TESPİT EDİYOR, AŞAĞILIK VE KARAKTERSİZ OLDUKLARINI BİLDİĞİ İÇİN ONLARI KULLANMAKTA ÇOK KARARLI OLUYOR. PKK'YI KULLANMAKTAKİ KARARLILIKLARININ SEBEBİ DE BUDUR

Münafıklar İngiliz derin devletinin hiç böyle kaçırmadıkları, hiç zayi etmedikleri bir topluluk. Bir tanesini bile zayi etmiyorlar, hiç kaçırmıyorlar hepsini kullanıyorlar. Nerede münafık varsa çok önemli görüyorlar. Münafıklarda büyüklük hissi içinde olduğu için, büyüklük onlar için önemli bir konu olduğu için onlara ücretsiz gıda vermiş oluyor. Onun tek gıdası büyüklük olduğu için onu sürekli büyütüyor, o büyüdükçe ona hizmeti daha da güçleniyor.

Onlar da onların ahlaksız olduğunu biliyor aslında, onlar da onların vatanını, milletini satan, kahpe, arkadaşlarını satan bir alçak olduğunu biliyor. İslam’a, Müslümanlara hainlik yapan bir kahpe olduğunu biliyor ama tam aradığı o işte. Öyle adamın kullanılması gerektiğine inanıyorlar ve onları çok yetenekli görüyorlar. Mesela PKK’yı kullanmadaki kararlılıkları o yüzden. Nerede it, kopuk, aşağılık, köpek varsa, haysiyetsiz, şerefsiz, namussuz PKK içerisinde böyle yalaka bir sistemle oturdukları için İngiliz derin devleti bunları titizlikle bir tanesini bile zayi etmeden kullanmak istiyor. Çünkü bu kadar alçağı bir arada bulmaları mümkün değil, çok zor. Mesela Türkiye’nin münafıklarını topluyorlar efendim Pakistan’ın, Hindistan’ın, Ürdün’ün münafıklarını topluyorlar ama PKK bir toplu münafık ordusu olduğu için onlar için çok kıymetli. Onun için ‘sakın ateş etmeyin, dokunmayın, yanlarına yanaşmayın’ bütün Avrupa biliyorsunuz onları destekliyor şu an. İngiliz derin devletinin talimatıyla destekliyor. Avrupa’yı esir almış vaziyette İngiliz derin devleti.

 

MÜNAFIKLARIN BİRBİRLERİYLE HABERLEŞMELERİ İÇİN ÖZEL HAZIRLANMIŞ GİZLİ YAZIŞMA PROGRAMLARI OLUYOR, BUNLARI KULLANARAK BİLGİ AKTARIYORLAR

Kendi aralarında böyle özel şifre sistemleri oluyor. Mesela Facebook’a saat on birde giriyor bir kelime yazıyor, oradan ona o şifreyi vermiş oluyor. Şu an İngiliz derin devleti interneti müthiş kullanıyor. Münafıklara muazzam yöntemler gösteriyorlar. İnterneti kullanma ve internetin halk tarafından bilinmeyen bütün yönlerini gösteriyorlar. Mesela şifre okuma, şifre çözme, gizli yazışma, sahte hesaplar açma, sahte hesaplardan yine yeni sahte hesaplara geçme onun için muazzam bir güç gibi görünüyorlar. Gizli haberleşme sistemleri mesela münafıkların gizli haberleşme sistemleri şu an bilinmiyor yeni yeni fark ediliyor.

 

İNGİLİZ DERİN DEVLETİ MENSUPLARI HER ŞEYDE, EN AHLAKSIZ, PİSLİK İŞLERİNDE BİLE ALLAH’IN ADINI KULLANIR. BU ÇOK MANİDARDIR

Mesela cinayete adam gönderiyor. Bismillah diye gönderiyor. Halbuki Allah’a inanmıyorum diyor zaten, İslam’a inanmıyor. Ama adamı kandırmak için böyle bir yöntem. Mesela pis bir şey yapacağı vakit besmeleyle yapıyor. Mesela sapık ilişkiye giriyor, onu besmeleyle yapıyor. Kendi aralarında böyle bir sistem oluşturmuşlar. Hem azılı dinsiz hem de dindar gibi gösteriyor. Yani adamlarda müthiş bir karmaşa meydana getiriyorlar. Güya dinle de alay etmiş oluyor -tabii kendilerine göre alay etmiş oluyor. Ama aklı zayıf olan da onun hakikaten dinle yine bağlantısının kalmış olduğunu düşünüyor. Halbuki alay etmek kastıyla yapıyor o onu. Veya o aptalı kandırmak için yapıyor. Ama o aptal onu akıl edemiyor.  

 

MÜNAFIKLAR İÇİN; MÜNAFIKLARDAN OLUŞAN, ŞEYTAN ORDUSUNDAN OLUŞAN YAKIN ÇEVRE ÇOK ÖNEMLİDİR

Onların kendilerini kurtaracağını zanneder. Allah’a inanmadığı, güvenmediği için mümkün mertebe işte homoseksüellerden, dinsizlerden, ateistlerden, ahlaksızlardan, İngiliz derin devleti mensuplarından kendine geniş bir çevre yapar. Bu çevreyi yapmak için gerekirse bunlar sahte hesap da üretiyorlar. Mesela 20-30-40-50-100 sahte hesabı oluyor. Hem kendini övüyor hem de yeni mahluklarla bağlantı kurmak için o sistemi kullanmış oluyor.

 

MÜNAFIKLIKTA HAİNLİK ADETA NEFES ALMAK GİBİDİR

Münafık her an bir ahlaksızlık yapmadan rahat duramaz. On dakika bile ahlaksızlık alçaklık yapmadan duramaz. Bütün ömrü, geceli gündüzlü, sabah kalktığında hemen ahlaksızlık yapar. Akşam yattığında hemen ahlaksızlık yapmak ister. Uyandığında hemen ahlaksızlık yapmak ister. Küfürde böyle bir şey yoktur. Onun için mümin bütün dikkatini münafıklara vermesi lazım. İrili ufaklı çeşitli münafık yapılanmalar olur bazıları çok şedit olur. Mesela yüzde yüz gücünde münafıklar vardır ama bazı münafıklar yüzde bir, yünde iki gücündedir. Yani halk arasında daha düşük dozdadır münafıklar ama İngiliz derin devletine organize olan münafıklar çok eşşed oluyorlar. Yani en azgın olan en şiddetli olanlar onlardır. Mesela Firavun’la bağlantılı olan münafıklar en azgınlarıydı. Resulullah (sav) zamanında da Roma derin devletiyle bağlantılıydı münafıklar. En azgınları onlardı. İsa Mesih zamanında da yine Roma. Selçuklular döneminde Hülagü yani asrın deccaliydi. Hep ona yalakalık yapmak istiyorlardı. Yani en azılı zalimler münafıklar o devirde çıktı.

 

MÜNAFIĞIN ZEKASINA KARŞI MÜMİNİN AKLI VARDIR. MÜMİNİN AKLI KARŞISINDA MÜNAFIĞIN TÜM ÖMRÜ AŞAĞILANARAK GEÇER

Münafığa karşı tabii müminin zekası, mümin aklı devreye girer. Yani münafığın zekasıyla müminin aklı çatışır. Münafık sürekli ezilir ve aşağılanır. Yani bütün ömrü köpek gibi aşağılanmayla geçer münafığın. Ama bir türlü vazgeçmez. Resulullah (sav) zamanındaki münafıklar da mesela 900 kişiden 300 tane münafık vardı. Muazzam bir sayı. Bütün ömürleri aşağılanarak geçti. Ama münafıklıkta kararlılık kıldılar. Sonra Hz. Osman (ra)’ı şehit ettiler, Hz. Ömer (ra)’ı, Hz. Ali (ra)’ı. Yani bu alçakların öyle gözü kana da doymaz. Çok çok alçak, fitnecidirler. Münafıklıkta düstur sadece hainlik üzerine kurulu olduğu için münafık sevgiyi bile hainlik için kullanır. Yani seviyorum der ama hainlik amacıyla yapar.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (13 Kasım 2016; 14:00)

 

SEBEPLER ALLAH'IN MUHTEŞEM BİR SANATIDIR. MÜZİĞİ BEYNİN İÇİNDE DOĞRUDAN ALLAH YARATIYOR AMA ARADA BİNLERCE SEBEP VAR GİBİ GÖRÜNÜYOR

Fasılı da yaratan Allah, müziği de yaratan Allah. Mesela bak şurada bir cihaz var, açıyoruz düğmesine basıyoruz, müzik inin inim inletiyor. Yok ses dalgası oluyormuş, yok salyangoza geliyormuş salyangoz elektriğe dönüştürüyormuş, elektrik beynin içine gidiyormuş, beynin içinde mercimek kadar bir yere geliyormuş orada da birisi kulaksız olarak o müziği dinliyormuş. Doğrudan Allah’ın yaratması var, böyle olaylar yok. Sebep bir sanat, Allah’ın müthiş bir sanatı. Sebep maddeden daha da karmaşık, çok daha ince akıl gerektiren bir şey sebep. O kadar zor ki sebepleri hazırlamak.

Aslında kainat o kadar karmaşık değil ama sanat karmaşık tabii çok ince. Bir kere atom, proton, nötron falan dehşetli bir şeyle karşılaştı insanlar. Kromozomlar, kofullar falan ne alemmiş maşaAllah. Bilim çok mübarek bir sistem, Allah’ı anlamak için, Allah’ın ince sanatını görmek için bilim son derece hayati. İnsan kendi gözüyle, kulağıyla bir parça öğrenebiliyor. Bilimle çok daha fazlasını öğrenebiliyor. Bilimin sahibi Müslümanlar olması lazım.

 

İNSANLARIN BÜYÜK KISMINDA GELECEK KORKUSUYLA MAL BİRİKTİRME HIRSI OLUYOR. BU, TEVEKKÜLE UYGUN OLMAYAN, ALLAH'IN BEĞENMEDİĞİ BİR TAVIRDIR

Ebu Hureyre RadıyAllahu anh rivayetine göre “Bir gün Resululah (sav) Bilal RadıyAllahu anh’ın yanına vardı ve onun yanında biriktirilmiş bir miktar hurma gördü. Resulullah (sav) “bunlar nedir ya Bilal?” dedi. Bilal RadıyAllahu anh “Kış için biriktiriyorum ya Resulullah” diye cevap verince, Allah’ın Resulü “Biriktirmekten dolayı Allah’tan korkmuyor musun?” diyor. “Dağıt bunları ya Bilal, Arşın Sahibi’nin malını eksilteceğinden korkma” buyurdu. İnsanlar da böyle bir sorun oluyor. Mesela bir şey oldu mu onu biriktirmek, yiyeceği biriktirmek, içeceği biriktirmek, parayı biriktirmek, altını biriktirmek, gümüşü biriktirmek, Allah’ın beğenmediği sevmediği bir eylem, yani tevekküle uygun olmayan bir tavır. Çünkü o orada ya bozulacak belli ya vücuda zararlı hale gelecek. Sen ye bitir dağıt sonra yine Allah sana verir. Bir şey olmaz. Daha iyisi daha güzeliyle karşılaşırsın. Biriktirerek nereye varacaksın yani?

Tevbe Suresi 34 “Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar… Onlara acı bir azabı müjdele.” Bak bu çok acayip bir şey. Haram görüyor musun? Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda harcamamak haram yani şarap içmek gibi kumar gibi haram. “Onlara acı bir azabı müjdele. Bunların üzerlerinin cehennem ateşinde kızdırılacağı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak (ve:) "İşte bu, kendiniz için yığıp sakladıklarınızdır; yığıp sakladıklarınızı tadın" (denilecek).” (Tevbe Suresi 35) Allah’ın hiç istemediği şey saklamak biriktirmek. Sürekli akmasını istiyor Allah. O zaman ekonomi acayip parlıyor müthiş canlanıyor. Öbür türlü ekonomi ölüyor durgunluğa geliyor yani kan akışı gibi adam kan akışını birden durdurduğunda kangren meydana geliyor. Kan akışı ne kadar hızlı hareket ederse vücut o kadar dinç oluyor. Kan durduğunda insan ölüyor onun için mal durduğunda da mal biriktirildiğinde de para biriktirildiğinde de toplum çöküyor. Ekonomik krizlerin nedeni o, mesela halk bankalara koşuyor paralarını çekip biriktiriyor yastık altına koyuyor, kendini de batırıyor sistemi de batırıyor. Halbuki almasa para hareketlense kullanılsa piyasa müthiş hareketlenir kendi de zengin olacak.

Münafıklar biriktirmeye çok meraklıdır, hep yığmak isterler. Onlarda gelecek korkusu olduğu için Allah’a güvenmez münafık yani gördüğüne inanır, elinin altındakine inanır onun için hayvani bir biriktirmeye eğilimi vardır yığma özelliği vardır ve hep onlar da zayi olur genellikle. Ya talana gider, ya ziyana gider, ya bozulur, ya çürür ya bir şey olur yani.

 

MÜNAFIKLIK KOLAY TEŞHİS EDİLEN BİR ŞEY OLMADIĞI İÇİN İSLAM ALEMİNİN BAŞINDAKİ EN BÜYÜK BELA. BU YÜZDEN SÜREKLİ ANLATIYORUZ

Münafıklık İslam aleminin en büyük belası. Münafıklık da öyle kolay ispat edilen bir şey olmadığı için bu alçaklar İslam alemini mahvediyorlar. Bütün İslam alemi İngiliz derin devletinin bu münafık ordusunu kullanmasıyla hercümerç içinde. İngiliz derin devleti bir avuç ama bu münafık köpekler milyonlarca, bunları rahatça kullanabildikleri için İslam alemini bunlarla esir etmiş durumdalar. Mahvediyorlar İslam alemini.

Münafık Allah’ın kelamını dinlemeye katlanamaz. En hoşlanmadığı şey Allah’ın kelamını dinlemektir, çok sıkılır bunalır yani Kuran’ın dışında bir şeyler arar o, kendini eğlendirecek. Boş işler peşindedir yani eğlence diyor ya ayette “eğlence görseler sökun ederler” diyor. Onları en çok rahatsız eden Allah kelamı ve Allah’ın anılması olduğu için münafıkları da en ziyade rahatsız edecek İslam’ın yayılması olduğu için hem İslam’ı yaymak hem her yerde Allah’ı anmak bereket ve güzelliktir. Münafığın kalbine ızdıraptır Allah’ın anılması, müminin kalbine ferahlıktır. Mesela burada boş bir şamata olsa münafık için bu büyük bir eğlencedir ama Allah anıldığında çok bunalır münafık, Kuran’da da “Senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün” (Nisa Suresi 61) diyor ya ayette. “Elleriyle kulaklarını tıkarlar” diyor Cenab-ı Allah, “Yaygaralar koparırlar” diyor. Ahir zamanda ne yapar? Mesela müziği açıyor, gürültü yapıyor, şamata yapıyor Allah’ın adını anmamak için, duymamak için.

Kehf Suresi, 101 şeytandan Allah’a sığınırım.  “Ki onlar, Beni zikretmede gözleri bir perde içindeydi. Kuran’ı dinlemeye katlanamazlardı.”  Yani acayip ızdırap çekiyorlar. Münafığın yanına gelsen diyor ben Allah’tan dinden çok hoşnudum, Kuran’ı okumaktan zevk alıyorum, dinlemekten zevk alıyorum halbuki Kuran’ı dinlemeyi asla istemez münafık yani ona verdiği acı tarif edilmez bir acıdır. Bu garip şaşırtıcı yani hiç olmasa dinliyormuş gibi istese de görünebilir ama alenen Allah’ın kelamını dinlemek istemez münafık. Hep boş işler peşindedir işte kumar oynasın, oyun oynasın, tuzak kursun, casusluk yapsın, ahlaksızlık pislik yapsın, fitne çıkartsın, fitnecilerle bağlantı kursun, Allah düşmanlarıyla bağlantı kursun, homoseksüellerle bağlantı kursun onları teşvik etsin, Darwinistleri desteklesin, Rumilere yardımcı olsun, Müslümanların ayağına çelme takmaya çalışsın, fitne çıkarmaya çalışsın münafığın tavrı budur. Ama münafık da olmasa Müslümanlarda müthiş bir meskenet bitkinlik olur hiçbir şeyin farkına varamayacak hale gelirler. Münafık müminin hareket kabiliyetini artıran, onu şevklendiren, onun cihat azmini artıran en önemli nedendir. Münafık olmadığında müthiş bir atalet ve durgunluk oluşur Müslümanlarda. Münafık Müslüman’ın cihat şevkini yani ceht şevkini alabildiğine artırır.

“Münafıklara Allah’ın indirdiğine ve peygambere gelin denince” yani Allah’ın hükümlerine uyalım, imama, Allah’ın peygamberin hükümlerine uyalım dendiğinde “münafıkların senden büsbütün uzaklaştığını görürsün.”(Nisa Suresi, 61) Daha da kinlenip bak büsbütün, biraz yakınken daha da uzak oluyor münafık daha da azıyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve onların kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyduk.” (İsra Suresi, 46) Bak bu çok manidar bir şey “Onların kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar,” normalde anlaması lazım çok kolay bir şey ama hayret edilecek şekilde mucize şekilde anlamıyor. “Kulaklarına bir ağırlık koyduk. Sen Kuran’da sadece Rabbini ‘bir ve tek’ (ilah olarak) andığın zaman, ‘nefretle kaçar vaziyette’ gerisin geriye giderler.” (İsra Suresi, 46) Açıkça bu görülür yani münafık kaçar, Allah anılırken kaçar bunalır yani. Bu böyle müteşabih bir ayet değil, muhkem ayettir. Adam kaçar alenen herkes görür yani. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlara ‘Allah’ın indirdiğine ve Peygambere gelin’ denildiğinde, münafıkların senden büsbütün uzaklaştığını görürsün.” (Nisa Suresi, 61) Müslümanlardan kaçma nedeni budur münafıkların Allah’ın anılması çok rahatsız eder yoksa Allah’ın anılmayacağına dair bir garanti almış olsalar bir yerden hemen koşarak oraya gelirler. Ama küfri mesela anormal bir şey olduğunda İslam’a zıt Kuran’a zıt bir şey olduğunda muazzam şevkli olurlar. Kuran’a zıt olduğuna inandıklarında muazzam bir yetenek, şevk ve heyecan içinde olur münafıklar. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onların çoğunu günahta düşmanlıkta” bak günah, Müslümanlara “düşmanlıkta ve haram yiyicilikte” yani her türlü haram yani gayrimeşru şeyler “çabalarına hız kattıklarını görürsün.” Daha da hızlandırıyor ahlaksızlığını. “Yapmakta oldukları ne kötüdür.” diyor Allah Maide Suresi 62’de.

Şeytandan Allah’a Sığınırım, Fussilet Suresi 26’da “İnkar edenler dediler ki: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) yaygaralar koparın. Belki üstün gelirsiniz." Bak münafıkta bir üstün gelme eğilimi oluyor ama Kuran’ı dinletmezse dinlemezse üstün geleceğine inanıyor ve öyle sapkın ve delice bir inancı oluyor.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (12 Kasım 2016; 14:00)

 

MÜNAFIK HİÇBİR ZAMAN KENDİSİNDE HATA VE YANLIŞ ARAMAZ. HEP YANLIŞLARINI İNKAR EDER. ALÇAKÇA, HAİNCE SADECE MÜSLÜMANLARA İTHAMDA BULUNUR

Münafıklığa hiç önem vermemiş insanlar. Halbuki münafıklar elini kolunu sallayarak Müslümanlar içerisinde yaşıyorlar veyahut dışarıda yaşıyorlar ve bunlar hep suret-i haktan dürüst görünüyorlar. Bütün münafıklar dürüstlük iddiasındadır. Yani efendilik, dürüstlük, mağdur iddiasındadırlar. Akıllı olan, iyi isabetli iş yapan, Müslümanların da böyle akılsız, isabetli iş yapmayan, yanlış konuşan, yanlış davranan garip insanlar olduklarına inanırlar. Bütün münafıklara dikkat edin hep böyle üstünlük, dürüstlük, efendilik, iyilik ve en akıllı hareket eden ve genelde de mağdur olan, haksızlığa uğrayan, yanlış anlaşılan, yanlışlıklarla karşılaşan masum insan görünümündedir. Çok alçaktır münafıklar, çok karaktersiz olurlar yani iblis ordusu gibi böyle şeytani bir üslupları vardır. Bir tanesinde normal bir üslup görmezsin. Kendinde bir hata arayan, yanlışlık arayan yoktur. Hep kendini yücelten, büyülten, hatalarını inkar eden, yanlışını inkar eden, kendini yüce gören bir üslup içindeler. Müslümanları da binbir türlü eleştirirler, beğenmezler.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (10 Kasım 2016; 14:00)

 

ALLAH İMTİHANI HEP MAKUL DÜZEYDE YARATIYOR. PEYGAMBERİMİZ BİRÇOK SAVAŞA GİRİYOR AMA HİÇ CİDDİ YARALANMIYOR

İmtihanı Allah müminlerde makul düzeyde yapıyor mesela Resulullah (sav)’da hiç yaralama yapmadı Cenab-ı Allah. İstese yapardı. Savaş ortamı var. Çok gazveye gitti, çok savaşa gitti. Sahabelerde yaptı Cenab-ı Allah. Burun koptu, çene koptu, kol-bacak koptu. Ama Resulullah (sav) da ona müsaade etmedi. İmtihanı diğer yönden ağır olduğu için Allah dengede tutuyor. Bir de itibarı açısından müsaade etmedi Allah çünkü müminlerde burukluk meydana gelebilirdi. Mesela kolu kopsa, bacağı kopsa yahut çenesi kopsa burukluk meydana gelebilirdi. Bak, Cenab-ı Allah’ın inceliğine, güzelliğine bak, yaralanma meydana getirtmedi. Bütün savaşlara girdiği halde ne bir ok mızrağı, ne başka bir şey hiçbir şey isabet etmedi. Kılıç da isabet etmedi. Bir tek şu mübarek ön dişi kırıldı, kesici dişlerden biraz daha, azı dişlerden yakın yerdeki diş, azı dişlerden son ön kısma en yakın olan diş. O kırıldı o kadar. Onun dışında hiç yara almadı Allah’a şükür. İmtihanı Cenab-ı Allah tam yapıyor. Mesela istese şehit de ederdi Allah ya da daha gençken şehit edebilirdi, şehit etmedi. Çok büyük mucize bu. Yaralanmaması mucize, şehit edilmemesi mucize. Ağır hastalık vermedi. Büyük urlar, büyük hastalıklar o tip bir hastalık vermedi. Asrı sahabede çok. Mesela Ebu Bekir (ra)’da da öyle, öncü oldukları için Allah onda ağır bir hastalık, ağır yaralanma yapmadı. Hz. Ömer (ra)’da da olmadı. Bu çok büyük mucize. Hz. Ali (ra)’da olmadı. Hz. Ali (ra)’nın o güzel yeşil gözleri herhalde konjonktivit bahar nezlesi, sürekli kıpkırmızı, alerjik. Çiçek mevsiminde kıpkırmızı oluyor bayağı da ağrıyor. O zaman ilaç yok, alerji ilaçları yok hiçbir ilaç yok. Resulullah (sav)  işte sadece yıkamasını söylüyor ki iyi bir yöntem. Güneşe çıkmaması, dinlenmesi. Ama bak sahabelerden en sevilenlere onlar da örnek oldukları için onlarda da Allah yaralama yapmadı, büyük yaralama. Yani son derece makul, savaşlara zaten bizzat giriyorlar. Hz. Ali (ra) önde savaşıyordu biliyorsunuz. Resulullah (sav) da öyle. Yani mesela çene, burun kopması, kulak kopması, el-bilek kopması, ayak kopması bunlar olmadı. Bunlar mucizedir. Diğer sahabelerde çok fazla oldu. Hep bacağı kopan, kolu kopan çok fazla var. Çenesi kopan, burnu kopan. Gözleri çıkan var mesela ok buradan giriyor öbür taraftan çıkıyor, iki gözü birden çıkıyor. Ama müthiş bir tevekkül. Onlar tabii tarihi olduğu için verdikleri cevaplar, “ne diyorsun?” diyorlar “gözün çıktı, iki gözün?” “Resulullah (sav)’ı göremeyeceğim bir tek o yüzden bir zorluk çekiyorum” diyor. O kadar. Normalde iki gözü çıkmış aynı aşk aynı şevkle devam ediyor. Müthiş bir imtihan, tabii cennet belli mekanı yani. Ona o şekilde tevekkül ediyorsa bitti. Çünkü bizim aldığımız sevabın yüz bin mislini alıyor onlar. Yüz bin misli, iki yüz bin misli alıyor. Göz çıkması çünkü çok mühim bir şey. İki gözü birden çıkıyor Allah yolunda. Tam alenen aşk. Tam aşk ifadesi, tam aşık eylemi. Gözü dönmüş aşıklar olur ya. Allah için bir cinnet hali geliyor sevgiden. İşte Allah’ın istediği de bu. Yoksa ne yapsın Cenab-ı Allah yani. “Size eza edip de ne yapacak?” diyor “Cenab-ı Allah.” Cehennem tehdidinin hepsinin sebebi o. Cehennemin sebebi de o. Cehennemden Allah hoşlandığından değil, beğendiğinden değil. Sırf sevginin oluşması için cehennemi istiyor. Çünkü başka türlü, insan, Allah diyor ya ayette “zalim ve cahil” “zeluma ve cehula” diyor Allah. Cahil ve zalim ve sabırsız, aceleden yaratılıyor. Tevekkülde sorun çıkıyor. Bunlardan işte burada imtihanla sabrederek, irade kullanarak kurtuluyoruz. Allah tabii öyle suni Kendini sevdirebilir istese. Ama bu olmaz. Mesela meleklere sevdiriyor, emrediyor seviyorlar. Ama insanda öyle değil. Allah insana Allahsız olabileceği deliller de sunuyor, Allah’a inanacağı deliller de sunuyor. Eğer yüksek vicdana sahipse Allah’ın lehine olan delilleri kullanıp Allah’tan yana oluyor. Eğer imanı zayıfsa işte Darwinizm’e inanıyor, materyalizme inanıyor veyahut işte hayta gençler bir şeyler söylüyor onlara inanıyor veyahut milletin dünyaya dalmasına bakıyor bazı kişilerin o da dünyaya dalıyor. Yok çoluk çocuğa karışacağım diyor, yok evler alacağım. Çoluk çocuğu ne yapıyor? Morgda başında bekliyor çocuk, çocuk sana ne yapsın yani? Çocuk seni sonsuz etmez. Çocuğun yapacağı hiçbir şey yok. En fazla hastanede can çekişirken başında bekler. O da gelirse.

 

İNKARCILARIN MÜMİNLERE KARŞI GİZLİ VE AÇIK ALAYCI TAVRI ALLAH'IN YARATTIĞI ÖZEL DURUMLARDAN BİRİDİR

Şeytandan Allah’a sığınırım. “Doğrusu, “suç ve günah işleyenler”, kimi iman edenlere gülüp-geçerlerdi.” (Mutaffifin Suresi, 29) Dünyada çok rastlanan bir şeydir. Allah yaratır, müminlere karşı dünya çapında binlerce seneden beri müminlere gülünür. Küfür güler öyle, bir fıtrat olarak Allah yaratıyor. Konu bulur güler münasebetsiz bir şekilde. “Yanlarına vardıkları zaman, birbirlerine kaş-göz ederlerdi.” (Mutaffifin Suresi, 30) Yine küfürde kaş-göz işareti, işaretleşme, imalar, gizli alaycılık, güya sezdirmeden alay etme yaygın bir özelliktir. İngiliz derin devletinin elemanlarında da var bu. Züppelerde, çakallarda, kaşar tiplerde çok rastlanır, bilinir bu. “Kendi yakınlarına döndükleri zaman neşeyle dönerlerdi.” (Mutaffifin Suresi, 31)  Bir yapmacık neşeleri olur bunların böyle dana böğürtüsü gibi. Samimiyetsiz gülüş, samimiyetsiz bir neşe anlayışları vardır. Kuran ona dikkat çekiyor. “Müminleri gördükleri zaman ise: “Bunlar elbette şaşkın-sapıklardır” derlerdi.” (Mutaffifin Suresi, 32) Şaşkın, şaşırmış, doğru yolda olmayan ve sapkın; görüşleri, düşünceleri, her şeyi sapkın, anormal adamlar diyor. Küfrün zaten sevgisizlik anlayışında temel kelimelerdir bunlar. Temel düşüncedir yani Müslümanı mutlaka sapkın, yanlış yolda, hasta olarak görme eğilimindedirler. İnandığından değil o, bir slogan, öyle görmek isterler. “Oysa kendileri onların üzerine gözcü olarak gönderilmemişlerdi.” (Mutaffifin Suresi, 33)  “Onların üzerine vazife değil” diyor Allah. “Artık bugün, iman edenler, kafir olanlara gülmektedirler.” (Mutaffifin Suresi, 34) Müminlerin bir özelliği olarak ahirette küfrü Allah onlara hep komik gösteriyor, müminleri güldürüyorlar. “Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmek suretiyle.” (Mutaffifin Suresi, 35)  Oturdukları koltuklarda onların haline gülüyorlar. “Nasıl, kafir olanlar, işlediklerinin ‘feci karşılığını gördüler mi?’” (Mutaffifin Suresi, 36)  diyor Allah. O tip bir alaycılık Müslüman için imtihan unsurudur. Ama Müslüman tabii böyle bir şempanze ordusuyla karşılaşmış gibi, bir uzman gözüyle onları değerlendirecek. Yani küfürden bir insan eğer ahlaksızlık yapıyorsa Afrika’da şempanzeleri maymunları inceleyen bir bilim adamının akılcılığıyla, sinirlenmeden, şaşırmadan onları analiz ederek değerlendirecek, bakacak, düzeltmeye ve tedavi etmeye çalışacak.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (7 Kasım 2016; 14:00)

 

ŞİRK SEVGİYE SALDIRI OLDUĞU İÇİN ALLAH İSTEMİYOR

Şirk tabii Allah’ın hiç hoşuna gitmeyecek bir şey. Çünkü sevgiye zıt bir şey. Bir aldatmaca ve saygıda kusur etmeye cürettir. Çünkü Allah’ın yaptığından eminsin “yok” diyorsun haşa “Allah yapmadı ben yaptım” diyor. Ve alenen yalan bu yani. Ve çok hakikaten insanı da kızdıracak bir şey bu. Allah’ın gazabını çeker, insanı da kızdırır. Çünkü doğru olmayan bir ifade. An an beynimizde biz görüntü yaratamayacağımıza göre “ben yaratıyorum” dersen çok kızdırıcı yanlış bir bilgilendirme olur. Ama tabii bu konu yine sevgiyle bağlantılı. Şirk sevgiye saldırı olduğu için Allah istemiyor. Ve akılsızlığın bir eylemi oluyor, akılsızca bir eylem. Ve sevgiye de ciddi bir saldırıdır.

 

ŞEHİTLERİN HAYATI DA ŞU ANKİ HAYATIMIZ GİBİ BİR RÜYA HAYATTIR

Şehadet mükemmel bir şey. Bir kere şehadet alemini görüyorsun. Normal ölenler hiçbir şekilde göremeyecekler, bilmiyorlar. Sırf şehitlere mahsus bir ayrıcalık. Şehitlik makamı da yine bizim şu anki rüyamız gibi, şu anda da bir rüya görüyoruz. Şehadet de bir rüya hayattır. Ama çok net tabii bayağı net. Net olduğu için mantığı da ona göre oluyor. Halbuki daha önce yaşıyor belli. İnsan hemen çözer anlaşılmayacak gibi bir şeyi yok ama çözemiyor. Nasıl rüyada ne rüyanın mantığını çözebiliyoruz ne rüyada olduğumuzu anlayabiliyoruz. Koşuşturmalar falan nasıl rüyada? Mekanları nasıl geçiyoruz? Arabalarla gitmeler halbuki araba falan yok. Yetişemeyeceğiz diye arabanın 200’le gitmesini sağlıyoruz. Bazen araba işte trafik kazası yapacak gibi oluyor falan. Trafik cezası kesiyorlar rüyamızda, gidiyoruz yani böyle. Yolda lokantaya giriyoruz, et getiriyor adamlar, bayağı güzel yiyoruz doyuyoruz. Aklımızın ucundan dahi geçmiyor bir başka hayat boyutunda olduğumuz. Ama mesela trafik levhası efendim, lokantanın tabağı olmuş oluyor, abuk sabuk mantıklar fakat son derece de makul oluyor rüyada. Bak, Allah’ın mantığı nasıl değiştirdiğini Allah bize gösteriyor. Yani mantık kökten değişiyor. Ama ta başından değiştirilmiş oluyor gayet makul geliyor. Mesela ayakkabısı adamın tekne oluyor ona binip-gidiyor. “Bu mantıksızdır bu nasıl oluyor?” falan demiyor. Gayet makul arabaya biner gibi ayakkabısına biniyor. İşte Allah’ın öyle mantığı değiştirmesi de çok büyük mucizedir. Şehadette de mantığı değiştiriyor. Şehit oluyor, mantığı değiştirdiği için çözemiyor şehit. Normal hayat. Sadece anlayamadığı “niye diğer insanlar gelmiyor?” diye düşünüyor. Sağ olduğundan emin mantık değiştiği için, çözemiyor. Hakikaten ölü değil yani teknik anlamda ölü değil. Allah’ın kastettiği tarzda ölü değil. Mesela yıllarca yaşıyor bayağı yaşıyorlar. Mesela sahabeler var, 1400 sene geçmiş, 1400’ü geçti yani. Daha hala yaşıyorlar şehadet aleminde.

 

MÜNAFIKLAR BİRBİRLERİNDEN NEFRET ETTİKLERİ HALDE RİYAKARCA VE HAYSİYETSİZCE BİRBİRLERİNE SEVGİ TAKLİDİ YAPARLAR

Kendi aralarında yazışmalarında ‘canım ciğerim, balım, peteğim’ falan o tarz yazışıyor münafıklar baktım, Allah’a hiç hitapları yok. ‘Ya Rabbi seni seviyorum’ yok ama kendi aralarında birbirlerine karşı böyle riyakar, haysiyetsizce nefret ettikleri halde yalandan bir sevgi üslubu var. Ama ne Allah’tan, ne ayetten, ne Kuran’dan, ne Kitap’tan, ne Müslümanların çektiği çilelerden tek kelime bahisleri yok.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (31 Ekim 2016; 20:00)

 

İNTERNET MÜSLÜMANLARIN İSLAM'A HİZMET İÇİN MÜNAFIKLARIN İSE ALÇAKLIK İÇİN KULLANDIĞI BİR ARAÇ OLUYOR

Şimdi ahir zamanda münafıkların müthiş bir avantajı var. Telefon ve internet. Şimdi internet Mehdiyet için en mühim silah. Mehdi’nin dabbetül arzıdır. Fakat münafıklar için de çok mühim bir silahtır internet. Münafıkların şimdi yöntemi şu; bir gerçek hesapları oluyor. Orada milliyetçi, mukaddesatçı, Müslüman, içkiye, şaraba karşı, homoseksüelliğe karşı, Rumiliğe karşı, İngiliz derin devletine karşı ama sahte hesaplarında tam anlamıyla homoseksüel taraftarı. Bu İngiliz derin devletini destekleyen, Darwinizm’i destekleyen, Müslümanlardan nefret eden, ırkçı, aşağılık kompleksini büyüklük kompleksiyle kapatmaya çalışan karaktersiz, züppe ve çakal, ağzı bozuk, özenti bir kişilik görüyoruz. Ama gerçek hesaplarında bambaşka bir adamla karşılaşıyoruz. Yani sanki o o değil. İşte bak münafık için bu çok büyük bir silah. Bak bir gerçek yüzü var sahte hesaplar. Bir de sahte yüzü var gerçek hesabı. Gerçek hesabı sahte yüzü oluyor. Sahte olanlar da gerçek yüzü oluyor münafığın. Bir de sahte hesabından kendi gibi karaktersizlerle de müthiş bir bağlantı içinde oluyor. Nerede böyle ahlaksız işte üçkağıtçı veyahut homoseksüel veyahut İngiliz derin devleti hayranı tipler varsa onların yağcısı ve yalakası olduğunu görüyoruz. Bak münafıklık için kullandığı silahın vasfını görüyor musun? Gerçek hesabı sahte hesabı oluyor. Sahte hesabı gerçek hesabı oluyor. Bunların sahte hesabı çok fazla oluyor. Mesela kırk, elli, altmış, yüz. Bir de bu avanaklar kendi hesaplarını sahte hesaplarıyla destekliyorlar. İşte “sen büyüksün, sen yücesin, sen ulusun, senden başka büyük yok” falan bu tarz. Artık akla hayale gelecek her şey. Mesela münafık kendi hesabında kendini kaliteli gösteriyor mesela, seçkin. Ama sahte hesabında o haysiyetsizliği, arsızlığı, adiliği o köprü altı karakteri bütün şiddetiyle kendini gösteriyor. Ve bu yüz binlerce hesapta kendini gösteriyor. Bunların gerçek hesaplarına baktığımızda böyle dürüst, düzgün adam görünümünde. Ama sahte hesapları son derece alçak, münafıkane, kahpe, pis ve kirli. Her türlü adiliğin, melanetin olduğu hesaplar. Onun için münafıkların en büyük silahının da yine internet olduğunu görüyoruz. Mesela kendi hesaplarında Müslümanları destekleyen, Müslüman hamisi, Müslümanları seven görünürken sahte hesaplarından ağızlarından lağım akan, Müslüman düşmanı olduklarını görüyoruz. Müthiş bir kinle Müslümanlara saldırdıklarını görüyoruz. Mesela kendi hesabında farz edelim Milliyeti Hareket Partisi’ni destekliyor. Ama yahut ülkücüleri destekliyor milliyetçi görüntülü. Fakat sahte hesabında azılı dinsiz, çok alçak milliyetçi düşmanı, vatansever düşmanı bir kahpe kişilik görüyoruz. Onun için interneti münafıkların çok kapsamlı kullandığını bilip ona göre bir internet felsefesi mantığı geliştirmek gerekiyor. Çünkü en büyük tahribatı şu an internet yapıyor. Münafıklar da böyle bir yöntemle zemin bulabiliyorlar. Mesela Müslüman göründüğünde bütün Müslümanları tespit etmiş oluyor. Çünkü Müslümanlar onunla arkadaş oluyor. Görüşüyorlar işte yüz kişi, beş yüz kişi kimse onu destekliyorlar. O onların hesaplarına girip Müslümanların sırlarını öğrenmiş oluyor. Yani her türlü özelliğini öğrenmiş oluyor. Hem casuslukta kullanıyor, hem kahpelikte kullanıyor, hem Müslümanların zaaf noktası varsa onları tespit edip Müslümanlara saldırmakta kullanıyor, hem Müslümanların dengesini moralini bozmaya yönelik kendince gayretlerde kullanıyor. Ucu bucağı olmayan imkanı olmuş oluyor. Onun için böyle oyunlara karşı Müslümanların çok dikkatli olması gerekiyor. Özellikle sahte hesaplar, gerçek hesapla bağlantılı sahte hesaplar çözmede akılcı bir politika izlemeleri lazım. Şimdi bunlar tabii akılsız olduğu için sahte hesabının onu ele vereceğini ummuyor yani tamamen kapalı. Sahte hesabından sürekli kendini övüyor. Bre ahmak hiç kimseyi övmeyip de seni övüyorsa sahte hesaplar, değil mi? İşi gücü gidip homoseksüeller şunu bunu övüyorsa özellikle seni övüyorsa belli ki senin hesabın o, belli ki sen yapmışsın. Değil mi? Bütün üslup sana göreyse onların hepsi ne istiyorsan senin mantığın neyse tam senin mantığında konuşuyorlarsa, tam senin istediğin gibi hareket ediyorlarsa, senin istediğin gibi seni övüyorlarsa çünkü öven tam onun istediği gibi övmüş oluyor. Tam onun kişiliğinde olmuş oluyor mesela o onun homoseksüel olmasını istiyorsa homoseksüel olmuş oluyor. Darwinist olmasını istiyorsa Darwinist olmuş oluyor. İngiliz derin devletinin yalakası olması gerekiyorsa İngiliz derin devletinin yalakası olmuş oluyor. Sen ne istiyorsan hepsi olduğuna göre belli ki sen organize etmişsin apaçık. Bunu anlamayacak kadar ahmak oluyor münafıklar. Pakistan’da, Hindistan’da, Mısır’da falan bunlar böyle kum gibiler internette. Gerçek hesaplar bin ise bunların hesapları milyondur öyle düşünün. Onun için çok büyük bir güç gibi görünüyorlar. Halbuki küçük bir grup. Küçük bir topluluktur münafık topluluğu ama internette akıl almaz bir güç haline geliyorlar. Her biri mesela 100-150-200 sahte hesabı olduğu için, bazılarının 10 bazılarının 20, bu şekilde netice alacaklarını düşünüyorlar.

Mesela adam diyor ki ‘ben şaraba karşıyım haramdır” bakıyorsun sahte hesabında şarabı göklere çıkartmış. Rumilikten kaynaklanan bir kafa. Fark edilmediğini zannettiğinden çok mutlu  münafık saadeti oluyor onda da. Gizli olacağını zannettiği için. Halbuki kuyruğu dışarda, kafası içerde bir maymun gibi bu, haberi bile yok yani bir kobay gibi Müslümanların izlediği, gördüğü ve şeytanı yakalamada kullandığı bir avcı köpeği gibidir münafık. Münafığı onun için Müslümanlar besler, diğer münafıkları ve küfrü yakalamada kullanılır. Münafığın özelliği odur. Çünkü münafığı ancak bir münafık iyi tespit edebilir. Müslümanın münafığı tespiti çok güçtür. Onun için her Müslüman topluğunun mutlaka münafığı olması gerektiği için Allah onlarda mutlaka münafık yaratır. Ama münafığı iyi değerlendirmek lazım yani kaliteli bir avcı köpeğidir o aslında. Münafık avlamada kullanılan kaliteli bir köpektir yani nitelikli diyelim. Nitelikli bir köpektir. Onun kanalıyla bütün münafıkları küfrün zaaflarını bütün yaptıkları anormallikleri, toplantı yerlerini, yaptıkları melanetleri, hepsini öğrenmek mümkün olur. Bizim bunu kendimizden tespit etmemiz mümkün değil, çok zor.

Kendi hesabında İsrail yanlısı Musevileri savunuyor, sahte hesabında köpek gibi saldırıyor. Kendi hesabında şaraba karşı, sahte hesabında şarabı göklere çıkarıyor. Kendi hesabında homoseksüel karşıtı, sahte hesabında müthiş homoseksüel destekleyicisi. Böyle bir melanet şeytani güruh bütün dünyada var. Müslümanlar ona göre kendilerini ayarlayacaklar, ona göre tedbirlerini alacaklar.

Mesela münafık kendi hesabında çok dindar gösterir kendini ama sahte hesabında dinle alay eder, İslam’la alay eder kendince çünkü münafık bilinçaltı var ya, işte bilinçaltını o sahte hesabında ortaya çıkartmış oluyor. Onun için münafığı harita gibi orada görmek mümkündür. Ki ona rağmen de çekinmesine rağmen orada bütün melanetini yine de ortaya koyar. Münafık ruhunu anlamak için internette bu felsefeyi bu mantığı savunanları takip etmek yeterlidir.

 

MÜNAFIKLARIN VERDİĞİ BİLİNÇALTI MESAJLARDAN BİRİ DE DİNE KARŞI OLAN BİRİNİN KİTABIYLA FOTOĞRAF ÇEKTİRMEKTİR. BU YOLLA GİZLİ PROPAGANDA YAPARLAR

Münafıkların yaptığı bir yöntem de mesela küfürden Allah’ı dini inkar eden insanlar yahut bir homoseksüelin yazdığı bir kitap veyahut bir dinsizin yazdığı kitap; o kitapları alıp o kitabı okurken resim çektiriyor ama o insanların dikkatini çekmiyor bazen yani kitabın kime ait olduğu değil de, o sanki kendi resmini yayınlıyormuş gibi yapıyor. Halbuki dikkatlice bakınca bir dinsizin, din karşıtının, din düşmanının veyahut bir İngiliz derin devleti ajanının veyahut bir Darwinist’in, materyalistin veyahut bir PKK’lının veyahut İslam'a karşı olan birisinin kitabı olduğunu görüyoruz. Mesela bu da bir yöntemdir. Veyahut işte din karşıtı bir adamın İslam’a karşı olan bir adamın yaptığı bir heykel. Mesela adını yazıyor heykelin, şahane bir eser diyor. Adam da merak ediyor kim acaba bu diyor adamın sitesine girdiğinde dinsiz bir dünyayla karşılaşmış oluyor. Bu da kendilerince çaktırmadan yaptıkları din aleyhtarı propagandanın bir yöntemi. Buna da çok dikkat etmek lazım. Elinde kitap sen zannediyorsun adam sadece evini göstermek, kendini göstermek amaçlı yapıyor ama onu da aksesuar gibi kullandı zannediyorsun kitabı yani ilk bakan öyle zannediyor. Halbuki onun amacı sadece o kitabı tanıtmak oluyor. Demek istiyor ki yazara aynı kafadayız mantığı, ben de sen de aynı şeyi düşünüyoruz mantığını vermek istiyor. Ama diğer bakanlar da dikkatlice baktığında o zaman kitabı merak edip gidip araştırıyor onu. Baktığında o adamın sitesine girmiş oluyor. Ve onun fikirleri ile karşılaşmış oluyor. Sinsi bir metottur. Müslümanların buna çok dikkat etmesi gerekiyor. Bilinçaltı kurgulama için yapılan gizli sinsi metotlardan bir tanesidir. Mesela heykel oluyor adam ne kadar detaylı falan diyor yayınlayan halbuki homoseksüelliği vurgulayan bir heykel olmuş oluyor. Bilmeyen de alıyor o heykeli mesela Müslüman adam kendisi yayınlıyor çok güzel diye, farkına varmadan homoseksüel propagandası yapmış oluyor. Yahut farkına varmadan ateist propagandası yapmış oluyor. Buna çok dikkat etmek gerekiyor yani çok sinsi münafıkların yöntemleri. Mesela birini övdüklerinde bil ki bir melanet vardır. Münafık birini övüyorsa bil ki bir melanet vardı. Verdikleri her isme, her konuşmaya, her sanat eseri veyahut heykel her ne olursa olsun kuşkuyla bakıp çok dikkatli değerlendirmek lazım. Çünkü bilinçaltı kurgulama münafıklar için çok önemli bir yöntem. Bütün dünyada bunu yapıyorlar. Mesela bu İngiliz derin devletinin elemanlarına bakıyorum, Müslümanlık adı altında ortaya çıkıyorlar biz Rumi’yiz diyorlar ama yoğun olarak da aynı zamanda Budizm propagandası yapıyorlar. Bak Rumi ve Budist; bu ne alakası var? Zahiren baksan Müslümanım diyor hem de Sufi, Mevlevi artık yani detaya girmiş. Hem Müslüman olmuş artık tasavvufa yönelmiş yani koyu Müslüman. Halbuki İslam’ı kökten reddetmiş oluyor Rumilikle, Budistliği de inandığından değil sırf kafa karmaşası olsun diye yapıyor.

 

BEDİÜZZAMAN MÜNAFIKANE HAREKETLERİN "TELKİN VE TENKİD KABİLİYETİNE" DİKKAT ÇEKER. MÜNAFIK HER ŞEYİ SÜREKLİ ELEŞTİRİR AMA KAZANMAK AMACIYLA DEĞİL

Bediüzzaman diyor ki, “Maddiyunluk manevi bir taundur” Maddiyunluk yani Darwinizm, materyalizm, maddecilik. “Beşere şu müthiş sıtmayı tutturdu” yani beşer titriyor adeta, mahvoldu diyor. “Gazab-ı İlâhîye çarptırdı” yani büyük bela geldi toplumlara diyor. İşte savaşlar, kavgalar, acılar, hayat pahalılığı. “Telkin ve tenkit kabiliyeti“ telkin- ikna ve tenkit- eleştiri “kabiliyeti tevessü ettikçe“, geliştikçe “o tâun da tevessü eder” gelişir; sürekli gelişiyor diyor. (Mektubat, Hakikat Çekirdekleri) Onun için münafıkların bu telkin metoduna çok dikkat etmek lazım. Genellikle bilinçaltı telkin kullanıyorlar. Çok alçak. Zannediyorsun ki keyfe gelmiş kitap okuyor zannediyorsun, -ama bunu münafık için söylüyorum başka biri de okuyabilir ayrı illa münafık olması şart değil- bakıyorsun bir dinsizin kitabını almış eline onu okuyor. Sen Müslümanım diyorsun alçak, neyi kastediyorsun sen, neyi vurguluyorsun? O sezdirmediğini zannediyor, resim büyütüldüğünde anlaşılıyor ama. Bak resim küçükken anlaşılmıyor. Adam tabii merak ediyor haliyle acaba ne kitap okuyor diyor resmi büyüttüğünde bir dinsize ait kitap okuduğu anlaşılıyor. Adam da bu kitapta ne yazıyor acaba diye merak ediyor. Bak sinsiliği görüyor musun adamdaki? Gittiğinde adamın o fikirleriyle karşılaşmış oluyor. Münafığın en hafifinden yöntemlerinden biri budur. Bu tarzdadır. Onun için işte telkin kabiliyetini bu şekilde geliştiriyorlar. Bir de tenkit; eleştirme. Sürekli eleştirir münafıklar herkesi. Mümin de eleştirir ama münafık da eleştirir. Fakat onun eleştirisi tabii yıkıcı olur. Yıkmaya yöneliktir. Tamire düzeltmeye yönelik değil yani pisliği geliştirmeye. ‘Niye Darwinist olmadın, niye materyalist olmadın, niye homoseksüel olmadın?’ o tarzdadır. Düzeltmeye yönelik değildir.

 

MÜNAFIK HER KONUDA HIRSIZDIR, FİKİR HIRSIZLIĞI DA YAPAR. KENDİSİNİ KENDİNCE AKILLI ZEKİ GÖSTERMEK İÇİN SÜREKLİ FİKİR HIRSIZLIĞI YAPAR

Münafık her konuda hırsızdır maddi yönden de hırsızdır fikir yönünden de hırsızdır. Mesela birisinin bir yazısı olduğunda kendi fikriymiş gibi yazar. Mesela yazıyı alır, kendi düşüncesi gibi çünkü zekalı, akıllı gösterecek ya kendini, zeki gösterecek, akıllı, kültürlü gösterecek onun için hep hırsızlama yazılarla kendini akıllı ve zeki göstermeye çalışır. Normalde ahmaktır münafık. Ama çalıntı mallarla çalıntı fikirlerle, çalıntı düşüncelerle kendini güçlü göstermeye çalışır. Bir çalıntı zenginlik anlayışı vardır münafığın. Kendini olduğundan çok daha farklı gösterir etrafa. Mesela bomboş bir adamdır ama kendini çok dolu gösterir. Kafası çalışmaz ama kafası çalışıyor gösterir. Onun için şunun bunun fikirlerini, çeşitli insanların fikirlerini alır bunların hepsini kendi fikriymiş gibi yazar. Buradan da münafığı anlamak mümkündür. Münafık hem eşya hırsızıdır hem fikir hırsızıdır. Onun fikir hırsızlığından da münafığı anlayabiliriz. Bak çok bariz bir şey elle tutulur bir şey. Kendine ait olmayan bir yazıyı kendi yazısıymış gibi gösterir. Kendine ait olmayan bir eşyayı mesela gider çalar kendisine aitmiş gibi gösterebilir. Çünkü ruhunda haram olan her şeye eğilim olduğu için hırsızlığa da eğilim vardır. Mesela gündemde duyduğu bir analiz, bir yazı falan. “Aa ben demiştim. Bak oldu” der. Halbuki onun fikri değil. Başkasından almış. Mesela bir pasaj alıyor farz edelim, bir yazı. Bilmeyen de “adam ne kadar güzel yazmış” diyor. Halbuki biraz düşünse birinden alıntı belli. Çünkü onun üslubu değil. Onun kafasından çıkacak bir şey değil.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (29 Ekim 2016; 20:00)

 

MÜNAFIKTA AİLE EGOİZMİ VARDIR, SADECE KENDİ AİLESİNİ ESAS ALIR

Münafıklığın hayatın her yönündeki eylemlerine çok önem vermek lazım. Mesela münafıklık, evlilik kurumunu çok önemli bir silah olarak görür. Yani evlilik kurumu münafıklığın kalesi gibidir adeta. Müslüman için mutluluk kaynağıdır. Münafık için de bir kaledir. İslam topluluğunu esas almaz münafık. Münafık için sadece kendi ailesi esastır. İslam'da da velayet esastır. Yani bütün Müslümanları korumak esastır. Bütün Müslümanlar ailedir. İslam sisteminde bütün Müslümanlar bir ailedir. Yani baba, oğul, kardeş gibi. Anne, kız kardeş gibi bütün aile. Münafıkta sadece kendi ailesi esastır. Egoist bir yapılanmadır. Yani, mesela faşizmde milli egoizm oluyor. Sadece kendi ırkını üstün görür. Münafıkta da aile egoizmi vardır. Sadece kendi ailesini esas alır çünkü çocuklarını malı olarak görür adam, karısını da malı olarak görür. Bir de kendi malları da vardır, onunla oluşturduğu bir sonsuz hayat mantığı vardır. Ben ölürüm ama malım çocuklarıma kalır der, çocuklarında kendisinin yaşayacağını düşünür, dolayısıyla sonsuzluğa ulaştığını düşünür. Her şeyi kendi ailesi merkezinde yapar. Mesela Resulullah (sav) diyor ki; “Müslümanların tamamına yönelik bir saldırı var” diyor. Çocuklarımıza, kız kardeşlerimize. “Tamam da” diyor “benim ailem ne olacak?” Diyor adam. “Ben” diyor “onlara karşı savaşa giderim, mücadeleye giderim ama ben ailemi ne yapacağım?” Diyor. “Evim açıkta kaldı” diyor. “Evim önemli” diyor. Resulullah (sav) diyor ki; “Bak bütün evleri kurtaracağız” diyor. O, “ben sadece kendi evimi kurtarmak istiyorum” diyor. Onun için mesela diyor ki Resulullah (sav); “Hadi gidelim bütün Müslümanları kurtaralım velayet gereği hepsine sahip çıkalım” diyor. “Ama bu sıcakta ben çıkamam” diyor.  Çünkü o yapı onu ilgilendirmiyor, kendi yapısı ilgilendiriyor.

 

MÜNAFIKLAR KIYAMETE ŞİDDETLE KARŞIDIR DİKKAT EDERSENİZ, MÜMKÜN MERTEBE İSTEMEZLER

“Eğer varsa da” diyor,” orada da ahirette de çok iyi olacağımı düşünüyorum. “Ben kıyametin olacağını zannetmiyorum” diyor. Münafıkların özelliğidir. Kuran’da bunu ayetle belirtiyor. “Olacağını zannetmiyorum ama olursa da” diyor, “orda da yine aynı mükemmellikte olacağını düşünüyorum hayatımın” diyor.

 

MÜMİN ALLAH’A GÜVENİR VE ALLAH İÇİN İBADET OLARAK BÜTÜN MÜSLÜMANLARA GÜVENİR. MÜNAFIK ALLAH’A GÜVENEMEZ, AİLEYLE KURTULACAĞINI DÜŞÜNÜR. BU YÜZDEN MÜNAFIKLARDA EVLİLİK DELİCE BİR İÇGÜDÜSEL HEDEF HALİNDEDİR

Allah’a güvenemez münafık. Ölümden çok korktuğu için, gelecekten de korktuğu için; gelecek içgüdüsüyle, hayvani bir korkuyla, Allah’a güvenmemenin verdiği ruh haliyle ailesine güvenir, aileyle kurtulacağını düşünür. Kocasının onu kurtaracağını, çocuğunun onu kurtaracağını düşünür. Halbuki mümin Allah’a güvenir çünkü çocuk da ölebilir, kocası da ölebilir yahut kocası ters dönebilir boşanabilir değil mi her şey olabilir. Yahut karısı evden gidebilir, ayrılabilir. Çocukları adamı terk edebilir her şey olabilir. Yahut hatta bazen adamı hasta yatağında bırakıp çekip gidiyorlar. Hastayken daha hala paralarını almaya çalışıyorlar yahut bırak ölsün gitsin falan diyor adamlar. Bin bir türlü hal oluyor biliyorsunuz. Ama mümin Allah’a güveniyor onun için çocuklarım beni kurtarır, ailem beni kurtarır demiyor Allah beni kurtarır diyor ve bütün Müslümanlara güveniyor, topluluk olarak güveniyor. Milyonlarca Müslümana güvenmiş oluyor yahut yüzlerce Müslümana güvenmiş oluyor Allah için tabii ama ibadet olarak. Ama münafık sadece ailesine güveneceği için evlilik müessesi onlarda delilik derecesinde olur münafıklarda. Delice bir içgüdüsel hedef halinde olur. İşte diyor ya Allah ayette; “Mallarınız, çocuklarınız, eşleriniz, aşiretiniz, yarım kalmasından korktuğunuz ticaret” tam bir aile sistemi açıklanıyor Kuran’da. Ailenin bütün özellikleri anlatılıyor, bütün yan gelirleriyle falan hepsiyle anlatılıyor.

 

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top