Adnan Oktar'dan İlk Kez Duyulan Açıklamalar



1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (5 Eylül 2016; 20:00)

 

AHİR ZAMAN ALAMETLERİNDEN OLAN DABBE'NİN KURAN VE HADİSLERDEKİ TARİFLERDEN BİLGİSAYAR OLDUĞU ANLAŞILIYOR

Bilgisayara bakıyoruz silisyum, demir, bakır, çinko. Topraktan mamul bir dabbeden bahsediyor. Dabbe hareketli olan cisme denir. “Yüzü insan yüzü gibidir.” diyor. Bakıyoruz internette bir insan konuştuğunda insan yüzü beliriyor. Değil mi?

 “Görünüşü” diyor “fil kulağı gibidir.” diyor. Bilgisayarı açtığımızda fil kulağı gibi. “Domuz gözü gibi gözü vardır.” diyor. Bakıyoruz hakikaten ortasında küçük bir göz var. Değil mi? Yani. Oradan çekim de yapılabilir, insanlar konuşabiliyor da. Fakat bu hayvanın ana özelliği insanlarla konuşması. Bilgisayarda sen ona bir şey söylüyorsun o da sana bir şey söylüyor, konuşuyorsun. Canlılık vasfı olarak Kuran’da sadece buna dikkat çekilmiş. Ayağı vardır demiyor yürür demiyor. “Tükellimihum” sadece konuşur. İnsanlara hitap eder yani karşılıklı konuşma diyalog sağlayan bir hayvandan bahsediyor. Hayvan derken bir hareketli varlık, debbabe debib debelenme kökeninden geliyor debbabe. Tank için de mesela dabbe deniyor. Debib. Yani hareketli herhangi bir cisim. Yahut gözle görülmeyen çok küçük kımıldayan cisimler. Hakikaten bilgisayara yakından baktığımızda çok küçük kımıldayan görüntülerden oluştuğunu görürüz. Televizyon da öyledir. Çok küçük parçacıkların hareket etmesiyle oluşan yapıdır. Dolayısıyla elmanın içinde çürüğün yayılmasına da dabbe deniyor. Debib. Yani gözle görülmeyen küçük hareketlenmeler. Tam bilgisayar ve televizyona tam uyuyor.

 

MEHDİ VE İSA MESİH, DABBE'Yİ YANİ TELEVİZYON VE İNTERNETİ KULLANARAK TEBLİĞ YAPACAKLARDIR

“Üzerinde her renk görülür.” diyor. Baktığımızda ekrana- internete her renk var. “Her şeyi gören bir gözü olacak.” diyor. Bilgisayarda baktığımızda değil mi o göz bir yere tuttuğunda her yeri her şeyi görüyor. Her türlü sesi mükemmel algılayacağı söyleniyor. Alıyor konuşuyor. “Münafıkları da uyaracak.” diyor ayette münafıkları da. Dolayısıyla doğru. O söz yani Allah’ın verdiği söz, bu sözle karşılaştıklarında, bu söz oluştuğunda yani kıyamet alametleri Mehdi (as)’nin zuhuru, İsa Mesih’in nüzulü, ahir zamana ait alametler oluştuğunda, bu devir geldiğinde “onlara yerden mamul topraktan mamul bir dabbe bir cisim hareketli bir cisim çıkarırız. O da insanların nasıl bizim ayetlerimize kesin bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler.” Yani kesin bilgiyi aktarır. Kesin olan bilgiyi, net sarih olan bilgiyi aktarır. Kesin bilgiyle inanmayanlara kesin bilgiyi aktarır. Şu an öyle olmuyor mu? “Yüzü insan yüzü gibidir.” diyor. Hatta “sakallıdır” diyor. Yani demek ki sakallı bir insan çıkacak televizyonlara yahut sakallı insanlar çıkacak. Müslümanların büyük bölümü yani yüzde 90’ı hocaların hepsi sakallı. Çıkıp demek ki İslam’dan Kuran’dan bahsedecekler. Tebliğ yapacaklar ona işaret ediyor. “Ve iza vaka” Vaka işte vaka. Yani ahir zamana ait bütün alametler. “Kavlu aleyhim ahrecna lehum dabbeten minel ard tükellimihum” kelime “tükellimihum” kelime kökenli. İnsanlarla konuşur, hitap eder. “Annel nas” halka “kanu biayetina la’yukunu” vuku buldu. Vaka vuku buldu. O söz “el kavlu” Allah’ın kavli. Mehdi (as), Allah’ın kavlidir sözüdür Mehdi (as)’nin çıkışı. İsa Mesih’in çıkışı Allah’ın kavlidir. Allah kavlinden dönmez. Ahir zaman alametleri Allah’ın kavlidir. Hepsi çıkmıştır. “Aleyhim” onlar üzerine “ahrecna” çıkardık “lehum” onlar için, onlara. “dabbeten” dabbe. Yani hareketli varlık “minel ard” arzdan, yerden, topraktan “tükellimihum” onlara söyleyecek, konuşacak. “enne”  olduğunu “en nas” insanlar “kanu” oldular “bi ayetine” ayetlerimize “la’yukunune” yakin hasıl etmezler inanmazlar. Yani ahir zamanda insanlar ayete Kuran’a inanmayacaklar. Yakin oluşmayacak. Dabbe-tül arzda Mehdi (as) konuşacak, İsa Mesih konuşacak ve insanlara tebliğ yapacaklar, insanların yakini artacak. Yakini olmayan insanlara yakin meydana getirecekler. Aynel yakin, ilmel yakin, hakkul yakin bilgi oluşturacaklar. Ne zaman? Allah’ın vaadi geldiği zaman. Yani asrımızda.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (4 Eylül 2016; 19:00)

 

MÜNAFIK HAYATIN BİR PARÇASIDIR. MÜNAFIKLARLA İLMİ MÜCADELE İSLAM'IN VARLIĞI İÇİNDE BİR ŞARTTIR. MÜNAFIKLARIN VARLIĞINDA ŞAŞIRACAK BİR ŞEY YOK

Münafık hayatın bir parçasıdır. İslam için de hayatidir, mücadelede münafık şarttır. Allah tarafından mutlaka yaratılır, kafir mutlaka yaratılır, şeytan mutlaka yaratılır, mutlaka nefis hareket halindedir. Bunda şaşacak hayret edilecek bir şey yok. Münafığı teşhis de aslında o kadar zor değildir. Mesela asrımızda bunun imkanı iyice genişlemiş; Instagram’a veyahut Facebook’a baktığında oradaki karakterden kitap gibi okuyabilirsin münafığı yani her yönüyle anlaşılır. Hedefleri, üslubu, kişiliği mesela İngiliz derin devletine hayransa anlaşılır o bas bas bağırır. Anlaşılmaması mümkün değil. Mesela Rumilik İngiliz derin devletinin dini, bakarsın Rumiliğe yalakalık yapıyor, onlar Rumi de değil söyleyeyim. Rumiliği bir slogan olarak kullanıyorlar. Rumi’den hiç hoşlanmaz onlar İngiliz derin devletinin elemanları nefret ederler. Fakat kendi aralarında bir anlaşma dili olarak kullanıyorlar ve oradaki o garip üslup işte ‘yalnız adam sen bir gün geleceksin ama karanlık bir tünelden geçeceksin’ bilmem zırva yani böyle bazen şizofren ifadeler. Kendi aralarındaki yazışmalarında, konuyu o noktaya getiriyor oradaki yazıyı şizofren bir mantıkla yorumluyor şizofren bir kafayla yorumluyor. Mesela Instagram’ında Müslümanlara yer vermez nefretini orada gösterir, Müslüman varsa mesela çıkartır, konuşmamak ister görüşmemek ister ama küfürden olan herkesi kucaklar. Gidiyor PKK’lıyla muhabbet yapıyor, İngiliz derin devletinin elemanlarıyla muhabbet yapıyor, dinsizlerle, İslam düşmanlarıyla muhabbet ediyor onlara yalakalık yapıyor sevdiğinden de değil sadece onlarda bir güç aradığı için. Tabii bunlar net ölçü değildir, net keskin ölçü değil de fakat toplamında ölçülere yardım eden işaretlerdir. Bu mesela hasta birinde de olabilir, dengesiz bir insanda, sinirli birisinde de bulunabilir ama münafıkta da bulunabilir. Fakat diğer münafık alametlerini pekiştirici bir özellik gösterir bunlar net alamettir diyemeyiz.

Mesela çok acil bir konu vardır Müslüman vicdan azabı çeker o konuda, adam bakarsın bambaşka lakayt bir konuyla ilgileniyordur bunu sosyal medya hesabından görebilirsin. Mesela hayati bir konu ile ilgilenirken o kendi keyfiyle ilgilenir, bambaşka bir şeyle ilgilenir. Tabii bunlar net ölçü değildir ama bu puanlamalar bir araya geldiğinde ölçüyü çıkartır. Mesela oradan bir puan, oradan bir puan çıkarttığında, kötü puanların toplamından anlayabiliriz. Mesela Müslüman hayati bir konuyla ilgileniyor, adam oturmuş orada film izliyor, maç izliyor veyahut kendi keyfinde. Halbuki orada hayati bir konum var. Münafığın lakaytlığından da anlayabiliriz. Münafık son derece lakayttır. Kaba ve densizdir münasebetsizdir, patavatsızdır. Lafını sözünü esirgemez, patavatsız, münasebetsizdir. Yani meydana gelen durum onu etkilemez. Bir beyin duyarsızlığı vardır, ruh duyarsızlığı vardır. Yani küttür.

'Münafık' kelimesi Arapça’da iki tarafı açık dehliz tünel anlamına gelen 'en nefaku' veya köstebek deliği anlamındaki 'en nafikatu' kelimesinden geliyor. Bu kelimenin nifakla olan ilişkisi tünelin bir tarafından girilip diğer tarafından çıkılması veya köstebeğin yuvasına bir taraftan girip, diğer taraftan çıkması gibi münafık da Müslümanlığa bir taraftan girip, diğer taraftan çıkıyor ya oradan geliyor bu kelimenin kökeni. Köstebeğin yer altında yuvasına inen iki yolu var biliyorsunuz. Bu yuvanın deliklerinden biri tamamen yeryüzüne açık oluyor, diğeri ise gizli ve kapalı oluyor. Buna da 'nafıka' ismi veriliyor. Köstebek, yuvasının bu kapalı olan deliğini ihtiyaç halinde başıyla vurup dışarı çıkacak şekilde inceltiyor. Yani ince bir yer orası. Tam ihtiyaç duyduğunda, zora geldiğinde, zorlandığında oradan burnuyla vurup oradan dışarı çıkıyor artık alakası kalmıyor. Münafık da öyle mesela Müslümanların yanında durur ama hep gitme azmindedir. Münafığın içinde hep bir gün gitme arzusu olur. Ama o tünelin içinde yaşar. İşte onun bir sıkıldığı, yani münafıklığıyla çatışan baş edemediği noktada burnuyla duvarı yıkıp, oradan kaçar artık münafık. Yoksa normalde o tünelin içinde yaşar münafık gizli. Biliyorsunuz köstebek gözü de kördür. Münafığın da gözü kördür, mana gözü kördür. Onun için mesela deccalın da gözü kördür biliyorsunuz yani bu hep bunlarla bağlantılı bir durum.

 

2017'DE ÇOK DAHA BÜYÜK OLAYLAR YAŞANACAK. HADİSLERE GÖRE 2017 VE 2018 ZOR GEÇECEKTİR, 2019'LARDAN SONRA TOPARLANMA BAŞLAYACAKTIR

“İnsan aceleden (aceleci olarak) yaratıldı.” (Enam Suresi, 37) diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. İnsan aceleden yaratıldı. Hemen her şey olup bitsin istiyorlar. Halbuki bu sene geçecek, 2016. 2017’de bayağı büyük olaylar olacak. Bak, Allah’ın sabrına. 2017’de yer yerinden oynayacak. 2018’de daha da büyük olaylar var. 2019’dan sonra yağmur yağmaya başlıyor. 2020, 2021, 2023 şahika noktasıdır.

2017, 2016’yı mumla aratacak derecededir. Yani çok zordur 2017. Yani bayağı olayların, çatışmaların yoğunlaşacağı bir yıl 2017. 2018 de öyle. Hadislere göre öyle görünüyor. 2019’dan sonra toparlanma başlıyor. 2021, 2023’lere kadar devam eder, edecek Allahualem.

Çok fazla olması sevgisiz insanın olması bu devrin zaten tipik özelliğidir. Yani ahir zamanın tipik özelliğidir. Bunda şaşırma olursa ahir zamanı anlamadınız demektir. Bu sevgisiz güruh çok yaygın olacak şu an. Yani o devam edecek 2016, 2017, 2018, 2019’lara kadar falan devam eder. Sonra aniden kesilecek. Tam tersine dönecektir. Sevginin, şefkatin, merhametin önemini anlayacaklar. Şu an deccalın zehri insanların üzerinde, deccalın büyüsü altındalar. O yüzden ağzı da bozuk olur, kafası da bozuk olur, midesi de bozuk olur, bedeni de bozuk olur. Çünkü sevgisizlik mahvediyor insanları şu an. Yani deccalın insanları zehirlemesinin en yüksek noktasındayız şu an. İsa Mesih’in çıkış vesilesidir o zaten. Hz. Mehdi (as)’ın zahir olmaSI ve İsa Mesih’in çıkış vesilesi. Eğer bu olmazsa, yani bu olumsuz durum bu sevgisizlik olmazsa Hz. Mehdi (as) zaten zahir olmaz. İsa Mesih de zahir olmaz. Yani bunun olması şart zaten. Yani bu sevgisiz ortamın olması şart. Ondan sonra çıkıyorlar. Onun için şaşıracak bir şey yok. Eğer sevgi dolu bir ortam olsa çıkmazlardı zaten. Ne İsa Mesih çıkar, ne Hz. Mehdi (as) çıkar.

 

ALLAH DÜNYAYI SADECE İMTİHAN YERİ OLARAK YARATTI. ALLAH'IN ÖNEM VERDİĞİ KONU SEVGİ VE DOSTLUKTUR. ALLAH SEVGİNİN HAKİM OLMASINI İSTİYOR

Allah dünyayı öyle köprü yapılsın, yol yapılsın, Obama gelsin konuşsun, Putin gelsin konuşsun, insanlar sürünsün diye yaratmadı. İmtihan yeri olarak yapıldı. Ne Obama ne Putin Allah’ı ilgilendirmez. Zavallı, Allah katında nokta olan insanlar. Hiçbir hükümet de ilgilendirmez Allah’ı. Allah’ı sevgi ilgilendirir, dostluk ilgilendirir, güzellik ilgilendirir. Sevginin, güzelliğin hakim olmasını istiyor Allah. Bunun için zor kullanmak gerekirse zor da kullanıyor Allah. İllaki “kullarım Beni sevsinler” diyor. Ben de onları seveceğim” diyor. “Beni unutmasınlar. Beni unuturlarsa Beni unutamayacakları bir şey yaparım” diyor. Meydana gelen olaylar Allah’ın unutulmaması için yapılan olaylardır. Allah unutulduğunda bu tip olaylar olur ve olacaktır onu söyleyeyim. Hz. Mehdi (as) da Allah’ın olmazsa olmazıdır, yani illaki olacaktır. İsa Mesih illaki olacak. “Allah, vadinden geri dönmez.” (Rum Suresi, 6) diyor ayette.

 

AYET AÇIKLAMALARI

Hz. Mehdi (as)’ın sakinliği daha da panik meydana getiriyor. Normalde agresif bir yapı bekliyorlar Mehdiyet’ten. Böyle heyecanlı, telaşlı, “ne olur bizi kabul edin” falan denecek. Halbuki Mehdiyet, ‘lütfen bizi kabul etmeyin’e dayalıdır. Yani bak, ‘bizi lütfen Mehdi olarak görmeyin’e dayalıdır Mehdiyet. Bunların beklediği nasıl? ‘Aman bizi Mehdi olarak görün’e dayalı. Onun için agresif bir yapı bekledikleri için kendileri de agresif bir savunma içine girdiler. Mehdiyet gayet sakindir. Mehdiyet’in öyle kapsamlı yapacağı hiçbir şey yok. Mesela Hz. Musa (as) yolda gidiyordu, durduk yere yolda peygamberlik geldi ona. Yani okullar açmadı. Asker içinde çalışma yapmadı. Para toplamadı, hiçbir şey yapmadı. Sadece Allah’ı seviyordu ve tek başınaydı. Allah’ı çok seviyordu. Asasıyla yol alıyordu gece. “Bir ışık gördüm” diyor. Bak, durduk yere. “Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum.” (Taha Suresi, 10)” diyor. Cenab-ı Allah diyor ki; “…Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın.” (Taha Suresi, 12) Bütün her yer İlahi elektrikle elektriklenmiş. Bütün arazi elektriklenmiş. Ayakkabısını çıkarttırıyor Cenabı Allah onun etkisi altına girmesi için. Onun da vücuduna geçiyor o elektrik. Her yer elektriklenmiş yani. Cayır cayır orada çalı yanıyor. Ama çalı yeşil ama cayır cayır yanıyor. Bu olacak iş mi? Mesela bu çok acayip bir mucize. Yemyeşil çalı cayır cayır yanıyor. Cenabı Allah, “'Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim.” (Taha Suresi, 12) “'Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle.” (Taha Suresi, 13) “Gerçekten Ben, Ben Allah'ım” (Taha Suresi, 14) diyor. “Sağ elindeki nedir ey Musa?” (Taha Suresi, 17) diyor. Allahualem bir nevi manevi şok var o olayın şiddetinden dolayı. Teker teker anlatıyor. Allah ile konuştuğunu biliyor. Normalde çok korkar yani konuşacak takati kalmaması gerekiyor. Ama Allah cesaret veriyor, teker teker anlatıyor. “O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var.' (Taha Suresi, 18) samimi böyle bir sohbet havasında konuşuyor. “Sağ elindeki nedir ey Musa?” (Taha Suresi, 17) diyor Allah. Yani bak, detay vererek söylüyor. “Sağ elindeki nedir” “Elindeki nedir?” dese öbür elinde bir şey var, onu açıklayacak. Yani öbür elinin dolu olduğunu ayetten anlıyoruz. Yani sırf sağ eli değil öbür eli de dolu. Onun için “Sağ elindeki nedir?” diyor. “O, benim asamdır” diyor. “Dedi ki: 'Onu at, ey Musa.”  (Taha Suresi, 18) Attığında bildiğin etten, kemikten oluşmuş, kanı olan, vücut sıvıları olan, hücresi olan, kromozomu, kofulu, her şeyi olan yılana dönüşüyor, bildiğin yılan. Onu gördü mü de Cenabı Allah “onun şimdi bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya başladı” (Kasas Suresi, 31) diyor onun tatlılığını anlatmak için. Cenabı Allah’ın böyle şirinlikten hoşlandığını da buradan anlıyoruz. Mesela Allah’ın onu sempatik gördüğünü de anlıyoruz üslubundan. Verdiği detaydan Allah’ın hoşuna gittiği anlaşılıyor. İnsan gibi değildir ama Allah beğeniyor. “arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya başladı.” Diyor. Tabii bir normal kaçma değil, müthiş korkuyor. Sonra Cenabı Allah “Ey Musa, dön ve korkma.” (Kasas Suresi, 31) diyor. Mesela ses çalıdan geliyor ama çok uzaktan olmasına rağmen ses oradan duyuluyor, yani müthiş bir imtihan bu. Orada muazzam bir şok yaşıyor aslında. Yani öyle zannedildiği gibi kolay mesele değildir. Yani bunu her insan kaldıramaz ki çarpıntısı olan bir insan, kalbi sıkışan bir insan. Onda böyle bir olay oluyor, yani böyle bir insan ne hale gelir bir düşünün. Geri çağırıyor Cenabı Allah.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (3 Eylül 2016; 08:00)

 

CEHENNEM EHLİ ÖLÜ VARLIKLARDIR

Cehennem ehli, onun sırrını kapalı olarak söyledim.  Cenabı Allah diyor ki “Onlar ölüdür”, bayağı açık söylüyor aslında da insanlar anlamıyor. Cehennemde yananlar ölüdür. Taş yanması gibi. Allah ayette “yakıtı insanlar ile taşlar olan ateşten sakının” şeklinde buyuruyor. Oraya giden insanlar da öyle. Yakıtı insanlar oranın da yine, ölüdürler. Dolayısıyla şuur sahibi aklı açık bir insanın, samimi bir insanın cehenneme gitmesini Allah imkansız hale getirmiştir. Şuuru açık samimi bir insana cehennem haramdır. Ama mümin görür tabii. Yananları, bağıranları hepsini görür. O cennetin kıymetini artırıyor. Cennette yaralanma yok, hastalık yok, kovalamaca yok, hapis yok, polis yok, işte darbe yok, hiçbir şey yok. Allah bunu hususi yapıyor özel yapıyor ki dünyayı huzursuz etsin de, insanlar ahireti istesinler diye.

 

BU İMTİHANDA EN BÜYÜK HATA ALLAH’IN SANATINI BİLMEMEK OLUR. BUNA ÇOK DİKKAT ETMEK LAZIM

İnsan Allah’ın sanatını unutmaya meyyaldir. İnsan unutkanlıkla maluldür. Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür derler, unutma eğilimi çok yüksektir. Mesela bir yapraktaki akıl, bir ottaki akıl insan aklının milyarlarca misli. Yapraktaki hücrenin aklı insan aklıyla kıyaslanacak gibi değil. Nefes kesecek bir akıl vardır. Sokakta mesela geziyoruz elimizi yerin tozuna sürsek, biraz toz alsak mikroskopta incelesek aman Allah’ım milyarlarca bakteri. Virüs, mantar çeşit çeşit. Bir büyütüyoruz muazzam bir hücre yapısı, muazzam bir akıl ve muazzam üreme kabiliyeti.

Tabii Allah’ın sanatı çok heybetli. İnsanlar biraz düşündü mü korkuyorlar bu sefer. Fazla da düşünemiyor bak o da çok acayip. Bazıları “Fazla düşünmeye gelmez” diyor. Halbuki hiçbir şey olmaz. Allah düşüneceğimiz gibi yaratmıştır bizi. İmtihan devam edecek. Olaylar yine devam edecek, büyük olaylar.

 

CENNETİN SÜSÜ AŞKTIR. ZAYIF AŞK ZAYIF SÜSTÜR. YÜKSEK AŞK İÇİN YÜKSEK ACI, YÜKSEK ÇİLE GEREKİR

Tatlı imtihanın acı olur sonu. Acı imtihanın sonu da tatlı olur. Hafif imtihan beklemesinler, ahir zamandayız. Hafif imtihan demek hafif cennet demektir. Hafif aşk demektir. Allah yüksek aşkı istiyor. Ne kadar şiddetli ise imtihan aşk da o kadar yüksektir. Çünkü Allah sonsuza kadar o aşkı görmek istiyor, yaşanmasını istiyor. Kulun yaşadığı aşkı Allah da yaşar. Aynısıyla bilir. Öbür türlü madde kalır geriye. Cennetin köşkleri, dereleri olur akar. Köşkler de durur. Oralar aşk ile süsleniyor. Cennetin süsü aşktır. Zayıf aşk zayıf süstür. Yüksek aşk için yüksek acı, yüksek çile gerekir. Yüksek risk ve yüksek tehlike gerekir. Bunun dışında mümkünü yoktur. Çilenin yüksekliği ile doğru orantıdadır. Sonsuza kadar o aşk ile o insan yaşar. Sonsuza kadar yaşanacağı için Allah imtihan süresi de zaten kısa, çileyi güçlü tutar. Çileye itiraz olmaz. Aşk ehliysen çok yüksek bir aşka sahipsen şiddetli imtihan senden ayrılmaz. Onu istememen diye bir şey olmaz. Yüksek aşk, yüksek çileyle beraber hareket eder ama basiretin ferasetin kapalıysa, aklın kapalıysa, aşkın cılızsa imtihanın da cılız olur zaten. Güçsüz bir imtihan olur.

Allah’ın sanatını tabii çok iyi takip etmek lazım. Anlatımını akılcı yapmak lazım. Öğretmen edası ile anlatmak değil de hayret makamında anlatmak lazım. Şaşkınlıktan şaşkınlığa, hayretten hayrete düşerek.

 

KABADAYILIK ALLAH'IN SEVDİĞİ BİR GÜZELLİKTİR. BİZ PEYGAMBERLERİ VE SALİH MÜMİNLERİ HEP ÇİLELERİ İLE SEVERİZ

İnsanın fıtratında var mesela destan adamları hep şanlı geçmişi ile sevinç ile anılır. Yusuf (as) dedin mi hep hapis akla gelir. Halbuki hayatında belirli bir dönem, yedi yıllık bir dönem yaşamış. O dönemler akla gelmiyor. Sadece o hapis dönemi ile o seviliyor. Mesela Hazreti Ali (ra) dedin mi hep kabadayılığı esastır. Hep kabadayılığı akla gelir. İşte o Hayber’in kapısını sökmesi, on yedi yerinden yaralanması o akla gelir. Mesela on yedi yerinden, bir yerinden yaralanmanın verdiği sevinç ayrı, on yedi yerinden yaralanmanın verdiği sevinç ayrı. On yedi yerinden yaralandığı için büyük bir coşku ile seviyoruz. Bir yerinden yaralandı deseler ona ait bir sevinç olurdu. Ama on yedi yer demek tam kabadayı delikanlı demektir. Hayber Kalesi’nin kapısını sökmesi o meydana gelen adrenalin, sevgi muazzam. Mesela Hazreti Ebubekir (ra) o devrin trilyoneri. Yani binlerle devesi falan var. On binlerce koyun, öyle çok zengin. Bütün mallarını Resulullah (sav)’a veriyor tamamını. Beş kuruşu yok. Hepsini veriyor yani. Zerre endişe etmiyor benim malım mülküm kalmaz, ne olur falan demiyor hiç. Zenginlikteki itibarım kalmaz da demiyor. Fakir bir insan oluyor. Bütün malını mülkünü veriyor. Hazreti Ebubekir (ra) de mesela yaşlı haline rağmen kabadayıdır. Bilinmez o kadar.

Mesela Hz. Musa (as) hep çilesi ile Kuran’da Allah hep çilesini anlatır, rahatlığını hiç anlatmıyor dikkat ediyor musunuz? Hep çilesi anlatılır. Bir tek Hz. Süleyman (as)’ın rahatlığı anlatılır. Hep çile hep çilesi, çünkü çilesi ile biz onları seviyoruz. Hz. Süleyman (as)’ı da akıllı ve nüktedan olması ile çok seviyoruz. Şakacı, akıllı ve nüktedandır. Mesela Hazreti Hamza (ra) da ünlü kabadayılardandır. Kabadayılık hep Cenabı Allah’ın sevdiği bir güzellik. Mesela Eyüp (as); yani bir insanın ona tahammül etmesi mümkün değil. Muazzam çile çekiyor. Felaket felaket üstüne bela bela üstüne hiç çıtını çıkartmıyor. Sadece zikredemeyecek hale geliyor Allah’ı, “Ya Rabbi seni zikredemeyecek hale geldim bana medet” diyor. Zikredebilmek için. Allah bak nasıl seviyor Hz. Eyüp (as)’ü? Çünkü aşkın adeta kitabını yazmış. Aşık öyle olur. Ne oldu bak ondan sonra kaç nesil geçti değil mi? Sabrına karşılık. Hasan (ra), Hüseyin (ra) mesela onlar Kerbela’da gösterdikleri yiğitlik kabadayılık. O çile, Allah onları aç ve susuz imtihan etti. Şahadet ile imtihan oldular.

 

HER GÖRDÜĞÜMÜZ GÖRÜNTÜ GERÇEK DEĞİLDİR. BU ALLAH'IN BİR SIRRIDIR

Senin beyninde her gördüğün görüntü gerçek olmaz.  Senin üstündeki perde kalksa var olanlarla olmayanları bir görsen ‘Aa ne kadar azmış’ dersin. Birçok varlık sana varmış gibi gösterilir. Bu bir sırdır yani ledün ilminin sırrıdır hatta ayette ona dikkat çekiliyor “Size çok gösterildi” diyor.  Çok olmadıkları halde çok gösterildi diyor. Bu Allah’ın bir uygulamasıdır, dolayısıyla sen bebeğin imtihan olduğunu düşünüyorsun, bebek zaten imtihan olmaz. Bebek vildan olur ahirette ve o olayı da hiç kimse hatırlamaz ama tabii vildan olunca da belirli bir şuur boyutunda olmuş oluyor. Cehennemde mesela feryat edenler var bas bas bağırıyorlar sonsuza kadar ama ölü. Fakat sen onu bilemeyeceksin hiçbir zaman için. Kuran sadece ona işaret etmiş.

 

HZ. ALİ'YE MEHDİ ONUN SOYUNDAN ÇIKACAĞI İÇİN ARSLAN LAKABI VERİLİYOR

Arslan mesela arslan sembolü Mehdi (as)’yi temsil eder. Resulullah (sav) Allah’ın arslanı diyor Hz. Ali (ra)’ye çünkü Mehdi (as) onun soyundan çıkacağı için, Mehdi (as)’nin lakabı da arslan olduğu için Hz. Ali (ra)’ye Allah’ın arslanı diyor.

 

MÜNAFIKLAR SÜREKLİ MENFAAT HESABI YAPARAK YAŞAR

Münafık hakikaten muhasebeci gibidir. Düşünür taşınır, düşünür. Müslümanların yanından gidiyor, yine muhasebe yapıyor; "Acaba geri mi dönse yoksa küfürden yana mı olsa?" Bir de onların o nekahat devresi vardır, münafıkların içe kapalı. Ne küfre gidiyor ne Müslümanların yanına gidiyor. Yalnız kalır böyle bir manyaklık dönemi vardır. Sonra sapıtır yine küfre gider. Sonra Müslümanlara saldırmayı düşünür. Yani öyle bir cinnet halindedir münafık.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (1 Eylül 2016; 22:00)

 

ALLAH'IN SANATINI BİLMEK ÇOK HAYATİ BİR KONUDUR. ALLAH'IN SANATINI BİLMEK, HAFIZADA TUTMAK VE HAYRETİNİ YAŞAMAK İÇİN DUA ETMEK GEREKİR

Allah’ın sanatını bilmek çok önemli, hayati bir konudur. Allah’ın istediği temel konulardan birisi odur; sanatının bilinmesi. Çünkü sanatı olacak, sanatını bilmeyeceğiz, çok korkunç olur. Sanatını bilmek, hafızada tutmak, o çok önemli. Allah’a dua etmek lazım onun için. Hafızada tutmak ve hayretini yaşamak. Hayretini yaşamıyorsa insan hastadır. Mutlaka hayretini yaşamak lazım. Sanatını bilip hayretini de yaşarsan, iman sarhoşluğu içinde yaşarsın. İman sevinci içinde yaşarsın. Bu çok önemli.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (28 Ağustos 2016; 20:00)

 

ATOMDAKİ, MOLEKÜLDEKİ AKIL ÇOK ŞAŞIRTICI. DECCALİYETİN BÜYÜ ETKİSİ NEDENİYLE İNSANLAR NEFES KESİCİ HARİKALARI NORMAL KARŞILIYOR

Allah’ın sanatını unutmamak çok önemli. Ona çok dikkat etmek lazım. Çok müthiş özen var insanın yaratılışında. Mesela hücredeki özen, kromozom, kofullardaki akıl, atomdaki akıl. Onun üstünden geçiyorlar yani o da ayrı bir şeytanın oyunu. Çünkü molekülün aklının, kıyaslanamayacak derecede insan aklından üstün olduğu anlaşılıyor. Molekülde nefes kesecek bir akıl var. Bunu bir şekilde insanların dikkatinden kaçırmayı bir nevi büyü ile başarıyorlar, hipnozla. Sıradan bir insana bunu anlatsan aklı gider. Kromozomlardaki moleküllerin aklını görse. Çünkü molekül çok küçük bir şey, kapsamlı bir şey değil ama insan beyninden daha gelişmiş. Ama hücre içindeyken bu aklı gösteriyor. Serbest olarak bu aklı göstermiyor. Onun mükemmelliğini ve şaşırtıcılığını, şok edici yönünü deccal büyü ile insanların kafasından siliyor. Beyni adeta uyuşturuyor. Beyne akıl almaz bir güçle etki ediyor. Yoksa insanlar şok olur yani molekülün aklını gördü mü. Çünkü alıyor sırtına parçayı alıp götürüyor. Arkadaşı geliyor bak simsiyah karanlık bir alemde. Ya diyor, burada bir parça var, bozuk bu diyor. Bunu sökelim arkadaş, bize yardım edin diyor. Adamlar iki taraftan çekiyorlar ayırıyorlar o bozuk parça oradan özenle sökülüp çıkarılıyor. Sonra hemen diyorlar ilgili parçayı getirin. Koful mitokondri her şey devreye giriyor. Özel olarak imal ediliyor, alakasız bir yerden alıp getiriliyor imal edilmiş parça. Açısı, konumu, oturtuluşu, şekli tamamen orijinal olmak şartıyla oraya yerleştiriliyor, kontrol ediliyor. Sonra kapatın diyor kapatıyor. Şimdi bunu yapan molekül. Bunu anlatırken biyoloji dersinde insanlar bunu böyle böyle yapıyor diyor. İyi güzel diyor. Bu nefes kesen bir büyü ile elde ediliyor. Çok şaşırtıcı bir büyü ile. İnsan beyni buna böyle reaksiyon göstermez normalde. İnsan beyni şoka girer bunda. Sanki uyuşturucu verilmiş gibi çok yüksek dozda uyuşturucu verilmiş gibi insan beyni uyuşuyor ve bu akıl almaz hayretler içinde kalacağı, şoka gireceği mükemmelliği alelade görüyor. İşte şeytanın yaptığı büyü bu, deccaliyet. Mesela kafayı boş şeylere ayırttırıyor. Maç, kavgalar, günlük siyasi çekişmeler, büyüklük özlemi. Asıl harikalardan hayret edici yönlerden insanların dikkatini kaçırtıyor.

 

CENAB-I ALLAH İLE HAYRET MAKAMINDA SÜREKLİ BAĞLANTIDA OLMAK LAZIM, ŞAŞIRMA VE HAYRET MAKAMINDA

Allah’ın her yaptığı şey acayiptir, şaşırtıcıdır. O hayret makamından hiç çıkılmaması lazım. Sürekli şaşıracaksın. Şaşırmamızı engelleyen, insanların şaşırmasını engelleyen deccaliyettir, şeytandır. Beyninin şaşırma gücünü inhibe ediyor etkisiz hale getiriyor. Mesela bomba patlıyor değil mi insan heyecanlanır. Çok sakinse ne diyorlar şoka girdi diyorlar. Karşısında adamlar öldürüyorlar. Bomba patlıyor eli yüzü yırtılıyor falan. Akıl almaz sakin oluyor. Nasılsın diyor, iyiyim diyor. Ne oldu buna diyorlar, şokta diyorlar. İptal yani normal reaksiyon gösteremiyor. İnsanları da işte şeytan, deccaliyet şoka soktu. Şokta insanlık. Darwin diyor ki “tesadüfen yaratıldınız” diyor. Amenna kabul ettik deyip secdeye gidiyorlar, kabul ediyorlar. Her şey tesadüf diyor. Bütün meyveler, portakallar, elmalar, kavun, karpuz, kiraz, mandalina, insanlar, hayvanlar bütün alem her şey tesadüfen oldu diyor. Kromozomlar çekirdek. Amenna ve saddakna kabul ettik diyorlar şeytana. Bilmeden, farkına varmadan bunu diyorlar. İşte bunu yıkacak olan da Mehdiyet.

 

FİL SURESİ'NDEN DECCALİYETİN MAĞLUBİYETİNE İŞARET EDEN AYET

“Rabbin fil sahiplerine neler yaptığını görmedin mi?” (Fil Suresi 1) Şeytandan Allah’a sığınırım. Elem tere keyfe fe'ale rabbüke biashâbilfîl. Ebcedi 2019 yapıyor. Fil sahipleri. Fil İngiliz derin devletinin sembolüdür biliyorsunuz, sembollerindendir. Fil sahiplerine demek ki çok büyük bir darbe gelecek.

1440 tarihini veriyor Fil Suresi’nde yani 2019, demek ki fil sahipleri çökecek 2019’da. Yani İngiliz derin devleti. İngilizler Müslümanları o devirde fillerle ezdiler. Kuran’da da Fil Suresi’nde dikkat çekilmiştir biliyorsunuz. Cenab-ı Allah 2019 tarihini vererek Fil sahiplerine büyük bir tokat geleceğini müjdeliyor.

 

DECCALİN EN BÜYÜK GÜCÜ MÜNAFIKLARDIR

İngiliz derin devleti münafıkları kullanarak İslam alemini esir ediyor. Deccalın en büyük gücü, münafıklardır. Deccalın ordusu münafıklardan oluşur. Yani geniş çaplı münafık kullanır. Münafık da şeytanla bağlantılı olduğu için çok keskin ve yırtıcı bir güç elde ediyor. Çünkü her münafığa şeytan hulul eder. O zaman şeytanın zekasını kullanıyor. Deccal şeytani zekaya sahip büyük bir ordu oluşturuyor, münafıklardan oluşan bir ordu.

 

TARİH BOYUNCA DERİN DEVLETLER MÜNAFIKLARI KULLANMIŞ VE DESTEKLEMİŞTİR

Münafıklık Peygamberimiz (sav) zamanında da Peygamberimiz (sav)’den sonra da acayip güçlüydü. Derin devletler münafıkları çok kapsamlı kullandıkları ve destekledikleri için onlar da yayılma istidadını rahatça buldular. Mesela; Roma derin devleti destekledi, Mısır derin devleti destekledi tarih içerisinde. Nimrot, Nemrut destekledi, Hz. İbrahim (as)'e karşı münafıkları organize etti. Resulullah (sav) zamanında da Roma derin devleti vardı, onlar çok organize ettiler. Yani direkt bir müdahale olmadı ama önemli görmediler. Fakat muazzam elemanları vardı, mesela 900 kişiden 300 kişi münafık. Çok vahim bir durum. Mesela Hz. Hasan (ra), Hüseyin (ra)'i şehit edenler hep münafıklar. Ömer (ra)'i şehit edenler, Ali (ra)'yi şehit edenler, Hz. Ali (ra)'yi, hep münafıklardır ve Allah adına yapıyorlar yaparken de. Derin devlet hep şeytanın emrinde olan güç olarak kendini göstermiştir.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (27 Ağustos 2016; 22:00)

 

DUA OLMADIĞINDA İNSANIN AKLI GİDER. DUAYA ÇOK ÖNEM VERMEK LAZIM

Dua bir seferde böyle uzun dualar değil de kısa kısa dualar da çok güzeldir. Ama duayı hiç unutmamak lazım. Dua çok hayati bir konudur. Özel sırrı vardır duanın. Dua olmadığında insanın aklı gider Allah esirgesin. Aklına zayilik gelir. Dua çok hayatidir yani insan dua ile ayakta durur. Allah duayı vesile eder. Duaya çok önem vermek lazım.

 

"DİNDE ZORLAMA YOKTUR." BU, ALLAH'IN HÜKMÜDÜR. BU AYET AYNI ZAMANDA LAİKLİĞİN EN GÜZEL ÖZETİDİR

Şeytandan Allah’a sığınırım Bakara Suresi 256. ayet “Lâ ikrâhe fîd dîn” Dinde zorlama yoktur. “La ik” bak, la ik . Kuran’da. Görüyor musun; laik. Ayet öyle başlıyor, laikle başlıyor. “lâ ikrâhe fîd dîn” Dinde zorlama yoktur. Bu zaten laikliğin kısa özetidir bu ayet. Laik kelimesiyle başlıyor Kuran’da. Biz diyoruz ki Kuran’da var laiklik diyoruz, kelime olarak da var. Laik kelimesiyle başlıyor ayet. Laik alenen açık. “Lâ ikrâhe fîd dîn dinde zorlama yoktur.” Laikliği özetle deseniz en mükemmel özeti budur. Dinde zorlama olmaması. Herkesin özgür olması. İsteyen Hristiyan olur, isteyen Müslüman olur, isteyen de dinsiz olur.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (26 Ağustos 2016; 22:00)

 

AKLI ZAYIF OLANLAR İMAN EDENLERİN İMTİHANI İÇİN ÖZEL YARATILIYOR, BELKİ DE AHİRETTE BİR KISMININ SADECE GÖRÜNTÜ VARLIK OLDUĞUNU ANLAYACAĞIZ

Beyni gelişmiş, aklı gelişmiş, derinliği güçlenmiş Allah tarafından onlara bu güç verilmiş insanlar, Allah’la bağlarını alabildiğine güçlendiriyorlar. Allah’a sevgilerini alabildiğine güçlendiriyorlar. Allah’tan korkularını alabildiğine artırıyorlar. Cennetteki makamları gittikçe gelişiyor. Aklı zayıf olanlar da özel yaratılıyor. Belki de ahirette onların olmadığını göreceğiz, bir kısmının. Yani bize imtihan olarak gösterilmiş hayalet insanlar olduklarını anlayacağız. Çünkü Allah diyor ki; “Onlar ölüdürler.” Ölüyse ölüdür zaten. Ölü nedir? Yok hükmündedir. Hayal ve görüntü olarak sonsuza kadar kalır ama ruhu yok. Var olan bir şey sonsuza kadar yok olmaz. Var olan hiçbir şey yok olmaz. Sadece insanın hatırlamak istemediklerini Allah hatırlatmıyor ahirette. O kişiye ve etrafındaki hiç kimseye geçmişinde olan, hoşuna gitmeyecek bir şey hatırlatılmıyor Allah tarafından.  Ama hiçbir şey sonsuza kadar kaybolmaz. Görüntü, resim, böcek, kuş, toz... Mesela pencerenin kenarında çok küçük bir toz parçası düşünün, ufak; sonsuza kadar kaybolmaz. O küçük toz parçasının içerisinde bir uzay olur, bir alem olur. Sen onu çok küçük diyorsun ama onun içinde yaşayan evrene bir git sen, o toz parçası bir başkası için bir gemidir, bir başkası için uçsuz bucaksız bir evrendir, bir başkası için galaksileri içinde barındıran bir yapıdır, bir başkasına göre hiç yoktur, bir başkasına göre atom kadar küçüktür. İzafidir bunlar, hepsi.

 

TEBLİĞDE GÜZEL VE ETKİLEYİCİ İNSAN KULLANMAK PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SÜNNETİDİR. HZ. SÜLEYMAN DA TEBLİĞDE İHTİŞAM VE ZENGİNLİK KULLANMIŞTIR

Tebliğci insanın güzel olması Peygamberimiz (sav)’in sünnetidir. Peygamberimiz (sav) mesela İstanbul’a tebliğ için Hazreti Dıhye’yi göndermişti. Resulullah (sav)’a benziyordu, yani yakışıklılığı kahredici bir yakışıklılıktı. Hazreti Dıhye İstanbul’a geldiğinde tebliğe, Bizans’ın kadınları böyle bellerine kadar sarkarak pencerelerden sokaklara döküldüler. Bütün Bizans böyle yıkıldı adeta. Huneyn’e geldiğinde, üstünde çok pahalı bir cübbe var, çok yakışıklı ama nefes kesici. Hanımlar çok beğeniyorlar yani görünümünü nefes kesici buluyorlar. Tebliğde de çok başarılı oluyordu. Osmanlı’da da bu gelenek devam etti. Hazreti Süleyman (as) da kendi sarayında görevli olan bütün delikanlıları hep çok yakışıklılardan seçiyor. Hizmetli olan hanımların da hepsi çok çok güzel oluyorlar ve çok şık giydiriyor. Sebe Melikesi Belkıs geldiğinde nefesi kesiliyor, onu çok övüyor zaten.  Yemek takımlarını, yemeğin mükemmelliğini, binanın ihtişamını, mobilyalardaki güzelliği, kakmaların güzelliğini, kaplamaların güzelliğini, hayvanları, kuşları, hizmetçilerin kıyafetlerini ve insanların güzelliğini öve öve bitiremiyor Sebe Melikesi. Hazreti Süleyman (as) çok şakacı bir peygamberdi. Sırf şaka yapmak için havuz yaptırıyor, aynısıyla havuz.  Yani derin bir havuz görünümünü net vermiş, dalgalanması falan her şeyi tam. Şu an o teknolojiyi yeni yeni yakalıyorlar.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (24 Ağustos 2016; 22:00)

 

KURAN'DA “HADİS” KELİMESİNİN GEÇTİĞİ AYETLERDEN AHİR ZAMANA İŞARETLER

Yusuf Suresi, 6.ayet: Şeytandan Allah'a sığınırım “Böylece Rabbin seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek...” [Yusuf Suresi, 6] . Allah Hazreti Yusuf (as)'a: Ve işte böylece Rabbin seni seçecek ve hadislerin tevilini yorumunu sana öğretecek diyor. Ve kezailike yectibike Rabbüke ve yuallimuke min tevilil ehadis; Hadislerin tevilini Allah sana öğretecek diyor. Şimdi bu Mehdi (as)'ye de bakan bir ayet. Demek ki Mehdi (as) de hadislerin tevilini çok iyi bilecek. Hadis; haber, bilgi, Peygamberimiz (sav)'den gelen bilgiler. Ve işte böylece ona (Hazreti Yusuf'a) hadislerin tevilini yorumunu öğretelim diye Yusuf (as)'u yeryüzüne yerleştirdik. Kezailike mekkana li Yusufe fil ardı veli muallimehu min tevili ehadis. Hadislerin tevilini, yorumunu Allah Hazreti Yusuf (as)'a öğretmiş. Demek ki Mehdi (as)'ye de öğretecek. Lekat kane fi kasasihim ibratun li ulil elbab mekane hadisen. Şeytandan Allah'a sığınırım, “Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kur'an) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.” [Yusuf Suresi, 111] "Andolsun ki onların kıssalarında Ulu'l elbab için ibret vardır" Yani iyi bilenler için bir ibret vardır. Uydurulan bir hadis değildir yani uydurma bir hadis değildir.

 

AHİR ZAMAN HADİSLERİ BİR BİR ZAHİR OLUYOR

"Türk, Fırat üzerine hızla yürür." diyor. Yevmü'l Halas, Sayfa 583. Şu an olan olay, Mehdi (as) devrinde. "Türk, Fırat üzerine hızla yürür." Bin yıllık eser, orada geçiyor. "Sanki onlar kuşlardan debbelere binmiş, Fırat üzerine saf saf dizilmişler." F104'ler, F16'lar... "Sanki onlar kuşlardan debbe" Debbe; hareket eden varlık. Kuşlardan sanki diyor, uçak değil mi bu? Binmiş olarak ve saf saf yan yana dizilmiş olarak o yöne doğru akarlar diyor. "Türk, Fırat üzerine hızla yürür." Hadis diyor. Tam dendiği gibi Fırat üzerindeki Cerablus'a Türk Ordusu şu an hareket etti.

 

KAF SURESİ 2. AYETİNİN AÇIKLAMASI

Kaf Suresi 2. ayet “Ben acibu en ceahüm münzilin minhum fe kalel” şeytandan Allah’a sığınırım “kafirune haza şey’un acib” bak diyor ki ayette “Doğrusu kendilerine içlerinden bir korkutucu, tebliğci, Mehdi gelmesine şaştılar da kafirun ve kafirat dediler ki; bu acib bir şey.” Acip bir insan diyorlar; ayet. Bediüzzaman ne diyor Mehdi için, “Ben” diyor “o ahir zamanın o acib şahsı gibi hiçbir cihette olamam.” diyor. “Ahir zamanın acib şahsı” diyor, ayette bak görüyor musun? Adamlar, Kaf Suresi’nin 2. ayetinde inkarcılar “vel acibu en ceahüm münzilin minhum fe kalel kafiruna haza şey’un acib, doğrusu kendilerine içlerinden bir korkutucu, Mehdi, bir tebliğci gelmesine şaştılar da kafirun ve kafirat dediler ki; bu acib bir şey, acib bir insan.” Bediüzzaman sözüne tam uygun.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (23 Ağustos 2016; 18:00)

 

HADİSTE “TÜRK AHİR ZAMANDA FIRAT ÜZERİNE YÜRÜR” DİYE GEÇİYOR

Peygamberimiz (sav) “Türk ahir zamanda Fırat üzerine yürür.” diyor. Demek ki hadise göre Fırat’a yönelik bir operasyon olacak. “Sanki onlar kuşlardan debbelere binmiş, Fırat üzerine saf saf dizilmişler.” Yani bu kuşlardan debbe demek; debaib, debebe, hareket eden varlıklar. Kuş gibi uçan varlıklara binmiş. Fırat üzerine saf saf dizilmiş; yani saf saf Fırat’ın üzerinde uçacaklar diyor. Debib; hareketlenen, debelenen varlık demektir. “Sanki” diyor bak, “kuş gibi varlıklara binmiş, Fırat üzerine saf saf dizilecekler” diyor. Yani Fırat’ın üzerinde uçacaklar. Şimdi Mehdiyet’e sen nasıl inanmayacaksın? Çok net değil mi? “Ve Türk” diyor, “Fırat’ın üstünde.” Gayet net. “Sanki” diyor bak, “onlar kuşlardan debbelere binmiş, Fırat üzerine saf saf dizilmişler” diyor. Uçaklar saf saf uçuyorlar ya. Debib, debbabe işte hareketli cisimler için kullanılıyor. Ama kuş gibi, ne bu? Uçak tabii.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (21 Ağustos 2016; 16:00)

 

MÜNAFIKLAR NEDEN KÜFRÜN İÇİNDE YAŞAMAZ?

Şimdi küfrün içinde adam küfrünü nasıl ifade etsin? Münafığın arzusu küfrü ifade etmek. Yani küfürden küfre haber taşıyamayacağına göre, küfrün içinde küfrü yayamayacağına göre. Küfür onun için nötr bir yerdir. Yani faaliyet yapabileceği bir yer değildir. Şeytani faaliyet yapabilmesi için iman ehlinin içinde olup ehli imanı bozmak, onları rahatsız etmek, zarar vermek, casusluk yapmak, şeytana yardım etmek için gereken ortam ne? Müslümanların içidir. Müslümanların içerisinde faaliyet yaptığında şeytani haz alabilir. Küfrün içinde şeytani haz alamaz. Onun için şeytani düşünceden dolayı direkt küfrün içine de girmiyor. Münafıklar ayrı bir kavim olarak yaşarlar. Mesela Müslümanlar birbirini seviyor, bu sevgiyi bozmak ister münafık. Ama küfür zaten birbirini sevmiyor ki onu bozmaya çalışsın. Yani küfür nihayetinde, onu tatmin edecek bir şey yok. Yani şeytani eylemini yapacak, şeytanın emrini yapacak ortam yok. Çünkü şeytanın sözünü dinlemesi için şeytanın hedefine yönelmesi gerekiyor. Şeytanın hedefi neresi? Müslümanlar. Küfür değil ki hedefi şeytanın. Müslümanlar. O zaman şeytanın sevkiyle ve ilhamıyla, vahyiyle Müslümanların içine yerleşiyor. Verem mikrobu gibidir. Müslüman bünyeyi çürütmeye çalışır. Ama Müslüman da tabii adeta ona karşı bir savunma sistemi geliştirir ve bünyesi güçlenir. Yani ona karşı Müslüman bedenini korurken kendi bünyesi güçlenir. Şeytan ona “küfrün içine git” demez. Müslümanları bozmak hedef olduğu için “Müslümanların içine git” der. “Müslümanların içinde kendini gizle” diyor. “Sezdirme. Senin aklına, zekâna ihtiyaç yok. Ben sana zaten aklı vereceğim” diyor şeytan. “Nerede nasıl eylem yapacağını, nerede ne pislik yapacağını ben sana söyleyeceğim” diyor. Allah diyor ya “vahyeder” diyor. Münafığı böyle bir elektromanyetik alan gibi kaplar şeytan.

 

MÜNAFIKLARIN ŞEYTANİ ELEKTRİĞİ HEMEN HİSSEDİLİR. ANCAK KENDİLERİNİ KALİTELİ, GÖRGÜLÜ, BİLGİLİ GİBİ GÖSTERDİKLERİ İÇİN AVAMDAN OLAN İNSANLAR BUNA ALDANIRLAR

Münafık bir yere girdiğinde hemen Müslümanlar onun elektriğinden anlarlar. Mesela buraya gelse bir münafık hemen anlarsınız elektriğinden. Şeytani elektriği, anlaşılan bir mahlûktur. Ama çok zeki olduğu için, şeytani zekâya sahip olduğu için kendini çok ustaca Müslüman, kaliteli, akıllı, dürüst, derli toplu, düzgün bir insan gibi gösterir. Hâlbuki gerçeğinde pis, dinsiz, alçak, kahpe, kalleş, haysiyetsizdir. Ama münafık dışarıya karşı çok düzgün gösterir kendini. Onun için halk avam genellikle hayran olur münafığa, anlayamazlar. Mesela Resulullah (s.a.v.) devrinde on dokuzla ilgili Kuran’ın mucizesini gördüğü halde iman etmeyen münafığa hayranlardı. Onu seçip oraya gönderiyorlar. Diyorlar, “en akıllımız bu gitsin. En kültürlü, en akıllı bu” diyorlar. En entellektüel o devrin üslubuyla. Yani şu anki entellektüel modern ismi, o devrin işte Arapça karşılığı neyse o anlamda. Müthiş kinli, Kuran’a kinli, Peygamber (s.a.v.)’e kinli, Allah’a kinli. Ama baktığında çok dürüst, çok efendi, lafını sözünü bilen, görgülü bir insan, kaliteli bir insan. Mesela yemeyi içmeyi biliyor. Oturup kalkmayı biliyor. Öyle gibi gösteriyor. Ama batınında son derece pis, alçak ve karaktersiz olur.

 

MÜMİNLERE BİR NİMET ULAŞTIĞINDA MÜNAFIKLARIN YÜZÜ SİMSİYAH KESİLİR

Bak, münafıklar için diyor ki Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Bunları bir zillet sarıp kaplar. Onları Allah'tan (kurtaracak) hiç bir koruyucu yok. Onların yüzleri, sanki bir karanlık gecenin parçalarına bürünmüş gibidir.. (Yunus suresi, 27) .Münafıklarda öyle bir surat oluyor. Müslümanlara nimet geldiğinde münafığın yüzünü bir seyredin. Yani münafığı en iyi teşhis edeceğiniz anlardan birini söylüyorum. Bir mümine veyahut mümin topluluğuna bir nimet geldiğinde münafığın yüzüne bir bakın. Yahut münafık olduğundan şüphelendiğiniz birisinin yüzüne bakın. Hemen anlarsınız yüzü simsiyah olur, çok ızdırap çeker. Müminde nimet parıltısı olur, sevinç duyar değil mi? Münafıkta ızdırap olur. Bak, “nasıl teşhis edeceğiz?” diyorlar. Teşhisin yolunu söylüyorum işte. Bak, mucize istiyorsanız söylüyorum. İsterseniz deneyin. Müslümanlara bir nimet sunun mesela güzel bir topluluğa veyahut bir kişiye bir nimet verin, bir Müslüman’a bir nimet verin. Yüzüne gelen o zillet ve melaneti ibretle göreceksiniz, mucize olarak oluşur. Kurtulamaz ondan. “Yüzü simsiyah kesilir” diyor Allah ayette.

 

MÜNAFIKLAR NİMETE ŞÜKRETMEZ

Münafık nimete şükretmez oradan da anlayabilirsiniz. “Münafığı” diyorlar ya “biz nasıl keşfedeceğiz nasıl anlayacağız?” Alametlerini sayıyorum. Bir nimet geldiğinde “Allah’a şükür, elhamdülillah” demez. Onu zaten hak ettiği kanaatindedir münafık. Yani nimetin gelişini Allah’a bağlamaz. Allah’tan geldiğine inanmaz. Zaten kendi hakkı olarak görür. Onun için şükretmez, hamd etmez. Alamet istiyorsun bak, alamet veriyorum. Elle tutulur alamet. Bana soruyorlar ara ara, “nasıl anlayacağız?” diyor. Çok elle tutulur deliller söylüyorum. Nimet geldiğinde nimete şükretmez. Kusur bulur nimette daha da olmazsa. Veyahut rahatsızlanır müminlere nimet geldi diye. Kendine de nimet sunulduğunda şükretmez, Allah’a hamd etmez. Yani şükür ehli değildir. Kuran’da bu başka ayetlerde de defaatle vurgulanıyor, hamd etmeyecekleri, şükretmeyecekleri.

 

MESNEVİ’DE YILAN, KAPLUMBAĞA VE KİRPİ HEP BÖYLE GİZEMLİ, ÖZEL KONUŞMALARDA SEMBOL OLARAK KULLANILIYOR

Bak, diyor ki Mevlana Rumi, “şeytan kirpinin kafasına benzer, kirpi avcıdan -kötü avcıdan yani aleyhine olan avcıdan- ürker ve büzülür ve başını gizler. Kendini sezdirmez” diyor “Kirpi. Fırsatını bulunca başını çıkarır.” Bak, “fırsatını bulunca başını çıkarır.” Kaplumbağayı da detaylarıyla anlatıyor, yılanı detaylarıyla anlatıyor. Sembol olarak kullanıyorlar.

 

ŞEHİTLER AHİRETE KENDİ BEDENLERİ İLE GİDER. BİZE MEZARDA OLARAK GÖSTERİLEN BEDEN GERÇEK BEDENLERİ DEĞİLDİR

(Şehitlerimizin) ruhları şu an cennette. Ama ruh diyoruz biz ona, çünkü bedeni burada duruyor ya. Fakat beden diye gösterilen beden gerçek bedenleri değil. Yani mezardaki bedeni beden değil. Asıl bedeni cennette. Bize ölü beden gibi gösteriliyor. Yani kendi bedeniyle gidiyor doğrudan. Mesela ölü, ruh olarak gidiyor. Ama şehit bedenle gidiyor, bedenlenmiş olarak gidiyor.

 

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top