Adnan Oktar'dan İlk Kez Duyulan Açıklamalar



1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (20 Ağustos 2016; 19:00)

 

FİL, İNGİLİZ DERİN DEVLETİNİN KULLANDIĞI SEMBOLLERDEN BİRİDİR. İKİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA YAPTIKLARI KATLİAMLARDA FİLLERİ KULLANMIŞLARDIR

İngilizler 2. Dünya Savaşı’nda filleri kullanıyorlar, Ebrehe’nin ordusu gibi, Müslümanlara karşı kullanıyorlar. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla.  Şeytandan Allah’a sığınırım: “Rabbinin fil sahiplerine neler yaptığını görmedin mi?” [Fil Suresi, 1] “Onların 'tasarladıkları planlarını' boşa çıkarmadı mı?” [Fil Suresi, 2] Fil sahipleri şu an işte İngiliz derin devletinin sembolü olan fil. Bak, “Rabbinin fil sahiplerine neler yaptığını görmedin mi?” İngiliz derin devletinin sembollerindendir fil. Geniş çaplı Müslümanlara karşı fil kullanıldı 2. Dünya Savaşı’nda. Hatta Laos ve Siyam’da hakimiyeti olduğu için İngilizlerin orada bayraklarına fil sembolü koydular yani İngiliz derin devletinin damgası olarak. “Rabbinin fil sahiplerine neler yaptığını görmedin mi? Onların 'tasarladıkları planlarını' boşa çıkarmadı mı?” Yani İngiliz derin devletinin planlarını boşa çıkarmadı mı? “Onların üzerine ebabil (sürü sürü) kuşlarını gönderdi.” [Fil Suresi, 3] Ebabil; şu an melekler ve cinler olarak düşünebiliriz. “Onlara 'pişirilip-sertleştirilmiş balçık taşları' atıyorlardı;” [Fil Suresi, 4] “Sonunda onları, yenik ekin yaprağı gibi kıldı.” [Fil Suresi, 5] Yani ekin yaprağı gibi kuruyup gittiler yok oldular.

 

MESNEVİ'DE DE FİL SEMBOLÜ VARDIR. İNGİLİZ DERİN DEVLETİ "HER YERDEYİZ AMA BİZİM NE OLDUĞUMUZU ANLAYAMAZSINIZ" ANLAMINDA BU SEMBOLÜ KULLANIR

İngiliz derin devleti bu sembolleri geniş çapta kullanır. Mesnevi’de de geçer fil, fil sembolü anlatılır. Filin karanlıkta hareket ettiği ama insanların fili fark edemediği. Bir ahıra getiriyorlar fili, filin kulağına biri dokunuyor, biri bacağına dokunuyor ama hiçbiri anlayamıyorlar fili. Biri diyor ki “masa” biri diyor ki işte başka bir şey, biri başka bir şey ama halk anlayamıyor fili. Yani nasıl İngiliz derin devletini anlayamıyorlar, değil mi? İçeri girdiği halde, küçük küçük parçalarını gördükleri için fark edemiyorlar. Orada temsillerle anlatmış. Ama anlayanın anlayacağı şekilde. Ama İngiliz derin devleti bu tarzda bunu yorumluyor. “Biz fil gibiyiz ama fark edemezsiniz bizi. Ayrı ayrı yerlerde olduğumuz halde kimi masa zanneder, kimi sandalye zanneder, kimi bilmem başka şey zanneder ama bizi göremezsiniz.” Bu mantığı işliyorlar.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (19 Ağustos 2016; 09:00)

 

BAZI FİLM VE DİZİLERDE GİZLİ OLARAK İNSANLARIN SÖZDE İLAH OLDUKLARI PROPAGANDASI YAPILIYOR, BÖYLECE İNSANLARI KUL OLMA VE TEVAZULU OLMAYA DEĞİL DE KİBİRLİ OLMAYA YÖNELTEN, HAŞA İLAH OLDUKLARINA İNANMAYA YÖNELİK BİLİNÇ ALTI TELKİN VERİLİYOR

Avatar, Game of Thrones, Harry Potter, Star Wars, Thor, X Man, Yüzüklerin Efendisi… Bunların hemen hemen hepsinde insanların ilah olması propagandası yapılıyor. Yani Allah olmaları propagandası yapılıyor. Buna çok dikkat etsinler. Özellikle çocukluk yaşlarından itibaren çocukları böyle enaniyete ve büyüklük hissine doğru çekiyorlar. Yani kul olma, mütevazı olma değil de Allah olma hâşâ Allah’tan büyük olma düşüncesine doğru çekiyorlar. Bu da deccaliyetin gizli yöntemlerinden birisi olarak dikkat çekiyor. Ama bunu yapanlar tabii bunu bilmeden yapıyorlar. Öğrenenler de çoğu bilmeden yapıyorlar. Buna çok dikkat etmek lazım. Yani kimse deccalın oyununa gelmesin. Çünkü deccal insanlara ilah olduklarını, Allah olduklarını vurgulamak istiyor. Ama birçok sanatçı, yazarlar, birçok sanat erbabı bu oyunlara bilmeden geliyor; çok dikkat etmek lazım.

 

MÜNAFIK, MÜSLÜMANLARDAN HOŞLANMAZ İSLAM'A YENİ KATILAN İNSANLARDAN DA HOŞLANMAZ

Onun en büyük hedefi İslam'a yeni katılan insanlardır. O onu boğar adeta. Onları bir an önce Müslümanlıktan uzaklaştırmak, İslam'dan uzaklaştırmak için çok kanlı azgın salyalı ağzıyla pislik yapmak ister. Onun için münafıklardan Müslümanları, yeni olanlarını uzak tutmak lazım. Çok alçaktırlar yani mutlaka bir fitneyle fücurla onların kafasını ve kalbini eğriltmek isterler. Şeytani yetenekleri olduğu için zarar verebilirler. Böyle pislik mahluklardan yeni İslam'ı öğrenen insanları uzak tutmak hayati bir konudur. Çok dikkat etmek lazım. Veyahut en azından onları uyarmak lazım.

 

MÜNAFIĞIN BEYNİ PİSLİKTİR, BU PİSLİK HEM GÖZLERİNDEN HEM SÖZLERİNDEN ADETA LAĞIM AKAR. AHİR ZAMAN MÜNAFIKLARI EN PİS MÜNAFIKLARDIR

Gözlerinden o lağım akar. Ağzından da lağım akar. Yani konuşmaları da lağımdır bakışları da lağımdır. Beyinlerinin içindeki o lağım gözlerinden ve ağızlarından akar. Yani pisliktir münafık. Ama tabii bazen azılı münafıklar olur, çok uç münafıklar. Bir de ortalı münafıklar olur. Yani münafıklar derece derecedir. Birden bine kadar münafık dereceleri vardır. Ama ahir zaman münafıkları, Mehdiyet devrinin münafıkları tabii özel yaratılmış münafıklardır. Çok gelişmiş, azgın münafık tipleridir. Çok dikkat edilmesi gerekir. Çok zeki olurlar, çok şeytani, yüzsüz, arsız ve dayanıklıdırlar. "Ateşe, cehennem ateşine dayanıklıdırlar." diyor ya Allah ayette. Haysiyetsizliğe, ahlaksızlığa da dayanıklıdır vücudu ondan etkilenmez münafığın. Yanar pişer ama yıkılmaz ondan yine o haysiyetsizlikle devam eder.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (16 Ağustos 2016; 23:00)

 

İNSANLARA FİLMLER VE DİZİLERLE BÜYÜKLÜK VE HAŞA İLAH OLMA TELKİNİ VERİLİYOR. BİLİNÇ ALTI KURGULAMA YAPILIYOR, BUNA KARŞI DİKKATLİ OLUNMALI

İnsanlara ilah olma, ilahlaşma, büyüklük hissi filmlerle de enjekte edilmeye çalışılıyor. Buna çok dikkat etmek lazım. Tevazulu, mütevazı kul olma yerine insanlara ilah olma düşüncesi aşılanıyor ve büyüklük aşılanıyor. Buna bilinçaltı kurgulama da diyebiliriz. Çok dikkatli olmak lazım. Yani kul olma değil de ilah olma hırsı bilinçaltına enjekte ediliyor. Bu, insanları eğlendirerek yapılıyor. İnsanların bilinçaltında ilah olma arzusunu depreştiriyor. Zaten insanların bilinçaltında böyle bir enaniyet duygusu oluyor. Şeytani bir duygudur bu. Onu depreştiren filmler olmuş oluyor bunlar.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (15 Ağustos 2016; 23:00)

 

İMAN HAKİKATLERİNİN SÜREKLİ HAFIZADA TUTULMASI ÇOK ÖNEMLİDİR. ÖBÜR TÜRLÜ NİÇİN MÜCADELE ETTİĞİNİ BİLMEYEN MÜSLÜMAN MODELİ GELİŞEBİLİR

İman hakikatiyle ilgili konular çok hayret verici ama işte hafızada tutmak çok önemli ve hakkıyla takdir etmek. Anlamak, hafızada tutmak ve hakkıyla takdir etmek. Bunu Allah’tan istemek lazım. Çünkü öbür türlü niçin mücadele ettiğini bilmeyen Müslüman modeli de gelişebilir. Sürekli derin iman halinde mücadelenin yapılması lazım. Derin iman terk edilerek yapıldığında sarhoş gibi siyasi mücadele haline gelir. Bu sefer konu hırsa dönüşür. Mesela bakıyoruz her yerde İslam âleminin tamamında terörle şiddetle, kavgayla, bağırıp çağırmakla iktidar olma arzuları var. Darbeyle; sevgiyle değil, merhametle değil. Bin bir türlü İslam anlayışı gelişiyor o zaman.

 

MÜNAFIKLAR ALLAH'IN RIZASININ EN ÇOĞUNU ARAMAZ. DİNİN SADECE KENDİ MENFAATLERİNE UYAN KISIMLARINI KABUL EDERLER

Tarihin yazdığı en azgın münafıklar da ahir zamanda zuhur ediyorlar yani Hz. Mehdi (a.s) nasıl zuhur ediyorsa, deccal nasıl zuhur ediyorsa münafıkların da en azgınları ahir zamanda zuhur ediyor. Bir insan niçin Müslüman olur? Allah için Müslüman olur, iman için. Tercihini nasıl yapar? Her şeyde Allah’ın rızasının en çoğunu arayarak yapar. Ama münafıklar İslam’ın kendilerine faydalı olan kısımlarını kullanıp çıkarlarına uygun olmayan kısımları da kabul etmezler. Onun için mesela bir Müslüman’ın yanına yanaşır, Müslüman kız mesela onun dindarlığının, efendiliğinin farkındadır. Ama kendi fuhuş yapmak ister, kendi ahlaksızlık yapmak ister ama o hanımın dindar ve mukaddesatçı olmasını, namusuna titiz olmasını ister ama kendisinin namussuz olması konusunda kararlıdır. Bayanlarda da oluyor mesela erkek ona sadık olacak, sözünü dinleyecek, gayri meşru ilişkide bulunmayacak. Başka? Allah’ın rızasının en çoğunu aramayacak. Onu hedefleyecek. Yani onu ilahlaştıracak. Bütün derdi günü o olacak. Hayvan besler gibi onu besleyecek, bir münafığı besleyecek. Münafığın amacı ne oluyor? İşte o Müslümanı alsın kendilerine ömür boyu hizmetçi kılsın. Dışarı götürsün, gezdirsin, yedirsin içirsin ama kendine de sadık olsun. Kendi? Kendi her türlü haltı karıştırsın. Fuhuş yapsın, ahlaksızlık yapsın, İslam’ın hükümlerini hiçe saysın, Allah’ın rızasına önem vermesin, İslam’ı Kuran’ı menfaatleriyle çatıştığında hemen terk etsin. O kafada olur münafık.

 

MENFAATİYLE ÇATIŞTIĞINDA ALLAH, DİN, İMAN, KİTAP MÜNAFIĞIN GÖZÜ HİÇBİR ŞEY GÖRMEZ

Hemen kahpeliğini, alçaklığını ortaya koyar. Allah’ı da terk eder, İslam’ı da terk eder, cemaatini de terk eder, topluluğunu da, arkadaşlarını da herkesi terk eder; yeter ki çıkarı olsun. Allah bunları işte köpek gibi yaşatır. Bir domuz gibi yaşar ve bir domuz gibi de ölür. Kısacık dünya hayatına aldanır. Erkek olsun kadın olsun münafikun ve münafikat domuz gibi yaşar, domuz gibi de ölür. Onun için Allah dünya hayatını da kısa yaratıyor ki; bunları çabuk cehennemine çağırsın. Uzun süre tutmuyor Allah.

 

AHİR ZAMANIN MÜNAFIKLARI ÇOK ŞEDİTTİR. MÜMİNLERİ DE ÇOK TAKVADIR

Yani iki zıt uç, ahir zamanda iyice sivrilir. İman ehli mesela Mehdiyet İsa Mesih; imanı, ahlakı en yüksek insanlar. Ve onların talebeleri. Bir sivrilik bir dağ gibi yükselir. Münafıklar da ters dağ şeklinde yerin dibine doğru derinleşirler.

 

MÜNAFIĞIN AĞZI DA GÖZLERİ DE LAĞIMDIR, BEYNİNİN İÇİNDEKİ BÜTÜN PİSLİKLERİ ORADAN BOŞALTIR

Münafık izbe yerlerde alçaklık yapar, gizlice telefonla, internetten şuradan buradan o karanlık beyninin içinde karanlık planlar kurar ve o karanlık da onun gözüne yansır. Onun için münafığın gözünde beynindeki karanlığı görmek mümkündür. Beynindeki pislik hemen gözünden lağım gibi akmaya başlar. Münafığın gözü beynindeki lağımın aktığı bir çukurdur. Lağım çukurudur gözleri münafığın. Bütün pisliği ağzından, gözünden akar. Ağzı da lağımdır gözü de lağımdır münafığın. Beyninin içindeki bütün pislik oradan boşalır. Ağlaması oyundur münafığın. Konuşması züppeliktir, sinsiliktir. Müslümanı konuşturur, onun bir açığını yakalamak için konuşturur. Ona kendince işte bir kusur bulmak veyahut onu bir şekilde köşeye sıkıştırmak, mat etmek, kendi üstünlüğünü ortaya çıkartmak, kendini büyütmek ve yüceltmek için münafık müthiş bir gayret içindedir. Bunu yaparken de gözünden ve ağzından beynindeki o pis dünya lağım gibi akmaya başlar. Ağzından necaset akar, gözlerinden de necaset akar, pislik akar münafığın. Dinlediği vakit ahlaksızlık için dinler, konuştuğu vakit ahlaksızlık için konuşur. Onun için münafığın yanında Müslümanın çok teyakkuzda olması lazım. Her sözünü kullanabilir, her hareketini kullanabilir, her davranışını kullanabilir. Şeytani bir hafızası vardır münafığın.

 

MÜNAFIKLAR ÇIKARLARIYLA ÇATIŞTIĞI VAKİT SEVDİKLERİNİ RAHATLIKLA HARCAYABİLİRLER

Hep dürüstlük adına ortaya çıkar münafık, sevgi adına çıkar. Halbuki çıkarcıdır, alçaktır. Sevgi adına Müslümanları rahatça harcayabilir, sevdiğini iddia ettiği kişiyi rahatça harcayabilir. Bırakma ve kaçma eğilimi münafıkta çok yüksektir, had safhadadır çıkarıyla çatıştığında. Mesela diyor ki, "Çok, deli gibi seviyorum. Allah'ı seviyorum. Peygamber (s.a.v.)'i seviyorum. Müslümanları seviyorum." Menfaatiyle çatışınca ne oluyor? Hemen kaçma. Hemen ayrılma arzusu vardır. O şeytanın karanlığına doğru kaçar. Müslümanların aydınlığı münafığı boğar. O aydınlıkta yaşamak istemez. Müslümanlara o tahammül eder. Ama çok acı bir tahammüldür menfaati oluşuncaya kadar. Ya şöhret için kalır ya çıkar için kalır yahut sığınacağı bir mağara bulunamadığı için kalır ama bu tarzdadır. Her münafığa dikkat edin, çıkarının bittiğini anladığı an hemen kaçar. Kuran'da da bu çok detaylı anlatılıyor hadislerde de çok detaylı anlatılır. Mesela Yusuf (a.s)'la ilgili; Yusuf (a.s)'u elde edemeyeceğini anlayınca ne yapıyor münafık kadın hemen kaçıyor, ondan kaçıyor. Ve onu en kötü akıbetin sarmasını istiyor. Kin doludur münafık. Sırf kaçmakla kalmaz aynı zamanda azgın bir kin ruhu içerisinde olur.

 

MÜNAFIK MÜSLÜMANLAR ARASINDA VAKTİNİN BOŞA GEÇTİĞİNE İNANIR, HARCANDIĞINA İNANIR, GENÇLİĞİNİN GİTTİĞİNE İNANIR; ŞEYTANIN YANINDA VAKTİNİ İYİ DEĞERLENDİRECEĞİNİ DÜŞÜNÜR

Halbuki şeytanla zaten cehennemde sonsuza kadar beraber olacak. Ama onu akıl edemez, aklı gitmiştir. Yakından bakıldığında onun köpek bakışlarından, domuz gibi bakışlarından feraset ehli Allah eğer isterse görebilir. Yani feraset ehlinin görebileceği gibidir. Ama Allah ayette diyor ki, "Ben istersem görürsün." diyor, "Bakışlarından anlarsınız." diyor.

 

MÜSLÜMAN ÖFKELENSE BİLE ÖFKESİNİ YENER. MÜNAFIKLAR ÖFKELERİNİ YENEMEZ, ÖFKELENDİĞİNDE HAYVANİ REAKSİYONLAR GÖSTERİR

Münafık öfkesini yenemez. Müslüman öfkesini yener. Bir de öfkelik bir durum olmaz zaten imanından dolayı. Ama münafıkta müthiş bir azgınlık şeklindedir o. Bir domuzun ahırda gösterdiği azgın alametler oluşur. Kapıları çarpar, duvarları birbirine katar, yürüyüşü hayvanlaşır böyle kudurmuş bir domuzun azgınlığına döner tavırları yani çirkefleşir, ağlama krizleri, azgınlık krizleri, saldırganlık krizleri münafığın vazgeçilmez özellikleridir.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (8 Ağustos 2016; 23:00)

 

MÜNAFIKLAR VE KAFİRLER, ALLAH'IN MÜMİNLERİN MANEVİ MAKAMINI YÜCELTMEKTE KULLANDIĞI İKİ TAİFEDİR

Münafikun ve münafikat, kâfirun ve kafirat Allah’ın Müslümanları yüceltmekte kullandığı iki taifedir. Münafık ve kâfir olmadığında Müslüman cennete giremiyor. Münafık ve kâfir sayesinde makamı yükseliyor. Mesela Resulullah (s.a.v.) zamanında, Resulullah (s.a.v.)’ın yanında dokuz yüz kişilik Müslüman grubu var. Üç yüzü münafık. Resulullah (s.a.v.) yanından uzaklaştırmıyor çünkü o münafıklarla birlikte yaptığı cihat daha zor olduğu için daha çok sevap kazanıyor. Çünkü uzaklaştırsa fitne fücur, pislik çıkaracak. Daha azacak. Ama gözünün önünde olduğunda yine pislik yapıyor ama kontrol edilebilir oluyor. Gözünün önünde olmuş oluyor yani. Münafık görünmezliğini kaybetmiş oluyor kısmen. Yoksa münafık Müslümanların içinde de Müslümanların aleyhine faaliyet yapar. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakışları nefret dolu. Allah ayette “Neredeyse seni gözleriyle devirecekler” diye bildiriyor. Münafık güruh, böyle baktıklarında nefret dolu bakıyorlar. Bakışlarıyla Peygamber (s.a.v.)’e kendilerince kötülük yapacaklar. Resulullah (s.a.v.) anlamaz gibi tavır gösteriyor ama Cenab-ı Allah vahiy ile bildiriyor. “Allah gözlerin hainliklerini bilir” diyor başka bir ayette. Hainane bakıyor yani nefretle bakıyor, ama biz Müslümanız diyor. Resulullah (s.a.v.)’ın yanında olmaları Resulullah (s.a.v.)’ın makamını daha yükseltir; çünkü münafıksız bir toplumla yapılan cihat, sevabı az olan cihattır. Ama münafıklarla iç içe yapılan bir cihadın sevabı çok yüksektir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında hiçbir şeye karışmayan, Peygamberi seyreden istihbaratçı bir ruhtaydı münafıklar. Sadece Peygamber (s.a.v.)’in açığını görmeye çalışıyorlardı yani aleyhine ne kullanabilirler, nerde aleyhte bir konuşma yapabilirler. Hangi sözü değiştirip hangi şekilde insanlara anlatırlarsa fitne çıkarabilirler. Onun için o gözlemci tavırlarından dolayı ve içlerinde de kin ve nefret olduğu için bakışlarının iğrençliğini fark etmiyordu münafıklar. Sinsi sinsi pislik bir karakterle yandan yandan Peygamber (s.a.v.)’i izliyorlardı ve ona sorular soruyorlardı. Konuşturmaya çalışıyorlardı. Ağzından sır almak, Müslümanların aleyhine bir bilgi alabilmek. Bilmediğinden değil yahut öğrenmek istediğinden değil, alçaklığından. Konuşturacak ki o konuşma arasında aleyhte neler bulabilir neleri kullanabilir onu tespit etmek. Amacı bu. Ve hareketlerini de izliyor Peygamber (s.a.v.)’in. Mesela yemesini, içmesini, oturmasını, kalkmasını ki aleyhinde bir şey bulsun. Yani eleştirecek bir şey bulsun. Resulullah (s.a.v.) da ses çıkartmıyordu onlara.

Resulullah (s.a.v.) münafıkların içerisinde adeta böyle onlarla oynadı yani. Bir satranç maçı gibi onlarla oynadı. Onlar hamle yapıyor Peygamberimiz (s.a.v.) hamle yapıyor. Onlar hamle yapıyor Peygamberimiz (s.a.v.) hamle yapıyor. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’e öküz gibi bakıyorlar münafıklar. Tam hayvan yani böyle boş, sığır gibi bakıyorlar. Neden? O anda melanet düşünüyor. Pislik düşünüyor. Dalıp gidiyor zaten, bakıyor baktığını da unutuyor. Kilitlenip kalıyor mesela dört dakika beş dakika ne ahlaksızlık yapacağını düşündüğü için, kilitlenip o şeytani modda kalıyor. İşte “Allah gözlerin hain bakışını bilir” dediği odur ayette. Resulullah (s.a.v.)’ın onlarla yaptığı mücadeleyi gören Müslümanlar Resulullah (s.a.v.)’i daha çok sevdiler. Çünkü münafık olmadan yapılan mücadeledense münafıkla yapılan mücadele daha makbul olduğu için Resulullah (s.a.v.)’ın sabrını, iradesini, aklını, yeteneğini gördükleri için müminler hayran kaldılar Resulullah (s.a.v.)’a. Allah’ın ona verdiği vahyi ve ilhamı gördüler sevinç duydular. Sabretti. Mesela üç yüz münafığın hepsini gönderebilirdi, göndermedi sabretti. Münafıklar kendi kendilerini rezil ettiler. İslam’a zarar veremediler, kendilerini aşağılamış oldular. Bütün insanlara ne kadar alçak ve ahlaksız olduklarını alenen gösterdiler. Resulullah (s.a.v.)’ın güzel ahlakıyla onların ahlaksızlığı, aptallığı ve akılsızlığı zıtlık meydana getirdi. Akıllı bir insanın nasıl güzel olduğu görüldü. Alçaklarla kaliteli insan arasındaki fark bütün keskinliğiyle ifşa olmuş oldu Allah tarafından. Onun için Müslüman için münafık bir yükselme taşıdır. Müslüman onun üstüne basar yükselir. Münafığın ahlaksızlığı da Müslüman’ın Peygamber (s.a.v.)’in güzel ahlakı müthiş bir zıtlık meydana getirdiği için, zıtlık da insanın çok hoşuna gider. Mesela simsiyah gözün yanında bembeyaz yaratıyor Allah gözün akını. İki zıtlıktan güzellik meydana geliyor. Simetriyi yaratıyor; güzellik meydana getiriyor. Mesela elması siyah kadifenin üstüne koyarsan cayır cayır parlar. Ama kumun içine atarsan elması bulamazsın. Kaybolur gider, ama ışık verirsen siyah kadifenin üstünde. İşte siyahlık münafıklar ve kâfirlerdir. Elmas müminlerdir. Işık da nurdur, ışıkta da pırıl pırıl parlar mümin. Mesela Resulullah (s.a.v.) için diyebilirlerdi, “münafıkları niye uzaklaştırmadı?” Sabrın, çilenin ve aklın ortaya çıkması için münafıklarla iç içe, kâfirlerle iç içe bir hayat var. Resulullah (s.a.v.) çoğu kâfir, fasık, alaycı, derin devlet mensuplarıyla dolu Ukaz Panayırı’na bizzat kendisi gidip konuşuyor. İslam’ı anlatıyor. İstese hiç uğramazdı.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (6 Ağustos 2016; 21:00)

 

ŞİİRLERLE, RESİMLERLE, ÇEŞİTLİ SEMBOLLERLE GİZLİ MESAJLAR VERMEK ESKİDEN BERİ SAPKIN İNANÇLARIN KULLANDIĞI BİR YÖNTEMDİR

Eskiden beri sapkın dinler, sapkın inançlar, gizli örgütler, gizli yapılanmalar taraftarlarıyla görüşürlerken ya sembolik şiirlerle konuşurlar, ya sembolik resimlerle konuşurlar yahut çeşitli tabloların içine gizlenmiş gizli işaretlerle konuşurlar. Bu eskiden beri bilinen bir gerçektir. Mesela gümüş bir ibrik vardır, bakarsın içinde bir şeytani sembol veyahut bir çay bardağının sapında, kulpunda bir şeytani sembol. Bu, insanların bilinçaltını sürekli gördüğü eşyayla etkilemek için yapılan bir yöntem. Mesela adamın dolmakalemi, dolmakalemine bir şeytani figür koyuyor. Adam her gördüğünde şeytanı hatırlamış oluyor. Mesela her gördüğünde din aleyhtarı bir ifadeyi görmüş oluyor. Mesela saray yaptırıyor, sarayda mimari tarzında kendi inancını ifade eden semboller kullanıyor.

Bunu halk bilmez. Halk bilmeyince münafıkun ve münafıkat, müşrikun ve müşrikat, kafirun ve kafirat, mücrimun ve mücrimat keyfe geliyor. Diyor “bak onlar anlayamıyor biz anlıyoruz. Çaktırmadan haberleşiyoruz, çaktırmadan kendi aramızda işaretleşiyoruz çünkü onların kafası çalışmıyor” diyorlar haşa, “bizim kafamız çalışıyor.” Şeytanlıkta kafa çalışsa ne olur çalışmasa ne olur? Yolun şeytanlık senin, yolun pislik yani. Ne olur? Cehennemin daha derinine düşersin onunla başka bir şey olmaz. Ve dünyada da Allah belanı verir ve daha da aşağılanırsın, daha haysiyetsiz, daha cibilliyetsiz hale gelirsin, daha nursuzlaşırsın. Seni dördüncü boyuttan izleyen var, değil mi? Bundan haberin var mı? “Yok” diyor. Zavallının zavallısısın sen o zaman. Sana onu yaptıran kim? Allah yaptırıyor. Niye yaptırıyor? Senin konumunu sana göstermek için yaptırıyor. Niye yaptırıyor? Müslümanların mücadele gücünü artırmak için yaptırıyor.

 

MÜMİN İÇİN MÜNAFIĞI YAKALAMAK BİR AKIL JİMNASTİĞİDİR

Münafığı yakalamak, münafığı takip etmek, her oyununu çözmek müminin aklını geliştirir. İbadetidir, cennetini genişletir, onurudur. Münafığın aşağılanması, rezil-rüsva olması cehenneminin derinleşmesi demektir.

 

MÜNAFIK, SİNSİ, ZÜPPE VE ASİDİR. AHLAKSIZLIK YAPMAK İÇİN FIRSAT ARAR

Her gürültüyü kendi aleyhine zanneder. İtaat münafığın kabul etmeyeceği bir şeydir. Saygı, münafığın kabul etmeyeceği bir şeydir. Ruhu böyle lağım gibi kaynar. “Acaba bugün ne pislik yapsam, ne ahlaksızlık yapsam, ne oyun yapsam?” diye kaynar.

 

MÜNAFIĞIN BİR YÖNÜ DE KENDİNİ MASUM GÖSTERMESİDİR

Münafık kendini çok iyi, suret-i Hak’tan, kaliteli, seçkin, en iyi göstermek ister. Her şeyin en iyisinin kendisinde olduğunu iddia eder münafık. Ama böyle lağım gibi de kaynayarak etrafını rahatsız etmek için ne yapacağını şaşırır. Bir günü normal geçmez münafığın, bir saati normal geçmez. Sürekli bir pislik, bir melanet, bir ahlaksızlık. Allah onu o haliyle sürekli ezer. O manevi gerilimden sürekli çöker, sürekli daha yaşlanır, daha bitap olur. Allah hem cehennemini genişletir, hem dünyasını mahveder. O yüzden hükümetin başına gelenler de, karşılaştığı olaylar da hep münafıklardan.

 

MÜNAFIK KİNDARDIR. HEP FİTNEYİ ARAR. FİTNECİLERLE İŞBİRLİĞİ YAPAR. NORMAL, DÜRÜST MÜSLÜMAN’DAN HOŞLANMAZ

Nerede böyle cinsi sapık, hayâsız, ahlaksız, it kopuk, karaktersiz insan varsa gider onları arar. Onlarla sırdaş olur, onlarla ahbap olur, onlarla hemhal olur. Onlara karşı çok yalakadır münafık. Küfre karşı çok yalakadır, çok uyumlu, saygılı ve itaatlidir. Müslümanlara karşı anarşist, azgın, küstah, kavgacı, fırsat kollayan ve kahpe bir yapısı vardır. İt karakterlidir, yani her türlü imkânı kullanmak ister. Mesela normal oturduğun halde sohbette, orada da pislik yapmak ister. Oturmasında, kalkmasında her hareketinde bir pislik ve melanet eğilimi olur. Yani içinde Rahmani bir duygu olmaz. Şeytani olduğu için adeta şeytanın Müslümanlar arasında dolaşması gibi olur.

 

MÜNAFIK MÜSLÜMAN’DAN HİÇ HOŞLANMAZ. EN DİNDARINA EN ÇOK NEFRET DUYAR, EN ÇOK ÇALIŞANINDAN EN ÇOK NEFRET EDER

En faydalı olanından en çok nefret eder. İslam’a en çok katkısı olana en çok öfkeyi duyar. Böyle kin dolu bir lağım torbası gibidir münafık. Sürekli Müslümanları gereksiz şeylerle meşgul etmek ister.

 

DARWİNİST, MATERYALİST, ATEİST, RUMİ, HOMOSEKSÜEL, SİNSİ, MÜSLÜMANLARA KARŞI KÜSTAH AMA KÜFRE KARŞI BOYUN EĞİCİ OLMAK MÜNAFIKLARIN ORTAK YÖNLERİNDENDİR

Bak, münafık ittifaklarına bakıyoruz hep aynı kafada; Darwinist, materyalist, ateist, Rumi, homoseksüel, çirkef, sinsi, gizli işaretler veren, gizli dil kullanan, gizli konuşmalar yapan, gizli yazılar yazan, sürekli gizlilikten hoşlanan, Müslümanlara zarar vermeye küfre de fayda vermeye gayret eden, Müslüman’a karşı küstah, küfre karşı boyun eğici, Müslüman’a karşı sinsi, küfre karşı açık, şeffaf, sırdaş. Mesela münafık asla Müslüman’ı sırdaş edinmez ama mesela bir ateist homoseksüeli çok koyu sırdaş edinebilir. Onunla dost olur. Her şeyini onunla paylaşır. Çünkü alçak olduğunu ve satılmış olduğunu ona gösterir. O adam mesela bakıyor ki ateist, dinsiz yahut din karşıtı. “Ya” diyor “bu bayağı kahpe, alçak, kendi dinini, kendi insanını düşman olarak görüyor. Satılmış, dönek ve azgın ve vefasız. O zaman” diyor “ben bunu dost edinebilirim, güvenebilirim. Çünkü bunun Müslümanlıkla hakikaten alakası yok” diyor. O yüzden münafığa çok güvenir böyle tipler. Ama aynı zamanda da tiksinir ve nefret ederler, çok aşağılık görürler. Ama kullanmak için de çok ideal görürler. Münafığın küfre ve ehl-i dalalete gösterdiği saygı ve hürmet tarif edilecek gibi değildir. En uç noktada hürmet eder. En uç noktada itaat eder, vefalıdır ve sadıktır şeytaniyete karşı. Ve hayrandır, boyun eğicidir. Müslüman’a karşı da sürekli anarşist, kargaşacı, kavgacı, fırsatçı ve alçak ruhludur ama onlar da olmasa cihadın heyecanı pek olmaz.

 

MÜNAFIĞIN OLMADIĞI BİR ORTAMDA MÜSLÜMAN CİHADIN LEZZETİNİ TAM TADAMAZ

Mücadelenin lezzetini tam tadamaz. Şeytanı yenmenin zevkini tam tadamaz. Onun için Müslüman şeytan avcısıdır, yani münafık avcısıdır. Münafığa, şeytana aman vermez. Küfür o kadar değildir, küfür daha açık, sarihtir. Yani küfürle mücadele açık, cehri olabilir. Ama münafık sinsi, gizli, oyuncu ve karanlık olduğu için onu yakalamak bir zekâ oyunudur, bir akıl çalışmasıdır. Derin akıl gerektirir. O da akıllı insana zevk verir. Yani münafıkla bir satranç maçı gibidir bu. Usta bir mücadeledir. Kâfirle öyle satranç maçı gibi mücadeleye gerek yoktur küfürle. Doğrudandır yani adam direkt zaten karşındadır, anlatırsın. Adam ikna olur veya olmaz. Ama münafık öyle değildir.

 

KÜFÜR DOĞRUDAN ÇİRKİNLİK SUNAR, MÜNAFIK İSE GÜZELLE ÇİRKİNİ KARIŞTIRARAK ORTAYA KOYAR

Münafığın günü, ayı, dakikayı, saniyeyi müthiş kullanma yeteneği vardır. O da şeytanın ne kadar dakik ve dikkatli olduğunu gösterir. Şeytan bir saniyeyi bile boşa harcamak istemez. Münafık da bir saniyesini bile boşa harcamak istemez. Yani mutlaka pislik yapmak ister. Ve iyinin yanına kötüyü de koyar münafık. Yani mesela güzel bir yemeğin yanına zehri de koyar. Güzel bir sözün yanına pislik bir sözü de koyar. Güzel bir cismin yanına pis bir cismi de koyar. Karışık yapar, yani münafığın özelliği doğrudan pisliği sunması değildir. Güzelle çirkini karıştırır. Pislikle temizi karıştırır, öyle yapar yani. O onun tuzağıdır, yemleme yöntemidir yani. Bilmeyen düşer. Ama küfürde öyle değildir. Küfürde çirkinlik doğrudan sunulur, küfür doğrudan sunar ve anlarsın, görürsün. Ama münafık öyle değildir yani onun maskesi çok yoğun, girift bir özellik gösterir. Yani o maskenin içinde onu sezmek özel yetenek, akıl gerektirir. Onun için Resulullah (s.a.v.) devrinde de münafıkların fark edilmesi çok zor oluyordu. Yani tespit edilmiş üç yüz münafık vardı. Dokuz yüz Müslüman’dan üç yüzü münafık. Yani akıl almaz bir güç.

 

MÜNAFIK UZLAŞMACI DEĞİLDİR. KAPAYICI, KİLİTLEYİCİ, AÇMAZA SOKUCU, NETİCEYİ ASLA KABUL ETMEYECEK BİR ÇİZGİDE OLUR

Yani her yeri çıkmaz sokaktır münafığın, uzlaşamazsın. Mesela “böyle” dersin; oradan kapatır, “öyle” dersin; oradan kapatır. “Yana” dersin; oradan kapatır. “Başka” dersin; kapatır, yani münafığın hoşnutluğu mümkün değildir. Her yerde bir pislik yapar. Mesela onun lehine yaptığın bir şeyden, oradan da bir pislik çıkarır. Onu düzeltse Müslüman, onu düzelttiği yerden de bir pislik çıkartır. Yani ruhunu şeytana sattığı için kesintisiz devam eder. Mesela Peygamber (s.a.v.)’le savaşa çıkacak. “Evim açıkta” diyor. Şimdi bak, açmaza soktu görüyor musun, kilitlemeci. “Tamam” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Evinin halkını ben gereken şekilde ilgilenip halledeceğim.” “Savaşmayı bilmiyorum” diyor; bir tane daha. “Tamam” diyorlar. “Biz sana savaşmayı öğretelim. Gel, bak, şöyle tutacaksın, böyle yapacaksın öğretiyorlar. Hadi” diyorlar “Şimdi savaşa çıkalım” “Hava çok sıcak” diyor. Yani ahlaksızlık yapacak ya, kilitlemeci bak, sürekli kilitliyor. “O zaman akşama doğru yapalım” diyorsun, “serinlikte olsun.” “O zaman da hava soğuk” diyor. Ne istiyorsun yani? Belanı mı arıyorsun? Yani çok alçaktır münafık. Sürekli kilitler, sürekli kilitler. Onun için münafık olduğunda müminin sevabı çok yüce oluyor, çok yüksek olur.

Münafık şartçı, mesela diyor ki; “eğer ailemle ilgili konu hallolursa savaşa çıkarım” “Tamam” diyorsun. “Buyur” diyorsun. “Bana savaşmayı öğretirseniz savaşa çıkarım” diyor. “Tamam, öğretelim” diyorsun. Ama ahlaksız yani bilmediğinden değil; biliyor. Ailesiyle ilgili de sorun yok, sırf ahlaksızlık olsun. “Serin havada beni götürürseniz o zaman kabul ederim” diyor. Serin havada götürüyorsun. O zaman “üşüdüm” diyor. “Benim ısınmamı sağlarsanız o zaman yaparım” diyor. Şartçı ve kilitlemecidir. 

 

MÜNAFIK MÜMİNE GIDADIR. MÜMİN DE MÜNAFIĞA ZEHİRDİR

Münafık olmadan ne olur? Tamam, daha sakin, meskenetli bir ortam olur. Sevap çok az olur. Münafıkta beyin gelişir, aktivite gelişir, meskenet kalkar, kalplere inşirah gelir, şevk gelir, müminin cesareti artar, gayreti artar, tedbir gücü artar, sanatçı gücü artar, savunma gücü artar. Sağlığı sıhhati artar, her şeyi artar. Münafık mümine gıdadır. Mümin de münafığa zehirdir. Yüzüne bakar, canı yanar. Zenginliğini görür, canı yanar ve çöker ama. “Canı yanar” derken çöker yani. Elbisesini görür, canı yanar. Konuşmalarını görür, canı yanar. İhtişamını, hâkimiyetini görür, canı yanar. Hayat ona zehir olur. Acayip acı çeker. İşte Allah diyor ya; “…öfkenizle ölün...” (Al-i İmran Suresi, 119) Yani onda yıkıcı, yakıcı, tahrip edici bir etki yapar. Müminde de dinçleşme, gençleşme, güçlenme olur, tam tersi etki yapar. Bu Allah’ın bir mucizesidir, hayret edecek bir şeydir bu yani, bir mucize.

 

TARTIŞMA, CEDEL VE KAVGA, KARIŞIKLIK ÇIKARTMAK MÜNAFIĞIN EN TEMEL ÖZELLİĞİDİR

Mesela bir ortam, oturuyorsun. Mutlaka karışıklık çıkartmak ister. Mutlaka kavga ve mutlaka cedel çıkartmak ister. Cevap vermek yeterli değildir münafığa. Şeytanın etkisinde olduğu için yeni bir konu daha çıkartır. Ona cevap verirsen yeni bir konu daha çıkarır, ona cevap verirsen yeni bir konu daha çıkarır. Yani o şeytanın sonsuzluğa açılan o kirli, karanlık, dipsiz derinliğinde, o gayya kuyusunda o sürekli ilerler. Her yaptığı yeni şart onu gayya kuyusunda biraz daha derine götürür. Her yaptığı ahlaksızlık mümini biraz daha yükseltir, onun gayya kuyusundaki derinliğe doğru akmasını biraz daha artırır. İtiraz etmek, anarşist ruhlu olmak, sorgulamak, yaygaracı olmak münafığın özelliğidir. Şeytanın özelliğine baktığımızda bunu görüyoruz.

 

MÜNAFIĞIN BÜYÜKLÜK İDDİASININ UCU, BUCAĞI YOKTUR VE ÇOK MÜNASEBETSİZ, MANTIKSIZ, ZIRVA İDDİALARLA BÜYÜKLÜĞÜNÜN PEŞİNDE KOŞAR

Mesela her hizmetini büyüklüğe göre yapar. Mesela bir şey yapmak isterse büyüklüğünü göstermek için yapar, yaranmak için yapar, yalakalık. Allah’ın rızası için yapmaz. Yani kendisine “büyük” denmesi için yapar, “yüce” denmesi için yapar. Bir insanın, mesela başka bir insanın “başarılı” olduğunu söylediğinde münafık buna dayanamaz. Bu ona çok ağır gelir, yani küfretmiş gibi gelir ona. Bir Müslüman’ın başarısından bahsedildiğinde o artık etine tuz basmış gibi acayip acı çeker. Kendisinin yüceltilmesini ister münafık, hastadır.

 

MÜNAFIK UKALA BİR DÜNYA GÖRÜŞÜNE SAHİPTİR. HER ŞEYDE MÜSLÜMANLARDAN AYRI OLMAK İSTER

Orijinal olmak mesela ne dense aksini yapmak, bir şey söylendiğinde hemen aksini söylemek,  zıtlık münafığın temel özelliğidir. Mesela Allah “secde edeceksin” diyor. İllaki zıtlık yapacak, illaki ukalalık, züppelik yapacak, terslik yapacak. “Hayır” diyor. Niye? Beni ateşten yarattın diyor. Ben daha üstünüm, onu da çamurdan yarattın, o topraktan alelade diyor. İşte münafık ahmaklığını görüyor musun? Halbuki ikisini de yaratan Allah. Ayrıca ateşin üstünlüğü diye bir şey yok. Toprağın da sıradanlığı diye bir şey yok ama o münafık kafasına göre öyle. Ukalalık, terslik, cedel, tartışma, zıtlık, her şeye itiraz münafığın temel özelliğidir. Mümine de uysallık, itaatkarlık, sevecenlik, hoşnutluk, iç huzuru, Allah’a boyun eğicilik en mükemmel şekilde tezahür eder. Münafık her şeyde Müslümanlardan ayrı olmak istiyor, çünkü Müslümanları beğenmediği için yemesi, içmesi, kıyafeti, hedefleri, düşüncesiyle, her şeyiyle, hayat şekliyle Müslümanlardan farklı olmak ister şeytani bir içgüdüyle halbuki Müslümanlar ümmet karakteri gösteriyor, birbirlerine benziyor. Münafık şeytanidir yani iyi olan her şeyin zıttı vardır münafıkta.

 

MÜNAFIK BİR GÖREV İSTEDİĞİNDE PİSLİK YAPMAK İÇİN İSTER

Kargaşa çıkarmak için ister, çünkü bir hareketlenmeye ihtiyacı vardır ki adilik yapabilsin. Onun için münafığı Hz. Musa (a.s) pasifize ediyor. Diyor ki, “Sen ömrün boyunca bana dokunma diyeceksin” pasifize ediyor. Çünkü nereye gitse, ne yapsa ahlaksızlık, alçaklık yapar.

 

MÜNAFIKLAR MÜMİNLERİN HEP ALEYHİNEDİR. ASIL ÖFKELERİ İSE HAŞA ALLAH'A VE PEYGAMBEREDİR

Mesela münafık her ortamda Müslümanlara ağzından lağım gibi nefret kusar. Münafığın ağzından sürekli bir lağım akışı vardır, lağım gibi nefretini ve kinini gıybet şeklinde kusar. Sürekli Müslümanların aleyhindedir. Hepsine ayrı ayrı nefretlerini ifade eder, kinini ifade eder. Ama asıl nefreti haşa Allah'adır ve Peygamber (s.a.v.)'edir. Ama onu söyleyemez tabii. Onu söylediğinde münafık hükmünden çıkıp kafir hükmüne gireceği için, münafıklığı daha lezzetli bulduğu için; şeytani bir lezzet gördüğü için onu bırakmaz. Onu ancak dostlarıyla gizlice oluşturduğu ortamlarda yapar. Mesela harama helal der, helale haram der. Allah'ı inkar ettiğini, züppeliğini, dinsizliğini çok güvendiği münafıkların yanında söyler; Müslüman’ın yanında söylemez. Her gıybet ettiğinde şeytana daha yaklaşır, cehennemi daha derinleşir, her gıybet edilen müminin de yüzü parlar, aydınlanır, evinde oturduğu halde manevi makamı yükselir. Mesela münafık mümine gıybet ediyor, münafığın gıybetinden Müslüman’ın haberi olmuyor; hiçbir şey yapmadığı halde otursa bile manevi makamı yükseliyor. Sevabı acayip yükselir. Çünkü münafık battıkça ters orantılı, mümin yükseliyor. Allah öyle bir sistem kurmuş. Onun cehennemi derinleştikçe müminin de cenneti yükseliyor.

 

PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.) AHİR ZAMAN MÜNAFIKLARININ EN AZGIN, EN ALÇAK MÜNAFIKLAR OLACAĞINI SÖYLÜYOR

Diyor ki, Abdullah Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurdu; "Ve halkın en şirretleri -ahlaksızları- olduğunda, en soysuzları zuhur ettiğinde Mehdi (a.s)'nin zuhuru vuku bulacaktır." Mehdi (a.s) ortaya çıkacaktır, en karaktersizler çıktığında.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (5 Ağustos 2016; 21:00)

 

CUMA SURESİ 5. AYETİNİN AÇIKLAMASI

“Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu (içindeki derin anlamları, hikmet ve hükümleriyle gereği gibi) yüklenmemiş olanların durumu, koskoca kitap yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan kavmin durumu ne kötüdür. Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez.”

Bazı insanlar vardır okur okur okur ama Allah’la bağlantısı yoktur, dinle bağlantısı yoktur gösteriş için okur. İnsanlar beğensin diye okur, işte kültürlü desinler diye okur. Şunun bunun beğenisini almak için okur, Allah için okumaz. O zaman o okuma ne oluyor? Eşek okuması olur. Eşek gibi yüklenir, eşek gibi enayi konumuna düşer, ahirette de o bilgisiyle beraber eşek gibi cehennemin içinde tepinir. O bilgi de onun hiçbir işine yaramaz. Bilgi Allah rızası için olacak. Bilgiyi fitne için, fücur için, nifak için, münafıklık yapmak için, zulüm için, Allah’a isyan için kullanırsa Allah intikam alır. Tabii belirli tipler için söylüyorum bunu.

 

HADİS AÇIKLAMALARI

Deccala bağlı üç süfyan var, bir tane değil.

İbni Münavi’de diyor ki, “Danyal (a.s)’ın kitabında şöyle yazılır: Süfyanlar üç tanedir.” Efendim, tabii bunlar mesih deccala bağlı oluyorlar. Yani asıl mesih deccaldan türeyen deccallar.

İbni Ebi Şeybe, 15. cilt sayfa 197’de Resulullah (s.a.v.)’den bir hadis var. “İnnallahe yüsluhul emrel mehdiye fi leyletin. Gerçekten Allah ıslah eder Hz. Mehdi (a.s)’ın emrini-işini, ortamını bir gecede.” Yani bütün insanları birleştirir. Çünkü Mehdiyet’in özelliği ne? Birleştirmek. “Bir gecede insanları birleştirir Allah” diyor. “Allah bir gecede Hz. Mehdi (a.s)’ın emrini-işini, ortamını ıslah eder.” İbni Ebi Şeybe, 15. cilt sayfa 197’de. “İnnallahe yüsluhul emrel mehdiye fi leyletin.” Bu kitabı merak edenler, Süleymaniye Kütüphanesi’nde el yazması olarak var bu kitap. (Kitab’ul Burhan Fi Alameti Mehdiyyil Ahir Zaman.)

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (4 Ağustos 2016; 23:00)

 

BEDİÜZZAMAN AHİR ZAMAN DECCALİNİ VE SÜFYAN’I ÇOK DETAYLI ANLATMIŞTIR

"Rivayetler, Deccal'ın dehşetli fitnesi İslâmlarda olacağını gösterir ki, bütün ümmet istiaze etmiş. Allahualem bil sevap bunun bir te'vili şudur ki: İslâmların Deccal'ı ayrıdır. Hatta bir kısım ehl-i tahkik, İmam-ı Ali'nin (R.A.) dediği gibi demişler ki: Onların Deccal'ı, Süfyan'dır.” (Şualar, 585) Yani deccal, çeşitli deccallere görev veriyor. “Sen git” mesela “Türkiye’de görev yap, sen git Malezya’da görev yap” diyor. Müslümanların deccali de süfyan. Yani Mesih Deccal çeşitli deccalleri görevlendiriyor. Ama bak bütün dünyaya Allah’ı inkar etmeyi mecbur bırakmış. İlkokul, orta okul, lise ve üniversitelerde Allah alenen inkar ediliyor. Ve hiç kimse bir şey diyemiyor. Deccalin görevlendirdiği deccallerden birisidir süfyan. Müslümanlar için görevlendirilmiştir, süfyani deccal ayrıdır o.

Mesela diyor ki; “Ahir zamanın dehşetli şahsı sabaha doğru kalktığında alnında münkir (kafir) yazılmış olarak kalkar” diyor. Yani şeytanın artık tam adamı olmuş oluyor, gece içerisinde. Bak, “sabah kalkar, alnında artık kafirliği yazar” diyor. Münkir; kafir. “Küfre düşer artık” diyor. Gece ne oluyorsa oluyor, sabah kalktığında kafirliği anlaşılmış oluyor.

“Rivayette vardır ki: Âhir zamanda Deccal gibi bir kısım şahıslar,” Yani deccal, süfyan gibi. Yani deccalin emrinde olan şahıslar. “…uluhiyet dava edecekler” Allah olduklarını iddia edecekler. “…ve kendilerine secde ettirecekler.” Yani kendilerini Allah gibi gösterecekler. Yani mesela öldür diyecek öldürecek. Boğ diyecek boğacak. Parçala diyecek parçalayacak. Niye? Dediğinde o zaten Allah’ın emri olarak görecek onu. Allah söylüyor diyecek. Yani o kişiyi Allah olarak görecek.

“Rivayette var ki: Süfyan büyük bir âlim olacak,” İslamların deccali. “…ilim ile dalalete düşecek.” Kendi öğrendiği bilgiyle delalete düşecek. “Ve çok âlimler ona tâbi' olacaklar.” Birçok alim, hoca ona tabi olacak. “Laya'lamu gaybe illaAllah, bunun bir tevili şudur ki: kuvvet, kudret, kabile, aşiret veya cesaret ve servet sahibi olmadığı halde, zekâvetiyle (zekasıyla), fenniyle” Yani kültürüyle, bak fen.  “…ve siyasî ilmiyle” Demek ki siyasetle ilgileniyor. Yani devletlere, hükümetlere musallat oluyor. Veyahut bir devlete, hükümete musallat oluyor. “…siyasî ilmiyle o mevkii kazanır ve aklıyla çok âlimlerin akıllarını teshir eder, etrafında fetvacı yapar. Ve çok muallimleri (öğretmenleri) kendine tarafdar eder ve din derslerinden tecerrüd eden maarifi” Yani Darwinizm’i, materyalizmi öğreten maarifi. “…rehber edip tamimine şiddetle çalışır, demektir.” Yani Darwinizm’in, materyalizmin zaten hakim olduğu eğitim sistemi içerisinde faaliyetlerini geliştirir diyor. Bak, din derslerinden tecerrüd eden diyor. Çünkü Darwinist, materyalist eğitim var şuan. “Rivayetler, Deccal'ın dehşetli fitnesi İslâmlarda olacağını gösterir ki, bütün ümmet istiaze etmiş. Bunun bir te'vili şudur ki: İslâmların Deccal'ı ayrıdır.” Yani deccalin, mesela derin devlet, Mesih Deccalin İslam alemiyle ilgili baş deccali ayrı oluyor. Ona bağlı başka deccaller de oluşturuyor. “Hattâ bir kısım ehl-i tahkik İmam-ı Ali'nin (R.A.) dediği gibi demişler ki: Onların Deccal'ı Süfyan'dır. İslâmlar içinde çıkacak, aldatmakla iş görecek. Kâfirlerin Büyük Deccal'ı ayrıdır.” İşte asıl merkez deccal bu. Şu an vazife başında bunlar. Deccalle baş edemezler. Ancak Mehdi (a.s) ve Seyyidina İsa Mesih, başka yolu yok.

“Rivayetlerde, vukuat-ı Süfyaniye (süfyanın çıkışı) ve hâdisat-ı istikbaliye (büyük olacak olan olaylar) Şam'ın etrafında ve Arabistan'da tasvir edilmiş. Allahu a'lem, bil sevap bunun bir tevili şudur ki: Merkez-i hilafet eski zamanda Irak'ta ve Şam'da ve Medine'de bulunduğundan, râviler kendi içtihadlarıyla -daimî öyle kalacak gibi- mana verip "merkez-i hükûmet-i İslâmiye" yakınlarında tasvir etmişler,” Yani İstanbul’da olacak diyor bu olaylar. Adamlar zaten bütün ağırlık deccal burayı esas alıyor. “İstanbul’u merkez yapacağız” diyor. Ve İstanbul’u işgal etmeye hazırlanıyorlar. Ve olaylarda ana merkez, hedef olarak burası görülüyor.

"Deccal'ın birinci günü bir senedir, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, dördüncü günü bir gündür." Bu hadisin anlattığı mana diyor ki; Büyük Deccal'ın kutb-u şimalî dairesinde ve şimal tarafında zuhur edeceğine kinaye ve işarettir” diyor. Zaten rivayette adada bulunduğu söyleniyor deccalin. Şimal tarafından çıkacağı, tam, kuzey, İngiltere’nin olduğu bölge. “Demek büyük Deccal, şimalden bu tarafa (İstanbul tarafına) tecavüz edeceğini (saldıracağını) mu'cizane bir ihbardır” diyor. Yani oradan buraya saldıracak diyor. “Hem büyük Deccal'ın, hem İslâm Deccalı'nın üç devre-i istibdadları manasında üç eyyam var. "Bir günü; bir devre-i hükûmetinde öyle büyük icraat yapar ki, üç yüz sene yapılmaz.” Zaten üç yüz senelik bir çalışma bu. Kuran’da da Kehf Suresi’nde üç yüz seneden bahsediyor, biliyorsunuz. “İkinci günü, yani ikinci devresi, bir senede otuz senede yapılmayan işleri yaptırır. Üçüncü günü ve devresi, bir senede yaptığı tebdiller on senede yapılmaz. Dördüncü günü ve devresi âdileşir, bir şey yapmaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır." diye, gayet yüksek bir belâgatla ümmetine haber vermiş” diyor. Hikaye anlatmıyor Bediüzzaman.

Şimdi Deccalin vasfını anlatıyor bu çok hayati işte o yüzden baş edemiyorlar. "Katî ve sahih rivayette var ki, 'İsa Aleyhisselâm Büyük Deccalı öldürür. Bunun da iki veçhi var: Bir veçhi şudur ki: Sihir ve manyetizma" Şimdi bunu şaka olarak söylemiyor Bediüzzaman. Adam sihir yapıyor ve manyetizma yapıyor. Bir tek o değil; "ve ispritizma gibi istidracî harikalarıyla (kafirde görülen mucizeye istidraç deniyor) kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden" Mesela adamı oturtuyor, konuşturuyor; teshir ediyor. Hatta diyorlar, "Biz seni götürüp konuşturalım bizzat şahsıyla." Gidip konuşuyor adam, o anda şeytanın etkisine giriyor. Şeytan hulul ediyor, teshir ediyor Mesih Deccal. Ve kendi deccallerine de bu gücü veriyor. Yani el veriyor. Mesela adam geliyor, "Efendim size uyabilir miyim ben?" "Tabii evladım." diyor, adamın yüzünü sıvazlıyor, adama şeytanla bağlantıya geçme gücü veriyor Allah'ın dilemesiyle. Yani sihir ve manyetizma gücü veriyor. O gücü alıyor adam, ondan sonra başlıyor faaliyete. "Herkesi teshir eden o dehşetli Deccalı öldürebilecek, mesleğini değiştirecek olan" öldürmek ve mesleğini değiştirmek; bunu hükümetler yapamıyor. "…değiştirecek ancak harika ve mu’cizâtlı (mucizeler gösteren) ve umumun makbulü (bütün insanlığın makbulü) bir zat olabilir ki, o zat, en ziyade alâkadar ve ekser insanların -dünyanın neredeyse yarısından çoğunun- peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselâm’dır." Şimdi çözüm anlaşılıyor değil mi?

"Şahs-ı İsa Aleyhisselâmın kılınciyle maktul olan (öldürülmüş olan) şahs-ı Deccalın (Deccalin şahsının), teşkil ettiği dehşetli maddiyyunluk ve dinsizliğin (Darwinist materyalist sistemin) azametli heykeli (bütün dünyaya hakimiyeti) ve şahs-ı mânevîsini öldürecek ve inkâr-ı ulûhiyet olan fikr-i küfrîsini mahvedecek (Darwinist materyalist eğitimi tamamen kökten kaldıracak) ancak İsevî ruhânileridir ki, o ruhâniler din-i İsevînin (Hristiyanlığın) hakikatini (özünü, gerçek Hristiyanlığı, gerçek İseviliği) hakikat-i İslâmiye (İslamiyet’in hakikati) ile mezc ederek (birleştirerek) o kuvvetle onu dağıtacak, mânen öldürecek." Kılıçla öldürmek yok. Manen öldürecek. "Hattâ, 'Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir, Hazret-i Mehdîye namazda iktida eder, tâbi olur' diye rivayeti, bu ittifaka (Hristiyanlarla Müslümanların ittifakına) ve hakikat-i Kur’âniyenin (Kuran'ın hakikatinin) metbuiyetine (üstünlüğüne) ve hâkimiyetine işaret eder." [13. Mesele]

“İsa Aleyhisselam'ın cemaati küçük olacak” diyor Bediüzzaman çok küçüktür diyor yani Deccale göre. 'La ya'lemül ğaybe illaAllah' Bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: İsa Aleyhisselâm'ı nur-u îman (imanın ışığı) ile tanıyan ve tâbi' olan cemaat-ı ruhaniye-i mücahidînin (ruhani mücahit cemaatinin) kemmiyeti (sayısı), Deccal'ın mektebce ve askerce -burada çok önemli bir şeyden bahsediyor- mektebce ve askerce ilmî ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir (maksadındadır)." (5. Şua, s. 464, Şualar, s. 495.) Çok küçük bir grupla meseleyi hallediyor.

“La ya'lemül ğaybe illaAllah” (Gaybı Allah'tan başkası bilemez) diyor. Rivayeti Arapçasından söylüyor Bediüzzaman. Arapça orijinalinden bunları anlatıyor. "Büyük Mehdi'nin çok vazifeleri var." Yani daha önce küçük Mehdiler, gelip geçmiş Mehdiler var. Ama Büyük Mehdi işte Ahir Zaman'da gelecek asıl olan Mehdi. “Büyük Mehdînin çok vazifeleri var. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dâirelerde icraatları olduğu gibi, her bir asır, ümitsizlik zamanında manevi gücünü teyid edecek bir nevi Mehdîye veyahut Mehdînin onların imdadına o vakitte gelmek ihtimaline muhtaç olduğundan, rahmet-i İlâhiye ile her devirde, belki her asırda bir nevi Mehdî âl-i Beytten çıkmış, ceddinin şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş” diyor. Her zaman çıkmış Mehdiler. Yani boş yere inkar ediyorlar. Zaten Mehdiler silsile olarak sürekli çıkıyor, Kuran'da da var. Allah, "O Mehdilere uyun." diyor, "muhtedun" diyor.

"Tekemmül eden (gelişen) âl-i Beyt [Peygamberimiz (s.a.v.)'in soyu], elbette âhir zamanda, şeriat-ı Muhammediyeyi (İslam'ı) ve hakikat-ı Furkaniyeyi (Kuran'ın hakikatini; tahrif edilmiş değil, hadislerle değiştirilmiş İslam'ı değil; Kuran'ın özünü, aslını, gerçeğini yani değiştirilmemiş haliyle Kuran'ı; hadislerle değiştirilmemiş İslam'ı) ve sünnet-i Ahmediyeyi [Peygamberimiz (s.a.v)'in Kuran'a tam tâbi olma ruhunu] ihya ile ilân ile, (önce ihya ediyor, geliştiriyor; ilan ediyor, duyuruyor) icra (uygulama) ile, başkumandanları olan (Mehdi (a.s)'nin bir vasfı da Başkumandan) Büyük Mehdînin kemâl-i adaletini (büyük adaletini) ve hakkaniyetini (hakkaniyet; yine adaletten kaynaklanan her şeyi hakla değerlendirmek) dünyaya göstermeleri gayet mâkul olmakla beraber, (bütün dünyaya gösterecek) gayet lâzım ve zarurî ve hayat-ı içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasıdır." Yani mutlaka olacaktır diyor. 

“Amma” diyor Kuran’da diğer alametleri anlatırken, "Amma 'dâbbetü'l-arz': Kur'ân'da, gayet mücmel bir işaret ve lisan-ı halinden kısacık bir ifade, bir tekellüm var.” Kuran’da kısaca anlatılmış diyor. “Tafsili ise, ben şimdilik, başka mes'eleler gibi katî bir kanaatle bilemiyorum." Diğer meseleleri nasıl biliyormuş? "Katî kanatle biliyorum. Ama onu katî kanaatle bilemiyorum." diyor. "Yalnız şu kadar diyebilirim, La ya'lemül ğaybe illaAllah (gaybı Allah'tan başkası bilemez)" diyor ve Dabbetül arz'ı açıklıyor.

Mehdi (a.s)'nin dışında İngiliz derin devletinin oluşturduğu deccaliyet sistemini yıkacak bir güç dünyada şu an mevcut değil. Deccaliyetin felsefesi olan Darwinizm’i inkar edemiyor adamlar. Ve Deccaliyetin felsefesi olduğundan haberleri bile yok. İftiharla seve seve öğretiyorlar öğrencilere ve alenen Allah inkar ediliyor.

Ahir Zaman'ın büyük Deccaliyle otuz yalancı deccalin geleceği Buhari'de, Menakıp’te, Müslim'de, Fiten'de ve Ebu Davud Fiten'de var. Otuz ayrı deccal geliyor Deccal'le beraber. Otuz deccala karşı üç yiğit çıkıyor, Hz. Hızır (a.s), Hz. Mehdi (a.s), İsa Mesih. Toplam kaç yapıyor? Otuz üç. Masonlukta en yüksek derecedir. O yüksek dereceyi işte onlar sağlayanlar İsa Mesih, Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. Hızır (a.s)’dır. Sırlarını onlar söylemeden onlara söylüyorum işte.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (2 Ağustos 2016; 21:00)

 

TEVBE SURESİ 107. AYETİNİN AÇIKLAMASI

Tevbe Suresi 107. ayet: şeytandan Allah’a sığınırım. “Zarar vermek” Müslümanlara zarar vermek, “inkarı pekiştirmek” yani Rumilik, Darwinizm, homoseksüellik. “Müminlerin arasını ayırmak” Müslümanları parçalamak, vatanı parçalamak “ve daha önce Allah’a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için” kim bu? İngiliz derin devleti. Bak Allah’a ve elçisine karşı savaşan. Kimdir? İngiliz derin devleti. “Gözlemek için” yani onları davet etmek için “mescit edinenler” Müslümanca görünüp bir organizasyon yapanlar “ve biz iyilikten başka bir şey istemedik” yani vatanın selameti için, hayır için bunu yapıyoruz “diye yemin edenler var ya Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahitlik etmektedir” (Tevbe Suresi 107) diyor Allah.

 

Sayın Adnan Oktar'ın Yeni Açıklamaları (1 Ağustos 2016; 21:00)

 

SÜFYAN HAKKINDA HADİS AÇIKLAMALARI

İs'afür-Rağıbîn'den naklen Tılsımlar Sayfa 212’de diyor ki: “Süfyan münkir biridir” inkar eder yani normalde Allah’a inanmaz. Evrime Darwinizm’e inanır veyahut neye inanıyorsa. “Allah’ı, Kuran’ı, peygamberi tanımaz.” Kendini daha üstün görür Allah’tan, peygamberden daha üstün görür kendini yani Rumi mantıktadır. Bazı sapık Rumiler var ya onlar gibi. “İslam adına ne varsa hepsine karşıdır.” Yani İslam şeriatını kabul etmez. “Sistemli ve münafıkane bir tarzda iş görür. İslam’ın ana direkleri olan inanç esaslarını kaldırmaya yok etmeye zayıflatmaya çalışır. Hz. Mehdi (a.s)’ı da devamlı tarassut altında tutar” izler. “Muhasarası Mehdi’nin üzerinden kalkmaz Süfyan’ın” diyor. İs'afür-Rağıbîn'den naklen Tılsımlar Sayfa 212’de böyle geçiyor.

Rivayette var ki hadislerde “Süfyan büyük bir alim olacak. İlmiyle dalalete düşecek ve çok alimler ona tabi olacaklar. Vel ilmu indAllah. Bunun bir tevili şuur ki” diyor Bediüzzaman “başka padişahlar gibi ya kuvvet ve kudret veya kabile aşiret veya cesaret ve servet gibi vasıtayı saltanat olmadığı halde zekavetiyle” zekasıyla “ve fenniyle” yani kültürü bilgisiyle ve siyasi ilmiyle “o mevkii kazanır ve aklıyla çok alimlerin akıllarını teshir eder.” Yani alim hocaların, Müslümanların akıllarına teshir eder “etrafında fetvacı yapar ve birçok öğretmeni kendine taraftar eder.” Böyle geçiyor Risale-i Nur’da.

"Süfyan abus çehreli, sert kalpli adamlardan bir ordu düzenler ve bunlar her tarafta Müslümanlara zulmederler. Pek çok şehri de işgal ederler. Kan akıtmayı helâl kılarak, Âli Muhammed'e düşman kesilirler. Temiz insanlara ihaneti tecviz eder." Cevaz verir, caiz kılarlar. "Temiz insanlara ihaneti öğretirler. 'Hainlik helaldir.' derler." diyor. (Ahir Zaman Mehdi'sinin Alameti, Celaleddin Suyuti'nin tasnifinden hadisler, Ali Bin Hüsamettin El Muttaki.) Bu çok eski bir eser ve makbul bir eserdir. Sünni bir alimdir, çok itibar edilen bir alim.

 

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top