|
GİRİŞ
EVRİM TEORİSİNİ ÇÜRÜTEN YENİ GELİŞMELER
2001 yılının başından bu yana bilim dünyasında çok
ilginç ve son derece önemli gelişmeler yaşandı. Nature,
Scientific American gibi dünyaca ünlü bilim dergilerinde,
New York Times, CNN ve BBC gibi ünlü medya kuruluşlarında
art arda çıkan bazı haberler, evrim teorisinin ne kadar
büyük bir bilimsel açmaz içinde olduğunu bir kez daha
ortaya koydu. Bilindiği gibi, bugünkü şekliyle evrim
teorisi, 19. yüzyılın ortalarında Charles Darwin tarafından
ortaya atılmış ve o dönemde güçlenen materyalizme büyük
bir destek sağlamıştır. Bu öyle bir destektir ki, bugün
evrim teorisinin yıkılması, materyalizmin de yıkılması
ile sonuçlanmaktadır.
Materyalizm ise, Allah'ın varlığını, dini, maneviyatı
tamamen reddeden, sadece maddeyi mutlak bir varlık olarak
kabul eden ve bencil bir dünya görüşünü savunan son
derece tehlikeli bir felsefedir. 20. yüzyılda insanlara
acı, zulüm ve felaketler yaşatan komünizm ve faşizm
gibi iki tehlikeli ideolojinin temelini de (her ne kadar
her ikisi de birbirine zıt iki ideoloji olarak görünse
de) materyalizm ve Darwinizm oluşturmaktadır. Dünya
üzerinde halen son derece yaygın olan bencil, çıkarcı,
çatışmacı, acımasız ahlak anlayışı da materyalist-Darwinist
anlayışın bir ürünüdür.
Dolayısıyla, insanlığa 150 yıldır büyük acılar yaşatan
materyalist dünya görüşünün fikren yenilgiye uğratılması
zorunludur ve bunun için de bu görüşün temeli olan Darwinizm'in
bilimsel olarak geçersizliğinin ortaya konması gerekmektedir.
Bu ise kolay bir iştir, çünkü zaten Darwinizm'in bilimsel
bir dayanağı yoktur. Bugüne kadar, ilgili hiçbir bilim
dalında, evrim teorisini destekleyen tek bir bilimsel
delil dahi bulunmamıştır. Elde edilen bulgular, evrimin
hiçbir zaman yaşanmadığını göstermektedir. Evrimcilerin
tek yaptığı, teorilerine gerçekte delil oluşturmayan
bazı biyolojik olayları, gözlemleri veya fosil kayıtlarını
çarpıtarak, önyargılı bir biçimde yorumlayarak, hatta
kimi zaman bilimsel sahtekarlıklara başvurarak propaganda
yapmaktır.
Dolayısıyla Darwinizm'in iç yüzünün ortaya çıkarılması
için, söz konusu propagandanın etkisinin kırılması,
bilimsel gerçeklerin mümkün olduğu kadar çok insana
ulaştırılması gerekmektedir. Evrim teorisinin geçersizliğini
kanıtlayan bilimsel bulgular, dergilerin, haberlerin
köşelerinde kalmamalı, her imkan kullanılarak, deşifre
edilmeli, duyurulmalıdır.
Bu amaçla, elinizdeki kitabın ilerleyen bölümlerinde
evrim aldatmacasını gözler önüne seren yeni bilimsel
gelişmeler ve geçtiğimiz aylarda Türkiye'deki evrimci
gazete veya dergilerde çıkan taraflı haberlerin geçersizliği
incelenmektedir.
ÜNLÜ SCIENCE DERGİSİ BÜYÜK DEĞİŞİMİN FARKINDA: TÜRKİYE'DE
DARWINİZM TARİH OLUYOR
Ünlü bilim dergisi Science'da,
Harun Yahya'nın, Evrim Aldatmacası isimli kitabına
ve kitabın dünya çapındaki etkisine geniş yer
verildi.
|
Bilindiği gibi, ülkemizde yıllardır evrim aldatmacası
ile bilimsel alanda ciddi bir mücadele yürütülüyor ve
bu büyük fikri mücadele dünya bilim çevrelerinin de
dikkatini çekiyor. Dünyanın en saygın bilimsel dergilerinden
biri sayılan Science dergisinin 18 Mayıs 2001 tarihli
sayısında da bu konuya geniş yer verildi. Robert Koenig
imzalı ve "Creationism Take Root Where Europe,
Asia Meet" (Avrupa ile Asya'nın Buluştuğu Yerde
Yaratılışçılık Kökleniyor) başlıklı yazıda Türkiye'de
evrim teorisinin aldatmacalarına karşı yapılan bilimsel
mücadelenin başarısına, geçtiğimiz yıllarda ülke çapında
gerçekleştirilen 100'ü aşkın evrim teorisinin çöküşü
konulu konferansa ve Türkiye'deki evrimcilerin çaresizliklerine
geniş yer verildi. Evrim teorisine karşı başlatılan
bu hareketin "Kuzey Amerika dışında, dünyanın en
kuvvetli anti-evrimci hareketi" olduğunun ve "diğer
Müslüman ülkelere de hızla yayıldığının" altı çizildi.
Yazıda ayrıca "Evrim Aldatmacası" kitabının
uluslararası başarısına ve bazı Türk evrimci bilim adamlarının
"bu kitapların ülkenin bazı bölgelerinde okullarda
okutulan ders kitaplarından daha etkin olduğundan şikayet
ettiklerine" dikkat çekildi. Dergide Evrim Aldatmacası
kitabının resminin altında ise şu yorum dikkat çekiyordu:
"Olay çıkardı – Evrim Aldatmacası gibi kitaplar
çok geniş bir okuyucu kitlesine sahip." Sadece
Türkiye'de değil, tüm dünyada okunan, şu ana kadar 19
dile çevrilen ve halen farklı dillere çevirileri devam
eden Evrim Aldatmacası isimli kitabı bugün Rusya'dan
Hindistan'a, Avustralya'dan Kanada'ya, İtalya'dan İspanya'ya,
Polonya'dan Endonezya'ya kadar birçok ülkede tanımayan
yok gibi.
Koenig'in yazısında 2001 yılı başından itibaren bazı
milletvekillerinin, evrim teorisinin eğitim müfredatından
kaldırılması için TBMM'ne sundukları soru önergelerinden
de şu şekilde bahsedildi:
22 Nisan 2000 tarihli
New Scientist dergisinde Türkiye'deki yaratılış
konulu çalışmalara da yer verildi ve evrim teorisinin
anlatılması ve yaratılış gerçeğinin ortaya konması
konusunda "Harun Yahya uluslararası bir kahraman
haline geldi" ifadesi kullanıldı.
|
… Bir tıp profesörü ve milletvekili olan Ali Gören
geçtiğimiz günlerde ortaokullarda Darwin'in evrim teorisinin
okutulmasının yasaklanması için bir soru önergesi verdi.
Parlamentodaki üçüncü büyük parti olan ve İslami görüşüyle
bilinen Fazilet Partisi üyesi Gören, Darwinizm'i "bilimsel
bir sahtekarlık" olarak niteledi ve orta okul öğrencilerini
"ateizme ve bölücülüğe" zemin oluşturan evrim
teorisinin olumsuz etkilerinden korumak için diğer parlamento
üyelerini harekete davet etti. "
22 Nisan 2000 tarihli
New Scientist dergisinde, Darwinizm'i yalanlayan
yaratılış gerçeğinin dünyada artan etkisine yer
verildi.
|
Koenig, evrim aldatmacasına yönelik bu fikri ve bilimsel
çalışmaların karşısında Türk evrimcilerin cevapsız ve
yetersiz kaldıklarını belirtiyor ve "... Buradaki
birçok (evrimci) bilim adamı, evrimcilerin kamuoyu nezdinde
Türk yaratılışçılarının karşısında itibar kaybetmelerinden
endişe duyuyor" diyordu.
Türkiye'deki yaratılış konulu çalışmalara, bilim dünyasının
en saygın dergilerinden biri olan New Scientist'in 22
Nisan 2000 tarihli sayısında da yer verilmişti. New
Scientist, evrim teorisi ile ilgili eserlerinin etkisine
dikkat çekmiş, evrim teorisinin yanlışlığının ve yaratılış
gerçeğinin anlatılması konusunda "Harun Yahya uluslararası
bir kahraman haline geldi" demişti.
Tüm bu gelişmeler karşısında evrimciler ise sessizliklerini
korumaktadırlar. Oysa evrimci bilim adamlarından beklenen,
evrim aldatmacasını ortaya koyan delillere aynı şekilde,
kitap ve konferanslarla cevap vermeleridir. Ancak görünen
o ki, evrimi savunacak hiçbir delilleri olmadığını bilen
evrimciler bu konuda en ufak bir şevk duymamaktadırlar.
Tüm üniversitelerde kürsüleri olan, tüm laboratuvarlar,
teknik imkanlar ellerinde bulunan evrimciler yıllardır
sadece imza toplayıp, basın bidirisi yayınlamaktan başka
birşey yapamayarak, çaresizliklerini ortaya koymuşlardır.
Artık evrim aldatmacası, tarihin karanlık sayfalarındaki
yerini almıştır ve bunu hiçbir evrimcinin engellemesi
mümkün değlidir.
Hiç şüphesiz Darwinist büyünün etkisinin insanların
üzerinden hızla kalkıyor olması hem ülkemiz hem de tüm
dünya toplumları açısından, aydınlık ve refah dolu bir
gelecek için çok önemli ve tarihi bir gelişmedir.
NetCevap Sitesi, 2 Yıl Önce Haber Vermişti:
EVRİMCİLERİN "DİNO-KUŞ"
SAHTEKARLIĞI ORTAYA ÇIKTI
29 Mart 2001 tarihli bazı günlük gazetelerde evrim
teorisi adına önemli bir itiraf yer alıyordu. "Kuşlar
dinozorlardan evrimleşti" masalına delil gibi gösterilen
"dino-kuş fosili"nin gerçekte bir sahtekarlık
olduğu, bir sürüngen omurgasına kuş iskeleti parçalarının
yapıştırılmasıyla üretildiği ortaya çıkmıştı. Örneğin
Hürriyet gazetesinin "DİNO-KUŞ PALAVRA ÇIKTI"
başlıklı haberinde şöyle yazıyordu:
"National Geographic dergisinin Kasım 1999'da
kuş ile dinozor arasındaki eksik halka olduğunu duyurduğu,
hakkında bilimsel makaleler yazılan hayvanın sahte olduğu
anlaşıldı. 'Archoeoraptor liaoningensis' adı verilen
hindi büyüklüğündeki dino-kuşun iskeletinin başka hayvanlara
ait kemiklerden biraraya getirildiği ortaya çıktı.
Evrim teorisinde önemli bir eksikliği aydınlattığı
varsayılan dino-kuşun 125 milyon yıl öncesine ait olduğu,
Çin'in Liaoning eyaletinde bulunduğu öne sürülüyordu.
Tüylü vücudu bir kuşa benziyor, ancak uzun, kemikli
kuyruğu et tüketen dinozorları çağrıştırıyordu. İngiliz
haftalık bilim dergisi Nature'un bugünkü sayısında yayınlanan
bir inceleme dino-kuşun palavra olduğunu gözler önüne
serdi. Aralarında üç paleontoloğun da bulunduğu bir
grup araştırmacı bilgisayar tomografisinin yardımıyla
sahtekarlığı kanıtladılar. Dino-kuş aslında Çinli kaçakçıların
eseriydi... Kaçakçılar yapışkan ve harçlar kullanarak
88 kemik ve taştan dino-kuş yaratmıştı. Archaeraptor'un
ön kısmı tek bir kuşa ait fosildi, ancak dinozorun kuyruğuyla
birlikte beden kısmında dört ayrı türden kemikler vardı.
Dino-kuşun bilgisayarda taranması kuş iskeletinin daha
önce bilinmeyen türlere ait olduğuna, dino kısmının
ise küçük dinozorların yeni türüne işaret etti."
(Cümlü düşüklüğü, Hürriyet'e aittir.)
NETCEVAP SİTESİ, 2 YIL ÖNCE BİLİMSEL
DELİLLERLE GERÇEĞİ AÇIKLAMIŞTI
İki yıl önce, "kuşların
dinozorlardan evrimleştiğini kanıtlayan uçan dinozorun
bulunduğu" haberi büyük başlıklarla duyurulmuştu.
İki yıl sonra ise aynı gazete, bulunan sözde delilin
sahte olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı.
|
Bu sahte fosil, bundan 2 yıl önce başta Hürriyet ve
Sabah olmak üzere Darwinist medya kuruluşları tarafından
"Evrim teorisini kanıtlayan delil bulundu"
diye tanıtılmıştı. Hürriyet gazetesinde yayınlanan 16
Ekim 1999 tarihli "Uçan Dinozor Bulundu" başlıklı
haber, bunun bir örneğiydi.
Oysa bu evrimci iddianın hiçbir geçerliliği olmadığı,
o zaman da NetCevap isimli internet sitemiz tarafından
kamuoyuna duyurulmuştu. ("Evrimcilere Net Cevap"
isimli kitabımızda da bu konuya yer verilmiştir.) Hürriyet'in
haberiyle aynı gün sitemizde yayınlanan "SABAH
ve HÜRRİYET'İN "UÇAN DİNOZOR" HABERİ"
başlıklı yazıda, sahte olduğu günümüzde ortaya çıkan
Archaeoraptor fosili hakkında şunlar yazılıydı:
"Evrimciler her yeni fosil bulgusunda, dinozor-kuş
bağlantısı hakkında spekülasyonlar öne sürmekte, ancak
detaylı analizler sonucunda yalanlanmaktadırlar. Çin'de
bulunan üç yeni theropod dinozoru fosili de bu tür bir
spekülasyondur. Sabah ve Hürriyet, her zamanki gibi
bu fosilleri de "evrime delil" sanmış ve o
şekilde göstermiştir...
Görünen odur ki, evrimciler, Sinosauropteryx hakkındaki
spekülasyonlarının boşa çıkmasının ardından, şimdi de
Archaeoraptor, Sinornithosaurus ve Beipiaosaurus adı
verilen yeni fosil bulguları üzerinde spekülasyona girişmişlerdir.
Sabah ve Hürriyet de, evrim konusunda gösterdikleri
her zamanki önyargılı tavrı tekrar ederek, bu spekülasyonları
hiçbir farklı yorum ve düşünceye yer vermeden "evrime
delil bulundu" üslubunda okuyucularına aktarmışlardır.
BASINDA
BENZER ALDATMACALAR
Kuşların atası olarak
kabul edilen uçan dinozora birçok gazetede yer
verilmişti. Ancak dino kuş yalanı sadece iki yıl
devam edebildi.
|
... (Oysa) İşte bu noktada çok büyük bir çelişki vardır.
Çünkü bu fosiller (örneğin Archaeoraptor) sadece 120
milyon yıl kadar eskidir. Ancak yeryüzündeki bilinen
en eski uçabilen kuş olan Archaeopteryx, 150 milyon
yıl yaşındadır. Archaeopteryx günümüz kuşlarıyla aynı
uçuş yeteneğine sahip olan uçucu bir kuştur. Uçuş için
gerekli olan geniş kanatlara, asimetrik ve kompleks
tüy yapısına, sternum (göğüs) kemiğine sahiptir...
Kısacası Archaeopteryx, eski kuşların bundan 150 milyon
yıl önce gökyüzünde uçmakta olduklarının bir kanıtıdır.
Bu durumda elbette 120 milyon yıl yaşındaki bazı dinozor
fosillerinin, "kuşların henüz uçamayan ilkel ataları"
olarak gösterilmesi imkansızdır.
Bu durum, Archaeoraptor, Sinornithosaurus ve Beipiaosaurus
adlı fosil dinozorlar hakkındaki evrimci iddiaların
açık bir çelişki içinde olduğunu göstermektedir."
(Makalenin tamamı için, http://netcevap.org/sab-hur991016.html
ve Harun Yahya, Evrimcilere "Net Cevap", Vural
Yayıncılık, 2001)
Kısacası, sözü edilen fosilin bir "dino-kuş"
fosili olamayacağı, fosil ilk gündeme geldiği dönemde
bilimsel delillerle izah edilmişti. Bu örnek, ülkemizdeki
evrimci medyanın ne kadar önyargılı ve taraflı davrandığının,
evrim lehinde gibi gördüğü her haberi büyük bir hırsla
propaganda malzemesi haline getirdiğinin ve bu yolla
kamuoyunu yanılttığının açık bir delilidir. Dahası,
evrim konusundaki gelişmelerle ilgili en doğru, bilimsel
ve "net" cevapların, Net Cevap sitesinde yayınlandığını
da bir kez daha göstermektedir.
EVRİMCİLERİN DEĞİŞMEYEN YÖNTEMİ:
SAHTEKARLIK
Dino-kuş aldatmacası evrimcilerin
ilk sahtekarlığı değil. Darwinizm'in önde gelen
savunucularından Ernst Haeckel de, sahte çizimler
yaparak evrim teorisini ispatlayacağını düşünmüştü.
Solda Haeckel'in sahte çizimleri görülmektedir.
|
Konunun bir diğer önemli yönü ise, Çin'deki fosilin,
evrimcilerin aslında klasik bir yönteminin devamı oluşudur.
Bu yöntem sahtekarlıktır. Evrim teorisinin ortaya atılmasından
bu yana, teoriyi desteklemek için pek çok sahtekarlık
yapılmıştır. Alman biyolog Ernst Haeckel, Darwin'i destelemek
için sahte embriyo çizimleri yapmıştır. İngiliz evrimciler,
insan kafatasına orangutan çenesi monte edip, bunu British
Museum'da 40 yılı aşkın bir süre "Piltdown Adamı-Evrimin
En Büyük Kanıtı" diye sergilemişlerdir.
Ne Miller'in evrimi ispatlamak
uğruna deneyinde yaptığı aldatmacalar, ne de Piltdown
Adamı sahtekarlığı, evrim teorisini yıkılmaktan
kurtaramadı.
|
Amerikalı evrimciler tek bir domuz dişini
"Nebraska Adamı" diye lanse etmişlerdir.
Amerikalı kimyacı Stanley Miller sahte bir
"ilkel atmosfer modeli" oluşturup amino
asit deneyi yapmıştır. Dünyanın
dört bir yanında, "rekonstrüksiyon" adı
verilen sahte çizimlerle, gerçekte hiçbir zaman yaşamamış
olan "ilkel yaratıklar" veya "maymun
adam"lar tasvir edilmiştir. (Detaylı
bilgi için bkz. Harun Yahya, Evrim
Aldatmacası, Global Yayıncılık)
Çin'de "bulunduğu" iddia edilen ve 2 yıldır
"kuşların evrimine büyük delil" gibi gösterilen
"Archoeoraptor" fosili sahtekarlığı ise, evrimci
sahtekarlıklar zincirinin son örneğidir. Görülen odur
ki, evrimciler yalan söylemekten, bilimi ideolojileri
uğruna çarpıtmaktan vazgeçmemektedirler.
Darwinist medya kuruluşları, artık bu gerçeği görmeli
ve evrim teorisini körü körüne savunmaya bir son vermelidirler.
Aksi takdirde, "evrime büyük delil" diye lanse
ettikleri sahtekarlıkları bir süre sonra "evet,
sahtekarlıkmış" diye itiraf etmeye ve bu yolla
kendi kendilerini çürütmeye devam edeceklerdir.
HAYALİ "EVRİM SOYAĞACINI" ALTÜST EDEN FOSİLİ,
"EVRİM DELİLİ" SANMA YANILGISI
Geçtiğimiz aylarda bulunan 3.5 milyon yıllık kafatası,
evrimcilerin hayali "insanın evrimi soyağacı"nı
altüst etti. Dünyanın en önde gelen evrimcilerinin dahi
hayali şemalarında hiçbir yere koyamadıkları bu fosili,
Akşam gazetesi ise nasıl olduysa hayali evrim şemasında
bir yere yerleştirdi ve bunu 22 Mart 2001 tarihli sayısında
okuyucularına duyurdu.
Söz konusu fosil Kenya'da Meave Leakey ve ekibi tarafından
bulundu. Düz bir yüze sahip olması nedeniyle "Düz
Yüzlü Adam" (Flat Faced Man) olarak anılan fosile
verilen "bilimsel isim" ise Kenyanthropus
platyops.
3,5 milyon yıllık bu fosilin evrimcilerin aklını tamamen
karıştırmasının nedeni, kendisinden sonra yaşamış olan
bazı maymun türlerinin (Lucy gibi), evrimci kıstaslara
göre Kenyanthropus platyops'dan daha "geri"
olması. Dolayısıyla farklı özelliklere sahip olan bu
fosil, evrimcilerin tüm şemasını altüst ediyor. Çünkü
bu fosili nereye yerleştireceklerini bilmiyorlar.
Aslında bugüne kadar bulunan fosillerin tamamına bakıldığında,
maymunla ortak bir atadan evrimleşen, yavaş yavaş insana
doğru yükselen bir "evrim şeması" olmadığı
açıkça görülüyor. Aksine şemada tamamen bir karmaşa
bulunuyor. BBC televizyonunun internet sayfasında yayınlanan
ve bir sonraki sayfada yer alan şemada bu karmaşa vurgulanıyor.
"Karmaşık insanımsı soyağacı" başlığıyla verilen
şemada hiçbir düzenli gelişme olmadığı, aksine tüm fosil
bulgularının birbirlerinden tamamen ilgisiz özelliklere
sahip oldukları görülüyor. Şemanın altında da şu yoruma
yer veriliyor:
Bilim adamları farklı insanımsı fosillerini birbirleriyle
ilişkilendirme konusunda güçlük çekiyorlar.1
Kenya'da bulunan kafatası
fosili Akşam gazetesinde evrimci bir yorumla haber
verildi. Bu taraflı haberde, fosilin evrimcilerin
iddialarını alt üst ettiğinden nedense hiç bahsedilmiyordu!
|
George Washington Üniversitesi, Antropoloji bölümünden
Daniel E. Lieberman ise, Nature dergisinde yer alan
makalesinde, Kenyanthropus platyops hakkında şu yorumu
yapıyor:
İnsanın evrim tarihi çok karmaşık ve çözümlenmemiştir.
Şimdi 3.5 milyon yıllık başka bir türün bulunması ile
durum daha da karışacak gibi görünüyor... Kenyanthropus
platyops'un yapısı genel olarak insanın evrimi ve türlerin
davranışı konuları hakkında birçok soruyu beraberinde
getiriyor. Örneğin neden alışılmışın dışında olarak,
küçük bir çene dişine ve öne doğru kavisli çene kemiği
olan büyük düz bir yüze aynı anda sahip? Büyük yüzü
ve benzer şekilde yerleştirilmiş çene kemiği olan tüm
diğer insanımsı türlerin büyük bir dişi var. K. Platyops'in
önümüzdeki birkaç yıl içindeki en başlıca rolünün, birlikleri
bozucu ve insanımsılar arasındaki evrimsel ilişkinin
araştırmalarında karşılaşılan kargaşayı vurgulayıcı
bir rolü olacağını düşünüyorum.2
BBC isimli ünlü televizyon kanalı ise haberi "Düz
Yüzlü Adam Bir Bilmece", "Akıl Karıştıran
Tablo", "Bilimsel Çelişki" başlıkları
ile verdi ve haberde şöyle dendi:
Meave Leakey, ekibi ve Kenya Milli Müzesi'nin buluşu,
zaten bulanık olan insanın evrimi tablosunu daha da
bulanıklaştırıyor.3
Kenya'da bulunan kafatasları
ve bu araştırmaları yürüten Meave Leakey.
|
Londra College Üniversitesi'nden ünlü evrimci Dr. Fred
Spoor ise yeni bulunan fosil için "Birçok soruyu
gündeme getirdi" yorumunu yaptı.4
Kısacası evrim teorisi, yukarıdaki açıklama ve itiraflarda
da görüldüğü gibi büyük bir çıkmaz içindedir. Özellikle
paleontoloji dalında, her yeni bulgu evrim teorisine
yeni bir çelişki daha getirmektedir. İnsanın sözde evrimi
için hayali bir şema belirleyen evrimciler, soyu tükenmiş
farklı maymun türlerine ve insan ırklarına ait fosilleri
art arda dizerek, şemalarına uygun hale getirmeye çalışmaktadırlar.
Ancak, hiçbir fosil şemalarına uymamaktadır. Çünkü insan
maymunla ortak bir atadan evrimleşmemiştir. İnsanlar
tarih boyunca hep insan olmuşlar, maymunlar da hep maymun
olarak kalmışlardır. Bu nedenle evrim teorisi, her yeni
bilimsel buluşla bir çıkmaz içine daha girecektir.
İşin ilginç yanı ise, bazı medya organlarının, evrim
aleyhindeki delilleri bile "evrim kanıtı"
sanmasıdır. Bu, o denli ön yargılı bir yaklaşımdır ki,
topraktan çıkan her kafatasını peşinen "evrime
kanıt" zannetmekte ve öyle göstermektedir. Gerek
Akşam gazetesinin gerekse Darwinist çizgide yayın yapan
diğer medya kuruluşlarının biraz daha akılcı ve bilimsel
davranmaları gerektiği ortadadır. Aksi halde, bu örnekte
olduğu gibi, kendilerini hatalı duruma düşürmeye devam
edeceklerdir.
RADİKAL GAZETESİNDEN KUŞLARIN KÖKENİ HAKKINDA
"EVRİM MASALLARI"
8 Aralık 2000 tarihli Radikal gazetesinde, "Kuşların
En Hakiki Atası" başlıklı bir haber yayınlandı.
Çin'de bulunan bir dinozor fosilinin kuşların gerçek
atası olduğu iddia edilen haberde, çok önemli hatalar
ve okuyucuyu yanıltan bilgiler bulunmaktadır.
Söz konusu haberde, Çin'de Microraptor ismi verilen
ve 120 milyon yıllık olduğu tespit edilen bir dinozor
fosili bulunduğu duyurulmaktadır. Yazıda yer alan iddiaya
göre, bu karga büyüklüğündeki dinozor, kuş tüylerine
benzer tüylere sahiptir ve bu nedenle kuşların atasıdır.
Haberdeki yanılgı, çelişki ve hatalar kısaca şöyle özetlenebilir:
1. Bu dinozor kuşların atası
olamaz, çünkü ondan çok daha önce yaşamış olan birçok
kuş fosili bulunmuştur:
8 Aralık 2000 tarihli
Radikal gazetesinde çıkan bu haberde, Çin'de bulunan
120 milyon yıllık dinozor fosilinin kuşların atası
olduğu iddia ediliyordu. Ancak, bu fosilden 25
milyon yıl önce yaşamış olan kuşlara ait fosillerin
olması, Radikal gazetesinin bu iddiasını yalanlamaktadır.
|
Yazıdaki en büyük yanılgılardan biri bu konudur. Bu
dinozorun boyutlarının küçük olması ve kuş tüylerine
benzer tüylerinin olması, evrimcileri heyecanlandırmış
olacak ki, hemen bunun kuşların atası olduğunu ileri
sürmüşlerdir. Ancak, Associated Press tarafından duyurulan
haberin orijinalinde de yer aldığı gibi, bu dinozorun
uçtuğuna dair hiçbir bilgi ve delil bulunmamaktadır.
Yine aynı haberde Kansas Üniversitesi paleontologlarından
dünyaca ünlü evrimci bilim adamı Larry Martin de bu
dinozorun uçan bir kuşa ait özellikleri olmadığını belirtmiştir.
Tüm bunların yanında, bu dinozorun kuşların atası olamayacağını
gösteren çok açık bir delil, bu dinozordan çok daha
yaşlı uçan kuş fosillerinin bulunmuş olmasıdır. Nitekim,
yazıda da bahsi geçen Archaeopteryx, Microraptor isimli
dinozordan yaklaşık 25 milyon yıl önce yaşamıştır ve
bilim adamlarının son araştırmaları ve yeni bulunan
Archaeopteryx fosilleri bu türün uçan bir kuş olduğunu
kesin olarak göstermiştir.
2000 yılı içinde ise, Archaeopteryx'ten çok daha yaşlı
bir kuş fosili bulunmuştur. Science ve Nature gibi ünlü
bilim dergileri ve dünyaca tanınmış BBC televizyonu
bu kuş fosilini şöyle duyurmuşlardır.
2000 yılı içinde, Archaeopteryx'ten
çok daha yaşlı bir kuş fosili bulundu. Science
ve Nature gibi ünlü bilim dergileri tarafından
duyurulan bu fosil, kuşların dinozorlardan evrimleştiği
iddiasını açıkça çürütmekteydi. Ülkemizde ise
bu haber "Kuşların atası kuş çıktı" başlığı ile
duyuruldu.
|
"Orta Asya'da bulunan ve günümüzden 220 milyon
yıl önce yaşadığı anlaşılan söz konusu fosilin tüm vücudunun
tüylerle kaplı olduğu, kuşların atası olduğu iddia edilen
Archaeptoryx'de ve günümüz kuşlarında olduğu gibi bir
lades kemiğine sahip olduğu ve tüylerinde ise içi boş
sapların bulunduğu tespit edildi. Bu ise, Archaeopteryx'in
kuşların atası olduğu iddialarını geçersizleştiriyor.
Çünkü bulunan fosil Archaeopteryx'ten 75 milyon yıl
daha yaşlı; yani kuşların atası olduğu iddia edilen
canlıdan 75 milyon yıl önce de tüm özellikleriyle tam
bir kuş yaşıyordu."
Nitekim aynı haber ülkemizde de, Milliyet gazetesinin
25 Haziran 2000 tarihli sayısında "Kuşların Atası
Kuş Çıktı" manşetiyle yayınlanmıştı. Dolayısıyla
Orta Asya'da bulunan bu kuş fosili, yeni bulunan Microraptor
isimli dinozordan tam 100 milyon yıl daha yaşlıdır ve
günümüz kuşları ile tamamen aynı özelliklere sahiptir.
Sonuç olarak, normal uçan bir kuştan 100 milyon yıl
sonra ortaya çıkan bir dinozorun bu kuşun atası olması
imkansızdır. Yani bulunan fosiller, dinozorlar ve kuşlar
arasında kesinlikle bir ata-torun ilişkisi olmadığını,
her iki türün birbirlerinden tamamen ayrı olarak ortaya
çıktıklarını açıkça göstermektedir. Eğer böyle bir ilişki
söz konusu olsaydı, evrimcilerin iddia ettikleri torunlar,
atalarından 100 milyon yıl önce yaşamazlardı!
2. Yazıda, "daldan dala
atlayan dinozorların bir gün kanatlandıkları" masalı,
bilimsel bir gerçek gibi anlatılmaktadır:
Radikal gazetesindeki haberin en düşünülmeden yazılmış
bölümlerinden bir diğeri ise, "Daldan dala atlarken
kanat geliştiren dinozor" iddiasıdır. Bugün bu
iddia, çocukların bile güldükleri bir karikatür konusu
olmaktan öteye gitmemektedir.
Dinozorların kuşların atası olduklarını iddia eden
evrimciler, dinozorların nasıl kanatlandıkları sorusuna
bir cevap getirmek zorunda oldukları için ortaya hayali
iddialar atarlar. En bilinen iki iddiaları: 1. Dinozorların
daldan dala atlarken kanatlandıkları 2. Yerde koşup
sinekleri avlamak için ön kollarını çırparlarken kanatlandıkları
şeklindedir. Hiçbir bilimsel dayanağı olmayan, sadece
hayal gücünün bir ürünü olan bu teori, aynı zamanda
çok basit bir mantık çelişkisi de içermektedir. Çünkü
evrimcilerin burada uçuşun kökenini açıklamak için gösterdiği
örnek, yani sinek, zaten mükemmel bir uçma yeteneğine
sahiptir. İnsan saniyede 10 kere bile kolunu açıp kapayamazken,
ortalama bir sinek, saniyede 500 kez kanat çırpma yeteneğine
sahiptir. Üstelik her iki kanadını eşzamanlı olarak
çırpar. Eğer kanatların titreşimi arasında en ufak bir
uyumsuzluk olsa sinek dengesini yitirecektir, ama hiçbir
zaman böyle bir uyumsuzluk olmaz. Evrimciler ise, sineğin
bu mükemmel uçuş yeteneğinin nasıl ortaya çıktığını
açıklamaları gerekirken, sineği çok daha hantal bir
varlığın yani sürüngenin uçuşunun nedeni olarak gösteren
hayali senaryolar üretmektedirler. Oysa sadece sinekteki
üstün yaratılış bile evrimin bu iddiasını geçersiz kılar.
Ayrıca, ikinci iddiayı da destekleyen hiçbir bilimsel
delil yoktur. Bu iddialardan birinin sahibi olan Yale
Üniversitesi Jeoloji Kürsüsü profesörü John Ostrom,
kendi iddiasının ve diğer iddianın ne kadar bilim dışı
olduğunu şöyle açıklar:
"Benim cursorial senaryom (karadan kanatlanıp
havalanma teorisi) kesinlikle spekülatiftir. Fakat arboreal
teori (daldan dala atlarken havalanma) de aynı şekilde
spekülatiftir" demiştir.5
Görüldüğü gibi, bu iddiaların sahipleri dahi teorilerinin
tamamen hayale dayalı olduğunu ve bilimsel hiçbir kanıtı
bulunmadığını itiraf etmektedirler.
Gerçekte kuşların atasının dinozorlar olduğu yönündeki
evrimci anlatımın bütünü bilim dışı bir spekülasyondan
ibarettir. Nitekim, Microraptor'un kuşların atası olamayacağını
belirten, kuşlar üzerinde uzman, evrimci paleontolog
Larry Martin, evrimci olmasına rağmen şu açıklamayı
yapmıştır:
"Doğrusunu söylemek gerekirse, eğer dinozorlarla
kuşların aynı kökenden geldiklerini savunuyor olsaydım,
bunun hakkında her kalkıp konuşmak zorunda oluşumda
utanıyor olacaktım."6
Ne var ki, bazı evrim propagandacıları bu hayali varsayımları
bilimsel gerçekler gibi kabul ederek halka empoze etmekte
bir sakınca görmemektedirler. Ancak evrimcilerin halkı
yanıltmak için yürüttükleri her çaba bilim ve akıl tarafından
karşılığını gecikmeden almaktadır. Bu nedenle evrim
propagandasını ilke edinenlerin bu yeni gelişmeyi göz
ardı etmemeleri son derece önemlidir.
NATIONAL GEOGRAPHIC TÜRKİYE DERGİSİ,
YAYIN HAYATINA YANILGILARLA BAŞLADI
Dünyaca ünlü National Geographic dergisi 2001 yılı
içinde ülkemizde Türkçe versiyonuyla yayınlanmaya başladı.
Yapılan reklamlar, bu gelişmeyi yayıncılık açısından
önemli bir bilimsel kazanç olarak gösteriyordu. Oysa
gerçekte National Geographic dergisiyle birlikte, ilginç
doğa resimleri veya farklı kültürlerle ilgili bilgilerin
yanında, son derece dogmatik bir "evrim fanatizmi"
de yayına başlamış oldu.
Çünkü National Geographic, tüm dünyada Darwinizm'e
körü körüne bağlı olan "bilimsel statüko"nun
temsilcisi olarak bilinir. Dergi, evrim teorisini desteklemek
adına pek çok kez bilimsel çarpıtmalara, hatta sahtekarlıklara
imza atmıştır. Evrime delil bulabilme umuduyla güvenilirlikten
uzak kaynakları manşetlerine taşımış, bu manşetlerin
bir kısmı zamanla skandallara dönüşmüştür. Örneğin derginin
1999 yılında büyük bir gürültüyle verdiği "tüylü
dinozor fosili" haberinin aslında bilimsel bir
sahtekarlığa dayandığı, söz konusu fosilin birkaç ayrı
canlı kalıntısının birbirine yapıştırılmasıyla üretilmiş
bir sahtekarlık olduğu 2001 yılında ortaya çıkmıştır.
Evrimci bilim adamları dahi National Geographic'in
fanatizmini kabul etmektedir. ABD'deki ünlü Smithsonian
Institution Doğa Tarihi Müzesi'nden Storrs Olson, bu
fosilin sahte olduğuna dair daha önceden National Geographic
dergisi yetkililerini uyardığını, ancak dergi yönetiminin
bunu tamamen göz ardı ettiğini söylemektedir. Olson'a
göre, "zaten National Geographic uzun zamandır
sansasyonal, desteksiz ve tabloid habercilik yaparak
seviyesini düşürmüş durumdadır".7
National Geographic'in bu "sansasyonel, desteksiz,
tabloid" evrim propagandası, ister istemez derginin
Türkçe versiyonunda da ortaya çıkmaktadır. National
Geographic Türkiye'nin 2. sayısında yer alan Uçan Sürüngenler
(Pterozorlar) hakkındaki temelsiz ve çelişkili evrimci
yorumlar bu yanılgılardan biridir.
PTEROZORLAR (UÇAN SÜRÜNGENLER)
NEDEN EVRİM TEORİSİ İÇİN BİR ÇIKMAZDIR?
Sürüngenler sınıfı içinde yer alan ilginç bir canlı
grubu, uçan sürüngenlerdir. Bunlar, yaklaşık 200 milyon
yıl önce Üst Triasik Devir'de ilk kez ortaya çıkmış
ve daha sonra ise soyları tükenmiş bir canlı grubudur.
Bu canlılar birer sürüngendir, çünkü sürüngen sınıfının
temel özelliklerine sahiptirler: Metabolizmaları soğuk
kanlıdır (ısı üretemezler) ve vücutları pullarla kaplıdır.
Ancak güçlü kanatlara sahiptirler ve bu kanatlar sayesinde
uçabildikleri düşünülmektedir.
Uçan sürüngenler National Geographic gibi popüler evrimci
yayınlarda Darwinizm'i destekleyen bir paleontolojik
bulgu olarak gösterilir. Ya da en azından böyle bir
imaj oluşturulur. Oysa aksine, uçan sürüngenlerin kökeni
evrim teorisi adına ciddi bir sorundur. Bunun en açık
göstergesi de, uçan sürüngenlerin, kara sürüngenleriyle
aralarında hiçbir geçiş türü olmadan, bir anda ve eksiksiz
olarak ortaya çıkmalarıdır. Uçan sürüngenler, çok iyi
tasarlanmış kanatlara sahiptir ve bu organlar hiçbir
kara sürüngeninde yoktur. "Yarım kanatlı"
herhangi bir canlıya ise fosil kayıtlarında rastlanmamaktadır.
Nitekim "yarım kanatlı" canlıların yaşamış
olması da mümkün değildir. Çünkü bu tür hayali canlılar,
eğer yaşamış olsalardı, ön ayaklarını kaybettikleri,
ama henüz uçacak durumda da olmadıkları için diğer sürüngenlere
göre dezavantajlı hale geleceklerdi. Bu durumda ise,
evrimin kendi kabulune göre elenip soylarının tükenmesi
gerekirdi.
Nitekim uçan sürüngenlerin kanatlarının yapısı incelendiğinde,
bunun asla evrimle açıklanamayacak kadar kendine özgü
ve aniden ortaya çıkmış bir tasarım olduğu görülür.
Uçan sürüngenlerin kanatları üzerinde diğer sürüngenlerin
ön ayakları gibi beş tane parmakları vardır. Ancak dördüncü
parmak, diğer parmaklardan ortalama 10-15 kat daha uzundur
ve kanat da bu parmağın altında uzanır. Eğer kara sürüngenleri
uçan sürüngenlere evrimleşmişlerse, o halde söz konusu
dördüncü parmak da yavaş yavaş, kademe kademe uzamış
olmalıdır. Sadece dördüncü parmak değil, tüm kanat yapısı,
rastlantısal mutasyonlarla gelişmeli ve tüm bu süreç
de canlıya avantaj kazandırmalıdır. Evrim teorisinin
paleontolojik düzeydeki önde gelen eleştirmenlerinden
biri olan Duane T. Gish, bu noktada şu yorumu yapar:
Bir kara sürüngeninin kademeli bir biçimde bir uçan
sürüngene dönüşebileceği varsayımı tümüyle tutarsızdır.
Böyle bir dönüşüm sırasında ortaya çıkacak olan yarım,
tamamlanmamış yapılar, canlıya bir avantaj kazandırmak
bir yana, onu tümüyle dezavantajlı hale getirecektir.
Örneğin evrimciler, bazı mutasyonların sadece dördüncü
parmağı etkilediğini ve onu zaman içinde yavaş yavaş
uzattığını varsayarlar. Elbette, diğer bazı rastlantısal
mutasyonların da, her ne kadar inanılmaz gözükse de,
bu yönde tam bir işbirliği yaparak, kanat zarının, uçuş
kaslarının, tendonların, sinirlerin, kan damarlarının
ve kanat için gereken diğer yapıların kademeli olarak
evrimleşmesini sağlamaları gerekmektedir. Belirli bir
aşamada, gelişmekte olan bu uçan sürüngen %25'lik bir
kanat dokusuna sahip olacaktır. Ancak bu garip yaratık
hiçbir şekilde yaşayamayacaktır. %25'lik bir kanat dokusu
ona ne avantaj sağlayabilir? Açıktır bu canlı uçamayacaktır
ve artık eskisi gibi koşamayacaktır da.8
Kısacası uçan sürüngenlerin kökeninin evrim mekanizmalarıyla
açıklanması imkansızdır. Nitekim fosil kayıtları da
böyle bir evrim yaşanmamış olduğunu ortaya koyar. Fosil
katmanlarında, sadece bugün tanıdığımız gibi kara sürüngenleri
ve kusursuz uçan sürüngenler vardır. Hiçbir ara form
yoktur. Omurgalı paleontolojisi alanında dünyanın en
önde gelen birkaç isminden biri olan Robert L. Carroll,
bir evrimci olmasına karşın bu konuda şu itirafta bulunur:
Triasik Devir'de ortaya çıkan tüm uçan sürüngenler
(pterosaurlar) uçuş için çok özelleşmiş yapıya sahiptirler...
Atalarının ne olduğu konusunda ve uçuşlarının kökeninin
ilk aşamaları hakkında ise hiçbir bulgu yoktur.9
Kısacası uçan sürüngenlerin evrime delil oluşturan
hiçbir yönü yoktur. Kara sürüngenleri ile uçan sürüngenler,
aralarında hiçbir evrimsel ilişki olmadan farklı yapılarıyla
ortaya çıkmışlardır. Bu, evrime değil, yaratılışa delil
oluşturan bir gerçektir.
NATIONAL GEOGRAPHIC'IN SATIR
ARASI İTİRAFLARI
Ülkemizde Türkçe olarak
yayınlanmaya başlayan National Geographic dergisi,
tüm dünyada evrim fanatizminin öncüsü ve bu konuda
yanıltıcı haber yapmaktan çekinmeyen bir dergi
olarak tanınmaktadır. Pterozorlar hakkındaki yazı
da bunun bir örneğidir.
|
National Geographic Türkiye'nin Mayıs 2001 sayısında
yayınlanan "Antik Göklerin Efendileri: Pterozorlar"
başlıklı yazının, bu canlıları evrim propagandasına
malzeme yapmak için kaleme alınmış olduğu kullanılan
ifadelerden anlaşılmaktadır: Pterozorlar "evrimin
büyük başarı öykülerinden biri" olarak tanımlanmakta
(s. 135) ve yazı "pterozorlor, yok oluş nedenleri
ne olursa olsun, evrimsel açıdan benzersiz zaferlere
ulaştı" (s. 151) yorumuyla bitmektedir.
Peki acaba National Geographic bu canlıların kökeninin
evrim olduğuna dair bir delil sunabilmekte midir?
Hayır. Aksine, dergideki makale, yukarıda anlattığımız
"evrim çıkmazları"nın itirafları ile doludur.
Bu canlıların fosil kayıtlarında, sözde ataları olan
kara sürüngenlerinden çok farklı, özgün yapılarıyla
bir anda ortaya çıktığını, bakın National Geographic
nasıl itiraf ediyor:
Tüm paleontologlar, kökenlerinin ne olduğu sorusunun
henüz yanıtlanamadığını, bunun için pterozorların ilkel
türlerine ait yeni fosillerin bulunmasını beklemek gerektiğini
kabul ediyor. İtalya, Monfacolne'deki Paleontoloji Müzesi'nden
Fabio Dalla Vechia, 'nasıl evrim geçidiklerini söylemek
zor; bulduğumuz ilk pterozorlar evrimlerini tamamlamış
gerçek pterozorlar' diyor. 'Dördüncü kanatları çoktan
kanada dönüşmüştü'. Bilinen ilk pterozorlar, kuzey İtalya
dağlarında bulundu... uçma konusunda açık denizde balık
avlayacak kadar usta olduklarına dair kanıtlar var.10
Bu alıntıdaki evrimci önyargıya dikkat etmek gerekir.
National Geographic'in kaynak gösterdiği evrimci paleontologlar,
"bulunan ilk pterozorların" özgün kanat yapılarıyla
birlikte aniden ortaya çıktıklarını kabul etmekte, ancak
mutlaka bu canlılardan daha önce yaşamış olması gereken
"ilkel pterozor türleri"nin varlığına inanmaktadırlar.
Yani mevcut fosil delilleri, pterozorların, geçmişlerinde
hiçbir "ilkel tür" bulunmadan aniden ortaya
çıktıklarını göstermekte, ama evrimciler, teorileri
öyle gerektirdiği için, bu hayali ilkel türlerin varlığını
savunmaktadırlar.
Bu örnek, evrim teorisinin bilime rağmen zorla ayakta
tutulmak istenen bir dogma olduğunu bir kez daha göstermektedir.
Pterozorların nasıl olup da uçmaya başladıkları sorusunun
evrim açısından cevapsız olduğu da National Geographic'in
satır aralarında itiraf edilmektedir:
Öte yandan bu canlıları uçma aşamasına getiren evrimsel
yol hala tartışmalı. Pek çok araştırmacı, pterozorların
ağaçlarda yaşayan ve yaşamını daldan dala atlayarak
geçiren küçük bir sürüngen soyundan geldiği kanısında...
Bu arada karşıt kuramı savunanlara göre ise pterozorlar,
karada koşan ve olasılıkla da dengelerini sağlamak için
kollarını iki yana açarak kullanan, iki ayaklı sürüngenlerin
evrim geçirmesi sonucunda ortaya çıktılar.11
Alıntıda sözü edilen iki ayrı tez, evrimcilerin
kuşların kökeni konusunda da içine düştükleri
çelişkilerin bir tekrarıdır. Kuşlar
konusunda da pterozorlar için olduğu gibi iki teori
vardır: Arboreal (ağaç dallarında süzülme)
ve cursorial (yerden havalanma) teorileri. Ama hem arboreal
teori hem de cursorial teori tamamen spekülatiftir,
yani hiçbir delile dayanmayan "zihin jimnastiklerinden"
ibarettir. Sürüngenlerin daldan dala atlayarak veya
yerde koşarak zaman içinde "kanatlanabilecekleri"
düşüncesi, hiçbir bilimsel temeli olmayan Lamarkçı
bir hurafeden başka birşey değildir.
(Bkz. Harun Yahya, Hayatın
Gerçek Kökeni, "Kuşların Kökeni",
2000) Bu tezlerin herhangi birini destekleyen en ufak
bir fosil kanıtı yoktur. Kısacası
bu tezlerin National Geographic'in ifadesiyle "tartışmalı"
olmasının nedeni, tamamen hayali olmalarıdır.
National Geographic Türkiye'nin Mayıs 2001 sayısında
pterozorlar hakkında yayınlanan makale, her ne kadar
evrim propagandası niyetiyle yazılsa da, gerçekte evrim
teorisinin açmazlarından birini itiraf etmekten başka
bir sonuca varmamıştır. Bilimsel kanıtlar, pterozorların,
diğer canlı grupları gibi, yeryüzünde evrim süreciyle
değil, aniden ve özgün yapılarıyla ortaya çıktıklarını
göstermektedir. Bu durum diğer bütün canlı ve cansız
varlıkları olduğu gibi bu canlıları da Allah'ın yarattığını
kanıtlar.
HÜRRİYET GAZETESİNİN EVRİM ÇELİŞKİSİ
5 Aralık 2000 tarihli Hürriyet gazetesinde "6
milyon yıllık Milenyum Adamı" başlıklı bir haber
yayınlandı. Bu haberde, 2000 yılının Ekim ayında bulunan
bir fosil konu edilmekte ve bu fosilin insanın evrimsel
atası olduğu iddia edilmekteydi. Evrim propagandası
yapmak amacıyla yayınlandığı açıkça belli olan bu haberde
pek çok çelişki bulunmaktadır.
Söz konusu haberde, Fransız ve Kenyalı bilim adamlarının
Kenya'nın Baringo bölgesinde en az 6 milyon yıllık fosil
buldukları belirtiliyor. Haberde ayrıca bu fosillerin
insanın bugüne kadar bulunan en eski atasına ait olduğu
iddia ediliyor. Fosili bulan bilim adamları ise, bu
fosillerin 1974 yılında bulunan Lucy fosilinden 3.2
milyon yıl daha yaşlı olduğunu belirtiyorlar. Haberde,
bulunan fosil, insanın yarı insan-yarı maymun atası
olarak tanıtılmaya çalışılmaktadır. Ancak bu, evrimcilerin
kendi içlerindeki çelişkilerini ortaya koyan bir haberdir.
Kenya'da bulunan 6 milyon
yıllık "Milenyum Adamı", 3.2 milyon yıllık Lucy'den
daha yaşlı olmasına rağmen, evrimcilerin iddialarına
göre çok daha fazla gelişmiş. Bu, evrimcilerin
kendi içlerindeki tutarsızlığı gösteren açık bir
örnektir.
|
Çünkü fosili bulan bilim adamlarının kıyas yaptıkları
Lucy, yeni bulunan Milenyum Adamı'ndan daha genç olmasına
rağmen evrimci mantığa göre daha az gelişmiştir. Çünkü
yapılan detaylı incelemeler sonucunda İngiltere ve ABD'den
iki anatomist, Lord Solly Zuckerman ve Prof. Charles
Oxnard 12
ve İngiltere'deki Liverpool Üniversitesi'nden Fred Spoor
gibi dünyaca ünlü bilim adamları Lucy'nin, insanın atası
olmayacağını, dik yürümeyen, günümüz maymunları ile
benzer özellikle sahip soyu tükenmiş bir tür olduğunu
göstermişlerdir.
Bu bilim adamlarının elde ettikleri sonuçlara göre,
Lucy'nin dahil edildiği Australopithecus afarensis
türünün tümünün beyin hacimleri, günümüz şempanzelerininkiyle
aynı veya daha küçüktür. Ellerinde ve ayaklarında günümüz
maymunlarındaki gibi ağaçlara tırmanmaya yarayan çıkıntılar
mevcuttur ve ayakları dallara tutunmak için kavrayıcı
özelliklere sahiptir. Boyları kısadır (en fazla 130
cm.) ve aynı günümüz maymunlarındaki gibi erkek Australopithecus
dişisinden çok daha iridir. Kafataslarındaki yüzlerce
ayrıntı, birbirine yakın gözler, sivri azı dişleri,
çene yapısı, uzun kollar, kısa bacaklar gibi birçok
özellik, bu canlıların günümüz maymunlarından farklı
olmadıklarını gösteren delillerdir.
Ünlü Fransız bilim dergisi Science et Vie, Mayıs 1999
sayısında bu konuyu kapak yapmıştır. Dergi, "Adieu
Lucy" (Elveda Lucy) başlığını kullanarak Australopithecus
türü maymunların insanın soyağacından çıkarılması gerektiğini
yazmıştır. St W573 kodlu yeni bir Australopithecus fosili
bulgusuna dayanarak yazılan makalede, şu cümleler yer
almaktadır:
Yeni bir teori Australopithecus türünün insan soyunun
kökeni olmadığını söylüyor... St W573'. incelemeye yetkili
tek kadın araştırmacının vardığı sonuçlar, insanın atalarıyla
ilgili güncel teorilerden farklı; hominid soyağacını
yıkıyor. Böylece bu soyağacında yer alan insan ve doğrudan
ataları sayılan primat cinsi büyük maymunlar hesaptan
çıkarılıyor... Australopithecuslar ve Homo türleri (insanlar)
aynı dalda yer almıyorlar, Homo türlerinin (insanların)
doğrudan ataları, hala keşfedilmeyi bekliyor.13
Görüldüğü gibi, günümüzden 3.2 milyon yıl önce yaşayan
ve evrimciler tarafından insanın atası olarak kabul
edilen Lucy, tamamen maymun özelliklerine sahip bir
türdür. Yeni fosili, Lucy'nin ve insanın atası olarak
gösteren bilim adamları ise büyük bir çelişki sergilemekte
ve kendi evrimci iddialarını dahi alt üst eden bir iddia
ortaya atmaktadırlar. Lucy, yeni bulunan Milenyum Adamı'ndan
daha genç olmasına rağmen, evrimci mantığa göre daha
az gelişmiştir. Yani insana daha yakın olacağına maymuna
daha yakındır, hatta tamamen bir maymundur.
Çünkü bu bilim adamlarının verdikleri bilgiye göre
Milenyum Adamı dik yürüyebilmekte, çene ve diş yapısı
ise insana benzemektedir. Oysa, Lucy dik yürüyemediği
gibi, çene ve diş yapısı maymunlarla aynıdır. Yani evrimcilerin
iddialarına göre evrim tersine işlemiş olmalıdır!
Evrimcilerin iddialarını yakından, dikkatli bir gözle
izleyen her insan, bu tür çelişkilere sık sık rastlayacaktır.
Çünkü evrimciler hiçbir zaman gerçekleri anlatmazlar.
Onlar hayali bir senaryoyu yaşatmaya çalıştıkları için,
senaryolarında her zaman boşluklar, çelişkiler, sahtekarlıklar,
laf oyunları ve göz boyamalar olur. Çok az bir dikkat
sarfedilerek, evrimcilerin Milenyum Adamı örneğinde
olduğu gibi, kendi iddialarını çürütecek bir bulguyu
sanki evrime delilmiş gibi kullandıklarına herkes şahit
olabilir.
AKŞAM GAZETESİ, EVRİMCİLERİN ALDATMACALARINA
ORTAK OLMAMALIDIR
6 Nisan 2001 tarihli Akşam gazetesinin "Pazar
Sürprizi" ekinde "Onları Baştan Yarattı"
başlıklı bir haber yayınlandı. Haberde, Gürcistan'da
bulunan 1.8 milyon yıllık insan fosillerinin, bir plastik
sanatçısı tarafından nasıl canlandırıldığı anlatılıyordu.
Haberin ilgi çeken yönü şuydu: Gürcistan'daki kazıda
bulunan kemik parçaları, bir sanatçının hayal gücüne
uyularak canlandırılmış ve bir sanatçının hayal gücü
ile oluşturulan bu maketler, "işte ilk atalarımız"
diye insanlara tanıtılmıştı.
Akşam gazetesinin ekinde
yayınlanan haberde, kafatası fosillerinin nasıl
maket haline getirildiği anlatılmaktadır. Rekonstrüksiyon
olarak bilinen bu yöntem bilimsel değildir ve
evrimciler tarafından aldatıcı bir yöntem olarak
kullanılmaktadır.
|
Rekonstrüksiyon olarak bilinen bu sahte çizimler ve
maketler, evrimcilerin en çok kullandıkları propaganda
yöntemlerinden biridir. Evrimciler, teorilerini destekleyecek
tek bir bilimsel delil bulamadıkları için, bu sahte
çizim ve maketleri kullanırlar. Evrimci gazete, dergi
ve kitaplarda gördüğünüz yarı insan-yarı maymun yaratıklara
ait çizim ve maketlerin tamamı evrimcilerin ve bazı
sanatçıların hayal gücünün ve evrimci ön yargılarının
bir ürünüdür. Bu görüntülerin hiçbir bilimsel dayanağı
yoktur. İnsanlar görsel yoldan daha kolay etkilendikleri
için amaç onları, hayal gücüyle rekonstrüksiyonu yapılmış
yaratıkların geçmişte gerçekten yaşadığına inandırabilmektir.
Burada bir noktaya dikkat etmek gerekir: Kemik kalıntılarına
dayanılarak yapılan çalışmalarda sadece eldeki objenin
çok genel özellikleri ortaya çıkarılabilir. Örneğin
aşağıdaki resimde Gürcistan'da bulunan kafatası fosilleri
görülmektedir. Bu kemik parçalarına bakılarak tüm detaylarıyla
bir insan yüzü çıkarmak kesinlikle imkansızdır. Çünkü
asıl belirleyici ayrıntılar, zaman içinde kolayca yok
olan yumuşak dokulardır. Evrime inanmış bir kimsenin
ise bu yumuşak dokuları istediği gibi şekillendirip
ortaya hayali bir yaratık çıkarması çok kolaydır. Harvard
Üniversitesi'nden Earnst A. Hooten bu durumu şöyle açıklar:
Yumuşak kısımların tekrar inşası çok riskli bir girişimdir.
Dudaklar, gözler, kulaklar ve burun gibi organların
altlarındaki kemikle hiçbir bağlantıları yoktur. Örneğin
bir Neandertal kafatasını aynı yorumla bir maymuna veya
bir filozofa benzetebilirsiniz. Eski insanların kalıntılarına
dayanarak yapılan canlandırmalar hemen hiçbir bilimsel
değere sahip değillerdir ve toplumu yönlendirmek amacıyla
kullanılırlar... Bu sebeple rekonstrüksiyonlara fazla
güvenilmemelidir.14
Australopithecus robbustus
(Zinjanthropus) adlı fosil için çizilen birbirinden
tamamen farklı üç ayrı rekonstrüksiyon.
|
Bu kemik parçalarının, Pazar Sürprizi'nde yayınlanan
ve resimlerde görülen insan maketleri olarak tasarlanması
kesinlikle bilimsel ve gerçekçi değildir. Hooten'ın
da belirttiği gibi, bu kemiklere bakarak bu maketlerin
sahip oldukları burnu, kulakları, dudakları, gözleri
belirlemek kesinlikle imkansızdır. Plastik sanatlar
uzmanı, kafatasını bulan evrimcilerin de desteği ile,
bu maketlere hayal gücüne uygun bir bakış da vermiştir.
"İlkel, yarı maymun bir insan nasıl bakar?"
diye düşünerek hayal etmiş ve bu görüntüyü ortaya çıkarmıştır.
Aynı durum, maketlerin saçları için de geçerlidir. Saçlar
da gözler, bakışlar, burun gibi tamamen hayal gücünün
ürünüdür.
Evrimciler bu konuda o denli ileri gitmektedirler ki,
aynı kafatasına birbirinden çok farklı yüzler yakıştırabilmektedirler.
Örneğin Australopithecus robustus (Zinjanthropus) adlı
fosil için çizilen birbirinden tamamen farklı üç ayrı
rekonstrüksiyon, bunun ünlü bir örneğidir. Veya tarihe
evrimcilerin bir sahtekarlığı olarak geçen Nebraska
Adamı da bunun bir başka örneğidir. Bulunan bir diş
fosilinden yola çıkılarak, bu dişin yarı insan-yarı
maymun bir canlıya ait olduğu belirtilmiş, bu canlının
adı Nebraska Adamı olarak konmuştur. Kitap ve dergilerde,
Nebraska Adamı'nın çeşit çeşit çizimleri yapılmış, hatta
bununla da kalınmayarak, Nebraska Adamı'nın ailesi de
resmedilmiştir. Ancak bir süre sonra bu dişin, bir maymuna
veya bir insana değil, soyu tükenmiş bir yaban domuzuna
ait olduğu anlaşılmıştır. Nebraska Adamı örneği, evrimcilerin
hayal güçlerini kullanmakta ve insanları yanıltacak
çizim sahtekarlıkları yapmakta ne kadar ileri gidebileceklerinin
somut bir örneğidir.
POPÜLER BİLİM DERGİSİNDEKİ ÇOK ÖNEMLİ
YANILGILAR VE ÖNYARGILAR
Popüler Bilim dergisinin Aralık 2000 tarihli sayısının
32. sayfasında Evrenin Doğuşu, Yaşı ve Geleceği başlıklı
bir yazı yayınlandı. Yrd. Doç. Dr. Yüksel Karataş ve
Arş. Gör. Selçuk Bilir tarafından hazırlanan bu yazıda
önemli bilgi hataları ve önyargılı, bilimsel metoda
uymayan çıkarımlar bulunmaktadır. Bu konulara aşağıda
kısaca yer verilecektir.
1. Yazarlar, "Fosiller yaşamın
evrimine dair ipuçları verebilir mi?" sorusuna
evrimcilerin doğru yanıtı verdikleri konusunda yanılmaktadırlar
Yazıda çeşitli sorular sorulmuş ve evrimcilerin bu
sorulara doğru cevap verirken, yaratılışçıların cevap
veremediklerini belirtmişlerdir. Bu konuda öncelikle
şunu belirtmek gerekir ki, konu paleontoloji, astronomi,
biyoloji gibi çeşitli bilim dallarını ilgilendiren konular
olduğunda, bu konularla ilgili soruların doğru cevaplarını
ancak bilimsel araştırma, gözlem ve deneylerle alabiliriz.
Yani bu soruların doğru cevaplarını evrim teorisinden
almayı beklemeyiz. Çünkü evrim teorisi, bir teoridir.
Yerçekimi kanunu veya termodinamik gibi ispatlanmış
bir kanun değildir. Ancak, bilimsel yöntemlerle elde
ettiğimiz sonuçları inceleyip bu sonuçların evrim teorisinin
iddiaları ile uyup uymadığına bakar ve böylece evrim
teorisinin bilimsel geçerliliğe sahip olup olmadığını
görürüz.
Popüler Bilim dergisinin
Aralık 2000 sayısında, evrim teorisini savunmak
için önemli hata ve yanılgıların göz ardı edildiği
bir yazı yayınlandı.
|
Bunu yaptığımızda, özellikle fosiller
alanına baktığımızda çok somut
bir gerçekle karşılaşırız:
Evrim hiçbir zaman yaşanmamıştır;
tüm canlılar aniden, kendilerine has vücut yapılarıyla,
hiçbir evrimsel ataya sahip olmadan fosil kayıtlarında
belirmişlerdir. Yani fosiller, evrimin hiçbir zaman
yaşanmadığını göstermektedir.
(Konunun detayları için bkz. Harun Yahya, Evrim
Aldatmacası ve Hayatın
Gerçek Kökeni)
150 yıldır yapılan bütün araştırmalara ve harcanan
büyük emek ve imkanlara rağmen evrim teorisini destekleyecek
bulgular bir türlü ortaya çıkmamaktadır. Oysa, eğer
evrim diye birşey gerçekleşmiş olsaydı, bu konuda sayılamayacak
kadar çok delilin bulunmuş olması gerekirdi. Nitekim
Darwin'den bu yana pek çok evrimci bilim adamı, çok
sayıda delil olması gerektiğini, ama bunların bir türlü
bulunamadığını kabul etmiştir.
Evrimcilerin milyonlarcasını bulmuş olmaları gereken
bu "delil"ler, "ara geçiş formu"
denen canlıların fosilleridir. Evrimin iddiasına göre,
canlılar birbirlerinden türemişlerdir. Örneğin insan,
bu iddiaya göre, maymun benzeri primatlardan evrimleşerek
oluşmuştur. Bu dönüşüm bir günde olmadığına, hatta evrimci
iddiaya göre milyonlarca yıl sürdüğüne göre, yarı insan-yarı
maymun milyonlarca canlının yaşamış olması gerekir.
Aynı şey sudan karaya geçiş ya da karadan havaya geçiş
için de geçerlidir: Evrim teorisine göre milyonlarca
yarı balık-yarı sürüngen ya da yarı sürüngen-yarı kuş
canlının yaşamış olması gerekir. Sadece bu gibi dev
farklılıkların değil, doğadaki milyonlarca farklı canlı
grubu arasındaki tüm farklılıkların, bu gruplar arasında
kalan yarım canlılarla aşama aşama kapatılmış olması
gerekir. İşte evrimdeki dönüşümleri göstermesi umulan
bu "yarım gelişmiş" varlıklara ara geçiş formu
denilir.
Ve eğer evrim gerçekleşmişse, bu ara geçiş formlarından
yüz binlercesinin, hatta milyonlarcasının fosilleşerek
günümüze ulaşmış olması gerekir. Çünkü bu ara formlar,
halen yaşayan türlerden sayı ve tür olarak çok daha
zengin olmalıdırlar.
İşte evrimin çıkmazı buradadır: Bir yüzyılı aşkın bir
süredir hararetle yürütülen "ara geçiş formu bulma"
çabalarına rağmen, istenen fosillerden bir tane dahi
bulunamamıştır. Evrimcilerin bu konuda yaptıkları bazı
"itiraf"lar oldukça çarpıcıdır. Bu itirafların
başında teorinin kurucusu Charles Darwin'in sözleri
gelir. Darwin Türlerin Kökeni isimli kitabında ara geçiş
formları konusundaki ümitsizliğini şöyle ifade eder:
Türler başka türlerden belli belirsiz aşamalardan geçerek
türediyse, neden her yerde sayısız geçişsel biçimlere
(ara geçiş formları) rastlamıyoruz? Bugün gördüğümüz
türler yerine doğada neden biçimlerin karmakarışıklığı
ile karşılaşmıyoruz?15
Ünlü evrimci paleontolog Derek W. Ager ise, "Sorunumuz
şudur: Fosil kayıtlarını detaylı olarak incelediğimizde,
türler ya da sınıflar seviyesinde olsun, sürekli olarak
aynı gerçekle karşılarız; kademeli evrimle gelişen değil,
aniden yeryüzünde oluşan gruplar görürüz." diyerek,
fosil kayıtlarının evrime karşı olduğunu itiraf etmektedir.16
Başka bir evrimci paleontolog Mark Czarnecki de, fosil
kayıtlarının evrimi değil, yaratılışı destekler nitelikte
olduğunu şöyle itiraf eder:
Teoriyi (evrimi) ispatlamanın önündeki büyük bir engel,
her zaman için fosil kayıtları olmuştur... Bu kayıtlar
hiçbir zaman için Darwin'in varsaydığı ara formların
izlerini ortaya koymamıştır. Türler aniden oluşurlar
ve yine aniden yok olurlar. Ve bu beklenmedik durum,
türlerin Tanrı tarafından yaratıldığını savunan yaratılışçı
argümana destek sağlamıştır.17
Bugüne kadar evrimcilerin evrimin delili olarak sundukları
fosillerin birçoğunun ya sahte olduğu anlaşılmıştır
ya da evrimcilerin fosiller üzerinde taraflı ve bilimsel
yöntemlere uygun olmayan yorumlar yaptıkları ortaya
çıkmıştır. Son olarak, 100 yıldır "en önde gelen
ara form" olarak bilinen Archaeopteryx adlı fosil
kuşun, iddia edildiği gibi bir "ilkel kuş"
ve "ara form olmadığı, Archaeopteryx'ten 70 milyon
yıl önce yaşamış kusursuz bir kuş olan "Longisquama"nın
bulunmasıyla anlaşılmıştır. Sonuç olarak bugün evrimcilerin
evrimin delili olarak öne sürebilecekleri bir tek dahi
fosil örneği yoktur. Nitekim, ünlü evrimcilerden ve
Oxford Üniversitesi zoologlarından Mark Ridley, evrimcilere
şöyle bir tavsiyede bulunur:
Gerçek bir evrimci hiçbir zaman, yaratılışa karşı evrim
teorisine dayanak olarak fosil kayıtlarını kullanmamaktadır.18
Popüler Bilim dergisinde bu yazıyı yazan evrimciler
de sanırız bu ünlü evrimcinin tavsiyesini göz önünde
bulundurmalıdırlar.
2. "Yaratılışçılar evrimin nerede başladığı sorusunu
bir türlü yanıtlayamadılar" iddiasındaki mantık
bozukluğu
Yaratılışçıların, evrimin nerede başladığı sorusunu
yanıtlamamalarının nedeni, evrimin olduğuna kesin olarak
inanmamalarıdır. Ancak bu cümlede dikkatsizlikten kaynaklanan
bir hata olduğunu ve asıl söylenmek istenenin, "yaratılışçılar
hayatın ne zaman başladığı sorusunu yanıtlayamadılar"
olacağını tahmin ederek, bu cümle üzerinde durmak istiyoruz.
Evrimi savunanların, yaratılışla ilgili açıklamalara
karşı gelirken en çok içine düştükleri hatalardan biri,
bazı Hıristiyan yaratılışçıların, Kitab-ı Mukaddes'i
rehber alarak öne sürdükleri "genç dünya"
tezini hedef almaları ve bunun yaratılış inancına karşı
bir koz olduğuna inanmalarıdır. Ancak bu, konuyu çok
iyi bilmeyenlerin bir iddiasıdır.
Evrimciler canlılığın, cansız ve şuursuz atomların,
tesadüfen gelişen olaylar sonucunda önce ilkel bir hücreyi,
daha sonra da daha gelişmiş organizmaları ve nihayetinde
insanı oluşturduğunu iddia ederler. Bunun içinse, yani
tesadüflerin son derece kompleks sistemleri oluşturabilmesi
için de, iddia ettiklerine göre, ihtiyaç duydukları
tek şey uzun bir zamandır. Ancak bugünkü bilimsel verilere
göre hesaplanan dünyanın yaşı, evrimcilerin iddiaları
için çok az gelmekte ve bu nedenle evrimciler mümkün
olduğunca dünyanın yaşını artırmaya çalışmaktadırlar.
Bazı Hıristiyan yaratılışçılar ise, Kitab-ı Mukaddes'te
geçen bazı anlatımlardan dünyanın yaşının çok genç olduğunu
söylerler. Bu iddiaları evrimcilerin en baş saldırı
noktasını oluşturur ve bunun bilimsel verilerle çeliştiğini
söylerler.
Ancak bilindiği gibi, bugün kullanılan İncil ve Tevrat
orijinal hallerinde değildirler. İnsanlar tarafından
çeşitli hurafe ve bilgiler eklenerek bozulmuşlardır.
Dolayısıyla gerçek dışı birçok bilgi bu kitaplarda bulunmaktadır
ve bu nedenle Allah'ın varlığına iman eden insanlar
için kesin bir kaynak özelliğinde değildirler.
Öte yandan Kuran, Allah'ın tahrife uğramamış tek vahyidir.
Ve Kuran'da, dünyanın yaşının genç olduğuna dair—veya
yine bazı Hıristiyanlar tarafından savunulan "Nuh
Tufanı tüm dünyayı kapladı" iddiasına dair—herhangi
bir bilgi yoktur. Dolayısıyla, bir kısım Hıristiyanlar
tarafından savunulan "genç dünya" ve "global
Nuh Tufanı" gibi iddialardan yola çıkılarak dine
eleştiri getirmek doğru bir mantık değildir. Ancak,
ülkemizdeki bazı evrimciler, Kuran'da bir çelişki bulamadıkları
için, Muharref Tevrat ve İncil'den kaynaklanan iddiaları,
dinin iddiaları gibi kabul etmekte ve bu iddiaları koz
olarak kullanmaya çalışmaktadırlar.
Oysa, kim ne kadar uğraşırsa uğraşsın Kuran'da tek
bir çelişki dahi bulması mümkün değildir. Allah, bunu
şöyle hatırlatır:
Onlar hala Kur'an'ı iyice düşünmüyorlar
mı? Eğer o, Allah'tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz
içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar)
bulacaklardı. (Nisa Suresi, 82)
Hamd, Kitabı kulu üzerine indiren ve onda hiç bir çarpıklık
kılmayan Allah'a aittir.
Dosdoğru (bir Kitaptır) ki, kendi katından
şiddetli bir azabla uyarıp-korkutmak ve salih amellerde
bulunan mü'minlere müjde vermek için (onu indirdi);
şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır. (Kehf Suresi,
1-2)
Şunu da belirtmek gerekir ki, Kuran'da Allah'ın
bir mucizesi olarak, bilimin alanına giren bazı
konular hakkında da bilgiler verilmektedir. 20.
yüzyılda keşfedilen bu bilgilerin günümüzden
14 asır önce bildirilmiş olması ise Kuran'ın
Allah katından indirildiğinin bir delilidir.
Ve bilimin keşifleri bugüne kadar daima Kuran'da
bildirilen gerçekleri destekler nitelikte olmuştur.
Nitekim yazıda yer verilen evrenin genişlemesi
konusu bunun bir örneğidir. (Detaylı bilgi
için bkz. Harun Yahya, Kuran
Mucizeleri, Global Yayıncılık)
Evrenin genişlemesi, bu bilimsel gerçeğin keşfinden
1400 yıl önce Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina
ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz. (Zariyat
Suresi, 47)
Ayette geçen "gök" kelimesi Kuran'ın pek
çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır. Burada
da bu anlamda kullanılmıştır. Yani Kuran'da, evrenin
genişleyici olduğu bildirilmiştir. Bilimin bugün varmış
olduğu sonuç da Kuran'da bildirilenle aynıdır.
3. Büyük Patlama evrime değil, yaratılışa bir delildir
Big Bang (Büyük Patlama),
materyalistlerin ve evrimcilerin iddialarını yalanlayan,
evrenin bir başlangıcı olduğunu göstererek yaratılış
gerçeğini onaylayan bir olaydır.
|
Popüler Bilim dergisinde yayınlanan söz konusu yazıda,
Büyük Patlama olarak bilinen ve bilim dünyasınca zamanın
ve maddenin başlangıcı olarak kabul edilen olay, evrim
teorisinin bir delili gibi gösterilmiştir. Oysa, Büyük
Patlama, evrimcilerin ve evrim teorisini ideolojik nedenlerle
destekleyen materyalistlerin iddialarını yerle bir eden,
yaratılışı ise destekleyen bir olaydır.
Ve bunu, evrimci veya materyalist olmalarına rağmen,
dünyanın önde gelen bilim adamları açık yüreklilikle
itiraf etmektedirler. Çünkü materyalistler, maddenin
ve zamanın bir başlangıcı olmadığını, ezeli olduğunu
iddia ederler. Ancak Büyük Patlama, maddenin ve zamanın
bir başlangıcı olduğunu ortaya koymuştur. Ve bu gerçek,
bu konuyu biraz bile düşünen her insanın aklına şu soruyu
getirecektir: Peki o zaman Büyük Patlama'dan önce ne
vardı ve "yok" olan evreni, yani bir hiçliği,
büyük bir patlama ile var hale getiren ve kusursuz bir
düzen veren güç neydi?" Bu sorunun cevabı, çok
açık olarak üstün bir Yaratıcının varlığını göstermektedir.
Nitekim, ünlü ateist felsefeci Anthony Flew bu konuda
şöyle bir itirafta bulunur:
İtiraflarda bulunmanın insan ruhuna iyi geldiğini söylerler.
Ben de bir itirafta bulunacağım: Big Bang modeli, bir
ateist açısından oldukça sıkıntı vericidir. Çünkü bilim,
dini kaynaklar tarafından savunulan bir iddiayı ispat
etmiştir: Evrenin bir başlangıcı olduğu iddiasını. Ben
hala ateizme inanıyorum, ama bunu Big Bang karşısında
savunmanın pek kolay ve rahat bir durum olmadığını itiraf
etmeliyim.19
Dünyanın önde gelen ateistleri, Big Bang karşısında
fikirlerini savunmanın pek kolay ve rahat bir durum
olmadığını itiraf ederlerken, ülkemizde bazı materyalist
evrimcilerin bu konuda rahat davranmaları sanırız ki,
savundukları konular üzerinde fazla düşünmemeleri, yeterli
araştırmayı yapmamaları ve objektif ve araştırmacı samimi
bir tutumdan çok ön yargılı ve tutucu bir tutum içinde
olmalarıdır. Bu ise, bilimsellikten çok uzaktır.
4. Evrendeki kusursuz düzen, tesadüflerin
sonucu olamaz
Söz konusu yazıda, sık sık, evrendeki kusursuz düzenden,
çok detaylı hesaplardan sözedilmektedir. Gerçekten de,
maddesel dünyayı düzenleyen değişkenlerdeki en küçük
bir farklılık dahi tüm evrendeki düzeni bozmaya yetecek,
canlılığın varlığını imkansız kılacak nitelikte olabilmektedir.
Peki bu kadar hassas ve kusursuz bir düzen tesadüfen
gelişmiş ve bugünkü halini almış olabilir mi? Bu elbette
ki imkansızdır. Ve bu imkansızlık, yaratılışa inanmayan
birçok bilim adamının da bu gerçeği görmesini sağlamıştır.
Bunlardan biri olan ve yüzyılımızın en büyük beyinlerinden
biri olarak kabul edilen Stephen W. Hawking evrendeki
kusursuz düzen için şunları söyler:
Neden evren zamanın bir ucunda, geçmiş diye adlandırdığımız
bir ucunda yüksek bir düzen içinde olmalıdır? Neden
bütün zamanlar boyunca tamamen bir düzensizlik içinde
değildir? Düzensizlik içinde olması çok daha mümkün
görülebilir. Ve neden düzensizliğin arttığı zamanın
yönü evrenin genişleme yönü ile aynıdır? Bir muhtemel
görüş, Yaratıcının evrenin genişleme evresi için başlangıcında
yumuşak ve düzenli bir durum seçmiş olmasıdır. Neden
böyle olduğunu anlamaya çalışmamalıyız veya nedenlerini
sormamalıyız, çünkü evren Yaratıcının yaratması ile
başlamıştır. Aslında evrenin bütün tarihinin Yaratıcı
tarafından yaratıldığı söylenebilir. Görülmektedir
ki, evren çok düzenli, belirlenmiş kanunlara göre gelişmektedir.20
Sonuç olarak;
Şunu söylemeliyiz ki, evrim teorisi 19. yüzyılın ilkel
koşullarında geliştirilmiş, materyalist ideolojilere
destek sağladığı için, sadece ideolojik nedenlerle savunulmuş
bir teoridir. Bugün, bilimin ilgili her dalı evrim teorisini
açıkça reddeden bulgular ortaya koymaktadır. Bazı evrimci
bilim adamlarının, yazdıkları yazıların satır aralarına,
burada söz edilen yazıda da olduğu gibi "bu bize
evrimi ispatlar", "evrim kesin bir gerçektir",
"evrim devam etmektedir" gibi cümleler sıkıştırmaları,
insanları yanıltmamalıdır. Çünkü bunların hepsi, evrimi
ayakta tutabilmek için başvurulan propaganda ve gizli
telkin yöntemleridir. Daha, canlılığın en küçük yapıtaşı
olan tek bir proteinin dahi nasıl meydana geldiğini,
cansız, şuursuz atomların tesadüfen biraraya gelerek
nasıl olup da, hücreler arası mesajlar taşıyan, bu mesajları
anlayarak üretim yapan, milyarlarca bilgiyi kısa bir
sürede yanlışsız okuyarak kendisi için gereken bilgiyi
kopyalayabilen proteinleri oluşturduğunu dahi açıklayamayan
bir teori, akıl ve mantıkla savunulamaz. Nitekim bugün
evrim teorisini savunanlar, aklı, mantığı ve bilimi
değil, ön yargılarını, tutuculuklarını ve ideolojilerine
olan körü körüne bağlılıklarını kendilerine destek almaktadırlar.
HÜRRİYET GAZETESİNİN BÜYÜK YANILGISI:
"RENKLERİ MAYMUNLAR SAYESİNDE GÖRÜYORUZ"
15 Mart 2001 tarihli Hürriyet gazetesinde, "Renkleri
maymunlar sayesinde görüyoruz" başlıklı bir haber
yayınlandı. Haberde kısaca, maymunların kendilerine
yararlı besinleri bulabilmeleri için yeşil, kırmızı
ve sarı renkleri ayırt edebilmeleri gerektiği ve bu
nedenle renkleri birbirinden ayırt edebilme yeteneğini
geliştirdikleri iddia ediliyordu. Bu iddiaya göre, insanın
renkleri görebilmesinin nedeni de buydu!
Söz konusu iddianın ne kadar akıl dışı olduğunu görmek
için biraz düşünmek yeterlidir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, Hürriyet gazetesinde
dile getirilen bu evrimci iddia, bilimsel yönden muhatap
alınıp üzerinde yorum yapmayı gerektirecek bir iddia
değildir. Öncelikle doğada pek çok canlının renkli görme
yeteneği varken, insanla maymun arasında renkli görme
yeteneğine dayalı bir ilişki kurmaya çalışmak, bilgisizlikten
başka birşey değildir. Öte yandan haberde, maymunların
meyveleri ayırt etmek istedikleri için renkli görme
yeteneklerinin ortaya çıktığı öne sürülmektedir. Yani
haber, canlıların sadece "istek" yoluyla kendi
beden yapılarını değiştirebilecekleri gibi şaşırtıcı
derecede hayal ürünü bir mantığa dayalıdır. Bilimle
az da olsa ilgisi olan hiç kimse tarafından savunulamayacak
olan bu iddia, Ortaçağ hurafelerini andıran bir mantıksızlıktır.
Söz konusu senaryoyu göz önünde canlandırmak için,
renkleri henüz ayırt edemeyen ve renksiz bir dünya gören
bir maymunu düşünün. Evrimcilere göre, bu maymun önce
son derece bilinçli ve akılcı bir şekilde, "Kendime
en faydalı yiyecekleri bulmam gerekiyor. Bunlar (yazıda
belirtildiğine göre) besleyici kızılımsı yaprakları
olan meyvalar. Ama bunun için önce renkleri görebilmem
gerekir" diye düşünmelidir. (Bu arada, o güne kadar
renkleri görmemiş bir maymunun renk kavramından haberdar
olduğunu da kabul ederek böyle bir varsayımda bulunmak
gerekir.)
Ve yine Hürriyet'in senaryosuna göre, bu "baskı"
altında yaşayan maymunun göz hücreleri bir anda renkleri
birbirinden ayırt edecek özellikler kazanmaya başlar.
Hücreler birçok değişim geçirir ve renkleri ayırt edecek
hale gelirler. Peki şuursuz, akıl ve bilgiden yoksun
hücreler, maymunun renkleri ayırt etme ihtiyacı içinde
olduğunu nereden anlamışlardır? (Maymunun renkleri ayırt
etme ihtiyacını bilinçli olarak hissedebildiği varsayımını
kabul ederek bu sorunun sorulabileceğini hatırlayalım.)

15 Mart 2001'de Hürriyet
gazetesinde yayınlanan yazıda, renkleri maymunlar
sayesinde görebildiğimiz iddia edildi ve bu iddiayı
desteklemek için Ortaçağ hurafelerini andıran
mantıklar kullanıldı.
|
Bunu da bir an için kabul edelim ve şuursuz hücrelerin
maymunun bu ihtiyacını anladıklarını ve renk kavramından
da haberdar olduklarını varsayalım. Peki bu durumda,
hücreler renkleri görebilmek için gerekli değişimi nasıl
sağlayacaklardır? Kendilerine bu özellikleri nasıl kazandıracaklardır?
Hangi rastgele gelişen doğa olayı, renkleri göremeyen
hücreleri renkleri görebilen hale getirecektir? Bunlar,
Hürriyet'in haberindeki bilim dışılığı ortaya koyan
cevapsız sorulardan sadece birkaçıdır.
Bu haberdeki mantık, evrimcilerin klasik içi boş, hiçbir
bilimsel ve mantiki temeli olmayan, hayali senaryolarına
bir örnektir. Gerçekte tüm evrimci literatür bu gibi
senaryolarla doludur. Hepsinde bir gün ormanda dolaşan
bir maymunun, suda yüzen bir balığın veya çöldeki bir
sürüngenin, birdenbire birşeyi görme veya hissetme ihtiyacı
hissettiği ve bunun sonucunda mükemmel gözlere, akciğerlere,
kanatlara sahip olduğunu anlatan hikayeler vardır. Ancak,
bu olayların nasıl geliştiğini, bir kolu kanada, bir
solungacı akciğere veya renkleri görmeyen bir gözü rengarenk
bir dünya gören bir göze çeviren olayların ve mekanizmaların
neler olduğunu ve bu dönüşümün kimin karar ve iradesiyle
meydana geldiğini hiçbir zaman açıklamazlar.
Aslında bu durum, evrim teorisinin bilimsel bir kuram
değil, batıl bir inanç olduğunun da göstergesidir. Hürriyet'teki
haberi ve benzeri evrimci senaryoları incelerseniz,
ilginç bir gerçekle karşılaşırsınız: Evrimciler, doğada
hangi canlı neye ihtiyaç duyuyorsa, bu ihtiyaca hemen
cevap veren ona göre bir evrim başlatıp canlıya yeni
özellikler katan "sihirli" bir mekanizma olduğunu
sanmaktadırlar. Kimi zaman "Tabiat Ana" adını
taktıkları bu hayali irade, aslında evrimcilerin farkında
olmadan tapındıkları tesadüf putudur. Oysa gerçekte
putların hiçbir şeye gücü yetmez. "Doğa"nın
ve "tesadüf"ün canlılar yaratmak ve geliştirmek
gibi bir güçleri yoktur. Canlıları ve tüm doğayı yaratan
tek bir ilah vardır. O, tüm alemlerin Rabbi olan Yüce
Allah'tır.
Evrimci çevreler, bu gibi hayali senaryoları büyük
puntolu haberlerle, sanatçılar tarafından çizilmiş hayali
"evrim" resimleriyle birlikte yayınlayarak,
muhtemelen üzerlerine düşen Darwinist görevi yaptıklarına
inanmaktadırlar. Ancak, onların göz ardı ettikleri bir
gerçek vardır: İnsanlarımız, renkleri Allah'ın nimeti
ve rahmeti sayesinde gördüğümüzü bilmektedirler. Allah
bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
De ki: "Sizi inşa eden (yaratan),
size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz?"
(Mülk Suresi, 23)
|