KİTAPLAR  |  FİLMLER  |  SES KASETLERİ  |  MAKALELER  |  ANA SAYFA.

ARAMA


TÜRLERİN EVRİMİ
YANILGISI



1. BÖLÜM :
HAYATIN OLAĞANÜSTÜ ÇEŞİTLİLİĞİ

Dünyanınn hemen her noktasında insanın gördüğü veya göremediği bir yaşam hüküm sürmektedir. Dünya üzerinde herhangi bir canlının bulunmadığı bir yer yok gibidir. Her ortamda, hem ortamla hem de birbirleriyle tam bir uyum içinde pek çok canlı türü yaşar. Bir damla deniz suyundan okyanuslara, bir tutam topraktan kıtalara, buzullardan sıcak su kaynaklarına, toprağın metrelerce altından soluduğumuz havaya, vücudumuzun içinden derimizin üstüne kadar...

Dahası, yeryüzü çok çeşitli vücut yapılarına, sistemlere, davranış biçimlerine ve özelliklere sahip canlılara ev sahipliği yapar: Metrenin milyonda biri boyutundaki bir bakteriden yaklaşık 100 metre boyunda ve 2.500 ton ağırlığındaki dev bir sekoya ağacına; yer değiştirmeyen ağaçlardan göç ederken yirmi bin kilometre uçan kıyı deniz kırlangıçlarına veya binlerce kilometre yol kateden somon balıklarına; birkaç saat yaşayan Mayıs sineğinden on bin yıldan fazla yaşayan örnekleri bulunan Creosote çalısına; okyanuslarda yalnız başına dolaşan bir orfoz balığından milyonlarcası bir arada yaşayan karıncalara; narin ve zarif bir orkideden radyasyondan bile etkilenmeyen bir böceğe kadar...

Minnesota Üniversitesi Ekoloji Profesörü David Tilman'ın ifade ettiği gibi, "Dünyanın en dikkat çekici özelliği hayatın varlığıdır, hayatın en dikkat çekici özelliği ise çeşitliliğidir." 2

Gezegenimizdeki hayatın çeşitliliği ve zenginliği, bilim çevrelerinde özel bir terim ile ifade edilir: "Biyoçeşitlilik". Bu terim, biyolojik çeşitlilik ifadesinden türetilmiştir ve dünyadaki hayvanlar, bitkiler, mantarlar, mikroorganizmalar, kısacası tüm canlı türlerini kapsayan bir terimdir.

Biyoçeşitlilik, halen yaygın olarak kullanılan bir terimdir. Zannedildiğinin aksine, tanıdık bir kavram haline gelişi oldukça yenidir. Her ne kadar canlılığın çeşitliliği üzerine araştırmaların eski bir geçmişi olsa da, konunun biyoçeşitlilik adı altında bilim dünyasına girmesi 1986 yılında gerçekleşmiştir. Bu kavram, 21-24 Eylül 1986'da Washington'da, Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi ve Smithsonian Enstitüsü tarafından düzenlenen Biyoçeşitlilik Sempozyumu'nda doğmuştur.3 Bu tarihten sonra biyolojik çeşitliliğin önemine ve birinci dereceden korunması gerektiğine dikkat çeken girişimler bir hayli hızlanmıştır. Biyoçeşitlilik bir bilim dalı olmuş; birçok ülkede çeşitlilik araştırmaları için fonlar ayrılmış, enstitüler kurulmuştur. Haziran 1992'de Rio de Janeiro'da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'nın ardından biyoçeşitlilik, tüm dünya ülkelerinin ortak konularından biri olmuştur.

Yeryüzünde Ne Kadar Canlı Türü Var?

Biyoçeşitliliği tanımlamak, anlamak ve belirli bir sayıya indirgeyebilmek için, biyoloji biliminde "tür" kavramı kullanılır. Bir canlı türü, doğada yalnız kendi aralarında çiftleşebilen ve çoğalabilen, yapısal ve işlevsel özellikleri birbirine benzer bireylerden oluşan bir popülasyondur. (Bu kavram "Evrimin Türleşme Çıkmazı" bölümünde detaylı olarak ele alınmakta

Yeryüzünde ne kadar türün var olduğu sorusu yüzyıllardır pek çok insanı düşündürmüştür. Bu soruyu cevaplandırmak için uzun süredir kapsamlı araştırmalar yapılmaktadır. İçinde bulunduğumuz döneme kadar olan bilimsel çalışmaların sonuçları, buna ilişkin kesin bir rakam söylenemeyeceğini; fakat söz konusu rakamın çok büyük olduğunu ortaya koymuştur. Burada konunun uzmanı olan bilim adamlarının görüşlerine yer verilmektedir.

Ünlü hayvan bilimci Edward O. Wilson, biyoçeşitlilik kavramını ilk defa ortaya atan ve bu alanda otorite olarak kabul edilen bilim adamlarından biridir.4 Harvard Üniversitesi Profesörü Wilson'un değerlendirmesi şöyledir:

"Hiç kimse, hayvanlar, bitkiler ve mikroorganizmalar dahil canlı organizmaların kaç türü olduğunu bilmemektedir ama muhtemelen bu sayı en az 5 milyondur, hatta 100 milyonu bulabilir... Öncelikle biyolojik çeşitlilik miktarı konusunu düşünün. Dünya üzerindeki organizma türlerinin sayısı tam olarak bilinmiyor. Bugüne kadar yaklaşık 1.5 milyon türe isim verilmiştir ama gerçek sayı muhtemelen 10 milyon ile 100 milyon arasındadır." 5

Smithsonian Enstitüsü'nden çevre bilimi ve biyoçeşitlilik uzmanı Thomas E. Lovejoy'un görüşü ise şöyledir:

"Halen tanımlanan türlerin sayısı 1.4 milyon düzeyindeyken, başta gelen soru toplamda kaç tane türün var olduğudur. Türlerin toplam sayısına ilişkin şimdiki tahminler 10 milyondan 100 milyona değişiyor." 6

Cornelll Üniversitesi Profesörü Quentin Wheeler ve Amerikan Doğa Tarihi Müzesi Profesörü Joel Cracraft, bir makalelerinde konuya ilişkin tahminlerini şöyle ifade ederler:

"Geçmiş iki yüzyıldan fazla zaman içinde dünyadaki türler üzerine oldukça bilgi toplanmış olmasına rağmen, hala biyoçeşitlilik hakkındaki soruların en kolayına kesin yanıtlar veremiyoruz: Ne kadar tür var? Tahminler 3 milyon ile 100 milyon tür arasında değişiyor." 7

Stanford Üniversitesi'nden Taylor Ricketts ise, yeryüzündeki canlı çeşitliliğine dair düşüncesini şu şekilde dile getirir: "Dünya, bilinen 1.7 milyondan fazla türe ev sahipliği yapıyor ve muhtemelen bu sayının 10 katı daha keşfedilmeyi bekliyor." 8

Padua Üniversitesi'nden Alessandro Minelli, biyoçeşitliliğe ilişkin şu andaki tahminlerin "oldukça belirsiz" olduğunu ve bunun için 5 milyondan 130 milyona uzanan çok farklı sayıların telaffuz edildiğini açıklamaktadır.9 Biyoloji Profesörü Minelli'ye göre, "Dünyadaki tür çeşitliliğini tahmin etmek bile kolay değildir. Bu, kısmen şimdiki biyoçeşitlilik envanterimizin eksikliği yüzündendir."

Encarta Ansiklopedisi halen saptanmış ve isimlendirilmiş türlerin sayısının 1.750.000 olduğunu; dünyadaki türlerin toplam sayısına ilişkin tahminlerin ise, kimi bilim adamlarına göre 10 milyonun, kimilerine göre 100 milyonun üzerinde olduğunu belirtmektedir.10 Britannica Ansiklopedisi'ne göre, tanımlanmayı ve isimlendirilmeyi bekleyen pek çok tür vardır ve günümüzde 10 milyon ile 30 milyon arasında canlı türünün yaşadığı tahmin edilmektedir.11

Şunu da eklemek gerekir ki, yukarıdaki tahminler günümüzde yaşayan türler içindir; tarih içinde nesli tükenen türleri kapsamamaktadır.

Biyoçeşitliliğin Büyüklüğü

Yeryüzündeki mikroorganizma, mantar, bitki ve hayvan türlerinin zenginliği muazzamdır. Biyolojik çeşitliliğin büyüklüğünü kavramak için bazı örnekler verilebilir. Profesör Wilson'un hesabına göre, her bir milyon türü sadece tanımlamak için yapılacak katalog 60 metrelik bir kütüphane rafını dolduracaktır.12

Şimdi bir de biyoçeşitliliğe farklı bir yönden baka lım. Türlerin genetik zenginliklerini de hesaba katalım. Yalnızca insan türünün, Homo sapiens'in DNA molekülünde kayıtlı bulunan bilgi, tam bir milyon ansiklopedi sayfasını doldurur. Yani her bir insan hücresinin çekirdeğinde, insan vücudunun işlevlerini kontrol etmeye yarayan bir milyon sayfalık bir ansiklopedinin içerebileceği miktarda bilgi kodlanmıştır. İnsanın on milyonlarca türden sadece biri olduğu düşünülürse, olağanüstü bir tablo ortaya çıkar. Öyle ki yeryüzündeki kağıtların tamamını türlerin genetik bilgisini yazmaya ayırsak bile, yeterli olmayacaktır.

Her bir insan hücresinin çekirdeğinde, insan vü cudunun işlevlerini kontrol etmeye yarayan bir milyon sayfalık bir ansiklopedinin içerebileceği miktarda bilgi kodlanmıştır. İnsanın on milyonlarca türden sadece biri olduğu düşünülürse, inanılmaz bir tablo ortaya çıkar.
Yüzlerce köpek ırkı vardır ve bunların tümünün görünümleri, ağırlıkları, uzunlukları, renkleri, davranış biçimleri ve özellikleri birbirinden farklıdır.

Tek hücreli ökaryotlar (Protista), algler, bakteriler, mantarlar, yosunlar, çiçekli bitkiler, süngerler, mercanlar, böcekler, kuşlar, sürüngenler, balıklar, memeliler, kısacası canlı kategorilerinin çokluğu akıl almaz boyutlardadır. Bu boyut o kadar büyüktür ki, bazı bilim adamları ve araştırmacılar, türlerin tamamını belirleme ve tanımlama hedefinin ulaşılamaz olduğunu düşünmektedir.13

Imperial College'den iki araştırmacı, Andy Purvis ve Andy Hector, Nature dergisindeki "Biyoçeşitliliğin Ölçüsünü Anlamak" adlı makalelerinde önemli bir noktanın üzerinde dururlar. Purvis ve Hector, bilgisayar ve internet teknolojisinin, bundan önce hiç görülmediği kadar kapsamlı tür listeleri hazırlama imkanı verdiğini; şu ana kadar bilgi bankalarında trilyonlarca bayt bilgi toplandığını belirtirler. Ancak bu devasa bilgi, adı geçen bilim adamlarının deyişiyle, "okyanusta yalnızca küçük bir damla" kadardır.14

Şunu da belirtmek gerekir ki etkileyici olan, sadece türlerin toplam sayısı ve çeşitliliği değildir. Ayrıca her türün içinde çok sayıda çeşitlenme, yani varyasyon vardır. Örneğin, köpeklerin tümü Canis familiaris adlı tek bir tür altında toplanırlar. Bununla birlikte, görünümleri, ağırlıkları, uzunlukları, renkleri, davranış biçimleri ve özellikleri farklı yüzlerce köpek ırkı vardır.

Dikkate alınması gereken başka bir olgu da, bazı hayvan türlerinin, hayatının farklı dönemlerinde farklı vücut yapılarına sahip olmasıdır. Mesela Monark kelebeği, larva, pupa ve ergin dönemlerinde yapı, büyüklük, renk, yaşam alanı, davranış biçimi ve biyolojik sistemler açısından büyük bir çeşitlilik gösterir.

Tüm bu gerçekleri gözlemleyen ve yeryüzündeki tür zenginliğini fark eden herkesin kendi kendine şu soruyu sorması gerekir: Nasıl olmuş da bu kadar canlı çeşitliliği ortaya çıkmışt ır?

Tanımlanmış Tür Sayısı
Tahmini Tür Sayısı
Bakteriler
4.000
1.000.000
Mantarlar
75.000
1.000.000
Ökaryot Tek Hücreliler
40.000
300.000
Algler-Deniz Yosunları
45.000
400.000
Kara Bitkileri
270.000
300.000
Yuvarlak Solucanlar
25.000
500.000
Kabuklu Hayvanlar
45.000
150.000
Örümcekgiller
80.000
750.000
Böcekler
1.000.000
10.000.000
Yumuşakçalar
100.000
200.000
Kordalı Hayvanlar
50.000
55.000
Diğerleri
130.000
300.000
Toplam (yaklaşık olarak)
1.900.000
15.000.000
Biyoçeşitliliği gösteren tablo.

Bu soru evrimcilerin başını ağrıtan, canını sıkan bir soru olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Tek bir türün bile sözde "evrim senaryosu"nu yazmak, Darwinizm için büyük bir sorun iken, milyonlarca türün "evrimleşmesi" içinden çıkılmaz bir problemdir.

Önyargılarını bir kenara bırakan ve vicdanıyla düşünen insanlar ise, şu gerçeği çok iyi kavrarlar: Tüm canlı türleri alemlerin Rabbi olan Allah'ın dilemesi ve yaratmasıyla var olmuştur. Sözü edilen muazzam çeşitliliğin tek açıklaması budur ve bunun dışında bir açıklama aramak boşuna bir çabadır.

Her ne kadar kuşlar, sürüngenler ve memeliler gibi büyük hayvanlar daha çok dikkat çekse de, çeşitliliğin en çok olduğu canlı grubu böceklerdir. Günümüzün bulgularına göre, türlerin toplamının yaklaşık üçte ikisini böcekler oluşturmaktadır.15 Bu sınıfa mensup isimlendirilmiş ve tanımlanmış yaklaşık bir milyon tür vardır.16

Bu tablo, biyoçeşitliliğe ilişkin halen bilim dünyasında genel kabul gören yaklaşımlara dayanmaktadır. Araştırmalar derinleştikçe yepyeni bulgular ortaya çıkmaktadır. Her yıl yeni bitkiler, hayvanlar, böcekler, deniz canlıları keşfedilmektedir. Her araştırma, dünyadaki canlı zenginliğinin bilinmedik bir yönünü gün ışığına çıkarmaktadır. Dolayısıyla bu tablodaki sayı ve oranlar zamanla değişmektedir.

Biyoçeşitliliğin yeryüzündeki dağılımı tam anlamıyla bilinmemektedir. Günümüze kadar gözlemlenen olgu, kutuplardan ekvatora doğru gidildikçe tür sayısında genel bir artış olduğudur. Kesin bir şey söylenememesinin ana nedeni ise, gerek karalar gerekse denizlerde araştırılmayı bekleyen sayısız ekosistem olmasıdır. Yeryüzünün pek çok bölgesi henüz kapsamlı bir şekilde incelenememiştir.


Dünyanın kara üstündeki biyoçeşitliliğinin sadece %1.4'ü gezegenin kara alanlarının üstünde yer almaktadır. Bu bölgesel çeşitlilikte yoğun olan yerler aynı zamanda hızlı büyüyen insan topluluklarına da ev sahipliği yapmaktadır.

Türler bakımından özellikle zengin yerler "sıcak bölgeler" şeklinde adlandırılır. Bunlar çoğunlukla tropikal bölgelerde ve adalarda yer alırlar. Conservation International isimli örgüt yeryüzündeki karaların sadece %1.4'ünü oluşturmakla birlikte, karada yaşayan türlerin yaklaşık yarısını barındıran 25 "sıcak bölge" belirlemiştir.17

Bilim Dünyasındaki Çalışmalar

Carl Linnaeus

Bilim tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Carl Linnaeus'un Systema Naturae adlı kitabını yayımlamasından bu yana geçen yaklaşık 250 yıllık sürede, 1.75 milyon kadar tür isimlendirilmiş ve tanımlanmıştır. Bu sayı, daha önce de belirttiğimiz gibi, dünya üzerindeki toplam türlerin küçük bir bölümüdür. Ayrıca üzerinde durulması gereken bir nokta ise şudur: Araştırmacılarca isimlendirilen bu kadar tür, henüz bilimsel bir indeks altında toplanamamıştır. Diğer bir deyişle, bilinen 1.75 milyon hayvan, bitki, mantar ve mikroorganizmanın tamamını içeren bir liste henüz yoktur.18 Bu durum, iki milyona yakın kitap bulunan büyük bir kütüphanede, kitapların yerini gösteren düzenli bir liste olmamasına benzetilebilir.

Türlerin tamamını kapsayan bir kataloğun eksikliği, doğal olarak bazı karışıklıklara yol açmaktadır. Bilim adamları, bunu ortadan kaldırmak için halen isimleri bilinen türleri bir indeks altında toplamaya çalışmaktadırlar. Bu alanda yürütülen birçok çalışma vardır. Örnek olarak, bilinen türleri katalog haline getirmeyi amaçlayan bir çalışma olan Türler 2000 Programı verilebilir.19 Bu proje kapsamında 2001 yılı sonunda 250.000 kadar tür listelenmiştir; 2003'e kadar kataloğun 500.000 türü kapsayacağı sanılmaktadır.20

Biyoçeşitliliğe ilişkin diğer araştırmalar ise, henüz bilinmeyen türleri saptamak için yapılanlardır. Günümüzde başta ABD'den olmak üzere pek çok ülkeden binlerce bilim adamı, yeryüzündeki türleri araştırmaktadır. Bu çalışmalara ayrılan toplam bütçe yüz milyonlarca Amerikan Dolarıdır. Biyolojik çeşitliliği keşfetmek ve anlamak amacıyla, araştırmacılar ve bilim adamlarından oluşan birçok kurul halen faaliyet göstermektedir.

Söz konusu çalışmalar çerçevesinde, 2001 ve 2002 Uluslararası Biyoçeşitlilik Gözlem Yılları ilan edilmiş; dünya üzerindeki türler hakkında daha çok bilgi edinmek için özel bir çalışma başlatılmıştır.21 Tanınmış biyologlar, çevre bilimciler ve uzmanların görev aldığı bu araştırma, 21. yüzyılın bilim ve eğitim alanındaki en büyük gelişmelerinden biri olarak görülmektedir. Colorado State Üniversitesi Profesörü ve Uluslararası Biyoçeşitlilik Gözlem Yılı Kurulu Başkanı Diana Wall, bu çalışmanın önemini şöyle özetlemektedir:

"Bilim adamları yaklaşık 1.75 milyon türü tanımladılar, fakat hala tanımlanacak 12 milyondan fazla türün var olduğunu tahmin ediyoruz. Türlerin %99'unun dağılımı, yoğunluğu, sayıca çok olmaları veya soylarının tükenme tehlikesi altında olup olmadığı hakkında bilgimiz yok. Ayrıca bu türlerin toprağın verimli hale getirilmesi, atık maddelerin ayrıştırılması ve suyun arıtılması gibi konularda bize ne kadar fayda sağladıkları hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz.

Biyoçeşitliliği araştırmak, ilaçlarda kullanılacak yeni genlerin ve kimyasal maddelerin keşfinden ekinlerin ıslahına veya kirli bölgelerin temizlenmesine kadar birçok fayda verecektir.

Biyoçeşitliliği araştırmak, ilaçlarda kullanılacak yeni genlerin ve kimyasal maddelerin keşfinden ekinlerin ıslahına veya kirli bölgelerin temizlenmesine kadar birçok fayda verecektir. Belki daha da önemlisi, türlerin nerede olduğunu, sağlıklı ekosistemleri ayakta tutmaktaki rolünü ve onları nasıl koruyacağımızı öğrenmek, karalarımız, ırmaklarımız ve okyanuslarımız hakkında daha bilgili kararlar almak açısından hayati değerde olacaktır." 22

Bu alanda başlatılmış yeni bir çalışma da "Bütün Türler" adlı projedir.23 Bu projede Edward Wilson ve Peter Raven gibi tanınmış biyoçeşitlilik uzmanları yer almaktadır; amaç ise, türlerin tamamını isimlendirmek, tanımlamak ve her biri için bir internet sayfası hazırlamaktır. Söz konusu çalışmanın komplekslik açısından bilim dünyasındaki diğer projelerin çok ötesinde olduğu, örneğin İnsan Genomu Projesi'nden daha geniş kapsamlı olduğu 26 Ekim 2001 tarihli Science dergisinde belirtilmektedir. Bütün Türler Projesi araştırmacılarının tahminlerine göre, yeryüzündeki türler üzerine bir bilgi bankası oluşturmanın maliyeti 20 milyar Amerikan Dolarıdır.24 Sadece bu rakam dahi projenin büyüklüğü hakkında bir fikir vermektedir.

Öyle anlaşılmaktadır ki içinde bulunduğumuz yüzyıl, artan araştırmalarla birlikte daha önce tanımadığımız canlıların keşfedilişine tanık olacağımız bir dönemdir. En küçüğünden en büyüğüne kadar keşfedilen her yeni tür ise, düşünen ve akleden insanlara, yaratılıştaki üstünlüğü bir kere daha gösterecektir.

 

Son Durum

Biyoçeşitlilik araştırmaları konusunda 21. yüzyılın başında gelinen nokta nedir? Yüksek bütçeli araştırmalar ve kapsamlı çalışmalar sonucunda, yeryüzündeki canlı çeşitliliğinin ne kadarı anlaşılabilmiştir?

Bu sorulara verilecek yanıtlar önemlidir. Çünkü biyoçeşitliliğin eşsiz bir yaratılış harikası olduğunu bir kez daha gözler önüne serecektir.

Bilim adamlarının ortak görüşüyle, daha katedilmesi gereken çok uzun bir mesafe vardır. Prof. Wilson'un ifade ettiği gibi, "yeryüzündeki biyoçeşitliliğin sadece çok küçük bir kısmı keşfedilmiştir".25 Missouri Botanik Bahçesi Direktörü ve Biyoloji Profesörü Peter Raven ise, bilim adamlarının "yüz yüze geldiği görevin muazzam olduğunu" vurgulamaktadır. 26

Öncelikle şunu hatırlatmak gerekir ki, bilindiği kabul edilen 1.75 milyon tür, henüz bilimsel kriterlere göre düzenlenmiş ve sınıflandırılmış değildir. Profesör Minelli'nin ifadesiyle, "Biyolojik çeşitliliğin tanımlanmış ve isimlendirilmiş bölümünde bile ciddi sorunlar vardır." 27 Diğer bir araştırmacı, California Üniversitesi'nden John Alroy da bilimsel literatürdeki tür isimlerinin muhtemelen beşte birinin geçersiz olduğunu belirtmektedir.28

Dünya Kaynakları Enstitüsü uzmanlarına göre, uzaydaki yıldızların sayısı hakkında, dünyada ki türlerin sayısından daha iyi bir anlayışa sahip durumdayız.29 Oxford Üniversitesi'nden tanınmış çevre bilimci Norman Myers de bunu farklı bir şekilde ifade eder: "Biyoçeşitlilik gezegenimizin ana özelliği olmasına rağmen, evrendeki atomların toplam sayısı üzerine dünyadaki türlerin tamamı hakkındakinden daha çok şey biliyoruz." 30

Bu gerçeği dile getiren bir diğer bilim adamı ise, James Cook Üniversitesi Tropikal Yağmur Ormanı Ekolojisi ve Yönetimi Araştırma Merkezi Direktörü Nigel E. Stork'tur. Profesör Stork, biyolojinin temeli olan biyoçeşitliliğe ilişkin verilerin çok yetersiz olduğunu şöyle belirtir:

Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip-yayması O'nun ayetlerindendir... (Şura Suresi, 29)
...O'na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. (Furkan Suresi, 2)

"Son yıllarda biyologlar, Dünya gezegenini paylaştığımız organizmalar hakkında ne kadar az şey bildiğimizi kabul ettiler. Özellikle, toplam olarak kaç tane tür var olduğunu belirleme çabaları şaşırtıcı biçimde sonuçsuz kaldı... Bu delillerin gösterdiği, biyolojinin bazı temel konuları ve organizmaların dağılımı üzerine gerçekte ne kadar az şey bildiğimizdir. Türlerin ne kadar yaygın olduğunu söyleyemeyiz, tür havuzunun büyüklüğünü bilmiyoruz, ve türlerin belirli bir yaşam ortamına, toprak tipine, orman tipine, veya bazı durumlarda bir ağaç türüne ne derece özgü olduklarını bilmiyoruz." 31

Burada anlatılanları şöyle özetlemek mümkündür: İsimlendirilmiş durumdaki çoğu türün yeryüzündeki dağılımları, yoğunlukları, yaşam alanı içindeki konumları ve genetik çeşitlilik miktarına ilişkin veriler henüz kesin şekilde bilinmiyor.32 Dahası, var olan türlerin büyük bir çoğunluğu henüz tanınmıyor. Tüm çaba ve gayretlere rağmen, canlılardaki muhteşem çeşitliliğin ancak çok küçük bir bölümü hakkında bilgi sahibiyiz.

İlerleyen bölümlerde delilleriyle açıkça göreceğimiz gibi, yeryüzündeki bu muazzam tür zenginliği, canlıların tesadüfler sonucunda ortaya çıktığını öne süren evrim teorisini kesin bir biçimde yalanlamakta ve tek bir gerçeği şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlamaktadır: Yaratılış.

Dünya üzerindeki hayatın görkemli zenginliği ancak özel bir yaratılışın sonucudur. Ve bu yaratılış üstün güç ve akıl sahibi olan Allah'a aittir. Allah'ın tüm canlıları yaratışı bazı ayetlerde şöyle haber verilir:

Göklerin ve yerin yaratılması ile onlarda her canlıdan türetip-yayması O'nun ayetlerindendir... (Şura Suresi, 29)

... O'na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. (Furkan Suresi, 2)

Ekosistemler ve Biyoçeşitlilik

Canlı türleri hem birbirleriyle hem de bulundukları çevre ile mükemmel bir uyum içinde yaşamlarını sürdürmektedirler. Tek bir türün yok olması durumunda bile bütün ekosistem aksar ve denge bozulur.

Ekosistem belirli bir alanda bulunan canlıları ve fiziksel çevreyi içeren bir kavramdır. Bünyesinde barındırdığı canlılarla birlikte bir göl, bir orman, bir mercan resifi ekosisteme birer örnektir. Örneğin Sibirya'da bulunan Baykal Gölü, 2.500 bitki ve hayvan türünü barındıran bir ekosistemdir.33 Her ekosistem kendine özgü bir canlı çeşitliliğine sahiptir; türlerin sayıları ve özellikleri ortamdan ortama değişiklik gösterir. Örneğin, Kuzey Amerika'daki tipik bir ormanda onlarca, Güney Amerika'daki bir yağmur ormanında ise yüzlerce ağaç türü vardır.

Burada üzerinde durulması gereken nokta şudur: Dengeli ve sağlıklı bir ekosistem geniş bir yelpazedeki canlı türlerine ev sahipliği yapar. Çok sayıdaki tür iç içe geçmiş kompleks bir sistem içinde birbirine bağlıdır ve bunların her biri ekosistemin denge içinde işlemesinde küçük veya büyük pay sahibidir.

Öyle ki bazen tek bir türün bile yok olması durumunda, bütün ekosistem aksar ve denge bozulur. Örneğin, 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında, Amerika'nın kuzeybatı ve Kanada'nın batı sahillerindeki su samurları neredeyse soyları tükenme noktasına kadar avlandılar. Su samurları deniz kestanesi ile besleniyorlardı; onların yokluğunda, deniz kestaneleri hızla çoğalarak geniş yosun yataklarını tahrip etmeye başladılar. Yosunların zarar görmesi, aynı sularda bulunan birçok balık ve omurgasız canlı türünü olumsuz yönde etkiledi ve sayılarının azalmasına neden oldu. Su samurlarının koruma altına alınmasıyla, 20. yüzyılın sonuna doğru yosunlar çoğaldılar ve bölgedeki denge tekrar kuruldu.34

Konuya ilişkin gözlemlenmiş pek çok vaka vardır. Söz konusu örnekler şu gerçeği daha iyi kavramamıza yardımcı olmaktadır: Canlı türleri hem birbirleriyle hem de bulundukları çevre ile mükemmel bir uyum içinde yaşamlarını sürdürmektedir.

Yeryüzündeki muazzam canlı çeşitliliğinden oluşan sistemin kompleksliğini tanımlamak için "olağanüstü kompleks" ifadesi bile çok yetersiz kalır. Bunun daha iyi kavranması için şu gerçeğin üzerinde düşünülmesi yerinde olacaktır: Tüm bilim adamları el ele verseler ve insanoğlunun tüm bilgi-teknoloji birikimi ve maddi imkanları biraraya getirilse, söz konusu sistemin çok küçük bir taklidi bile oluşturulamaz. Dünyaca ünlü Biyoçeşitlilik Uzmanı Edward Wilson, bu gerçeği bir örnekle anlatır; bilim adamlarının, tamamen kesilecek bir yağmur ormanındaki türleri önceden toplayarak, başka bir yerde tekrar biraraya getirmesinin kesinlikle mümkün olmadığını şöyle ifade eder:

"Binlerce biyolog, bir milyar dolarlık bir bütçeyle bile bu görevi yerine getiremez. Bunu yapmanın bir yolunu hayal bile edemezler. Bir orman parçasında çok fazla sayıda tür yaşar: diyelim 300 kuş, 500 kelebek, 200 karınca, 50.000 kın kanatlı, 1000 ağaç, 5000 mantar, on binlerce bakteri türü ve ana gruplardan oluşan uzun listeden daha niceleri. Belli bir yaşama alanı, şaşmaz bir mikro iklim, belli besinler, hayat döngüsünün safhalarını tetikleyecek şekilde özelleşmiş ısı ve nem döngüleri isteyen her türün doğada belli bir mevkisi vardır. Türlerin çoğu diğer türlere ortakyaşarlık bağlarıyla bağlıdır; partnerleriyle kendilerine has doğru konfigürasyonda bir araya gelmezlerse hayatta kalamaz ve üreyemezler.

Biyologlar, Manhattan Projesi'nin (ABD yönetimince yürütülen ve ilk atom bombasının üretilmesiyle sonuçlanan araştırma projesi) taksonomik eşdeğerini tersten gerçekleştirse, bütün türlerin kültürlerini sınıflandırıp korusa bile topluluğu tekrar biraraya getiremez. Kırılmış bir yumurtayı eski haline getirmeye çalışmaya benzer bu." 35

Profesör Wilson'un bu ifadelerinden anlaşılmaktadır ki, bir ekosistemin insan aklı ve bilgisi ile dahi oluşturulması mümkün değildir.O halde bir ekosistemin -evrimcilerin iddia ettiği gibi- kör tesadüflerin eseri olarak meydana gelmesi tamamen imkan dışıdır. Bu konuya ilişkin olarak Cornell Üniversitesi'nden tanınmış Botanik Profesörü Karl Niklas'ın şu ifadesi de anlamlıdır:

"Fosillerde, canlı organizmalarda ve kıtalarda gördüğümüz ekolojik yapıların tesadüf sonucu olduğunu sanmıyorum." 36

Şüphesiz, mükemmel bir uyum içinde faaliyet gösteren ekosistemler, üstün bir Yaratıcının varlığının ve yaratılış gerçeğinin apaçık delillerindendir. Aynı zamanda, yeryüzündeki biyoçeşitliliğin ve kusursuz düzenin, kör tesadüfler ve başıboş rastlantılar sonucunda oluştuğunu iddia eden Darwinizm'i kesinlikle yalanlamaktadır.

Şimdi zengin bir çeşitliliğe sahip bazı ekosistemleri ele alarak biyoçeşitlilikteki yaratılış gerçeğini daha yakından inceleyelim.

Biyosfer 2 Projesi'nden Alınacak Dersler

Ortada tartışmasız bir gerçek vardır. Yaşamımız, yeryüzündeki milyonlarca canlı türüne, kusursuz dengelere ve mükemmel işleyen ekosistemlere bağımlıdır. İçtiğimiz suyun arıtılması, soluduğumuz havanın oluşması, tarım yaptığımız toprağın verimli bir hale getirilmesi, yediğimiz besinlerin üretilmesi, kullandığımız eşyaların hammaddelerinin oluşturulması ve daha sayısız faaliyet canlılar tarafından gerçekleştirilir. Çoğu insan, canlılar sayesinde elde ettiği ve her an iç içe yaşadığı bu nimetleri gereği gibi takdir etmez; hatta çoğunlukla düşünmeye bile gerek duymaz. Oysa bunlar, üzerinde durulması ve derin düşünülmesi gereken gerçeklerdir. Şu soru bile düşünce tembelliğinden ve alışkanlığın getirmiş olduğu bakış açısından kurtulmak için yeterlidir: Söz konusu hizmetleri bizim adımıza gerçekleştiren canlılar yok olursa, ne olur? Cevap açıktır: Biz de varlığımızı sürdüremeyiz. 21. yüzyılın gelişmiş teknolojisini ve tüm maddi olanaklarımızı seferber etsek bile, yeryüzündeki dengeleri ve yaşamamız için gerekli koşulları sağlayamayız. Bu gerçeği bir kez daha teyid eden son bilimsel araştırmalardan biri "Biyosfer 2" adlı proje olmuştur.

Bu projenin amacı, 13.000 metre karelik kapalı bir alanda, sekiz kişiye, bitkilere ve hayvanlara iki yıl süreyle yaşam alanı sağlayacak bir ekosistem oluşturmaktır.37 Bu sistem içinde tarım alanları, ormanlar ve denizler gibi doğal ekosistemlerin benzerleri yer almaktadır. Biyosfer 2 Projesi'nin yürütüldüğü ortam, şimdiye kadar ekolojik araştırmalarda kullanılan kapalı araştırma alanlarının en büyüğü ve en kompleksi olarak kabul edilmektedir. Ancak bu proje başarısız olmuş ve birçok bilim adamını hayal kırıklığına uğratmıştır. Rockefeller Üniversitesi'nden Joel Cohen ve Minnesota Üniversitesi'nden David Tilman, Science dergisindeki makalelerinde, söz konusu girişimin sonucunu şöyle ifade ederler:

Özgün tasarımı ve yapımında kullanılan muazzam kaynaklara rağmen, Biyosfer 2 kapalı sisteminde, yeryüzünde milyonlarca senedir mükemmel bir şekilde işleyen dengeleri meydana getirmek; dolayısıyla insanlar, bitkiler ve hayvanlar için yaşanabilir bir ortam oluşturmak mümkün olmadı.

"(Biyosfer 2 Projesi,) Özgün tasarımında ve yapımında kullanılan muazzam kaynaklara rağmen (1984'den 1991'e kadar yaklaşık olarak 200 milyon Amerikan Doları) ve milyonlarca dolarlık işletme bütçesine rağmen, sekiz insanı yeterli besin, su ve hava ile 2 yıl boyunca geçindirecek kapalı bir sistem oluşturmanın imkansızlığını kanıtladı. Biyosfer 2 yönetimi, Biyosfer 2'yi dışarıdan destekleyecek neredeyse sınırsız enerji ve teknolojinin mevcut olmasına karşın, pek çok beklenmeyen problem ve sürprizle karşılaştı." 38

1991 ile 1993 yılları arasındaki deneyde, Biyosfer 2 tesisinde çıkan ve yaşamı olanaksız hale getiren bazı "beklenmeyen problemler" şunlardı:

Oksijen oranının %14'e düşüşü, karbondioksit konsantrasyonundaki ani yükselmeler, nitrik oksit miktarının beyine zarar verecek kadar artışı, çoğu canlı türünün (örneğin, 25 omurgalı türünden 19'unun) yok oluşu, bitkilerin döllenmesini sağlayan hayvanların tamamının ölmesiyle çoğu bitki türünün neslinin tükenmesinin kesinleşmesi, suların kirlenmesi, yosunların aşırı büyümesi, karınca, hamamböceği ve çekirgelerin aşırı artışı...39

Kısacası tüm çabalara karşın, Biyosfer 2 kapalı sisteminde, yeryüzünde milyonlarca senedir mükemmel bir şekilde işleyen dengeleri meydana getirmek; dolayısıyla insanlar, bitkiler ve hayvanlar için yaşanabilir bir ortam oluşturmak mümkün olmadı.

Sonuç olarak, Popülasyon Profesörü Joel Cohen ve Ekoloji Profesörü David Tilman, söz konusu projeden çıkarılması gereken dersi şöyle özetlerler:

"Hiç kimse doğal ekosistemlerin insanlara bedava olarak sunduğu yaşam destek hizmetlerini temin edecek sistemlerin nasıl tasarlanacağını henüz bilmiyor." 40

 
    

2 David Tilman, "Causes, consequences and ethics of biodiversity", Nature, vol. 405, 11 Mayıs 2000, s. 208-211.
3 E.O. Wilson, "Introduction", s. 1, Marjorie L. Reaka-Kudla, Don E. Wilson, Edward O. Wilson (editors), Biodiversity II, Joseph Henry Press, Washington D.C., 1997.
4 Encyclopedia Britannica 2001 Deluxe Edition CD, "The importance of the biosphere".
5 Edward O. Wilson, Doğanın Gizli Bahçesi, TÜBİ TAK Popüler Bilim Kitapları, Çev: Aslı Biçen, 2000, s. 142, 157-158.
6 Thomas E. Lovejoy, "Biodiversity: What Is It?", s. 7, Marjorie L. Reaka-Kudla, Don E. Wilson, Edward O. Wilson (editors), Biodiversity II, Joseph Henry Press, Washington D.C., 1997.
7 Q.D. Wheeler, J. Cracraft, "Taxonomic Preparedness: Are We Ready to Meet the Biodiversity Challenge", s. 436, Marjorie L. Reaka-Kudla, Don E. Wilson, Edward O. Wilson (editors), Biodiversity II, Joseph Henry Press, Washington D.C., 1997.
8 Taylor H. Ricketts, "Conservation Biology and Biodiversity", Encyclopedia of Life Sciences, 2001, ğ.els. net.
9 Alessandro Minelli, "Diversity of Life", Encyclopedia of Life Sciences, 2000, ğ.els.net.
10 M. Encarta Encyclopedia 2001 Deluxe Edition CD, "Biodiversity".
11 Encyclopedia Britannica 2001 Deluxe Edition CD, "Evolution".
12 E.O. Wilson, "The Current State of Biological Diversity", s. 14, E.O. Wilson, F.M. Peter (editors), Biodiversity, National Academy Press, Washington D.C., 1988.
13 E.O. Wilson, "Introduction", s. 2, Marjorie L. Reaka-Kudla, Don E. Wilson, Edward O. Wilson (editors), Biodiversity II, Joseph Henry Press, Washington D.C., 1997.
14 Andy Purvis, Andy Hector, "Getting the measure of biodiversity", Nature, vol. 405, 11 Mayıs 2000, s. 212-219.
15 Taylor H. Ricketts, "Conservation Biology and Biodiversity", Encyclopedia of Life Sciences, 2001, ğ.els. net; V.H. Heywood, Global Biodiversity Assessment, Cambridge, United Nations Environment Programme, 1995.
16 Alessandro Minelli, "Diversity of Life", Encyclopedia of Life Sciences, 2000, ğ.els.net.
17 N. Myers, R.A. Mittermeier, C.G. Mittermeier, G.A.B. Da Fonseca, J. Kent, "Biodiversity hotspots for conservation priorities", Nature, vol. 403, 24 Şubat 2000, s. 853-858.
18 The Species 2000 Organisation, "About Species 2000", http://ğ.sp2000.org/aboutsp2000.html.
19 Species 2000, Indexing the World's Known Species, http://ğ.sp2000.org/.
20 Andrew Lawler, "Up for the Count?", Science, Vol. 294, 26 Ekim 2001, s. 769-770.
21 "What is IBOY?", http://ğ.nrel.colostate.edu /IBOY/what.html.
22 "Scientists Launch The International Biodiversity Observation Year (IBOY) To Raise Awareness Of Biodiversity", Science Daily Magazine, 2001, http://ğ.sciencedaily.com/releases /2001/01/010103072716.htm
23 All Species Foundation, 2002, http://ğ.all- species.org/.
24 Andrew Lawler, "Up for the Count?", Science, Vol. 294, 26 Ekim 2001, s. 769-770.
25 E.O. Wilson, "Introduction", s. 2, Marjorie L. Reaka-Kudla, Don E. Wilson, Edward O. Wilson (editors), Biodiversity II, Joseph Henry Press, Washington D.C., 1997.
26 Peter H. Raven, "Our Diminishing Tropical Forests", s. 119, E.O. Wilson, F.M. Peter (editors), Biodiversity, National Academy Press, Washington D.C., 1988.
27 Alessandro Minelli, "Diversity of Life", Encyclopedia of Life Sciences, 2000, ğ.els.net.
28 "Skeletons In The Closet: One Fifth Of Species Names May Be Invalid", Science Daily Magazine, 14/11/2001, http ://ğ.sciencedaily.com/releases/2001/11/011114071056.htm.
29 "How Many Species Are There?", World Resources Institute, 2001, http://ğ.wri.org/wri/biodiv/b02-gbs.html.
30 Norman Myers, "The Rich Diversity of Biodiversity Issues", s. 125, Marjorie L. Reaka-Kudla, Don E. Wilson, Edward O. Wilson (editors), Biodiversity II, Joseph Henry Press, Washington D.C., 1997.
31 Nigel E. Stork, "Measuring Global Biodiversity and Its Decline", s. 41, 61, Marjorie L. Reaka-Kudla, Don E. Wilson, Edward O. Wilson (editors), Biodiversity II, Joseph Henry Press, Washington D.C., 1997.
32 Ayşe Turak, "Doğaya Sıcak Bakmak", Bilim ve Teknik, Aralık 2000, s. 63.
33 Biyolojik Çeşitlilik Haritası, National Geographic Maps, Ekim 2001.
34 M. Encarta Encyclopedia 2001 Deluxe Edition CD, "Biodiversity".
35 Edward O. Wilson, Doğanın Gizli Bahçesi, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, Çev: Aslı Biçen, 2000, s. 182- 183.
36 John Whitfield, "All Creatures Great and Small", Nature, vol. 413, 27 Eylül 2001, s. 344.
37 "Biosphere 2 Center Background", Columbia University, 2002, http://ğ.bio2.edu/history.htm.
38 Joel E. Cohen, David Tilman, "Biosphere 2 and Biodiversity-The Lessons So Far", Science, Vol. 274, No. 5290, 15 Kasım 1996, s. 150-1151.
39 G.C. Daily, S. Alexander, P.R. Ehrlich, L. Goulder, J. Lubchenco, P.A. Matson, H.A. Mooney, S. Postel, S.H. Schneider, D. Tilman, G.M. Woodwell, "Ecosystem Services: Benefits Supplied to Human Societies by Natural Ecosystems", 2002, http://esa.sdsc.edu/daily.htm.
40 Joel E. Cohen, David Tilman, "Biosphere 2 and Biodiversity-The Lessons So Far", Science, Vol. 274, No. 5290, 15 Kasım 1996, s. 1150-1151.
© 2008 Harun Yahya. www.harunyahya.org
Bu sitede yayınlanan tüm materyali, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalayabilir ve çoğaltabilirsiniz.