
MİLLİ DEĞERLERİ KORUMA VAKFI’NDAN
DUYURU
ULUSLARARASI DARWINİZM
SEMPOZYUMU
Sayın Adnan Oktar (Harun Yahya)’ın Fahri Başkanı
olduğu Milli Değerleri Koruma Vakfı, Darwinizm
konulu uluslararası bir sempozyum düzenlemiştir.
Sempozyumda, Darwinizm’in geçersizliğine ait
deliller ortaya konacak, Yaratılış Gerçeği hakkındaki
sayısız delillerden bazıları halkımızın dikkatine
sunulacaktır. Sempozyumda, yerli ve yabancı
uzmanlar, konusunda otorite olan isimler konuşmacı
olarak yer alacak, multivizyon gösterileri,
fosil ve afiş sergileri gerçekleştirilecektir.
Yaratılış Gerçeği’ne gönül veren ve konu hakkında
bilgi, belge ve araştırma sahibi tüm akademisyenlerimizi
katılmaya davet ediyoruz.
(Altuğ M. Berker, Milli Değerleri Koruma Vakfı
Mütevelli Heyeti Başkanı)
SEMPOZYUMDAN DARWINİZM’İN
ÇÖKÜŞÜ HAKKINDAKİ BAZI BAŞLIKLAR
(1)
Canlılık tesadüfen meydana gelemez...
Proteinler hem canlı hücrelerinin
yapıtaşlarını oluşturan hem de hücre içinde
çok çeşitli görevler üstlenen kompleks moleküllerdir.
Ortalama bir protein molekülünün tesadüflerle
ortaya çıkma ihtimali hesaplandığında “10 üzeri
950’de 1” gibi insanın hayal gücünün ötesinde
bir rakam çıkmaktadır. Bu sayı matematiksel
olarak pratikte “0 ihtimal” anlamına gelir.
(2)
İndirgenemez kompleksliğe sahip organlar...
İndirgenemez komplekslik, evrim
teorisinin temelindeki kademeli gelişim iddiasını
geçersiz kılan bir özelliktir. Örneğin göz ve
kanatlarda indirgenemez komplekslik özelliği
mevcuttur. Biraraya gelerek gözü oluşturan gözyaşı
bezi, retina, iris gibi organellerin aşamalarla
teker teker oluşmaları mümkün değildir. Çünkü
gözü oluşturan tüm parçalar ancak eksiksiz olduğunda
görme gerçekleşecektir. Aynı şey kanatlar için
de geçerlidir.
(3)
DNA’daki akılalmaz bilgi…
Bir insanın dış görünümünden iç
organlarının yapılarına kadar bütün özelliklerinin
bilgisi DNA'nın içinde özel bir şifre sistemiyle
kayıtlıdır. Eğer DNA'daki bu genetik bilgiyi
kağıda dökmeye kalksak, yaklaşık 500'er sayfalık
900 ciltten oluşan dev bir kütüphane oluşturmamız
gerekir. Ama bu akılalmaz hacimdeki bilgi, DNA'nın
"gen" adı verilen parçalarında şifrelenmiştir.
DNA’nın tesadüflerle ortaya çıkamayacağı kesin
bir gerçektir.
(4)
Fosil kayıtlarının öğrettikleri…
Bugüne kadar 250 bin ayrı türe
ait yaklaşık 100 milyon fosil çıkarılmasına
rağmen bunlardan biri bile Darwinizm’i desteklememektedir.
Bulunan fosillerin her biri tam ve eksiksiz
canlılara aittir. Oysa evrimcilerin iddiaları
gerçek olsaydı bu denli fazla fosilin çok büyük
bir bölümü “ara canlılara” ait olmalıydı, oysa
bir tane bile yoktur.
(5)
Kambriyen dönemi çıkmazı…
Canlılardaki ana beden yapılarının
(yumuşakçalar, kordalılar vb. kategoriler) neredeyse
tamamı, günümüzden yaklaşık 530 milyon yıl önce
Kambriyen Dönemi’nde ortaya çıkmıştır. Kambriyen
öncesinde sadece bir-iki ana kategori varken,
Kambriyen’de 50’den fazla ana kategori, dünyanın
çeşitli bölgelerinde aniden ortaya çıkmıştır.
Kambriyen öncesi canlılar sade bir beden yapısındayken,
Kambriyen’dekiler bunlarla kıyas edilemeyecek
derecede komplekstir. Örneğin bu devirde ortaya
çıkmış olan trilobitlerin sahip oldukları gözler
ile bugünkü canlıların göz yapıları arasında
hiçbir fark yoktur.
(6)
“Yaşayan fosiller” evrim masallarına cevaptır...
Yaşayan fosiller, evrim teorisinin
'kademeli gelişim iddiası'nı son derece çarpıcı
şekilde yalanlayan kanıtlardır. Bu fosillere
“yaşayan fosil” ismi verilmesinin sebebi, yüz
milyonlarca yıllık yaşlarına karşın, günümüzde
yaşayan örnekleriyle tamamen aynı olmalarıdır.
Karıncalardan ağaçlara, yarasalardan köpek balıklarına
kadar çok çeşitli türlere ait yaşayan fosiller
mevcuttur. Bu durum, doğa tarihi boyunca hiçbir
evrimleşme yaşanmadığının kesin bir belgesidir.
(7)
Sürüngenler kuşların atası değildir...
Evrimciler artık Archaeopteryx’i
sürüngenlerle kuşlar arasında ara form olarak
gösterememektedirler. Bu fosil üzerinde yapılan
incelemeler, bu canlının bir ara geçiş formu
olmadığını, sadece günümüz kuşlarından biraz
daha farklı özelliklere sahip, soyu tükenmiş
bir kuş türü olduğunu göstermektedir. Güçlü
uçuş kaslarının olduğunu kanıtlayan göğüs kemiğinin
varlığı ve günümüz kuşlarınınkinden farksız
olan asimetrik tüy yapısı, bu canlının mükemmel
olarak uçabildiğini göstermektedir.
(8)
Balıklar karaya çıkmamışlardır...
Evrimciler bir zamanlar sudan karaya
geçiş hikayesine delil olarak Coelacanth isimli
balığın fosillerini delil gösterirlerdi. Coelacanth
o dönemde balıklar ve amfibiyenler arasında
yaşamış bir ara canlı zannedildi. Ancak 1938’de
Hint Okyanusu’nda Coelacanth'ın "canlı"
bir örneği bulundu. Ardından günümüze kadar
200’den fazla örneği yakalandı. Canlı Coelacanth’lar
üzerindeki incelemeler, bunun kusursuz yapıda
bir balık olduğunu, daha önce fosilleri üzerinde
yapılan yorumların tamamen hatalı olduğunu ortaya
koydu.
(9)
Mutasyonlar yeni türler oluşturmaz...
Mutasyonlar, canlı hücresinin çekirdeğinde
bulunan ve genetik bilgiyi taşıyan DNA molekülünde,
radyasyon veya kimyasal etkiler sonucunda meydana
gelen kopmalar ve yer değiştirmelerdir. DNA
çok kompleks bir düzene sahiptir. Dolayısıyla
bu molekül üzerinde oluşan herhangi rastgele
bir etki ona ancak zarar verir. Mutasyonlar
çoğu zaman hücrenin tamir edemeyeceği boyutlarda
birtakım hasarlara, sakatlıklara ve hatta ölümlere
sebep olurlar. Hiroşima, Nagazaki veya Çernobil
facialarına maruz kalmış insanlar bunun canlı
göstergeleridir. Mutasyonların evrimsel bir
mekanizma olduğunun iddia edilmesi evrim teorisinin
içinde bulunduğu çıkmazın bir kanıtıdır.
(10)
Doğal seleksiyon evrime yol açmaz…
Doğal seleksiyon, güçlü ve çevre
şartlarına uygun yapıdaki canlıların hayatta
kalışını ifade eder. Ancak bu durum yeni türler
ortaya çıkarmaz. Örneğin yırtıcı hayvanların
tehdidi altında olan bir zebra sürüsü içinde,
hızlı kaçabilen zebralar hayatta kalacak, zebra
sürüsü zamanla daha hızlı koşabilen zebralardan
meydana gelecektir. Ancak bu süreç sınırlıdır
ve zebraları bir başka canlı türüne dönüştürmeyecektir.
Çünkü zebraların iskelet kas yapısı ve fizyolojisi
DNA’larında kayıtlıdır ve yırtıcılarla olan
mücadele bu bilgiyi değiştiremez, zebraya yeni
genetik bilgi kazandıramaz.
(11)
İnsan evrim geçirmemiş, insan olarak yaratılmıştır...
İnsanın soy ağacının sadece evrimcilerin
hayalgücü doğrultusunda kurgulanan bir şema
olduğu ortaya çıkmıştır. Evrimciler insanın,
sırasıyla "Australopithecines > Homo
habilis > Homo erectus> Homo sapiens"
canlılarından kademeli olarak türediğini öne
sürmüşlerdir. Bu sıralamadaki canlıların her
birinin, bir sonrakinin atası olduğu izlenimini
vermişlerdir. Oysa evrimcilerin birbirlerinin
atası olarak gösterdikleri bu canlılar gerçekte
yanyana bulunmakta, bu da insanın hayali soyağacını
yıkmaktadır. Paleoantropologların son bulguları,
Australopithecines, Homo habilis ve Homo Erectus'un
dünyanın farklı bölgelerinde aynı dönemlerde
yaşadıklarını göstermektedir.
(12)
Fosiller üzerindeki rekonstrüksiyon oyunları...
Evrim teorisinin bilimsel kanıtlarla
değil aldatmacalarla ayakta tutulmaya çalışıldığının
önemli bir göstergesi, rekonstrüksiyonlardır.
Rekonstrüksiyon, "yeniden inşa" demektir
ve sadece bir kemik parçası bulunmuş olan canlının
hayal gücüne dayalı resminin ya da maketinin
yapılmasıdır.
Rekonstrüksiyon resimlerde dudak,
burun ve kulak gibi yumuşak dokular özellikle
canlıya maymun adam görüntüsü verecek şekilde
tasarlanır. Halbuki bu gibi dokular fosilleşmez
ve bunların yapısının kemiklerden anlaşılması
imkansızdır. Bunlar sadece evrimci ön yargı
ve hayal gücüne göre oluşturulurlar.
(13)
Evrimci sahtekarlıkları….
Evrimcilerin teorilerini ispat
etmek için sahtekarlıklara da başvurdukları
bilinen bir gerçektir. Örneğin, 1912 yılında
İngiltere’deki Piltdown yakınlarında ele geçirilen
bir kafatasının bir maymun adama ait olduğunu
öne sürülmüştür. Kafatasında insan, çenesinde
organgutan özellikleri gösteren bu fosil ünlü
British Museum’da 40 yıl boyunca evrim kanıtı
olarak sergilenmiştir. Ancak bu fosilin sahte
olduğu 1953 yılında ortaya çıkmıştır. Fosil
evrimciler tarafından insan kafatası ve orangutan
çenesinin birbirine tutturulması ve kimyasal
maddelerle eskitilmesi suretiyle suni olarak
oluşturulmuştu. Embriyo çizimlerindeki sahtekarlıklar,
imha edilen veya saklanan fosiller ve pek çok
evrimci sahtekarlığı sempozyumda özel olarak
ele alınacaktır.
(14)
Maymun - İnsan benzerliği çarpıtması...
İnsan ile maymunun % 99 oranında
benzeştiği iddiası açık bir çarpıtmadır. Bu
iddianın kaynağı, insanda ve şempanzede bulunan
30-40 civarındaki temel proteindeki amino asit
dizilimlerinin benzerliğidir. Oysa maymunlarda
yapılan ilk kapsamlı genetik karşılaştırma,
daha önceden gerçekleştirilen ve kısmi genom
analizine dayalı olan çalışmalarda elde edilen
genetik farklılık oranını üçe katlamış durumdadır.
İnsan da şempanze de aynı havayı soluduğuna,
benzer organ ve diyetlere sahip olduklarına
göre benzer genetik dizilimlere sahip olmaları
son derece doğaldır. Daha da önemlisi, genetik
karşılaştırmalar insan ve şempaze genlerinde
yaklaşık 40 milyon harfte farklılık olduğunu
ortaya çıkarmıştır. Bu sayı 10.000 sayfalık
bir metne denk gelir ve evrimci iddiaların geçersizliğini
ortaya koymaktadır.
(15)
Son açıklanan fosillerin geçersizliği ve basında
evrim propagandası...
Evrimcilerin klasik yöntemi “hayali
veya sahte deliller üretmek”tir. Geçmişte yaşamış
ve soyları tükenmiş olan bir maymun türü veya
bir balık veya bir kuş türü evrim delili olarak
kamuoyuna sunulur. “Atamız tarla faresi”, “Atamız
mikrop”, “Kayıp halka tamamlandı” benzeri haberler
tamamen uydurmadır. Son aylarda basında yer
alan ve evrime delil olduğu iddia edilen fosiller
yeni birer evrimci aldatmacasından ibarettir.
Bunlardan Tiktaalik roseae ve Gogonasus isimli
iki fosil denizlerden karaya geçiş için delil
olarak tanıtılmıştır. Ancak her iki fosil de
tam eksiksiz ve mükemmel canlılara aittir. Tiktaalik
roseae, bugün de pek çok örneği yaşamakta olan
mozaik canlılardan biridir. Gogonasus ise, halen
yaşamakta olan Coelacanth gibi yüzgeçlerinde
kemiklere sahip olan bir balıktır. Bunlar ara
fosil değil, nesli tükenmiş normal canlılardır
ve evrim iddiaları ile hiçbir ilgisi yoktur.
Aynı şekilde gündeme getirilen “Dört Ayaklı
Yunus” haberleri de uydurmadır. Bu yunusun,
kuyruk bölümüne yakın iki yüzgece sahip olması,
bu canlının bugüne kadar rastlanmamış bir yunus
çeşidi olduğunu göstermektedir ve evrimle bir
ilgisi yoktur. Son günlerde gündeme gelen ve
“Lucy’nin Kızı’ adı verilen yeni fosilin de
insan ile hiçbir ilgisi yoktur. Kolları, bütün
goril ve şempanzelerde olduğu gibi bacaklara
oranla uzundur. Daha önce yapılmış 5 ayrı bilimsel
çalışma, bu fosilin dahil edildiği A. Aferensis’in
insanlar gibi yürüdüğü iddiasını çürütmüştür.
SEMPOZYUMDA HARUN YAHYA
OKURLARIYLA BULUŞUYOR...
Sempozyuma vakfımızın Fahri
Başkanı Sayın Adnan Oktar da katılacak,
organizasyon kapsamında Harun Yahya müstear
ismiyle yazdığı kitapları okurları için
imzalayacaktır.
Sayın Adnan Oktar’ın bugüne
kadar 57 ayrı dile çevrilen, yaklaşık
250 kitabı bulunmaktadır. 31.500 resmin
yer aldığı toplam 46 bin sayfadan oluşan
bu kitaplar dünya çapında çok geniş bir
kitle tarafından takip edilmektedir.
Yazarın eserlerinden faydalanılarak bugüne
kadar 200 belgesel film yapılmıştır. Bu
belgesel filmler de, kitaplar gibi birçok
yabancı dile çevrilmiş olup 30 ülkedeki
200 ayrı TV kanalında gösterilmektedir.
Hazırlanan sohbet programları ve sesli
anlatımlar 30 ayrı ülkede pek çok radyo
kanalında yayınlanmaktadır. 40 ayrı dilde
200’den fazla internet sitesi bulunmakta
olup bu siteleri her ay 178 ayrı ülkeden
4.5 milyonun üstünde kişi ziyaret etmektedir.
Sitelerden ayda yaklaşık 1 miyon eser
(kitap, belgesel ses kasedi) ziyaretçiler
tarafından herhangi bir ücret ödemeden
bilgisayarlarına indirilmektedir.
Harun Yahya’nın eserleri
kaynak alınarak hazırlanan dergiler bugüne
kadar 6 milyonluk tiraja ulaşmıştır.
Dünyanın en tanınmış üniversiteleri de
dahil olmak üzere Avustralya’dan Kanada’ya,
İngiltere’den Malezya’ya kadar yurt dışında
ve Türkiye’de 2000’in üzerinde konferans
düzenlenmiş ve bu konferanslara 1 milyonun
üzerinde katılım olmuştur. Harun Yahya’nın
5.000’den fazla makalesi bugüne kadar
dünyanın pek çok farklı ülkesinde dergi,
gazete veya internet sitelerinde yayınlanmıştır.
Yazarın tüm kitapları
www.harunyahya.org,
www.harunyahya.net
ve www.harunyahya.com
internet adreslerinden ücretsiz olarak
okunabilmekte veya Global Yayıncılık'ın
0212 444 444 1 no’lu telefonundan sipariş
edilebilmektedir.
|