| HZ. İSA'NIN HAYATI
Tarihi kaynaklara göre
Hz. Meryem, önceki bölümlerde üzerinde durduğumuz tüm
karışıklıkların yaşandığı, Roma İmparatorluğu'nun zulmünün
devam ettiği ve Yahudilerin Mesih'in gelişini sabırsızlıkla
bekledikleri bir zamanda dünyaya gelmiştir. Hz. Meryem,
Allah'ın alemler üzerine seçip üstün kılmış olduğu bir
soydan, İmran ailesinden gelmektedir (Al-i İmran Suresi,
33).
Giovanni Bellini'nin Frari
Kilisesi'nde sergilenen ve başyapıtlardan biri
olarak kabul edilen 1481 yılına ait Hz. Meryem'i
tasvir eden tablosu. |
Allah, İmran ailesini alemlere üstün kıldığı gibi,
bu aileye mensup olan Hz. Meryem'i de seçmiş, arındırmış
ve onu alemlerin kadınlarına üstün kılmıştır. Kuran'da
şöyle bildirilir:
Hani melekler: "Meryem şüphesiz Allah seni seçti, seni
arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı" demişti.
"Meryem Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve
rüku edenlerle birlikte rüku et. (Al-i İmran Suresi,
42-43)
İmran ailesi, Allah'a iman eden, her işlerinde O'nun
rızasını kazanmaya çalışan ve O'nun koyduğu sınırları
titizlikle koruyan, çevrelerinde de bu özellikleriyle
tanınan bir ailedir. İmran'ın hanımı, Hz. Meryem'e hamile
kaldığını öğrendiği zaman, hemen Allah'a yönelip dua
etmiş ve doğuracağı çocuğu Allah'a adamıştı. Doğan kız
çocuğuna koyduğu Meryem ismi de onun Allah'a olan gönülden
teslimiyetinin bir işaretidir. Meryem "abide" yani "Allah'a
sürekli ibadet eden kimse" anlamına gelen bir kelimedir.
Bu konu Kuran'da şöyle haber verilir:
Hani İmran'ın karısı: "Rabbim karnımda olanı 'her türlü
bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak' Sana adadım
benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sen'sin Sen"
demişti. Fakat onu doğurduğunda -Allah onun ne doğurduğunu
daha iyi bilirken- dedi ki: "Rabbim doğrusu bir kız
(çocuğu) doğurdum. Erkek ise kız gibi değildir. Ona
Meryem adını koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş
(kovulmuş) şeytandan Sana sığındırırım. (Al-i İmran
Suresi, 35-36)
Allah, Hz. Meryem'in annesinin onu "her türlü bağımlılıktan
özgürlüğe kavuşturulmuş olarak Allah'a adadığını" bildirmektedir.
Bu ifadenin Arapçasında geçen "muharreren" kelimesi,
"sadece ahiret işleriyle uğraşan, dünya ile ilgisi bulunmayan,
Allah'a sürekli ibadet eden, Allah'ın mabedinin hizmetinde
olan, ihlaslı bir şekilde ibadet eden, ibadetinde dünya
amacı bulunmayan kişi" anlamlarına gelmektedir. Gerçek
anlamda özgürlük, insanın yalnızca Allah'a kulluk edip
O'na teslim olması, varlıklara ya da birtakım değerlere
kulluk etmekten tamamen kurtulmasıyla elde edilebilir.
İşte İmran'ın hanımı da, Hz. Meryem'in yalnızca Allah'a
kulluk eden, insanların rızasından tümüyle uzaklaşmış
bir insan olmasını Allah'tan dilemiştir.
Galile Denizi'nden bir görüntü
|
Hz. Meryem dünyaya geldiğinde, İmran'ın hanımı hem
Hz. Meryem'i, hem de ondan türeyecek olan soyu şeytanın
şerrinden koruması için Allah'a dua etmiştir. Allah,
İmran'ın hanımının bu samimi yönelişini kabul etmiş
ve duasına karşılık olarak, doğurduğu çocuğa üstün bir
ahlak vermiştir. Kuran'da, Hz. Meryem'in, Allah'ın koruması
altında ne kadar özenle ve titizlikle yetiştirildiğine
"Bunun üzerine Rabbi onu güzel
bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi.
Zekeriya'yı ondan sorumlu kıldı..." (Al-i İmran Suresi,
37) ayetiyle özel olarak dikkat çekilmiştir.
Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda
taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan
başkasını söylemeyi Meryem oğlu Mesih İsa, ancak
Allah'ın elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini)
Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse
Allah'a ve elçisine inanınız; "üçtür" demeyiniz.
(Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah,
ancak bir tek İlah'tır. O, çocuk sahibi olmaktan
yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur.
Vekil olarak Allah yeter. (Nisa Suresi, 171) |
Hz. Zekeriya Allah'ın, salih bir kul olduğunu, hidayete
eriştirdiğini, alemlere üstün kıldığını ve dosdoğru
yola yöneltip ilettiğini bildirdiği peygamberlerdendir.
Allah Kuran'da bu kutlu insandan övgüyle bahsetmiş,
güzel ahlakına dikkat çekmiştir. (Enam Suresi, 85-87)
Hz. Meryem'in sorumluluğunu üstlenen Hz. Zekeriya, onun
hayatındaki mucizevi olaylara bizzat tanık olmuş, Allah'ın
Hz. Meryem'i özel olarak seçmiş olduğunu anlamıştır.
Örneğin, yalnız başına sürekli ibadet eden Hz. Meryem'in
yanına giden Hz. Zekeriya, onun yiyeceğini her zaman
yanında hazır olarak bulmuştur. Bu konu Kuran'da şu
şekilde haber verilmiştir:
... Zekeriya her ne zaman mihraba girdiyse yanında
bir yiyecek buldu: "Meryem bu sana nereden geldi?" deyince
"Bu, Allah Katındandır. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız
rızık verendir" dedi. (Al-i İmran Suresi, 37)
Hz. Meryem, yaşadığı toplumda, hem ailesinin hem de
kendisinin Allah'a olan bağlılığı ve samimiyetiyle tanınan
bir kişi olmuştur. Kuran'da açıkça belirtilen özelliği
ise iffetidir. Bu konu Tahrim Suresi'nde şu şekilde
geçmektedir:
İmran'ın kızı Meryem'i de (Allah örnek
verdi). Ki o kendi iffetini korumuştu. Böylece Biz ona
ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını
tasdik etti. O (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı.
(Tahrim Suresi, 12)
Hz. Meryem'in Cebrail ile görüşmesi
Allah, Hz. Meryem'in hayatının çeşitli dönemlerinde
pek çok mucizevi olay yaratmıştır. Bunlardan biri de
Cebrail ile görüşmesidir. Hz. Meryem hayatının belirli
bir döneminden sonra yaşadığı toplumdan ve ailesinden
uzaklaşarak, doğu tarafında bir yere çekilmiştir. Burada
Cebrail Hz. Meryem'e "düzgün bir insan" şeklinde görünmüştür.
Bu mucizevi olay Kuran'da şu şekilde haber verilir:
Kitap'ta Meryem'i de zikret. Hani o
ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti.
Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çekmişti.
Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik o da düzgün
bir beşer kılığında görünmüştü. Demişti ki: "Gerçekten
ben senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva
sahibiysen (bana yaklaşma)." (Meryem Suresi, 16-18)
Van de Velde'nin (1851-1852)
Nazareth asıra) isimli suluboya tablosu. Victoria
and Albert Müzesi, Londra.
Onların ardından yanlarındaki
Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı
gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan
önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için
yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik.
(Maide Suresi, 46) |
Hz. Meryem karşısındaki kişinin Cebrail olduğunu ilk
başta bilmemektedir. Bu nedenle de yabancı bir kişiyle
karşılaştığını düşündüğü için hemen Allah'a sığınmış
ve kendisinin Allah'tan korkan, iman eden bir mümin
olduğunu belirtmiştir. Bu sözleri Hz. Meryem'in Allah
korkusunu, iffetine olan düşkünlüğünü ve takva sahibi
bir kul olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bunun üzerine
Cebrail kendisini tanıtmış, Allah'ın görevlendirdiği
bir elçi olduğunu ve ona Allah'tan bir müjde ile geldiğini
bildirmiştir:
Demişti ki: "Ben, yalnızca Rabbinden
(gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan
etmek için (buradayım)." (Meryem Suresi, 19)
Hani melekler, dediler ki: "Meryem,
doğrusu Allah Kendi'nden bir kelimeyi sana müjdelemektedir.
Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette
'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır...
(Al-i İmran Suresi, 45)
Bu önemli müjdeyi alan Hz. Meryem, kendisine hiçbir
insan dokunmadığı halde nasıl bir çocuğu olabileceğini
anlamak için Cebrail'e şu soruyu sormuştur:
O: "Benim nasıl bir erkek çocuğum olabilir?
Bana hiçbir beşer dokunmamışken ve ben azgın utanmaz
(bir kadın) değilken" dedi. "İşte böyle" dedi. "Rabbin
dedi ki: -Bu Benim için kolaydır. Onu insanlara bir
ayet ve Bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır)."
Ve iş de olup bitmişti. Böylelikle ona gebe kaldı sonra
onunla ıssız bir yere çekildi. (Meryem Suresi, 20-22)
Rabbim bana bir beşer dokunmamışken
nasıl bir çocuğum olabilir?" dedi. (Fakat) "Allah neyi
dilerse yaratır. Bir işin olmasına karar verirse yalnızca
ona "Ol" der, o da hemen oluverir. (Al-i İmran Suresi,
47)
Cebrail ise onun bu sorusu karşısında Allah'ın gücünün
herşeye yeteceğini, bir işe sadece "Ol" demesiyle onun
hemen oluvereceğini söylemiştir. Böylece Hz. Meryem,
kendisine hiçbir insan eli değmeden, Allah'ın dilemesiyle
Hz. İsa'ya hamile kalmıştır. Onun hamileliği dünyadaki
tüm sebeplerden bağımsız olarak, mucizevi bir şekilde
gerçekleşmiştir. Rabbimiz'in bildirdiği gibi, Cebrail'in
müjdesinin ardından Hz. Meryem, ıssız bir bölgeye çekilmiştir.
Allah bu dönemde de Hz. Meryem'i her yönden desteklemiş,
bir insanın hamilelik dönemi boyunca psikolojik ve fiziksel
açıdan ihtiyacı olabilecek her türlü destek ve imkanı
onun için yaratmıştır. Onu ıssız bir bölgeye yerleştirerek,
bu durumu kavrayamayacak insanların maddi ve manevi
açıdan verebilecekleri her türlü rahatsızlığı da önlemiştir.
Hz. İsa'nın doğumu
Allah, Kuran'da Hz. İsa'nın doğumundan ölümüne kadar
her konuda, diğer insanlardan büyük farklılıklar gösterdiğine
dikkat çekmiştir. Herşeyden önce Hz. İsa, bilinen sebeplerin
dışında bir yaratılışla doğmuş ve babasız olarak dünyaya
gelmiştir. Allah, o doğmadan önce, birçok özelliğini
ve onu insanlar için bir Mesih olarak gönderdiğini melekleri
aracılığıyla annesi Hz. Meryem'e bildirmiştir. Hz. İsa'nın
bu seçkin özelliklerinden biri, "Allah'ın kelimesi"
olarak sıfatlandırılmış olmasıdır:
Hurma dalını kendine doğru
salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin.
Artık, ye, iç, gözün aydın olsun...
(Meryem Suresi, 25-26) |
... Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın
elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini) Meryem'e
yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur... (Nisa Suresi, 171)
Hani Melekler, dediler ki: "Meryem,
doğrusu Allah Kendi'nden bir kelimeyi sana müjdelemektedir.
Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette
'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır...
(Al-i İmran Suresi, 45)
Kuran'da "Allah'ın kelimesi" ifadesi yalnızca Hz. İsa
için kullanılmıştır. Allah, Hz. İsa henüz dünyaya gelmeden
onun ismini bildirmiştir. Allah Kendi'nden bir kelime
olarak Hz. İsa'ya "İsa Mesih" ismini vermiştir. Bu,
Hz. İsa'nın diğer insanlardan daha farklı bir yaratılışla
yaratıldığının ifadelerinden biridir.
Allah, hamileliği ve Hz. İsa'nın doğumu aşamasında
Hz. Meryem'i her açıdan en güzel şekilde desteklemiş,
ona yol göstermiştir. Allah kavminden uzakta, tek başına
gerçekleşen bu hayati olayda, hiçbir tecrübesi olmayan
ve bir yardımcısı da bulunmayan Hz. Meryem için ortamı
uygun kılmış ve doğum sorunsuz bir şekilde gerçekleşmiştir.
Hz. Meryem Allah'ın yardımıyla bu zor işi tek başına
gerçekleştirebilmiştir. Allah Hz. Meryem'e olan bu nimetini
Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Irzını koruyan (Meryem);
Biz ona Kendi Ruhumuz'dan üfledik, onu ve çocuğunu
insanlığa bir ayet kıldık.
(Enbiya Suresi, 91) |
Derken doğum sancısı onu bir hurma
dalına sürükledi. Dedi ki: "Keşke bundan önce ölseydim
de, hafızalardan silinip unutuluverseydim." Altından
(bir ses) ona seslendi: "Hüzne kapılma, Rabbin senin
alt (yan)ında bir ark kılmıştır. Hurma dalını kendine
doğru salla, üzerine henüz oluşmuş-taze hurma dökülüversin.
Artık, ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer herhangi bir
beşer görecek olursan, de ki: "Ben Rahman (olan Allah)
a oruç adadım, bugün hiç kimseyle konuşmayacağım. (Meryem
Suresi, 23-26)
Ayetlerde de görüldüğü gibi Allah vahyi ile Hz. Meryem'e
yardımını iletmiş, hüzne kapılmamasını, alt yanında
onun için bir su arkı kıldığını bildirmiştir. İhtiyaç
duyduğu her konuda yapması gereken herşeyi bildirerek
ona yardım etmiş ve doğumun en iyi şekilde gerçekleşmesini
sağlamıştır. Allah'ın Hz. Meryem üzerindeki rahmeti
ve koruması doğum olayında tüm açıklığıyla görülmektedir.
(Detaylı bilgi için Bkz. Örnek
Müslüman Kadın: Hazreti Meryem, Harun Yahya, Mart
2003, Araştırma Yayıncılık)
Hz. Meryem, daha önce çekilmiş olduğu ıssız bölgeden
Hz. İsa ile birlikte kavminin yanına geldiğinde, onlar,
sadece zan ve tahmin üzerine Hz. Meryem'e karşı birtakım
çirkin iftiralarda bulunmuşlardır. Oysa iftiralarda
bulunan bu kavmin bireyleri, Hz. Meryem'i tanıyor, hem
onun, hem de İmran ailesinin ne kadar Allah'a bağlı,
dindar ve iffetlerine düşkün insanlar olduklarını çok
iyi biliyorlardı. Gerçekte Hz. İsa'nın dünyaya geliş
şekli, Allah'ın Hz. Meryem'in kavmine gösterdiği büyük
bir mucize, Allah'ın varlığına ilişkin önemli bir delildir.
Ancak Hz. Meryem'in etrafındakiler bu durumu anlayamamış,
onun hakkında gerçek dışı bazı ithamlarda bulunarak
ona çirkin bir iftira atmaya çalışmışlardır:
Peter Paul Rubens'in 1624
yılına ait yağlıboya tablosu. Tabloda Hz. İsa'nın
doğumunun ardından Hz. Meryem'e saygı gösterilerinde
bulunulması tasvir ediliyor. Koninjlijk Kraliyet
Müzesi, Antwerp, Belçika. |
Böylece onu taşıyarak kavmine geldi.
Dediler ki: "Ey Meryem sen gerçekten şaşırtıcı bir şey
yaptın. Ey Harun'un kız kardeşi senin baban kötü bir kişi
değildi ve annen de azgın utanmaz (bir kadın) değildi.
(Meryem Suresi, 27-28)
Hz. Meryem ise gerçekte bu çirkin suçlama ve iftiralar
ile deneniyordu. Allah'a son derece bağlı ve iffetine
düşkün bir insana bu yönde bir iftira atılması, Allah'ın
onun için yarattığı bir imtihandır. Bu durum karşısında
Hz. Meryem hemen Allah'a sığınmış ve onların bu iftiralarına
karşı Allah'ın kendisine yardım edeceğini bilerek tevekkül
etmiştir. O yardımı ve desteği yalnızca Allah'tan beklemiş
ve her defasında da Allah'ın geniş fazlı ve rahmetiyle
karşılık görmüştür.
Allah zor durumda olan bu seçkin kuluna yine bir mucizeyle
yardım etmiş ve kavmi kendisi ile konuşmak istediğinde
susmasını ve suçlamalarda bulunanlara Hz. İsa'yı işaret
etmesini bildirmiştir. Allah'ın Hz.Meryem'e bildirdiği
bu emri Kuran'da şu şekilde bildirilir:
Eğer herhangi bir beşer görecek olursan, de ki: "Ben
Rahman (olan Allah)a oruç adadım, bugün hiç kimseyle
konuşmayacağım." (Meryem Suresi, 26)
Allah, Hz. Meryem'e Hz. İsa'nın doğumunu müjdelediği
zaman, onun henüz beşikteki bir bebekken konuşacağını
da haber vermişti. İşte o mucize, bu zor anında Hz.
Meryem'e Rabbimiz'den çok büyük bir destek olmuştur:
Beşikte de, yetişkinliğinde de insanlarla konuşacaktır.
Ve O salihlerdendir. (Al-i İmran Suresi, 46)
Lorenzo Lotto'nun Hz. Meryem
ve Azizleri tasvir eden tablosu. 1505-1506 yılına
ait bu yağlıboya eser, Treviso yakınlarındaki
Santa Cristina al Tivarone Kilisesi'nde sergilenmektedir.
|
Allah Hz. Meryem'in yapacağı açıklamayı mucizevi bir
şekilde Hz. İsa'ya yaptırmıştır. Böylece, hem Hz. Meryem'i
atılan iftiralardan temize çıkarmış, hem de bir mucize
ile Hz. İsa'nın elçiliğini İsrailoğullarına müjdelemiştir:
Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. Dediler ki:
"Henüz beşikte olan bir çocukla biz nasıl konuşabiliriz?"
(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah)
Bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam
(olayım) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe
bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti. Anneme itaati
de. Ve beni mutsuz bir zorba kılmadı. Selam üzerimedir;
doğduğum gün öleceğim gün ve diri olarak yeniden-kaldırılacağım
gün de." (Meryem Suresi, 29-33)
Hz. İsa Allah'ın kulu olduğunu, kendisine kitap verildiğini
ve yetişkin olunca insanlara tebliğ yapmakla görevli
bir peygamber olduğunu, Allah için namaz kılıp zekat
vermesi gerektiğini, annesi Hz. Meryem'e saygılı olup
sözünü dinlemesi gerektiğini, öleceğini ve kıyamet günü
diriltileceğini de bilmektedir.
Bu durum İsrailoğullarına olağanüstü bir gerçekle karşı
karşıya olduklarını; bekledikleri Mesih'in dünyaya geldiğini
kanıtlamıştır. Allah şu şekilde bildirmektedir:
Irzını koruyan (Meryem); Biz ona Kendi ruhumuzdan üfledik,
onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık. (Enbiya Suresi,
91)
Ayetlerde İsrailoğullarına bir haber daha verilmektedir:
kendilerine gösterilen tüm mucizevi olaylara rağmen,
Hz. Meryem'e iftirada bulunmayı sürdüren kimseler için
büyük bir azap. (Nisa Suresi, 156-157)
Hz. İsa'nın Hayatı
Alessandro Boticelli'nin
Hz. Meryem ve Hz. İsa'ya saygı gösterilmesini
tasvir eden tablosu 1470-1474 yılına aittir. Tablo,
Londra'daki National Gallery'de sergilenmektedir.
|
Hz. İsa, tarihi kaynaklara göre, bundan yaklaşık 2000
yıl önce yaşamış, Allah'ın dünyada ve ahirette seçkin
kıldığı bir elçisidir. Matta İncili'nde Hz. İsa'nın
I. Herod ve rejim değişikliği döneminde (MÖ 4), Luka
İncili'nde ise İmparator Augustus döneminde (MS 6),
Yahudiye'deki nüfus sayımı sırasında doğduğu bildirilir.
Bu bilgileri doğrulamak mümkün değildir. Ancak çeşitli
kaynakları inceleyen uzmanlar, Hz. İsa'nın MÖ 7-6 yılları
arasında doğduğunu tahmin etmektedirler.
Allah'ın üstün özelliklerle lütufta bulunduğu, sonsuz
cennet yurduyla müjdelediği bu değerli elçisinin getirmiş
olduğu hak din bugün ismen yeryüzünde bulunsa da, gerçekte
dejenerasyona uğramış ve aslından saptırılmıştır. Allah'ın
Hz. İsa'ya vahyettiği İncil de aynı şekilde ismen mevcuttur,
ancak aslı ortada yoktur. Hıristiyan kaynakları çeşitli
bozulmalara uğramış ve tahrif edilmiştir. Dolayısıyla
bugün Hz. İsa ile ilgili gerçek bilgileri bu kaynaklardan
temin etmemiz mümkün değildir. Hz. İsa hakkında doğruluğu
kesin bilgiye ulaşabileceğimiz yegane kaynak, Allah'ın
kıyamete kadar koruyacağını vaat ettiği Kuran'dır. Kuran'da,
Hz. İsa'nın doğumu, hayatı, bu süre içinde karşılaştığı
olaylardan örnekler, çevresindeki insanların durumu
ve daha birçok konudan bahsedilmiştir. Hz. İsa'nın Yahudilere
nasıl tebliğ yaptığı da birçok örnekle haber verilmiştir.
Al-i İmran Suresi'nde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
 |
"Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak
ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere
size Rabbiniz'den bir ayetle geldim. Artık Allah'tan
korkup bana itaat edin. Gerçekten Allah, benim de Rabbim,
sizin de Rabbiniz'dir. Öyleyse O'na ibadet edin. Dosdoğru
olan yol işte budur." (Al-i İmran Suresi, 50-51)
Hz. İsa'nın bu davetine çoğu Yahudi icabet etmemiş,
ancak az sayıdaki havari ona uymuştur. Kuran'da bu samimi
inananların varlığı şöyle bildirilmektedir:
Nitekim İsa, onlarda inkarı sezince, dedi ki: "Allah
için bana yardım edecekler kimdir?" Havariler: "Allah'ın
yardımcıları biziz; biz Allah'a inandık, bizim gerçekten
Müslümanlar olduğumuza şahit ol" dediler. "Rabbimiz,
biz indirdiğine inandık ve elçiye uyduk. Böylece bizi
şahitlerle beraber yaz." (Al-i İmran Suresi, 52-53)
Yeni Ahit'e göre Hz. İsa, yanında bu 12 öğrencisi olduğu
halde Filistin'in dört bir tarafını dolaşmıştır. İnsanları
Allah'a iman etmeye davet etmek için yaptığı bu yolculukları
sırasında Allah'ın dilemesiyle çeşitli mucizeler gerçekleştirmiştir.
Hasta ve sakat insanları, alaca hastalığına tutulanları
iyileştirmiş, doğuştan kör olanların gözlerini açmış
ve ölüleri diriltmiştir. Bu mucizeler Kuran ayetlerinde
şu şekilde haber verilmektedir:
..."Gerçek şu, ben size Rabbiniz'den
bir ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir
şey oluşturur, içine üfürürüm, o da hemencecik Allah'ın
izniyle kuş oluverir. Ve Allah'ın izniyle doğuştan kör
olanı, alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü
diriltirim. Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size
haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin
için kesin bir ayet vardır." (Al-i İmran Suresi, 49)
 |
Allah şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu
İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni
Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin
iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab'ı, hikmeti,
Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim. İznimle çamurdan kuş biçiminde
(bir şeyi) oluşturuyordun da (yine) iznimle ona üfürdüğünde
bir kuş oluveriyordu. Doğuştan kör olanı, alacalıyı
iznimle iyileştiriyordun, (yine) Benim iznimle ölüleri
(hayata) çıkarıyordun. İsrailoğullarına apaçık belgelerle
geldiğinde onlardan inkara sapanlar, "Şüphesiz bu apaçık
bir sihirdir" demişlerdi (de) İsrailoğullarını senden
geri püskürtmüştüm." (Maide Suresi, 110)
Hz. İsa büyük mucizeler göstermiş, insanlar onun gösterdiği
bu mucizelerden çok etkilenmişlerdir. Ancak Hz. İsa
daima, bu mucizelerin Allah'ın izniyle gerçekleştiğini
belirtmiş, İncil açıklamalarında ise iyileştirdiği insanlara
sık sık "imanın seni kurtardı" demiştir. Nitekim halk
da, Matta İncili'ne göre, Hz. İsa'nın mucizeleri karşısında
Allah'ı yüceltmişlerdir:
Giotto di Bondone'ye ait
"Lazarus'un Dirilişi" isimli fresk. 1320 yılına
ait bu eser İncil'de yer alan bir açıklamayı tasvir
etmektedir. İncil'de Hz. İsa'nın Lazarus isimli
bir kişiyi öldükten sonra dirilttiği yazmaktadır.
Tablo, Padua'daki Scrovegni Kilisesi'nde yer almaktadır.
|
İsa o bölgeden ayrılıp Galile gölünün kıyısından geçerek
dağa çıkıp oturdu. Yanına büyük bir kalabalık geldi.
Beraberlerinde kötürüm, kör, çolak, dilsiz ve daha birçok
hasta vardı. Hastaları O'nun ayaklarının dibine bıraktılar.
O da onları iyileştirdi. Halk, dilsizlerin konuştuğunu,
çolakların sağlam oluverdiğini, körlerin gördüğünü,
kötürümlerin yürüdüğünü görünce şaştı ve İsrail'in Tanrı'sını
yüceltti. (Matta, 15: 29-31)
Artan engellere rağmen, özellikle de, baskı ve zulüm
altında yaşayan halkın arasında, Hz. İsa'ya inananların
sayısı artmaya başlamıştır. Bu dönemde Hz. İsa ve havarileri
bütün çevre kasabaları ve şehirleri dolaşmışlardır.
Bu arada rahipler ve yazıcılar, yıllardır sürdürdükleri
geleneklerinin batıl yönlerini kendilerine anlatan,
kurdukları düzendeki sapmaları hatırlatan, kendilerini
sadece Allah'a iman edip, Allah için yaşamaya çağıran
Hz. İsa'ya karşı tuzaklar hazırlamaya başlamışlardır.
(Luka, 22: 1-2; Yuhanna, 11: 48).
Kuran'da Hz. İsa'nın Allah Katına alındığı ve bir benzerinin,
o zannedilerek öldürüldüğü haber verilmiştir. Hz. İsa,
bütün peygamberlerin yaptığı gibi, kavmini, Allah'a
iman etmeye, gönülden teslim olup Allah'ın hoşnutluğunu
kazanmak için yaşamaya, günahlardan ve kötülüklerden
sakınmaya, salih amellerde bulunmaya davet etmiştir.
Onlara dünya hayatının geçiciliğini ve ölümün yakınlığını
hatırlatmış, ahiret gününde her insanın tüm yaptıklarıyla
hesaba çekileceğini bildirmiştir. İnsanları yalnızca
Allah'a ibadet etmeye ve sadece Allah'tan korkup sakınmaya
çağırmıştır. İncil'de de bu konularla ilgili çok sayıda
öğüde ve mesel adı verilen eğitici hikayelere rastlamak
mümkündür. Hz. İsa, İncil'de yer alan ifadeyle, "imanı
kıt olanlar"a karşı öğütler vermekte, insanlara "Allah'ın
Egemenliği"nin yakın olduğunu müjdelemekte ve onları
Allah'tan bağışlanma dilemeye davet etmektedir. Bu hakimiyet,
Yahudilerin Mesih'in gelişiyle birlikte kurulacağını
umdukları ve İsrailoğullarının imanına ve kurtuluşuna
vesile olmasını bekledikleri hakimiyettir.
Hz. İsa, Hz. Musa Şeriatı'na; yani gerçek Tevrat'ın
hükümlerine bağlı kalmış ve Yahudileri de, bu hükümlerden
uzaklaştıkları ya da bu hükümleri samimiyetsiz bir biçimde,
gösteriş amacıyla uyguladıkları için uyarmıştır. Yeni
Ahit'e göre, kendisine karşı çıkan Yahudilere "Musa'ya
iman etmiş olsaydınız, bana da iman ederdiniz, çünkü
o benim hakkımda yazmıştır" (Yuhanna, 5: 46) demiştir.
Hz. İsa insanları Tevrat'a dönmeye davet etmiştir. Matta
İncili'nde Hz. İsa'nın "Kutsal Yasa"ya yani Hz. Musa'nın
Şeriatı'na uyulması için verdiği bir emir şöyle aktarılır:
... Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim...
(Matta, 5: 17)
Bu nedenle, bu buyrukların en küçüklerinden birini
kim çiğner ve başkalarına öyle yapmayı öğretirse, Göklerin
Egemenliği'nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları
kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin
Egemenliği'nde büyük sayılacak. (Matta, 5: 19)
Kuran'da da Hz. İsa için şu şekilde haber verilmektedir:
"Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve size haram kılınan
bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbiniz'den bir
ayetle geldim. Artık Allah'tan korkup bana itaat edin".
(Al-i İmran Suresi, 50)
Hz. İsa'nın mücadelesi
Daha önceki bölümlerde de gördüğümüz gibi, Hz. İsa'nın
geldiği dönemde, Yahudi toplumunun içinde dini farklı
şekillerde yorumlayan birçok mezhep bulunmaktaydı. Allah'ın
Hz. Musa'ya vahyettiği hak dinden uzaklaşılmış, batıl
gelenekler ve çarpık inançlar türetilmişti. Bunlara
ek olarak, putperest Helen kültürü de insanlar arasında
yaygınlaştırılmakta ve özendirilmekteydi. Bu kültürün
etkisi altındaki bazı Yahudi mezhepleri ise sahip oldukları
tevhid inancının yerine, bu sapkın anlayışın sembollerini,
heykellerini koymaya başlamışlardı.
Karmaşa içindeki topluma hidayet önderi olarak gönderilen
Hz. İsa aralarında bulunduğu süre boyunca çok çeşitli
topluluklarla mücadele etmiştir. Kuran ayetlerinden
Hz. İsa'nın dinleri konusunda ihtilafa düşenlere yol
gösterdiği anlaşılmaktadır. İncil'de yer alan bazı tariflerden
de, Hz. İsa'nın öncelikle sahte din adamlarını, Allah'a
eş koşan müşrik grupları, dindar gözükerek halkı kandıranları
yaptıklarından vazgeçmeye, samimiyetle Allah'a iman
etmeye davet ettiği anlaşılmaktadır. İncil'de sık sık
adı geçen iki grup Ferisiler ve Saddukiler bu açıdan
önemlidir. Çeşitli konularda derin anlaşmazlıklar içinde
bulunan bu iki grubun bir kısım mensuplarının ortak
özellikleri ise, Allah'ın Hz. İsa aracılığıyla insanlara
gönderdiği vahiyden şiddetle rahatsız olmalarıdır. Çünkü,
Hz. İsa'nın tebliğ ettiği hak dine göre hem maddeci
bir dünya görüşüne sahip olan Saddukiler, hem de samimiyetini
kaybederek, şekle ve hurafeye yönelen Ferisiler yanlış
yoldaydı. Bu gruplar, içinde bulundukları durumu anladıklarında
hemen Hz. İsa'ya karşı cephe almışlardır. Allah Kuran'da
şu şekilde bildirmektedir:
İsa açık belgelerle gelince, dedi ki "Ben size bir
hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin
bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah'tan
sakının ve bana itaat edin. (Zuhruf Suresi, 63)
Giotto di Bondone'nin "Kudüs'e
Giriş" isimli tablosu 1302-1305 yıllarına aittir.
Tabloda Hz. İsa'nın Kudüs'e girişi ve halkın onu
şehrin kapısında saygı gösterileriyle karşılaması
tasvir edilmektedir. Tablo, Padua'daki Scrovegni
Kilisesi'nde yer almaktadır. |
Hem Ferisiler hem de Saddukiler kurulu düzenden menfaat
sağlıyorlardı. Bu sebeple de Hz. İsa'ya itaat etmiyorlardı.
Yahudi toplumu üzerinde büyük bir otoriteye sahiptiler.
Din adamı olarak herkesten büyük bir saygı görüyorlardı.
Oluşturdukları sahte din, onlara statü ve hatta para
kazandıran bir kurum haline gelmişti. Ülkeyi yönetmekte
olan Roma Valisi ile de sıkı bir işbirliğine girmişlerdi.
Özellikle de Saddukiler Roma ile İsrail halkı arasındaki
gerilimi azaltmakta, buna karşılık Roma'nın kendilerine
sağladığı ayrıcalıklardan yararlanmaktaydılar. Bu şartlar
gözönünde bulundurulduğunda, Hz. İsa'nın tebliğinin
neden bu din adamlarını rahatsız ettiğini anlamak çok
kolaydır. Çünkü Hz. İsa, tüm peygamberler gibi, bozuk
olan, her türlü ahlaksızlığı meşru gören "kurulu düzen"i
hedef almıştı. İnsanlardan yaptıkları tüm adaletsizlikleri,
haksızlıkları, ahlaksızlıkları ve putperest dinlerini
terk etmelerini sadece Allah için yaşamalarını istiyordu.
Hz. İsa insanlara Allah korkusunu, Allah'ı sevmeyi,
Allah'a teslim olmayı öğütlüyordu. Batıl kurallardan,
bağnaz uygulamalardan uzaklaşmalarını, sadece Allah'a
ibadet edip yaptıkları her işte Allah'a yönelmelerini
söylüyordu. Gösterdiği mucizeler onun, Allah'ın alemler
üzerine seçip beğendiği, ilim ve kuvvet olarak desteklediği,
çok kıymetli bir peygamber olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.
Onun iman derinliği, yüksek ahlakı, üstün kavrayışı
ve hikmetli açıklamaları insanlarda büyük bir hayranlık
uyandırıyordu.
Yeni Ahit'e göre, Hz. İsa, tebliğ yaparken bir yandan
da şiddetli zulüm gören halka kurtuluşun yaklaştığını,
yakında Allah'ın Egemenliği'nin kurulacağını söyleyerek
onların içindeki inancı canlandırmıştır. Bu arada Hz.
İsa'nın Hz. Davud'un soyundan geldiği haberi de halkta
yaygınlaşmış ve onun beklenen Mesih olduğu inancı dalga
dalga yayılmıştır. (Matta, 9: 28-35) İşte tüm bunlar
kurulu düzenden menfaat sağlayan bağnaz din adamlarını
ve Roma'nın getirdiği putperest kültürü kabul edenleri
rahatsız etmiştir.
Yeni Ahit'e göre, bu çevreler, Hz. İsa'nın tebliğini
etkisiz kılmak için her fırsatı değerlendirmiş, ama
her seferinde yenilgiye uğramışlardır. Hz. İsa'nın,
onların iddialarını tamamen çürüten cevaplar vermesi
ve hikmetli açıklamalarda bulunması din adamlarını oldukça
rahatsız etmiştir. Zaten onları tuzak kurmaya iten nedenlerden
biri de, Hz. İsa'nın kendileri hakkında anlattıkları
olmuştur. Hz. İsa, Luka İncili'ne göre, halkın önünde
onların sahtekarlıklarını şu şekilde açıklamıştır:
Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan hoşlanan, meydanlarda
selamlanmaya, havralarda en seçkin yerlere, şölenlerde
baş köşelere kurulmaya bayılan din bilginlerinden sakının.
Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için
uzun uzun dua eden bu kişilerin cezası daha da ağır
olacaktır. (Luka, 20: 46-47)
Bazı Yahudi rahipleri Tevrat hükümlerini değiştirmişler,
kendi menfaatlerine uygun yeni hükümler eklemişlerdi.
Hz. İsa Yahudi kavmine verdiği öğütlerle bu sahte hükümleri
ortadan kaldırıyordu. Hz. İsa'nın temizlemeye çalıştığı
şey, Hz. Musa'nın getirdiği yasaların üstünü örtmüş
olan batıl gelenekler, hurafeler, insanların oluşturdukları
yasaklardı. Markos İncili'ne göre, Ferisilerle konuşurken
onları özellikle bu açıdan uyarmıştır:
İsa onlara (Ferisilere ve din adamlarına) şöyle
cevap verdi:... Siz Tanrı buyruğunu bir yana bırakmış,
insan geleneğine uyuyorsunuz... Böylece kuşaktan kuşağa
aktardığınız geleneklerle Tanrı'nın sözünü geçersiz
kılıyorsunuz. Buna benzer daha birçok şey yapıyorsunuz."
(Markos, 7: 6-13)
Ferisiler, kazançlarının onda birini Allah'a adamaları
gerektiğine inanır ve bu kurala da uyarlardı. Ancak
bunu bir ibadetten çok bir gelenek şekline getirmişlerdi.
Hz. İsa, Luka İncili'ne göre, onları şöyle uyarmıştır:
"Ama vay halinize, ey Ferisiler! Siz nanenin, sedef
otunun ve her tür sebzenin ondalığını verirsiniz de,
adaleti ve Tanrı sevgisini ihmal edersiniz. Ondalık
vermeyi ihmal etmeden esas bunları yerine getirmeniz
gerekirdi. Vay halinize, ey Ferisiler! Havralarda en
seçkin yerlere kurulmaya, meydanlarda selamlanmaya bayılırsınız.
Vay halinize! İnsanların, farkında olmadan üzerlerinde
gezindiği belirsiz mezarlara benziyorsunuz." (Luka,
11: 42-44)
... "Sizin de vay halinize, ey Yasa uzmanları!"
dedi. "İnsanlara taşınması güç yükler yüklersiniz, kendiniz
ise bu yükleri kaldırmak için bir tek parmağınızı kıpırdatmazsınız.
(Luka, 11: 46)
Vay halinize!.. Vay halinize, ey Yasa uzmanları!
Bilgi kapısının anahtarını alıp götürdünüz. Kendiniz
bu kapıdan girmediniz, girmek isteyenlere de engel oldunuz."
(Luka, 11: 52)
Bu tür uyarılar ve yaptıkları ahlaksızlıkların birer
birer ortaya çıkarılması din adamlarının Hz. İsa'ya
olan düşmanlıklarını daha da artırmıştır. Nitekim Luka'ya
göre, Hz. İsa'nın üstteki sözlerinden sonra sözde din
bilginleriyle Ferisiler onu tuzağa düşürmek için fırsat
kollamaya başlamışlardır. (Luka, 11: 53-54)
Hz. İsa, Kuran'da belirtildiği gibi İsrailoğullarını
Allah'a gönülden iman etmeye ve Hz. Musa'nın getirdiği
şeriata geri dönmeye davet etmiştir. Hz. İsa'nın Yahudiler
hakkında Tevrat'ın İşaya kitabından alıntı yapılarak
söylediği aşağıdaki sözler de, Allah'ın Kuran'da inkar
edenler için bildirdiği "... Kalpleri
vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla
görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler..." (Araf
Suresi, 179) ayeti ile büyük bir benzerlik gösterir:
"Çok dinleyeceksiniz ama birşey anlamayacaksınız.
Çok göreceksiniz ama bir şey kavramayacaksınız. Çünkü
bu halkın yüreği yağ bağladı, kulakları duymaz oldu.
Gözlerini yumdular. Gözleriyle görmesinler, Kulaklarıyla
duymasınlar, Yürekleriyle anlamasınlar diye. Dönmesinler
de ben kendilerini iyileştirmeyeyim diye." (Matta, 13:
14-15)
İncil'de Akdeniz'den Batı
Avrupa'ya kadar birçok bölgenin ve şehrin adı
geçmektedir. Bu haritada İncil açıklamalarında
geçen bazı yerler gösterilmektedir. |
Peygamberler, Allah'ın kendilerine verdiği sorumluluğu
en güzel şekilde yerine getirmiş, insanları hidayet
yoluna davet etmek için ellerindeki imkanları ve tüm
güçlerini sonuna kadar kullanmışlardır. Hz. İsa da kendisine
kurulan tüm tuzaklar, atılan iftiralar ve düzenlenen
saldırılar karşısında çok üstün bir sabır göstermiş,
Allah'a tevekkül edip tebliğine devam etmiştir. O, yanında
az sayıda yardımcısı olmasına rağmen hep galip gelen
taraf olmuştur. Bu tebliğ sırasında dini aslına döndürmek,
hurafelerden ve batıl uygulamalardan temizlemek için
pek çok yönteme başvurmuştur. Rabbimiz'in kendisine
bahşettiği üstün kavrayış ve hikmet sayesinde İsrailoğullarına
karşı son derece etkileyici konuşmalar yapmış, hikmetli
örnekler vermiştir.
Sonuç olarak Hz. İsa insanları sadece Allah'a imana
davet etmiş, din ahlakının hakim olacağını müjdelemiş,
batıl inançlarla, hurafelerle ve putperestlerle mücadele
etmiş, dünyanın bir imtihan yeri olduğunu örneklerle
açıklamış, kavmin bozuk ahlak anlayışını düzeltmek için
büyük bir gayret göstermiş, üstün ahlakıyla da çevresindeki
insanlara en güzel örnek olmuştur. Ancak tüm bu faaliyetler,
düşmanlarının daha katı davranmalarına, onu öldürmek
için büyük bir tuzak kurmalarına yol açmıştır.
Hz. İsa'nın üstün ahlak özellikleri
Gerçekten Biz onları, katıksızca
(ahiretteki asıl) yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri
kıldık.
(Sad Suresi, 46)
Ve gerçekten onlar, Bizim Katımızda seçkinlerden
ve hayırlı olanlardandır.
(Sad Suresi, 47) |
Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde
Hz. İsa ile ilgili birçok önemli haber verilmiştir.
Hadislerde bu mübarek insanın şemaili hakkında da bazı
bilgiler bulunmaktadır. Buna göre, Hz. İsa orta boylu,
kırmızıya çalar beyaz tenli, düz saçlı, olağanüstü güzelliğe
sahip bir kimsedir. Saçını uzatmakta, omuzları arasına
salmaktadır. Sırtına yün elbise, ayağına ağaç kabuğundan
yapılmış bir sandal giymektedir. Hz. İsa dünyadan yüz
çevirir, ahireti özler, Allah'a ibadetle vakit geçirirdi.2
Her görenin hayran kalacağı güzellikteki bu mübarek
insan bazı hadislerde şu şekilde tarif edilmektedir:
"Ben bu gece kendimi rüyamda Kabe'de buldum. Ansızın
esmer bir kişi gördüm. Sanki o, esmer insanlardan görülenlerden
en güzeli, başının saçı iki omuzu arasında sarkıyordu.
Taranmış ve arınmıştı da başı su damlatıyordu. İki elini
iki kişinin iki omzuna koyarak Beyt-i tavaf ediyordu.
'Bu kimdir?' diye sordum. Onlar: -Bu Meryem'in oğlu
Mesih'tir, dediler."
"... O halde, onu görünce tanıyacaksınız.
O, orta boylu, beyaz ve pembe tenli bir kişi olup, sarı
bir kıyafet içinde olacaktır..."3
Allah'ın seçip göndermiş olduğu her peygamber gibi,
Hz. İsa'da da tüm üstün ahlak özellikleri en güzel şekilde
tecelli etmektedir. Onu diğer insanlardan ayıran en
belirgin özelliklerinden biri, insanların görür görmez
etkilenecekleri yüksek ahlakı ve şahsiyetidir. Hz.İsa,
Allah'a olan güveni, tevekkülü ve imanı ile son derece
kararlı, cesaretli, toplumun etkisi altında kalmayan,
aksine herkesi etkileyen, güçlü bir insandır. Nitekim
tüm peygamberlerin sahip oldukları bu üstünlük ayetlerde
şu şekilde bildirilmiştir:
Bu, İbrahim'e, kavmine karşı verdiğimiz delilimizdir.
Biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz... (Enam Suresi,
83)
Ve ona
İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik;
bundan önce de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı,
Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık.
Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz. Zekeriya'yı,
Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete eriştirdik.)
Onların hepsi salihlerdendir. İsmail'i, Elyasa'yı, Yunus'u
ve Lut'u da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini alemlere
üstün kıldık. Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden,
kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru
yola yöneltip-ilettik. Bu, Allah'ın hidayetidir; kullarından
dilediğini bununla hidayete erdirir... (Enam Suresi,
84-88)
Diğer peygamberler gibi Hz. İsa da, adaletten ayrılmayan,
tevazulu, şefkatli, samimi, dürüst, fedakar bir insan
olarak, Allah'ın seçkin kıldığı peygamberlerdendir.
Bir ayette Allah Hz. İsa için şöyle buyurmaktadır:
İşte bu elçiler; bir kısmını bir kısmına üstün kıldık.
Onlardan, Allah'ın kendileriyle konuştuğu ve derecelerle
yükselttiği vardır. Meryem oğlu İsa'ya apaçık belgeler
verdik ve O'nu Ruhu'l-Kudüs'le destekledik... (Bakara
Suresi, 253)
Hz. İsa'nın hayatına bakıldığında bu üstün ahlak özelliklerini
görmek mümkündür. Hz. İsa en başta gerçek dini insanlara
anlatan bir hidayet önderidir. O hem Allah'ın tüm emir
ve tavsiyelerine en fazla riayet eden, hem de en doğrusunu
anlatarak halkı hurafelerden arındıran bir yol göstericidir.
Kuran'da Hz. İsa'nın, Allah'ın bildirdiği ibadetleri
ve diğer ahlaki özellikleri hassasiyetle uyguladığı
şu şekilde belirtilmektedir:
(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah)
Bana Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam
(olayım) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe
bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti. Anneme itaati
de."... (Meryem Suresi, 30-32)
Hz. İsa yeryüzünde bulunduğu süre boyunca, doğruyu
yanlıştan ayırma, hikmetli ve etkili söz söyleme gibi
özellikleri en güzel örneklerle ortaya koymuştur. Düşmanlarının
onu küçük düşürmek için art niyetle sordukları sorulara
en hikmetli ve en akılcı cevaplar vermiş, tek bir örnekle
düşmanlarının bütün girişimlerini ortadan kaldırmıştır.
O, kavminin tavrı karşısında her zaman tevekküllü olmuş,
Allah'a olan güçlü imanı ve ihlası ona güç vermiş, Allah'ın
varlığını en etkili yollarla anlatmıştır.
Hz. İsa diğer peygamberler gibi tebliğinde açık, yalın
ve halkın anlayacağı bir dil kullanmıştır. Verdiği hikmetli
örnekler insanların vicdanlarını hemen harekete geçirmiş,
onları derin düşünmeye, Allah'ın razı olacağı gibi davranmaya
teşvik etmiştir. Hz. İsa'nın tebliğinden, onun Allah'a
olan sevgisi, coşkulu imanı ve Allah'ın emirlerini uygulamadaki
titizliği açık bir şekilde anlaşılmaktadır. İzlediği
tebliğ yöntemi, onun Allah'ın seçip beğendiği ve insanlara
üstün kıldığı, kutlu bir insan olduğunu bizlere en güzel
şekilde göstermektedir.
Hz. İsa'nın Tebliği
Giotto di Bondone'nin Scrovegni
Kilisesi'nde yer alan "Tapınakta Eğitim" (1302-1305)
isimli freski. Bu ünlü eserde Hz. İsa'nın çevresini
saran alimlerin, kendisine nasıl saygı duydukları
tasvir edilmiştir. |
Doğumundan Allah'ın Katına alınışına kadar bütün hayatı
mucizelerle dolu olan Hz. İsa'nın yaşadığı ve Allah'ın
izniyle gerçekleştirdiği mucizeler, Kuran'da şu şekilde
haber verilmektedir:
Allah şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu
İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla. Ben seni
Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin
iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab'ı, hikmeti,
Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim..." (Maide Suresi, 110)
İsrailoğullarına elçi kılacak. (O İsrailoğullarına
şöyle diyecek:) "Gerçek şu ben size Rabbiniz'den bir
ayetle geldim. Ben size çamurdan kuş biçiminde bir şey
oluşturur içine üfürürüm o da hemencecik Allah'ın izniyle
kuş oluverir. Ve Allah'ın izniyle doğuştan kör olanı,
alaca hastalığına tutulanı iyileştirir ve ölüyü diriltirim.
Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm.
Şüphesiz eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir
ayet vardır." (Al-i İmran Suresi, 49)
Hz. İsa'nın ayetlerde bildirilen mucizeleri; babasız
olarak doğması, beşikte iken konuşması, Allah'ın kutsal
kitaplarını, Tevrat'ı, İncil'i ve Kuran'ı bilmesi, çamurdan
kuş biçiminde bir şey yapıp, nefesiyle canlandırıp uçurması,
doğuştan kör olanı, alaca hastalığını iyileştirmesi,
ölüyü diriltmesi, insanların yediklerini ve saklayıp
biriktirdiklerini haber vermesi, kendisinden sonra gelecek
kutlu insanı, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'i "Ahmet"
ismiyle haber vermesi sayılabilir.
İsa, açık belgelerle gelince,
dedi ki: "Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında
ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak
için de. Öyleyse Allah'tan sakının ve bana itaat
edin."
(Zuhruf Suresi, 63) |
Hz. İsa'nın gösterdiği tüm bu mucizelere ve Allah'ın
vahyiyle yaptığı tebliğe rağmen kavmin büyük bir bölümü
inkarlarını sürdürmüştür. Kuran'da örnekleri verilmiş
diğer kavimler gibi, o dönemin inkarcıları da Hz. İsa'nın
yaptıklarının büyüden başka bir şey olmadığını söyleyerek,
onu büyücülükle itham etmişlerdir:
Hani Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları, gerçekten
ben, sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden
önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi "Ahmed"
olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti. Fakat
o, onlara apaçık belgelerle gelince: "Bu, açıkça bir
büyüdür" dediler. (Saff Suresi, 6)
Yine Kuran'da bildirildiği gibi Hz. İsa Yahudiliği
ortadan kaldırmak için değil, bu şeriatın aslında doğru
olduğunu vurgulamak ve içine eklenmiş olan hurafeleri
temizleyerek, dini aslına döndürmek için gönderilmiştir.
Ayrıca Allah onu, daha önce incelediğimiz çeşitli Yahudi
tarikatları arasındaki tartışmaları açıklığa kavuşturmakla
da görevlendirilmiştir. Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
(Hz. İsa:)"Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak
ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere
size Rabbiniz'den bir ayetle geldim. Artık Allah'tan
korkup bana itaat edin." (Al-i İmran Suresi, 50)
İsa, açık belgelerle gelince, dedi
ki: "Ben size bir hikmetle geldim ve hakkın da ihtilafa
düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de.
Öyleyse Allah'tan sakının ve bana itaat edin." (Zuhruf
Suresi, 63)
Hz. İsa Tevrat'taki imani konuları doğrulamış, fakat
Allah'ın insanlara bir yol gösterici ve öğüt olarak
gönderdiği yeni kitabını; İncil'i getirmiştir:
Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat'ı
doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik ve ona
içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan
ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil'i
verdik. İncil sahipleri Allah'ın onda indirdikleriyle
hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse,
işte onlar, fasık olanlardır. (Maide Suresi, 46-47)
(Veya) Onlar, Allah'ın tuzağından
güvende mi idiler? Allah'ın bir tuzak kurmasından,
hüsrana uğrayan bir topluluktan başkası (akılsızca)
güvende olmaz.
(Araf Suresi, 99) |
Hz. İsa'nın çağrısına cevap verenlerin sayısı başlangıçta
çok az olmuştur. Çünkü bu çağrı, hem geçimlerini yıllardır
hakim kıldıkları hurafe ve gelenekten sağlayan rahip
sınıfının, hem de Allah'ın hakimiyetini kabul etmeyen
yönetici sınıfın ayrıcalıklarını ortadan kaldırıyordu.
Onların uyguladıkları baskı ve tehdit, halkın korkmasına
ve Hz. İsa'dan uzaklaşmalarına yol açıyordu. Hz. İsa'nın
yaptığı tebliğ yaygınlaşmaya, onu takip edenlerin sayısı
artmaya başladığında, bu grupların hazırladıkları sinsi
tuzaklar ve Hz. İsa'yı engellemek için yaptıkları planlar
da artmıştır. Bu gibi tuzaklarla tarih boyunca tüm peygamberler
karşılaşmışlardır. Kuran'da müşriklerin elçilere karşı
gösterdikleri bu insanlık dışı tutum şöyle belirtilmiştir:
... Demek, size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı
bir şeyle gelse büyüklük taslayarak bir kısmınız onu
yalanlayacak, bir kısmınız da onu öldüreceksiniz, öyle
mi? (Bakara Suresi, 87)
Toplum içinde Hz. İsa'yı dinleyip inananlar ile inkar
edenler ayrılmaya başlamış, iki grup arasındaki fark
belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bir tarafta gerçek
dini anlatan ve insanları tek bir Allah'a iman etmeye
çağıran Allah'ın elçisi, diğer yanda ise hangi mucizeyi,
hangi delili görürse görsün, inanmamaya karar vermiş
bir grup vardır. Hz. İsa'nın karşısındaki düşmanlar
kendilerini açıkça belli etmişlerdir. Onu dinleyen,
yanında olan kişilerden de sonradan onu inkar edenler
çıkmış olması muhtemeldir. Nitekim Allah
"Sonra, içlerinden birtakım fırkalar ihtilafa düştü..."
(Zuhruf Suresi, 65) ayetiyle bu durumu bizlere
haber vermektedir. Bu nedenle de Hz. İsa kavmin içinde
iman eden, gerçekten güvenebileceği kişileri belirlemiştir.
Bu durum Kuran'da şu şekilde belirtilmiştir:
Nitekim İsa, onlarda inkârı sezince, dedi ki: "Allah
için bana yardım edecekler kimdir?" Havariler: "Allah'ın
yardımcıları biziz; biz Allah'a inandık, bizim gerçekten
Müslümanlar olduğumuza şahit ol" dediler. (Al-i İmran
Suresi, 52)
Kuran'da Hz. İsa'yı öldürmek amacıyla inkar edenlerin
bir tuzak kurdukları haber verilir. Rivayetlere göre
Hz. İsa'nın yanındakilerden birisinin ihanet etmesini
sağlayan bir kısım bağnaz din adamları, Allah'ın elçisini
tutuklayıp Romalılara teslim etmek istemişlerdir. Yine
rivayetlere göre ölüm cezasını uygulama hakkı olmayan
rahipler, Roma yönetimini kışkırtmak için bir tuzak
hazırlamış ve Hz. İsa'yı Romalı yöneticilere karşı olan
bir kişi olarak tanıtmışlardır. Çünkü Romalıların bu
konuda çok hassas ve acımasız olduklarını bilmektedirler.
Bu tuzağın sonu ise Kuran'da şöyle bildirilmiştir.
Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna
karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların
en hayırlısıdır. (Al-i İmran Suresi, 54)
Onlar bir düzen kurdular.
Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah,
düzen kurucuların en hayırlısıdır. (Al-i İmran
Suresi, 54) |
Ayetlerde de bildirildiği gibi, Hz. İsa'yı öldürmek
için harekete geçilmiş, tuzak kurulmuştur. Ancak onlar
Hz. İsa'yı öldürmeyi başaramamışlar, onun bir benzerini,
Hz. İsa zannederek öldürmüşlerdir. Allah, Hz. İsa'yı
Kendi Katına yükselterek, hazırlanan tuzağı boşa çıkarmıştır:
Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı
gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle
bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar.
Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun
hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler.
Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir
bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. Hayır;
Allah onu Kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür,
hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa Suresi, 157-158)
Romalıların Hz. İsa'yı çarmıha gererek öldürdükleri
iddiası dünya genelinde oldukça yaygındır. Bu iddiaya
göre, Hz. İsa'yı tutuklayan Romalılar ve Yahudi din
adamları onu çarmıha gererek öldürmüşlerdir. Nitekim,
Hıristiyan aleminin çok büyük bir bölümü de olayı bu
şekilde kabul etmekte, fakat Hz. İsa'nın öldükten sonra
dirilerek göğe yükseldiğine inanmaktadır. Ancak Kuran
ayetlerini incelediğimizde olayın aslının böyle olmadığını
görürüz:
Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı
gerçekten öldürdük" (katelna) demeleri nedeniyle de
(onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler
(ma katelehu) ve onu asmadılar (ma şalebuhu). Ama onlara
(onun) benzeri gösterildi (şubbihe). Gerçekten onun
hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler.
Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir
bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler (ma
katelehu). (Nisa Suresi, 157)
Aynı ayetin devamında Hz. İsa'nın ölümü için şu şekilde
bildirilmektedir:
Hayır; Allah onu Kendine yükseltti (refea). Allah
üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Nisa
Suresi, 158)
Ayette bildirilen gerçek açıktır. Yahudilerin kışkırtmalarıyla
Hz. İsa'yı öldürmeye kalkışan Romalılar, bunda başarılı
olamamışlardır. Ayette geçen "...Ama onlara (onun) benzeri
gösterildi..." ifadesi bu durumu açıkça haber vermektedir.
Allah insanlara Hz. İsa'nın bir benzerini göstermiş
ve onu Kendi Katına yükseltmiştir. Ayrıca Rabbimiz,
bu iddiada bulunanların gerçeğe dair bir bilgileri olmadığını
da bildirmektedir.
Hz. İsa'nın çarmıha gerilmiş olması konusunda ilk çağlarda
çeşitli ayrı düşünceler ortaya çıkmıştır. Sonraki yüzyıllarda,
Konsül kararlarıyla, Hıristiyanlığın iman kaideleri
belirlenene kadar bu fikir ayrılıkları devam etmiş ve
Hz. İsa'nın çarmıha gerilmediğini iddia eden akımlar sapkın ilan edilmişlerdir. |