DAMLA HANIM: Çok kıymetli Hocamız bizlere katıldı, inşaAllah. Devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: “Hanımdan tebliğci olmaz” diyorlar. Yani ne demek; dünyanın yarısının tebliğ yapması yasak. Şimdi bu olmadı. Yarım insan, onların kafasına göre. Zaten tebliğ de yapamaz. Halbuki Müslüman kadın olağanüstü güzel tebliğ yapar.
Şimdi kadına kimin tebliğ yapacağı da belli değil o zaman. Kadın kimseye tebliğ yapamıyor, kadına da kimse tebliğ yapamıyor. “Ne yapıyorlarsa yapsınlar” anlamı çıkıyor. Gereksiz açmazlar oluşturup, Müslümanları acze düşürdüler dünya çapında. İnsanlar acı acı bunun farkında ama bir aklı başında insan da çıkıp;bu şöyledir, bu böyledir falan nadir diyor. Sadece sisteme ses çıkartmadan bakıyorlar. Gidiyor sistem kendiliğinden. Öyle olmaz. Aklı başında, imanlı olduktan sonra, iradesi, aklı yerinde olduktan sonra, Müslüman kadın gayet güzel tebliğ yapar. Ama tabii kişiliği zayıfsa, kendinden bir haberse, erkek de yapamaz, kadın da yapamaz zaten. Tebliğ yaparken insan, karşısındaki insanı önce kabul etmesi gerekir. Ayette var; “Bana itaat edin size doğru yolu göstereyim” diyor. Mesela bir genç kıza, garip görünümlü bir adam çıkar da tebliğ yapmaya kalkarsa, yani tedirgin olduğu, rahatsız olduğu birisiyse, genç kız onu dinlemez. Kimi dinler genç kız? Kendisi gibi muhatap olabileceği bir kişiyi. Mesela kendine benzeyen bir genç kızı dinlemekten daha çok hoşnut olur. Kendisi gibi modern, sevecen, müzikten hoşlanan, danstan hoşlanan, dünyayı tanıyan, hoş giyimli, görünümü güzel, onunla arkadaş olmak ister. Ama öbür türlü ona uyum sağlaması çok zor olur. Yanına gitmesi bile çok zor olur, değil ki dinlemek onu. Bu açmazdan dolayı da aydın kesime Müslümanlığı aktarmak,uzun süreden beri adeta imkânsıza yakın oldu. Biz bunu deldik. Başka kardeşlerimiz de var bu yönde hareket eden, onlar da başarılı. Ama bunun devam etmesi için, bu gerçekleri de anlatmamız gerekiyor.
Mesela kaliteli bir kız, hanım bir kız, garip bir mahlûkla görüşmek istemez. Kendisiyle muhatap olması için; kaliteli olmasını, hoş olmasını, kültürlü ve görgülü olmasını ister. Sizde de bu özellikler var. Onun için izlenme oranı çok yüksek.
Şimdi Müslümanların sayısı İttihad-ı İslam için yeterli. En az on kere yeterli. Fakat Müslümanları kontrol altında tutan tiplerin bir kısmı çok samimiyetsizler. Adam diyor ki; “Kardeşim Hz. Mehdi (a.s) geldi.” Herhangi bir şey mi söylüyorsun? Çok büyük bir olay söylemiş oluyorsun. Hz. Mehdi (a.s) geldi ne demek? Hz. Mehdi (a.s) geldi deyince, o talebeleri sormuyor mu; Hocam bu çok büyük olay. 5000 yıldan beri bekleniyor. Ne büyük şeref, ne büyük bir nimet değil mi? Nerde bu insan?” demiyor musun? Bir de bölge de daraltılmış. İstanbul’da diyor Şeyh Nazım Hocamız. “İstanbul’da çıkacak” diyor. “Sizden çıkacak” diyor değil mi? Çok net konuşuyor. Şimdi böyle bir şeyde insanı uyku tutmaz. Hemen ben hadis kitaplarına bakarım, böyle bir şey olduğunda. Bu kişinin dış görünümü nasıl? Alametleri nasıl? Şakır şakır okurum. Çıkış alametleri neler? Şakır şakır okurum. Ve şeyhim mi var, hoca mı var, kim varsa ona da sorarım.
Şimdi deseler ki; “İsa Mesih İstanbul’da, geldi” desek. Bak, dünyada dediğimiz için. Bir de ben diyorum, belirli kişiler söylüyor. Ama bunu, Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini, asrın kutbu söylüyor; Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri söylüyor. Diyor ki: “Hz. Mehdi (a.s) geldi.” Yerini de söylüyor. Kardeşim, böyle bir şeyde insan yeri göğü yıkar. Toprağı tırmalarsın. “Kar, buz üstünde dahi olsa, sürünerek de olsa gidin” diyor değil mi? Bakıyoruz “Şeyhim, hangi bardaktan su içmek daha uygun?” soruya bak. Hz. Mehdi (a.s) geldi deniyor, Hz. Mehdi (a.s). Şimdi bardağı kalmış mı bu işin? Sen sorduğun soruya bak, konuya bak. Demek ki sen de çok ferahsın. Demek ki o heyecanı almamışsın. İman heyecanı yok. Hz. Mehdi (a.s) sevgisi yok kalbinde. Resulullah (s.a.v.) sevgisi oturmamış. Yani geldi deniyorsa, ben şahsen uyuyamam. Yerimde duramam, ararım. Adam çıkıyor, ne diyor? Şu olamaz, tamam. Bu olamaz, tamam. Tamam, bir şey dediğimiz yok. Şu da olamaz, o da tamam. Peki nerde? Söyle. “Arayalım” de, bu da yeterli. Ben “Git yerini bul” demiyorum ki sana. “Hep beraber arayalım” de. Al hadis kitaplarını eline de ki:“Evladım, çocuğum” artık ne diyorsan“Bak bu alametleri var. Kuyruklu yıldız çıkacakmış. İki tane, biri iki uçluymuş. Kâbe’de kan akıtılacakmış. Kâbe yolu kapanacakmış. Fırat’ın suyu kesilecekmiş. Irak’a yabancı ülkeler, Rum saldıracakmış. Bunlar olacakmış. Bunlar da oldu” diyeceksin. Olmadı diyorsan, niye olmadığını söylemen lazım. Dış alametlerini say. Şemaili şerefesini Hz. Mehdi (a.s)’ın, anlat. “Gidin evladım arayın. İstanbul’da arayın” de değil mi? Bak, “Faaliyet halinde şu anda” diyor. Faaliyet halindeyse bak bir alamet daha verdin sen. Nedir faaliyet? Faaliyet alamet meydana getirir. Netice meydana getirir değil mi? Araba gidiyor diyorsan, arabanın sesi olur. Yolda iz bırakır giderken. Birçok alameti olur. “Hz. Mehdi (a.s)’da faaliyette” dediğine göre, alametleri vardır o zaman. Bir delil daha. De ki: “Kardeşim bu 5000 yıldan beri bekleniyor.” Aslında ta Hz. Adem (a.s) devrinden beri bekleniyor. Herkes biliyor. Bütün peygamberlerin birbirini müjdelediği bir gerçek. Peygamberlerin suhufunda var Hz. Mehdi (a.s). Tevrat’ta var. “Daha dünya yaratılmadan, Hz. Mehdi (a.s) yaratıldı” diyor Tevrat’ta. “Hz. Mehdi (a.s)’ın ruhu yaratıldı” diyor Tevrat’ta. “Allah önce onu yarattı” diyor. Tabii Tevrat’ın hükmü, Tevrat’taki şey. Kâinat, Peygamberimiz (s.a.v.)’in nurundan yaratılmıştır. Fakat bir safha olarak, bu şekilde belirtiyor. 3000 yıldan beri de Museviler bekliyor. Museviler için de vakit bitti. 2012 son. 2012’dir. Buraya gelen Tevrat uzmanları, Kabala uzmanları geldi dünya çapında, onlar da; “vakit tamam” dediler. Tevrat’a göre, Zohar’a göre, Kabala’ya göre 2012 tamam dediler. Vakit net. Zaten Musevi tarihine göre de öyle. Başka vakit yok. Kıyamet kopacak artık. Böyle bir şeyde yeri, göğü yıkmak gerekir.
Madem faaliyette diyorsun. Bu kişi faaliyete başlamış, Hz. Mehdi (a.s) başlamış. O zaman sen alelade birisi olmana rağmen kitabın var. Hz. Mehdi (a.s)’ın nasıl kitabı olmaz? Kitapları olması lazım ortada, eserleri olması lazım. Faaliyete başladıysa eserleri olması gerekiyor. Sürekli “şu olamaz, bu olamaz.” Kardeşim zaten şu olamaz bu olamaz, kabul ediyoruz, saygı duyuyoruz. Ona bir şey demeyiz.Ama faaliyete başladıysa; ya konferans vermiştir, ya sohbet ediyordur, ya televizyonlara çıkıyordur, ya kitap bastırıyordur, ya CD yapıyordur. Bunun dışında faaliyet nasıl olur? Yahut köy köy dolaşıyordur. Bir şey yapıyordur değil mi yani? Sen zaten “faaliyette” diyorsun. Faaliyetteyse ve çoktan gelmiş olması gerekiyor. Hicri 1400’de geldiğine göre ve“70 yıl kaldı” diyor şeyhimiz de. Neredeyse birinci safha bitmek üzere. Son 10 yılı kalmış, 30 yılı bitmiş. Demek ki yeri, göğü inletiyor bu kişi. Birisi bu, bir insan. Alametleri var, eli-yüzü, şekli-şemaili belli. Mesela diyor ki; “Adnan Hoca olabilir mi? Olamaz” diyor. Tamam, güzel, saygı duyuyoruz. Benim zaten öyle bir iddiam yok. Sorun yok. Ama “hep beraber arayalım” de. Ben de katılayım aramaya, senin talebelerin de katılsın, diğer hoca efendiler de katılsın, hep beraber arayalım değil mi? Bir yerde demek ki bu insan, bu mübarek. Veya de ki: “Kardeşim bu usulen böyle söylenir, ben de inanmıyorum, siz de inanmıyorsunuz” de, doğrusunu söyle. “Ama ben böyle oyalıyorum sizi” de. Bunu da kabul ederim ama dürüst davran. İkisinden birini söyle. Ya samimi inandığın için yeri, göğü birbirine kat, hep beraber arayalım.
Ben başından beri söylüyorum, benim öyle bir iddiam yok. Ben gariban, Allah’ın bir kuluyum yani. Öğrenciyim ben, hoca falan da değilim ayrıca. “Mürşit, Hoca” diyorlar ya. Nokta Dergisi’nde adamların bana verdiği bir unvan oldu. Benimle alakası olmadığı için kabul etmeyeceğim bir özellik. Hocalık ne alaka? Öğrenciyim ben. Mehdilik hiç iddia edilecek gibi değil. Ne mürşitlik var, ne şeyhlik var, ne hocalık var. Benim böyle bir iddiam yok. Ama arayalım diyorum. Ben geceli gündüzlü bu kitapları okuyorum, okutturuyorum. Ehl-i sünnet âlimleri sırf Hz. Mehdi (a.s) için bu risaleleri yazmışlar, yüzlerce sene önce, sahih hadis kitaplarından. Kardeşim incelediğimizde bütün alametlerin olduğunu görüyoruz, tamamının olduğunu görüyoruz. Birisi bir taraftan örtmeye çalışıyor, birisi bir taraftan örtmeye çalışıyor, ben de açmaya çalışıyorum. Örtmeyle kapanacak bir konu değil.
Diyorlar ki: “Hz. Mehdi (a.s) geldiyse, o zaten halleder. Sen niye anlatıyorsun?” Öyle bir şey yok ki. Peygamberimiz (s.a.v.) zaten biz bu hadisleri okuyup anlayalım, anlatalım diye anlatmış. Gizleyelim diye anlatmamış ki. “Hz. Mehdi (a.s) ile müjdelenin” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Okuyun, alametleri görün. Dış eşkâlini de size bildiriyorum” diyor. “Bu eşkâlde, bu alametlerde birini gördüğünüzde bilin ki o Hz. Mehdi (a.s)’dır” diyor. Şimdi Hz. Mehdi (a.s)’ın anlaşılması için yolun bu olduğunu söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.), başka bir şey dememiş. “Hz. Mehdi (a.s)’ı tanımak istiyorsanız: Bir; faaliyetlerinden, iki; eşkalinden, üç; dış alametlerden tanıyacaksınız” diyor. Tanımaya niyetiniz varsa. Tanımaya niyetiniz yoksa tanımazsınız tabii, ayrı mesele.
Bu konuda samimi olan birçok insan var. Mesela en başta sultanımız Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri. Samimiyet, samimiyet denizi o, çok samimi. İki; Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri. Çok samimi bir insan. Dün yeğeni bir de talebesi geldi bayağı sevimliler, maşaAllah. Bana güzel bir hediye getirmişler, böyle üstünde çok güzel işlemeler, çok muhteşem böyle, bayağı güzel, Allah’ın isimleri olan güzel bir hediye getirmişler. “Şeyhimizin emrindeyim, askeriyim” dedim. Biraz kısa sohbet ettik, sonra gittiler. Ama çok candan bir insan.
Mesela Bediüzzaman Said Nursi, çok candan bir insandır. O benim canım. Alenen, açıkça, net söylüyor. “Benden 100 yıl sonra gelecek” diyor. Hutbe-i Şamiye’de de açıkça söylüyor. 1971’den, 30 sene 40 sene, yarım asır sonra bitirecek diyor. 1971; yani Hicri 1401. Yani 1980-1981. Kaç defa söylüyor? Beş ayrı yerde, net tarih veriyor. “Hicri 1400’de” diyor. “Benden 100 sene sonra gelecek” diyor. Ebcedle, cifirle söylüyor yine “benden 100 sene sonra gelecek” diyor. “O geldiğinde ben ölmüş olacağım. Mezarda olacağım” diyor. “Ama kabrimden seyredeceğim, Allah’a şükredeceğim” diyor.
Aferin delikanlıya. Futbolcu çocuk varmış Henry. Nedir? Tanıyor musunuz siz bunu?
YASEMİN HANIM: Müslüman olmuştu Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, sonradan?
YASEMİN HANIM: Evet, inşaAllah. Şimdi bir futbol okulunda sanırım imamlık yapmış herhalde öğrencilerine, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
Ali Babacan çok nurlu bir muhterem insan değil mi? Nurlu, yüzü çok temiz. Biraz Adnan Menderes’in gençliğine benziyor. Nasıl bir şey yapacakmış “kendi birliğimiz” derken? İttihad-ı İslam’ı mı kastediyor? Bunu okuyan var mı? “Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve Kuzey Afrika.” Baksanıza tamam işte İttihad-ı İslam. Helal olsun. Çok nurlu, güzel, temiz bir insan.
İbrahim Karapınar; “Adnan Hocam, gönderdiğim video 2011 yazında, Hatay’ın İskenderun ilçesi, Sarıeski Beldesi, Amanos Dağları’nda bulunan yaylada çekmiş bulunuyorum. Bir kaplumbağa, diğer üç arkadaşı tarafından istenmiyordu, resmen dışlanıyordu, bilmem o kaplumbağa yabancı mıydı. Bunu cep telefonumla görüntüledim sizlere de göndermek istedim. İyi günler” diyor. Ben de gördüm. Bizim bahçede vardı kaplumbağalar. Ben onları ilk defa öyle delilik yaparken gördüm. Ben onları sakin sakin yaşar zannediyordum. Kızdı arkadaşına Volkswagen araba gibi açılıp açılıp vuruyor. O kaçıyor, o onun arkasından kovalıyor. Öyle gariban mariban değil onlar, bayağı uyanık. Yani çok çete onlar. Bahçede ben geldim kafasını uzatıyor. Ben başını seviyordum böyle, kafasını uzatıyordu sevdiriyordu kendini.
EBRU HANIM: İlk defa gördüm bir insana kendini sevdiren kaplumbağa, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.
Baturay Türk; “Adnan Hocam’a selam. Eserleri gerçekten çok güzel. Belgesel, kitap ve çok sayıda, çok güzel eserleri var. Fakat bazı yamuk adamlar, Hocamız’a yakışıksız sözler ediyorlar. Bunun nedeni nedir?” diyor. Hz. Musa (a.s) çıkarsa, Firavun tavır alır. Hz. İbrahim (a.s) çıkarsa, Nemrut tavır alır. Hz. Mehdi (a.s) çıkarsa, deccal tavır alır. Hz. Mehdi (a.s) talebesi çıkarsa da, deccalin avaneleri tavır alır. Bize karşı mücadele edenlerin tamamı, deccal avanesidir. Yani şeytanın ifasına uğramış. Adam benden uzak olabilir, fikirlerimi benimsemeyebilir ama kin dolu olanlar, nefret dolu olanlar, ağzını bozanlar genellikle böyle mafya mensupları, it kopuk takımı, çakal. Aşağılık insanlar böyle haysiyetsiz, basit insanlardır. Biz bunlara toptan; deccal avanesi diyoruz. Hadislerde bunlar;“deccal avanesi” olarak belirtilir. Biz de, Hz. Mehdi (a.s) talebesi olarak faaliyet yaptığımıza göre, deccalin talebeleri de bize karşı tavır alacaktır. Nasıl Hz. Mehdi (a.s)’a karşı deccal tavır alıyorsa, deccalin de talebeleri var, Hz. Mehdi (a.s)’ın da talebeleri var. Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerine karşı da, deccalin talebeleri tavır alır. Tavır almazsa, zaten sen Hz. Mehdi (a.s) talebesi olamazsın. Yamuksun demektir yani. İtin, kopuğun, çakalın saldırmasından Müslüman’ın değeri anlaşılır. Aşağılık adamların saldırmasından anlaşılır. O zaman onun kaliteli bir insan olduğunu anlarsın. Eğer saldırmıyorsa bir yamukluk, bir acayiplik vardır. O, onların güven mührüdür, üstünlük mührüdür, takva mührüdür.
Aytekin Şadan. Kardeşim, milletimize, işte genç kızlara bakımlı olmayın, şöyle olmayın, böyle olmayın gençlere de onu öğrettiler. Dolayısıyla dünyada da bu yaygınlaştı. Avrupa’da falan da var, bir tek burada değil. Türkiye’de yine, bizim milletimizin imkânları olmuyor falan. Ama Avrupa da öyle. Mesela bakıyoruz genç kızlara dışarıda salkım saçak geziyorlar. Üstüne bir tişört alıyor. Amerika’da da öyle göbekleri dışarıya fırlamış. Altında eşofman. Yampiri yampiri gidiyor. Ne estetik var, ne güzellik var. Kadınlar da öyle kendilerini bırakmışlar. Bir elinde gofret, bir elinde dondurma, sadece yemek yesin, yatsın uyusun. Çok ilkel oluyor. Kumar oynasın, oyun oynasın. Sevgi, şefkat, merhamet duygularını birçok insan yitirdi. Yine Türkiye güzel,onlara kıyasla daha iyi, daha üstün konumda. Bir kere ahlaken çok üstün konumda, kıyaslanmayacak şekilde. Ama bizim gönlümüz istiyor ki çok şık giyinsin bayanlar. Delikanlılar çok şık giyinsinler. Bakımlı olsunlar, güzel konuşsunlar, güzel sohbet etsinler, genel kültürleri çok olsun, vatansever olsunlar, Türkiye’nin bölünmesine karşı çok titiz olsunlar. Delikanlı olsunlar. Mesela hepsi sportmen olsun, kendilerine iyi baksınlar. Mesela genç kızlar çok bakımlı olsun, dalyan gibi çok bakımlı ve güzel olması lazım. Ama ben bakıyorum dışarıda, çok bakımsız insanların çoğu. Oksit sarı yüzler, perişan, eli yüzü buruşmuş. Yaşı ilerleyince insan tabii buruşur da. Genç yaşta çökmüş. Mutsuz, bakımsız, kirli çok fazla insan görüyorum. İyi insanlar da var tabii şüphesiz. Ama bu hoş bir şey değil tabii ki. Hâlbuki bizim ünlü olmamız lazım dünyada. Bakımıyla, kalitesiyle, güzelliğiyle, şıklığıyla, sanat anlayışıyla, estetiğiyle değil mi? İlla bu para gerektiren bir şey değil ki. Zengin olmak şart değil bunun için. İnsanın iki çekyatı olur ama çok güzel, çok şık giyinebilir. Çok bakımlı gezebilir. Kendine çok iyi bakabilir.
Bir ara verelim.
VTR-Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hadislerde Haber Verilen ve Hicri 1400 İtibariyle Ard Arda Gerçekleşen Ahir Zaman Alametleri ve Büyük İslam Alimlerinin Bu Konudaki Açıklamaları, “Hz. Mehdi (a.s), Sözde Bu Yüzyılda Gelmeyecek” Diyenlere Cevap Niteliğindedir.
NASTASİA HANIM: Türk insanları çok iyi insanlar, çok seviyoruz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Biz de Sırpları çok seviyoruz.
NASTASİA HANIM: Sırplarla Türkler çok benziyor birbirine.
ADNAN OKTAR: Evet ama bayağı boylu oluyor Sırplar, maşaAllah. Onlarla da aramızı açmaya kalktılar. Hâlbuki gayet nur gibi, çok tatlı insanlar. Görüyorsunuz mesela buraya Sırp mankenler geliyor, modeller geliyor. Çok tatlı kızlar, çok şekerler. Düşman olmadık adam bırakmak istemiyorlar kardeşim. “Yunanistan’a düşman olalım, Suriye’ye düşman olalım, Rusya’ya düşman olalım, Araplara düşman olalım.” Deli gibiler yani. “Ermenistan’a düşman olalım, İsrail’e düşman olalım.” Çok vahşice bir hareket bu. Bilakis herkese sevgi gösterelim, herkesle dost olmaya çalışmak lazım. Velev ki, daha önceden bir konu olmuş olsa bile, onu kapatacak, onu düzeltecek bir tavır olması gerekir. Düzeltecek tavır esastır.
“Sevgili Hocam sizi çok özledim. Bugün çok yakışıklısınız. Ceketinizin rengi gözlerinizin güzelliğini ortaya çıkarmış. Göz kamaştırıyorsunuz. Sakalınızın şekli de çok mükemmel, maşaAllah. Perşembe günü döneceğim, inşaAllah. En kısa zamanda sizi görmeyi istiyorum” diyor, yurt dışındaymış. “Sizi çok seviyorum” diyor, şeker bir varlık.
Hükümet genelinde güzel tavır gösteriliyor. Mesela Dışişleri Bakanı mükemmel diyoruz biz ama Başbakan demeden Dışişleri Bakanı kendi kendine böyle bir şey yapmıyor. Biz Dışişleri Bakanı’nı överken, aynı zamanda Başbakanı da övmüş oluyoruz. Mesela burada ne görüyoruz? Ali Babacan. Dışişleri Bakanı’nın ifadeleriyle aynı, mutabık. Bütün İslam ülkelerini içine alan bir birlikten bahsediyor. Bütün Türklük âlemine, bütün İslam alemine açıklama bu. Dolayısıyla devletin bu yönde bir politikası olduğu anlaşılıyor. Devlet politikası o yönde. Bu çok mükemmel, bayağı güzel. Devlet politikası neden bu yönde? Çünkü Allah, Mehdiyet’in zıl ve gölgesi altına devleti de getirdi, milleti de getirdi. Her şeyi getirdi. Mehdiyet’in zıl ve gölgesinin kaplamadığı hiçbir bölge kalmadı, maşaAllah.
Bu koç yiğidin, Henry’nin imamlık yaptığı resmi var mı sizde? Aferin delikanlıya. İyi olmuş.
İbrahim kardeşimiz yazmış. Aytekin Şadan, Mehmet Salih Türkmenoğlu.
“Hocam, Allah sizi bizden uzak etmesin. Hocam ben broşür, disk paylaşımı yapmak isterim. Yobaz ve münafıklara karşı mümin olarak, ilmi mücadele etmek isterim Hocam. Ama önümde engeller var. Ama ben yine de yapacağım inşaAllah, dua edin, mümin olarak hizmet edelim inşaAllah.” İyi aferin, hadi bakalım.
Hocam, senin anlatmak istediklerin var mı?
DAMLA HANIM: Tabii Hocam, inşaAllah. Başbakan Erdoğan’la ilgili bir haber okuyabilirim, uygun görürseniz.
Serdar Turgut, Başbakan Erdoğan gibi güzel ahlaklı bir insanın Türkiye’yi yönetmesinin büyük bir nimet olduğunu ifade eden bir yazı yazmış;“Sayın Başbakan’ın fıtratında gayri ihtiyari iyilik yapma arzusu bulunduğunu, böyle insanlara dünyada nadir rastlandığını ve böyle bir başbakan tarafından yönetilmekten büyük mutluluk duyduğunu” söylemiş. “İnsanları övmenin ve sevmenin de gazetecilik mesleğinin bir parçası olduğunu anlamayanlar, bana Başbakan’ı sevdiğim için çeşitli şeyler söylüyor” diye söylemiş. “Ama yine de doğru bildiğini yazmayı sürdüreceğini” söylemiş.
ADNAN OKTAR: Vicdanlı bir insan demek ki bayağı, maşaAllah. O bir ara kaza geçirdi değil mi? Rahatsızlandı mı? Bir şey oldu.Belki o da ona çok vesile olmuş olabilir. Ama genellikle gaddar bir ruh hali değil de, pozitif bir ruh haline sahip. Yani gaddarlara o kadar çok alıştık ki, pozitif insan gördüğümüzde biraz şaşırıyoruz işin doğrusu yani, değil mi? Var tabii iyi insanlar çok ama gaddarlar da çok. Hep gaddar, iyi niyetle yapılan bir açıklamayı anlamazdan geliyorlar.
Bu resim mi? Çok şekerler. Göster bakayım. maşaAllah. Bu Henry denilen delikanlı değil mi?Evet, maşaAllah, aferin. Ufaklıklara hem futbol öğretiyor hem de namaz kıldırıyor öyle mi? Aferin, çok güzel maşaAllah, çok iyi yapmış.
DİDEM HANIM: Serdar Turgut beyin ameliyatı olmuş.
ADNAN OKTAR: İşte o, onun ahireti düşünmesine vesile olmuş olabilir.
Kardeşim, ben Saadet Partisi’nde iddia edilen Ergenekon terör örgütünün hiçbir şekilde barınamayacağını düşünürdüm. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün elemanları, çoktan Saadet Partisi’ne yıllar önce el atmışlar. Adam içine çöreklenmiş, elemanı olmuş. Yani önemsiz bir şahıs ama olmuş. Şimdi çok vahim bu. Erbakan Hocamız’a yapılan oyunların arkasında da demek ki bu alçak varmış. Erbakan Hocamız’a çok fazla tuzak kuruldu, oyun falan. Önemsiz bir şahsiyet aslında bu, tanınan birisi değil. Ama melaneti bunun örgütlediğini şu an anlıyoruz. Şimdi de oğluna, Fatih Erbakan’a kafayı taktı bu Ergenekoncu herif. Yaniiddia edilen Ergenekon terör örgütünün taraftarı olan bu adam. Şimdi de bütün milletin gözü önünde bu rezilliği, bu pisliği yapıyor. Çok arsız ve kaşar. Eğer iddia edilen Ergenekon terör örgütünün elemanı ve sempatizanı yahut da destekçisi olmasa, yine de bu pisliğe pek ses çıkarmazdım. Çünkü eskiden biliyorum bunun melanetlerini, pisliklerini. Ama hayâsızca ve arsızca iddia edilen Ergenekon terör örgütünü savununca, anladık ki şakası yok. Bayağı tehlikeli. Ama öyle bilinen, tanınan, meşhur birisi de değil onu da söyleyeyim. Onun için Saadet Partisi’ndeki kardeşlerimiz çok dikkat etsinler bu şahsa, özellikle Fatih Erbakan’a karşı tavırlarında çok dikkat etsinler. Bunun amacı; Saadet Partisi’ni yok etmek. Bunun aldığı görev bu. En başından beri yaptığı görevin de bu olduğunu anlıyoruz. Demek ki Erbakan Hocamız ne konuşursa, bu alçak gidip yetiştirmiş, ne söylese gidip yetiştirmiş. Zere anlaşılmayan bir şekilde Saadet Partisi’ne karşı muazzam ataklar oluyordu. Muazzam düşmanca tavırlar oluyordu birçok kişide, birçok yerde. Bilinmeyen bir kaynaktan, sürekli haber akıyordu. Demek ki bu alçakmış o. Olay şu an aydınlandı. Benim kafamda aydınlandı. Aman Saadet gençliği çok dikkatli olsun. Bu mahlûka karşı, çok özenli olsunlar.
Saadet Partisi mutlaka devam etmesi gereken bir partidir. Yani Türkiye’nin çimentolarındandır. Çok hayatidir. Milliyetçi Hareket Partisi; bir, Saadet Partisi;iki, Büyük Birlik Partisi; üç. Bunlar kıyamete kadar durması gereken partilerdir inşaAllah. Okul gibidir bu partiler. Diğer partiler de tabii mükemmel, güzel insanlar da fakat oradaki Türk İslam Birliği’nin ruhu ve o konudaki eğitim faaliyetleri çok ciddidir, çok güçlüdür ve çok kararlıdırlar. Saadet Partisi’ne karşı yapılacak bir oyuna karşı, kardeşlerimizi uyarıyorum. Kim olarak? Herhangi bir fert olarak, Türkiye’nin herhangi bir vatandaşı olarak, şahsım adına uyarıyorum. Bakın bu şahıs artık kendini belli etti. Artık anlamadım, dinlemedim yok. Herkesin çok dikkatli olması lazım. Erbakan Hocamız’ı sürekli gammazlayan, Erbakan Hocamız’ın aleyhinde faaliyetler yapan, yeraltı porsuğunun kim olduğunu, Allah bize gösterdi, çok dikkatli olmak lazım. Ve pervasızlığı ve arsızlığına şaşırdım. İddia edilen Ergenekon terör örgütünü sen nasıl anlayamazsın? Türkiye’yi 22’ye bölmeye kalkıyor iddia Edilen Ergenekon terör örgütü. Net söylüyor adamlar; “22’ye böleceğiz” diyor. “Bir gecede 3 milyon kişiyi şehit edeceğiz” diyorlar, bir gecenin içerisinde. Böyle gözü dönmüş bir örgüt. Sürekli soruyorlar; “falancayı kim öldürdü? Uğur Mumcu’yu kim öldürdü?” Dalga mı geçiyorsunuz siz? Alay mı ediyorsunuz siz? İddia edilen Ergenekon terör örgütü açıkça söylüyor; “biz yaptık” diyor, daha hala adamlar, adam arıyorlar. Bazı kişiler için söylüyorum bunu, birkaç kişi var benim bildiğim, onlar için söylüyorum. Anlamazdan geliyorlar. İnanılır gibi değil. Hem “Uğur Mumcu’nun şehit edilmesine kahroluyorum, çok kızıyorum” diyor. O zaman onun katillerini niye savunuyorsun? İddia edilen Ergenekon terör örgütünü niye savunuyorsun? Hem katillerini savunuyor hem de “karşıyım” diyor.
DAMLA HANIM: Hocam, Sayın Erdoğan’ın son grup toplantısında mezhep çatışmasıyla ilgili bir konuşması olmuş, okuyabilir miyim onu?Şöyle söylemiş kendisi; “İster Sünni, ister Şii, ister Kürt olsun, ister Arap olsun, ister Türkmen olsun. Kim ki kardeşine silah doğrultuyor kim ki ibadet eden kardeşini katlediyorsa o Yezit’in izindedir. Diyor ki Hz. Ali; ‘Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.’ Irak yönetimi eğer dini değerlerimizi yeterince dikkate almıyorsa, en azından Hz. Ali (r.a) Efendimiz’in bu sözünü kendisine ibret olarak almalı ve dilsiz şeytan olmaktan, Yezit’in izinden gitmekten bir an önce sakınmalıdır” demiş.
ADNAN OKTAR: Başbakandan çok şey beklemek doğru değil. Ben söylüyorum ama belki bir yolu vardır diye; Anayasayı değiştirebilirler, Darwinizme-materyalizme karşı devlet resmi politika izleyebilir, Allah vardır diyebilir. Ama çok zor tabii bu. Onun için başbakandan bu konuda çok bir şey beklemez doğru olmaz. Geçenlerde kimdi o bakan “camii hocaları başlasın faaliyete” diyen? İşte bakın ne desin muhterem? Orada çaresizliğini söylüyor, bizim yapabileceğiz bir şey yok mesajını veriyor orada. Verdiği mesaj o. Hükümet olarak biz burada bir şey yapamayız, dindarlar yapsın. Bunu söylüyor. O zaman işte görev bize düşüyor. Görev bize düşünce de, bizim yolumuzun açılması lazım, inşaAllah? Önümüze engel konulmaması gerekiyor, inşaAllah.
Bir de tabii vakıfların, derneklerin birbirine ziyarette bulunması, birbirini sevmesi, dost ahbap olması gerekir. Mesela Şeyh Ahmet Yasin Hocam yeğenini göndermiş, talebesini göndermiş. Bu nedir? Nezaket ziyaretidir, sevgiyi arttırır, muhabbeti arttırır. Biz mesela Şeyh Nazım Hocamız’ı ziyarete gidiyoruz, bu çok güzeldir. Ama soğuk nevale olmamak lazım. Misafir geldiğinde güzel karşılamak lazım, sevgi duymak lazım. Bir de ziyaretlerde tartışma konuları açmamak gerekiyor. Mesela gidiyor Yeni Asya’ya ziyarete; “Siz niye Doğru Yol Partisi’ni destekliyorsunuz?” İlk defa mı destekliyorlar, eskiden beri yapıyorlar. Sana ne? İstediği partiyi destekler. “Biz seninle bu konuda anlaşamadık.” Bu çok ayıp, olmaz. Veyahut mesela Saadet’li. Fakat mesela Yeni Asya’dan kardeşlerimiz, Saadetliyse bazen çok soğuk ve sert davranıyorlar. Hepsi değil ama bazıları. Ne gerek? Ne güzel, olsun Saadet Partisi de olsun. Hakikaten çok şeker, sıcak Saadet Partisi. Niye olmasın? Onun için partileşmeyi, fitne haline getirmemek lazım. Mesela MHP’li gençlere bir kısım insanlar çok karşıdır MHP’li ve ülkücü gençlere. Halbuki dindar, vatansever, nur gibi delikanlılar. Büyük Birlik Partili gençler de öyle. Çok efendiler, dindar, muttaki, mazlum, Osmanlı delikanlılarıdır, maşaAllah. Hepsine sevgi gözüyle, şefkatle bakmak lazım. “Aman yıpratalım, aman ezilsinler, yok olsunlar” bunlar çok acayip olur, çok yanlış olur hatta haram olur.
Ne yapalım? Bir on dakika ara verelim, yine devam edelim.
DAMLA HANIM: Hocamızın kıymetli sohbetine devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Özkök; Kahire’de Parlamentonun dua ile açılmasını eleştirmiş, öyle mi? Ahmet Hakan da, Atatürk’ün dua ederek meclisi açtığını ifade eden cevap yazmış. Aferin Ahmet Hakan’a, güzel olmuş. Ahmet Hakan böyle arada sırada faydalı oluyor. Ertuğrul Özkök de, bazen iyi oluyor, bazen de değişik konuşmaları oluyor. Halbuki Amerika’da da öyle; meclis açılır, İncil üzerinde yemin eder milletvekilleri. Dua ile açılıyor. Hatta Müslümanlara da dua ettiriyorlar meclisin açılısında. Duadan bu kadar tedirgin olması çok yersiz.
Sayın Davutoğlu’nun Rus hanımların ahlakını öven açıklaması varmış, öyle mi? Allah Allah, ne anlama geliyor bakayım.
DAMLA HANIM: “Rus hanımlarının, Türk aile ve ahlak yapısına uygun fıtratlarının olduğunu” ifade etmiş Sayın Davutoğlu. Yapılan bir ankette,“Rusların en güvendiği milletin de, Türk milleti olduğu ortaya çıkmış.”
ADNAN OKTAR: Olmaz, hepsi çok iyiler. Sırplar da çok şekerdir, diğer ülkeler de öyle, inşaAllah. Ama ben bunu söylemiştim zaten daha önce; Rusların Osmanlı karakterinde olduklarını. Hakikaten öyle, çok benzerler. Çok terbiyeli oluyorlar. Sırp kızları da ben görüyorum, çok utangaç, terbiyeli, çok şeker oluyorlar. Ukraynalılar, Beyaz Rusya, Litvanya, Estonya, Ruslarla aynı oluyorlar, Polonyalılar. İtalyan gençler biraz hayta oluyorlar. Hepsi değil ama bir bölümü hayta. Fransızlar kibar oluyorlar. Almanlar biraz, güzel ahlaklılar da fakat sevgi konusunda daha sevgiden uzakmış gibi geliyor Almanlar. Soğuklarmış gibi geliyor. Hepsi değil ama bana öyle bir his veriyorlar. Ama genellikle Avrupalılar çok iyidirler. Hollanda, Norveç, İsveç falan demokrat yönleri güzel. Ama oralarda da aile bağları falan çok güçlü olmuyor, acayip bir hal var. Bana mı öyle geliyor?
Mesela Anadolu’da çok coşkuludur sevgi, çok güzeldir. Muhabbet çok güzeldir. Akrabaya, eşe, dosta sevgi çok güzeldir. Dedeler, amcalar hepsi çok sevilir. İttihad-ı İslam’ı bekliyorlar işte onlar da. Türk İslam Birliği’ni bekliyorlar. O olduğunda hepsi düzelir inşaAllah.
Özetle Türkiye demokrat olsun istiyoruz, demokrasi tam hakim olsun. Nefret beni tiksindiriyor. Nefreti ben istemiyorum. Hiçbir kavme, hiçbir topluluğa nefret istemiyorum ben. Herkes Hz. Adem (a.s)’ın evlatları, şefkatle bakmak lazım, merhametle bakmak lazım. Azgınlığa gerek yok, kindarlığa da gerek yok. Bu nefret politikası çok iğrenç. O kadar çok insanı eğitmişler ki bu nefret konusunda, Facebook’a bakıyorum hep küfür, hep hakaret. Ne oluyorsunuz? Genç kızlarda da öyle. Geçenlerde söyledim ya, küfür kısaltmaları, cinsel içerikli küfrü kısaltmışlar. Genç kızlar nasıl yaparlar öyle bir şeyi? Başörtülü genç kızlar, onlar bile kullanıyorlar. Acayip acayip laflar. Facebook’la ilgili özel bir kitap hazırlamamız lazım. Yani Facebook felsefesinin eleştirisi. Çünkü artık bir din gibi olmuş, çok acayip. Ona kapılan da gidiyor. Bir giriyor beş saatini, altı saatini alıyor. Ne oluyorsun? Cır cır cır boş laf konuşuyorlar. O ona o ona, o ona o ona. Bu konuyu bir kitap haline getirelim. Ama bana bol belge gerekiyor tabii. Siz belgeleri hazırlayın, bol örnek hazırlayın. Ben onu bir yorumlayayım, ondan sonra kitap haline getirelim.
DAMLA HANIM: Sultan Babamınız talebesi olan Mustafa Üstün kardeşimiz, Merzifon’da Hayati İncekul Parkı’ndaki led ekranda A9 Tv’nin tanıtımını yayınlatıyor inşaAllah. Size de bir mesajı vardı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah maşaAllah. Ama hakikaten de şahane olmuş. Ne diyor?
DAMLA HANIM: Şöyle söylüyor; “Selamun Aleykum Allah’ın Arslanı Seyyid Muhammed Adnan Hocamız. Merzifonlu kardeşlerimizle birlikte hep birlikte selam ve hürmetler ediyor, ellerinizden öpüyor, dualarınızı bekliyoruz” demiş.
ADNAN OKTAR: Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Sultan Babamızın Ashab-ı Kehf gibi talebeleri var. Geçenlerde geldiler kalabalıkça, hem hanımlardan hem beylerden oluşan güzel bir topluluk. Aman Allah’ım nasıl şiddetli sevgileri, nasıl güzel muhabbetleri. Şaşıyorum bu kadar sevmelerine, maşaAllah.
Başka neler var Hocam?
DAMLA HANIM: Hocam, birkaç kardeşimizin daha faaliyeti vardı. Murat Demircioğlu, Murat Barış Coşkun, Üstün Erkan Yılmaz ve Fatih Kaplan kardeşlerimiz, dün Esenyurt’da Serhan Tirit Camii’nde Cuma namazı sonrası sizin kitaplarınızı ve A9 Tv tanıtım broşürlerini dağıtmışlar. Size de selamlarını iletiyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak, görüyor musunuz karda kışta, ısı sıfırın altında. Benim canlarım zengin değiller ama gönülleri zengin. Allah rızası için, ne kadar güç şartlarda İslam’a Kuran’a hizmet ediyorlar. Diyor ya; “ Hz. Mehdi (a.s) çıktığında, kar üstünde sürünerek dahi olsa” diyor. Onlar da sanki kar üstünde sürünüyorlar. Onlar da bizim gibi Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi maşaAllah. Allah yollarını açık etsin, Allah hidayet versin, kalplerine ferahlık versin, hiç unutturmasın Cenab-ı Allah Kendisini, hep hüsn-ü zanla Allah’a bakmayı nasip etsin.
Dün Kuran’a bakıyordum, Cenab-ı Allah diyor ki Bedevilere; “İman ettik demeyin. İman etmediniz” diyor. Çünkü iman ayrı bir konu. “ Teslim olduk deyin” diyor, esleme. “Henüz iman kalbinize yerleşmedi” diyor. Onun için iman, ana konudur. Hep Kuran’da gerçek iman üstünde Allah durur. İman etmeleri için de sürekli düşünmelerini ister Allah. “Dağlara bakın, kuşlara bakın, gemilere bakın. Gemileri de ben yaratıyorum” diyor Allah. Mesela tomurcuklardan bahsediyor, hurma tomurcuklarından. Ve onların üst üste dizilmiş olmasına dikkat çekiyor. Bezelye falan açıldığında, köfte gibi, kundakta küçük çocuklar olur yan yana dizilmiş. Hepsini anne sütü gibi besleyen kenardan küçük bir bağlantı olur. Oradan gıdalanıyorlar. Allah onlara güzel de yatak yapmış. Bir de ponpon yatakları, süngerimsi yatakları çok rahat edecekleri gibi. Çok özenli ve güzel yaratmış Allah hepsini. Bunları düşünmek için, sürekli bilgilendiriyor Allah. “Onu düşünün, şunu düşünün.” Amaç ne? İmanınız güçlensin, samimi iman olsun diye insanlara uyarıda bulunuyor Allah. Adam da oturuyor, direkt fıkıh anlatıyor. Halbuki ana anlatılacak konu; iman, imanın tahkiki hale gelmesi, hakkel yakin, ilmel yakin, aynel yakin iman, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım.Diyor ki Cenab-ı Allah, Şura Suresi’nde 11. ayet;
11- O, göklerin ve yerin Yaratıcısı'dır. Size kendi nefislerinizden eşler, davarlardan da çiftler var etti. Sizleri bu tarzda türetip-yayıyor. O'nun benzeri gibi olan hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.
12- Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. O, dilediğine rızkı genişletip-yayar ve kısar da. Çünkü O, herşeyi bilendir.
Niçin anlatıyor Allah bunları? Bunların yaratılışını düşünelim, imanımız artsın, Allah’a olan bağlılığımız diye Allah belirtiyor.
“O: "Dini dosdoğru ayakta tutun” yani İslam’a tam bağlanın, “ve onda ayrılığa düşmeyin…"” Mezheplere, cemaatlere bölünmeyin. Bak, “ve onda ayrılığa düşmeyin…"”. Haram, işte Hz. Mehdi (as) bu haramı ortadan kaldırıyor. Müslümanların bölünmesi eylemini, yapılan bu haramı, bu yapılan günahı ortadan kaldırıyor.
“Onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi.” Kuran’a çağırıyor ya, Kuran’ın yeterliliğine, müşriklere ağır geliyor. Müşrik ne istiyor? Hurafe istiyor. Ağır geliyor.“Allah, dilediğini buna seçer ve içten Kendisi'ne yöneleni hidayete erdirir.” Hidayete ermiş ne demek? Mehdi, hidayete eren.
“Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra,” Kuran geldikten sonra, “yalnızca aralarındaki 'tecavüz ve haksızlık' dolayısıyla ayrılığa düştüler.” “Parçalandılar” diyor Allah. Bak İttihad-ı İslam’ın farz olduğunu gösteren ayetler bunlar hep. “Eğer Rabbinden, adı konulmuş bir ecele kadar geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, muhakkak aralarında hüküm verilmiş (iş bitirilmiş)ti.” diyor. “Kıyameti koparırdım” diyor Allah. Ama kıyameti koparmıyorum, diyor. “Bir ecele kadar geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı.” Verilen söz ne? Dünya hakimiyeti, Hz. Mehdi (as)’ın çıkışı, Hz. İsa Mesih (as)’ın inişi. Verilmiş bir söz var, inşaAllah. Bir yönü tabii bu ayetin, işari manasının bir yönü bunlar. “Şüphesiz onların ardından kitaba mirasçı olanlar ise, herhalde ona karşı kuşku verici bir tereddüt içindedirler.” Yani “Kuran’ın yeterli olup olmadığına kanaat getiremiyorlar” diyor Allah. Tereddüt içindeler. Acaba Kuran yeterli mi? Tabii ki Kuran yeterli. “Tereddüt içindeler” diyor Allah.
“Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur.” Yani Kuran’a tam uygun hareket et. Kuran’ın dışında hareket etme. “Onların heva (istek ve tutku)larına uyma.” Yani onlar seni yobazlığa çekebilirler. Aptal kafalarına çekebilirler. Hurafeye çekebilirler. Sakın onlara uyma. “Ve de ki: Allah'ın indirdiği her kitaba inandım.” Tevrat’a, İncil’e, Kuran’a hepsine inandım. “Aranızda adaletli davranmakla emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir.” Yani Hıristiyanlara, Musevilere bu şekilde söyleyin, diyor Cenab-ı Allah; “Allah sizin de Rabbinizdir, bizim de Rabbimizdir. Aynı Allah’a inanıyoruz”. “Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir. Bizimle aranızda ‘deliller getirerek tartışma (ya, huccete gerek)’ yoktur.” Yani “aramızda gereksiz yere Hıristiyanlarla, Musevilerle tartışmayalım” diyor, “Allah’ın birliğinde ittifak edelim”. “Buna gerek yok” diyor Allah. Hani diyor ya, mesela “Müslümanlık geçersizdir”, o da diyor ki; “Hıristiyanlık şu yönüyle şey”. “Bunlara gerek yok” diyor Cenab-ı Allah, “bu şekilde tartışmayın” diyor. “Allah bizi biraraya getirip-toplayacaktır. Dönüş O'nadır."” Onlara ancak Allah’ın birliğini anlatın ve güzellikle konuşun, diyor Cenab-ı Allah. “‘Allah birdir’ deyin ve güzellikle konuşun” diyor. Hani böyle “sizi öldürmek gerekir, asmak gerekir”, böyle abuk sabuk konuşanlar var ya, bunu yapmayın diyor Cenab-ı Allah.
Bir ara verelim, devam ederiz.
ADNAN OKTAR: Bolkar Öztekin; “Sayın Hocam öncelikle hürmetle ellerinizden öperim.” Ben de sizin ellerinizden öperim. “Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı anlatan kitaplarınızın hepsini aldım Hocam. Allah sizden bin kere razı olsun Hocam. İçim sevinç ve huzur doldu. Allah hepimizi yobazlıktan korusun Hocam. Hepimiz dualarınız bekliyoruz Hocam. ‘Atatürk, Hz. Mehdi (a.s)’ın öncüsüdür’ sözünüz mükemmel Hocam.” Doğru. Yobazların ne kadar zorlu ne kadar acımasız ne kadar kirli ve ne kadar sökülmesi zor olduklarını görüyorsunuz. Kemik kafalı oluyorlar, bunlara laf söz dinletmek çok zor. Deli tiyniyetliler. Bir de bir şeye saplantı haline geldiler mi, artık onu oradan döndürmek pek mümkün olmuyor, kilitleniyorlar. Atatürk, mükemmel bir hizmetle, yobazlığın bütün yollarına kapattı adeta, kilitledi. Hz. Mehdi (a.s)’ın da yolunu sonuna kadar açmış oldu. Yobazlığın yolunu sonuna kadar kapadı, Mehdiyet’in de yolunu sonuna kadar açmış oldu. Dolayısıyla Hz. Mehdi (a.s)’ın öncüsüdür, ahir zamanın çok önemli bir şahsıdır. Önce Atatürk, sonra Hz. Mehdi (a.s), inşaAllah.
“Sizce aşağıdaki isimlerden hangisi Hz. Mehdi (a.s) olmaya en yakın aday?” Allah, ben ezmişim geçmişim. Bu durumda tartışacak konu kalmamış, netleşmiş. Ne sevimliler. Kim yapıyor bunu?
DİDEM HANIM: Haberola sitesi diye bir site.
ADNAN OKTAR: İş bitmiş. Yüzde 61.136 oy birliğiyle Mehdi olmuş oluyorum. Yüzde 61.65, o zaman daha da net. Ne şekerler. Böyle oylamayla falan Mehdi seçilmez. Bırakın bu işleri. Mehdilik iddia değil, ispattır inşaAllah. Allah öyle mübarek bir şahsı ahir zamanda yaratmış, söke sökeortadan kaldıracak Darwinizmi-materyalizmi. İslam’ı onun vesilesiyle Allah hakim edecek. İsa Mesih (a.s) ile birlikte namaz kalacaklar, Hz. İsa Mesih(a.s)’a imam olacak. Konu bu. Yoksa böyle oylamalarla falan olmaz. Çok sevimli. Cübbeli Ahmet yüzde 4,55 almış. Yaşar Nuri Öztürk Hocamız Yüzde 9,85. Biraz düşük. Stephan Hawking, o da yüzde 5,3. Fena değil o da. Hadi bakalım.
Ekrem; “Eserlerinizi, sohbetlerinizi severek izliyorum. Allah razı olsun. Sohbetlerinizi neden sadece bayanlarla yapıyorsunuz acaba?” Vallahi ben bayanları seviyorum, bana ilham geliyor bayanları görünce. Beylerle sıkılıyorum işin doğrusu, hakikaten samimi söylüyorum sıkılıyorum. Sırrım bu gizlemeyeyim. Bunalıyorum yani. Hanımlarla olduğumda acayip ferahlıyorum, inşirah geliyor, güzel oluyor yani inşaAllah.
“Adnan Hocam şimdi gördünüz mü Fatih Erbakan’ı emanet ediyorum dediğiniz insanların gerçek yüzünü? Ağabey dediğiniz insanları?” diyor Yiğit. Kerata Yiğit, ilk defa bir doğru laf söylediğini zannediyorsun ama beni tanımıyorsun sen. Ledün ilmini bilmiyorsun, batın ilmini bilmiyorsun. Anlamıyorsun kerata. Ağabeyleri yine seviyorum ben, fark eden bir şey yok. Ben bir tane adamdan bahsettim, ağabeylerle ne alakası var onun? O dışarıdan birisi, önemsiz bir adam. Ağabey dediğim kişiler kim benim? Bir; Oğuzhan Asiltürk, değerli ağabeyimiz ve diğer zevat, diğer kardeşlerimiz. Ne alakası var benim bu sözümle o sözün? Sözümdeki isabet tamdır. Sen diyorsun ağabeyleri işin içine karıştırıyorsun. Ne alakası var ağabeylerle? Ama ledün ilminin l’sini bilmiyorsun, onu da sana söyleyeyim.
“Pir nurumuz, sevdiğimiz, canımız, gönüllerimiz mübarek gönlünüze doğru coşkuyla akıyor. Biz de bu akışla mest oluyoruz. Sizi deli gibi seviyoruz canım Hocam. Ey bizlere Allah’ı sevdiren, yoluna hizmeti aşılayan canımız. Bayılıyoruz size, çok derinden hayranız” diyor bir hanım kardeşimiz. Tanımıyorum bu güzeller güzelini de, maşaAllah.
Furkan, benim yöntemlerden bir tanesini yapmış; “Hocam Facebook diyorlar ya, Facebook yani fesin içindeki kitap anlamında” diyor. Aferin.
Hüseyin Köksal; “Muhammed Adnan Hocam sizi çok seviyorum” diyor. Telefon numarasını vermiş kardeşimiz Allah razı olsun. Bizde sizi çok seviyoruz.
Muhammed; “Sizleri beğeniyle izliyoruz, maşaAllah. Aydınlatıyorsunuz kardeşlerimizi” diyor, inşaAllah.
“Hocam dün, Bay Bond’la canlı yayınca ‘Kudüs, Mekke ve Medine’den sonra inşaAllah, Londra’ya geleceğinizi’ söylediniz. Hocam şimdiden sizden söz alabilir miyim? Buraya gelince sizin şoförünüz ve korumanız ben olmak istiyorum inşaAllah uygun görürseniz. Arabam da beyaz, sizin araba rengi seçiminiz de beyaz diye biliyorum.” Doğru. “ Resmini de gönderiyorum onaylamanız için.” Range’miş, tamam. Tam benim stilim. Oldu, bu iş bitti. Arabam ve beni uygun görürseniz, şimdiden bir söz almak istiyorum Hocam. Çünkü siz çok söyleyince, o söz tutulur inşaAllah, siz daha iyi bilirsiniz.” Tamamdır, konu bitti. Arabada tay gibi maşaAllah, yakışır.
“Ey benim heybetli, nur yüzlü, koç yiğit, Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Aslan Hocam, dün Hz. Mehdi (a.s)’ın talebeleri Hz. Mehdi (a.s) zuhur aşamasındaki kendisine yardımcı olan talebelerin alacağı sevaptan bahsetmişsiniz. O talebeleri yalnızca Hz. Mehdi (a.s)’ın yanında olan talebeleri mi yoksa bizler gibi platformda Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişini müjdeleyen bizler de o talebelerin arasına giriyor muyuz? Aslında cevabını biliyorum fakat sizden duyup daha da emin olmak istedim. Hz. Mehdi (a.s)’ın 300 küsur talebesi olacak inşaAllah. Fakat şu anda anket yapılsa, en az 30 binin üstünde Hz. Mehdi (a.s)’ın zor zamanlarında yanında olmak isteyen talebeler ortaya çıkar Hocam” diyor. Ama şimdi 300, ilk başlangıçta. Şimdi aşmıştır tabii. İlk çile devirlerinde 300, ilk başlangıcında. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) de Bedir’e kadar 313 kişiydiler. Ama sonra ortaya çıkınca, olay değişti. Şimdi artık 2012’deyiz. 30 binde olmuştur, 300 bin de olmuştur, 3 milyon da olmuştur, doğrudur. Ama biz de, siz de Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesiyiz, ahir zamanda Peygamberimiz (s.a.v.)’in övdüğü cemaat biziz işte, sizlersiniz. Hz. Mehdi (a.s)’ı seven herkes, ahir zamanda övülen o cemaattir işte Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından. Onlardan biri de sizsiniz. Bir de gurbette deniyor. Orada siz ilim kılıcını sallıyorsunuz, biz de burada ilim kılıcını sallıyoruz, inşaAllah.
Ergül Elmacı, maşaAllah. “Hocam muhteşemsiniz yine, maşaAllah. Bir de çaldığınız müzikler hep mi böyle güzel olur, maşaAllah. Daha önce hiç müzik dinlememişiz sanki” diyor kardeşimiz.
“Kuran’ı tam okuyup, yaşamaya gayret edenlerin size muhalefet etmesi mümkün değil. Çünkü söyledikleriniz Kuran’a tam uygun.” Doğru. Bana muhalefet edenler kimler? Yalakalık yapan yobaz takımı. Bir sistem kurmuş, o sistemin içerisinde haklı olduğumuzu görüyor, anlıyor ama kendi sistemiyle çakıştığı için, ayette ne diyor Cenab-ı Allah? Şeytandan Allah’a sığınırım, “Nefisleri görüp, inandıkları halde” yani kalben inandıkları halde “sırf azgınlık, zalimliklerinde ve vicdansızlıklarından dolayı reddettiler” diyor Allah ayette. Bu yobazlar da o yüzden ediyor. Yoksa benim yaptıklarımın hak olduğunu, doğru olduğunu, neyi niçin yaptığımı da çok iyi biliyor bunlar. Bilinmez olur mu? İşi avanaklığa veriyorlar. Bilinmeyecek bir şey yok, çok net.
“Bugün yine maşaAllahınız var. Rabbim sizi nazarlardan, kazalardan ve çok çekemeyen kötü kalpli insanlardan korusun. Çok şükür ki sizi izledikçe bilgilenip huzur doluyoruz. Her zaman takipçiniziz, her zaman yanınızdayız, Ferit Çağlayan.”
“Çok istisna, çok müstesna, çok kıymetli canımız, ışığımız, nurumuz, pırlantamız. Allah ömrünüze bereket versin. Sizi başımızdan eksik etmesin, inşaAllah. Hem Saadet’i, hem Ülkücü Gençleri, hem Büyük Birlik Partisi’ni kısacası herkesi kucaklayan çok nadide bir insansınız. Bizlere çok güzel bir örneksiniz maşaAllah, elhamdülillah. Engin sevginiz hepimize yetiyor. Sizi tanıyan herkes bu sıcacık sevginizle sarmalanıyor. Bu yüzden yürekler sizinle atıyor canım Hocam, maşaAllah” diyor, bir hanım kardeşimiz yazmış.
“Allah’ın dinine, Allah’ın kullarının yanına kadar götürmek ne büyük zevktir. İyi ki varsınız Hocam” diyor, İzmir’den Erhan.
“Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sayın Ali Babacan’ın bir açıklaması var: ‘Avrupa Birliği’nden umudumuzu kestik. Kendi birliğimizi kuracağız.’ Konuya değinirseniz ve Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişi bir an kadar yakınlaştı mı Hocam? Allah’a emanet olun. Ahmet Hamdi Aktaş.” Bakın herkes farkına varmış olayın. Avrupa Birliği’ne girmiyoruz. Devlet ne diyor? Hükümet ne diyor? “Kendi birliğimizi kuracağız.” Nasıl birlik diye soruyoruz; İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği. 3 sene önce söylediğimde adamlar “Ne alaka? Biz Avrupa Birliği’ne gireceğiz öyle bir şey mümkün değil” diyorlardı. “Olacak iş değil, sen hayal kuruyorsun” diyorlardı. Hayal miymiş? Dediğim doğru muymuş? Doğruymuş. Ne söylüyorsam, bilerek söylüyorum, inşaAllah.
“Hocam sizi seviyorum. Bir genç olarak, imajınıza hayranım. Programınızı severek izliyoruz. Saygılar İlhan Alın.” Kardeşim şimdi bu çok önemli. Gençler kendisi gibi insanları sever. Şimdi ben buraya makyajsız, bilinen, klasik bir insan da çıkarabilirim. Ama verilen imaj Müslüman nedir? “En fazla bu kadar olur” diyorlar o zaman. Yani hiçbir zaman için modern ve kaliteli olamazlar. Hiçbir zaman barlara, şuraya buraya giremezler. Plajlara giremezler. Mason localarına giremezler. Amerikan ordusuna giremezler. Sayayım mı sabaha kadar? Oraya giremezler, buraya giremezler. Girseler girseler kendi mahallelerinde, kendi çevrelerinde gettolaşarak, küçük gruplar halinde yaşarlar ve genellikle de birçok insanın iddiasıdır bu, hepsinin değil ama dışlanmış insanlardır, dar çevreleri vardır, kaliteli gençlerle bağlantı kuramazlar, sosyeteyle bağlantı kuramazlar, klâs birine, cahiliye anlamında da klâs birine, hiçbir yerde hiçbir şekilde varlıklarını hissettiremezler. İddia buydu. Güzel kızlar, gösterişli hanım kızlar hiçbir zaman için böyle bir topluluk içerisine girmez. Yakışıklı bir genç girmez, zengin girmez. Kim girer? İşte çirkindir, bakımsızdır, zevksizdir, hayattan ümidini kesmiştir, artık onun için bir avuntuya gerek vardır, hâşâ, ahiret inancıyla kendini avutur gibi böyle bir batıl, hasta bir inanç içerisindeydiler. “Zengin olsa parası olur, bu gider harcar, hayatını yaşar. Para olmayınca ne yapsın?” diyordu adam. Cenneti umut ediyor, çünkü dünyadan umudunu kesmiş. Dünyada eğlenemez. Dünyada güzel insanlarla bağlantı kuramaz. Müzik dinleyemez, şunu yapamaz, bunu yapamaz. Kaliteli bir müzik aletine sahip olamaz. Kaliteli bir arabası olmaz, imkânı olmaz. Biz ne dedik? Dedik ki, dünya güzeli genç kızlar, bakın nasıl Müslüman oluyorlar. Ki burada benim arkadaşlarım olabilecek en güzel insandır. Dünya çapında olabilecek en güzel insanlar. Abartıyorsam, bana söylesinler. Yani ruh güzelliği ve beden güzelliği olarak, kusursuz güzelliğe sahipler. Ama inanılmaz derecede kusursuz güzeller. Muhteşem bir ahlaka sahipler. Peki, bu insanlar nasıl İslam’ı yaşıyor o zaman? Beş vakit namazlarını kılıyorlar. Helale-harama son derece titizler. Hiçbir şekilde ne sigara içerler, ne içki içerler. Kuran’ın bütün hükümlerini yerine getirirler. Asla yalan söylemezler, dürüstler. Bazen yalan söylenir ama buna maslahat denir. Bazı aptallar, bazı ahmaklar bunu anlamıyor. Şimdi kanser hastasına sen gidip kansersin dersen, bu ahmaklık olur, direkt yüzüne karşı söylersen. Mesela adamın kalbi var, tansiyonu var, bunu kaldıramayacak durumda, aptal adam gidip bunu suratına karşı söylüyor. Ne diyeceksin? “Bir ur gelişmiş ama habis değil, tedavisi mümkün. Biraz ağır bir tedavi yapacağız, ben bunu kurutacağım. Sen bunu bana bırak, rahat et diyecek.” İlla ki söylüyorlar. Onun da eli ayağı boşalıyor. Bu sefer psikolojik yönden zorlanıyor. Ne gerek var acı çektirmeye? Tabii ki yalan söyleyeceksin orda. O yalanın adına ne derler? Maslahat.
Geçen hafta bir konuşma yapmıştım o aklıma geldi de inşaAllah.
Çocukların güzelliği öyle ortalı bir güzellik değil. Yani çok çok şiddetli bir güzellik. Ben maşaAllah fazla da söylemeyeyim açık, belli olduğu için. Yani gören hipnotize oluyor, gözlerine inanamıyor. Hepsi yüksekokul mezunu, hepsi kolej mezunu. Mesela benim bir tanem, canım Gülşah bütün okulları birinci olarak bitirmiştir. Hepsinde birinciliği var. Tamamında, sürekli birinci olmuştur. Hep okul birincisi. Yüksek mühendis, makine mühendisi. Hepsi öyle çocukların. Şimdi hepsini tek tek saymak istemiyorum. En az birkaç yabancı dil, hepsinde var. Şimdi böyle bir insanın Müslüman olması, bir zamanlar imkânsız görülüyordu. Nasıl olabilir? İşte eli yüzü sakallı, bıyıklı kızlar olur, içi kaymıştır, hayatı kaymıştır, böyle raşitik. Hayır, Allah’ın yarattığına kusur bulunmaz da kendi bakımsızlığını vurgulamak için diyorum. Çünkü ne güneşe çıkıyor, ne vitamin alıyor, ne kalsiyum, ne şu, hiçbir şey. Hiçbir şeye dikkat etmiyor, Allah da tabii çökertiyor. Onu vurgulamak için söylüyorum. Aklında da sorun oluyor bir kısmının. Mesela kindar, nefret dolu böyle eli yüzü buruşmuş. Bütün vücudu sivilce içerisinde, her yeri iltihaplı. Bir yerinde mantar var, bir yerinde bakteriler toplanmış, bilmem ne. Binbir türlü hastalığın deposu olmuş vücudu. Konuştuğunda zaten delitiyniyetli,bir konuşur kafir gibi konuşur, bir konuşur Müslüman gibi konuşur ama çoğu zaman küfür ağızlarındaki üslup. Başörtüsü var tamam ama konuşturduğunda dinsiz gibi, hep isyan. Hep Allah’a isyana yönelik üslupları. İspat et derseniz, yüzlerce örnek veririm, bir tane iki tane değil. Benim bu canlarım, bu mantığı kırdılar. Zenginlikse zenginlik, güzellikse güzellik, imkânsa imkân. Her şey var. İsteselerdi küfür içine de düşebilirlerdi, dalalet içine de düşebilirlerdi. Ama Allah’ı seçtiler, Hakk’ı seçtiler. Hizbullah’ı seçtiler, Allah hizbini seçtiler, inşaAllah. Ve akranları da onları gördü mü imreniyorlar.
Mesela Twitter’da, orada burada genç kızlar var. Milyonlarca genç kız, hayranlıkla ama akıl almaz bir hayranlıkla seyrediyor. Kadınlar da öyle, hayranlıkla seyrediyor. Kızıyor ama o lafın gelişi. Kızanlar da var ama kızanlarda da derin bir hayranlık var. Bana kızanlarda da öyle. Kızıyor ama “ah keşke onun yerinde olsam” diyor. Ama milyonlarca insan var böyle imrenen. Her şeyime imreniyor, her şeyime. Ama sorduğunda barut. “Vay kafir, dalalete düşmüş” falan. Madem öyle, niye gece gündüz videolarımı izliyorsun? Niye gece gündüz nefesini keserek konuşmalarımı dinliyorsun? Git, eğlence programları var onları seyretsene. Ama gelip beni seyrediyorsun ve hipnotize oluyorsun, ayrılamıyorsun değil mi? İradesini kullanıyor, yapmayayım, seyretmeyeyim, görmeyeyim, bakmayayım diyor. Bu eyleme girmeyeyim ben diyor ama gücü yetmiyor. Dönüp dolaşıp yine ekranlarda bizi görmek istiyor. Acaba ne konuşuyor gibisinden. Çünkü Allah bir kısmına aptallığı vermiş. Aptal oldukları için, insanlar bunlardan kaçıyor. Sevgisizliği vermiş. Zaten kimseyi sevemiyorlar. Nefreti vermiş. Nefret olduğu için, başkası da onlardan nefret ediyor. Allah tiplerini kaydırıyor, oradan da gitmiş oluyorlar. Allah güçlerini kudretlerini yok ediyor. İçlerini bağlamış Allah. Yani gönül kuyuları kurumuş böyle artık.
Bizim vesilemizle, ilk defa sosyeteye geniş çaplı olarak ilk defa İslam girdi, din girdi. Nokta Dergisi, diğer dergiler bunu defalarca kapak konusu yaptılar, defalarca. “Sosyetede din” diye, “sosyetede İslam” diye, defalarca. Bunun tek müsebbibi biziz, sebebi biziz ve şu hiç ender hiç olan kardeşiniz naçizane, Allah vesile etti. Gölge varlık olan şu, Allah Katında yokluk olan, kendini var zanneden yokluk olan kardeşiniz.
Hz. Mehdi (a.s) olmak ne demektir? İnsanların hidayetine vesile olmak. İslam’a, Kuran’a insanı yaklaştırmak. İslam’la alay ettirmek değil. Hz. Mehdi (a.s) muhalifliği, Hz. Mehdi (a.s) karşıtlığı da, Hz. Mehdi (a.s)’a yine hizmettir. “Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek” dedikçe, Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceği anlaşıldı. Sonra da bütün Türkiye, Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini anladı. Mehdiyet çığ gibi gelişiyor bu arada.
“İran’dan ajan hemşireler geliyormuş.” Büyük bir tehlike. Çok önemli bir haber. Aman dikkatli olalım. Kardeşim, bu nasıl bir vicdan, bu nasıl bir akıl? Yurtdışından, Ermenistan’dan on binlerce kadın geliyor buraya, çalışmaya. Ajan olarak mı geliyorlar? Rusya’dan on binlerce kadın geliyor. Ajan olarak mı geliyorlar? İran’daki Müslüman hanımlar mı bir tek ajanlık yapacak, ızdırap verecek? En kötüsü onlar mı? Bu nasıl bir mantık? Nasıl bir vicdandır bu? Bir de iyi bir buluş yapmış gibi. Müslüman bir ülkeden hemşire gelmiş. İftihar ederiz, başımızın üstünde yeri var. Niye ajan olsunlar? “Bir deli bir taş atar, kırk akıllı çıkaramaz” derler. Şimdi bu çok acayip bir laf. Çok ayıp. Bunu, iyi bir buluş yapmış gibi anlatıyorlar. İran bizim canımız, kardeşlerimiz. Müslüman bir ülke. Arabistan’dan bir insan gelirse, İran’dan bir Müslüman gelirse, ajan olarak mı geliyor? Bizim Türk kardeşlerimiz Almanya’ya gidiyor. Ajan olarak mı gidiyorlar? 3 milyon Türk var. Ajan olarak mı gittiler? Amerika’da yine milyonlarca Türk var. Ajan olarak mı gidiyorlar? Buraya milyonlarca turist geliyor. Ajan olarak mı geliyorlar? Çok ayıp. İran’ı özellikle hedef seçerek böyle bir üslup, hiç yakışmadı. Kim söylediyse özür dilesin. Bu münasebetsizliğinden dolayı Allah’a sığınsın, çok yakışıksız bir söz. Bir insan kuşkucuysa, şüpheciyse; o, onun hastalığıdır, derdidir. Oturup bunu fahiş edip, herkese bunu mal etmeye kalkmak çok ayıptır. Benim canım da yabancı. Yurtdışından geldi. Ajan olarak mı geldi buraya? Ne kadar ayıp söz. Ne kadar töhmet altında bırakacak bir şey. Bütün İranlılar ajan o zaman. Türk İslam Birliği’ni isteyen bir insan, İttihad-ı İslam’ı isteyen bir insan, bu Amerikan yalanına inanır mı? Kim bilir hangi samimiyetsiz adam bu lafı attı. Amerikan yalanı derken, Amerikalıları tenzih ederim, ben Amerikalıları çok seviyorum. Amerikalıların içindeki bazı dangalaklar bu iddiaları ortaya atıyorlar. Bazıları buna inanıp böyle bir bağlantı kuruyorlar. Yoksa Amerikalılar hoş sohbet, şakacı, neşeli, insan sevgisiyle doludurlar. Bayağı güzel bir ülke Amerika. Ben seviyorum Amerikalıları. Bu lafı kim söylediyse, çok ayıp yapmış. Düzeltsin bu sözünü. Öyle diyelim, inşaAllah. Genç kız ajanlığı ne bilir? İranlı her genç kız, buraya ajan olmuş oluyor. İftihar et. Ne güzel Müslüman genç kızlar gelsin buraya çalışsınlar değil mi? Nur gibi. Başımızın üstünde yerleri var. Ben İranlı kardeşlerimizden, o münasebetsizlerin adına özür diliyorum. Sakın böyle şeyleri kaile almasınlar. Bunlar fitne çıkartıyorlar, ayıp yapıyorlar. Bunları kaile almazlarsa çok güzel olur, inşaAllah.
Amerika/Teksas’tan altı tane hanım kardeşimiz, selamlarını iletmişler. Biz de hepsine tek tek sevgilerimizi, hürmetlerimizi iletiyoruz. Allah hepsini muvaffak etsin. Hepsine iyilik, güzellik, hayırlar, bereketler, sağlık, sıhhat, afiyet, nur versin, inşaAllah. İyilikler hep üzerlerine olsun bütün Müslüman kardeşlerimizin.
Sağlık Bakanımız da sakın bunlara itibar edip, İranlı kardeşlerimizi küstürecek bir şey yapmasınlar.
El Aziz Gazetesi öyle sevimli bir gazete ki.
Saadet Partisi içerisinden iddia edilen Ergenekon terör örgütünün yalakası olan tiplerin gitmesi gerekir. Orada kardeşlerimiz çok uyanık olsunlar. Çünkü iddia edilen Ergenekon terör örgütü, Türkiye’yi komünist yapmaya karar vermiş, PKK’yı kurmuş, diğer illegal komünist örgütlenmeleri kurmuş, 3 milyon Müslüman’ı şehit etmeyi isteyen, Türkiye’yi yirmi ikiye bölmek isteyen psikopat bir yapılanmadır. Manyaklığının ucu bucağı yoktur. Garip, sapık inançları vardır. Şambala falan ipsiz sapsız inançları var. Sakın, bu tipleri parti içerisinde tutmasın kardeşlerimiz. Tavsiyem, şahıs olarak söylüyorum.
Aferin “Fatih Erbakan Karabük’te kongre karşılama videosunu gönderiyorum” diyor. Var mı?
DİDEM HANIM: Var Hocam.
ADNAN OKTAR: Göster. Fatih’le ilgili bana her seferinde video olarak göndersinler. Fotoğraf olarak göndermesinler. Göndersinler ama video çok önemlidir. Göreyim.
Bakın onun usulü şudur: bir kişi “Mücahit” diye bağıracak, bir ağızdan “Erbakan” diyecekler. Birisi yine “Mücahit” diyecek, tek kişi bağıracak, toptan “Erbakan” diyecekler. Yine birisi “Mücahit” diyecek ama tabii gür sesli birisi olması lazım. Uzatacak, güçlüce söyleyecek. Yine “Erbakan” diyecek sonra “Mücahit Erbakan, Mücahit Erbakan” diye devam ettirecekler. Usulü, adabı budur yani. Söyleyeyim ben de yine siz bilirsiniz tabii ki. Ben Saadet’li değilim ama naçizane tecrübelerimden bildiğim budur. Usul budur.
Başbuğ’da şahane oluyordu Allah Allah, Allah Allah yıkılıyordu ortalık, maşaAllah. Kaç defa gitmişimdir MHP kongresine ve ülkücü gençlerin yaptığı toplantılara. Bir kişi “Başbuğ” diye bağırıyor ama acayip yüksek sesle bağırıyordu. Bütün salon aynı anda “Türkeş” diyor ama ben şaşıyorum camlar nasıl kırılmadı. Acayip güzel oluyor, çok şahane. Hayal meyal aklımda kaldı o zamanlar. Oraya gittiğimde böyle güzel bir marş söylüyorlardı. Bir de Ankara’da Selim Sırrı Tarcan Salonu’nda kapıdaydık, Ülkücü gençler toplu olarak geliyorlardı elli kişilik, otuz kişilik falan. Çok güzel, canlı yıllardı o yıllar maşaAllah, çok coşkuluydu. İnşaAllah, aynı coşku daha da şiddetli olarak, yeniden MHP’de hakim olur. MHP koçyiğit partisidir, maşaAllah. Çok önemlidir MHP’nin konumu. Çimentodur, çimento partilerdendir, maşaAllah.
Fatih’e aman sahip çıksınlar. Fatih’i ben, en kısa sürede Saadet’in başında göreyim, bir vatandaş olarak istirham ediyorum, olabilecek en kısa sürede. İddia edilen Ergenekon terör örgütü artıklarını, pisliklerini de partiden bir an önce Allah temizler, inşaAllah. Hayret. Gözümüzün içine baka baka iddia edilen Ergenekon terör örgütünün propagandasını yapıyor. Çok iyi, dikkatli takip etmek lazım.
“Hocam sizi çok çok ama çok seviyorum. Oradaki kardeşlerimize de gıpta ve sevgiyle bakıyor, ‘Allah ne güzel yaratmış’ diyoruz. Vesilenizle İslam’ın gerçeği sevinç, neşe, mutluluk olarak parlıyor. Eskiden ‘en mutsuz olan, en iyi Müslüman’dır’ inancı hakimdi, bunu yıktınız.” Çok güzel bak aferin, ne güzel söylemiş; “Eskiden ‘en mutsuz olan, en iyi Müslüman’dır’ inancı hakimdi, bunu yıktınız. Müslüman olan bilimden, ilimden anlamaz. Sadece anlamadığı dilden Kuran okur ve dünyadaki gelişmelere kapalıdır.” Kuran’ı Arapça okuyor, hakikaten manasını bilmiyor. “Ve dünyadaki gelişmelere kapalıdır imajını yıktınız. İslam’ın yıldızı parlıyor. İslam’ın sedası en yüksek seda oluyor. Vesilenizle, maşaAllah. Allah razı olsun. Selam ve en derin sevgilerimle.” Gülcan Hanım yazmış. Bu kardeşimizi de tanımıyoruz, Allah razı olsun. İnşaAllah tanırız.
“Hocam hürmetle ellerinizden öpüyorum. Hocam sizi seviyoruz, yanınızdaki hocalarımızı da çok seviyoruz ama bulunduğumuz ilçede bazı radikal geçinen Müslümanlar var. Bizi çok incitiyorlar. Ama inşaAllah, canı gönülden ben, ablam ve ablamın çocukları ve benim çocuklarım inşaAllah sonuna kadar İttihad-ı İslam’ı savunarak ve ölünceye kadar size destek vermekten asla geri durmayacağız. Ablam sizden, kendisi ve çocukları için dua bekliyor. Ben de sizden dua bekliyorum.”
“Hocam ben Güneydoğu’da görev yapıyorum. İsmail Ağa Cemaati lideri hakkında görüşlerinizi sormak istiyorum. Şu an ekran başında sizi izliyorum. Cevap verirseniz seviniriz. Saygılarla.” Volkan Genç. İsmail Ağa Cemaati’nin manevi lideri Şeyh Mahmut Hocamız’dır. Evliyadır, büyük âlimdir, nurdur, eli yüzü nurdur, kendi nurdur. Dünyanın en dürüst, en güzel ahlaklı insanlarından bir tanesidir. Beş tane kaldıysa, biri odur. Biri Şeyh Nazım Hocamız’dır, biri odur. Değerli alim, gerçek şeyh kalmadı. İşte gerçek şeyhlerden birisi odur. Şeyh Nazım Hocamız bir, Mahmut Hoca iki. Güvenilir, dürüst, efendi bir insandır. Allah’tan korkar. Hasta olduğu halde yine İslam’ı, Kuran’ı savunmaya var gücüyle gayret eden mübarek bir âlimdir. Manevi mürşidimdir de. Kaç defa Hocamız’ın elini öptüm, kaç defa duasını aldım. Çok değerli bir insandır, güvenebilirsiniz.
Mesela Cübbeli’nin yerine bir seyyid gelmiş, seyit efendi. O da tertemiz bir insana benziyor. Orada ne değerli alimler var. Mesela Mehmet Talu Hocam, çok büyük âlimdir ama öyle anlatılacağım gibi değil. Müceddit ve müctehiddir. Yani rahatça mezhep imamı olabilecek derecede güçlü ilmi vardır. Mutlak müctehiddir, müceddidtir. Çoktur öyle alimler. Çok değerli insanlar vardır. Şimdi bir ara verelim, yine devam ederiz.
Nasıl oldu yarış, Mehdiyet yarışı? Kim, hangi Mehdi önde?Bak az bir farkla Mehdiyet’i kaybetmişim ama fark etmez. Bir süre sonra, inşaAllah değişebilir. Şimdi önemli bir olay ortaya çıktı. Allah güzel bir netice meydana getirdi. Demek ki Yaşar Nuri Öztürk Hocamız’ı seven on binlerce kişi, Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyormuş. Mehdi ilan ettiklerine göre, Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyorlar. Hani Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecekti? Demek ki doğruymuş. Cübbeli’nin on binlerce taraftarı, hani Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecekti? Bakın onlar da Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyormuş. Şu an Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmiş olduğunu kabul eden on binlerce Cübbeli taraftarı var. İster Cübbeli için desinler, ister başka bir kişi için desinler fark etmez ama kabul ettikleri şey ne? Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişi, Hz. Mehdi (a.s) geldi diyorlar. Ama bizim Mehdimiz şu, fakat geldi diyorlar. Demek ki yüzlerce sene sonra değilmiş. Ne zamanmış? Şu anmış. Benim sözümü topluca herkes tasdik etti mi? Bu ankete katılan herkes, benim sözümün doğru olduğunu kabul ediyor mu? Ediyor. Dediğimiz oldu o zaman. Benim dediğim oldu. Kimin Hz. Mehdi (a.s) olduğuna gelince, o Allah Katında, onu göreceksiniz. O anketle anlaşılmaz. Allah’ın anketiyle anlaşılır, Allah’ın göstermesiyle anlaşılır. İnsan anketine gerek yok. İnsan anketiyle olmaz Hz. Mehdi (a.s). Peygamberimiz (s.a.v.), insan anketiyle anlayacaksınız demiyor. “Alametlerinden anlayacaksınız” diyor. “İmanın nuruyla anlayacaksınız” diyor. “İmanın nuruyla ve benim söylediğim alametlerden anlayacaksınız” diyor. Öyle olsa “anket yapılacak, anketten anlarsınız” derdi. Anket, Mehdilik için hiçbir şekilde delil değildir. Ama anketin faydası şudur: Herkes, Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmiş olduğuna ittifak etmiş, bunu gördük. Hz. Mehdi (a.s) elan ayakta ve sağ şu anda. Herkes ittifak halinde miymiş? İttifak halindeymiş. Bu konuda da anlaştık. Anket geçerli mi? Anket geçerli demiyor Peygamberimiz (s.a.v.), alametler geçerli diyor, icraat geçerli diyor. O zaman konu bitmiştir. Anket sonucu geçerli değil. Anket sonucunda bizim için geçerli olan güzel bir nokta var: Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiği. Herkes ittifakla buna katılmış. Tamamdır bu konu. MaşaAllah.
Ahir Zaman Mehdisi’nin Alametleri. Mesela herhangi bir sayfa. 30-31-32. sayfa:
Dani, Hakem b. Uyeyne’den tahric etti, O dedi ki: Ben Muhammed b. Ali’ye dedim ki, “İşittiğimize göre sizden bir adam çıkacak, bu ümmet arasında adalet yapacak”O dedi ki: “Biz de insanların umduğunu ummaktayız ve ümid ediyoruz ki, dünyadan bir gün bile kalsa,Allah Teala o günü uzatır, ta ki bu ümmetin umduğu olsun.”Yani Hz. Mehdi (a.s) çıksın. Ancak ondan önce fitneler görülecektir. Bu fitnelerin içinde en şerlisi bir kişinin mümin olarak akşama ermesi ama sabah olarak kalkması” yani ne? İman zafiyeti. En büyük sorun ne olacakmış ahir zamanda? İman zafiyeti. İnsanların imanları çok zayıf olacak. O zaman Mehdiyet en çok neye önem veriyor? İman hakikatlerine, imanı güçlendirmeye. Bakın hastalığı söylemiş Peygamberimiz (s.a.v.). En büyük fitne bu olacak. Onun için en çok yapılacak şey nedir? İman hakikatleri.
Dani, Seleme b. Züfer’den tahric etti. Dedi ki: “Bir gün Huzeyfe’nin yanında Hz. Mehdi (a.s)’ın çıktığı söylendi.” Bakın sahabe zamanı dikkat buyurun, dikkat edin. Sahabe döneminde söyleniyor bu, dikkat edin. Bunu nakleden de sahabe. O kadar Hz. Mehdi (a.s) sevgisi var. O dedi ki: “Siz eğer aranızda Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ashabı olduğu halde o çıkarsa, felah buldunuz.”Sahabeler varken Hz. Mehdi (a.s) çıkarsa, felah buldunuz. “Muhakkak ki o insanların karşılaştıkları şerler sebebiyle gayibin (Hz. Mehdi (a.s)’ın) “kendilerine insanların en sevgilisi olmadıkça çıkmayacaktır.” ‘Öyle sevilecek, öyle sevilecek ki diyor hat safhaya vuracak. Önce bir nefretten başlıyor. Seviliyor, seviliyor, seviliyor öyle bir yükselecek ki, en şiddetli sevgi olacak, işte o zaman çıkacak’ diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerinden biri budur; çok şiddetli sevilmesi.
Naim bin Hammad, Ebu Hureyre’den tahric etti, dedi ki:” Bakın ahir zamanın özelliği yine. “Açıkça Allah-u Teala inkar edilmedikçe, Hz. Mehdi (a.s)’a biat edilmez.”Neymiş ahir zaman hastalığı? İman zafiyeti, yani Allah’ı inkar. En büyük hastalık bu olacak. Allah’ı inkar hastalığı varken, fıkıh anlatılır mı? O kadar aptalca bir şey olur ki. Allah’a iman etmiyor, adama namazı tarif ediyorsun. Nasıl abdest alınır? Allah’a inanmıyor adam, Allah’a inanmıyor. O zaman en büyük mesele ne? İman hakikatleri. Hz. Mehdi (a.s)’ın yapacağı görev nedir, fıkıh mı? Değil. İman hakikatlerine ağırlık veriyor. Allah’ın varlığı ve birliği.
“Mısır’da, Emevi soyunda Arap olan, burnu çökük birisi çıkar.” Burnu hem basık, hem de burnunun ortasında delik olan birisi. “Mağlup olur.”Adam çıktı, firavun. Baktık burnu basık, bir de burnunun ortasında da kocaman bir delik var “ve mülkünü de zayi eder” diyor. Mülkünü de zayi etti, malını mülkünü de aldılar değil mi? Kafesin içine koydular kaya porsuğu gibi. Ne zaman oldu? Hz. Mehdi (a.s) döneminde oldu.
“Hz. Mehdi (a.s) ilk talebelerini Türk’e gönderir.” Nerede çıkıyormuş? Türkiye’de. Türkiye’de bakın, açık. İlk talebeleri Türkiye’den.
Bana yine yazılar gelmiş.
“Hocam, dediğiniz gibi bazı konularda fikir ayrılığına düşmemize rağmen, neden biz sizden gözümüzü alamıyoruz Hocam?” diyor. Ben muhalifim ama ayrılamıyorum diyor.“Hocam, ne var sizde? Onu bir deyin bana. Yok gerçekten arkadaşlar bana diyor mesela ‘Bırak ya bu düşünceleri ters.’ Ben her gün izliyorum. ‘O zaman niye izliyorsun? Bunu açıkla o zaman’ diyor. Hocam, ne var sizde ben anlayamadım gitti. Ben seviyorum sizi ama yine de bazen diyorum ki: ‘Yok o öyle değildir. Kuran’da farklı diyorum ama yine izliyorum. Bir şey var gerçekten. Geçen gün arkadaşıma bahsettim, bana önce dedi ki: ‘Bırak ya söyle diğer arkadaşlarına da, onlar da bıraksınlar’ dedi ama Hocam, ne arkadaşlarım bırakabiliyor, ne de ben bırakabiliyorum. Gülsem mi, ağlasam mı? Şaşırdım” diyor. MaşaAllah. Kardeşim, olağanüstü irade kullansa, yine bırakamaz. Olacak iş değil yani inşaAllah.
“Muş ilinde memur olarak çalışıyorum. Ailece sizi büyük bir ilgiyle seyrediyoruz. Acaba il bazında konferans verme gibi bir düşünceniz var mı? Sizinle tanışmak ve bölgede daha iyi tanıtılmanızı istiyorum” diyor Fikret kardeşimiz. Delikanlı yatağıdır Muş, maşaAllah.
“Önemsiz bir şahıs dediniz ama biz tanıdık Hocam. Hocam, hakikaten sinsi bir adam ama Ergenekon ayağını ilk defa duyduk ve şaşırmadık.” Alenen iddia edilen Ergenekon terör örgütünün mikrofonu olmuş adam.
“Dünyada gördüğüm en güzel, en tatlı, en akıllı, en yakışıklı, bütün en’lerin toplandığı çok sevgili Hocam” diyor Sibel Hanım. Çankaya Marşı diye bir marş varmış. Aç bakayım.
“Hocam sizi araştırıyordum da siz hapse girmişsiniz. Neden böyle bir şey oldu? Şimdi burada yazıyor da sizden duyayım dedim” diyor. Oluyor böyle delikanlılıklar işte. Delikanlı adamın bir ayağı damda demiş, bir ayağı evinde, inşaAllah.
Müzik: Çankaya Marşı.
ADNAN OKTAR: Koro halinde söylenecek ve sonunda çok gür bir sesle; “Başbuğ” diye bağırılacak, toptan “Türkeş” denecek. Çok şahane yıllardı. O devrin dinamizmi, canlılığı çok çok çok şahaneydi. Belki bir hikmete binaen şu an, belki oluyordur da biz görmüyoruzdur ama çok güzeldi.
Metin Kambur.“Hocam hiç reklam almadan bu kanal nasıl yayına devam ediyor?” diyor. Allah götürtüyor, maşaAllah.
“Liderimizi bulduk inşaAllah, elhamdülillah. Bence ‘Dönemin Lideri’ kelimesi, biz Müslümanların durumu gereği, Hocamız için kullanabileceğimiz en uygun kelime olup, inşaAllah ben böyle belirtmek istedim. Hz. İsa (a.s)’ı da, Allah görmeyi, varmayı, onun yanına varmayı nasip eder, inşaAllah. Sizi de gördük varmak isteriz, inşaAllah. Gönlümüzün lideri olan Adnan Hocamız, elimizden ne gelir bilmek de isteriz, inşaAllah” demiş, Ersel Dağ. “Liderimizi bulduk.” Ağabeyiniz olabilirim. İnsan tabii sevdiğini bir lider olarak, bir ağabey olarak görebilir, inşaAllah ama Mehdilik iddiamız yok.
Vural Çiftçi; “Hocam, hiç muhalif bir yazı okumuyorsunuz” diyor. Ben asıl muhalif yazı arıyorum. Zaten benim hoşuma giden odur. Ben öyle bir vaka bulduğumda hoşafa çevirmek çok hoşuma gidiyor ama yani nadir rastlıyoruz. Cayır cayır onu arıyorum sabahtan beri. Muhalif yazı arıyoruz.
“Arslan Hocam ikisini öğrendim inşaAllah da, beş şeyhten diğer üç şeyh kimdir? Merak ettik” diyor Ethem kardeş, Ethem Uysal. Bir tane daha mı söyleyeyim? Ama daha fazla söylemeyeceğim. Şeyh Ahmet Yasin Hocam’dır. Etti mi üç? İkisini de sen bul, inşaAllah.
Azerbaycan’dan Konul; “Hocam sizinle görüşmeyi, nurlu ellerinizden öpmeyi çok istiyorum, inşaAllah. Her gün güzel yüzünüzle, gönlümüzü nurlandırıyorsunuz. Gün geçtikçe size sevgim artıyor, maşaAllah. Başımın tacı Hocam” diyor. Ben de görüşmek istiyorum ama canım benim şimdi Azerbaycan’dan uçağa biniyorsunuz dünyanın masrafı, döneceksiniz dünyanın masrafı, burada otelde kalıyorsunuz dünyanın masrafı. Zaten az bir imkanınız var, paranız var, onu da yola harcıyorsunuz. Çok pahalıya mal oluyor. Onu yapacağınıza televizyonda görüşüyoruz. Gösterin resminizi, ben sizin resminizi göreyim televizyonda görüşmüş olalım. Öyle yapalım. Video olarak gönderin, ben yayınlayayım. Ben sizi videodan göreyim, siz beni videodan görün. O yol paranıza kitap alın, dağıtın. O çok etkili olur. O yol parasına en az 300-500 kitap alırsınız. Hatta 1.000-1.500 kitap alırsınız. 1.500 kişinin imanını kurtarırsınız. Yazık değil mi? O yüzden bu şekilde konuşuyorum.
DİDEM HANIM: Hocam, kardeşlerimizin gündüz yayınında, Hollanda’dan gönüllü kardeşlerimiz bağlandılar, faaliyetlerini anlattılar. Hollanda’da vakıf kurmuşlar, onu anlattılar. Vakıf faaliyetleri hakkında bilgi verdiler.
ADNAN OKTAR: Öyle yapın işte. Gönderin yayınlayacağım. Kısa kısa ama mesela 30 saniye falan gönderin, peş peşe yayınlayayım, inşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam, Yeni Şafak yazarı Salih Tuna’nın bir yazısı vardı, İttihad-ı İslam’la ilgili okuyabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
DAMLA HANIM: Salih Tuna mezhep çatışması yaratmak ve İslam alemini bölmek isteyenlere yönelik bir eleştiri yazısı yazdı; “Ahirette, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sancağı altında Müslüman ümmeti olarak toplandığımızda bu düşmanlığın hesabını veremeyeceğimizi “söyleyerek, “batının bu oyununa gelmemek gerektiğini” söylemiş. Ayrıca “bu yazısını sadece İttihad-ı İslam’ın oluşması gayesiyle yazdığını” açıklamış.
ADNAN OKTAR: Helal. Bakın hiç söylenmeyen sözler söylenmeye başladı. Koçyiğitler her yeri sardı. Bak aslan kükremeleri her yerden geliyor. İnşaAllah şimdi Kızılcahamam’da yıkacaklar ortalığı, İttihad-ı İslam’ın aslanları. Orada Kızılcahamam’da Mehdiyet anlatılacak, Hz. Mehdi (a.s) anlatılacak. Dört koldan hepsi profesör. Doçentler, profesörler, Türkiye’nin en ileri gelen alimleri cayır cayır Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatacaklar. İsteyerek mi, istemeyerek mi? Hem isteyerek, hem istemeyerek ama anlatacaklar. Hz. Mehdi (a.s)’a, bütün dünya hizmet etmeye mecburdur. Şimdi anket yaptılar, Hz. Mehdi (a.s)’a hizmet ediyorlar. Adamlar cayır cayır evinden yazı gönderiyor Hz. Mehdi (a.s) geldi diye. Hepsi ittifakla“Hz. Mehdi (a.s) geldi” diyor. Bana göre şu, bana göre şu hiç fark etmez. Senin Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini kabul etmen çok önemli. Ha şu olsun, ha bu olsun fark etmez.
“Aslanlar aslanı, canımın ta içi Hocam. Her haliniz çok güzel ve çok seviliyorsunuz, maşaAllah” diyor, Arya Yıldız.
“Hocam eskiden inşaAllah, maşaAllah ile hâşâ alay ederlerdi ama şimdi inşaAllah, maşaAllah’ın gerçek anlamı anlaşıldı, herkesin dilinde artık; inşaAllah- maşaAllah” diyor. Hakikaten eskiden insanlar “İnşaAllah’la-maşaAllah’la bu iş olmaz” derlerdi. Alay ederlerdi hâşâ, değil mi? Hatta daha da çirkin sözler söylerlerdi. İnşaAllah-maşaAllah ilk defa anlamını, tam anlamıyla insanlara hissettirdi, maşaAllah.
Allah Allah, Allah Allah tam bırakayım diyorum kardeşlerimizi, fakat bırakılacak gibi değil, maşaAllah.
“Peygamber Efendimiz (s.a.v.) güzel bayanlarla sohbet etti mi?” Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’i tanımıyorsunuz. Ben dedemi iyi tanırım, siz bana dedemi mi öğretiyorsunuz? Bak şimdi öğreteyim size. Peygamberimiz (s.a.v.) yolda gidiyor, görüyor hanımları, gönlü düşüyor. Acayip bir muhabbet, sevgi duyuyor, hemen evlenmek istiyor. Daha önce de böyle “aldım gitti” diyor. Çok fazla evlenmiştir Peygamberimiz (s.a.v.). Cenab-ı Allah diyor ki: “Güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de” diyor bakmadan, görmeden, hoşuna gitmeden bu ayet iner mi? Demek ki, Peygamberimiz (s.a.v.) bakıyordu, güzellikleri hoşuna gidiyordu. Helal olsun benim dedeme. Benim on tane kızım olsa, onunu da Peygamberimiz (s.a.v.)’e verirdim. Helal olsun. Akrabası olsaydım, bütün kızlarımı ona verirdim, Peygamberimiz (s.a.v.)’e verirdim. Peygamberimiz (s.a.v.)’de müthiş bir kadın sevgisi vardı. “Üç şey bana sevdirildi” diyor: “Gözümün nuru namaz, güzel koku ve saliha kadın. Üç şeyini sevdim dünyanın” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de kadınlarla olan muhabbetiyle ünlüdür, bilinir ve ehl-i kudrettir dedem.
Açık kardeşlerimizden, yobazların yani hemen hemen tamamı akıl almaz nefret eder. Müthiş kinlidirler, yalan söylemeyin. Mesela sakal tıraşı oluyor kardeşimiz, normal bıyıklı, ben kaç defa camide görmüşümdür. Çok fazla görmüşümdür cemaat olmuşlar, namaz kılıyorlar. Adam bakıyor sakal yok,“aman bu fasık diyor. Hemen gidip başka yerde namaz kılıyorlar. İmama bakıyorlar, sakalı olmayan imam. Açıkça fetvaları var kardeşim, yazılı bunlar, bana edebiyat yapmayın. “Sakalı olmayan kişinin arkasında kılınan namaz geçersizdir” diyor adam. Kafirin arkasında namaz kılmış gibi görüyor adam, “fasık” diyor. Onun kıldığı namaz, namaz değilmiş. Yani çok acayip bakış açıları. Tahmin, tahayyül ettiğiniz gibi değil. Bu konuları açmaya kalkarsanız bunun ucu bucağı yok. Ben çok iyi bilirim.
“Aslanlar aslanı, canımın ta içi Hocam. Sizi çok seviyoruz” diyor.
Bir kardeşimiz yazmış. “İslamcıyız” diye yazıyor. “Ben açık kardeşlerimi de seviyorum. Benim teyzelerim, akrabalarım da açık. Neden nefret edeyim? Ben kimseden nefret etmiyorum, hiç kimseden. Herkesi seviyorum. Sizi de çok seviyorum.” Sen niye alındın? Ben sana demiyorum ki, ben yobazlara diyorum. Sen tamam sağlamsın, bir şey yok sende.
“Arif Aslan;‘Hz. İsa (a.s) benim kanaatime göre henüz gelmemiştir’ dedi.” Çok gizli olduğu için gelmemiştir demiştir. Ama Hz. Mehdi (a.s) gelmemiştir demiyor Arif Aslan Hocamız. “Hz. Mehdi (a.s) geldi” diyor, “elan hayatta” diyor. “Hz. İsa (a.s) konusunda bir şey diyemem” diyor. Çünkü alamet görmediği için. Geçenlerde Bediüzzaman’ın gizli bir mektubu var yayınlanmamış, o mektubunu okuyacaktım ama yarın okuyayım. Orada; “Hz. Mehdi (a.s) siyaseti, Hz. İsa (a.s)’a bırakacak” diyor dünya siyasetini. “Kendi iman hakikatlerini anlatacak” diyor. Dünya siyasetiyle ilgilendiği için fark edilemiyor Hz. İsa Mesih (a.s). Zaten sonuna kadar da fark edilemez. O, Hz. Mehdi (a.s) gibi değildir. Çok gizli olacak Hz. İsa Mesih (a.s).
Bakın çok sevimli Zülfikar Adnani diye bir kardeşimiz; “Adnan Hocam iki tane şeyh kaldı geriye. Onlardan biri de Altuğ Berker, bir de Şeyh Serdar Dayanık.” diyor. Olacağı bu yani.
“Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini sizden başka savunan var mı?” diyor. Biz ne anlatıyoruz aylardan beri. Bediüzzaman Said Nursi, son 1000 yılın en büyük müceddidi; “Hz. Mehdi (a.s), 1400’de gelecek. Benden 100 yıl sonra” diyor. 1912 yılında diyor ki: “Benden 100 yıl sonra gelecek.” Beş kere söylüyor ayrı ayrı. Mahmut Hocam diyor ki: “Hz. Mehdi (a.s) geldi, elan hayatta” diyor. Mehmet Talu Hocam: “Hz. Mehdi (a.s) şu anda hayatta” diyor. Bizzat kendisi geçenlerde de söylemişti. “Halen de ona inanıyorum, Hz. Mehdi (a.s) hayatta” diyor. Şeyh Nazım Hocam; “Hz. Mehdi (a.s) geldi, hayatta” diyor. Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri; “Hz. Mehdi (a.s) hayatta” diyor ve şeyhimizin bütün talebeleri, vekilleri ve diğer şeyhleri de aynı kanaatte. Mahmut Sami Ramazanoğlu Hocamız: “Hz. Mehdi (a.s) geldi” diyor. Muhammed Raşit Erol Hazretleri 1980 yılında ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s) şu an hayatta” diyor 1980 yılında ve “görev Hz. Mehdi (a.s)’da, tarikatlar kalkmıştır” diyor. Kim diyor bunu? Muhammed Raşit Erol Hazretleri diyor. Büyük kutup, büyük müceddid; “Şu an hayatta” diyor. Sayayım mı daha? Bak okuyorum. “Hz. Mehdi (a.s) hadisleri hakkında gayri münteşir bir mektup” Ne demek gayri münteşir? İntişar etmemiş, gizli mektup. “Hz. Mehdi (a.s) manasında bir siyaset dahi bulunuyor diye eskiden beri fikirlerde yerleşmiş, Risale-i Nur bu meseleyi halletmiştir. Ahir zamanda büyük Mehdi’den evvel çok mehdiler gelmiş geçmiş, Risale-i Nur ispat etmiş” diyor. Diyor ki Bediüzzaman: “Gerçi hakikat noktasında, ahir zamanda gelecek büyük Mehdi” ahir zamanda gelecek olan ne zaman? Sayıyor Bediüzzaman, vakit olarak ne zamanı veriyor? 2012. Çünkü “benden 100 yıl sonra” diyor. Ne zaman söylüyor bunu? 1912’de. 100 yıl daha; 2012. Zaten “1400’de çıkacak” diyor. Net söylüyor. “Büyük Mehdi, siyaseti tam dindar İsevilere bırakıp yalnız İslamiyet hakikatlerini ispata, izhara, icraya çalışır.” Ne yapıyormuş Hz. Mehdi (a.s)? Siyaseti tam dindar İsevilere-Hz. İsa (a.s)’ın talebelerine bırakıyor. Yalnız İslamiyet hakikatlerini ispata, bilimsel delillere, ispata, izhara, icraya ve uygulamaya çalışır. “Bu noktaya nazaran Risale-i Nur o zatı muhterem” diye devam ediyor. Sitemkar Saffet’e de cevabını vermiş olduk dolayısıyla, inşaAllah.
Gidelim kardeşim bence. Yarın devam ederiz, inşaAllah.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Sunumlar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...