ADNAN OKTAR: İngiltere ile bağlantı kuracağız öyle mi?
DAMLA HANIM: Evet Hocam. Julian Bond. Bilgi verebilirim inşaAllah.
Julian Bond Londra’da bulunan Hıristiyan Müslüman Forumu isimli bir organizasyonun ilk kurduğu 2006 senesinden itibaren direktörü kendisi. Bu kuruluşun çalışmaları şu şekilde, Müslümanlarla Hıristiyanlar arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesi, sağlamlaştırılması; Müslümanların ve Hıristiyanların birbirlerini tanıyacakları ve anlayacakları ortamlar oluşturulması. Julian Bond eğitimini teoloji üzerine tamamladı. İngiltere’de tüm ülkenin kilise kurumunun lideri ve aynı zamanda tüm dünyadaki ankligan topluluğunun lideri kabul edilen Baş Piskoposu’na bağlı olarak Hıristiyan Müslüman İlişkileri Bölümü’nde iki sene görev aldı. 2004 yılında yayınladığı raporla Baş Piskoposun ulusal bir Hıristiyan Müslüman forumu kurmasını teklif etti. Şuanda direktörü olduğu vakıf da bu raporundan 2 sene 2006da kuruldu. Julian Bond’la geçtiğimiz yıllardaki İngiltere konferansı sırasında arkadaşlarımız tanışmışlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Güzel, bağlantı kurulduğunda bana haber verecekler değil mi? Tamam, bağlanalım. Evet selamlar Sayın Bond. Nasılsınız?
JULİAN BOND: İyiyim teşekkür ederim siz nasılsınız Sayın Oktar?
ADNAN OKTAR: Ben de çok iyiyim. Buyurun sizi dinliyorum.
JULİAN BOND: Öncelikle İngiltere’de Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasındaki ilişkiler hakkındaki görüşleriniz nedir acaba?
ADNAN OKTAR: Müslümanlarla Hıristiyanlar arkadaşça, kardeşçe, dostça bir arada deccaliyete karşı, dinsizliğe karşı omuz omuza mücadele etmeleri gerekiyor. Bakın Bediüzzaman Said Nursi ne diyor: “Hatta hadis-i sahihte ahir zamanda İsevilerin hakiki dindarları, Ehli Kuran ile ittifak edip müşterek düşmanları olan zındıka karşı dayanacakları gibi şu zamanda dahi Ehli Hidayet ve Ehli Hakikat değil yalnız dindaşı, meslektaşı, kardeşi olanlarla samimi ittifak etmek, belki Hıristiyanların hakiki dindar ruhaniyeleriyle dahi medare ihtilaf noktaları muhakkaten, medari münakaşa etmeyerek müşterek düşmanları olan dinsizlere karşı ittifaka muhtaçtırlar.” diyor.
“Darwinist, materyalist, ateist ve deccaliyete karşı dostça kardeşçe mücadele etmeleri gerekiyor” diyor Bediüzzaman. Sahih hadislere göre yapıyor bu açıklamasını.
JULİAN BOND: Teşekkürler. İngiltere’de karşılaştığımız zorluklardan biri dindar olan insanlarla dindar olamayan insanlar arasında bir iletişim kurmak, bir diyalog kurmak… Çalışma arkadaşlarımdan bir tanesi imam. Geçen sene bu zamanlarda kendisiyle birlikte ateist felsefeciyle konuşmuştuk. Nasıl bu şekilde olumlu bir diyalog açabileceğimiz, karşılıklı saygıyı nasıl arttırabileceğimiz yönünde. Zorlu bir konuşma olmuştu, biraz tartışmıştık; ama yine de İngiltere’de bu şekilde bir diyalog oluşturmanın yollarını arıyoruz, buna kararlıyız. İngiltere’de birçok insan dindar değil, çok fazla camiye ya da kiliseye gitmiyorlar. Ama yine de dindar insanlar olarak herkese her kesime ulaşabilecek bir yol bulmamız bizim sorumluluğumuz bence.
ADNAN OKTAR: Doğru. Ahir zamandayız, Hz İsa (a.s)’ın biz yeryüzünde olduğuna inanıyoruz, geldiğine inanıyoruz, gizli faaliyet yaptığına inanıyoruz. Özellikle kilit noktadaki insanlara yönelik, talebeleriyle etkili bir mücadele verdiğine inanıyoruz. Ve on- on iki yıl içerisinde Hz İsa (a.s)’ ın kendisini artık açıkça göstereceğine inanıyoruz. Ve Hıristiyanlarla Müslümanların ittifak ederek dünyadan dinsizliği, ateizmi kaldıracağına inanıyoruz. “Hatta Musevi dindarlarla da ittifak ederek ayrı ayrıyken” diyor Beziüzzaman; “mağlup olan İsevilik ve Müslümanlık birleştiğinde, bir araya geldiklerinde deccaliyete karşı galip olacakları istidadındayken” diyor; “Cismi beşerisiyle semavatta bulunan Hz İsa (a.s)’ın semavin nüzulü kati olmakla beraber” diyor ve devam ediyor. Dolayısıyla biz şimdi Hz İsa (a.s) zamanındayız. Ve Hıristiyanlarla Müslümanların da mutlaka ittifak etmesi gerektiğini hem Kuran ayetlerinden anlıyoruz, hem hadislerden anlıyoruz. Mutlaka ittifak etmemiz, sık sık görüşmemiz; birlikte dünyadan anarşiyi, terörü, acımasızlığı, sevgisizliği, gaddarlığı, ant ve muttaki ruhu birlikte yeryüzünden kaldırmamız gerekiyor.
JULİAN BOND: İngiltere’de Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında arkadaşlığı oluşturmak için çalışıyoruz. Her iki dinin de bunu teşvik ettiğine inanıyoruz. Hz Muhammed (s.a.v) ve Hz İsa (a.s) zamanında böyleydi. Biz sizin dediğiniz gibi ahir zamanın ya da kıyametin çok yakın olduğuna inanmıyor olabiliriz yani tam bu şekilde düşünmüyoruz. Dolayısıyla bu şekilde düşünmediğimiz için de iki din arasında ilişkileri geliştirmeye çalışıyoruz, nasıl Müslümanlar ve Hıristiyanlar işbirliği yapabilir diye. Özellikle dinler hakkında kuşkucu olan insanlara yönelmeye çalışıyoruz. Çünkü bazıları dinin bir çatışmaya neden olduğu, savaşların arkasındaki neden olduğuna inanıyor. Dolayısıyla bizim zorlu bir görevimiz var ama devam edeceğiz, iki din arasındaki ilişkiler kuvvetlenene kadar. İngiltere’deki Müslümanların sayısı giderek artıyor, Hıristiyanlar da giderek daha fazla Müslümanlarla diyaloğa girmeye başladı. Bu Salı Hıristiyanları İngiltere Müslümanları ile tanıştırmak için bir etkinlik düzenleyeceğiz. Onlara Müslümanları tanıtacağız, İslam’ ı tanıtacağız. Müslüman komşularının iyi insanlar olduklarını göstereceğiz.
ADNAN OKTAR: Çok güzel bunlar, çok hayırlı faaliyetler. Bu ahir zamanda daha da güçlenecek, göreceksiniz. Bu Hz İsa (a.s)’ın geldiğinin bir alameti olmuş olacak, buradan da anlayacaklar. Ve özellikle Hz Mehdi (a.s)’ın de geldiğinin bir alameti olmuş olacak. Bu tip bağlantılarda sizin yaptığınız görev şuan Hz İsa (a.s)’ın talebesi konumunda olmuş oluyorsunuz ve hayırlı bir çalışma yapmış oluyorsunuz, önemli bir çalışma yapmış oluyorsunuz. Siz ve sizin gibi kişilerin desteklenmesi gerekiyor. Devlet yöneticilerinin özellikle resmi olarak sizleri desteklemesi gerekiyor, çünkü başarılı ve faydalı bir faaliyet. Dünya barışı için ikinci bir yol yok. Yani ancak Müslümanlarla Hıristiyanlar ittifak ederlerse dünyada barış olur. Bunun dışında kan, ızdırap, gözyaşından başka bir şey olmayacağı artık aşikar.
JULİAN BOND: Çok teşekkür ederim, sizden bunları duymak çok cesaret verici. Acaba bize Türkiye’den herhangi bir tavsiyede bulunabilir misiniz Türkiye’deki durumla ilgili? Örneğin özellikle bizim Türkiye’deki duruma bakarak burada yapabileceklerimiz hakkında. Müslümanların ve Hıristiyanların bir araya gelerek yapıcı işler yapıp, aralarındaki bu engelleri kaldırmaları yönünde Türk örneği var mı acaba?
ADNAN OKTAR: Sizin ısrarlı talepleriniz çok faydalı olur. Mesela bu görüşme, şuan ki görüşme çok etkileyici. Bunun neticelerini önümüzdeki günlerde alırız. Ama daha fazla insanla tanışalım, karşılıklı tanışmaları arttırmak önemli. Eğer Türkiye’de sizin tanıdıklarınız varsa bu kişiler özellikle Avrupa’daki tanıdıklarından Müslümanları tanıştırmada yoğun faaliyetler yapabilirler. Bu tip demeçlerin basına yansıması, televizyon kanallarında konuşulması çok önemli, bu tip konuşmaları arttırmamız çok önemli. Ama en önemli şey tabi büyük televizyon kanallarında özellikle bunarlın dile getirilmesi, büyük basının bu konuları dile getirmesi. Büyük basını ikna etmeye gayret edin bence, yani kanaatim bu. Büyük televizyon kanallarını ikna edip 15-20 dakikalık bir program olsa dahi, halkın gönlünde çok büyük etki meydana getirecektir, olumlu anlamda.
JULİAN BOND: Evet İngiltere’de bu şekilde bir beyanda, bir bildiride bulunduk aslında, etik yönergeler şeklinde. Burada Hıristiyanların ve Müslümanların nasıl ikisinin de bir dava, bir misyonu olduğuna yönelik Hıristiyanlarda bu evanjelikler olarak Müslümanlarda buna dava diyorlar. İnsanları Müslüman ya da Hıristiyan yapmak için çalışmalar yapmaları. Ama bazı insanlar bunu yanlış anlayabiliyorlar, bir tehdit olarak algılayabiliyorlar; sanki birbirlerini din değiştirmeye zorluyor gibi. Dolayısıyla biz de bu beyanı yayınladık bu yanlış anlamayı ortadan kaldırmak için. Bu beyanda birbirimize nasıl saygı duymamız gerektiğini; her iki dinin de, bir dinin Hz Muhammed (s.a.v.)’in bir dinin de Hz İsa (a.s) ‘in mesajını yaymaya çalıştığını söyledik. İnsanlara dinlerini değiştirseler bile onlara saygı duyacağımızı; dinlerini değiştirenlere bir zafer, bizim için bir kazanç olarak karşı tarafa bir nispet olarak kullanmayacağımızı; her iki dine de saygı duyduğumuzu, diğer dinleri kötülemeyeceğimizi, birbirimizi dinleyeceğimizi ve aynı bizim bir mesajımız olduğu gibi onların da bir mesajı olduğunu kabul ettiğimizi söyledik. Müslümanlarla bunu ortak bir dil olarak yayınladık ve bunu İngiltere’deki bir İslami kuruluşta yayınladık. Medyada da biraz yer aldı, ama ne yazık ki İngiltere’de insanlar genellikle iyi haberlerden ziyade kötü haberlere dikkat veriyorlar. Dolayısıyla bu tarz yayın imkanı bulabilmek çok fazla mümkün olmuyor, yani her zaman medya çok fazla ilgilenmiyor.
ADNAN OKTAR: O zaman A9 TV’de görüşeceğiz, bizlerle görüşeceksiniz ki çok etkiliyiz, en az otuz milyon kişi seyrediyor. İnternetten yüz yirmi bin ile yüz altmış bin arasında canlı yayında takip edenlerin sayısı. Etkili bir yayın. Evet bakın mesela diyor ki Bediüzzaman: “Misyonerler ve Hıristiyanlar ruhanileri” yani sizleri kastediyor; “hem nurcular” yani nur talebeleri, “çok dikkat etmeleri elzemdir. Çünkü herhalde şimal cereyanı” yani komünist cereyan; “ İslam ve İsevi dininin hücumuna karşı” yani Hıristiyanların ve Müslümanların ateizme, dinsizliğe karşı mücadelelerine karşı; “kendini müdafaa etmek fikriyle İslam ve misyonerlerin ittifaklarını bozmaya çalışacak” diyor. “Böyle bir tehlikeye dikkat edin” diyor. Yani aranızdaki bağlantıyı ortadan kaldırmaya çalışacak faaliyet yapacaklar diyor ahir zamanda. Hakikaten de Hıristiyanları yıldırmaya çalışan, Müslümanları yıldırmaya çalışan yoğun bir faaliyet başladı. Aman Hıristiyanlarla görüşmeyin, Hıristiyanlara da aman Müslümanlarla görüşmeyin tarzında bir faaliyet var. Böyle bir faaliyetin olacağını Bediüzzaman yetmiş yıl öncesinden bildiriyor ve aynısıyla karşılaştık. “Buna karşı çok dikkat edin” diyor ve “Mutlaka ittifak edin” diyor Hıristiyanlarla; ateizme, Darwinizme, materyalizme karşı. “O zaman başarılı olursunuz” diyor Bediüzzaman.
JULİAN BOND: Evet teşekkür ederim. Acaba yakın zamanda İngiltere’ye gelmeyi düşünüyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Tabi ki, inşaAllah. Özellikle ilk planda Kudüs’e, Kudüs’ten sonra Mekke ve Medine’ye, oradan tabi ki Londra’ya Washington’a. Bunlar şart.
JULİAN BOND: Acaba İngiliz toplumu hakkında ne düşünüyor sunuz? Değişik dinlere mensup insanların yaşadığı bir toplum, görüşleriniz nedir?
ADNAN OKTAR: İngilizler asil millettir; klas, kibar insanlardır; kalitelidir insanları. Dünyaya barışın gelmesinde, sevginin gelmesinde, İslam’ın dünyaya hakimiyetinde İngiliz milletinin çok büyük hizmeti olacağına inanıyorum. Fıtraten şefkatli, merhametli, kibar ve temiz insanlardır İngilizler.
JULİAN BOND: Çok teşekkür ediyorum. Türkiye Avrupa Birliği’ne katılmak istiyor, bunun için hazırlıklar yapıyor. Tüm Avrupa ülkeleri bunu onaylamıyor ama İngiltere bunu istiyor. Ama bazı insanlar Türkiye’nin çoğu Müslüman olduğu için buna karşı. Siz bu insanlara ne söylerdiniz, karşı olan insanlara ne söylerdiniz ve ayrıca Türkiye’nin İngiltere’ye nasıl bir yardımı dokunabilir, yani nasıl bir avantaj sağlayabilir?
ADNAN OKTAR: Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne kabul edilmemesinin nedeni İslamiyet’in tam anlamıyla Türkiye’de yaşanmamış olmasındandır. Tam anlamıyla İslamiyet Türkiye’de yaşanırsa kelimenin tam anlamıyla; Avrupa Birliği Türkiye’ye hayran olur, çok sever ve çok ister, çok faydalı olacağına inanır. Hem ekonomik yönden, hem kültürel yönden Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılması, Avrupa Birliği’ne adeta doping etkisi yapar. Benim kanaatim yeteri kadar dindar görmedikleri için Avrupa Birliği’ne Türkiye’yi almıyorlar. Ama kısa sürede Türkiye çok daha dindar olacaktır, çok daha muttaki olacaktır, çok daha Allah’a boyun eğici olacaktır. Türk İslam Birliği’nin lideri olarak, Büyük Türkiye olarak Avrupa Birliği’ne girecektir, İngiltere ile de ittifak edeceklerdir. Osmanlı Dönemi’nde de hep İngiltere ile ittifaklarımız olmuştur. Tarih boyunca biz hep İngilizlerle dost olduk biliyorsunuz. Özellikle Almanlar ve İngilizler. İngilizlerle bütün tarihimiz sevgi dolu bir bağdır. Zaman zaman ufak-tefek olaylar olmuş olsa da, genelinde dostça ve arkadaşça bir bağlantımız olmuştur. Bundan sonra da öyle olacağını düşünüyoruz. İngiltere’nin akılcı yaklaşımını destekliyoruz tabi.
JULİAN BOND: Evet bu konu bizi de endişelendiriyor, çünkü insanlar dinimizdeki güzellikleri çok fazla görmek istemiyorlar. Genelde dindar olduğunu iddia eden ama aslında terörist eylemler yapan, şiddete başvuran insanlara dikkat alıyorlar; onlara bakarak yargılama yapıyorlar. Dolayısıyla bizleri bekleyen zorluklardan biri de dinimizin bu muhteşem özelliklerini vurgulamak, Müslüman olmayan insanları bir kere daha incelemeleri konusunda teşvik etmek. Sık cevaplanan sorular diye bir bölüm yaptık, burada İslam hakkında genelde sorduğu olumsuz sorulara cevaplar veriyoruz. Bu bizim için ve toplumumuz için çok faydalı oluyor. Çünkü genelde insanların İslam hakkında çok fazla bilgisi yok. Acaba siz bize bu konuda da bir örnek verebilir misiniz, dinlerimiz arasındaki farklılıkları ve benzerlikleri daha fazla inceleyebileceğimiz; iki din arasındaki ilişkileri güçlendirebileceğimiz, kiliseler ve camiler arasındaki dostluğu güçlendirebileceğimiz? Bu şekilde bir örnek bize verebilir misiniz, hangi alanlara odaklanmamız lazım?
ADNAN OKTAR: Şefkat, merhamet ve sevgi konusunda ittifak etmek lazım. Hıristiyanlıkta şefkat, merhamet, sevgi; Müslümanlıkta şefkat, merhamet, sevgi. Bunun dışında zulmü ve acımasızlığı savunanların deccal taraftarı olduğunu da bilerek; bu iki görüşün arasındaki farklılığı, çelişkiyi anlatıp Müslümanların tarafına insanların geçmesini, hakkın tarafına geçmesini istememiz gerekir. Deccaliyete, acımasızlığa, şiddete taraftar olanları da sürekli telin etmemiz lazım; hem basını da teşvik ederek, hem insanları teşvik ederek; Yahudi ve Hıristiyanları tuttuğu yerde öldürmeyi isteyen, Müslümanları da topluca katletmeyi isteyen bu acımasız deccal kafasına karşı geceli-gündüzlü tam bir ittifak içinde olduğumuzu herkese göstermemiz gerekiyor.
JULİAN BOND: Teşekkür ederim. Londra’ya da gelmek istediğinizi söylediniz. Londra’ya geldiğinizde acaba nelerden konuşmak istersiniz, hangi konulara odaklanmak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Barış, kardeşlik, dostluk ve demokrasi. Fikir özgürlüğü; sanata ve bilime olan ihtiyacın iyi vurgulanması, sanatın ve bilimin Allah’ın verdiği büyük nimetler olduğunun vurgulanması; Hıristiyan ve Musevilere karşı şefkatli davranılması gerektiğine dair Kuran ayetleri; Hz Muhammed (s.a.v.)’in hadislerinin iyi vurgulanması ve Darwinizmin, materyalizmin deccaliyetin bir oyunu olduğunu, bir aldatmaca olduğunu bilimsel delillerle insanlara anlatmak. Bu konuları işleyebiliriz.
JULİAN BOND: Teşekkür ederim. Bu sabah bir hümanistten -zannediyorum bu ateistin diğer anlamı- bir email aldım. Bu kişiyle daha önce bir Müslüman organizasyonu tarafından düzenlenen bir dinler arası diyalog etkinliğinde tanışmıştım. Birlikte bir yerel eğitim komitesindeydim. Kendisiyle bu sabah çok ilginç bir konuşma gerçekleştirdim, emailinde diyor ki, Londralı Hümanistler düşünce özgürlüğüyle ilgili kamuya yönelik bir beyanda bulunacaklarmış ve herhangi bir Müslüman arkadaşımı da bunu destekleyip desteklemeyeceğini soruyor. Müslümanların belki bu konuda bazı çekinceleri olabileceğini düşünüyor, yani nedenli desteklenebileceği yönünde. Ama yine de Müslüman dindarların bu Hümanist bakış açısını destekleyip desteklemeyeceğini merak ediyor. Dolayısıyla Müslümanlar sizce buna nasıl cevap verecek, eğer bu şekilde bir ortak destek olursa belki bu dindar insanlarla dine inanmayanlar arasındaki engelleri kaldırmamızda, arada bir bağlantı kurmamızda yardımcı olabilecek bir yol olabilir.
ADNAN OKTAR: Ateist insanlara Allah’ın varlığını anlatabiliriz, şefkat duyarız tabi ki ateist diye ters davranmayız, canın yakmayız, üzecek bir şey söylemeyiz. Saygıda ve hürmette bir eksikliğimiz olmaz; ama ateisttir, ellemeyelim, bir şey anlatmayalım demeyiz tabi. Darwinizmin, materyalizmin geçersizliğini bilimsel olarak anlatırız, Allah’ın varlığının delillerini anlatırız. Buna rağmen inanmıyorsa ona da saygı duyarız. Allah demek ki hidayet vermiyordur. Ama kalbimizde ona karşı bir öfke olmaz tabi ki, yine Allah’ın bir kuludur, Hz Adem (a.s.)’ın bir evladıdır, Allah hidayet vermemiştir. Bizlerle beraber yine yaşayabilir. Yani saygımızda, hürmetimizde bir eksiklik olmaz. Darwinizmi, materyalizmi istediği gibi anlatabilir. Saygı ve nezaket sınırları içerisinde, hakaret etmeden istediği gibi fikrini ifade edebilir. Zaten etmesi gerekir ki biz de ona cevap verelim. Etmesi gerekir derken, Allah onu öyle yaratıyor, ben istemem tabi de ama her zaman müşrikler vardır, ateistler vardır, Ehli Kitap vardır, Müslümanlar vardır, ateşe tapanlar vardır, Mecusiler vadır. Bu çok makul, olabilir, Allah onları yaratır; biz de onlara İslam’ı anlatırız. İnanan inanır, inanmayan da Allah’ın bir kuludur, takdir Allah’ın. Fikir özgürlüğünde sınır yok, fikir özgürlüğüne baskı yapılması zulümdür. İsteyen dinsiz olur, isteyen Müslüman olur yahut Müslüman iken dinsiz olabilir, dinsizken Müslümanlığa geçebilir, Hıristiyan iken Müslüman olabilir, Müslüman iken Hıristiyan olucam diyebilir; kimse karışamaz. Hıristiyanken Müslüman olacağım diyebilir, o da çok güzel olur. Dolayısıyla insanların beynine zincir vurulması ahlaksızlıktır.
JULİAN BOND: Bence bu ülkede, bizim ülkemizde insanlar biraz hassaslaştılar çünkü İngiltere’de yerleşmiş kiliseler var. Bu kiliselere gidenler de eskiden olduğu kadar açık değiller, kucaklayıcı değiller, dindar insanlar da azaldı. Dolayısıyla dinlerini daha kuvvetli bir şekilde yaşayan insanlar gördükleri zaman, bu onlarda biraz endişeye neden oluyor. Mesela Müslüman bayramlarında ne yapacaklarını bilmiyorlar, nasıl davranacaklarını bilmiyorlar. O yüzden belki de aşırı hassaslaşmış olabilirler. Bu yüzden dindar insanlar da kendilerini baskı altında hissediyorlar, haklarını korumak gerektiğini hissediyorlar, kendilerini ifade etmek istiyorlar. Bazen yetkililer, İngiltere’deki kurumlar da bu dini yapılanmaya karşı tam kendilerini hazırlamış değiller, onlar da kendilerine şaşırıyorlar. Dolayısıyla ilk tepkileri düşünce özgürlüğünden kaçmak oluyor. İkinci bir konu da siz Darwinizm ve Yaratılış konusunda çok fazla kitap yazdınız, biz buna çok fazla odaklanıyoruz diyemem. Acaba sizce bunu yapsak yapıcı olur mu, biz çok yapmadık acaba insanlar ne düşünürler bunu bilmiyorum. Diğer bir konu İngiltere’de dini okulların insanlar arasında ayrımcılık yaptığına inananlar var, ben buna inanmıyorum; çünkü insanlar anlamıyorlar bilgili olmadıkları için. Ama genelde kurumlar, hükümet ve bakanlıklar genelde bu okulların ayrıma neden olduğunu düşünüyorlar.
ADNAN OKTAR: Darwinizm, materyalizm dünyadaki dengenin bozulmasına sebep olan ana yapıdır, antikrist düşüncenin ana felsefesini oluşturur. Dünyadaki sevgisizliğin, nobranlığın, şiddetin ve terörün kökeni Darwinist, materyalist, ateist felsefedir. Zaten Karl Marks da eserlerinde Darwinizm’den etkilendiğini açık açık söylüyor. Marksist felsefe tamamıyla Darwinizm düşüncenin üzerine odaklanmış, onun üzerine inşa edilmiş bir felsefedir. Faşist düşünce da aynı şekilde Darwinist düşüncenin üzerine inşa edilmiştir. Dolayısıyla her dindar Hıristiyan’ın mutlaka Darwinizm’i yenmek için gayret etmesi gerekir. Aksi durumda Hz İsa (a.s.)’a ve İsevi dinine ihanet etmiş olur ve Müslümanlığa ihanet etmiş olur. Mutlaka her inananın Darwinizme ve materyalizme yani antikrist düşünceye karşı gücünün yettiği en son noktaya kadar mücadele etmesi gerekiyor. Sizlerin de bu mücadelede mutlaka bizim yanımızda yer almanızı istiyoruz. Aksi durumda yenilgi kaçınılmaz olur. Ama ahir zamanda olduğumuz için Mehdiyet ve İseviyet yani Hz Mehdi (a.s.) ve Hz İsa (a.s.) birlikte kol kola, omuz omuza mücadele veriyorlar şuan. Dolayısıyla bir süre sonra Darwinizm’in ve materyalizmin tamamen yenildiğini göreceğiz. Hz İsa (a.s.) siyaset yönünde çalışıyor şuan; Hz Mehdi (a.s.) da iman hakikatleri yönünde çalışıyor. En sonunda, on-on iki yıl sonra ikisinin güzel bir birliktelik oluşturup dünyaya İslam’ın hakimiyetine imkan sağlayacaklarını hep birlikte göreceğiz inşaAllah. Şu konuşma bile deccaliyete çok büyük bir darbedir, deccaliyetin başına vurulmuş büyük bir darbedir. Halkın İslamiyet’e karşı tavır alması yahut bazı Müslümanların Hıristiyanlara karşı tavır alması, acımasız davranması cahilliklerinden. Cahillere karşı devlet politikası için devlet adamlarını da teşvik edilmesi gerekiyor, biraz teşvik edilmesi devlet politikalarını değiştirebiliyor. Çünkü devletler ancak halkın istekleriyle yönleniyorlar biliyorsunuz; halktan güçlü talep geldiğinde devletler, hükümetler ona göre tavır alırlar. Dolayısıyla Hıristiyan-Müslüman ittifakı için hükümetlere uyarıda bulunmak, telkinde bulunmak çok önemli.
JULİAN BOND: Ne yazık ki bizim ülkemizde hükümet her zaman istediğimizi yapmıyor, örneğin Irak Savaşı öncesinde milyonlarca Hıristiyan, Müslüman, ateistler yürüyüş yaptılar; bu en büyük demokratik eylemdi. Ama yine hükümet gitti ve Irak’ı işgal etti. Bizim ülkemizde oy veren insanların sayısı da çok yüksekti değil. Dolayısıyla hükümet bizi her zaman dinlemiyor, dinlemelerini isteriyorum ama dinlemiyor. Genelde politikacılar ne yapmak istiyorlarsa onu yapıyorlar, hatta bazen yetkilerini kötüye kullanıyorlar. Seçilmek istedikleri zaman vaatler veriyorlar ama seçildikleri zaman istediklerini yapıyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet, orada da etkili olabilecek çözümler elbette geliştirilebilir hükümetle. Yani eğer seçmenin dediğini yapmayacaksa bu hissedilir ve en başından bu iyi vurgulanabilir, birçok yöntem geliştirilebilir. Sizi tenzih ederim fakat teslimiyetçi bir politika olmaz, onlar da demokratik yöntemlerle düzgün davranmaları sağlanabilir. Zaten politikanın, siyasetin temellerinden biri budur, halkın isteklerini yerine getirecek hükümet. Eğer yerine getirmiyorsa halk, oylarıyla onları etkisiz hale getirebilir.
JULİAN BOND: Evet bu dediğiniz umarım olur, sanırım zamanımızın sonuna yaklaşıyoruz. Bitirmeden sizinle yapmayı planlamış olduğumuz projelerden bahsetmek istiyorum. Londra’da Müslüman-Hıristiyan Sanat Etkinliği adı altında bir faaliyet yapmayı düşünüyoruz. Müslüman ve Hıristiyan sanatçıları bir araya getireceğiz, ismi de Hayat Ağacı olacak. Ayrıca okul çocuklarını da getireceğiz, onlar da buradaki atölyede resim yapabilecekler. Dolayısıyla iki din arasında bu şekilde bir köprü kurmayı planlıyoruz. Çünkü şehrin bazı bölgelerinde Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında gerilim olabiliyor; eğer bu güzel faaliyetleri görürlerse bu onların aralarındaki gerilimden kurtulmalarına yardımcı olabilir, daha birbirine bağlı bir topluluk oluşturmamıza yardımcı olabilir. İkinci olarak bir seminer düzenliyoruz, bildiğiniz gibi İngiltere’de Müslüman oranı yüzde üç-dört oranında, ama hapishanelerdeki oran yüzde on oranında. Dolayısıyla hapishanelerde çok fazla Müslüman var. Müslüman din adamlarıyla Hıristiyan din adamlarının hapishanelerde birlikte çalışmalarının, birlikte örnekler alabilmeleri konusunun üstünde duracağız bu seminerde.
ADNAN OKTAR: Çok çok güzel, çok faydalı. İttifakımızı güçlendirelim, görüşmelerimizi güçlendirelim. Hemen hemen her gün bağlantıda olalım. Haftada bir ayda bir de olsa hep birlikte güzel etkinlikler yapalım, bunun sonucunda çok güzel netice alacağız. Hıristiyan-Müslüman ittifakı hayatidir, çok önemlidir.
JULİAN BOND: Çok teşekkür ederim, sizden bu teşvik edici sözleri duymak çok güzeldi, sizinle konuşmak, sizi ekranda görmek de çok güzeldi. Umarım en kısa zamanda Londra’ya gelirsiniz; sizi görmeyi bekleriz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, ben de sizi davet ediyorum, İstanbul’a gelin inşaAllah. Burada da çok güzel etkinlikler yaparız hep birlikte. Çok memnun oldum, çok teşekkür ediyorum.
JULİAN BOND: Ben teşekkür ederim.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...