ADNAN OKTAR'IN BAŞKENT TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (13 Şubat 2009)
Adnan Oktar: Benim anladığım iki türlü dinler arasında diyalog var. Bir, biz ehl-i kitabı çok severiz, kardeşimizdir, bağrımıza basar, korur ve kollarız. Ama mesela bir Musevi çıkar da “Ben ahirete inanmıyorum, ahiret inancım yok ama diğer yönlerden tamam” derse biz buna katılmayız. Ama Hz. İbrahim’i seviyorum derse alnından öperiz. Mesela bir Hıristiyan da öyle. Bize ahiretten, cennetten, cehennemden bahsederse kardeşimizdir, alnını öperiz. Ama çıkar Allah üçtür derse o zaman kabul etmeyiz yani o inanca uymayız. Yani bu anlamda diyalog çok güzel ama, ben duydum fakat görmedim fakat şöyle bir iddia var, bilmiyorum bunun aslı var mı, “Museviler de hak dindir, Hıristiyanlık da hak dindir şu anki haliyle, İslam da hak dindir. İsteyen istediğini seçer. Dolayısıyla bu üç din diyalog halinde olsun, birleşelim.” Böyle bir şey yok. Allah Katında din İslam’dır. Açıkça bozulmuş, görülüyor. Ben Tevrat’ı her gün okurum, İncil’i de her gün okurum, Kuran’ı da her gün okurum. Çok aleni bozulmuş, beş yaşındaki çocuk bile anlar. Bir kere dört ayrı kitap var. Bir de “Allah üçtür” (Allah’ı tenzih ederiz). Yani ne demek bu? Hz. İsa Allah’a dua ediyor, yemek yiyor, uyuyor ve doğal ihtiyaçları var. Bir de Allah olduğunu iddia ediyorlar. Yapmasınlar, bu çok büyük bir zulüm. Dindar insanları da dinden soğutacak bir şey bu. Dindar Hıristiyan çocukları da gençleri de düşünmeleri lazım böyle bir çılgınlığı yaparken. Bu bir çılgınlıktır. Ve Allah diyor ki: “Gökler neredeyse parçalanacaktı” -şeytandan Allah’a sığınırım. Bu iddialar yüzünden, diyor. Bunlar düzelecektir. Hz. İsa’nın gelişini bekliyoruz inşaAllah. Hz. İsa nuzül ettiğinde bu olay kökünden bitmiş olacak. Hz. Mehdi’nin zuhurunda İslamiyet’e bir hayli yaklaşacak Hıristiyanlar.
ADNAN OKTAR'IN MAVİ KARADENİZ TV RÖPORTAJI (31 ARALIK 2008)
ADNAN OKTAR: Museviler bizim kardeşimizdir dindar Museviler onlar bizim canımız ciğerimizdir. Hıristiyan dindarlar bizim canımız, ciğerimiz kardeşlerimizdir. Biz bunlardan kız alabiliriz, evleniriz, yemeklerini yeriz, ticaret yaparız. Misafirliğe gideriz, onlar bize misafirliğe gelir. Konuşuruz, sohbet ederiz. Biz bildiğimiz kadarı ile onları İslam’a davet etmeye gayret ederiz ama güzellikle ve sevgi ile Kuran’ın ifadesi ile onları rencide etmeden. Onların da kendi düşünceleri varsa anlatabilirler. Ama biz de kendi düşüncemizi anlatırız. Benim diyalog dediğim budur.
ADNAN OKTAR'IN KANAL 55 (SAMSUN) RÖPORTAJI (AĞUSTOS 2008)
ADNAN OKTAR: Ben şöyle anlarım, mesela benim Hıristiyan komşum vardır, yemeğe çağırırım. Hatırını sorarım nasılsın canım kardeşim derim, iyi misin? Bir rahatsızlığınız var mı? Size nasıl yardımcı olabilirim? Huzur içerisinde yaşıyor musunuz? Yiyeceğiniz içeceğiniz var mı derim, bir eksiğiniz varsa söyleyin giderelim derim. Hıristiyan, Ermeni, Protestan, Ortodoks, Yahudi, hepsi fark etmez. Hepsi bizim kardeşimizdir. Hepsi ehli kitaptır. Bunlarla sohbet etmek, konuşmak anlamında anlıyorum. Diyalog denen şey budur. Peygamber Efendimiz (sav) zamanında da bu, bu şekildeydi. Peygamber Efendimiz (sav)’in biliyorsunuz cariyelerinden birisi Hıristiyandı. Hıristiyan bir cariye almıştı. Ve komşuları vardı, Hıristiyan, Musevi. Onlarla beraber yemek yiyordu Peygamber Efendimiz (sav), onlarla sohbet ediyordu, konuşuyordu, arkadaşlığı vardı, bu anlamdadır. Buna ben diyalog diyorum. Ama bunun dışında orijinal bir mantık varsa benim bilmediğim, o ayrı, ona katılmam.