ADNANOKTAR: Ben bu Said Nursi Hazretlerine yapılan eziyetlere çok aklım takılıyor yani o beni bir hayli rahatsız ediyor. Bakın 43-44 döneminde Denizli hapishanesinde, Kastamonu’nda, 44-48 Afyon Emirdağ’da sürgün dönemi, 48-49 Afyon hapishanesinde, 1960’larda Ankara’ya dönüyor. 30 yıl hapiste geçmiş. Bak mesela burada “Kastamonu’da bir günde çektiğim sıkıntı ve azabı Eskişehir’de 1 ayda çekmezdim, diyor. Dehşetli masonlar insafsız bir masonu bana musallat eylemişler,” Diyorlar ki yani masonlara niye aklını taktın diyorlar bana. Kardeşim bir bildiğimiz var ki söylüyoruz yani nerede zulüm arkasından onlar çıkıyor. Bak “insafsız bir masonu bana musallat eylemişler, taa hiddetinden ve işkencelerine karşı artık yeter dememden bir bahane bulup zalimane tecavüzlerine bir sebep göstererek yalanlarını gizlesinler. Ben harika bir ihsanı eseri olarak şairane şükrederek sabrediyorum ve etmeye de karar verdim” diyor. Yani 70 küsür yaşındaki bir insana bu kadar zulüm yapıp böyle zorda bırakmak akıl alacak gibi değil. “Eskişehir hapishanesinden 1 sene cezayı çekip çıktım, beni Kastamonu’ya nefyettiler, polis karakolunda 2-3 ay misafir ettiler.” Gözaltında, karakolda, 3 ay gözaltı, karakolda.
SUNUCU: Hocam hangi suçu isnat ediyorlar kendilerine bu kadar zulmedebilmek için?
ADNAN OKTAR: Yok. Hepsinden beraat etmiş. “Benim gibi sadık dostları ile görüşmekten sıkılan bir münzevi ve kıyafetinin tebdiline tahammül etmeyen bir adam böyle yerlerde ne kadar azap çeker anlaşılır” diyor. Şimdi orada üstünü başını yıkaması mümkün değil, temizliğe titiz bir insan, namaz kılacak orada değil mi? Birçok şeyleri yerine getirmesi gerekiyor. Yani karakolun içerisinde nasıl yaşasın 3 ay yaşlı bir insan? Bu kadar titiz ve takva bir insan. “Isparta-Afyon yolu boyunca süvari yerleştirmişler, Isparta vilayeti ve civarı yine kontrol altında bulundurulmuş o getirilirken, elleri kelepçeli olarak kamyonlarla Eskişehir’e sevk ediliyorlar. Üstad ve 120 talebesi ile” kamyonlarla, kamyonla eşya taşır gibi tabii bak elleri kelepçeli olarak. 12 gün yemek vermemişler. 12 gün, zaten bize idam mahkumu gözü ile bakıyorlardı. Hiçbir ziyaretçi bırakmıyorlardı. Her yer gayet pismiş, tahtakuruları varmış, hamam böcekleri varmış, böyle takva bir insanı böyle bir yerde tutmak... Ellerimiz kelepçeli beraber mahkemeye yanlarında muhafızlarla sevk edilmişler. “Birden kalbe ihtar edildi ki hiddetli ve belki kemale iftare şükür ve sevinçle bu vaziyeti karşılamak lazımdır” diyor. Tabii MaşaAllah.
Afyon hapishanesinde Üstad’ın koğuşu üst katta 100 kişilik bir salon, kışın 36 pencereden 32’si kırıkmış. Bak 36 pencereden 32’si tamamı açık yani. Karşı koğuşta da böyle ekabir tipler varmış, onların bulunduğu yerde soba kurup camları tamir edip kömür veriyorlarmış. Orada bayağı iyi ve sıcakmış rahatmış evet. Üstad’ın bulunduğu yer döşemelerin arası da açıkmış, tahtaların arası da açıkmış oradan da rüzgar ayrı giriyormuş. Üstad’ın yatağı 1.5 metrelik kısa bir tahta imiş, tahta parçası vermişler bunun üzerinde yat demişler, 1.5 metrelik, 1.50 cm. Tahtanın üzerine de bir minder koymuşlar, onun üzerine 2 tane battaniye, 1 tanede yastık koymuşlar, yatarken yatak çok küçük olduğundan dizlerini kendine çekerek yatıyormuş Üstad. Yani bu inanılır gibi değil yani tahta otur bu şekilde. “Yaşlı ve hasta olan Bediüzzaman’ı Afyon hapishanesinden hava almak için pencere kenarına bile yaklaştırmıyorlar, hapishanenin suyu alt katta olduğu için çoğu zaman Üstad’ı susuz bırakıyorlardı. Bütün bu muamelelere karşı Üstad sabırla mukabbet ediyor, beddua dahi etmiyordu,” diyor. “Barla da abdest alma yeri 50 metre mesafede, üstü açık, elektriği yoktu” diyor bakın, üstü açık elektriği yok. Barla, ada gibi bir yer yani kimseyle görüşmesin diye böyle kayıkla gidilen bir yermiş.
SUNUCU: Neredeyse ölüme terk etmişler diyebiliriz Hocam.
ADNAN OKTAR: Kışın evde bazen odun dahi bulunmazdı, Barla da kışın her şeyden mahrumdu. Yanında yalnız bir yumurta bulunur ekmeğini mahallelerde yapıyorlardı fakat buna rağmen Üstad gayet memnunmuş durumdan.
SUNUCU: Allah’ın velisi.
ADNAN OKTAR: Bir de biliyorsunuz, Üstad’ı 1956 ve 60 dönemleri arası İçişleri Bakanı idi Namık Gedik. Üstad Urfa’ya gitmişti biliyorsunuz vefatından hemen önce. Namık Gedik emir vermiş, Urfa’ya sokmayın hemen dışarı çıkartırın demiş. Yani bu da artık perişan vaziyette ölmek üzere yani. Urfa’ya sokmayın peki nereye gitsin? Ankara’ya gider oraya da sokmayacağız diyorlar oraya da girmeyeceksin. Artık iyice hastalanıyor polislerde diyorlar ki Namık Gedik’e efendim diyorlar vasıta bulamadık diyorlar artık kurtarmak için yani çöp arabasına koyup getirin diyor, Namık Gedik. Çöp arabasına koyup getirin diyor, belediyenin çöp arabası var diyor ona koyup getirin diyor. Ondan sonra biliyorsunuz Namık Gedik kendini üst katta binadan attı, öldü orada araba bulamadılar çöp arabasına koyup cesedini götürdüler, biliyorsunuz bunu değil mi?
SUNUCU: Evet. Rabbimin burada gerçekten...
ADNAN OKTAR: Onun cesedini çöp arabası ile götürüyorlar. Tabii.
SUNUCU: Bu dünyada da karşılığını bulabiliyor insanlar Hocam bazı şeylerin.
ADNAN OKTAR: Yani çöp arabası, yani yaşlı artık perişan vaziyette olmuş bir insanı ölmek üzere çöp arabasına koyun da Urfa’dan dışarıya çıkarın... şu nasıl bir vicdandır. Çok acayip bak kendisi de sonra intihar etti, intihar edince de araba bulunamamış yani çok büyük bir mucize çöp arabası ile götürülmesi. Kardeşim diyor, bakın Said Nursi. “Menderes bizi anlamadı,” diyor. Adnan Menderes için. “Ona olan himmetimizi ve duamızı bilmedi. Benim gözümde elmastan cam parçasına düşmüştür. Ben yakında gideceğim” diyor, “onlar da” diyor “böyle ters düz olacaklar” diyor, tabii söylüyor. Menderes’e yazdığı bir mektup var diyor ki; “Menderes, senin başına bir felaket ve anarşi geliyor” diyor mektubunda. “Bu felaketlere karşı iman ve Kuran hakikatlerine sarıl” diyor. Yani Kuran ahlakına önem ver diyor. “Bu senin için sadaka olacak ve büyük felaketlerden kurtulacaksın” diyor. Tahsin Tola aracılığıyla gönderilmiş bu mektup. Ama biliyorsunuz…
SUNUCU: Evet büyük bir uyarı da yapmış ama dinlenmemiş, göz ardı edilmiş.