OKTAR BABUNA: Bu bal arısından bahsetmiştik geçen sefer Kuran mucizesi olarak. Onunla ilgili müsaade ederseniz tekrar bahsetmek istiyorum. Nahl Suresi arı anlamına geliyor. Nahl Arapça’da. Şeytandan Allah’a sığınırım. Allah bu sure içerisindeki bir ayette şöyle buyuruyor: “Rabbin bal arısına vahyetti. Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü- uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.” Şimdi Nahl Suresi’ne baktığımız zaman, 16. suresi Kuran’ın içerisinde, arıların kromozom sayısı da 16’dır. Kuran’da bal arısından, arılardan bahsedilen tek sure de arı anlamına gelen Nahl Suresi’dir. Devam edelim. Ayette dişi arılardan bahsediliyor, şu şekilde, Arapça’da iki çeşit fiil kullanımı vardır, bu fiillerin kullanımından öznenin erkek mi yoksa dişi mi olduğu anlaşılmaktadır. Bu ayette geçen, Nahl Suresi’nde arılar anlatılırken kullanılan fiil de dişi fiili. Nitekim ayette anlatılan yuva yapımı, nektar toplama, bal üretme, petek yapımı gibi işlerin tamamını dişi arılar, çalışan arılar, dişi arılar meydana getiriyor. Dolayısıyla yeni bulunan, bilinen bu gerçekler bilimsel olarak 1400 sene önce Kuran’ın içerisinde yer almış olması Kuran’ın Allah sözü olduğunun kesin bir kanıtı.
ADNAN OKTAR: Kanıtlarından bir tanesi.
OKTAR BABUNA: Bir tanesi evet. Bal arısının peteğindeki açıda da Kuran’da işaret var. Bal arısının peteğindeki her bir göz altıgendir. Bakın burada görüyorsunuz bunları, altıgen şekildeki şekillerden oluşuyor bal arısının petekleri. Altıgendeki her bir iç açı, tek bir açı 120 derece. Nahl Suresi’nde bu konuya gelinceye kadar olan ibare -ki Kuran’daki duraklar hesap edildiğinde- adedi 120 oluyor. Yani tek bir açıya işaret var. Şimdi devam edelim. Bal arısı ürettiği balı altıgen şeklindeki evlerine, peteklere dolduruyor. Bunları açısının toplamı yani 120 olduğu için tek bir tanesi altı tanesinin toplamı dolayısıyla 720 ediyor. Arının anlatıldığı ayetlerdeki harflerin ebced değeri de 720. Petekteki gözlerin iç açılarının toplamı da 720. Bu da ayrı bir mucize. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu dünyadaki en mükemmel ve en dayanıklı altıgen olmuş oluyor değil mi yaptıkları? Ve balı muhafaza için de olabilecek en mükemmel kutucuk?
OKTAR BABUNA: Evet daire olmuyor, üçgen olmuyor, kare olmuyor. Her birinde balmumunun aşırı kullanımı var ve depolamada yetersiz kalıyorlar. Çünkü mesela daire olduğunda, biliyorsunuz daireleri yan yana koyduğunda, hep arada boşluklar kalır. Altıgende boşluk kalmıyor, karelerde de kalmıyor ama, karelerde de bu sefer çok fazla balmumu kullanılıyor, daha az depolama yapılabiliyor oran olarak. En etkilisi buymuş matematiksel olarak. O da yeni keşfedilen bir gerçek. Birkaç on yıl önce. Ayrıca bir açı veriyorlar. O açı da arının, balın dökülüp, akmasını engelliyor. Şimdi öyle bir açı veriyorlar ki, tam olması gerektiği kadar. Biraz fazla olsa arkaya akacak, biraz az olsa öne akacak. Bu açıyla kullandıkları özel açıyla ne içeri ne dışarı akıyor, orada depolanıyor. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. O tabii 120 dereceyi açı ölçer alet olsa insan yine kendisi ölçemez. Bir değil, iki değil, binlerce petek göz var. Hepsinde 120 derece açıyla onu yapıyor ve inceliğini de tam, kaliteli ve düzgün olarak oluşturuyor. İnsanlar da mesela 10 bin profesörü bir araya getirsen, onlar arı küçüklüğüne gelseler, onlara birer kanat takılsa, bu teşkilatta onlara verilse yani her türlü teşkilatı taksan, bu arının yaptığının milyonda birini yapamazlar. Başlarını çok büyük bir belaya sokarlar. Gidip çiçeklere bindirirler, tepeleri, acayip telafat olur, değil mi? Ballara bulanırlar, el yüz batar. Orada yıkanmak için gidecekler falan, bir türlü içinden çıkamazlar. O altıgenleri bir kere oluşturmaları mümkün değil. Çünkü ellerinde bir açı ölçer olmadan, göz kararıyla yapamaz. Çünkü göz kararıyla nasıl açı tespit edeceksin. 120 dereceyi göz kararıyla insan tutturabilir mi? Bir de binlerce petekte bunun yapılması gerekiyor, binlercesinde, değil mi, aynı anda örmeye başlıyorlar. Kovanın her tarafını aynı anda örmeye başlıyorlar, geliyor, geliyor, geliyor, altıgenler tam ağız ağıza çakışıyor. Tam 120 derece ile çakışıyor.
Balı topluyor, onu vücudunda değil mi işlemlerden geçiriyor. Hayvanda yok yok. Vücudunun altından böyle sunta plakaları gibi balmumu plakaları çıkıyor, ince ince. Onları alıyor, bir yoğuruyor, şekillendiriyor, bir şeyler yapıyor. Onları altıgenler yapımında kullanıyor. Zehiri var, kafası bozulduğunda, kendisine bir terslik yapan olursa gidip onu zehirliyor, değil mi? Yavruları için arı sütü var. Onunla onları teker teker gezip, bir bir yuvalarında dolaşıp onları besliyor. Başka?
OKTAR BABUNA: Havalandırmasını sağlıyorlar. Isının sabit kalmasını sağlıyorlar, kanatlarını çırparak. Arı kovanındaki ısı sabit kalıyor. Nöbet tutuyorlar, yabancıların girmesini engelliyorlar. Tanıyorlar kimin kovandan olup olmadığını, gelen yabancı bir arı da olsa sokmuyorlar içeri.
ADNAN OKTAR: Isıtmak istediklerinde de özel sistemleri var, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet. İçeri yabancı biri girdiği zaman ısıyı yükselterek onu bertaraf ediyorlar, öldürüyorlar hatta. Üzerini de mumyayla kaplıyorlar, özel bir maddeyle. O madde de mikrop geçirmiyor. Tam bir mumyalama yapıyorlar. Mikrop üremesini de engelliyorlar. Çürümesini engelliyorlar. O öldürdükleri böceğin.
ADNAN OKTAR: Isıyı nasıl yükseltiyorlar?
OKTAR BABUNA: Işığı kanatlarını çırparak ayarlıyorlar Hocam havalandırma yapıyorlar. Dans ediyorlar, yerini bildiriyorlar çiçeklerin nerede olduğunun. Kaç kilometre uzakta olduğunu, tam olarak yerini güneşe göre hesaplıyorlar. Güneş bulutun arkasında olsa bile bunu yapabiliyorlar. Güneşin dakikada dört derece hareket ettiğini hesaplayarak güneşin hareketine göre bu hesapla yönü bildiriyor. Sekiz şeklinde bir dans yaparak gerçekleştiriyorlar bunu. Kaç defa hareket yapıyorsa kaç defa o hareketi yapıyorsa ve hangi yöne yapıyorsa ondan diğerleri mesafeyi ve yönü hesaplıyor. Fakat hesaplarken öyle bir hesap yapıyorlar ki vücuduna giderken bir yere gideceği zaman diyelim ki mesela bir kilometre uzaktaki bir çiçeğe gidecek tam oraya yetecek kadar enerji alıyor, benzin alıyor. Tam oraya gittiğinde bitiyor. Çünkü maksimum bal alabiliyor nektarla dönebiliyor. Az alsa ulaşamaz oraya ölür. Çünkü beslenemeyecek de aynı zamanda ayrıca yeterli bal da alamayacak. Onu da hesaplıyor Allah’ın dilemesiyle.
ADNAN OKTAR: Bu çiçeğin, çiçek topluluklarının ne kadar uzakta olduğunu güneşe göre belirleme olayını bilim adamları arıları filme alarak tespit etmişler. Bunun filmi de var. Yani arıların bu işi nasıl yaptığına dair çok detaylı tespit yapmışlar. Arıları numaralandırarak tek tek. Yani, yaptıkları bütün eylemleri teker teker tespit etmişler. Onun da filmini bir ara gösterelim. O çalışmalardan bir tanesi. Bununla ilgili çok fazla çalışma yapıldı. Hepsinde aynı netice alınıyor. Yani güneşin bulutların arkasında olmasına rağmen güneşin yerini bilmeleri, dört dakikada bir değişecek yeri de bilmeleri diyorum ya profesörleri doldursan götürsen mümkün değil yapamazsın. İnsan aklının çok çok üstünde bir akla sahipler. Kıyas olmayacak derecede bir akla sahipler.
SUNUCU: Ve ekosistem için müthiş önem taşıyorlar. Arıların yok olması demek bütün ekosistem zincirinin her şeyin mahvolması demek.
OKTAR BABUNA: Bu hem filmi hem Arı Mucizesi kitabınızı Hocam, harunyahya.org sitesinden ücretsiz olarak hem izleyebilirler hem okuyabilirler. Çok tavsiye ederim.
SUNUCU: Ve www. harunyahya.net adresinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz.