OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, Belçika’dan bir izleyicimiz bir soru göndermiş: “Hocam Allah’ın selamı üzerinize olsun. Ben Belçika’dan Faruk Yılmaz. Belçika’da hala insanın maymundan geldiğini ilkokullarda bile öğretiyorlar. Ben Hıristiyan okuluna gidiyorum. Ortaokulda öğretmenlere “sen insanın maymundan geldiğine inanıyor musunuz?” dediğimde, utanarak “evet” diyorlar. Ben bunların yanlış olduğunu sizin açıkladığınız gibi anlatıyorum fakat bir türlü kabul ettiremedim. Bunu bunlara kabul ettirmem için ne yapmalıyım?”
ADNAN OKTAR: Yalnız kabul etme ile inanmanın arasında çok büyük fark vardır. Şimdi kabul ettirmenin değil de inandırmanın üzerinde dursun kardeşimiz. Şimdi o, bilimsel delillerle anlatırsa karşıdaki adam inanır. İnandı mı tamam, kabul etme ayrı mesele, kabul etmemesi önemli değil. İnanması önemlidir. Bizim her anlattığımız adam inanıyor. Ama kabul etmemesi de mevzu bahis oluyor, nadir kabul eden olur çünkü gurur vardır insanda, kibir vardır, enaniyet vardır. Bunu aşamaz adam kolay kolay, “ben evet kabul ettim, doğru söylüyorsun” demez ama içinden anlar. Şimdi uyuyan adama diyorsun ki “güneş doğdu kalk” diyorsun, “güneş doğmamıştır, sen beni bırak, ben yatayım, uyuyayım” diyor. Yani biliyor güneşin doğduğunu o, anlamazdan geliyor yani uyuması gerekiyor çünkü, anlaşıldı mı? Onlar da uykusuna devam etmek için “güneş doğmadı” diyorlar. Biz bu anlattığımız insanlara, milyonlarca insanın hidayetine vesile olduk. Yani mesela o bizim tombul deden tut, bunların hepsi inanmıştır, hepsinin kanaati gelmiştir. O gün Habertürk’te konuştuklarımız var ya yani yüzde yüz inanmışlardır. Ama kabul etmez, kabul ederse çünkü etrafındaki insanlara karşı itibarları sarsılır, dışlanırlar, ezilirler, alaya alınırlar ve bunları onlar tahammül edecek bir güçleri olmayabilir. Ne yapar o zaman? Pasif müdafaaya geçer. Ne yapıyor pasif müdafaada? Arkadaş diyor ben kalben iman ettim ama dil olarak zahiren de iman etmiyorum, diyor. Zahiren iman etmediğinde onların alayından, baskısından şunundan, bunundan kurtulmuş olur. Kalben iman da esas olduğu için tamamdır. Yani bir insanın doğruyu anlatıp da makul bir insanın kabul etmemesi diye bir konu yoktur. Ama Allah ayette diyor ki bakın; ”zulüm ve büyüklenme dolayısı ile doğruyu bildikleri halde kabul etmediler” diyor Allah. Bak kabul, inanmadılar demiyor Allah, değil mi? Kabul ayrıdır, inanma ayrıdır. Vicdanları kabul ettiği halde diyor Allah, içten kabul ediyor. Bizim görevimiz, vicdanen kabul ettirmektir. Zulüm ve büyüklenme nedeniyle kabul etmeyebilir insan.
SUNUCU: Sahabe döneminden beri olan bir şey Hocam.
ADNAN OKTAR: Dünya yaratıldığından beri var. Hazreti Adem devrinden beri var. Onun için anlattıktan sonra kendinizden çok emin olabilirsiniz. Yani yüzde yüz inanmıştır. Ama delille, bilimle anlatacaksın; fosilleri şakır şakır ortaya koyacaksın. Proteinin molekül yapısını koyacaksın; arkadaşım diyeceksin bak proteinin oluşması için başka proteinlere ihtiyaç var, kofula ihtiyaç var, mitokondriye, hücreye, golgi cisimciğine hepsine ihtiyaç var. Dolayısı ile protein tesadüfen olamaz, buradan olay bitti mi? diyeceksin temelden bitti. Demek ki Darwinizm olmuyor. Ama ben üstüne üstlük sana biraz daha bilgi vereyim diyeceksin. Al sana 300 milyon fosil, yetmedi bir de diyeceksin -adama yetmeyebilir- bir tane ara fosil yok diyeceksin. Bunu anlattıktan sonra zaten detay detay girmeye gerek yok, olay biter. Bunun doğru olduğunu hepsi biliyor.