ADNAN OKTAR: Fakat bu dünyayı insanlar o kadar iyi kavrayamıyor, bir kısım insanlar. Onun için kendilerini çok dünyaya kaptırıyorlar. İşte bir Müslüman mesela düşünüyorum, hemen ilk düşündüğü kızını zengin bir kocaya vermek. Yani birkaç defa Cuma namazını bile kılmış olsa yetiyor onlara, hatta Bayram namazını bile kılsa. En mütedeyyin ailelerde bile ben bunu görüyorum. Yani hatta dinle, imanla alakası olmasa bile sen onu yetiştirirsin diyor. Zengin olması çok önemli oluyor. Yani zamanla sen onu yetiştirirsin diyor, önemli değil diyor. Yani eli yüzü düzgün olsun, zengin olsun, mal olsun tamam. Ondan sonra İslam’a, dine kendini adamış genç kızlar bir bakıyorsun, hemen ev hanımı olmuş. Bütün faaliyetlerinden vazgeçiyor, bütün arkadaşları ile bağlarını koparıyor, bütün aktiviteleri duruyor. Sorduğunda da işte çoluk-çucuğa karıştık diyor, artık evlendik diyor. Dolayısı ile kendini haklı görüyor yani İslam’a, Kuran’a hizmet etmeme konusunda bir makul zemin meydana getirmiş oluyor. Halbuki, Kuran’da bu belirtiliyor. “Mallarınız, oğullarınız, eşleriniz, yarım kalmasından korktuğunuz ticaret, içinde oturduğunuz evler, aşiretiniz Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda mücadeleden daha hayırlı geliyorsa” size diyor Allah, yani daha hoşunuza gidiyorsa o yönden Allah yolunda mücadeleden, “Bekleyedurun” diyor Allah yani belanızı vereceğim diyor Allah. Nitekim de hayatın çok kısa olduğunu bir süre sonra görüyorlar. İki on sene sonra, 20 yaşında bir gerç kız, iki on senenin içerisinde 40 yaşında bir teyze oluyor. Eli yüzü buruşuyor bütün mesela menapoza giriyor bütün gücü kırılıyor. Değil mi? Artık hastalıklar başlıyor kanserler, ülserler birçok hastalıklar başlıyor ve hayatın kısa olduğunu anlamış oluyor. Ama yine anlamazdan geliyor. Çünkü topluma bakıyor, yani kalabalığa bakıyor. Halbuki diyor ki Allah “ Eğer kalabalığa uyarsanız doğru yoldan şaşarsınız.” diyor. Kuran’da değil mi? Topluluğa uymak yok, Kuran’a uymak var. “Eğer çoğunluğa uyarsanız” diyor değil mi? Bunu kabul etmiyor Cenab-ı Allah, Kuran’da açıkça ayet var. İşte mesela evlenirken karşıdaki kişide de kendi çocuklarında da, ne amacın diyor ? İşte kariyer sahibi olmak diyor, kariyer-buziyer bilmem ne bunlarla alakası yok. Tabii. Burada yapılacak şey, Allah’a tam teslim olup dünyanın harikalığını çok iyi kavramak. Çünkü onları olağanüstü bir ortamdayız. Biz buraya eğlenmeye sadece üremeye, mal-mülk sahibi olmaya gelmedik. Mal-mülk sahibi bile olmuş olsa, on seneler böyle bir sene gibi geçiyor. Kısa sürede netice oluyor. Mesela kırk yaşındaki genç kadınlar şu an seyreden kişilere sorsanız, kırk yaşındaki kişilere daha dün gençleri. Yani anında artık gelmişlerdir 40 yaşına. Mesela 60 yaşında olanlar içinde daha dün gibidir. Yani akıl almaz bir süratle gelmiş olur o yaşa. Ama genç olanlar zannediyorlar ki çok uzun süre yaşayacaklar zannediyorlar. Halbuki hiç öyle olmuyor onlar onu görecekler. Kısa sürede bu iş bitiyor. Hemen arkasından kanserler, ülserler, kalp hastalıkları devreye giriyor. Hastanelerde onlarla boğuşuyorlar. Zaten kırk yaş-elli yaş arası, kenserin, ülserin, kalp hastalıklarının en yoğun olduğu dönemlerdir. Artık ondan sonra ölüm devri başlıyor insanlar için. Artık ölüme karşı direniyorlar, ölmemek için uğraşıyorlar. İlaçlarla, tedavilerle, gayretlerle zoraki kendini yaşatmak çalışıyorlar. Yani normal haline bıraksalar ölecekler, fakat direniyolar ölüme. Böyle yaşamaya çalışıyorlar. Halbuki, Allah’ın burada vurgalamak istediği, Allah’ın üzerinde durduğu, Allah’ın vurgulamaya ihtiyacı yok da anlamanız için söylüyorum, insanların anlaması için söylüyorum. Bir fevkaledelik var. Ben sadece imtihan için ve bana kul olmanız için gönderdim diyor Allah buraya. Bunu ısrarla anlamazlıktan geliyorlar.Yani dünyada ne var, değil mi? Binbir zahmetle yiyecek elde ediyorlar. Binbir zahmetle o yiyeceğin sıkıntısını yaşıyorlar arkasından. Her gün banyo yapmaları gerekiyor, değil mi? Her gün kendilerine bakmaları gerikiyor. Mesela bir kadın kendine bakmazsa perişan oluyor. Bir insan da kendisine bakmayınca, bir erkek de mesela kendine bakmayınca o da perişan oluyor. Günün sekiz saati uykuyla geçiyor nedereyse yarısı, yani değil mi? Sekiz saati uykuyla geçiyor, sekiz saati de çalışmayla geçiyor.
OKTAR BABUNA: Bakıma da saatler ayrılıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, ondan gerisini de yemeğe, şuna-buna ayırıyorlar, işte banyo yapmaya şuna buna vakit ayırıyorlar. Gün yetmiyor, yani ucu ucuna olmasına rağmen. Hatta birçok yemeği ayakta yiyorlar. Mesela sandviç alıp yiyor vakti yetişmediği için. Bu kovalamaca içerisinde yine dünyaya çok meraklı oluyor birçok insan. Yani sanki dünyadan çok acayip bir şey kazanacaklarmış gibi. Dünyada bir şey yok. Dünyanın en güzel yönü Allah’ı sevmektir, Allah aşkıdır, tutkuyla Allah’a bağlanmaktır, Allah’ın hükümlerini, Kuran’ın hükümlerini çok sevmektir. Allah’ın hükümlerini yapmak çok lezzetlidir yerine getirmek. Dinden taviz vermemek mesela çok zevklidir. Kuran’dan asla taviz vermemek çok zevkli bir olaydır. Kuran’a sıkı sıkıya sarılmak çok zevklidir. Ayrı bir derinliği vardır, ayrı bir özel zevki vardır, Müslümanların bildiği özel bir zevktir. Allah’ı aşk ile tutkuyla sevmek zaten muazzam bir nimettir ve aşkla tutkuyla Allah sevildiğinde insanları da o zaman biz aşkla tutkuyla, Allah rızası için severiz. Allah’ın tecellisi olarak severiz. O zaman da o bizde derin ve şiddetli etki meydana getirir. Yoksa insanda bir şey yok ki. Yani protein, kemik, bağırsak, karaciğer, dalaktan falan oluşmuş bir et yığını, yani bir şey yok insanda. Allah’ın tecellisi olduğu için bu kadar şiddetli seviyoruz. Yani bu tutkunun nedeni Allah’ın tecellisi olmasıdır. Allah çünkü bize insan şeklinde tecelli ediyor beynimizde, bu şekilde görüyoruz. Allah’ı sevdiğimiz için insanı seviyoruz biz. Yoksa öbür türlü insan bizim için hiçbir şey ifade etmez, dünya da hiçbir şey ifade etmezdi. Denizler bizi korkuturdu, dağlar korkuturdu hatta insan da korkuturdu. İnsanı gördüğünde insan kaçacak yer arardı. Yani hiçbir şey ifade etmeyecekti. Allah’ı sevdiğimiz için içimizdeki bu aşk ve tutku duygusu şiddetli olarak ruhumuzda var. Çünkü Allah sonsuz güzel, bize de sonsuz aşk ruhu vermiştir bize . O devreye girdiğinde mümin olduğunda şahıs, işte Cennet’i aşkla seviyor. Cennet’in ağaçlarını aşkla seviyor, Cennet’in bitkilerini, insanlarını oradaki vildanları, hurileri hepsini aşkla seviyor Allah aşkıyla seviyor. Ondan dolayı çok zevk alıyor. Yoksa bir dinsizi götürsen Cennet’e koysan sıkılır adam bunalır. Cennet köşkleri onun için hiçbir şey ifade etmez. Cennet’teki insanlardan da rahatsız olur. Yani ancak imanla bu zevkli oluyor.