ADNAN OKTAR: Fakat vicdanın sesini dinlemek farzdır. İnsanlar bunu yanlış biliyorlar. Yani farzlar sadece işte şarap içmemek, kumar oynamamak gibi değil. Halbuki bak vicdanının sesini dinlememek de haramdır. Vicdanının sesini dinlemek de farzdır. Mesela Mehdi (a.s.) olduğuna dair, Mehdiyet hareketi olduğuna dair bir kanaati gelirse bir insanın orada Kuran’a uyma mevzubahis olduğu için o harekete uymak farzdır. Farz olur çünkü Allah’ın dinini tebliğ ediyorlar, İslam’ı yayıyorlar. Kuran’ı yayıyorlar, gece-gündüz gayret ediyorlar. Böyle bir topluluk var. Sen ne yapıyorsun? Yan gelip yatmışsın. İşte nişanlısının gönlünü almak için gidip ona pırlanta yüzük almakla meşgul oluyor. Gidiyor evine eşya düzmekle ilgileniyor. Evin eşyalarını beğenmiyor. Onları yeniden değiştirmeye kalkıyor, değil mi? Yaz tatilinde nereye gideceğini onu ayarlıyor. Yazlıktaki evin konumunun daha iyi olması için neler yapılabilir onunla uğraşıyor. Bakıyor ki, oradaki hareket çok ciddi olarak İslam’a, Kuran’a hizmet için gayret ediyor. İnsan vicdanen ne der? Ben boş işle uğraşıyorum . Allah’ın rızası için samimi olarak hizmet eden bu insanlara iltihak edeyim veyahut yardımcı olayım veya onlar gibi olayım gibi karar vermesi gerekir vicdanen. Geçenlerde de bunu söyledim yani insanlar sadece belirli farzlar vardır onu yaparım zannediyor. Halbuki vicdanın her emrine uymak farzdır ve karşılığı da Cehennem’dir yapılmamasında. Bir insan ömrü boyunca vicdanı ile mücadele ettiyse, vicdanının emrettiğinin tersini yaptıysa harama girmiş olur ve bu Cehennem ahlakıdır bu. Cehennem ehlinin ahlakıdır. İnsan vicdanın emrini yerine getirmesi lazım. Mesela bir kedi yavrusu orada ciyak ciyak bağırıyor, hayvanın ayağı sıkışmış. Adam beni ilgilendirmez, bu Kuran’da yazmıyor diyemez. Bu haram olur, oradan onu çıkartması farzdır. O hayvan acı çekiyor orada. Anlatabildim mi? Veyahut mesela adam diyor ki, ölmek üzereyim açlıktan diyor. Bana yarım dilim ekmek verin diyor. Farz o verilmesi ekmeğin. Yani bana ne diyemez adam. Yahut hani diyorlar ya başka kapıya, diyemezsin sen. Adam seni görmüş, sen o anda sorumlusun. Ölüyorum diyor adam çünkü. Ama keyfi istese ayrı mesele. Anlatabildim mi? Mesela bak geçenlerde de örnek verdim. Trafik kazası mesela, adam bir yerlerde vurmuş araba, düşmüş adam can çekişiyor. Orada onu gören herkesin o kişiye yardım etmesi farzdır. Aksi haramdır, cinayet gibi bir şey olur o, hükmü. Ölüyor adam yani sen kurtarsan kurtulacak adam değil mi? İşte Mehdiyet de öyledir. Mehdiyet’in ilan edilmesine gerek yok. İnsan onu anlar zaten vizdanen. Mesela Mesih (a.s.) de, Hz. Mesih (a.s.)’ı da talebeleri imanın nuruyla anlayacaklar, vicdanıyla anlayacak. Vicdanı kanaatle ona yardımcı oluyorlar. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri de vicdani kanaatle onun Mehdi (a.s.) olduğunu anlıyorlar. Yani vicdanının sesini dinlediği için. O 313 kişi böyle rastgele Mehdi (a.s.)’a uymuş değilki. Vicdanının sesini dinlemenin farz olduğunu bildiği için Mehdi (a.s.)’a uyuyorlar. Hz. İsa (a.s.)’ın 1400 tane talebesi rastgele öyle böyle bir insan var biz buna yardım edelim demiyor ki. Vicdanının sesini dinliyor. Farz olan vicdanın sesini dinliyor ve gereğini yapıyor. Çok risklidir Hz. İsa (a.s.)’ın talebesi olmak. Çok zordur. Çok meşakkatlidir. Yani, onlar da uykusuzluk çekecek, çile çekecek, acılar çekecekler, tehdit görecekler, kimi şehit edilecek. Zordur Hz. İsa (a.s)’ın talebesi olmak da.