Adnan Oktar’ın 11 Mart 2010 tarihli HarunYahya.TV röportajından
ALTUĞ BERKER: “Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden Cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki müminlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin, şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır.” (Bakara Suresi, 214)
ADNAN OKTAR: Şimdi karşılaştıkları zorlukları teker teker say.
ALTUĞ BERKER: Yoksulluk.
ADNAN OKTAR: Bir, yoksulluk. Şimdi bak kardeşlerimiz ne diyor? Diyorlar ki internetin parasını bile bulmakta güçlük çekiyoruz işte başka zorluklarla karşılaşıyoruz diyorlar. Bunu meydana getiren Allah, demek ki bu zorlukla karşılaşacaklar. İkincisi ne?
ALTUĞ BERKER: Dayanılmaz bir zorluk.
ADNAN OKTAR: Dayanılmaz bir zorluk. Bakın bu her anlama gelecek gibi. Bir kere adam hasta olabilir, yani bir azasında rahatsızlık meydana gelebilir, genel olarak vücudu hastalanabilir, üzerinde baskı olabilir, saldırıya uğrayabilir, hakarete uğrayabilir değil mi? Ekonomik yönden güçsüz olabilir ayrıca, say say bitmez yani bilinen birçok şey. Bunların hepsini Allah meydana getirir, başka?
ALTUĞ BERKER: “Ve öylesine sarsıldılar ki” diyor.
ADNAN OKTAR: Mesela bak bu da ufku çok geniş bir açıklama bu. Öylesine sarsıldılar ki. Mesela bir yakını ölür, trafik kazası geçirebilir, çekler senetler döner, hapsetmeye kalkabilirler, iftiraya uğrayabilir, değil mi? Birkaç yönden hatta iftiraya uğrayabilir, aynı anda sağlığı birkaç yönden bozulabilir, mesela bakarsın hem efendim kulağında bir rahatsızlık olur hem ayağında bir rahatsızlık olur, aynı anda bir enfeksiyon rahatsızlığı olabilir, aynı anda birkaç kişi iftira atabilir. Fakat imanın derecesine göredir işte imanı güçlü olanlara daha çok geliyor, bela daha çok gelir. Çünkü onların gücü daha yüksek oluyor, daha imtihana uygun oluyor. Zayıf olan insanlara az bir bela bile gelse hemen döner onlar. Yani dine karşı tavır alırlar. İslama, Kuran’a karşı tavır alırlar. Halbuki mesela veli tiynetliyse karakterliyse onlar da daha da imanı gelişiyor ve güçleniyor. Daha Allah’a yakınlığı artar. Onlar da onun için derler, yani yağmur gibi yağar derler. Yani veli olanlara bela yağmur gibi yağar.
ALTUĞ BERKER: Bir hadiste geçiyor Hocam söylediğiniz tarz da inşaAllah. “Dininde kavi, güçlü olanın başına gelecek belalar büyük olur” demiş Peygamber Efendimiz (s.a.v).
ADNAN OKTAR: MaşaAllah ver bakayım.
ALTUĞ BERKER: Bu Mehdi (a.s) için söylenen hadislerden Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. “Dininde kavi, dininde güçlü olanın başına gelecek belalar büyük olur.” Yani akıl almaz yerlerden bela gelir. İftiralar, hakaretler, saldırılar, suikastler. İbni Hibban. “Hak Teala bir kulunu sever veya kendine yaklaştırmak isterse, üzerine bela ve musibetleri ardı ardına gönderir.” Bak Hak Teala diyor, Cenab-ı Allah “bir kulunu sever ve kendine yaklaştırmak isterse” daha yakın olmasını istiyor, daha derin, daha takva olmasını isterse “üzerine bela ve musibetleri ardı ardına gönderir.” Biri bitti derken, bir tane daha, biri bitti derken biri daha. Peşpeşe bela geliyor. “Hak Teala bir kimseye bir hayır diledi mi,” bakın “ona bela ve musibet verir.” “Hak Teala bir kimseye bir hayır diledi mi...” mesela Mehdi (a.s)’a. Ona mesela hayır diyor Cenab-ı Allah. “o zaman ona bela ve musibet veriyor.” Ki, daha yaklaşsın, daha derinleşsin, daha sevgisi coşkusu artsın. İmam Malik ve Buhari’de. Buhari zaten hadis kitapları içinde en güvenilirlerden biliyorsunuz. “Mehdi, Resulullah'ın bayrağı ile,” Nerede bayrak? İstanbul’da değil mi Peygamberimizin (s.a.v) bayrağı.
ALTUĞ BERKER: Topkapı Sarayı’nda.
ADNAN OKTAR: Topkapı’da tabii. “İnsanların başlarına bela üstüne bela yağdı.” Şu an dünyada böyle, bela üstüne bela yağıyor. Ekonomik kriz bir yandan, hastalıklardan bir yandan, saldırılar, terör bir yandan. “Ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar.” Öyle mesela şimdi önümüzdeki yıllarda, bir dahaki sene, öbür sene yine Mehdi (a.s) konusu gündemde olacaktır. Yine Mehdi (a.s) çıkmayacak bekleyecekler. Ya diyecekler, 10 yıl. Ama tamam ama yani epey bir süre geçti. Çıkmadı. Bir gelişme de olmadı daha. Değil mi? O zaman demek ki Cübbeli’nin dediği doğruymuş diyecekler. Veyahut bir başkasının dediği doğruymuş diyecekler. Bak, “ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada” “ümit kesildiği bir sırada çıkar. İki rekat namaz kılar.” İki rekat namaz kılar. “Namazdan dönünce şöyle der: "Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun ehl-i beyti” yani Mehdi ve talebeleri “çok belalar gördü ve bizler” yani Mehdi (a.s) ve talebeleri “kahr ve haksızlığa maruz kaldık." Haksızlığa uğradık biz diyecek. Hukuki yönden, sosyal yönden, değil mi, baskılar yönünden, iftiralar yönünden haksızlığa uğradığını belirtecek Mehdi (a.s). (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 55)” Mehdi, bizden, Ehl-i Beyt'tendir...” Peygamber Efendimizin (s.a.v) soyundandır. “Biz öyle bir ev halkıyız ki” yani öyle bir topluluğuz ki, seyidler topluluğu “Allah bizim için Ahireti dünyaya tercih etmiştir.” Yani, dünyayı bize vermedi diyor Peygamberimiz (s.a.v), Ahireti bize verdi diyor. Çünkü hep şehit oldular. Hz. Ali (a.s) şehit oldu, Hasan, Hüseyin hep şehit. “Benim Ehl-i Beytim” yani Mehdi (a.s) ve talebeleri “muhakkak benden sonra bela, kaçırılma” bela, bir kere bakın bela. Bela nedir? Dövülme, sövülme, hakaret, hastalıklar, dertler. Değil mi? Her şey. “kaçırılma” kaçırılma, fiili kaçırılma yani mesela bir genç kızı alıp kaçıracaklar. Fiilen kaçıracak mesela, anası babası kaçıracak veyahut bir başkası kaçıracak değil mi? Yani, fiili bir kaçırma olayı olacak. Bunu kim söylüyor? Peygamber (s.a.v) söylüyor. Kaçırılma olacak Mehdi (a.s) cemaatinde. Yani evinden alıp kaçıracaklar veyahut sokaktan alıp kaçıracaklar. Meçhul bir yere götürecekler, bunu anlıyoruz. “Ve sürgüne uğrayacaktır.” Nasıl oluyor? Hapsedilecek, zorla alınıp götürülecek bir yere konacak. Sürgündür bu. “Benden sonra Ehl-i Beytim bela ve mihnetlerle karşılaşacaklar” Yani, Mehdi (a.s) ve talebeleri bela ve mihnetlerle, zorluklarla karşılaşacaklar. “Ve tarda maruz kalacaklardır.” Yani tard her türlü saldırı, baskı, hırpalamaya maruz kalacaklar (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 14). Bakın Cenab-ı Allah Enam Suresi 34’te diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım “Andolsun” diyor Cenab-ı Allah yemin ediyor, “senden önce de elçiler yalanlandı;” yani bütün Peygamberler yalanlandı. Demek ki Mehdi (a.s) da yalanlanacak. Değil mi? O da Allah’ın bir tebliğcisi, “onlara, yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler.” Bak, onlara yardımımız gelinceye kadar. Ne kadar süre geçiyor? Mesela 40 yıl geçiyor. Mehdi (a.s.)’a 40 yıl “yardımımız gelinceye kadar” Mehdi (a.s) 40 yıl kadar yalanlanacak demek ki. “Yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler.” Demek ki Mehdi (a.s) hapsedilecek, eza görecek, suikaste uğrayacak. Fakat ne yapacak? Sabredecek. İşte sabrettiği için Mehdi oluyor zaten. Bir yönü de odur yani. Mehdi (a.s) olmasının sebeplerinden bir tanesi odur. Enam Suresi 34. İbrahim Suresi 12. "Bize ne oluyor ki, Allah'a tevekkül etmeyelim?” Zaten her şeyi Allah yaratıyor, Allah’ın kontrolündeyiz. Niye Allah’a tevekkül etmeyelim diyor Cenab-ı Allah. “Bize doğru olan yolları O göstermiştir.” Doğru olan yol nedir? Kuran’dır, sünnettir. Değil mi? “Ve elbette bize yaptığınız işkenceye karşı sabredeceğiz.” Mehdi (a.s) ve talebeleri ne diyecek? Kendilerine işkence yapanlara, kendilerine saldıranlara, iftira edenlere ne diyecekler? Elbette diyor bak “elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz.” Allah’tan olduğunu biliyoruz, imtihan olduğumuzu biliyoruz sabredeceğiz. Duhan Suresi 14. “Sonra, ondan yüz çevirdiler“. Ki bu aynı zamanda Mehdi (a.s.)’ye bakan bir ayettir. “Ve dediler ki: bu öğretilmiştir.” Birileri bunu yönlendiriyor yani, dışarıdan yönlendiriyorlar. Birilerinin kontrolünde hareket ediyor, kendi başına değil bu diyorlar. “Öğretilmiştir.” Ama diyorlar birde en önemli şey olarak kendilerinin silahı; bir delidir diyorlar. Akıl hastası diyorlar. Bakın hem yönlendiriliyor diyorlar, hemde akıl hastası diyorlar. Duhan Suresi 14. Bu, özellikle bu ayet Mehdi (a.s)’a bakan bir ayettir. “Sonra onlara da Yusuf’un iffetine ilişkin delilleri görmelerinin ardından.” Hz Yusuf (a.s)’a biliyorsunuz cinsellikle ilgili iftira atılıyor. Tecavüz suçuyla suçlanmıştır. Gayri meşru cinsel ilişkiye girme iddiası ile suçlanmıştır. Yedi yıl o yafta, o iftira üzerinde kalmıştır, yedi yıl. “Yusuf’un iffetine ilişkin delilleri görmelerinin ardından.” Yani biliyorlar Yusuf (a.s)’ın öyle bir şey yapmadığını ama iftira ediyorlar. “Mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak görüşü ağır bastı.” Yani mutlaka, ne yapıp, yapıp diyorlar, mutlaka Yusuf (a.s)’ı hapsedelim. Yani ne kadar delili olursa olsun, ne kadar olay hukuka uygun olmasa da biz illaki Hz. Yusuf (a.s)’ı hapsedeceğiz diyorlar ve hapsediyorlar biliyorsunuz. “Fakat Rabbi onu seçti ve onu salih olanlardan kıldı. O inkar edenler zikri, Kuran’ı işittikleri zaman seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi.” Yani nefretle bakıyorlar Peygamberimize (s.a.v) Kuran’ı işittikleri vakit. “O gerçekten bir delidir diyorlardı.” Bakın Peygamberimize (s.a.v)’de aynı şeyi söylüyorlar, delidir diyorlar. (Kalem Suresi, 50-51)
Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler