ADNAN OKTAR: Bakın, diyor ki, “O cesur tavrınızı gösterin, Allah aşkına tekrarlıyorum, ne olur, içimiz yanıyor. Aksa bizim için Kabe kadar kutsaldır.” Bir kere bakın, Mescid-i Aksa’ya kimse bir şey yapamaz. Kim yaparsa Allah dünyayı onun başına yıkar yani, öyle bir konu olmaz. Mescid-i Aksa kıyamete kadar ayakta Allah’ın izniyle, öyle bir konu olmaz. Kuran’da geçiyor. Allah’ın hıfz-ı emanındadır inşaAllah öyle bir konu olmaz. Rica etsem, bak, ben Filistinli aslanlarımızdan ben duyayım bu sözü: “Ya Rabbi, Mehdi’yi gönder” desinler, zor mu bu? “Ya Rabbi Türk-İslam Birliği’ni hakim et” desinler ve Kuran’da da var. “Ya Rabbi, bir lider gönder” diyorlar, değil mi ayet var.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, Nisa Suresi, 71. Ayet.
ADNAN OKTAR: Evet, tabi, Nisa Suresi, bul ayeti bana. Dili mi kopar değil mi, Müslümanın. “Ya Rabbi, bize ittihadı İslam’ı, İslam birliğini nasip et. Türk-İslam Birliği oluşsun.” Bir de Türkler gibi böyle cesur, yiğit bir milletin öncü olması büyük bir güçtür. Büyük bir kolaylıktır, büyük bir nimettir. Niye Türk lafını geçiriyorsun diyor? Kardeşim şimdi benim adım Adnan, bir konuda lider isem lider olmuş olurum. Türk milleti de lider diyorum, lider yani doğal olarak doğal lider. Yani şaşılacak ne var bunda? Şimdi mühendise ne görev yaptırırsın, mesela inşaat mühendisine?
SUNUCU: Proje çizer.
ADNAN OKTAR: Proje çizer o, görevi o. Türk milletinin de özelliğidir bu, mühendistir yani. Dünya devleti kurma konusunda mühendistir. Dünya devleti yönetme konusunda mühendistir. Eğitim görmüştür. Buranın okuludur Türkiye. Bu konunun uzmanlık alanıdır Türkiye. Allah diyor, “emaneti ehline tevdi edin” (Nisa Suresi, 58). Ayete göre, ehil kim bana göstersinler, başka varsa biz onların peşinden gidelim. Yok, Türk milleti var, yiğit delikanlı bir millettir. Nitekim gördünüz mesela. Bakın mesela çıktı Başbakanımız birkaç kelime etti, bütün İslam alemi heyecanlandı ki ufak bir kıvılcımdı o, değil mi, inşaAllah. Tabi ben böyle kıvılcım derken sahip olma yönünü diyorum yoksa öbür yönlerini demiyorum. Sahip olma. Yani Hıristiyanlara da, Musevilere de, Müslümanlara da sahip çıkma. Sahip çıkarken sadece Müslümanlara sahip çıkma da çok büyük bir dengesizlik ve eksiklik olur. İslam dininde ehli kitaba da şefkat vardır. Onların korunup kollanması da çok hayati bir konudur. Onları yok hükmünde kabul ettin mi öyle bir din yok zaten, öyle bir din anlayışı yok. Peygamberimiz (sav)’in öyle bir uygulaması yok. Ehl-i Kitap son derece rahattı. Bana diyorlar, siz onlara niye kardeşim diyorsunuz, niye dostum diyorsunuz? Kardeşim şimdi Ehl-i Kitap’tan, Ehl-i Sünnet itikadında, Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi dört mezhepte de Ehl-i Kitap’tan hanımla evleniliyor. Mesela ben şimdi Ehli Kitap’tan bir hanımla evlendim düşünelim, geldik eve. Ey kafir mi diyeyim ben kadına, ne diyeceğim? Tabi ki ne derim; sevgilim derim eşim derim hanımım derim. Ne diyeceğim, canım ciğerim her şeyi derim yani. Dostum derim arkadaşım derim kardeşim derim her şeyi derim. Yani insan eşine nasıl hitap eder, Ehl-i Kitap işte bu. Buna hitap ediyorsan öbürüne garibime niye diyemiyorsun? Dostum, kardeşim niye diyemiyorsun. Bu benim eşim, ben buna derim ama sana kafir derim mi diyeyim, böyle şey olur mu? O özel bir statü meydana getirmez, aynı şey. Ne kadar anlatsak da bir kısım vatandaşlar kendi şeylerinde gitmeye devam ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Bunu demezlerse bu devam eder yani herkes sürünür, ben söyleyeyim.
SUNUCU: İspanya'da kurulan bir fuarda yapılan bir heykel vardı onu duydunuz mu bilmiyorum. En alta bir Müslüman namaz kılıyor. Onun üstüne bir Hıristiyan çıkmış, Müslümanın da önünde İncil var. En üstte de Tevrat var. Kuran var, arada Tevrat var. Hıristiyanın elinde. Bir din çatışması yaratmışlar. Ben orada çok fazla bilmiyorum, birlik görüntüsü var mı? Çok çeşitli yorumlar aldı bu görüntü. Ama hani birçok Müslüman tarafından yadırgandı.
Bana karşı taraf da çok ılımlı gelmiyor. Sadece Müslümanlardan değil.
ADNAN OKTAR: Şimdi cinsi bozuk böyle tipler oluyor dinsiz. Ama şeyinde Hıristiyan yazıyor. Adam -çok özür dilerim- klasik manyak yani. Böyle cins. Adam sabah esrar, akşam kokain, öyle yaşayan tipler. Bir de sanatçıyım diyor bu. Bir heykel yapıyor. Yahut bir karikatür yapıyor. Maymun gibi birisini yapıyor adam, kendisini yapıyor. Diyor ki, haşa, bu Peygamber’in resmi diyor. Birçok saf adam da, "yahu" diyor "sen Peygamber’in resmini nasıl yaparsın" diyor. Kardeşim şimdi bir şey söyleyecektim. Yani sen ne konuşuyorsun sen. Peygamberimiz (sav) nur gibi son derece yakışıklı, güzel, mükemmel bir insan. Ne alakası var Peygamber’le onun. Peygamber’e bu söz söylenir mi? "Peygamberimiz’in niye resmini yaptın" denir mi? Adam kendi resmini yapmış. Özgür, sana ne, adam yaparsa yapsın resmini, değil mi? Akrabasının resmini yapar, kendi resmini yapar. Peygamberimiz (sav)’in resmi, ben tarif edeyim: Siyah uzun saçlı omuzlarına kadar, arslan gibi, geniş omuzludur. Siyah gözlü, küçük burunludur. Böyle hafif, orta kısmı kalkıktır burnunun, böyle hafif çekme burunludur inşaAllah. Böyle biraz da iri dudaklı, tertemiz bembeyaz dişleri beyaz yüzlü, pembe beyaz, arslan gibi. Elinden yüzünden nur akan bir varlık. Ne alaka o resimle o. Ona sahip çıkıyor bak saflığa bak yani. Ben daha ağır kullanırım da şimdi Müslüman olduğu için söyleyemiyorum. Böyle söz söylenir mi? Yani kılavuzu kertenkele olanın derler başı topraktan çıkmazmış derler. Böyle ipsiz sapsız adamların peşinden gidiyorlar. Ve sonunda da hep hüsrana uğruyorlar. Laf söz dinlemiyorlar.
Mesela bak dedim ki ben bu Ermenistan konusunda. Bu insanlar Allah'ın bize emanet verdiği insanlar. Daha önce biz bu insanlara generallik de veriyorduk, paşalık veriyorduk. Ne diyorduk, güvenilir insanlar olarak görüyorduk biz bu insanları ve sadık insanlar olduklarını belirten güzel sözler söylüyorduk. "Millet-i sadıka" diyorduk. Yapılacak şey ne idi? Sınırları açmaktı. Pasaportu kaldırırsın, sınırı açarsın, bağrına basarsın. Burada maç oldu mesela Ermenistan-Türkiye, değil mi maç oldu. Ermenistan bayraklarını as her yere. Azerbaycan bayraklarını da as. Türk bayraklarını da asarsın. Ermeni takımı çıktığında alkışlarsın. Türk takımı çıktığında da alkışlarsın. Bir dostluk maçı olur burada, yani dostluk maçı tarzında. Yani böyle yenme hırsı değil orada. Bu muhabbetle gönderirsin ve nezaket göstertirsin. Dedim ki mesela Ermenistan'dan gençler gelsin dedim buraya. Bazı büyük televizyon kanallarıyla da konuştuk. Bizim Türk gençlerine karşı konuşturalım. Kaynaşsınlar, sohbet etsinler, arkadaş olsunlar dedik. Azerbaycan'dan böyle aygır gibi bir kadın buldular. İnsana benzemiyor, böyle bir mahluk. Her yeri oynuyor kadının yani, getirdiler buraya. Bütün ortalığı karıştırdı ve tâbi oldular o cazgır kadına. İşte Ermeniler bizim ezeli düşmanımızdır, işte her görüldüğü yerde ezilmelidir, bilmem ne. Tam iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün ağzı. Bütün yapıp ettiklerimizi, emeklerimizi bir anda kadın sildi. Ve şukerası tabii, onun ekibi de vardı ayrıca böyle kokoşlardan oluşmuş. Ve batırdılar ortalığı. Adamlar mahçup oldu, gittiler. Sessiz sedasız beklediler. Buyrun, şimdi her yerden Ermenistan'la ilgili meclislerde kararlar çıkmaya başladı; soykırım kararı. Şimdi Başbakanımız diyor ki, falanca yerde soykırım kararı çıktı, ben oraya gitmem diyor. Güzel. Orada da çıktı, oraya da gitmem diyor. Güzel. 10, 20, 30, 40, 50, 100, 150. Bir tek Türkiye kalıyor ondan sonra geriye, değil mi? Yani meşru Başbakanın oradaki tepkisi fakat bu bir yol değil. Bir kere Türk-İslam Birliği konusunda bak, iki yıldan beri konuşuyorum. Bunun süratle yerine getirilmesi lazım. Ermenistan hayati nokta dedim. Başında söyledim. Kilit nokta, bir kere orayı bir çözelim dedim. Orayı çözdük mü Dağlık Karabağ anında hallolur. Daha başlangıcında şart koştun mu Dağlık Karabağ'ı, sanki böyle bir dostluk, sevgi esas değilmiş de sadece siyasi bir manevra varmış imajı vermiş oluyor. Sınır kalktı mı, pasaport kalktı mı, sen Ermenistan'ı bağrına bastın mı Dağlık Karabağ'ı kalmış mı bu olayın. Zaten Ermenistan Türkiye'nin olmuş oluyor. Bizim olmuş oluyor, kardeşimiz olmuş oluyor onlar. Bu kadar. Dağlık Karabağ da bizim olmuş oluyor. Bitti yani bu kadar. Elimizi, kolumuzu sallaya sallaya gideceğiz zaten. Her yeri açmış oluyorsun. Bütün yollar açık olacak. Bas oradan geç ondan Azerbaycan'a yani. Azerbaycan da Türkiye'ye bağlandı mı Türkiye'nin önünü kimse tutamaz artık ondan sonra. Takır takır takır saydırırız yani. Türkistan, Tacikistan, Kazakistan zincirleme gelir Allah'ın izniyle. Bu taraftan da Suriye, Irak, Ürdün, ta aşağıya kadar. Mısır. Öbür taraftan Pakistan. Kısa sürede olacak bir şey bu. Sevgiyle halletmek yerine siyasi, diplomatik bir üslup kullanılırsa, soğuk üslup kullanılırsa daha da olmazsa kemik sayımına geçelim denirse olaylar bambaşka bir çizgiye giriyor. Yani kemik sayımına girdiğinde olayın anlamı başka bir yere girer. Olmaz. Bir kere kemiği hiç gündeme getirmemek lazım dedim ben. Bir kere bu konuyu unutacağız. Bu gündemden kalksın dedim, geçmişte olan olaylar. Kardeşim geçmişteki olaylara bakarsak biz bir kere bizim diplomatlarımızın büyük bir bölümünü şehit ettiler. Ermeni faşist katiller. Ermeni halkı mı yaptı bunu, yok. Benim Ermenim tertemizdir. Mazlum, kendi halinde annelerdir babalardır. Böyle tıpış tıpış giderler kiliselerine. Nezih, kibar, saygılı insanlar. Bir avuç it kopuktur bunu yapan. Biz onlara bunu niye mal edelim kardeşim, değil mi? O dönemde de bir hayli kardeşimizi şehit ettiler. Biz bunları affediyoruz dedik, konuyu kapattık. Onların da karşılaştığı zor olaylar vardır, olabilir yani canlarını yakan olaylar olabilir. Onlar da onu kapatırlar, konu biter. Biz geçmişin, 100 sene öncesinin muhasebesini yapamayız kardeşim. Bitmiş olay yani.
ALTUĞ BERKER: Nitekim o ışığın söndürülmesi olayından çokça bahsettiniz Hocam, onun anlamından.
ADNAN OKTAR: Tabii kardeşim bakın, Ermeni intikam anıtı vardır, bak nezaket gösterdiler. Cumhurbaşkanımız oraya gittiğinde ışıklarını söndürdüler, işte bu kadar. Işığın sönmesi ne demektir, ben bunu devreden çıkarttım diyor. Bu bir nezakettir. Bunun arkasının getirilmesi lazımdı. Mesela maça geldiklerinde de. Fakat tabii bunun önceden hazırlanması lazım, bir ekibin bunu organize etmesi lazım. Biz amma yeneriz Ermenistan'ı mantığıyla ortaya çıkarsanız o o zaman bambaşka bir şekle girer. Oradaki maç dostluk maçı olacaktı. Sevgi, nezaket gösterilecek. Mesela Ermenistan Cumhurbaşkanı alır gezdirirsin, güzel yerlere götürürsün, gençlerle görüştürttürülür, oradan gençler getirttirilir. Yani çok kolay bunları yapmak. Karmaşık bir şey de değil. Ama bu tip bir politika Türkiye'yi yalnızlığa iter. Yani Türkiye tek kalır. Ve Allah vermesin sonunda çok vahim olur. Ama Cenab-ı Allah buna müsaade etmemiştir kaderde. Mehdiyeti Allah devreye sokmuş. Bütün bu olumsuz gibi görünen şartlara rağmen yine Türk-İslam Birliği kurulacak. Yani bu bir mucize, durdurulması mümkün değil.