Sayın Adnan Oktar'ın 22 Nisan 2010 tarihli Asu tv ve Kaçkar tv röportajından
ADNAN OKTAR: Bu onlara yürek acısı olacak bakın ben söylüyorum. Çok büyük hata yapıyorlar, Allah’ın karşısında suç işliyorlar. Allah bizim samimi olmamızı söylüyor. Samimiyetsiz olan herkes Allah katında suç işlemiş olur. Bediüzzamanın ifadeleri, hadisler bu kadar açıkken Peygamberimiz (s.a.v)’in beyanları bu kadar açıkken, Kuran’ın hükmü bu kadar açıkken ve Bediüzzaman bunu yüzlerce kez tekrar ederek, bol bol açıklamışken, yüzlerce sayfa açıklamışken, akla mantığa tamamen zıt, garip tevillerle bu konuyu örtbas etmeye çalışmak Allah katında çok büyük sorumluluk getirir. Ahiret’te Cehennem’in kenarında Allah bunu sorduğunda, bu konuları sorduğunda; mesela Cenab-ı Allah dese ki Bediüzzamanın sözünü Cenab-ı Allah ona hatırlatıyor. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur’u neşr ve tatbik edecek.” Ne anladın sen bundan derse Cenab-ı Allah, değil mi? Samimiyetini ölçmek açısından soruyor tabii Cenab-ı Allah. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki sonra gelecek o mübarek zat Risale-i Nur’u neşr ve tatbik edecek.” Şimdi Cenab-ı Allah bana sorsa , “YaRabbi, bu hakikatten anlaşılıyor ki bir hakikat var” derim, anlaşılıyor ki yani anlaşılır bir şey kafası çalışan herkesin anlayabileceği bir şey. Bakın, “anlaşılıyor ki” diyor, anlaşılmaz bir şey değil. “Sonra gelecek” yani bir insan kendisinden sonraki olay için “sonra gelecek” der, kendinden evvel veya o an için “sonra” diyemez. “Sonra gelecek, o” bizim ilkokulda her yerde öğrendiğimiz “o” dediğinde bir şahıs ifade eder. “Mübarek”, Allah’ın bereketlendirdiği, üstün kıldığı, kutsi olan, değerli olan. “Zat”, zat ne demektir? Bize yine dil bilgisi olarak öğrettikleri, bir kişi için “zat” deniliyor. Ben öyle biliyorum, ama dil bilgisi kurallarında bir değişiklik oldu da veyahut onların bildiği bir bilgi varsa bunu anlatsınlar. “Risale-i Nur’u” yani Risale-i Nur Külliyatı’nı “bir programı olarak neşr ve tatbik edecektir”. Demek ki Risale-i Nur’dan tam anlamıyla istifade edecek ve onu tebliğinde, faaliyetlerinde bu kişi, bahsedilen kişi kullanacak. “Ben bu anlamda anladım YaRabbi”, derim. Ama onlar bakalım bunu nasıl açıklayacaklar Allah’a. Yani eğer samimiyetsiz olarak Allah’ın karşısında bunu anlatmaya kalkarlarsa, samimiyetsizlikleri de ortaya çıkarsa, bunun hesabını nasıl vereceklerini düşünmeleri lazım. Hadisler ayrı, hadisleri hiç açıklayamazlar zaten.
ALTUĞ BERKER: Veyahut Risale’den kelimeleri çıkartmak, bunu da açıklayamazlar.
ADNAN OKTAR: Evet. Mesela Risale-i Nur’dan cümlelerin çıkartılmasını nasıl açıklayacaklar? Mesela Bediüzzaman diyor ki Barla Lahikası’nda yine, “fakat o ileride gelecek”, şimdi ileride gelecek, ne anlarsın sen Ebru “ileride gelecek” denildiğinde?
SUNUCU: O an içinde olmayan.
ADNAN OKTAR: İleride değil mi?
SUNUCU: Evet, ileriki bir zaman.
ADNAN OKTAR: ”Acip” hayret uyandıran, şaşırtan, olağanüstü olan, “acip” diye ona denir. “Şahsın” bakın şahısların demiyor, şahsı manevilerin demiyor, şahsı manevinin demiyor, şahsın. “Acip şahsın bir hizmetkarı” hizmetkarları demiyor, bir hizmetkarı. “Ve ona”, “ona” denilince sen ne anlarsın?
SUNUCU: Başka biri.
ADNAN OKTAR: Başka biri değil mi? Tekil şahıs. “Ona yer hazır edecek”, bak, “ona yer hazır edecek bir dündarı ve o büyük kumandanın”, “o büyük kumandan” kumandanlar demiyor, kumandanların şahsı manevisi demiyor, “o büyük kumandanın pişdar bir neferi”, “bir tane askeriyim” diyor Bediüzzaman, “olduğumu zannediyorum”. Yani “Mehdi (a.s.)’ın ordusunda bir askerim ben, Mehdi(a.s.) ayrı” diyor. Ne zaman gelecek dediğimizde, bak ben Bediüzzamana soruyorum, “Bediüzzaman Hazretleri, Üstadım, ne zaman gelecek?” diyorum. Bana diyor ki, “yavrum önünde ya, yazılı bak oraya orada göreceksin” diyor mesela. Bakıyorum fakat o “ileride gelecek” diyor. Demek ki ileride gelecekmiş. Biz Bediüzzamana sorduğumuzda cevabını veriyor bak, “ne zaman gelecek üstadım?” diyoruz, “ileride gelecek” . “Sizin göreviniz ne?” diyoruz, “ben bir hizmetkarıyım”, diyor. “Başka, Üstadımız?” diyoruz, “ona yer hazır edecek bir dündarıyım” diyor. “Özür dilerim, başka ne göreviniz üstadım?” diyoruz, “o büyük kumandanın” diyor. “O büyük bir kumandan mı?” diyoruz, “orada yazıyor zaten o büyük bir kumandan” diyor. “O büyük kumandanın pişdar öncü bir askeriyim, neferiyim” diyor. “Olduğumu zannediyorum” diyor. “Benim görevim bu yavrum, evladım” diyor. Üstad bizimle konuşuyor burada zaten. Bir soru soruyoruz, cevap veriyor. Yani yaşaması gerekmez ki cevabını veriyor zaten. Yaşasa da bu cevabı verecek. Yani ben yalan söyledim mi diyecek Bediüzzaman, yanlış yazdım mı diyecek? Yüzlerce kere tashihten geçen yazılar değil mi bunlar? Yüzlerce kere okunmuş yazılar değil mi, binlerce kere?
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler