Adnan Oktar’ın 27 Nisan 2010 tarihli Güneydoğu TV röportajından
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman’ın insanların aklının almadığı konuları nasıl akılcı anlattığını bir dahaki programa böyle detaylı deliller ile hazırlayalım, onu anlatalım. Mesela, farz edelim dirilişe inanmıyorlarsa, onu çok detaylı anlatıyor Bediüzzaman. Veyahut mesela Allah’ın varlığını inanamıyorlarsa, onu anlatıyor. Veyahut Meleklere inanamıyorsa, onu anlatıyor. Mehdi (a.s.)’nin gelişine inanamıyorlarsa, onu anlatıyor. Mehdi (a.s.)’nin üç vazifeyi birden yapacağına inanamıyorlarsa, onu anlatıyor. Yani neden makul olarak bunu yapacağını anlatıyor. Hz. İsa (a.s.)’nın inişine inanamıyorlarsa, neden bunun kolayca mümkün olduğunu, Allah’ın gücü dahilinde olduğunu, bunu çok detaylı anlatıyor. Ama bakın Bediüzzaman’ın bunu bilip, bu kadar kapsamlı anlatması da onun bir kerametidir, bir harikadır. Yani demek ki böyle bir şey ile karşılaşacağını bilmiş. Halbuki doğrudan anlatabilirdi, bak hadis de var, Mehdi (a.s.) gelecek derdi hadisleri sıralardı, bırakırdı. Ama itiraz edeceklerini, bakın bizzat kendi talebelerinin bir kısmının da itiraz edeceğini bildiği için, çok kapsamlı anlatmış ve ayrıca da diyor ki, “gerçek sahibi Mehdi (a.s.) ve şakirtleridir”. Ama bakın bu bilgisi, görmeye dayalı bir bilgi olduğu anlaşılıyor. Demek ki, Mehdi (a.s.) konusundaki itirazı çok iyi anlamış. Nasıl itiraz edeceklerini bilmiş ve itiraz edecekleri her noktayı Bediüzzaman çok iyi tıkamış, itiraz edemesinler diye. Mesela Hz. İsa (a.s.) konusunda da, çok mükemmel anlatımlarla, hiç duyulmamış anlatımlarla tıkamış. Mesela ben hiçbir müceddidde duymadım diyor ki, “Gerçekten ölse, Ahiret’in en uzak köşesine gitse,” hiçbir din alimi, müceddid şu ana kadar bunu, bu delili kullanmamıştır. Buna rağmen “Allah gönderecek” diyor. Yani tam kapatıcı, tam susturucu bir delil. Mehdi (a.s.)’nin mesela 3 vazifesini yapmasının nasıl mümkün olduğunu, o kadar fazla delil ile Allah’ın gücüne ait deliller veriyor ki. Mesela demin de anlattım, kışın aniden bahar oluşması, bahar numunesi meydana gelmesi. Baharda bir anda kış meydana gelmesi. Aniden bir fırtınayı teskin etmesi. Çok uzun liste vermiş. Onun gibi “Mehdi (a.s.)’de de, Allah Müslümanların bu zulümatını dağıtabilir ve dağıtacaktır vadetmiştir, elbette haktır” diyor. Mesela yine Hz. İsa (a.s.) geldiğinde, nasıl gelir diye şüphelenmesinler diye başlangıç alametlerini de anlatıyor. Diyor ki mesela, “geldiğinde kendisi dahi kendisini bilmez. İmanın nuru ile yakın talebeleri onu tanır” diyor. Mesela bu müthiş bir detay ki itiraz olmasın. Ama sonra bidayeten hepsi anlayacak. Mesela Süfyan diyor “başlangıçta kendini bilmez, ama sonra bilir”. Bak “bidayeten bilmez, ama sonra bilecek” diyor. Deccal mesela, başlangıcında bilmez, ama sonra bilecek. Mehdi (a.s.)’de bidayeten bilmiyor, ama sonra bir hüsn-ü zannı olur. Yani “Allah-u Alem, herhalde” diyecektir, inşaAllah. Ama kati bir kanaat ile zaten bilmez. Ama benim anlamadığım, deccal de şahıs derken, mesela geçende de söyledim, bunu kabul ediyorlar. Süfyan o da şahıs. Peki Mehdi (s.a.)? “O şahs-ı manevi, o olamaz” diyorlar. Peki Süfyan tek başına bu deccaliyet tahribatını nasıl yapıyor, nasıl yapabiliyor? “O mümkün, o olur” diyor. Peki Mehdi (a.s.) nasıl tek başına, diyor ki “Süfyan tek değil, cemaati var. Onunla, topluluğu ile bu vazifeyi yapacak” diyor, bitirecek. Müslümanlar’a saldıracak, Süfyan. Peki deccal? “O da o şekilde yapacak, onun da bir ekibi olacak, o da yapacak” diyor. Ama Mehdi (a.s.)’ye geldi mi, “o yapamaz. O sadece şahs-ı manevi olabilir” diyor. Kardeşim, Süfyan’ın buna gücü varsa, Mehdi (a.s.)’nin nasıl buna gücü olmuyor, değil mi? Süfyan bu kadar büyük tahribat yapabiliyorsa, Mehdi (a.s.) de bu kadar büyük tamirat yapabilir, değil mi? Süfyan nasıl bir şahıs ise ve ekibi var ise, Mehdi (a.s.) de bir şahıs ve ekibi vardır, aynı tahribatı ters bir güç ile ve onun zıttı olan güç ile, hak olan, ışık olan, nur olan bir güç ile ortadan kaldıracaktır. Buna niye şaşırıyorsun sen, değil mi? Süfyan’ın tarifi de tam uygundur, yani Hafız Esad’ın tam birebir açıklamasıdır. Dış görünümü, Şam’da tezahür etmesi, Müslümanlar’a muazzam katliam uygulaması, bütün İslam ülkelerini komünist yapması. Irak’ı, Filistin’i, şunu, bunu, Mısır’a varıncaya kadar hepsini komünist olmasına vesile olması, Saddam’a tam destek vermesi yönü ile tam Süfyan’dır, Hafız Esad. Yani tam uyuyor, bu yönüyle şaşılacak bir şey. Ama oğlu Beşir Esad çok efendi çocuk. Ama o, yaptığı zulüm ile tam klasik Süfyan’dır. Yaptığı, yani manevi tahribatla, mesela Darwinizm’i, materyalizmi bütün İslam ülkelerine yaydı. Komünizmi yaydı, yani direkt, zaten komünistti partisi. BAAS Partisi komünistti. Mesela Süfyan’ın bu gücü oluyor da tek başına, Mehdi (a.s.)’nin nasıl gücü olmuyor, değil mi? Bu çok anormal bir hareket. Ve bütün müceddidler şu ana kadar şahıs oluyor da, nasıl Ahir zamanda Mehdi (a.s.) şahıs olamıyor değil mi? Süfyan kısa zamanda bütün İslam ülkelerine zarar vereceği hadislerde var. İslam’a zarar vereceği, İslamiyet’i yaşanmayacak hale getireceği var. Ve bir kişi oluyor, etrafında çok küçük bir ekibi oluyor. Bu kadar seri netice alabildiğine göre bu kişi, değil mi? Bak diyor ki “Allah, baharda kış meydana getirir Allah” diyor “bir anda”. Bahardı İslam alemi, bir anda kış meydana getirdi Allah, kısa sürede, Süfyan ile. Peki ama “kışta da bir anda bahar meydana getirir” diyor. “Bu olmaz” diyor işte bazı Nur talebesi kardeşlerimiz. Bak Bediüzzaman “olur” diyor. Süfyan konusu, “o da olur” diyor, ama Mehdi (a.s.)’de “olmaz” diyorlar. Ne yapmak gerekiyor? “Mehdi (a.s.)’yi üçe bölmek gerekiyor” diyorlar. Nasıl böleceğiz? “Diyanet Mehdi’si ayrı, siyaset Mehdi’si ayrı, saltanat Mehdi’si ayrı”. Ne zaman gelecek diyor? Bak şimdi bizim internet sitelerimize girsinler, görecekler orada, “üçü de aynı anda gelecek” diyor. Üç tane Mehdi (a.s.) gelecekmiş aynı anda, “selamın aleyküm” diyecekler, üçü birbiri ile karşılaşacak. Sen “siyaset Mehdisi (a.s.)’sin, ben saltanat Mehdisi (a.s.)’yim” diyecek. “Ben de diyanet Mehdisi (a.s.)’yim. Üçümüz birleştik büyük Mehdi (a.s.)’yi oluşturduk” diyecekler. Bediüzzaman nerede söylüyor bunu? “Böyle olduğunda yani ayrı ayrı bunlar Mehdi (a.s.) olduğunda, zaten kastedilen Mehdi (a.s.) olamazlar” diyor Bediüzzaman. Yani bir görevi yaptığında, bir görevi yaptığında Mehdi (a.s.) olamaz, yani Ahir zamanın Büyük Mehdi (a.s.)’si olamaz. “Bunun olması için, bu üç görevi tek şahsın yapması gerekiyor” diyor, bu açık. Yani yüzlerce, binlerce insanın bunu anlamaması çok büyük mucize. Ben bu mucizeyi onun için bu kadar vurguluyorum, yani hayretler içinde kalsın insanlar diye. Yani şaşırsınlar diye anlatıyorum. Yani bu nefes kesecek bir olay bu. Bediüzzaman diyor mesela, “deniz sakinken bir anda fırtına meydana getirir denizde” diyor. Denizde mesela yol alıyorsun, birden bir fırtına, ani oluyor, bir anda batırıyor gemiyi, mahvediyor. İşte Süfyan’ı buna benzetiyor Bediüzzaman. “Bir anda batırır” diyor ve “süratle yapar” diyor. Süfyan bir kişi, etrafında da insanlar var. Az bir ekip ile bunu hallediyor. “Ama aynı şekilde fırtınalı bir denizi, çok fırtınalı denizi bir anda teskin eder Allah” diyor. Bir anda mesela hakikaten muazzam fırtına varken hemen duruyor, sakinleşiyor. Bunu da Mehdi (a.s.) yapacak diyor bunun zıddını. “Yok, yapamaz” diyorlar. “Bediüzzaman dese de yapamaz, yapamaz” diyorlar. Şimdi bu adamların bir kısmı bakın görün Bediüzzaman’ı da reddedecekler bir süre sonra. Zaten Bediüzzaman ile ilgili üsluplarından da anlıyoruz. “Yani Bediüzzaman, her şeyi doğru söyleyecek diye bir şey yok” diyor adam. Buyrun! Hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğuna adamlar karar veriyorlar. Yani Bediüzzaman’ın bir kısmı doğruymuş dediklerinin, bir kısmı da yanlışmış. Bakın, rezalete bakın. Yani Mehdi (a.s.) konusundaki korkunun meydana getirdiği hainane ruha bak. Yani cahilliğinden, saflığından söyleyenleri tenzih ederim. Ama benim kastettiğim hainliğinden söyleyenler. Yani bu çok anormal bir hareket. Bediüzzaman akılları alsın diye, yani akıl almaz şekilde güzel örnekler ile anlatıyor. Kendisinin neden Mehdi (a.s.) olmadığını, kendisinin neden Seyyid olmadığını, değil mi? “Yok, Bediüzzaman’ın demesi önemli değil, biz biliyoruz” diyorlar. Kardeşim, bir insanın kendi ifadesi mi esastır, bir başkasının ifadesi mi esastır? Kendisi, “ben kendimi Seyyid bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmez, bilinmiyor. Ben Kürt’üm” diyor. Açıkça söylüyor. Zaten bilinse şu anda da Bediüzzaman’ın şeceresi çıkarılır. Seyyid ise, tespit edilir. Bu mümkün, olmayacak bir şey değil ki. Bak mesela yıllar sonra, ben kendimi Çerkez, normal Türk karışımı biliyordum, yıllar sonra baktım Seyyid’im. Şeceremi tespit ettirdim, baktırdım. 33 kuşağa kadar incelettim bilim adamına, Rus bir profesöre incelettirdik. Seyyid olduğumu belgeledim. Bu mümkün. Böyle bir şey varsa, mesela Bediüzzaman’ın da soyuna baktığımızda, Kürt olduğu anlaşılıyor ve çok büyük bir şereftir. O benim canım, ciğerim. Ama “ben Kürt’üm diyor” Bediüzzaman, “yani dedelerimden, atalarımdan ben Kürt biliyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor, ben kendimi Kürt biliyorum” diyor, bu kadar. “Seyyid bilemiyorum” diyor. Zaten hadis de veriyor ki: “Seyid olmayanın, ben Seyid’im demesi haramdır. Olanın da değilim demesi haramdır” diyor. Bu haramı işler mi Bediüzzaman bunu söyleyerek? Yani bu hadisi önce söyleyecek arkasından diyecek ki; “Ben Seyidim ama yalan söylüyorum şimdi size” diyecek. Olacak iş mi bu? Yani “ben harama alenen açıkça, alenen giriyorum” anlamına geliyor bu. Bir de ispatı mümkün olan bir şey. Yani bütün şeceresi, geçmişi Kürt’tür Bediüzzaman’ın. Ve çok büyük bir nimet ve güzelliktir. Yani Kürt kavminin, bütün hoşluğu, bütün o güzelliği üzerindedir. Selahaddin Eyyubi Hazretleri de bizim canımız, ciğerimiz; o da Kürt’tü. Kürt bana göre nedir? Bana göre hepsi Türk’tür. Çerkezi, Lazı, Arabı, Türkiye’de yaşayan herkes Türk’tür benim için. Ama Bediüzzaman; “ben kavim olarak Kürt’üm” diyor. Niye yalan söylesin? Kürt vatandaşına sorunca “Kürt’üm” diyorlar. Yani ne var? Değil mi? Laz olan da “Ben Lazım” der. Ama “Türk’üm” diyor yani, tebaam, hars milliyetçi olarak Türk’üz biz. Ben Allah’ın izniyle bu konunun peşini bırakmayacağım. Yani ben bu konuda yalan söyletmem. On binlerce kere de olsa Allah ömür verirse söyleyeceğim. Ve bu sefer de çok detaylı anlatmaya başlayacağım şimdi Risale-i Nur’dan. Ben çünkü genel olarak anlattım şu ana kadar, şimdi harf harf, kelime kelime anlatacağım. Ta ki böyle en anlamayan kafalara vuruncaya kadar yani. Öyle diyelim.
OKTAR BABUNA:Sizi tanıyanlar bilir Hocam, hiç peşini bırakmayacağınızı inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani ne kadar kızdırıcı bir şey. Gözümüzün içine baka baka doğru söylememek. Ve bizi zorla yanlış bilginin içine itmeye kalkmak. Ne kadar ayıp yani.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, yani somut olaylar da var. Mesela “Mehdi (a.s.) Gelecek” diye kitap yazıp, Risale-i Nur’u kaynak göstererek daha sonra hem kendi kitabını reddedip hem de Bediüzzaman’ın söylediklerini inkar edip... Bunun açıklaması ne olabilir Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Yani şimdi onlar zannediyor ki ben bu konunun üzerine gitmemin nedeni, kendimi Mehdi (as) zannettiğim için bunun üzerine gidiyorum. Kardeşim, ben bir Mehdi (a.s.) görsem, değil mi Mehdi (a.s.) zuhur etmiş olsa en başta ve en şiddetli sevgi gösterecek kişinin ben olduğumu herkes bilir. Mesela Hz. İsa (a.s.) çıktığında ben onun ayağına kapanırım yani. En şiddetli sevgi gösteririm, Allah’ın izniyle. Benim öyle bir enaniyetim yok. Mehdi (a.s.) olduktan sonra ne güzel, ona tabi olmak, ona bağlı olmak çok büyük bir nimettir. “Emret” derim, o kadar. Emredecek. Bitti. Niçin böyle bir hırsım olsun yani? Kuran ayetine göre tabi Müminler “takva sahiplerine bizi önderler kıl bizi” diyor. Ama bu Ebru için de geçerli, senin için de geçerli, Beril için de geçerli, benim için de geçerli. Hepimiz tabii ki takva sahiplerine önder kılması için Allah’a dua ederiz. Ama benim öyle bir kafama oturmuş bir hırsım bir şeyim yok. Ama benim, bu konuda doğru söylenmemesi çok kızdırıcı. Bediüzzaman adına yalan söylenmesi kızdırıcı ve çocukça bir üslup kullanıyorlar ayrıca. Ne gerek kardeşim? “Evet, ‘Mehdi (a.s.) gelecek, İsa (a.s.) da gelecek’ dedi, ama şu an göremiyoruz” de. Yani mecbur değilsin ki görmeye. Zaten diyor Bediüzzaman, “imanın nuruyla fark edilir. Herkes bilemez” diyor bidayeten. “Başlangıcında olduğu için, bilemiyoruz” dersin, bu kadar. Ne kaybedersin yani? Ben mesela göremedim şu ana kadar. Ben ne kaybettim? Değil mi? Yani gayretime, şevkime ne zarar verdi bu benim? Bir durgunluk görüyor musunuz bende siz? Bilakis artarak devam ediyor. Ne alaka o zaman? “Yok fitne olur”. Fitne olur değil amacın senin kardeşim, fitne olur değil. İnanamıyorsunuz. Yani Allah-u alem imanları yetmiyor bir kısmının. Konu bu. Yani bize yaptıkları teviller, yani imani gibi görünen teviller, ben onlara inanmıyorum. Fitne olsa Bediüzzaman koyar mı bunu Risale-i Nur külliyatına? Mesela riskli gördüğü yazıları koydurtmamıştır. “Mahrem, koymayın” diyor. Yok şu an bulamazsınız Risale-i Nur külliyatında. Var, birçok eseri vardır. “Bunları koymayın, Risale-i Nur külliyatına. Bu mahsurlu” diyor. Mehdi konusu mahsuru olur mu? “Ben, onun pişdar bir neferiyim. Ona zemin hazırlamak için, benim görevim bu” diyor Bediüzzaman. “İman hakikatleri yazdım, çalışmalar yaptım, talebeler oluşturdum. Benim amacım Mehdi’ye zemin hazırlamak” diyor. “Anladık ki, biz bu faaliyetlerimizle o şahıslara zemin izhar ediyoruz, Mehdi’ye ve talebelerine. Görevimiz bu bizim.” diyor. Ayrıca bakın yine bir daha vurguluyor, bir daha vurguluyor, çeşit çeşit anlatıyor. Tek bir vurgulaması yok Bediüzzaman’ın. “Onun pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim”, mesela derdi, “ben onun öncüsüyüm, öncü askeriyim”. Onunla bırakmıyor. “Hizmetçisiyim”, “öncü askeriyim”, “pişdar bir neferiyim”, o kadar çok kelime kullanıyor ki. O kadar çok cümle kullanıyor ki, inkar etmek mümkün değil. Mehdi’nin (a.s.) gelişi için o kadar çok tarih vermiş ki, inkar edilebilecek gibi değil. “Benden sonra gelecek”, “bir yüzyıl sonra gelecek”, ebcedle veriyor, “1400 yıl sonra” diyor, “kabrimizden seyrederiz” diyor, yani kaçıp kurtulacakları gibi değil. Bediüzzaman tam kilitlemiş. Boş yere debeleniyorlar yani. Ve kardeşim sen bu kadar Mehdi (a.s.) nefreti içinde olursan, bu kadar Hz. İsa (a.s.) nefreti içinde olursan, -olanları kastediyorum, olmayanları tenzih ederim-, o zaman senin konumun nedir? Sen neyi anlatıyorsun sen? 1400 sene Müslümanlar sevinçle Mehdi (a.s.)’yi beklemiş. Şimdi ödü kopuyor Mehdi (a.s.) çıkacak diye. Bu nasıl oluyor bu? Niye sevinçle bekleyemiyorsun Mehdi (a.s.)’yi sen. Değil mi? Bediüzzaman, “her asrın, kuvveyi manevi takviye için bir Mehdi (a.s.) manasına muhtaçtır” diyor. “Kötülere uymamak için. Ve her devirde deccalden çekinilmiştir” diyor. “Vakti gizli tutulmuştur, ta ki vakti gelinceye kadar” diyor. Vakti gelince de o gizli sırrı açıkladı Bediüzzaman. Tarihini verdi. “Hep gizlenmiştir, 1400 sene tarihi gizlendi“ diyor. Hakikaten kapalı. Mesela “7 bin yıl” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), 7 bin yıllık takvim vermiş. 8 tane hadis vermiş. “5600 yılı geçti” diyor. Şimdi bu bir net tarih. Fakat bunu çıkaramamışlar ümmet, fark edememişler. Allah’ın hikmeti. Hatta 1400’de Kıyamet kopacak zannetmişler. Diyor Berzenci’nin kitaplarında var. “1407’de kıyamet kopacağı tevehhüm edinilmiştir, düşünülmüştür” diyor. Mehdi’nin çıkış tarihi verilmiş halbuki orada. Bir kere Peygamberin (s.a.v.) hadislerinde var. Mehdi (a.s.) geldi mi Kıyamet durduruluyor. Mehdi’nin özelliğidir o. Kıyameti durduran insandır Mehdi (a.s.). Mesela tam kopacakken, Allah Kıyameti koparacakken, Mehdi (a.s.) geldiğinde Kıyamet duruyor. İlerleyemiyor Kıyamet. Mehdi (a.s.)’yi bekliyor, Hz. İsa (a.s.)’yı bekliyor kıyamet. Mehdi (a.s.)’nin vazifesini bitirmesi, Hz. İsa (a.s.)’nın vazifesini bitirmesinden sonra Kıyamet dünyanın üzerine çökecek. Onlar olduğu için ellemiyor şu an Kıyameti. Yani o zaten atakta, dünyayı şu an sallıyor. Kıyameti Cenab-ı Allah zaten hareketlendirdi. Yani dünyanın üzerine çökmek için adeta sabırsızlanıyor Kıyamet, Allah’ın izniyle. Allah’ın emrindedir Kıyamet. Ama Mehdi (a.s.) varken gelmiyor, duruyor. Bekler. Çünkü Kıyamet Mehdi (a.s.)’yi seviyor, Hz. İsa (a.s.)’yı seviyor. Allah onların hatırına durduruyor. Ve onlara tabi olanların hatırına bekletiyor. Onlar çekildi mi, dünyanın üzerine çöküp paramparça edecek dünyayı. Ve akıl almaz bir dehşet ve akıl almaz bir azapla karşılaşacak insanlar. O zamanlar böyle göbeğini kaşıyarak buna gülenler, ani çarpmayla beraber kül gibi olacak renkleri böyle. Kulaklarına kadar bembeyaz olacaklar, doğru olduğunu anlayacaklar. İlk önce büyük çaplı bir deprem zannedecekler ama bir de bakacaklar yani deniz açılıp açılıp geri geliyor. Boğaz açılıp açılıp geri geliyor yani pek depreme benzer bir hali yok kıyametin. Bakacaklar dünya artık dağılmaya başlıyor, “dağlar erimeye başlar” diyor Allah, kum gibi eriyor. Mesela yüksek dağ, mesela Ağrı Dağı, iniyor iniyor dümdüz ova haline geliyor depremin şiddetinden. “Her yer dümdüz olacak” diyor Allah ayette, dümdüz ova gibi. Çünkü tümsek bırakmaz şiddetli deprem. Teknik olarak bırakmıyor. Bilinir, yani bilim adamları da bilirler. Ama şu ana kadar o şiddette deprem olmadı daha. İşte Kıyamette oluyor. Ve arkasından dünyanın tamamen dağılması mevzubahis oluyor.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler