Adnan Oktar’ın 19 Mayıs 2010 tarihli TV Kayseri röportajından
ADNAN OKTAR: ... Bugün Fatih Altaylı bir yazı yazmış evrimle ilgili, şimdi diyor, “evrimcilerin haklılığı ortaya çıkarsa, Müslümanların konumu ne olacak?” Yani yine namaz kılabilecekler mi, yine Kuran okuyabilecekler mi, diyor. Ona benzer bir yazı yazmış. Peki dedim, Fatih Altaylı Beyefendi, bunu sordun tamam bunu sen sorabilirsin. İkinci ihtimali niye sormaktan kaçınıyorsun? Evrim gümbür gümbür yıkılırsa, Darwinistler böyle hallaç pamuğu gibi atılırsa, böyle baklava gibi yerle bir olurlarsa o zaman ne yapacak? Ne olacaklar? Dinin konumu ne olacak? İslam’ın konumu ne olacak? Ateistlerin, Darwinistlerin, materyalistlerin konumu ne olacak? Bunu anlatması gerekmez miydi? Bunu sorması gerekmez miydi? Yani tek bir soru sorması bana çok kuşkulu geldi. Demek ki çok etkili olduğumuzun farkında. Yani gücümüzün de farkına varmış. Bu çok güzel. Çünkü insan bir soruyu sormaktan kaçınıyorsa ve korkuyorsa o fikir galiptir. Bir insan bir şeyden bahsedemiyorsa, o fikir galiptir. Hangi yazar böyle bir şey yapabilir? Tek yanlı soru sorulur mu? Değil mi? “Gece olursa ne olur, gündüz olursa ne olur?” diye sorulur, değil mi? “Sıcak olursa ne olur, soğuk olursa ne olur?” diye sormak lazım. Sırf “soğukta ne oluyor?” diye soru soruyorsa bir insan, sıcaktan korkuyorsa, bu anormaldir. Sırf “gece olunca ne olur?”, “gündüz olunca ne olur?” diyemiyorsa, bu da bir acayipliktir. Bunda bir gariplik vardır. Şimdi eğer samimiyse Fatih Altaylı, bu soruyu da sorsun. Yani “evrim yerle bir olunca, kökleri kazınınca, ilmi olarak, felsefi olarak yeryüzünden yok olduklarında, İslamiyet’in konumu ne olur? Müslümanların konumu ne olur? Darwinist, materyalist, sosyalist ve komünistlerin ve iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün sonu ne olur?” diye bir kısacık bir not düşsün güzelce. O düşmüyorsa, ben düştüm şu an. Ama öyle demeyeyim de, böyle bir yazı yazdım. “Not düşmek” demeyelim çünkü o biraz garip oluyor. Böyle bir yazı yazdım ben onun adına ama kendisi yazarsa çok daha güzel olur. Ama yazmasa da şu an ben yazdım o yazıyı zaten. Yani bu nasıl bir sorudur böyle tek yanlı ve bunun altında bilinçaltında bir korku yattığı açıkça görülmüyor mu? Ve gereksiz de bir kurnazlık var burada yani sezdirmeden sanki evrim gerçekten güçlü de netice alacakmış gibi. Evrimin halini, perişanlığını o görmüyor mu? Son bir ümit “acaba” gibisinden. “Ölüden medet çıkar mı? Ölü bir ayağa kalkar mı?” diyor. Ölü sadece çürür, daha da çürüyecektir. Yani bir süre sonra Darwinizm’in kemiklerini görecek. Bir süre sonra daha da ilerde kemikler ufalanacak sonra onların da tamamen yok olduğunu görecektir. Bizim olduğumuz yerde yani dünyada ve Türkiye’de Darwinizm’in ayakta kalması mümkün değildir. Yani şu anki bakın benim o günkü programa gönderdiğim arkadaşlarım bu konudaki bilgi düzeyleri yani diğer arkadaşlarıma göre çok çok daha alttadır. Yani dörtte bir diyebilirim. Buna rağmen Mercidabık Meydan Muharebesi gibi yerle bir ettiler, gördünüz. Yani gıkları çıkamadı sadece sustu kaldılar. Her konuda net, açık delillerle konuştular. Tapu gibi delille konuştular. Arkadaşım al sana fosil. Bu kadar. Hiçbir şekilde değişmemiş. Başka ne istiyorsun? Proteinler, al sana delil, dedi. Proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceğini açıkça anlattılar. Zaten sırf bir tanesi yeterdi bunların. Ama obüs mermisi gibi peşpeşe mermiyle dümdüz oldular. Yani tek bir tanesine cevap veremezler ve veremediler. Bundan sonra yine tartışmanın devam edeceği görülüyor. Bir daha ki sefere daha bilgisi yoğun olarak arkadaşlarımı göndereceğim inşaAllah. Ve her seferinde de ezilecekler. Her seferinde dümdüz olduklarını görecekler ve bunun hakikaten bir safsata olduğunu, bu teorinin, evrim teorisinin bir oyun olduğunu tam anlamıyla içlerine sindirecekler. Ama ben, Fatih Altaylı’nın şimdiden sezdiğini anlıyorum. Bak haftalardan beridir program devam ediyor. Son vuruştan sonra bakın bu yazıyı yazıyor. Burada darmakeşan oldular. Daha önce yazmadı. Ama bu vuruş çok şiddetli olunca “Darwinistler ya yenerlerse,” diyor. Kardeşim, enkazı senin ayağının önüne sermedik mi? Enkazdan sen hala bina çıkacak diyorsun. Daha mı iyice mi böyle paletlerle böyle tankla mı geçelim yani. İstiyorsan onu da yapacağız. İstemesen de yapacağız. Ama artık Darwinizm’in yenildiğini herkesin de fark ettiğini bu bilinçaltı kurgulama metotlarından da anlıyoruz ama biraz kurnazca bir metot bu. Bunu hiçkimse yemez, bu yöntemi...
ADNAN OKTAR: ... Dolayısıyla böyle kurnaz tekniklere gerek yok, bilinçaltı kurgulamalara gerek yok. Geldi Mehdi (a.s.). Hz. İsa (a.s.) da geldi. İslam ahlakı da dünyaya hâkim olmak üzere. Darwinizm de yerle bir olmuştur. “Biz iyi anlamadık” diyorlarsa bir daha, yenilen pehlivan derler güreşe doymazmış. Yüz kere de olsa sırtlarını yere vururuz. Her seferinde. Bundan kurtuluşları yok. Samimi bir insan ne der? “Arkadaş, Darwinistler kazanırsa şöyle olur, Yaratılışçılar kazanırsa böyle olur” der, değil mi? Bak tek yanlı söylemiş. Demek ki yenildiklerini anlamış, kendisinin de yenildiğini anlamış. Demek ki Darwinizm diye bir şey yokmuş. Böyle bir şey olmadı havaları vermek, böyle ıslık çalarak gezmek, bunlar, bu tip yöntemler yöntem değil...
OKTAR BABUNA:Fatih Altaylı bir yazı yazmış. Siz bahsettiniz Hocam inşaAllah. “Evrim tartışması” diye. Dediğiniz gibi ikinci soruyu da sorması gerekiyor. Siz söylemiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, ne diyor? “Darwin’den bu yana tartışmalar. Asla çözülemeyecek bir konunun tartışması”, söze bak. Bakın ne diyor? “Asla çözülemeyecek bir konunun tartışması” Öyle bir çözeceğiz ki, hayretler içerisinde kalacak. Çözdük zaten. Bu, bilinçaltı kurgulama bu. Yani çözülmüş ve ezilmiş bir yapıyı kurtarma operasyonu bu ve sözü. Yani çözülme nedir? Teori yerle bir edildiyse, çözülmüş olmuyor mu konu? Proteinlerle yıktıysan, fosillerle yıktıysan, bilimin bütün kurumlarıyla, delilleriyle yerle bir ettiysen, bu çözülme olmuyor mu? “Tabii yinede izliyorum”, daha izleyeceksin, daha çok izleyeceksin. Daha çok izleteceğiz inşaAllah. “Neyi merak ediyorum biliyor musunuz? Ya bu tartışma gerçekten sonuçlanır ve ekranda Evrim Teorisi’ni destekleyenler kazanırsa?” Peki ya bu tartışma sonuçlanır ve ekranda Yaratılışı savunanlar kazanırsa, bunu niye diyemedin? Niye, niye korkuyorsun? Niye gerçekleri, bak, soruyu sormaya korkuyor. Aramızda demin konuştuk, yani bir insan ciddi şekilde korktuğu bir soruyu soramaz, ağzına dahi almak istemez. Bu da onu yapmış. “O zaman ne olacak, onu çok merak ediyorum?” Evrim teorisi yıkılınca ne olacak, onu merak ediyorum, demesi gerekiyordu. “Gerçekten bir düşünün, ya evrime inananlar bu tartışmadan galip çıkarsa ne olacak?” Kardeşim galip çıkacak hali mi kalmış, pestili çıkmış yani. Adamların ayaklarını sürüyerek dışarıya çıkarıyoruz artık, perişan durumdalar. Bunlardan ne medet bekliyor? En ağa babaları çıktı, dedeleri çıktı. Bak o tombul dedem kaçtı, değil mi? Şeyhleri kaçtı, mürşidleri kaçtı, Dawkins kaçıyor. Bakın diyor ki Yiğit Bulut, para teklif ettim Dawkins’e, gel Adnan Hoca ile tartış dedim diyor. Adam, bana müsaade, gelemem ben diyor. Bak biz de rica ettik, dedik ki, gel burada 5 yıldızlı otelde seni ağırlayacağız. Ondan sonra... hürmet, saygı tam olacak.
OKTAR BABUNA: Bir de kanal yöneticileri araya girdiler Hocam, yani onlar organize etmeye çalıştılar. Siz bunu teklif ettiniz.
ADNAN OKTAR: Ondan da kaçıyor. Yahu kardeşim, yani ne istiyorsan, uçakla en istediğin en iyi yer neresiyse, lüks serviste getirtelim dedik, ne istiyorsan yapalım, kabul etmiyor.
OKTAR BABUNA: İngiliz gazetelere ilan verdiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani artık gazetelere ilan verdim, daha ne yapayım yani?
OKTAR BABUNA: Times Gazetesinde böyle.
ADNAN OKTAR: Times Gazetesinde koskoca ilan verdim; gel tartışalım, kaçıyor. Onun için Fatih Bey’in dayanacağı bir kişi yok, yani öyle diyeyim. İnşaAllah. “Ne olacak onca Kutsal Kitap, onca din adamı, peygamberler. Bunu tartışanlar bu sonuca hazır mı?” Kardeşim hazır mı ne demek? Yani biz yalvarıyoruz gelsinler diye, lime lime ederim, evvelAllah, öyle bir konu yok. Kardeşim, cesetlerini ayaklarının dibine koymadım mı? Bütün ağababaları kaçmıyor mu fellik fellik? Alayını toplasın getirsin Avrupa’dan buraya, hepsinin masrafını vereceğim. Bana bir yarım saat versinler, gerisine karışmasınlar. Başka bir şey istemiyorum. Mutlaka yenildiler, mutlaka ezildiler, bunu gördü. Ve bu konuşma zaten korku konuşması, yani yenilmiş olmanın psikolojik hafifliğini gösteriyor, yani onun acısı ile yazılmış bir yazı...
Yeni Bilgiler 2
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler