Adnan Oktar’ın 8 Haziran 2010 tarihli Güneydoğu Olay TV röportajından
ADNAN OKTAR: “Şüphesiz o alay edenlere (karşı) Biz sana yeteriz.” (Hicr Suresi, 95) Benim Alay Denen Zulüm diye de bir kitabım vardır. Şimdi, alay insanın zavallılığının, aczinin bir ifadesi olarak birçok yerde tezahür eder. İnsanlar tek başınayken alaya pek yanaşmazlar. Acz içindedir, hakkı görür, Allah’ın varlığını anlar. Mesela Allah hakkında kitap yazan bir kişi var, güya kendince alay ediyor ama onun tek dünyasında Allah’ı sürekli düşündüğünü anlıyoruz. Çünkü Kuran ayetleri de yazmış ve onun sıkıntısı içerisinde. Allah’a inanıyor fakat inanmak da istemiyor, direniyor Allah’a karşı. Yani Allah inancına karşı direniyor. Bu yüzden de kendini alaya vererek rahatlatmak istiyor. Ama alayı yaparken de kitlenin onu desteklemesini istiyor. Alay topluluk halinde yapılan bir eylemdir, kişi tek başına alay yapamaz. Alay da genellikle mukaddesata karşı insanların ruhundaki direnmedir. Yani o direnmeyi böyle ifade ederler, bu tarzda ifade ederler. Mesela Ahiret inancı sıkar onları, çok rahatsız eder. Nasıl kurtulsun? Cehennemle ilgili alay eder, Cennetle ilgili alay eder, onlarla ilgili fıkralar anlatır. O bunaldığı için, o fıkraları anlattıkça o bir parça o inanç üzerinden gider. Gittiğinde de Ahiret korkusunu bir parça izale ettiğini, azalttığını düşünür. Rahatladığını düşünür. Halbuki öbür türlü de zaten sonsuz yok olmayı düşünüyor. Sonsuz yok olma Cehennemden daha beter onun için. Çok dehşet verici bir şeydir bir insan için. Sonsuza kadar bir daha yok oluyor, sonsuza kadar. Cehennemde yine tanıdıklarını görme ihtimali var. Belki Allah’ın affetme ihtimali var, değil mi? Yine yeniden Cennete girme ihtimali var ama orada hiç kurtarırı yok onun, hiç kurtuluşu yok. Onun için alay toplumda çok yaygın. Mesela televizyonda bazen üniversiteli gençleri topluyorlar; bir şahıs güzel konuşan, akıcı konuşan ama boş konuşan birisi oluyor, onları topluyor. Programın ağırlığı alay üzerine kurulu, oradaki gençler de topluluk psikolojisiyle bir rahatlık, herkes benim gibi düşünüyor, herkes aynı kafada düşüncesiyle sanki ortak bir fikir varmış gibi tavır gösteriyorlar. Mesela o bir alay ettiğinde, bir şey yaptığında ortak alkışlıyorlar. Bu kadar insanın aynı fikirde olması mümkün değildir. Mutlaka, mesela gıcık olsa da alkışlıyor, beğense de alkışlıyor, anlamasa da alkışlıyor. Bu topluluk psikolojisinin bir gereğidir. Çünkü o topluluğa orada uymazsa kendisinin dışlanacağını düşünür. Genel kabul görmek için onlarla aynı fikirde olduğunu göstermek ister. Aynı kıyafetleri giyer, aynı biçimde oturur, yiyecekleri aynı şekilde yer, gülüşleri aynı olur, alayları, esprileri aynı olur. Mesela birisinin alay ettiğini gördüğünde o alay ona etkili olduysa aynı alayı, tekniğini geliştirerek bir başkasına uygular. Yani kendisinde etkili olan şeylerin üzerinde durur. Kendisinde etkili olmayan şeyi yapmaz insanlar. Yani hangi alay ona etkili olduysa, o da gider onu başkasına uygular. Çünkü tecrübe ettiği için onda da etkili olacağını zanneder. Halbuki alay iman edende etki etmez; imanı zayıf olanda ve aklı zayıf olanda veya aklı olmayanda etkili olur alay. Aklı olmayanda şiddetli komplekse sebep olur. Ya büyüklük kompleksi ya küçüklük, aşağılık kompleksine sebep olur. Ama mümin doğrudan Allah’ın ruhunu taşıdığını bildiği için Allah’ın yarattığını bildiği için bedenin ve ruhun tamamen Allah’a ait olduğunu bildiği için, kader içinde yaşadığını bildiği için ve karşıda onu konuşturanın da Allah olduğunu bildiği için -çünkü alay edeni de Allah yaratır- ona nasıl cevap vermesi gerektiğini de Allah gösterir. Dolayısıyla bir farklılık bir üstünlük vardır Müslümanlarda. Ama imansız tabii bunu çıkaramaz, çıkaramadığı için de etkili olduğunu zanneder. O debelenir de debelenir, debelendikçe de batar.
Alayın toplumda uygulanış şekilleri çok yaygın. Mesela siyasette alay vardır; çok kötü oluyor, ben görüyorum. Böyle laf dokundurmalar karşılıklı yani o ona bir laf dokunduruyor, o ona bir laf dokunduruyor, o ona laf dokunduruyor. Kimi laf dokundurana meşru savunma yapıyor, o da makul görünüyor. Mesela hakikaten güya kendince nükteli bir dokundurma yapıyor, alay. Ama o da meşru savunmayla cevap veriyor. Bu alay değildir tabii. Ama bazen de karşılıklı alay da olabiliyor. Mesela siyasette de görüyoruz bunu. Üniversite öğrencilerinde vardır alay, kendi aralarında. Lisede alay vardır, liselilerin ayrıdır; ortaokul alay stili çok daha ayrıdır. Şaka üslupları, birbirlerini küçük düşürme üslupları daha ayrıdır. Hepsini tenzih ederim de bir kısmında, bazılarında çok ilkel, çok basit. O akıl düzeyiyle orantılı olur böyle, kültür düzeyi ve görgü düzeyiyle orantılı olarak gelişir. Kültürü ve bilgisi arttıkça alayın çirkin derinliği de artar. Ama mesela ilkokul çocuğunun yaptığı alay çok daha ilkeldir, yapmayanları tenzih ederim tabii. Mesela görgüsüz, cahil yetişen birinin alayı da berbat olur, çok daha değişik olur. Veyahut mesela Afrika’nın vahşisi bile gittiğinde, Afrika’da yetişmiş, orada yetişmiş bir insan, onun da kendine has bir alayı vardır. Onun da gülme şekilleri vardır, değil mi? Böyle kendince, kendi kültürü içerisinde alay mantığı vardır. Fakat Müslüman bunların hepsinin üzerinde, Müslüman laboratuvardaki bir doktor gibidir. Hepsinin üzerinde onları inceler. Yani gerçek müminler kendini bir doktor gibi görür; onları hasta gibi görür, onları inceler ve hikmet görür onlarda, hayır görür. Allah’ın Kuran’da belirttiklerinin aynısının olmasından dolayı o, Allah’ın yarattığı laboratuvarda onları müşahade eder; Kuran’ın hakikatlerini gördükçe de Allah’a sığınır, Allah’a olan sevgisi artar, imanı artar. Çünkü tam Kuran’da dendiği gibi olur. Mesela bütün Peygamberlere alayın şekli aynıdır, bakarsanız, aşağı yukarı tıpa tıp aynıdır. Stilleri, üslup, yöntem. Kuran o yüzden hepsini teker teker vermiştir, Cenab-ı Allah Kuran’da. Ama hep kitle psikolojisiyle yapılmıştır. Mesela Hz. Musa (a.s.)’nın devrinde Firavun alay ediyor kendince fakat topluluğa yönelik yapıyor. Mesela diyor ki; Hz. Musa (a.s.) bir şey söylüyor, “duyuyor musunuz, işitiyor musunuz?” diyor. Adamlar sağır değiller, tabii işitiyorlar. Yani münasebetsiz. Orada, o bir alay girişi kendince, “işitiyor musunuz?” Yani örtülü alay ediyor kendince. “Ne kadar acayip konuştu, ne kadar şey konuştu” demiyor da ama onu dolaylı yoldan demiş oluyor, kendi kafasına göre. Ama mesela daha ileriki aşamalarda alayla netice alamadığında saldırganlaşır bu tip insanlar. Alayından netice alamadığını hissederse. Firavun’da da bunu görüyoruz, saldırganlaştığını görüyoruz. Ama Müslüman her zaman hayrı ve güzelliği, akılcılığı savunur. Alay insanın heybetini alır, çok kalitesiz ve basit, sıradan bir görünüme insanı sokar. Derinliğini, ruhaniyetini kırar. Çok önemli bir konu olduğu için ben bunu eser olarak, Alay Denen Zulüm diye, kitap olarak hazırlamıştım. Orada çok bölümlere ayırdım. Bu konuyu incelemek isteyen kardeşlerimiz HarunYahya.org’a girerlerse çok detaylı olarak bakabilirler inşaAllah.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler