Adnan Oktar’ın 8 Haziran 2010 tarihli Güneydoğu Olay TV röportajından
ADNAN OKTAR: “Ben kendim düşünüyorum” dedi mi insanın aklı gider. Bir kere bunu bırakacaklar. “Ben kendim düşünüyorum” olmaz. “Allah bana düşündürüyor” denecek. Yani samimi iman etti mi bir insan konu bitti, ben söyleyeyim. Dünyadaki tek sorun budur, insanlardaki tek sorun budur, tek sorun: Samimi iman etmek. Çok çok samimi olan insan zaten çok samimi de iman eder. Adam diyor ki, “ben çok samimiyim.” Öyle zannettiğin gibi kolay değildir samimiyet. Olur mu? Samimiyet kundakta çocuk gibi sürekli bakım ister ve sürekli özen gerektirir. Nasıl oluyor böyle samimiyet? Bir kere aldım götüreyim. Öyle bir konu olmaz. Ben demiştim, on dakika demiştim. Ben anlaşılsın diye söyledim on dakika. Yani çok yoğun dikkat gerektirir samimiyet. Bir anda akıl dağılır gider. Bir şeye kafan, mesela yemek yerken dağılır. Mesela gemiler geçiyordur, bakar adam kafası dağılır. Mala mülke kafası gider, dağılır. Hastalanır, bir anda dağılır. Mesela bir yerinde bir enfeksiyon çıkar, bir rahatsızlık olur veyahut bir ur bir şey olur, darmakeşan olur kafası. Israrla devam etmesi lazım. Halbuki uru gösteren de Allah’tır. Urun dünyasına bir girsen bir alemdir ur. Yani Allah’ın sanatı olarak meydana gelir, Allah’ın emri olarak meydana gelir. Allah’ın emrini almadan ur meydana gelmez. Hastalık da Allah’ın emrini almadan meydana gelmez. Virüs son derece akıllıdır, Allah’ın aklını taşır virüs ve Allah’ın dediğini birebir yapar, Allah’ın dediğinin dışına çıkmaz. Yenilme emri verdi mi virüslerin hepsi yenilirler. “Yen” derse de yener virüs. Vücut bütün gücüyle dirense de yetmez. Bu konuda daha yoğunlaşmak gerekiyor. Çok daha yoğunlaşmak gerekiyor. Fakat “Ya Rabbi” diyecekler, “bana Kuran’ı hakkıyla anlamayı nasip et. Ve hakkıyla yaşamayı bana nasip et” diyecekler. Bu iki konu çok hayatidir. “Ya Rabbi, beni çok samimi kıl, çok samimi iman nasip et. Kuran’ı hakkıyla anlamamı ve hakkıyla yaşamamı bana nasip et.” Ondan sonrası tamamdır Allah’ın izniyle. Tevekkül, zaten tevekkül eder gerçekten iman eden bir insan. İmandaki -Allah esirgesin- zayıflıktan olur tevekkülsüzlük. Yoksa mutlak iman etti mi tam anlamıyla hakkel yakin iman etti mi nasıl tevekkülsüz olsun. Mesela -gerçi şey bir örnek ama- şimdi bu kalem benim elimde, istesem ben bunu yere atacağımı biliyorum, yüzde yüz eminim, değil mi? Bırakırım veya bırakmam, yüzde yüz eminim. Bir tereddütüm var mı? Yok. Tabii Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın güç vermesiyle. Ama bir tereddütüm olmuyor Allah’ın dilemesiyle. İşte iman zafiyetinde düşer mi acaba o kalem diye düşünür şahıs. Bıraktım mı düşer mi? Düşebilir de düşmeyebilir de dedin mi işte bu tevekkülsüzlüktür. Hakkel yakinde yüzde yüz emin olur. Mutlaka düşer o, der. Hakkel yakin imanı Cenab-ı Allah’tan istemek lazım. Tabii Allah’ın izniyle yine. Her zaman Allah’ın izniyle düşer. Bunu unutmamak lazım.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler