Adnan Oktar’ın 8 Haziran 2010 tarihli Güneydoğu Olay TV röportajından
ADNAN OKTAR: ...“Bundan sonra gelecek Mehdi (a.s.) Resul’ün” diyor Bediüzzaman. Mesela ne demek bu “bundan sonra gelecek Mehdi (a.s.) Resul”?
ALTUĞ BERKER:Bu devirden bir sonra devir, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid,” Bediüzzaman en büyük bir müceddid olsa Şafi mezhebinde kalır mıydı? Mehdi (a.s.) bütün mezhepleri kaldıracak. Mukallit olarak kalır mıydı? Mukallittir Bediüzzaman, Şafi mezhebine tabii olmuştur. O zaman derdi Bediüzzaman “ben en büyük bir müceddidim, müçtehidim. Mezhepleri kaldırıyorum. Asr-ı saadete dönülecek ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in modeli neyse o uygulanacak” derdi. Bunu demedi. Şafi olarak hiçbir mezheplere dokunmadı. Bediüzzaman ne diyor; “en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim,” Bediüzzaman ne zaman hakimlik görevi gördü? “Hem mehdî, hem mürşit, hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o zat da ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır.” “Cenab-ı Hak” diyor bak aklı almayan kişilere, “bir dakika zarfında beyn-es-sema vel-arz alemini (göklerin ve yerin arasını, dünyayı) bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder.” Kardeşim “Mehdi (a.s.)’ın ömrü buna yetmez” diyorlar. Bak mantık çıkarıyorlar. Bediüzzaman bunu diyor, Peygamberimiz (s.a.v.) de açıklıyor. Ne Bediüzzaman’ın aklını, açıklamalarını, hadisin açıklamalarını kabul ediyorlar ne Kuran’ın anlatımını kabul ediyorlar. Kendileri akıl çıkartmışlar. Diyorlar ki; “bir insanın ömrü hem siyaset, hem diyanet, hem saltanat aleminde Mehdi (a.s.) olarak görev yapmaya gücü yetmez.” Kardeşim Bediüzzaman “gücü yeter” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) “gücü yeter” diyor. Sen hangi aklınla, kavruk mantığınla bunu ortaya çıkarıyorsun? Bak “Cenab-ı Hak bir dakika zarfında” diyor bak bir dakika. Bak kafalarına vuruyor Bediüzzaman, bir dakika. Bir dakika 60 saniye, değil mi? “Beyn-es-sema vel-arz alemini (göklerin ve yerin arasını, dünyayı) bulutlarla doldurup boşalttığı gibi,” kafası almayanların kafası alsın diye örnek veriyor, “bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder.” “Bir saniye” ne demek? Göz açıp kapama kadar. “Birden durur” diyor. “Bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini, örneğini verir” diyor. Bakın bahar. Bahar mevsiminde birden bire bakıyorsun bir saat içerisinde yaz mevsimi oluyor. Birden müthiş bir sıcaklık oluşuyor. Yani “serin ve soğukken yaz olur, ama bir saatte olur bu” diyor. “Yazın da bir saatte birden bire kış fırtınası icad eder” diyor. Mesela yaz ortamında birden hava buz gibi soğuyor. İnsanlar kazaklarını giyiyorlar, pardesülerini giyiyorlar, yaz ortamı, değil mi? “Kış fırtınasını icad eden Kadir-i Zülcelâl (celal ve izzet sahibi Yüce Allah) Mehdi (a.s.) ile de, alem-i İslam'ın zulümatını (karanlıklarını) dağıtabilir.” Yani kafaları alsın diye anlatıyor, “kısa sürede yapar” diyor. “Nasıl yapacak?” diyor. Sana ne. Allah’ın işine sen karışabilir misin? Sen iman etmekle, inanmakla mükellefsin. “Benim aklım almıyor” diyor. Aklın almıyorsa o zaman; Allah’ın varlığını da aklın almıyorsa inkâr edersin, haşa. Cenneti, Cehennemi de aklın almıyorsa inkâr etmiş olursun. “Aklım almıyor” olur mu, dinde böyle bir şey var mı? Din iman üzerine kuruludur. “Mehdi (a.s.) ile de, alem-i İslam'ın zulümatını (karanlıklarını) dağıtabilir. Ve vaat etmiştir, vaadini elbette yapacaktır” diyor. Bak, Bediüzzaman kesin iman etmiş. “Ben iman edemiyorum” diyor. O zaman nasıl bir iman oluyor bu? “Kudret-i İlahiye noktasında gayet kolaydır.” Allah’ın gücü noktasında “gayet kolay” diyor. “Yok, bana göre kolay değil. İsterseniz göstereyim. Yani birçok Nur talebelerine ait sitede, Nur sitesinde bu yazılar var. “Olmaz” diyorlar. Bediüzzaman diyor ki; “olur, Allah’ın gücü dâhilinde”, onlar diyor ki; “olmaz, mümkün değil” diyorlar. “Bir insan ömrü içerisinde bu iş olamaz” diyor. Bediüzzaman da “olur” diyor. “Kudret-i İlahiye noktasında gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab (sebepler dairesi) yönünden bakılırsa ve hikmet-i Rabbaniye (Allah’ın hikmeti) noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua (oluşa) layıktır” diyor. “Makul, çok rahat olabilecek şey” diyor yani. “Yok, bize göre de makul değil” diyor. Aslında bundan sonra birebir göstereceğim bu siteleri, o ifadeleri de bundan sonra. Yani orijinal kaynaktan göstererek anlatacağım, böyle hayali anlatımı keseceğim. Yani bir bir. Burada bunu diyor, Bediüzzaman bunu diyor, bunlar da burada bunu diyor, diyeceğim. “Layıktır ki; eğer muhbir-i Sadık'tan (Peygamberden (s.a.v.)’den) rivayet olmazsa dahi,” “hadis dahi olmasa” diyor. Bir kısmı “hadis yoktur Mehdi (a.s.) ile ilgili” diyorlar. Buhari de var, Müslim de var, Tırmizi de var, İbn-i Mace de var, Sünen-i Neseî de var, Sünen-i Davut da var. Bütün Ehl-i Sünnet âlimlerin tamamının eserlerinde var, ama tamamında istisnasız. Kardeşim sen ehl-i sünnet değilsin ki, bambaşka bir inançtasın sen. Normal onu öyle düşünmen. Hayır, Şiiler de kabul ediyor, Aleviler de kabul ediyor, Mehdi (a.s.)’ın gelişini. “Eğer muhbir-i Sadık'tan rivayet olmazsa dahi”, “hadi farz edelim, hadis olmadığına inansanız dahi” diyor, “her halde” diyor, her halükarda, “herhalde öyle olmak lazım gelir.” “Öyle olması gerekir, Allah’ın adetullahı budur” diyor. “Ve olacaktır diye ehl-i tefekkür hükmeder. Âl-i İbrahim Aleyhisselâm soyu öyle bir vaziyet almış ki, umum mübarek silsilelerin başında, umum aktar (açıklık alanlar) ve âsârın mecmalarında (kuytu toplanma yerlerinde) o nuranî zatlar kumandanlık ediyorlar. Ve öyle bir kesrettedirler ki (o kadar kalabalıktırlar ki), o kumandanların mecmuu (tümü), muazzam bir ordu teşkil ediyor.” Seyyidler topluluğu. “Eğer maddî şekle girse ve bir tesanütle bir fırka (tümen) vaziyetini alsalar,” “hepsini bir araya getirse Mehdi (a.s.)” diyor, “İslâmiyet dinini milliyet-i mukaddese (mübarek topluluk) hükmünde rabıta-i ittifak (dayanışma düzeni) ve intibah (uyanış) yapsalar, hiçbir milletin ordusu,” ne İsrail ordusu ne Amerikan ordusu ne Alman ne Rus ordusu, “onlara karşı dayanamaz” diyor. Bak şimdi bir kabadayılık yapıyor, herkes susuyor. Bakın diyor ki “hiçbir milletin ordusu onlara karşı dayanamaz,” birleşirlerse diyor. Bediüzzaman zamanında birleşmişler mi? Birleşmemişler. Bediüzzaman diyor ki; “en büyük kumandan Mehdi (a.s.)” diyor. Said Nursi kumandanlık yaptı mı? “Zaten olamaz, mümkün değil, bir şahısta bütün bunlar toplanamaz” diyorlar. “Peki, nasıl olacak?” diyoruz. “Şahs-ı manevi.” Kardeşim şahs-ı manevi kumandan olur mu? Şahs-ı manevi diye diye bölmediniz mi, Nurcuları, Nur talebelerini? Paramparça etmediniz mi? Şahs-ı manevi eğer birlik, beraberlik getirseydi, böyle parçalanır mıydınız? Birbirlerinin yüzlerine bakmıyorlar bir kısmı. Muhatap olmuyorlar yani. “Hiçbir milletin ordusu onlara karşı dayanamaz. İşte, o pek kesretli (kalabalık) o muktedir (güç yetiren) ordu, Âl-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır ve Hazret-i Mehdi (a.s.)’nin en has ordusudur.” Şahs-ı manevinin ordusudur” demiyor. “Hz. Mehdi (a.s.)’nin en has ordusudur” diyor. Allah’tan korkun. Doğru konuşun. İnanamıyorum yani, gözlerime inanamıyorum, rüya görüyorum herhalde. Bakın “evet, bugün tarih-i Âlemde (dünya tarihinde) hiçbir nesil, şecere ile ve senetlerle ve anane ile birbirine muttasıl (birbirine bitişik) ve en yüksek şeref ve Âli hasep ve asil neseple (soyla) mümtaz (ayrıcalıklı) hiçbir nesil yoktur ki, Âl-i Beytten gelen seyyidler nesli kadar kuvvetli ve ehemmiyetli bulunsun.” Yani “şecereleri vardır, senetleri vardır, belgelidir, silsilelerine, bağlantılarına baktığınızda bu ortaya çıkar” diyor. “Ananesi de vardır” diyor, “birbirine muttasıl, birbirine bitişiktir” diyor. Hakikaten silsile olarak devam ediyor. Mesela ben seyyidim, bakıyoruz silsile ta sonuna kadar gidiyor. Yaklaşık 33 kişiye kadar birbiriyle bağlantılı. Zaten ilk silsile bağlantısı kurulduktan sonra zaten sonra hazır olmuş oluyor, gidiyor. Abdülkadir Geylani’ler, milyonlarca seyyid var, İstanbul’da da bugün binlerce seyyid var. Ben de o seyyidlerden herhangi biriyim. Adıyaman’da da var, Urfa’da da var, Siirt’te, Tillo’da hep, oralar hep seyyid doludur, maşaAllah. Bakın, “Âl-i Beytten gelen seyyidler nesli kadar kuvvetli ve ehemmiyetli grup yoktur” diyor. “Eski zamandan beri bütün ehl-i hakikatin fırkaları başında onlar,” hep büyük toplulukların başında seyyidler olmuştur. Hakikaten bugün bölgede, İran’da da öyle hep seyyidler kilit noktalardadır. Birçok devlet başkanı da seyyiddir. Mesela halk bilmiyor, Ürdün’de de, diğer ülkelerde de hep seyyiddirler. “Ehl-i kemâlin namdar reisleri yine onlardır. Şimdi de,” mesela Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri de hem seyyid, hem şeriftir. O pek bilinmiyor olabilir, tabii yani has seyyiddir, has şeriftir, ananeli seyyiddir yani ve belgeli mürşittir, öyle hayali değil, inşaAllah. “Şimdi de, kemiyeten milyonları geçen bir nesl-i mübarektir.” “Milyonlarcadırlar” diyor. “Mütenebbih (akıllı, sorumluluk sahibi) ve kalbleri imanlı ve muhabbet-i Nebevî (Peygamber (s.a.v.) sevgisi) ile dolu ve cihandeğer (dünyanın en kıymetlisi) şeref-i intisabıyla (mensup olmasıyla) serfirazdırlar” diyor. “Seçkindiler yani Peygamberimizin (s.a.v.) soyuna uygun olmakla, ona bağlı olmakla seçkindiler” diyor. “Böyle bir cemaat-i azîme (büyük cemaat) içindeki mukaddes kuvveti tehyiç edecek (coşturacak) ve uyandıracak hâdisât-ı azîme vücuda geliyor.” Geliyor mu? Geliyor, değil mi? Görüyor muyuz? Görüyoruz. Bak, “geldi” demiyor, “geliyor, sonradan olacak” diyor. “Büyük ve önemli olaylar oluşuyor. Elbette o kuvvet-i azîmedeki bir hamiyet-i âliye feveran edecek,” bütün Müslümanlar heyecandan ayağa kalkacak, “ve Hazret-i Mehdî (a.s.) başına geçip,” şahs-ı manevi başına geçip demiyor, “Hazret-i Mehdî (a.s.) başına geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek.” “İnsanları hak ve hakikate sevk edecek” diyor. Bunu niye örtbas edersiniz bu açıkça izahları, niye doğru konuşmazsınız? Ve arkasından da bize “ticaret yapın, bilmem ne falan” akıl veriyorlar yani. Ticaret yapıyorsun da, ne oldu ticaret yaptın? Nerede ticaret yapıyorsan gidip ümüğüne çöküp almıyorlar mı? Afganistan’da adamların paraları vardı, hepsini gittiler, aldılar. Irak’ta Saddam dolarları Merkez Bankası’na doldurdu, adamlar konteynırla alıp götürdü Amerikalılar. Konteynır hesabıyla, bir gecede talan oldu dolarlar, havalarda uçuştu. Ticaretle olmaz, imanla olur bu işler. Aşkla olur, şevkle olur, Allah’ı, Peygamber (s.a.v.)’i sevmekle olur, derin iman etmekle, Peygamber (s.a.v.)’e güvenmekle, Bediüzzaman’a güvenmekle olur; yeni yeni çığırlar açmakla olmaz. “Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip,” yine şahs-ı manevi demiyor, bakın bir daha söylüyorum, “Hz. Mehdi (a.s.) başına geçip” yani lider olup, “tarik-i hak ve hakikate sevk edecek (doğru yola ve gerçeğe yönlendirecek). Böyle olmak ve böyle olmasını, bu kıştan sonra, bu kış hangisi? Kendi zamanındaki kışı söylüyor Bediüzzaman. “Baharın gelmesi gibi, âdetullahtan (Allah'ın yarattığı kurallardan) ve rahmet-i İlâhiyeden bekleriz” diyor, “oldu” demiyor, “bekleriz, bekliyoruz, gelecek” diyor inşaAllah. İnşaAllah Allah hidayet verir de, Allah akıllarını açar. Ben bu duruma şaşkınlıkla bakıyorum, çok büyük bir mucize bu. Bu kadar sarih anlatımda sırf bir konuda bile çok sarih anlaşılıyor ki böyle yüzün üzerinde konu anlatmış Bediüzzaman Mehdi (a.s.) ile ilgili, çok net anlatıyor. Tarih veriyor, “benden 100 yıl sonra gelecek” diyor, Hicri 1400’de zuhur edeceğini söylüyor, “İstanbul’da çıkacak” diyor. Hiç oralı dahi olmuyorlar; “yok kardeşim, öyle bir şey yok, olamaz” diyor. Bediüzzaman “olur” diyor, Peygamber (s.a.v.) “olur” diyor, Allah “olur” diyor Kuran’da; bunlar “olamaz, mümkün değil” diyorlar. Allah akıl fikir versin, hidayet versin, ne diyeyim yani? İnşaAllah. İnanılır gibi değil. Şu ittihad-ı İslam’ı nihayet bir kabul ettiler, elhamdülillah, onu kabul ettiler. Bütün sitelerde var şu an ittihad-ı İslam. Kardeşim böyle hayati bir konuyu nasıl unutursunuz? Nasıl geri planda bırakırsınız? Nasıl konuşmazsınız? Bediüzzaman diyor ki; “bu devrin, bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslam’dır.” En büyük farz. En büyük farzı nasıl unutursun sen? Nasıl geri planda bırakırsın? “Daha dur bakalım” diyordu mesela bir site, maşaAllah düzeltmiş. Allah razı olsun, ben onların elini-ayağını öperim. Onlar benim kardeşim, benim onlara karşı bir üstünlük iddiam yok. Ben onların kölesiyim, hiç benim bir vasfım yok. Ama böyle hayati bir konuyu insan coşkuyla, aşkla, muhabbetle anlatır. Sen yap, gerisine karışma, Allah “yapacağım” diyor. Allah sözünden dönmez. Görmüyor musunuz gürül gürül İslam gelişiyor. Darwinizm yerle bir olmadı mı? Bütün Müslümanlar ayağa kalkmadı mı? Her yeri İslam coşkusu sarmadı mı? Siyasi gelişmeleri görmüyor musunuz? İsrail’deki ateist siyonistler tir tir titremiyor mu şu an? Ne zaman korkuyordu herifler? Hiç korktuklarını gördünüz mü onların siz daha önce?
ALTUĞ BERKER: Siz, ittihad-ı İslam’ın zaten Mehdiyet olduğunu anlatıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabii, tir tir titriyorlar. Mehdi (a.s.) korkusu sardı, Hz. Mesih (a.s.)’in iniş korkusu sardı ve bütün Museviler de bayram sevinci içindeler. Niçin? Kral Mesih geliyor. Binlerce seneden beri bekledikleri, gece gündüz dua ettikleri Kral Mesihleri geldi, Mehdi (a.s.) geldi. Onun sevinci içindeler. Her gün dua ediyorlar, ağlayarak dua ediyorlar, Ağlama Duvarı’nda; “Ya Rabbi bize Mesih’i gönder” diye. Kaç bin seneden beri yapılan duadır bu? Kaç bin sene? Sürekli, Tevrat’ta dolu, yüzlerce; Kral Mesih, Mehdi (a.s.)’yi öven ayetler. Ve “dışarıdan gelecek” diyor İsrail, Tevrat’ta da öyle geçiyor. İsrail’den çıkmayacak, dışarıdan gelecek Kral Mesih. Oradaki ne kadar bizim Musevi kardeşimiz varsa, nur gibi tertemiz kardeşlerimiz varsa; Müslümanları, candan kardeşlerimizi, Hıristiyanları, hepsini o gasıplardan, gasp eden zalimlerden kurtaracaklar. Museviler ne yapacak biliyor musun? Duvarları gümbür gümbür yıkacak, var ya o duvarlar, hapisten bir kere kurtulacaklar. “Selamün aleyküm, biz Ürdün’e gidiyoruz”, basacak gidecek. Diyecek “biz burada yurt, yuva kuracağız.” Kurun, helal olsun. Atalarımız, Hz. Musa (a.s.) Ürdün’e gelmedi mi? Geldi, dağın üzerine çıktı, oradan Kenan iline baktı. Gelin, çıkın dağın üzerine, bakın Kenan iline. Namazınızı kılın, Muhammedi Musevi olun, aşkla muhabbetle, değil mi? Diyor ki Cenab-ı Allah; “Kuran’ı işittiklerinde çenelerinin üzerine kapanırlar” diyor. Çünkü Tevrat’ta, onlardaki secde bizim secdemiz gibi değildir. Yüzükoyun yatıyorlar ve çenesini yere koyuyor, inşaAllah. Kuran ayetlerini işittiklerinde yüzü koyun yere. İşte bu devre geliyoruz inşaAllah. Muhammedi Museviler yedi emanımızda olacaklar. Onlar bizim canımız ciğerimiz inşaAllah. Musevi çocuklar böyle, saçlar böyle lüle keratalar, ortalarda gezinecekler. Ne birine hakaret ettiririz, ne bir söz söyletiriz. Kılına, tüyüne dokunamazlar hiç kimse. Hıristiyanların da öyle. Mesih’i bekliyorlar, zaten onlar da Muhammedi İseviyet içerisine girmeye başladılar. Buraya geldi o mübarek, Ortodoks, Ortodokslar’da çok katıdır teslis inancı, kesin. “Ben teslise inanmıyorum, Allah’ın birliğine inanıyorum” dedi. Açıkça, canlı yayında söyledi maşaAllah, elhamdülillah. Dolayısıyla güzel günlerin arefesindeyiz. Hürriyet, sevgi, barış, kardeşlik, adaletin en mükemmeli, soyluluk, samimiyet, sanat, bilim, demokrasi en mükemmel şekliyle. “Muhteşem, kardeşim biz bilseydik bir saniye beklemezdik, Allah kahretsin şeytanı” diyecekler...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler