Adnan Oktar’ın 22 Haziran 2010 tarihli Güneydoğu Olay TV röportajından
ADNAN OKTAR: ... ne yapıyor Ertuğrul Bey, yine aynı konudan devam ediyor, ruhtan. Ne demiş? “Yazıyı silip attım, tekrardan Pazar yazısına döndüm. İnsanın ruhu var mıdır? diye bir yazı yazdım. Vardığım sonuç kiminde epey vardır, kiminde hiç yok. Kiminde başkalarına, uzaktakilere epey vardır da; burada, dibinde, sınır karakolunda oturan çocuklara karşı zırnık kadar yoktur. Pazar günü Işın Çelebi aradı. ‘Ruh vardır ve Mevlana’ya göre o sevgidir’ dedi. ‘Doğru vardır’ dedim. ‘Esirgemediğiniz takdirde vardır’ dedim. Yani sevgiyi, ilgiyi esirgemediğiniz zaman.” Şimdi “ruh vardır ve o sevgidir.” Şimdi bu yanlış, tamam ruhun bir vasfıdır sevgi. Ruhun bir vasfıdır, şefkat bilir, vefa bilir değil mi? İnsancıllık vardır ruhta ama ruh eşittir sevgi, o zaman ruhu inkar anlamına gelir o, öyle olmaz. Ruhun bir vasfıdır sevgi denirse olur. Ama Ertuğrul Bey ruhla ilgili benim kanaatim biraz vesveseleri var gibi görünüyor. Biraz değil bir hayli, o zaman ona ruhla ilgili bu hafta yoğun bir ders yapalım, inşaAllah. Maddenin hakikatini anlatalım. Bir de ruhu detaylı olarak anlatalım, ama tabii Allah “az bilgi verilmiştir ruh hakkında size” diyor. O yüzden Allah’ın bizlere bildirdiği kadarıyla bildirebiliriz inşaAllah.
Ertuğrul Özkök, mesela bak ne diyor “ben ruhun varlığına inanmıyorum” diyor, özetle bunu anlatıyor. Materyalistler ne diyor, onlar da “ruh yok” diyorlar. Lenin ne diyor, “ruh yok”, Marks ne diyor, “ruh yok” diyor. Ertuğrul Özkök de aynısını söylediğine göre, dönüp dolaşıp olay yine Darwinizme dayanıyor. Şimdi Ertuğrul Özkök’ün kafasının Darwinizmle bulandığı belli, onu anlatamıyor işte kenardan köşeden konuyu anlatmaya çalışıyor. Halka bilinçaltı kurgulama yapacak kendince, yani böyle bir aydın kafası var güya aydın kafası var. Böyle çaktırmadan yandan cebe kaydırma metotları böyle. Kardeşim bunlar çok ucuz metotlar, bunlar kolay metotlar. Bunlar 1960’larda, 50’lerde hatta 20’lerde falan uygulanırdı bunlar. Ömer Seyfettin kitaplarında olurdu, böyle hafif hafif, alttan alttan halkı aydınlatmak, çaktırmadan bilinçaltına bilgi vermek. Bunları bıraksın, konuşacaksa açık açık söylesin. Flu izahlara gerek yok. Ben Darwinist, materyalistim desin, gelin tartışalım desin değil mi? İşte kitap okudum sarsıldım, paramparça oldum, ruhum yıkıldı falan, bir kitapta yerle bir oldum, bütün dünyam bitti, zangır zangır titriyor, bilmem ne falan böyle bunları bıraksın. Titrediği, hopladığı falan hiçbir şeyi yok. Yani o halkın, tereddüt içinde olan halktan insanlar varsa, onlara etki etmek için yapılmış bir bilinçaltı kurgulama metodu. Bir toplum mühendisliği uygulaması güya. Bunları bırakacak, açıkça söylesin. Materyalizmle, idealizmin bir mücadelesi vardır dünyada, ta dünyanın en başından beri. Hz. Adem (a.s.)’le başlamıştır, Kıyamete kadar devam edecektir. Şeytanla, iblisle, inananların, Allah taraftarlarının, Hizbullahın, Allah hizbinin bir mücadelesi vardır. Bildiğimiz Hizbullah değil bu, Allah hizbi yani Müslümanların tamamı inşaAllah. Bu mücadele de birçok yöntem kullanılır. Mesela biz de şu an Allah taraftarı olarak bir mücadele veriyoruz. Mesela inancı dolaylı anlatanlar da var. Çaktırmadan anlatmaya çalışıyor ama bu çok cılızdır. İnançta bu olmaz. İnançsızlıkta bir avantajdır bu yani böyle bir yöntem avantajdır. Ama inançta bir avantaj olmaz bu. İnançta doğrudan iman net söylenmesi lazım. Mesela böyle korkak Müslüman yazarlar var, çekingen. Anlatıyor anlatıyor, en sonunda “herhalde bir yaratan var gibi geldi bana, ben ancak bu kadar söyleyebilirim” diyor. Kardeşim bu kadar korkaksan niye ortaya çıkıyorsun sen? Ve zarar verirsin sen bunu söylemekle, titrek. Mesela bu Avrupa’da var ya evrim karşıtı hareketler, işte dizayn bilmem ne falan, bilinçli dizayn. “Kim yapıyor” diyoruz, “bilmiyoruz, bir bilinç” diyor. Kardeşim Allah diyecek gücün yoksa, o kadar güçsüzsen, sen neyi anlatıyorsun? Geçenlerde bir röportaj yaptım bunlarla radyo röportajı, dümdüz ettim hepsini. Çok böyle titrek bir üslupları var. Ama mesela ateist harekette, Darwinist, materyalist harekette titrek üslup zaten insanlar mütemerrid olduğunu için birçoğu insanların tereddüt içindedir, yani Allah’ın varlığı konusunda karar veremezler, 50’ye 50’dir. O tereddütleri bu tip yazılar 51’e getirebilir yani inançsızlıktan yöne ağırlığını koyabilir adam. Bir anda hakikaten Ertuğrul Özkök’ün bu yazısıyla, “allak bullak oldum” diyor ya, aslında allak bullak olmasını istediği insanlar olabilir Ertuğrul Özkök’ün. Onlara biraz allak bullak olun gibisinden, hafiften bir dokunma yapmış gibi görünüyor, üslubu öyle anlaşılıyor. Şimdi de işi anlamazlıktan gelip, hafiften yumuşatıp, kenardan çıkmaya çalışıyor. İşte Işın Çelebi bana “sevgi” dedi diyor. Bakın yine ruhun varlığını gizlice, yine Işın Çelebi benim bildiğim sağa meyyal bir insandır, yani öyle biliyorum. Işın Çelebi de söylediğine göre, ha diyeceksin, “ruh yok” diyecek adam. Demek ki, sevginin adına ruh diyorlar. Bıraksınlar bunları. Ben olduğum müddetçe, arkadaşlarım olduğu müddetçe, dünya çapında milyonlarca Harun Yahya olduğu müddetçe, nefes aldırmayız söyleyeyim, mümkün değil. Böyle, bu yöntemlerle bir yere varamazlar. Buradaki her cümle seçilerek, mesela Mevlana’dan devreye girmiş, çok uyanık bir üslup. “Mevlana’ya karşı mı geliyorsun sen?” Evet karşı geliyorum -diyorsa, demişse- karşı geliyorum. Kim ne derse Kuran’a, İslam’a babam dahi olsa, kim olursa olsun, her kim olursa olsun karşı gelirim Mevlana’ya. Bakın buradaki seçilen insanlar çok özenle seçilmiş, Işın Çelebi. Benden neden bahsedemiyorsun sen değil mi? Asıl muhatabın benim senin. Bakın burada yumuşak girişle aradan sıyrılıp, ama yine kırıp yıkarak gidecek gibi bir politika izliyor. Kendini çok uyanık zannediyor. “’İnsanların ruhu var mı?’ diye bir yazı yazdım. Vardığım sonuç kiminde epey vardır, kiminde hiç yok” mesela hafif espritüel bir üslup gibi, hafif alaycı gibi bir üslupla yani bu da bilinçaltı kurgulamanın bir gereğidir. “Kiminde başkalarına, uzaktakilere epey vardır da; burada, dibinde, sınır karakolunda oturan çocuklara karşı zırnık kadar yoktur.” Bak “sınır karakolunda oturan çocuklara karşı zırnık kadar yoktur.” Yani PKK’lı çocukları eziyorsunuz, dövüyorsunuz veyahut neyse oradaki. Kardeşim bize şefkat öğretmeye gerek yok, bizim milletimiz son derece şefkatli, merhametlidir. Biz çocukları canımız, ciğerimiz. Biz çocukların zorla o şeye çekildiklerini biliyoruz. Bir de çocuk aklı, yani yapabilir de ayrıca, bütün çocuklar sabidir zaten. Ben çocukların ceza almasını mesela hiçbir şekilde istemem. Karakolda çocuğun ne işi var?
“Pazar günü Işın Çelebi aradı. ‘Ruh vardır ve Mevlana’ya göre o sevgidir’ dedi.” diyor. Bak müthiş vurucu bir izah. Yani “Mevlana’ya göre sevgidir.” “Demek ki ruh yok” diyeceksin. Sevginin adına insanlar ruh koymuş. O zaman materyalist olmamız gerekiyor. Demek ki Darwinist olmamız gerekiyor, zincirleme. Mevlana’nın onun ne anlamda dediğine bakmak lazım. Mevlana her yerde ruhun varlığını kabul ediyor. Her yerde Kuran’ı kabul ediyor. Her yerde Allah’ın Resulü (s.a.v.)’ne hayranlığını belli ediyor. Oradan sadece ilgili birkaç kelimeye alıp çekersen, bambaşka anlam olur. Bu da bir kurnazlıktır. Bunu bıraksınlar. Mevlana’nın ruh hakkında uzun uzun anlatımları var. Ruhun varlığını uzun uzun imani bir konu olarak ele alıyor. Ve dirilişi anlatıyor, Cenneti anlatıyor, Cehennemi anlatıyor, Cennetteki insanların konumunu anlatıyor. Kuran ayetleriyle anlatıyor. Bunlardan niye bahsetmiyorsun sen, değil mi? Böyle kurnazlıklara gerek yok. “Esirgemediğiniz takdirde vardır.” Bakın, ruhu tamamen yok etmiş oluyor kendince, yani sevgi olmuş oluyor. Eğer sevgi esirgersen, ruh olmamış oluyor. Yani ruhu biz imal etmiş oluyoruz, güya. Materyalizm gibi, ruhu biz imal etmiş oluyoruz, gibi anlatmış (haşa). Şimdi bu yöntem sert kayaya çarptı, bak her yaptıklarında mahcup ediyorum. Bak, her denediklerinde mahcup ediyorum. Eskiden bunların bu yaptıkları geçiyordu ve hakikaten de etkili oluyordu. Ayşe Arman çıkıyordu bir şey yapıyordu, hakikaten ortalık böyle geriliyor, heyecanlanıyordu millet, insan etkileniyordu. Bu çıkıyordu böyle, açık kahverengi ayakkabı giyiyordu falan, elini kolunu bağlıyor, tarz yapıyor. Bir oturuyordu falan, böyle resimler çektiriyordu. Ayağını uzatmış rahat adam, ultra modern havalarında yani Avrupai genç, Avrupai insan, hani böyle her şeyi bilir, insan üstüdür böyle, gibi. Ayşe Arman da, mesela böyle dekolte kıyafetlerle sağcılara gidip sarılıyor falan. Onları da adam etmiş oluyor, onları da bir anlamda modern dünyanın içine sokmuş oluyor. Onlar da zaten iftihar ediyorlar, böyle tebessümle, küçük bebek gibi onun yanında tebessüm ediyor bazı tipler, hepsini tenzih ederim de. Mesela Hac’ca gidiyor, Hac’da bir üslup kullanıyor. Bambaşka bir yöntem, halkın böyle bilinçaltını etki edecek bambaşka stiller, yöntemler.
SUNUCU 3: Daha çok arada kalmışları kendine çekme yönünde, daha çok Darwinizme çekme yönünde.
ADNAN OKTAR: Yani arada kalmışlarda bir hayli yüksektir, insanlar çünkü imana da yatkındır, imansızlığa da yatkındır, ortadadır insanlar genellikle, Kuran bunu açıklıyor. “Tereddütler içinde bocalayıp dururlar” diyor Allah ayette. “Ne sizdendirler ne onlardandırlar” diyor. Şimdi tam onlara hitap eden bir üslup olmuş oluyor. Böyle pastel renkler, yelek falan böyle, entel kıyafetler falan, entel oturuşları. Bakarsan fotoğraflara oradan anlarsın, inşaAllah.
SUNUCU 3: Aslında akıllıca bir yaklaşım. Yaptıkları akıllıca bir yaklaşım değil mi? Kurnazlık.
ADNAN OKTAR: Kurnazlık daha iyi gidiyor ona. Kurnazlık evet. Çünkü akılcılıkta bu olmaz zaten. Akılcılık bunu vermez. Akılda gerçekler ortaya çıkar. Akılla bilim zaten iç içedir. Gerçek bilimle, gerçek akıl iç içedir. Buna olsa olsa zeka diyebiliriz. Olsa olsa kurnazlık diyebiliriz, evet. Zekanın kurnazlık kanadı yani, inşaAllah. Ama Ayşe Arman, tabii onun da iyi yönleri var. Dindarlığa yatkın yönleri var. Bunun da biraz yatkın yönleri var, ama bocalıyor gibi bir şeyler yapıyor. Yani bu ortada bocalama olayına karşı, işte bizim etkin faaliyetlerimiz çok olumlu etki yapıyor. Yani arada olan insanlar %50’yse inancı, biz imanını %51’e, %52’ye çıkmasını sağlıyoruz. Elhamdülillah imandan yana tavır koymuş oluyorlar. Ama bazı kişilerde o %50’den 1’i çıkartıyor. %49’lara düşürüp adamın dinsizliğe adım atmasına, o aleme geçmesine vesile olabiliyorlar. Buna karşı çok uyanık olmak lazım. Bilinçaltı kurgulama, toplum mühendisliği uygulamaları çok özenle takip edilmesi gereken hareketlerdir. Yani oradaki cümleler özenle seçilir. Kişiler özenle seçilir, fark etmez kişi. Eğer uyandırılmazsa, fark ettirilmezse, birçok insan farkına varamaz bunun, İnşaAllah...
Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler