Adnan Oktar’ın 2 Temmuz 2010 tarihli Kocaeli TV röportajından
ADNAN OKTAR:“Değerli Hocam geçen yıl Doğu Türkistan’da yaşanan şiddet olayları ve yüzlerce Uygur vatandaşımızın şehit edilmesinin ardından tam bir yıl geçti. Önümüzdeki 5 Temmuz’da bu katliamın sene-i devriyesi olacak. Çin hükümeti yine sokaklara silahlı askerler ve polisler yığmaya başlamış. Hükümet yine sebepsiz olay çıkarmaya hazırlanıyor gibi görünüyor. Hatta şu andan olayların çıktığına, arka sokaklarda cinayet işlendiğine dair söylentiler var. Sizin Uygurlu vatandaşlarımıza bir öneriniz, tavsiyeniz var mı? Nasıl davranmak lazım, ne yapmak lazım komünistlerin hakim olduğu bu ortamda? Allah razı olsun Hocam. Saygılarımı ve sevgilerimi iletiyorum.’’ Şimdi Serhat senin soyadını vermeyelim. Çinli komünistler sana kafayı takabilirler. Ama sen benim adımı verebilirsin. Çin hükümetinin büyük elçisine ben haber gönderdim, nedir bu olay falan diye. Geçenlerde anlatmıştım. Büyük elçi yardımcısını gönderdi, açıklama yaptı. “Hocamızla da görüşelim” dedi. Yanıma da gelmek istiyorlar. Tamam, gelsinler görüşelim dedim. Bir de teşekkür ettiler dediler ki, “hiçkimse bize sormuyor tek yanlı davranıyorlar. Sizin sormanıza hayret ettik. Size biz kapsamlı bilgi vermek istiyoruz” dediler. Şimdi beni Çin’e davet etmişler. Gider miyim ben... İşte “yemeniz, içmeniz, her şeyiniz bizden”. Sanki bizim böyle bir şeye ihtiyacımız varmış gibi. Hayır, iltifat olarak yapıyorlar gerçi de. Bir de orda şimdi kedi eti falan mı sunacaklar bize, ne yiyeceğimiz de belli değil. Bir kere Çin güvenli değil, ben gitmem Çin’e. Kimseyi de göndermem. Bir kere güvenli hale getirsinler. Bak biz Çin’e nasıl gideriz, biz nereleri görmek istiyoruz? Karakolları göreceğiz, hapishaneleri göreceğiz, hapishanelerin gizli bütün bölümlerini göreceğiz, akıl hastanelerini göreceğiz, ondan sonra Çin istediğini yapsın. Hiçbir şey demiyoruz. Bize hapishaneleri göstermedikten sonra, karakolların alt katlarını bize göstermedikten sonra, askeri işkencehanelerin bodrum katlarını bize göstermedikten sonra Çin’in bize göstereceği hiçbir bilgiye biz inanmayız. Ama hodri meydan bunu kabul ediyorlarsa, ben onların alnından öperim, tam anlamı ile de onları desteklerim. Bakın askeri tesislerinde, işkence yapılan askeri tesislerin alt katlarını bize gösterecekler. Çünkü milyonlarca, otuz milyon vatandaşımız kayboldu. Doğu Türkistan da bizim vatanımız. Öz be öz Türk Müslüman kardeşlerimiz. Otuz milyon insan. Daha yeni yüz bine yakın Müslüman Uygurlu genç kızı ortadan kaybettiler. Buhar mı oldu bunlar, nereye gittiler? Bize bunları bildirsinler. Yani kaybolan insanlar hakkında bize bilgi versinler. Yoksa tamam Çinliler bize şenlik yapabilirler, gösteri yapabilirler, yemek yeriz. Ama bu bize inandırıcı gelmez. Bizim Çinliler ile bir alıp veremediğimiz yok. Ben şefkat duyuyorum, acıyorum, iyi olmalarını istiyorum. Türk-İslam Birliği içerisine onları da alalım. Mutlu olsunlar, güzel yaşasınlar. Çin ırkı kaybolsun, yok olsun demiyorum ben. Allah huzur, bereket versin ama hep beraber huzurlu olalım. Bize karakolları açacaklar. Bak tekrar söylüyorum. Bana daha yeni kardeşimiz mektup yazdı Çin’den, Uygur bölgesinden. Gizlice geldi mektup. Yani ben inanmakta zorluk çekiyorum. “Karakola insan gidiyor” diyor. “Bir tanker çıkıyor” diyor. “Sıvı hale getiriyorlar insanı” diyor. “Alt katında sıvı hale getiriyorlar” diyor. Yani “çok fazla sayıda insanı sıvı hale getiriyorlar” diyor. Kıyma makineleri kullanıyorlarmış. Kardeşim bu korkunç bir kepazelik. Önce bunu bir halletsinler yani. Nereye gitti bu insanlar? Onun için bak bütün milletim benim bu konunun üstüne gitsin, bu çok büyük bir olay. Ve bu genç kızlar ses çıkaramıyor. Çin savcısına gittiğinde adam çekik gözlü manyak gibi bakıyor sana boş gözlerle. Ne dediğini de anlamıyor adam, dinlemez seni, psikopat. Karakola gittiğinde seni öldürürler. Karakola şikayete gidemiyorsun. Savcıya, karakola gidemiyorsun. Mahkeme yok, adalet yok, bir şey yok yani. Kabus ülkesi. Yani tam anlamıyla bir kabus. Ne olduğu belli değil. Bırakmıyorlar, dışarıya da çıkamıyorsun, içeri de giremiyorsun. Bir acayip. Bir kere Doğu Türkistan’ı basına açsınlar. Yabancı basına açacaklar. Çinli heyet de gelsin, hükümetten adam görevlendirsin Çinliler. Bütün karakolları gezeceğiz, özellikle alt katlarını. Temiz çıkarlarsa ne mutlu ama, kardeşlerimizin akıbetini bize bildirecekler o zaman. Yani milyonlarca insan, genç kızımız nerede, bize bilgi verecekler. Daha yeni alıp götürdüler, yakın zamanda. Kamyonlarla, otobüslerle götürdüler genç kızlarımızı. Nereye götürdüler bilmiyoruz. Bu kepazeliğe son verecekler. Yani benimle görüşmeleri hiçbir şeyi değiştirmez. Yani götürelim heyet halinde götürelim diye yazı gelmiş geçenlerde. Nerede o yazı ver bakayım bana. “Öncelikle en derin saygılarımı sunar size heyet başkanı olarak, vakfınızdan iki kişi Çin’le iş birliğini geliştirmek isteyen tarafsız bir sivil toplumu kuruluşuna üç veya dört kişi birlikte Ağustos aynın başladığı Çin halk Cumhuriyeti’nin ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla görüş alış-verişinde bulunmak üzere Çin’e davet etmekten şeref duyarız.” Biz de şeref duyuyoruz, teşekkür ederiz. Hakikaten benim bir alıp veremediğim yok Çin ile. Bunu açıklığa kavuşturacaklar. Yani milyonlarca adamı bize açıklayacaklar bu kadar. “Seyahatinizin uluslararası ulaşım giderleri hariç Çin’de kalınan süre boyunca iaşe ve ibate, Çin içi ulaşım giderleri Çin tarafından karşılanacaktır. Söz konusu ziyaretin....” işte Çince bazı şeyler saymış, “planlanmaktadır. Uygun olması halinde konu ile ilgili görüşlerinizi ve isim listesini en kısa zamanda elçiliğe bildirmenizi rica eder, çalışmalarınızda başarılar dileriz. Saygılarımızla, Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyük Elçiliği. Temmuz 2010” diye göndermişler. Güzel ama bu çok kolay. Yani bizim Çin’le niçin bir sorunumuz olsun bundan sonra. Bir de açsınlar kardeşlerimizi, görelim biz Uygurlu kardeşlerimizi, Doğu Türkistanlı. Nasıl masum kızlar. Bir görsen çok tatlılar, çok şekerler. Bir de onlar kapalı yetiştiği için iyice terbiyeliler, çok şekerler, kuzu gibiler. Ne istiyorsunuz? Gece yarısı alıp götürüyorsunuz. Yani kimden izin alıyorsunuz siz? Nasıl alıp götürürsün? Bu nasıl bir kanundur? “Selamün aleyküm, alıp götürüyorum” denir mi? Ve kime şikayet edeceğiz, merci göstersinler, Çin’de bize şikayet edecek merci göstersinler, netice alacağımız. Değil mi? Dilekçe, dilekçe diye bir konu yok yani. Avukat diye bir konu yok. Nasıl bir memlekettir burası? Bunun şiddetle üstüne gitsin kardeşlerimiz. Bir de filmler geldi bana. Akıl almaz rezalet. Döve döve öldürüyorlar Uygurlu Türkleri. Çocuklar gizli çekmişler cep telefonuyla, bana gönderdiler görüntüleri. Orada burada, tuttuğu yerde. Polis öküz gibi seyrediyor, öküz gibi, Çin polisi. Eli cebinde seyrediyor adam. Bir tane, iki tane, on tane değil, çaka çaka polis var. Onların önünde dövüyorlar ve döve döve öldürüyorlar, seyrediyor adamlar. Ondan sonra bizi buraya davet ediyorlar. Nasıl, şimdi ne demek bu? Böyle davet olur mu? Önce o filmlerdeki olayları bana bir açıklayacaklar. Ben böyle kepazelik görmedim. İşte bak, Türk İslam Birliği’ni oluşturmayanlar, İttihad-ı İslam’ı oluşturmayanlar bundan sorumlular. Bunun günahı, olduğu gibi onların boynuna gidiyor. Orada dövülerek öldürülen her kardeşimiz, şehit edilen her kardeşimizin sorumluluğu da onların boynunadır. Milyonlarca insanın sorumluluğu onların üzerinde oluyor.
“Vatan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ile de görüşüldü. Yapılan habere çok şaşırmış. Yayınlandığı gün gazetede olmadığını söylemiş.” Kardeşim hep bana mı rastgeliyor, bize mi rastgeliyor, anlamıyorum. “Tekzip metni yollarsanız yayınlarız demiş.” İyi, tamam, teşekkür ederiz. Bunu bari düşünmüş, güzel. Habertürk haberimiz yok der, Hürriyet haberimiz yok der, sürmanşet kapaktan “Adnan Hocan Yandı” bilmem ne. Ne yakıyorsun, yanacak adam değiliz biz, nur saçarız, ışık saçarız inşaAllah. Yana yana bitmedik, otuz yıldan beri yakıyorsunuz. Kılıma, tüyüme dokunamazlar inşaAllah, Allah’ın izniyle. Bak diyorum, ölsem, Allah’tan izin alırım, Cenab-ı Allah’tan yine gelirim, yine yakalarını bırakmam inşaAllah, yani şehit olsam, Allah’ın izniyle, inşaAllah.
Bütün milletim bu Doğu Türkistan konusuna dikkatini versin. Bakın çok vahim bir şey. Kim ister böyle bir şeyi? Allah vermesin. Şimdi kapıya uğursuz suratlı adamlar geliyor, Çin polisi veya Çin askeri. Bir şeyler deyip alıp götürüyor seni, sürükleyip götürüyor. Nereye götürüyorsun diyorsun, cevap yok veyahut ağzına bir yumruk vuruyor. Bir daha konu yok, bir şey diyemiyorsun adama. Dilekçe versen gülerler adama Çin’de, nereye götürdün diye. Dilekçe verince muhatap dahi olmuyorlar. Bütün dünya seyrediyor bu kepazeliği, bütün dünya. Bir köpek oluyor Avrupa’da, araba eziyor, bütün millet ağlıyor. Burada milyonlarca insanı bağırta bağırta, döve döve şehit ediyorlar, kimsenin umurunda değil. Bana yüzlerce film geldi Çin’den, kardeşlerimizin şahadetleriyle ilgili, yüzlerce, bir tane, iki tane de değil. Ceple, şununla bununla çekmişler, gönderdiler. Benim sitelerimi yasakladılar internette Çin’de. Bu ne oluyor peki? Hem bizi davet ediyorsun, hem benim internet sitemi yasaklıyorsun. Bu nasıl iştir? Ben gidince orada konuşacağım, susacak mıyım? Türkiye’den bir heyet gitsin. Çin hapishanelerine gitsinler, baksınlar, bu Uygurlu kardeşlerimize ne yapıyorlar. Birleşmiş Milletler’den adam gitsin, Fransa, İngiltere falan, Çin, Rusya’dan da adam getirelim. Bu kabus sona ersin, bu rezalet sona ersin. Hayır, Çin ne kaybeder, bu kepazelik biterse ne kaybeder? Daha çok kazanır. Ticaret yaparız, geliriz, gideriz. Millet korkudan gidemiyor.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...İlanlar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler