Adnan Oktar’ın 16 Ağustos 2010 tarihli Adıyaman Asu TV röportajından
SUNUCU: ... “Hocam ben şunu merak ediyorum. Allah’ın varlığı apaçıkken insanlar nasıl ateist olabiliyor? Geçenlerde İlhan Arsel’in sitesine rastladım. Gerçekten güzeller güzeli dinimize karşılık kullandığı üslubu hazmedemedim. Hocam biliyorum, siz röportajlarınızda hep uygun konuşmak lazım diyorsunuz. Ama uygunsa şu soruyu sormak istiyorum. Bildiğiniz gibi yakın zamanda İlhan Arsel vefat etti. Şu anda Allah’a karşı nasıl hesap veriyordur? Seyfi Rüzgar.”
ADNAN OKTAR: Seyfi Rüzgar. Seyfi kardeş, böyle insanlar mesela Turan Dursun, İlhan Arsel böyle tipler olur, her dönemde olur. Bunları o anlamda, ilmi ve mantıki anlamda ciddiye almak kültür, bilgi ve düşünce eksikliğinde olur. Adamlar bir kere Darwinizmle ilgili, materyalizmle ilgili genel kültüre sahip değiller. Çok dar genel kültürleri ve çok sathi. Mesela her şeye sathi bakıyor. Mesela diyorsun ki; “bu bardak” diyorsun. “Bak bardak dedi. Demek ki barla alakası var” diyor. “Bar da kötü bir yer olduğuna göre, buradaki ifadeden bu düşüncenin, bu fikrin çok yanlış olduğu anlaşılıyor” diyor. Ama bu bardakla biz su içiyoruz. Nereden çıkardın, onu oradan bağladın? Yani çok böyle akıl almaz ilkel mantıklarla dine ve mukaddesata yönelik sözleri oluyor. Sathi bakan da, “aa” falan diyor, şaşırıyor.
Halbuki Kuran 1400 seneden beri inceleniyor. Bütün bilim adamları, Avrupalı ateistler de incelerler, üniversiteler de incelerler. Tek bir ayet bulabilseler çelişik, zaten yeri göğü birbirine katacaklar. Tek bir tane çelişik ayet bulamamışlardır 1400 seneden beri. Hıristiyanlar da incelemiştir, Museviler de incelemiştir, Budistler de incelemiştir. Bununla ilgili okullar açılmıştır, herkes incelemiştir. Allah zaten Kuran’da söylüyor; eğer yapabiliyorlarsa, Kuran’dan bir ayet meydana getirsinler, bir sure. 10 tane mesela sure yapsınlar, diyor Cenab-ı Allah. Yapamazlar, diyor Allah. Onun için oturup onlara ciddi anlamda bağlanmak, düşünmek, araştırmak bence yersiz. Hiç kaale alınacak gibi değil.
İlhan Arsel falan bunlar çok cahil insanlar. Turan Dursun falan genel kültürü çok düşük insanlar. Bizim Marksistlerin büyük bir bölümünün genel kültürü çok düşüktür. Çok yüzeysel düşünürler. Mesela sen sorsan, paleontoloji hakkında sathi bir bilgi sorsan, hiçbir şey bilmediklerini görürsün. Mesela fosil bilimi hakkında hiç bilgileri yoktur. Hep oradan buradan derleme toplama yani kendi kafasında oluşturduğu bir imajdır. Proteinler hakkında hiç bilgisi yoktur. Proteinin molekül yapısını bilmez. Nasıl oluştuğunu bilmez. İşte tutar atar, atar tutar bilmem ne falan karmakarışık bir sistemdir.
Ben eskiden bunlara cevap vermeye gerek duyuyordum. Baktım akıl almaz cahiller, yani çok çok cahiller. Orada ben ne yapıyorum; doğrudan konuyu anlatıyorum, konuyu bitiriyorum. En güzeli budur. Oturup bunlarla uğraşmaya hiç gerek yok. Doğrudan gerçeği anlatıp konuyu bitirmek. Çünkü biz proteinlerin olamayacağını anlatıyoruz adama, oturmuş Darwinizmi anlatıyor bana, İlhan Arsel. Sen anlatsan ne olur yani? Sen proteini anlatamayınca, zaten senin sistemin kökten bitmiş. “Bir tane ara fosil getir” diyoruz, “bir tane getiremiyorum” diyor. “Dört cilt kitap yazdım” diyor. O kitabın SEKA’da hamur olur, başka bir şey olmaz. Hiçbir işe yaramaz yani. Boş iş. Onun için, yeni dini öğrenenlerde de bu hayret meydana getiriyor. İlhan Arsel, şu şunu dedi, bu bunu dedi falan. Detaylı bilgi alan insanlar, hiç öyle bir şeyi kale almazlar, inşaAllah.
Mesela şimdi kardeşimiz onu yazmış; “NTV’de Darwinizm propagandası yapılıyor” diye. Yapılsın kardeşim, hiç önemi yok. Sen git kahvehanede de ki; “arkadaş, protein tesadüfen meydana gelemiyor” de. NTV sabahlara kadar yayın yapsın, hiçbir netice alamaz. Ama sen susarsan, “benim dememden ne olur?” dersen, olmaz. Bak ben tek başıma idim. Ankara’dan geldim. İstanbul’a. Bütün dünyayı yerle bir ettim, Allah’ın izniyle. Demek ki oluyormuş. Allah kendi yolunda ilerleyene netice veriyor, zafer veriyor, oluyor. Onun için oturup yakınmak falan, bunlar yersiz. Kaale almak da yersiz, gereksiz. Gayet sakin anlatacaklar, gerisine karışmasınlar. Mesela ne diyecek? “Arkadaş, bir tane, tek bir tane ara fosil yok” desin. Bir tane. Aksini zaten söylemez. Yani gerçek çok vurucudur yani devirici bir şeydir. Ondan sonra adam ne derse desin.
Adam “Kuran’ı eleştiriyorum” diyor. Kardeşim, senin öyle bir bilgin olsa, Kuran’ı eleştirecek bilgin olsa, zaten yeri göğü birbirine katar küfür. Dünyayı birbirine katarlar. 1400 seneden beri, adamlar sabahtan akşama kadar inceliyorlar Kuran’ı. “Tek bir kelime açık bulabilir miyiz acaba?” diye, tek bir kelime. Tek bir kelime bulamıyorlar. Hepsi demagojidir, hepsinin cevabı verilmiştir. Ama cahil olanlar, mesela gidersin Mısır’a, cahil bir rahiple bakarsın bir şeyler konuşuyor, anlatıyor hakikaten. Halbuki çoktan cevabı verilmiş, açıklanmış, defalarca izah edilmiş hikmetli bir Kuran’ın derin bir izahıdır. Ama bilmiyor adam, cahil.
Şimdi Kongo’ya git, elin cahiliyle uğraş; bilmem nereye git, elin cahiliyle uğraş. Uğraşılmaz böyle, değil mi? Adamlar üniversite profesörleri İngiltere, Fransa, Almanya’da yüzyıldan beri yine Kuran’ı inceliyorlar. Son ilmi araştırmalarla, ilmi tekniklerle, bilimsel verilerle Kuran’ı araştırıyorlar ki tek bir konuda bilimle çeliştiğini tespit etmek. Edebi yönden, mantık yönünden bir çelişki zaten bulamıyorlar. Hiç yok. Bilimle çelişen bir nokta arıyorlar. Bir kelime ama bir tane, bulamıyorlar. Onların demagojiyle de olsa, bir şeyler bulması gerekir, değil mi? Onların mantığına göre diyorum. Bir mucizedir. Yani mesela zahiren öyle gibi görünebilir, zahiren, değil mi? Adetullah içerisinde olur yani bilimle çelişiyor gibi görünebilir. Tek bir tane yok, bulamıyorlar. Onun için böyle oturup cahilin cühelanın... Adam mesela tek üniversite bitirmiş, okumuş cahil bir insan. Genel kültürü yok, paleontolojiden, mikrobiyolojiden haberi yok, hiçbir şeyden haberi yok. Oturmuş bir gün, kendi kafasına göre mantık geliştiriyor. Her birinin de kendi mantığı ayrı ama çok ilkel ve sıradan mantıklar. Yani “bu bardak,” dediğim gibi yani. “Bardak,” “barda içki içilir.” “E, o zaman?” “Bardak kötü.” Bu böyle bir mantık yani. Bardakla su içilmez o zaman. O zaman işte içki içilir sadece. Şimdi ne diyeceksin böyle bir adama? “Ben bunlarla uğraşırım, arkadaş” dersen çok mantıksız olur. Böyle kişilere susmak, en güzel cevaptır. Ama şöyle susmak; gerçeği tam açıklayıp ondan sonra susmak. Mesela biz diyoruz ki; “güneş doğdu arkadaşım” diyoruz. Buyurun bakın, perdeyi açıyoruz güneşi gösteriyoruz. Adamlar mesela biri diyor ki; “güneş diye bir şey yoktur, güneş bir halüsinasyondur,” bilmem ne? Hiç önemi yok. İlk defa güneşi göstermek çok önemli. Yani güneşi göstermeyip de “güneş yok” diyenlere susmak olmaz. Yani bir de öyle tipler var. “Ben hiçbirine cevap vermem.” Öyle olmaz. Önce net gösterirsin. Tepinsin, hoplasın, amuda kalksın, havada yüzsün, karada yüzsün, ne yapıyorsa yapsın. Sorun değil, anlaşıldı mı? Mesela biz Darwinizmi anlatıyoruz, adamın net kanaati geliyor. İstediğini anlatsın, sabahlara kadar anlatsın. Çırpınmak serbest. Ama ilk anlatım çok önemlidir. Sen koymuşsun, oturtturmuşsun, konu bitmiş. Adam yerde debeleniyor. Sabaha kadar debelensin, sorun değil, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Ayrıca bir cevap da veremiyorlar Hocam. Kaçamak, mesela siz olamadığını proteinlerin ispatlayınca bu sefer “uzaydan gelme protein” demeye başlıyor.
ADNAN OKTAR:Bak şimdi uzaydan bahsetmiyordu bu arkadaşımız, o elma yanak, uzaydan bahsetmiyordu. “Protein olur arkadaş, olur mutlaka, bunlar cahilliğinden söylüyor. Niye olmasın? Çok rahat olur” diyordu. Dedik ki; “olamaz dedem, elma yanaklı dedem, olamaz” dedik. “Cahilliğinden söylüyorsun, bak sana ispat edelim” dedik, ispat ettik. Avrupa’da kimsenin yüzüne bakacak hali kalmadı. En sonunda bunu kıstırmışlar bir yerde. Diyorlar, “bak, sen bize doğruyu söyle bakayım. Proteinler tesadüfen olur mu, olmaz mı?” diyor. “Olmaz” diyor. “O zaman açıkla” diyorlar. Hazret kafayı dikiyor, elma yanağımız. Böyle bakıyor bakıyor, “uzaydan bir kısım varlıklar geliyor” diyor. “Onlar yapmış olabilir” diyor. İşte bu kadar yani. Ama bak, ben bunu köşeye sıkıştırdım. Oraya kaçtı, kovaladım. Buraya kaçtı, kovaladım. En sonunda köşeye sıkıştı, orada oraları tırmaladı, kaçacak yer bulamayınca, artık havaya fırlamaya başladı. “Gökten uzaylılar geldi,” falan. Halüsinasyon gören bazı zevat gibi açıklamalara başladı.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, maşaAllah Hocam, Allah razı olsun.
Web siteleri
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler