Adnan Oktar’ın 28 Ağustos 2010 tarihli Kocaeli TV röportajından
ADNAN OKTAR: ... Şimdi Oktar Hocam. Önemli bir konu var. Şimdi, televizyonlara Hoca efendileri çıkartıyorlar. Güzel güzel dinden, imandan anlatıyorlar. Tabii ki faydalı, yani, yani her halükarda faydası olur. Adam mesela bir ayet duyuyor, bir hadis duyuyor veyahut Kuran hakkında. Yanlış da olsa, onu zaten internetten girip doğrusunu anlayabilir. Onu anlaması imkânı var. Fakat Hoca efendilerin üstünde durmadıkları bir konu var. Yani insanlarda ‘hidayet’ ana konudur. İman etmeleri ve derin imana sahip olup, samimi iman etmeleri çok önemlidir. Samimi iman edip etmediğini kontrol etmeden, anlamadan, hidayetlerine vesile olacak bir gayret göstermeden, sadece; “namazı şöyle kılmanız gerekiyor”, “şunlara şunlara şöyle dikkat etmeniz gerekiyor” işte, “eve girerken şöyle hareket etmeniz gerekiyor.” Kardeşim, sormuyor adama; “kardeşim senin imanın var mı?”, “ne derece iman ediyorsun?”, “imanının gücü bunu karşılayacak durumda mı?” Bak Bediüzzaman bu hayati konuya dikkat çekmiş; “En mühim mesele imandır” diyor, “hayatta. En önemli konu imandır. Dolayısıyla asıl mesele, iman hakikatlerinin anlatılmasıdır” diyor. “Mehdi (a.s.) de” diyor, “birinci konu olarak, iman hakikatlerini birinci plana alacaktır. Önce Darwinizm ve materyalizmi yıkacaktır” diyor “ve İman hakikatlerini anlatıp, Müslümanların manen dengelerinin bozulmasını engelleyecektir” diyor. Yani, “küfre kaymalarını durduracaktır” diyor. “Ama en önemli konu olarak, Darwinizm’e, materyalizme karşı” diyor, “tavır alacaktır Mehdi (a.s.)” diyor, inşaAllah “ve iman hakikatlerine ağırlık verecektir” diyor. Hoca efendileri biz görüyoruz; hep böyle, tarih bilgileri veriyorlar, olayları anlatıyorlar gökyüzüne bakarak, arkada bir müzik var. Sesini tamamen değiştiriyor, çok çok yapmacık. Yani onu mesela bir Robert Kolejli, bir Saint Benoitlı bir gencin izlediğini düşünün. Onun ruhunda meydana gelecek psikolojiyi bir düşünün. Yani o insan ne düşünür ve din hakkında ne düşünür? Yani bunu insan nasıl akıl edemez? Yahut bir üniversiteli, mesela İstanbul Teknik’te okuyan bir genç, mesela Makine Mühendisliği okuyor, zehir gibi zekâsı var. Adam göğe kafasını kaldırmış, ruh gibi bir üslupla böyle, ağlamaklı sesler çıkartarak, zaman zaman ağlıyor gibi yaparak, anlatıyor ve hikâyemsi bir anlatım. Yani dini konuları tenzih ederim. Üslup açısından diyorum. Yapacağı tahribatı hesap edemiyorlar. Hâlbuki din akılcılıktır, akıldır, derin akıldır. Yani sen bir kere, Allah’ı biliyorsun ve en büyük hakikati, en büyük hakikati görmüş oluyorsun. Ve Allah’ın sırlarını görüyorsun. Bu dev bir beyin, dev bir akıl gerektirir, değil mi? Çok derin bir düşünce gerektirir. Bunlar, derin imanla kavranacak, derin akılla kavranacak muhteşem konulardır. Bu tarz yüzeysel, böyle sanki kitapta yazanı bir makineye vermişiz de... Var ya, elektronik aletler oluyor, böyle boğuk sesle, mekanik; “oku” diyorsun alete, okuyor mekanik sesle. Onlar da sanki yazan yazıları okuyan mekanik aletler gibiler şu an. Boğuk bir sesle, mekanik bir şekilde okuyor, değil mi? Ne bir ruh, ne hidayete vesile olacak bir elektrik, ne bir derinlik... Bunları göremiyoruz. Hatta bilakis, insanların imanını sarsacak, imanında şüpheye düşecekleri bir anlatım içerisinde oluyorlar. Bir kısmını söylüyorum tabii, hepsini tenzih ederim. Bunun farkında değiller, meydana gelen tahribatın farkında değiller. Daha hala, 1960’ların modeli üstünde devam ediyorlar. Yani “bu böyle gelmiş, böyle gider” diyorlar. Bu böyle gelip böyle gitmez; aklınızı kullanacaksınız, değil mi? Bir insan bunu böyle anlattığında, ‘aklı başında zeki bir delikanlı nasıl etkilenir?’ diye bunu bilmeniz lazım. Bunu bilemiyorlar. Cahil insanı sen karşısına geçirip, ağlatabilirsin. Duygusallaşabilir adam senin o romantik hareketlerinden, duygusal... Adam filme gidiyor, ağlıyor hüngür hüngür. Yerlere yatıyor ağlayacağım diye, değil mi? Filmlerde perişan oluyor adam ağlayacağım diye. Çıktığında mahvolmuş olarak çıkıyor yani. Gidiyor evde de ağlıyor.
OKTAR BABUNA: Doğru Hocam.
ADNAN OKTAR: E sen şimdi, oradaki tekniği kullanırsan olmaz. Çünkü adam orada hayali bir şeye ağlıyor. Senin anlattığın üslup içerisinde, sen onu ağlatmak isteyen bir ruh içerisindesin ve onun kişiliğine uygun bir üslup geliştiriyorsun ve onu ağlatıyorsun veyahut duygusal bir moda sokuyorsun ama iman derinliği verebiliyor musun? Yok. Derin bir iman, derin bir kavrayışa onu yönlendirebiliyor musun? Yok. Putlardan onu kurtarabiliyor musun, Darwinizm materyalizm putundan? Kurtaramıyorsun. Adam senin anlatımından sonra normal hayatına yeniden geçiyor. “Ne adamdı ya” diyor, “ne güzel konuştu” diyor. Mesela, şiir de okuyanlar var. Arkada müzik başlıyor, değil mi? O da göğe... Sesine... Bambaşka bir üslupla… Bir kısım çocuklar mesela gülüyor yine bizim, canavar gibi oluyor keratalar. “Canavar gibi” demeyeyim de, Allah affetsin. Yani kurt keratalar, cinler böyle. Şimdi onu gördüğünde, şiiri o şekilde okuduğunda gülüyor adam. Haklı olarak gülüyor yani. Çünkü makul bir görünüm yok ki, değil mi? Yani makul bir akılcılık da yok yani. Garip bir durum var. E şimdi oradaki tekniği, yöntemi sen alır; derin akıl gerektiren, derin tutku gerektiren, derin düşünme gerektiren, derin iman heyecanı gerektiren bir konuda uygulamaya kalkarsan tahribat meydana getirirsin, haberin bile olmaz, değil mi? Putlar yanında duruyor, putlar tepende duruyor; sen oturuyorsun konuları anlatıyorsun. Önce o tependen, sağından, solundan o putları bir tepelesene!...
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler