Adnan Oktar`ın 17 Eylül 2010 tarihli Kaçkar Tv röportajından
ADNAN OKTAR: ... Mesela diyor ki Bediüzzaman Kastamonu Lahikası 61. sayfa; “Azîz kardeşlerim! Sadakatınızdan tereşşuh eden (ortaya çıkan) ve haddimin pek çok fevkinde (üstünde) Hüsn-ü zannınıza karşı bundan evvel verdiğim cevabın bir tetimmesi (konuyu tamamlayan eki) olarak, bu gelecek fıkrayı iki gün evvel yazmıştık. Sizin fevkalade sadakat ve ulüvv-ü himmetinizden (yüksek himmetinizden, yüksek gayretinizden) tereşşuh eden (ortaya çıkan) bir hafta evvelki mektubunuza karşı Hüsn-ü zannınızı bir derece cerheden (iptal eden, çürüten) benim cevabınım himmeti şudur ki” yani ben doğrusunu size söyleyeyim diyor. Yani, “Hz. Mehdi (a.s.) diyorsunuz bana ama ben size doğrusunu söyleyeyim” diyor. “Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen” bakın hakiki beklenilen, kardeşim yani burada yalan söylemeye ne gerek var? Doğru söylememeye ne gerek var? Yalan söylemek demeyeyim de yani doğru söylememeye ne gerek var? Bak, “hakiki beklenilen” diyor. “Ve bir asır sonra gelecek” diyor. Allah’tan kork. Ayıp yapıyorsunuz. Yani 1910, 2010 bir asır sonra diyor. “Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat” burada nerede şahs-ı manevi var? Hem ayıp, hem günah, bir de hakaret de bu. Milletin insanların aklına, zekasına, anlayışına hakaret yok mu bunun altında? Yani alay eder gibi. Mesela okuyorsun bunu. Diyor ki, bak “Her şeyi kendi hesabına aldığı için” diyor. “Faraza hakiki beklenilen” bak. “Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat” bu nedir Hocam diyorsun? “Şahs-ı manevi anlatılıyor” diyor. Kardeşim artık ayıp yani. Allah’tan kork. Nerede burada şahs-ı manevi? “Hakiki beklenilen”, “bir asır sonra” diyor bak vakit de söylüyor. Bir asır, yüzyıl sonra, 2010’da “gelecek o zat” şahıs. “Dahi” diyor “bu zamanda gelse, harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum” partiler üstü olacak diyor. Siyasetle ilgilenmeyecek. Yani siyasi parti kurarak faaliyet yapmayacak. Siyasetle ilgilenmeyecek. Bütün siyasi partileri kucaklayacak. Milleti kucaklayacak. Bunu anlatıyor. Mesela yine başka bir sayfayı açayım.
Mesela Kastamonu Lahikası 76, “Risale-i Nur’un şimdiye kadar fütuhatı (galibiyeti) ve zındıkların (kafirlerin, dinsizlerin) ve dalâletlerin savletlerini (saldırılarını) kırması ve yüz binler biçarelerin imanlarını kurtarması ve herbiri yüze ve bine mukabil yüzer ve binler hakikî mümin talebeleri yetiştirmesi, Muhbir-i Sâdıkın” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. Muhbir ne demektir? Bildiren. Muhbir-i Sadık, sadık olarak bildiren, doğru bildiren. “(Peygamberimiz (s.a.v.)’in) ihbarını” yani önceden bildirdiği bilgiyi “aynen tasdik etmiş ve vukuatla ispat etmiş” diyor. Yani “olaylar meydana geliyor” diyor. Peygamber (s.a.v.) söylüyor, çıkıyor. Söylüyor, çıkıyor aynısı. Biz nasıl televizyonda ispat ediyoruz.
Bak diyoruz, Lulin kuyruklu yıldızının çıkacağını söylüyor, çıktı. Değil mi? Diğer kuyruklu yıldızı söyledi, çıktı. “Fırat’ın suyu kesilecek” dedi, kesildi. Hepsini anlatıyoruz değil mi? Bak, “vukuat” diyor. “Vukuatla ispat etmiş” yani hadis artık sahih mi değil mi denilecek gibi değil. “Vukuat ile ispat etmiş” olaylar meydana gelmiş, ispat edilmiş diyor. “Ve ispat edilmeye devam ediyor” diyor. “İnşaAllah daha da edecek” diyor. 1960’da vefat etti Bediüzzaman, 1980’de Hz. Mehdi (a.s.)’ın Alametleri alenen ortaya çıkmaya başladı. Bak, ne diyor? “İnşaAllah daha edecek Alametler” yani Muhbir-i Sadık, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sözleri aynen çıkmaya devam edecek. “Ve öyle kökleşmiş ki, inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu (Risale-i Nur Külliyatı’nı) çıkaramaz” yasaklanmayacak Risale-i Nur diyor. “Çıkaramayacaklar” diyor. Bakın “Ta Ahir Zamanda” çok ileri bir tarihte, Ahir Zamanda. Zaten diyor öbür şeyde, “yüzyıl sonra” diyor. “Bir asır sonra” diyor. Bak burada da “Ta Ahir Zamanda, hayatın geniş dairesinde” yani muazzam hayatın geniş dairesine girdik. Radyo, televizyon, internet, faks, cep telefonları, basın değil mi? Sabaha kadar sayarız. “Hayatın geniş dairesinde” bakın, Risale-i Nur Külliyatı’nın “asıl sahipleri”. Bak kaç defa anlattım, adamların kafası bir türlü açılmıyor bazı kardeşlerimizin. Çok az, küçük bir topluluğun kafası açılmadı daha. Bak “Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri” demek ki kardeşim sen değilmişsin asıl sahibi. Asıl sahibini açıklıyor bak. “Asıl sahipleri kim?” diyoruz, Bediüzzaman’a, “Üstad’ım kim?” diyoruz. “Yani Hz. Mehdi (a.s.)” diyor. Nerede burada şahs-ı manevi? “Ve şakirtleri”, onu da mı şahs-ı manevi yapacaksın? Talebeleride, değil mi? “Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir” mevcut olan daireyi genişletip esnetip açacaklar “ve o tohumlar sümbüllenir” “Siz” diyor “bir tohumsunuz, sümbülleneceksiniz” diyor. “Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrediriz” “Ben o anda vefat etmiş olacağım” diyor. Kardeşlerimiz, en çok bu konuların üzerinde dursunlar çünkü orada kurnazlık yapıyorlar. Geniş alana çektiklerinde, kardeşlerimizi boğarlar. Bu adamlar demagojiden çekinen bir insan değil. Demagojinin kitabını yazarlar yani. Ağız, dil eğip bükmenin kitabını yazarlar. Baş edemezsiniz öyle. Böyle net asla kaçamayacakları noktalar var. Oralardan girsinler.
Mesela bak diyor burada “Ta Ahir Zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” bunu hiçbir şekilde örtbas edemezler. Mesela “Ben mezarda olacağım” diyor “o anda”. Nasıl kapatacaksın sen bu izahı? “Mezarımda olacağım” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın olduğu dönemde ben mezarda olacağım” diyor.
Bak, ayrıca yine 148. sayfada Kastamonu Lahikası’nda, yalnız bu çok acayip tabii, 1930’larda, 1920’lerde, 1971’deki olayları aynısıyla söylüyor olacak olayları. 1981’dekileri söylüyor. 12 Mart muhtırasının oluş tarihini, o devri söylüyor. 28 Şubat’ın olacağını söylüyor ama en ince detaylarına kadar. Hz. Mehdi (a.s.)’ın İstanbul’da çıkacağını söylüyor. Darwinizm’e ve Materyalizm’e karşı mücadele edeceğini söylüyor. Yani hiçbir İslam alimi bilmez bunu. Bir tek o biliyor. Bir mucize bu, harika yani. Mucize demeyeyim de keramet.
“Fakat efkâr-ı âmmede, hayatperest insanların nazarında zahiren geniş ve hâkimiyet noktasında cazibedar olan hayat-ı içtimaiye-i İslâmiye ve siyaset-i diniye cihetleri daha ziyade ehemmiyetli göründüğü için, o adese ile o nokta-i nazardan bakıyorlar, mana veriyorlar. Hem bu üç vezaifi birden” siyaset, diyanet ve saltanat, yani İslam anlamında siyaset, diyanet iman hakikatlerinin anlatılması, İslam’ın anlatılması diyanet ve saltanat yani muhteşem İslam medeniyetinin kurulması. “Hem bu üç vezaifi birden bir şahısta” tek bir şahısta, “yahut cemaatte” bakın dikkat edin, “bu zamanda” diyor, kendi zamanında. Ahir zamanı açıklamayı biliyor değil mi Bediüzzaman? Kendi zamanını söylemeyi de çok iyi biliyor. Bak “bu zamanda” diyor “bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi” birbirini bozmaması “pek uzak, âdeta kabil görülmüyor”. Yani “benim zamanımda Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkması imkansız” diyor. “Mümkün değil” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.) zamanında nasıl olacak?” diyoruz, peki? “Mükemmel olacak” diyor. Bak, “mükemmel olması”. “Birbirini cerh edecek mi efendim?” diyoruz. “Bilakis” diyor “tam tersi. Birbirini tamamlıyor Hz. Mehdi (a.s.) zamanında. Ama benim zamanımda birbirini cerh eder” diyor. “Birbirini parçalar” diyor. “Birbirinin etkisini ortadan kaldırır. Ve mükemmel olamaz” diyor. Ne zaman? Kendi zamanında olmaz diyor. “Benim zamanımda olmaz” diyor. “Birbirini cerh etmesi pek uzak adeta kabil görünmüyor” mümkün değil diyor benim zamanımda. “Efendim” diyoruz, “Ne zaman olur o zaman? diyoruz. Bediüzzaman’a, orjinal olarak kendisine soruyoruz. “Ahir zamanda” diyor, vakti bildiriyor. Öbür bölümde de zaten diyor, “Bir asır sonra” diyor yüz yıl sonra. Bak burada diyor “Ahir zamanda”. “Âl-i Beyt-i Nebevî'nin (s.a.v.) cemaat-ı nuraniyesini” yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, seyitler topluluğunun, cemaatinin, “cemaat-ı nuraniyesini temsil eden” onların temsilcisi olan. Bütün seyyidler topluluğunun temsilcisi olan, mesela on milyon seyyid varsa aralarından bir kişi çıkmış, Hz. Mehdi (a.s.) temsilcisi. Bir kişiden bahsediyor bak, “temsilcisi” diyor. Bak, “Âl-i Beyt-i Nebevî'nin (a.s.m.) cemaat-ı nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdi'de” temsil eden bir kişi var o da Hz. Mehdi (a.s.) diyor. “Hazret-i Mehdi’de ve cemaatindeki” bak bir de cemaati de var. Hz. Mehdi (a.s.) var, temsilcisi olan bir kişilik Hz. Mehdi (a.s.) var. Cemaati var ve cemaatindeki şahs-ı manevi var. “Şahs-ı manevîde ancak içtima edebilir” o zamanda çok mükemmel olur, işte o zaman diyor. “Benim zamanımda olmaz” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışı” diyor. Anlaşılmayacak ne var burada? Özellikle bu kadar detaylı anlatıyorum ki çok büyük terbiyesizlik yapıyorlar. Ayıp yapıyorlar. Bakın en gıcık olduğum şey ne biliyor musun? Bu zeki milletin, bu akıllı milletin aklıyla alay ediyorlar kendi kafalarına göre. Yani çocuk kandırır gibi kandıracaklarını zannediyorlar. Kardeşim ne gerek, dürüst olsana. O yüzden de bereket olmadı, dürüst davranacaklar. Ama bütün ağabeylerin ben ayağının tozuyum. Ben onların kölesiyim, hizmetçisiyim ve kapıcısıyım. Nur talebelerinin de kölesi ve kapıcısıyım ben. Benim kastettiğim bu kişiler, %99,9999’unun iyi olduğunu ve bu konuda mükemmel, düzgün insanlar olduklarına inanıyorum. Ama 0,00001 üçkağıtçı takımı var açıkça söyleyeyim. Dört dedim ama şimdi üçe çıkardım geri gittikçe daha şeyi artıyor. Bunlar Allah rızası için milletimizle alay etmekten vazgeçsinler. Biz bayağa akıllıyız, tahmin ettikleri gibi değiliz. Yani tahminlerinin çok üzerinde akıllıyız biz. Bu, aklı gitmiştir de alay edersin o adamla, adama dersin ki, “Açık açık bak burada yazıyor ama yok sen yanlış görüyorsun” dersin. Yani adam ayağına ayakkabı giyer. Bu ne dersin ayakkabıya? Sorarsın, adam der ki; “Araba” der. Araba, o arabayla oynar adam. Aklını kaybetmiştir. Bu yalanlar öyle aklını kaybetmiş birine yapılır. Yani kendi ayakkabısını araba zannediyorsa, onunla oynuyorsa ona yapılır. Normal akıldaki bir Müslüman’a böyle oyun oynanmaz. Yapmayın, Allah’tan korkun. Dürüstçe söyleyin bir şey yok. Kimse de sizin yakanıza yapışmadı. İlla Hz. Mehdi (a.s.) şudur, gidin Hz. Mehdi (a.s.)’ın peşine. Zaten Hz. Mehdi (a.s.), Mehdilik iddia etmeyecek. Ne derdine düşüyorsunuz? Ayrıca Mehdilik iddia değil, ispattır. Onu Erbakan Hocamız da çok güzel vurgulamış. Aynı cümleyi kullanmış, “Milli görüş iddia değil, ispattır” demiş. Talebesi olan hazret demiş. İddia ediyorlar falan demiş de. O da lafı tam oturtturmuş böyle. “Milli görüş iddia değil, ispattır” demiş. Çok güzel demiş. Bir daha bilmiyorum o lafın altında nasıl şey yapacaklar, yani inşaAllah? Bu dürüst olunmazsa bu konuda, Allah insanlara bela verir. Bereketsizlik ve uğursuzluk her yeri kaplar. Yapmasınlar, dürüst olsunlar. Değil mi? İnşaAllah...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler
Belgesellerden Seçme Bölümler