Adnan Oktar`ın 2 Ağustos 2011 tarihli saat 10:00’daki A9 Tv röportajından
ADNAN OKTAR: Geçenlerde bir delikanlı, “Hocam, ben evlenmek istiyorum, bana dua etsinler” diyor. Kerata, İttihat-ı İslam’ı, Türk İslam Birliği’ni istiyor musun, anlatıyor musun? Önce, nasıl diyeceksin? “Hocam ben, İttihat-ı İslam’ı, Türk İslam Birliği’ni can-ı gönülden destekliyorum, savunuyorum. Ama İslam’ı, Kuran’ı savunurken evli olarak savunmuş olsam, daha faydalı olacağımı umuyorum. Benim için hayırlı olur mu? Hayırlıysa, dua edin” dese bu olur; böyle diyebilir. Ama işte, “ben darlandım, evlenmek istiyorum; dua edin” bu çok gıcık bir üslup. Müslüman genç kıza gideceksin, diyeceksin ki “ben darlandım, evlenmek istiyorum” o da senin suratına tükürür. Ne biçim laf bu? Müslüman bir kadın, ne arayacaktır sende? Allah’ın rızasının en çoğu var mı, yok mu ona bakacaktır, değil mi? Muttaki bir kadınsa, bakacak soracak “sen ne iş yaparsın, ne yapıyorsun?” “işte evlenmek istiyorum”. “Tamam, evlenmek istiyorsun da, nedir özelliğin?” “’Ben canımı, malımı Allah’a sattım, gece gündüz Allah’ın dinini yaymak için gayret ediyorum” diyebiliyor musun? Bu var mı? Bunu bir duyalım. Allah bana, Hz. Mehdi (a.s)’ı, Hz. İsa (a.s)’ı göstertsin diyor musun? Bu var mı? Bunu bir duyalım” diyecektir. Ve o genç kız, en takva kişiyi aramakla mükelleftir. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında olsa, bir kadın ne yapardı? Peygamberimiz (s.a.v.)’ı seçerdi, çünkü evlilik karşıdaki adamı rahatlatması için evlenmez bir genç kız. O çok aşağılayıcı, hakarettir bir genç kıza o; çok kızdırıcı, genç kız onun yüzüne tükürür, öyle bir şey duysa, çok çok kızdırıcı. O, rahatlamak istiyorsa, kendi kafasına göre düşünüyordur ve bu yanlıştır. Bu, ilkel bir üsluptur ve hakaret dolu bir sözdür, çirkin bir sözdür. Çünkü Müslüman bir kadın, görevi adamı rahatlatmak değil, takva birisiyle, Allah’ın rızasını en çok bulduğu bir insanla sonsuza kadar beraber olup, dünyada da Allah’ın rızasını kazanabilmek için en yüksek vazifeyi yapabilecek kapasiteyi elde etmektir. Bir genç kız düşünür der ki, “Ben, Allah’ın rızasını en çok nasıl kazanabilirim? Nasıl bir evlilik yapayım ki, Allah rızasını en çok kazanayım” diyecektir. Mesela sahabeler devrinde ne yapıyor kadınlar? Düşünüyor genç kız, “ben, Allah’ın dinine nasıl hizmet edebilirim? Dünyada ve ahirette Allah’ın rızasını en çok nasıl kazanabilirim?” Eşi olarak kim var? Resulullah var; en takva o, en güzel ahlaklı o, en iyi cihat yapabileceği, Allah’ın dinini dinleyebileceği o, niye onu bıraksın? Adam, bir başkası çıkıyor diyor ki, “ben rahatlamak istiyorum” diyor, rahatlamak istiyorsan buz yut. Bir Müslüman kadına, böyle bir üslup kullanılmaz. Çok çirkindir, bir Müslüman kadının görevi; Allah’ın rızasının kazanmak, ama en çoğunu kazanmaktır. Bir Müslüman gencin de görevi; Allah’ın rızasını kazanmak, en çoğunu kazanmaktır. Kimse kimsenin hizmetçisi konumunda olmaz, o anlamda; yani onun rahatlatıcısı konumunda olmaz, bunu bilecekler. Kadını, bu ucuz görme kafasından oluyor, basit ve sıradan görme kafasından oluyor. “Bastırırsın parayı, alırsın” kafasında. “İşte ne istiyorsun? Al sana mehir, gel” böyle bir şeye takva bir kadın gitmez. Müslüman kadın neyi arar? Aynı Resulullah (s.a.v.) zamanında nasıl Resulullah (s.a.v.)’i seçiyorsa, en takva insanı arar ve onunla evlenmek, onunla Allah’ın dinine hizmet etmek azminde bulunur. Ne paranın peşindedir, ne pulun, ne zenginliğin, ne köşe dönmenin, ne eğlencenin, ne rahatın, ne yemenin içmenin, ne gençliğin, ne şunun, ne bunun, ne anasını babasını onore edecek eğlendirici bir yönün. Onun tek amacı; Allah’ın rızasının en çoğunu aramaktır, Allah rızasının en çoğunu nerede bulursa gider onunla evlenir. Öbür adamlarda, o kafasından vazgeçmediği müddetçe yanlış yolda olduğunu görecektir. Müslüman bir kadın Allah’ın ruhunu taşıyor, muttaki bir insan, kısa bir dönem imtihana gelmiş buraya. Çünkü cennet, katrilyonlarca sene demekle bitmiyor, diyorsun ya “katrilyon çarpı katrilyon” diyerek katrilyonlarca sene vakit geçirse bir insan, yine cennetteki hayatın vaktini tayin edemiyor. Bütün ömrü boyunca katrilyon çarpı katrilyon diyor, buna rağmen cennetteki hayatın daha başlangıcını bile ifade etmiş olamaz. Yani bunu demesine rağmen başlangıcını bile diyemiyor, daha sıfır hükmündedir, daha hiçbir şey söylememiş oluyor; cennet hayatı o kadar uzun. Bir kadın, niçin kendini öyle bir belanın içerisine soksun? Allah’ın rızasını, niye öyle basit iğrenç bir şeye tercih etsin? Aşağılayıcı bir şeye tercih etsin? O yüzden Müslüman bir erkek, en çok hedefleyeceği şey, Allah’ın rızasının en çoğunu aramaktır. Allah’ın rızasının en çoğunu ararken, Allah onu nereye götürürse, o ona razıdır. Hz. Süleyman (a.s) ne yapıyor? Hz. Musa (a.s) ne yapıyor? Aynısını yapacak, Hz. Musa (a.s) ne yaptı? Ağacın altına çekildi; “Ya Rabbi! Vereceğin her hayra muhtacım” bu kadar. Allah’ın rızasının en çoğunu arıyor; ne gelirse kısmetine, özel olarak evlilik hedefleyen, özel olarak keyfini, zevkini hedefleyen hiçbir tavrı yoktu. Baksınlar peygamberlerin hayatında nerede keyfini, zevkini, çıkarını hedefleyen bir çalışma olmuş. Allah nimeti onların yanına getirmiş, onlar nimetin yanına hiç gitmemişler. Evlilik onların yanına gelmiş, onlar evliliğin yanına gitmemişler. Onları seven kadınlar onların yanına gelmiş, onlar kadınların yanına gitmemişler. Onlar malın mülkün yanına gitmemişler, mal mülk onlara gelmiş. Onlar dünyadan kaçmış, dünya onların peşinden gelmiş, hep onlar dünyadan kaçmışlar. Ama Allah hep onlara nimet, güzellik ve hayır nasip etmiş. Onun için Müslümanın tek arayacağı şey, Allah rızasının en çoğudur. Onu ararken Allah ona, her türlü nimeti ve güzelliği verir, ama hedefi o olmaz. Dolayısıyla Müslüman’ın öyle tek tek hedef olan bir çalışması olamaz. İşte evleneyim, köşeyi döneyim, yiyeyim içeyim, keyfime bakayım; böyle bir şey olmaz. Müslüman’ın kalbi neyle ferahlar? “Kalpler ancak, Allah’ın zikriyle felah bulur” diyor Allah ayette, bitti. Müslüman’ın felah bulacağı budur, Allah’ın zikriyle felah bulur. Allah’ı zikreden insan, kalbinde ferahlık duyar. Buna rağmen kalbi ferahlamıyorsa, kalıp kalıp buz yutarsın, o seni rahatlatır; başka ne diyeyim yani? Çok kızdırıcı bir üslup bu, çok rahatsız edici bir üslup; yani Müslüman bir kadına söylenecek bir söz değil. “Rahatlamak amacıyla kadınla evlenmek istiyorum” demek, Müslüman bir erkeğin ağızına alacağı bir söz değildir. Müslüman’ın bir tane hedefi var; başka sıfır hedefi vardır, hiç başka hedefi yok. Allah’ın rızasının en çoğunu aramak; bak Allah’ın rızasını aramak değil, Allah’ın rızasının en çoğunu aramak. Çünkü onunla oyun oynayabilir bir insan. Mesela bak Cübbeli diyor ki, “ben sürekli geziyorum, seyahat ediyorum” diyor, Müslümanlar birbirini kırıp geçiriyor, mahvediyorlar Müslümanlar’ı. Dünya hercümerç içerisinde, açlıktan Somali’de, orada burada insanlar mahvoluyor. Çocuklar bir dilim ekmek olmadığı için canını veriyorlar. Sen gezmeden bahsediyorsun. Diyor ki; “Kuran’da ayet var, ‘gezin dünyayı’ diyor” gezeceksin de acil olanı önce yapacaksın, Allah’ın rızasının en çoğu hangisiyse önce onu yapacaksın. “Adamlar ölürken gezin” mi diyor, Allah sana? “Müslümanlar zelil ve perişan haldeyken, gez” mi diyor, Allah sana? Her şeyin bir zemini ve sırası vardır; Allah’ın rızası en çok neydeyse, ona göre hareket edilir. Allah’ın rızasının en çoğunu aramak kilit konudur, hayatidir. Mesela diyor ki, “Allah’ın rızası var, ev sahibi olmam lazım; Kuran’da evlerden bahsediyor. Evlenmem lazım, seyahate gitmem lazım, zengin olmam lazım.” Tamam, ama sıralamayı neye göre yapıyorsun sen? Bunlarda Allah’ın rızası var. Allah’ın rızasının en çoğunu arıyor musun sen? “Yok aramıyorum” diyor, o zaman Allah’ın rızasını terk etmiş olursun sen. Allah’ın rızasının aranmasındaki yöntem tektir, Allah’ın rızasının en çoğunu aramak. Mesela en çok sevabı istemiyor mu, insanlar? Diyor ki, “bin sevap vardır, beş bin sevap vardır” az sevap isteyen oluyor mu? Olmaz, en çok sevabı istiyor Müslüman, değil mi? Allah’ın rızasının da en çoğunu istemekle mükelleftir. Allah’ın rızasında azı istersen, Allah’ın rızasının tamamı ret anlamına gelir. Mesela Allah’ın rızasının bin rızası var, bir şeyde bir rızası var; sen hangisini tercih edersin? Bin rızasını tercih edersin, “ben bir rızasını tercih ediyorum” diyorsa, puttur o. Allah diyor ki, “o zaman putlarına verdiklerini, Allah’a verdikleriyle beraber kılarım” diyor Allah, yani “tamamı putlarına gider” diyor. Tamamını Allah’a verecek, Allah’ın rızasının tamamını Allah’tan isteyecek ve en çoğunu isteyecek.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Bir Ayet Bir Açıklama
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Sokak Röportajları
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Seçme Bölümler