Sayın Adnan Oktar'ın 25 Mayıs 2012 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV, 25 Mayıs 2012

(Başbakanımız: “Resmi dil konusunda kalkıp da Kürtçeyi dayatmayı yönelirsen, kusura bakma, bizim resmi dil olarak tek dilimiz vardır. O da Türkçedir. Ama ana dili konuşma noktasına gelince, her anadil sahibi bu ülkede anadili konuşuyor ve konuşmalıdır. Bunda hiçbir mani yoktur.” dedi.)

Tabii. Hükümetin dezavantajı var o dezavantajı biz dengeliyoruz, olumlu yöne çeviriyoruz. Karşı tarafın ideolojisi var, Stalinist, Leninist bir ideoloji. Bilimsel bir ideolojidir Marksizm. PKK da önder parti sistemiyle bu ideolojiyi tam anlamıyla yaşıyor, yaşatmak için de gayret ediyor. Her sorunlarını Leninizm’in kuralları,Stalinizm’in kuralları içerisinde çözüyorlar. Müslüman Kuran’a göre çözüyor, onlar Marks’ın, Lenin’in düşüncelerine göre çözüyorlar. Modern bir felsefedir Marksist felsefe. Marksist felsefenin dünyada taraftarı çok çok fazladır. Avrupa’daki büyük komünist partiler en güçlü partilerdir. Rusya’da komünist partisi en güçlü partidir, zaten Çin’de öyle,  Orta Doğu’da, Balkanlar’da… İslam ülkelerin çoğunda Baas rejimi vardır yani komünist partisidir. Onun için komünist ideoloji öyle yabana atılır bir ideoloji değildir, Bediüzzaman da dikkat çekmiştir. “Bu taunun ikna telkin kabiliyeti geliştikçe bu taun da tevessü eder, gelişir” diyor. Hükümetin, devletin karşı ideoloji, onu bozucu bir ideolojisi yok. Bilimsel bir mücadelesi de yok dolayısıyla devletin. Oradan bir avantajı var PKK’nın.

 

Biz fert olarak bir mücadele veriyoruz o yüzden Marksistlerin şu an ana hedefi benim. Onur, şeref duyarım. O ideolojiye karşı tek bilimsel cevap veren sistemi burada görüyorlar. Devletten tabii bunu bekleyemiyoruz şuan. Devlete küsmek, devlete kızmak olmaz. Artık oturmuş sistem. Biz imkanımız dahilinde kardeşlerimizle, tanıdıklarımızla, bilenlerle, bizi sevenlerle bu ideolojiye karşı canhıraş mücadele vermek durumundayız.

 

PKK da o yüzden kaale alınmayacak, yabana atılacak bir yapılanma değildir. Üniversitelerde on binlerce taraftarları var. Hemen hemen bütün Marksist, Leninist öğrenciler Darwinist ve materyalistler, komünist-sosyalist hükümetler PKK’dan yanadır. Buna karşı bilimsel mücadele çok hayati. Hükümet bunun bir yolunu bulsun. Siyaset içerisinde meşru sistem içerisinde bir yolu vardır. Bir yolunu bulursa hükümet konu kökünden çözülmüş olur.

 

Uludere olayını bahane ettiler hükümeti yıpratmaya kalktılar. Ben dedim “Başbakan artık bu konuyu kapatsın”, maşaAllahBaşbakanımız da bu söze uygun hareket etti. Hüseyin Çelikde şefkatle bakılması gerektiğini söylememize uygun olarak, şefkatle oradaki kardeşlerimize yaklaştı. Komünistlerin pençesi üstlerinde, güç hayat şartları bir yandan, PKK bir yandan, ekonomik zorluklar bir yandan, törenin baskısı bir yandan, çok acımasız bir ortamdalar. Her yönden ızdırap içindeler biz onlara acımakla ve şefkatle bakmakla mükellefiz. Ben “kaçakçı” demiyorum onlara, vergisini ödemeyen insanlarımız, kardeşlerimiz. “Hak ettiler, kaçakçıydılar, biz de tepelerini ezdik” mantığıyla yaklaşılırsa bu hükümeti götürür. Sakın ha sakın oyuna gelmesinler.  Başbakanımız “eğer özür gerekiyorsa işte bu özür sayılır” dedi.  Ailelere para ödenmesi bir özürdür. Şefkat gösterilmesi bir özürdür. Ama İçişleri Bakanımızın da o ifadeyi düzeltmesi lazım. Zaman zaman siyasilerin ifadesini düzeltmesi bir nezakettir, güzelliktir, tevazudur, hoştur. Öbür türlü bu hükümeti zora sokabilecek ve sürekli gündem olabilecek bir üslup. Biz “şehit oldular” dedik bu onurdur, güzelliktir,bu kalplerini ferahlatacak bir şeydir ama “kaçakçıydılar” gibisinden üslup yakışık almaz. Biz onlara şefkat ve acımayla, merhametle, koruma hissiyle bakmakla mükellefiz.

 

Başbakanımız üslubu daha da şefkatli, daha merhametli hale getirebilir. İçişleri Bakanımızın üslubunu yumuşatması gerekir. Onlar onu demek istemiyorlar ama laf oraya gidiyor, öyle anlaşılır.

Zor bir şey değil ki şefkat, Allah’ın emri, Kuran’ın emri zaten, ibadettir. Hükümetin en büyük avantajı şefkattir, merhamettir.O yüzden biz destekliyoruz hükümeti zaten.

 

(İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin: “bu ülkenin birliği için, bütünlüğü için mücadele eden askerini, polisini değerlendirirken, kimsenin moral bozucu bir anlayış içerisinde olmaya asla hakkı yoktur. Böyle bir hak kimsenin yoktur. Bu hak olmaktan çıkar, bu ihanete dönüşür. Hak diye bir şey yoktur. Bu en azından ahmaklıktır" diye konuştu.)

Tamam bu doğru. Bir de 28 Şubat işkence döneminin işkencecilerinin işkenceleri örtbas edilirse istediğimiz kadar biz 28 Şubatçıların üstüne gidelim,istediğimiz kadar onları yargılayalım adaletin tahakkuk ettiğine hiçbir insan inanmaz. Önce o devrin işkencelerinin ortaya çıkarılıp işkencecilerinin de hak ettiği cezaya çarptırılması gerekiyor. Hükümetin daha atik daha çevik daha kararlı olmasını istiyoruz bu konuda. Tamam, bu konu yargının işidir ama yargı safhasına gelinceye kadar da örtbas edilmesi için yapılan yoğun faaliyetlere karşı hükümet de yoğun adli önlemler için kanunlar çıkartsın, gereken tedbirleri alsın. İşkenceciler elini kolunu sallayarak geziyor şu anda dışarıda. Özel komisyon kurulsun, özel çalışmalar yapılsın bu adamların yaptığı yanına kar kalmasın.

 

(Fatih Altaylı yazısında “kimsenin Uludere olayı nedeniyle hükümetin düşmesini istemediğini ancak bu konuda doğru düzgün bir soruşturma yapılmasını bu hatanın nerden kaynaklandığının olayda kötü niyet olup olmadığının ortaya çıkarılması gerektiğini” söylemiş.)

Tamam da dillendirme şekli ve üslupta, hükümeti yıkmak arzusu olduğu hissediliyor. Hukuki yönden talep ayrıdır, hükümeti yıkma azmi ayrıdır. Hükümet buna cevap verdi dedi ki: “Yargı ağır işliyor ama sağlam netice alır” dedi. Başbakan “ben böyle bir karar vermedim” dedi. Tamam, o zaman Başbakan’ın yakasına yapışmaya gerek yok. İçişleri Bakanı da “ben de böyle bir karar almadım” diyor. Demek ki operasyonu yapanlar belirli bir birim, onların içinde belirli kişilerdir bunu yapan. Muhtemelen de o an panik oldular, karıştırdılar. Operasyonun bir an önce yapılması gerektiğini düşündüler. Çok zor bir karar, kasten yapıldığına ben inanmıyorum ama şöyle olabilir: hükümeti yıpratmak için kasten planlanmış da olabilir. Kim yaptıysa onun yakasına yapışmak lazım.

 

(Hüseyin Gülerce Hocamız “Sarkozy’nin gitmesinin ardından Türkiye’nin AB üyelik sürecinin de hız kazanacağını umduğunu çünkü Türkiye’nin AB üyeliğinin küresel sistem için çok önemli olduğunu” yazmış.)

Bu vaziyette Avrupa kesin kararlı, Türkleri hiçbir şekilde istemiyorlar. Israr etmek zaten küçük düşürücü olur, benim asil milletimin onuruna zarar verir o. Onlar çok ısrar ederse böyle bir şey olabilir bu da bizim Türk İslam Birliği’nin lideri olarak güçlü bir şekilde Avrupa’ya girişimizle olur. O zaman zaten onlar için de bir nimet olacaktır. Türk İslam ahlakına tam uyan, şefkati, merhameti, nezaketi,kaliteyi en yüksek dereceye getirmiş, en klas hale gelmiş, bütün insanlığa örnek olan, bilimde sanatta ileri gitmiş bir ülke olarak, millet olarak onların karısına çıktığımızda hayran olacaklardır, istirham edeceklerdir.

 

Allah’ın arslanı Hz. Ali (r.a)’ın divanında iki hadis var mühim; “Oğlum!Türkler cuş ettiklerinde” yani feveran ettiklerinde “Mehdi-iAdil’e muntazır ol.” Kimlerle berabermiş Mehdi? Türklerle beraber. Adil olan Mehdi'ye tabi ol. Diyorlar ki, ne alakası var Türklerle? Bak! Hz. Ali söylüyor. Türklerin içinden çıkıyor Mehdi (as) inşaAllah. “Mehdi” diyor Hz. Ali “Ceddi Muhammed (a.s.m) ile adaştır.” Kim Resulullah (sav)'in ceddi? Ben-i Adnan. Zaten Mustafa Adnan peygamber diyor Peygamberimiz (sav)’e. Peygamberimiz (sav)’in soyadı olarak Adnan diyor Hz. Ali. İsmi Mustafa,soyadı Adnan diyor. “O Mehdi ceddi Muhammed (a.s.m) ile adaştır.”Resulullah (sav)’in ceddi ile adaştır diyor. Ceddi de ben-i Adnan'dır.

 

Zuhruf Suresi 33-35’de Cenab-ı Allah diyor ki;

“Eğer insanlar (Allah'a karşı isyanda birleşip) tek bir ümmet olacak olmasaydı”bütün insanların dinsiz, imansız olma tehlikesi olmasaydı “Rahman'ı (Allah'ı) inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerinde çıkıp-yükselecekleri merdivenler yapardık. Evlerine kapılar ve üzerinde yaslanıp-dayanacakları koltukla ve (daha nice) çekici-süsler (de verirdik).” Hepsini ben yaratıyorum diyor Allah. “Bütün bunlar, yalnızca dünya hayatının metaıdır. Ahiret ise, Rabbinin Katında muttakiler içindir.” Ekonomik krizin nedenini anlatıyor Allah. “Ekonomik krizi ben meydana getiriyorum” diyor Allah. “Özellikle yapıyorum” diyor Allah. Çünkü aksi durumda insanlar Allah'a karşı isyanda birleşiyorlar diyor Allah. Dinsiz oluyorlar diyor. “Yalvarıp yakarsınlar diye” Allah başka ayette “ekonomik kriz meydana getiriyorum” diyor. Bütün dünya birleşti,ekonomik krize çözüm bulamıyorlar. Allah'ın gizli gücü. İnsanlar buna her türlü tedbirler almasına rağmen çözüm bulamıyor. Bu metafizik bir şey ve büyük bir mucizedir bu. Ekonomi gayet güzel giderken birden bir şey oluyor aynı bankalar, aynı evler, her şey aynı birden her yerde ekonomi felç oluyor. Herkes tedbir alıyor çözüm yok. Allah'ın dilediği süreye kadar devam ediyor. Şu an 2014’e kadar devam edecek. Sonra İslam'a dönme başlayacağı için, İslam'a, Kuran'a yavaş yavaş Allah kaldırmaya başlıyor ekonomik krizi. Allah'a döndükleri için yoksa yine kaldırmaz iyice batırabilir bütün dünyayı inşaAllah.

 

(Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde Emniyet Müdürlüğü önünde bir canlı bomba saldırısı olması ve bir polisimizin şehit olması hakkında)

Komünist düşüncede, Stalinist düşüncede bu bir ibadet olarak düşünülüyor. Yani komünizmin ayini bu. Kendini öldürmek, insanları öldürmek, dehşet ve şiddet komünist ve Leninist düzenin, şeytanın bir ayinidir. Şeytan’ın onlara bir emridir. Onlarda onu yerine getiriyorlar. Fikri mücadele yapılmazsa devam ederler ve etkiside daha büyük oluyor tabii. Eylem küçük fakat bütün Türkiye’yi sallayacak şekilde etkileyici oluyor. Şeytan’ın komünistleri, dinsizleri, ateistleri parmağına takıp oynatması olayı.

 

(Dün, Hürriyet ve Milliyet yazarlarının birçoğu Mehmet Ali Birand, Taha Akyol, Derya Sazak, Mehmet Tezkan gibi yazarlar ayrıca Taraf Gazetesi ve CHPİçişleri Bakanımızın istifa etmesiyle ilgili açıklamalarda bulundular. Zaman gazetesinden İhsan Dağı da İçişleri bakanımız hakkında çok ağır bir yazı yazarak “tek parti döneminde aynı koltuğa oturan CHP’li Recep Peker’i andırdığını” iddia etti.)

İstifa etmesine gerek yok. Niye istifa etsin? Benim canlarım orda şehit olanlar. El kadar çocuklar,bütün genç ömürleri çileyle, acıyla geçmiş çocuklar. Cayır cayır yanarak orda şehit oldular. Bir de aşağılayacak bir üslubu andırırsa bir konuşma,“onlar kaçakçılar” gibi o zaman onlar hak ettiler mantığınamı gidiyor acaba diye, insanlar şüphe edebilir. Başbakanımız şefkatli bir insan. Kaçakçı lafını sürekli kullanmak doğru olmaz. O zaman Türkiye’deki bütün kaçakçılara biz söyleyelim bunu. Bu bize bir şey kazandırmaz. Vergisini ödememiş. Tamam, doğru ama kaçakçı diye aşağılamaya kalkarsa bu vicdanları yaralar. Bu azap verir insanlara.

 

Yobazlar kudurmuş gibi İslam'ın gelişmesini durdurmak için gayret ediyorlar. Birçok ülkede komünistler bu yobaz takımını destekliyor ki pislik yapsınlar,“insanlar Müslümanlardan nefret etsin, Müslümanlara karşı bir Armagedon savaşı bir an önce başlasın” bu kafadalar. Ahmakça yobazları desteklemeye devam ediyorlar.

 

Hz. Ali Keremullahi Veche şöyle buyurdu; “Mehdi'nin talebeleri sonbahar bulutları gibidirler, heryerden toplanacaklar” diyor. “Her kabileden 1,2,3 sonunda sayıları ilk başta 9'a ulaşır” diyor. Bir de diyorlar ki “A9 nereden geliyor?” İşte bak buralardan geliyor. Hz. Ali (r.a.) daha önce de 9 harfi yapıyor eliyle biliyorsunuz. “Allah'a andolsunki ben onların emiri olan Mehdi'nin adını ve gidecekleri yeri biliyorum....“O benim zürriyetimden biridir.” Hz. Ali'nin soyundan. Hz. Ali'nin evlatları sadece Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin değildir. O yanlış biliniyor. Mesela Ebu Hanefe vardır oğullarından. Ben onun soyundanım. Halk arasında öyle biliniyor sanki sadece Hz. Hasan ve Hüseyin diye, ama değil inşaAllah.

 

Ebu Hamza bildirdi ki; “Bir gün bir kimse Muhammed bin Hanefiyye’nin yanına geldi.” Soyumun başı, benim dedemin yanına gelmişler. “EsselamuAleyke Ya Mehdi” diye selam vermişler. İbn-i Hanefiyye buyurduki; “Doğru söylüyorsun. Ben insanları hidayete doğru yola ve hayra davet etmek ve doğru yolu göstermek bakımından Mehdi'yim. Lakin ahir zamanda gelecek olan büyük Mehdi (as) değilim,öyle anlaşılmaması için bana selam vereceğiniz zaman “EsselamuAleyke Ya Muhammed veya Ya EbuKasım deyin. Başka isim ile hitap etmeyiniz.” diyor.

 

Bediüzzaman diyor ki; “İşte bu sırrı azime,Resulullah (s.a.v) işaret etmiştir ki, Hz İsa nazil olup gelecek ümmetimden olacak, şeriatımla amel edecektir.”(Mektubat, 528.sf. 21) Mehdi varsa İsa da var, İsa varsa Mehdi de vardır. Neye göre? Sünni inanca göre. Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi mezheplerine göre Mehdi'nin inkarı mümkün değil. Vacip hükmünde, kesin. İnkar eden dinden çıkar diyor Ehli Sünnet inancında. Mehdi kesin. İsa Mesih'in inişine inanmak vacip, farz hükmünde. İnkarında insan dinden çıkar, Sünni inançta. Caferilikte de, Şiilikte de aynı şekildedir, temel inançtır.

2012-05-29 15:01:51

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top