Sayın Adnan Oktar'ın 23 Ağustos 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV, 23 Ağustos 2017

 

İngilizlerin Türk milletine verdiği zararlar:

(İstanbul’u Türk şehriyken tarihte sadece İngilizler işgal ettiler. Yunanistan’ı kışkırtıp silahlandırdılar ve Anadolu’yu bu şekilde işgal ettirdi İngilizler. Sykes-Picot Anlaşması’yla Osmanlı topraklarını kendi aralarında paylaştılar. Osmanlı Devletini borçlandırarak ekonomik sömürge haline getirdiler. 100 yıl boyunca borç ve faiz ödemek durumunda kaldık. İngilizler Mısır’ı borçlandırarak kendi kontrolüne de almışlardı, Süveyş Kanalı’na el koymuşlardı. Yine Kudüs’ü Müslümanlardan ele geçirerek işgal etmişlerdi İngilizler. Avrupa’da yaklaşık 100 yıldır devam eden Türk düşmanlığının kaynağı da İngiliz propagandası, halen devam etmekte olan. İngilizler PKK’nın kuruluşuna destek oldu, finanse ederek silahlandırdı. Abdullah Öcalan da bunu söylüyor zaten “bizi İngilizler kurdu” diye. PYD saflarında halen birçok İngiliz asker savaşıyor PKK-PYD saflarında. Arapları ve Yahudileri İngilizler ayrı ayrı destekleyerek 100 yıldır devam eden savaşı başlattılar. Mısır’daki El-Ezher Üniversitesi’ni kullanarak radikal terörü Müslüman dünyasına soktular. İngilizler Çanakkale’de 250 bin Türk’ü şehit ettiler. Arap Yarımadası’nı yönetmek için Şii-Sünni çatışmasını oluşturdu İngilizler. Türkiye’de 1960 ve 1971 ihtilallerini İngilizler organize etti. İran’da Musaddık’ı deviren, 1953 darbesini yine İngilizler yaptı. Tony Blair Amerika’nın Irak’ı işgalini sağlayan sahte belgeleri üretti. Musul ve Kerkük’te katliamlar yaparak Türk sınırları içinde kalmasını engelledi bu iki şehrin. Osmanlı’yla Rusya’yı sürekli savaştırarak güçsüzleştirdiler. Osmanlı’nın Rus savaşlarını kaybetmesindeki, ordusundaki İngiliz komutanlar sebep oldular. Arap dünyasını Osmanlı aleyhine ayaklandırarak Müslümanlar arasına fitne soktular İngilizler. Kıbrıs’ı hileye elimizden aldılar. Osmanlı yöneticileri arasındaki adamlarıyla sürekli bir iç çatışma ortamı oluşturdular. Birçok radikal terör örgütünü kurdu, İngiltere’de barındırdı ve kullandı. El-Kaide, Müslüman Kardeşler ve DAEŞ gibi.)

Darwin de bunu söylüyor, Türk ırkına karşı nefreti ifade eden yazıları var ve bu İngiltere’de ve dünyanın her tarafında gençlere, insanlara bu öğretiliyor. Ve kendi ileri gelenlerinden Türkler aleyhine sözleri var, onları da her yerde herkese öğretiyorlar.

250 bin Türk’ü Çanakkale’de şehit ediyor “biz Türk dostuyuz” diyor “biz size ne yaptık ki bir şey yok” diyor. 250 bin aslanımızı şehit ediyor adam, keyif için geliyor 250 bin kişiyi şehit ediyor çekip-gidiyor.

Bu El-Ezher’i Darwinizm’in kalesi haline getiren de yine İngilizler. El-Ezher Üniversitesi güya şeriat üniversitesi Darwinizm’in en güçlü kalesi Mısır’da. El-Ezher Üniversitesi en yoğun Darwinizm’in savunulduğu yer.

 

(“İslam barış anlamına gelmesine rağmen neden İslam coğrafyasında barış yoktur?” izleyici sorusu)

Çünkü deccal bütün İslam ülkelerini yani İngiliz derin devleti allak-bullak etti, hallaç pamuğu gibi attı. Her yere adamlarını soktu, bak görüyorsunuz Türkiye’nin neresine baksak İngiliz derin devletinin adamlarıyla karşılaşıyoruz. FETÖ’cüler, PKK’cılar, IŞİD’çiler her yerde varlar. Bu işte deccalın ileri karakolları. Deccaliyet diye buna deniyor. Dünyayı dinsiz yaptılar ve Müslüman alemini paramparça yaptılar, insanları mutsuz yaptılar. Sanatı, estetiği, kültürü, güzelliği yok ettiler. Hem gelenekçi Ortodoks Müslümanların İslam anlayışını kullanıyorlar, hem Darwinizm’i kullanıyorlar. İki kanaldan halkı mahvediyorlar. Bir yandan ateist-materyalist sistemle, bir yandan da gelenekçi Ortodoks sistemin acımasız, sevgisiz, merhametsiz felsefesiyle insanları bir açmaza, ızdıraba ve acıya doğru sürüklüyorlar. İşte buna deccaliyet diyoruz.

 

Münafık Konuştuğunda Dinden İmandan Bahseder Ama Hayatında Din Yoktur. Camide Gider Kapanır, Homoseksüellerin Arasında Bambaşka Olur

Mümin ümit arasındadır tabii galibane cenneti umar, cehennemi de bir risk olarak görür ve sürekli hareketlerine dikkat eder. Ama münafık için cennet veya cehennem diye bir konu olmadığı için hiç önemsemez. Yani öyle bir konusu hiç yoktur münafığın. Ama konuştuğunda duruma göre dinden imandan bahseder. Camiye gider kapanır, plaja gider başka türlü olur, gazinoya gider başka türlü olur, homoseksüellerin içine gider başka türlü olur. Yani münafık her coğrafyaya göre, her ortama göre sürekli şekil değiştirir. Yani bütün karakterini, tavrını, davranışını değiştirir. Bazı yerlerde çok sinirli görünür, bazı yerlerde çok seviyor gösterir, bazen filozof olduğu imasında bulunur, oradan buradan duyduğu okuduğu şeylerle dine muhalif yeni bir din çıkartır. Münafıkların ana özelliğidir bu. Kuran’la konuşmaz yahut Kuran’ı kendine göre yorumlamak ister yani kendi pis çıkarlarına göre değerlendirmek ister. Eğer oradan kuvvet bulamazsa Kuran’dan o zaman oradan buradan dinsizlerin, imansızların, homoseksüellerin yazdıklarından kendine yeni bir din daha oluşturur. Münafığın dini sürekli gelişir, bir dinsizlik dinidir münafığın dini. İlavelerle felsefi açıklamalarla, kendi kafasından yorumlarla onu kendi isteğine göre, kendi mantığına göre yerleştirir ve oturtur. Din münafığa göre şekillenir münafıkta. Yani o, dine göre şekillenmez, din ona göre şekillenir, münafığa göre şekillenir. Onun menfaati neyse din o şekli alır onun uydurma dininde. Felsefeyi kullanır, onun bunun konuştuklarını kullanır ve çokbilmiş, züppe ve ukala bir üslupla akıl vererek dünyanın en dürüst, en iyi insanı görünümünde -şeytan da öyledir biliyorsunuz- etrafa nasihatler ederek o pis yolunda, o pis ortamında ilerlemeye devam eder. Ama imanın nuruyla bakan hemen onun pisliğini görür ayrı mesele.

 

Allah Dürüst ve Samimi Olmamızı İstiyor. Samimi Dürüst Olan Zaten Bir Yaratan Olduğunu Açıkça görür

Kamil iman izafi bir şey, insanlar onu anlayamazlar. Allah’ın istediği bir iman şekli var, dürüst, samimi olmayı istiyor Allah. Samimi, dürüst olduğunda zaten bir Yaratan olduğunu anlarsın, aksi mümkün değil görülüyor yani çok açık. Alenen yalan oluyor aksi ve vicdansızlık olur, buna iman deniyor. Yaratan olduğunu görüp-anlamaya, canlılardan, kendinden baktı mı anlaşılıyor anlaşılmayacak bir yönü yok ki. Aksi mümkün değil. Sıfır akıl bunu yapar mı? Yapmaz. Makul düşünen bir adam bir insan ne yapar? Bir olağanüstü güç olduğu görülüyor. Buna inandığında, bu büyük güce, bu yüce güce inandığında buna iman denir. Ve bu Yaratan da insanları başıboş bırakmaz, bir amacı olur, “ne yapıyorsanız yapın” demez Allah. “Kırın, ezin, kesin birbirinizi ne yapıyorsanız yapın” demez. Zaten ilahlık vasfına uygun olmaz o ve bizden habersiz olmayacağı mümkün olmayacağına göre o zaman din hak olmuş oluyor. Dine inanıp samimi vicdanını kullandığında, dürüst vicdanını, samimi vicdanını kullandığında Allah hayatını yani o görüntüyü daha netleştirerek devam ettiriyor. Öbür türlü o adamın görüntüsü cehennemde oluşuyor. Ama o onu algılayacak yani bizim anladığımız anlamda algılayacak durumda olmuyor, ölü onlar. Normal açık şuurla bir insan zaten mutlaka iman eder, iman eden de mutlaka cennete gider. Allah diyor zaten “Ben ne yapayım sizin azabınızla?” diyor. Sonsuz akıllı olan Allah “Ben istemiyorum azap” diyor “ama gerektiği için bunu yaratıyorum” diyor “Benden bu söz geçtiği için yapıyorum” diyor. Yoksa Allah’ın beğendiği bir şey değil cehennem. Ama cennet için gerekiyor, cenneti kaliteli hale getirmek için cehennem gerekiyor, zıtlık gerekiyor o yüzdendir başka bir açıklaması yok.

 

(Duran Kalkan, “HDP ile CHP işbirliği yapmazsa Erdoğan’a karşı kazanamazlar” dedi. Toplum dirilişe sevk edilmeli. Eğer Kılıçdaroğlu Tayyip Erdoğan’ın karşına çıkarsa Erdoğan yine kazanır. Kılıçdaroğlu iyi bir insan olabilir ama Erdoğan karşısında ona seçim kazandırmazlar. CHP gerçekten seçimi kazanmak istiyorsa uygun bir aday bulmalıdır” dedi.)

Uygun aday ne yapacak ki, kimi bulacak? Herkes ortada görüyoruz yani. Varsa öyle bir aday zaten çoktan ortaya çıkardı. Adayı Allah çıkarır. Tayyip Hoca gibi samimi, dürüst birisini bulursalar tamam. Yani İttihad-ı İslam için uğraşan, İngiliz derin devletine karşı olan, özü sözü doğru yiğit delikanlı böyle kabadayı, ehli vicdan, Allah’tan korkan, dinin gereklerini yapan, muttaki, millete tepeden bakmayan, züppeliğe karşı olan, İngiliz derin devletiyle ustaca mücadele eden bir delikanlı veyahut bir baba bulurlarsa tamamdır. Tayyip Hoca illa benim demiyor ki. Başkası yapamadığı için yapıyor mecburen yapıyor yani. Yapan olsa o da onu destekler zaten. Nesine lazım? Allah için yapıyor o, makam mevkiinin meraklısı değil Tayyip Hocam. Bu kadar hakaret bilmem ne belanın içinde, otuz kere öldürmeye kalktılar, şehit etmeye kalktılar. Rahat hayatını yaşardı, belediye başkanı da olmadan rahat hayatını yaşardı hiçbir şeye ihtiyacı yok. Bir karnı bir sırtı nihayetinde, dünyadan da alıp-veremediği yok onun. Bir tabak yemek olsun, yatacak bir yer olsun yeter ne yapacak? Eğlence insanı değil o dünyayla alıp-veremediği yok. Dolayısıyla öyle birini bulursalar biz görürüz. Görürüz ve onlardan önce söyleriz zaten.

 

(“Okullarda sanata ve sanatçıya önem veren dersler neden görülmüyor?” izleyici sorusu)

Sanat, sanatçı, kalite, güzellik bu konuda ders olması lazım. Mesela sanat dersinde kaliteyi de anlatabilirler, estetiği de anlatabilirler, güzelliği de anlatabilirler her şeyi anlatabilirler. Sanat dersi olsun. Ama bunun tabii her yerde yapılması lazım. Önce sanat ve kalite bakanlığı kurulması lazım. Asıl devlet politikası olarak uygulanırsa zaten onun dersine bile gerek kalmaz. Çünkü radyolar, televizyonlar her şey o bakanlığın emrinde olacağı için muazzam propagandayla gençlik kısa sürede sanat konusunda eğitilir ve sanatçı desteklenir ve sanat desteklenir. O zaman her şey çok mükemmel olur, hayatın anlamı zenginleşir güzelleşir tam rayına oturur her şey.

 

Sanatçıların Neredeyse Hiçbirinin Adı Bile Duyulmuyor. Türkiye'yi Renklendiren, Güzelleştiren Tüm Sanatçıların Hem Gündem Olması Şart

Ferdi Tayfur gerçek sanatçı, mükemmel parçaları bayağı güzel. Ama değeri biliniyor mu? Pek bilinmiyor. Adı-sanı da duyulmuyor, duyuyor musunuz şu an? Ancak Allah ömrünü uzun etsin vefat ettiğinde bir günlük falan işte “kaybettik” o kadar. Halbuki bayağı gündemde olması gereken çok değerli bir sanatçı. Yani hiçbirinin adını duymuyoruz. İbrahim Tatlıses mesela Türkiye’yi renklendiren, süsleyen bir insan onun da adı duyulmuyor. Bilmiyorum ya ben duymuyorum, ben hiç görmüyorum. Türkiye’ye bu yakışmıyor, bunun bir an önce hallolması lazım. Bu değerli sanatçılar gündem olması lazım ve biz bunları şarkılarıyla, sanatıyla yeniden duymamız gerekir. Yaşlanmış olmaları bizim onları unutmamızı da gerektirmez. Yaşlanırsalar daha çok yad etmemiz, daha desteklememiz gerekir. Yaşlanınca genellikle unutma yanlısı oluyorlar hiç bahsedilmiyor. Vefat edince hayretle duyuyorlar diyorlar “Aa var mıydı böyle bir sanatçı?” diyorlar. Bu çok ürkütücü böyle şey olmaz. Bu vefaya yakışmaz.

 

Dünyanın Tüm Ömrü Sonsuz Kısa Zaman İçinde Yaşanmış ve Bitmiştir. Kader Sonsuz Uzun Zamanın Sonsuz Kısa Zaman İçinde Bitmiş Olmasıdır

Sonsuzluk var. Soruyorum, mantıklı bulmuyorsunuz sonsuzluğu, sonu yok. Kader, mesela bütün dünyanın ömrü bir an içinde olup-bitmiş. Yani sonsuz kısa zamanda sonsuz uzun zaman olup-bitmiş. Ama sen kendin karar verdin onu söyleyeyim. Kaderindeydi, bunu anlayabildin mi? Anlayamaman, peki bunu anlamak mümkün mü? Sonsuz uzun zamanın sonsuz kısa zaman içinde olup bitmesi ne kadar mantıklı? Tabii ki aklımız almaz bunu. Ama fizik açısından bu doğru, fizik bilimi açısından doğru bu, modern fizik açısından doğru. Modern fiziği anlayabiliyor musun? Anlayamıyorsun ama var doğru. Her şey izafi, izafi fizik, izafiyet teorisini anlattığında Einstein adamların aklı durmuştu olur mu falan diye ama doğru dediği. Akıl almaz ama bilim açısından doğru.

 

(“Evde hayvan bakımı nasıl olmalı?” izleyici sorusu)

Ona bir ayrı oda tutulması lazım. Her gün ultraviyole olması lazım. Havalandırma ve sık sık elektrik süpürgesiyle süpürülmesi ve antiseptik bir maddeyle de her yerin silinmesi gerekiyor. Öbür türlü hayvan için de, yaşayanlar için de çok tehlikeli. Çünkü hayvan normalde doğada yaşar, dışarıda yaşar bakteri tehlikesi de olmaz ama kapalı yerde o bakteriye mahkum oluyor o hayvan. Yani sürekli aynı yerde kalıyor o yüzden riskli. Çok steril olmasına dikkat etmek gerekiyor.

 

Kuran'da Abdest Çok Kolay ve Sadedir. Allah Abdesti Tek Bir Ayette Anlatıyor

Gusül abdestini yanlış alma diye bir şey olmaz. O, gelenekçi Ortodoksların uydurması. Duş alıp çıkarsan gusül abdesti almış olursun. Yani normal yıkanırsın, her gün yıkandığın gibi yıkandığında. Allah diyor ki “Yıkanın” diyor o kadar Kuran’da “Yıkanın” yıkanıp çıktığında gusül abdesti almış olursun. Yok üç kere sağ omzuna, yok üç kere sol omzuna, üç kere kafadan, üç kere sırtından; böyle bir şey yok. Bunlar tamamen gelenekçi hurafeler. Böyle bir şey olmaz. Olması için de sebep yok. Kuran’da ne diyor? “Girin yıkanın” diyor Allah. “Yıkanın, her zaman yıkandığınız gibi yıkanın.” İlave yeni bir yıkanma şekli tarif etmiyor Kuran. Böyle uydurmalarla insanlara dini çok zor hale getiriyorlar ve içinden çıkılmaz hale getiriyorlar. Adam iki saat eziyet ediyor banyonun içinde avucuna suyu dolduruyor omzuna suyu atıyor, bir daha atıyor, bir daha atıyor. Garip garip hareketler. Önü sonu yok. Yok öyle şey, olması için bir sebep de yok.

 

Vicdanıyla Değil Mantığıyla Hareket Eden Mutlaka Yenilir Mutlaka Mağlup Olur. Vicdanıyla Hareket Eden Mağlup Gibi Görünür Ama Galip Olmuştur

Genç kızlarda da, delikanlılarda da ben bunu görüyorum. Hep mantıkla hareket ediyorlar, mantıkla hareket eden hep mutlaka yenilir. Mutlaka yenilir.  Mutlaka mağlup olur.  Yani bu Allah’ın bir sırrıdır. Farkına varamayacağı bir yerden yenilir sırtı yere gelir. Vicdanıyla hareket eden gelip olur. Vicdanıyla hareket eden mağlup olacak gibi görünür ama galip olur.  Bak o görünüme aldanmayacak, mağlup olduğunu zannettiği yerde galip olmuştur. Galip olduğunu zannettiği yerde de mağlup olur insan. Çok yanlış biliyorlar onu. Mesela genç kızlarda çok yaygın o. Hep mantıkla hareket ediyorlar ve mahvoluyorlar sonunda. Ve mahvolan insanlara hep bakın sorun hep mantığı ile hareket etmiştir. Vicdanıyla hareket edip de mahvolan bir tane insan göremezsiniz.

 

(Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki bazı büyük kanallarda Katar’ın Türk askerlerinden rahatsızlık duyduğu yönünde bir kampanya başlatıldı hatta bazı medya organlarında “Türk askerleri Katar’da sokağa çıkma yasağı ilan etti” şeklinde yalan haber yayınlandı.) 

Ne alaka? Türk askeri aslandır ve Katar’da acayip seviliyorlar. Biz bizzat şahidiz. Bana hikaye anlatmasınlar.  Bizzat şahidiz. Acayip seviliyor. Katar halkı deli oluyorlar Türk dedin mi acayip muhabbet duyuyorlar ve çok güveniyorlar. En az otuz tane şahidim var. O çok büyük bir yalan. Aksi yani Katar’ın Türk askerinden rahatsız olduğu sözü çok büyük bir yalan. Türkleri her yerde bağırlarına basıyorlar. Her yerde çok seviyorlar. Her yerde de çok güveniyorlar, bu net.

 

(“Meleklerle arkadaş olunur mu?” izleyici sorusu)

Peygamberimiz (sav) arkadaştı Cibril (as) ile. İlk başta çok korktu mu diyeyim, ürktü mü diyeyim Peygamberimiz (sav) baygınlık geçirmişti Cebrail (as)’i gördüğünde yani “beni örtün beni örtün” diye koşarak gitti Resulullah (sav). Sonra karısı Hatice annemiz “o gördüğün Cibril-i Emin’di” dedi “sana müjdeler olsun Peygamber oldun” dedi. İlk peygamberliğini kabul eden hanım. İşte hanımların üstünlüğünü oradan anlayın. Sonra Peygamberimiz (sav)’le gayet rahat konuşmaya başladı Cibril (as) ile. Her konuda sohbet edip konuşuyordu. Dizini dizine dayayıp onunla mukabele yapıyordu Cibril. Sık sık Peygamberimiz (sav)’i ziyarete geliyordu. Bayağı alışmıştı Peygamberimiz (sav). İlk başta o kadar ürken Peygamber sonra onu çok makul gördü.

 

Başarıyı Nasip Eden Allah'tır. İnsan Hiçbir İşe Ben Yaparım Dememeli. Allah'ı Çok Severek, Allah'a Tam Güvenerek Başarılı Olunur

Hep Allah’la bağlantı, tek başına yapılacak hiçbir şey yok. Hiç kimse tek başına bir şey yapamaz. Buna çok dikkat edecek. Ben “başarılı olacağım, büyük iş adamı olacağım” kardeşim tek başına bir şey yapamazsın sen. Allah’ın yardımı ile yapabilirsin. Allah’a sığınacaksın Allah sana yaptıracak. Ben yaparım dersen bütün ömrün boyunca çırpınırsın ve hiçbir şey de yapamazsın. İnce düşünceli olmak, derin düşünceli olmak Allah’ın yardımıyla olur. Allah’a dua ederek Allah’ı çok severek, Biricik Sevgilimiz olan Allah’ı candan muhabbetle, candan bir aşkla severek sarılırsak O bize en güzel yolu gösterir.

 

Müminler İçin Ölüm Bayram Sevinci Gibidir. Mümin Ölüm Anında ve Sonrasında Hiçbir Sıkıntı Çekmez

Ölüm ve acı çekmekten insanların çekinmesinin nedeni ahirette zor bir durumla karşılaşacağını düşündüğü için ama müminler için sevinç, bayram havasındadır ölüm. Ölümün yaklaştığı anlarda da Müslümanda hiçbir şey olmaz. Göz ve gönül son derece ferah olacaktır. Zaten karşılamaya gelenlerin güzelliğinden bu anlaşılır. Güzel insanlarla güzel bir karşılama varsa zaten direkt cennete gidecek demektir o andan itibaren gönlü rahat olması lazım Müslümanın. Dolayısıyla bir korku ruhu, bir tedirginlik ruhu tabii ki insanlarda bilinmezlikten kaynaklanan bir vesvese tarzında oluyor. Allah’ı derin seven, Allah’tan derin korkan, kendini iyi hazırlayan bir insan böyle bir duyguya girmez. Allah Kendine yaklaştırmak için bu duyguyu veriyor yoksa bu olmasa insanlar Allah’a o kadar yaklaşmazlar. Ölümü ve ahireti de o kadar düşünmezler bunu düşündürmek için bu şart.

 

Zaman Geçmişe Göre Çok Hızlandı, Bu Ahir Zaman Alametlerinden Biri. İnsanların Zaman Algısı da Değişti

Ahir zamanda bu bir mucize. İnsanlar dikkatlice bakarlarsa bunu görebilirler. Benim çocukluğumdaki zamanla şu andaki zaman arasında akıl almaz bir fark var eskiden gün bitmezdi. Öğlenin olması çok büyük bir olaydı. Biz sabah kalkardık öğle bir türlü olmazdı, ikindi bir türlü olmazdı, akşam bir türlü gelmezdi, yatsı akıl almaz uzun bir vakitti. Bir de misafir gelirdi çok çok uzun vakit olurdu gün bitmezdi. Ama şu an sabah kalkıyoruz bir anda akşam oluyor. Yıldırım hızıyla geçiyor bu bir mucize algımız değişti, zaman algısı değişti.

 

(Sezai Aksakallı Paşa’nın Özel Kuvvetler Komutanlığı görevinden daha alt seviyede bir rütbeye atanması kırgınlık yarattı deniyordu. Mete Yarar bunun doğru olmadığını söyledi. “Aksakallı Paşa devlet kendisine ne görev verirse yapar. Onun itirazı sadece şunaydı; Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda kendi altında çok güvendiği operasyonlarda ve sahada tecrübeli Özel Kuvvet Tugay Komutanı vardı bunların ikisi de pasif denecek görevlere atandı buna itiraz etti. Bu ülkenin bu şekilde yetişmiş personellerini atıl pozisyonlarda kullanması doğru değil.” dedi.)

Telafi edilir bir dahaki seneye telafi ederiz inşaAllah. Kimse o kişiler söylesin tanıtsın Tayyip Hocam gereğini yapar. Hükümet gereğini yapar. Bir yıl dinlenmiş olurlar bir şey olmaz. Onda da bir hayır vardır hemen daha iyi bir üst göreve gelirler.

 

(Sık sık Afrika’ya gidip oradaki çocuklarda bir araya gelen Gamze Özçelik yardıma muhtaç çocuklar için bir dernek kurdu. Yakın zamanda evleneceği için hakkında sürekli gelinlik haberleri yapan gazetecilere de şöyle bir ricada bulundu; “Sürekli düğün, gelinlik haberleri yapmak yerine daha gerçekçi olsanız keşke. Kimseyi yadırgamıyorum ama gelinlik yerine yüzlerce çocuğu doyurur onlarca çocuğa da burs veririm. Evlenirsem de belediye nikahı yeterlidir” dedi.)

Canım benim o çocukcağızı öyle çok alçakça bir oyuna getirmeye kalktılar. Kılına zarar gelmedi. Gönlü çok rahat olsun herkes onu çok seviyor çok da saygı duyuyor değer veriyoruz. Bazen öyle örselendiklerini zannediyorlar, zedelendiklerini zannediyorlar hiçbir şekilde örselenmez ve zedelenmez sıfır etkisi bilakis biz onu daha çok sevdik, daha çok saygı duyduk, daha çok değer veriyoruz. Kalbinde en ufak bir fütur olmasın. Yeminle söyleyebilirim hiç gönlünde sıkıntı duymasın.

 

(“Küçük yaşta evlendirilen çocuklar hakkında ne düşünüyorsunuz?” izleyici sorusu)

Küçük yaşta çocuk evlenmesi olmaz. Makul bir görüntü, makul bir bedene sahip olması lazım. Onun için de kanun on sekiz yaş demiş. Hakikaten doğru. On sekiz yaş en akılcı, en doğru olan yaş o. Yani on dokuzdan gün almış, akıl baliğ, ne yaptığını biliyor. Vücudu gelişmiş, olur ama çocuk yaşta her yönden riskli. Kanunen zaten olmaz da ama hadi olduğunu düşünelim bedenen onu kaldıramaz.

 

(Türkiye Yazarı Nuri Elibol, on generalin istifa dilekçesini hazırladığı iddialarını araştırmış. “İddialar doğru. Ancak söylenildiği gibi istifaları atamalardan duydukları rahatsızlık nedeniyle kendileri talep etmemiş. Komuta kademesinin talebiyle olmuş. İstifası istenen general ve amirallerin birinci derecede yakınları ByLock kullanıcısı çıkmış. Bu gerekçeyle istifa etmeleri telkin edilmiş” diyor.)

Olabilir. Mühim olan devletin bekası olacak. Devlet için insan her türlü fedakarlığı yapar. Bir de istifa zaten şerefsiz bir hareket de değil. Kötü bir hareket de değil. Ekonomik bir zarar verecek bir şey de yok. Devlet kuşkulandıysa ona saygı duymak lazım. Birinci dereceden yakını ByLock kullanmış. Şakası olmaz. Riskli bir şey. Yani devlet kendini yıkacak bir güce karşı, yıkmaya azmetmiş bir güce karşı kendini savunması, devlet olmasının bir vasfıdır. Buna kimse şaşırmaz. Anormal olan bir şey yok. En kapsamlı şekilde tedbir alınması lazım. Çok makul bu.

Allah Kendisi'ni Unutan, Kendisi'ni Sevmeyi İkinci Plana Atan Bir Dünyaya Huzur Vermez

Allah'ı seviyorum diyen insan, parmakla sayılır. Çok çok nadirdir. Allah Kendisi’nin sevilmesini istiyor. O zaman zaten burada yaşamanın anlamı yok. Yani dünyanın anlamı yok. Dünya Allah için hiç önemli bir yer değil. Sadece imtihan için önemli. Allah bizim sevgimize çok önem veriyor. Sevgimizi elde etmek için de her türlü ledüni uygulamayı yapar ve insanların yorumu da Allah'ı hiç ilgilendirmez. Yani seven Allah'ın haklı olduğunu bilir. Allah'ın neden doğru hareket ettiğini her düşünen hemen anlar. Allah'a isyan halinde, Allah'ı sevmiyor, Allah'a saygısı yok, sadece nimetlerini yiyip bitiriyor. Bela geldiğinde de “niye bela geldi?” dersen bu olmaz.

2017-09-13 07:33:48
Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top