YASEMİN HANIM: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza hoş geldiniz. Bu akşam Elona ve Betül Hanım bizimle birlikte.
ADNAN OKTAR: Komünistler bu sefer de yeni bir eylem daha yapmışlar değil mi? Ne yapmışlar?
DİLEM HANIM: İzmit, Gölcük arası sefer yapan bir deniz otobüsü, PKK mensubu 4 kişi tarafından kaçırılmış, Hocam. Deniz otobüsünde 23 yolcu olduğu, kaptanın etkisiz hale getirildiği ve İstanbul’a doğru yol aldığı öğrenilmiş. Yetkililer bu konuda tam açıklama yapmamış, ancak “geminin İmralı’ya doğru gittiğine yönelik kuşku olduğu ve bu duruma yönelik önlem alındığı” belirtilmiş, Hocam
ADNAN OKTAR: İmralı’ya doğru, Abdullah Öcalan’ı da alalım içine kafasında herhalde, hep beraber gezeriz diye, akşam gezisi düşünüyorlar. İşte bu kadar şımarmalarının nedeni, komünizme karşı bilimsel mücadele yapılmıyor. Bilimsel mücadele yapılmayınca komünizm, klasik eylemlerini genişleterek artırdı. Bunlar şimdi tren de kaçırır, otobüs de kaçırır, vapur da kaçırır, sinema salonlarına da baskın yapabilirler, düğün salonlarına baskın yapıp insanları rehin alabilirler, her şeyi yapabilirler, ben size söyleyeyim, her türlü kepazeliği yapabilirler. Çünkü gözü dönmüş adamlar. Anti-Darwinist, anti-materyalist eğitim devlet tarafından mutlaka bütün dünyayı sarsacak şekilde verilmesi gerekiyor. Ve devletin Darwinist, materyalist eğitime, derhal son vermesi gerekiyor. Yani vatan elden gider, öbür türlü, çok tehlikeli. Yani hayat mebat meselesi, bu milletin hayatta kalması veya bu hayattan tamamen silinmesi, Allah esirgesin. O yüzden bu konuda, bütün dünyaya meydan okuyacak şekilde komünizme, esaslı bir darbe vurulması gerekiyor; anti-Darwinist, anti-materyalist bir darbe. Onunla bu mesele hallolur. Şimdi adamlar eylem yapıyorlar, Stalin’in, Marks’ın, Lenin’in eylem kılavuzlarına bakın, aynısıdır. Adam kaçırma, bu tip baskınlar, sabotajlar Ho Shi Minh yöntemleridir, komünist gerilla yöntemleridir, Leninizm’in bir gereğidir. Ve bunu adamlar aylar öncesinden söylediler, “biz bunu genişleterek şehirlere de yayacağız” dediler. Adamların zibil gibi adamları var. Tutuklamakla olmaz. Tutukluyorsun, çocuğu yapar, yengesi yapar. Yani o eğitimin ortadan kaldırılması gerekiyor. Şimdi adamlara bizim konuşacak sözümüz zor oluyor o zaman. Biz diyoruz ki; bak “Darwinizm, materyalizm yoktur.” “Tamam da, devlet savunuyor. Sen neyden bahsediyorsun?” diyor. “Devlet de mi yanlış söylüyor?” diyor, “devletin kitapları da mı yanlış söylüyor?” diyor. “Her yerde bu yazıyor” diyor. “Ansiklopedilerde, dergilerde, kitaplarda, okul kitaplarında her yerde bu öğretiliyor, üniversitelerde bu öğretiliyor, ortaokullarda bu öğretiliyor. Senin söylediğine biz nasıl inanalım?” diyorlar. Biz de bu mütevazı kanalımızda, anti-komünist, anti-Darwinist çalışma yapıyoruz, ki gücümüz çok küçük olmasına rağmen dünya çapında çok büyük neticeler alıyoruz. Ama bir de düşünün devlet desteği olmuş olsa, fırtına gibi eseriz. Yani gerçeğe göz kapamakla, gerçekler yok olmaz. Komünizmi anlamazlıktan geldi devlet uzun süre ama kominizm ilerliyor. Bakın bas bas bağırıyoruz, daha da gelişir. “Tevessüh eder” diyor, “gelişir” diyor. “İkna ve telkin kabiliyeti tevessüh ettikçe, o taun da tevessüh eder, gelişir”diyor. Çok tehlikeli. Hocam buyurun bir Kuran ayeti oku.
YASEMİN HANIM: Estağfirullah inşaAllah. Nasr Suresi’ni okuyayım, inşaAllah.
Euzubillahimineşşeydanirracim Bismillahirrahmanirrahim. Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman, Ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr Suresi, 1-2-3)
ADNAN OKTAR: Çok esirgeyendir, inşaAllah. Bütün kardeşlerimiz dinleyenler, izleyenler mutlaka Darwinizme karşı olan eserlerden alsınlar yahut internetten ücretsiz indirsinler. Çok kolay internetten çok rahat ücretsiz indirebilirler. Bunu cd’ye çekip çoğaltabilirler, arkadaşlarına dağıtabilirler. Çünkü telif hakkı diye bir şey yok, ben telif hakkı istemiyorum. Okuyup, anlayıp çok güzel her yerde anlatabilirler, ev sohbetlerinde anlatabilirler, çok güzel netice alırız bayağı güzel olur.
Yer, gök sallanıyor. Depremler, olaylar, hadiseler. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Peş peşe dizilmiş boncuk taneleri gibi olaylar devam edecek” diyor.“Ta ki evlatlarımdan Muhammed Mehdi (a.s) zuhur edinceye kadar.” Yerin sürekli titreyeceğini söylüyor, Bediüzzaman’ın ifadelerinde de bunu görüyoruz, Resulullah (s.a.v.)’in hadislerinde de bunu görüyoruz. Yani zeminin titremesi yani zemin sürekli olaylarla bağlantılıdır. “Hz. Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar, zemin titreyecek. Hz. Mehdi (a.s) çıktıktan sonra, sükûnet buluyor. Zemin tanır Hz. Mehdi (a.s)’ı. Onun zamanını gördüğünde, o saadet asrını gördüğünde, o titremesi geçiyor dünyanın, sakinleşiyor. Deprem, açıkça görülecek şimdi, 1980’lerde başlayan yoğun depremler Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurundan sonra sükûnet bulacaktır. Hz. Mehdi (a.s)’ın vefatından sonra, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın vefatından sonra, depremler yeniden müthiş bir yükselişe geçiyor. Hicri 1506’lardan sonra belki 1507, 1508 belki 1512 büyük bir deprem mevzu bahis İstanbul’da, çok büyük bir deprem 1512’ler gibi Allahualem. Ondan sonra olaylar, hadiseler, ihtilallar, kan dökmeler, rezillikler, kepazelikler hicri 1543’e devam edecek kadar, Allahualem. 1545 gibi de kıyamet kopacak.
Yaşar Nuri Öztürk zeki insandır. Tabii ben ehl-i sünnet inancında olduğum için, benim ehl-i sünnet inancımla çelişen yönleri vardır. Tabii dürüst ve merttir, baş eğmez yani o yönden güzel, delikanlıdır. Yani yalaka değildir, inşaAllah yalakalardan da hiç hoşlanmaz, haysiyetsizlerden hoşlanmaz, o yönden de çok iyi bir insan ama benim anlayamadığım çok aklı başında bir insan. Diyor ki; “Kuran’da reenkarnasyon var.” Yani insana iki kere hak veriliyor, diyor. “İki kere gelir insan dünyaya” diyor. Farz edelim ki, dediği doğru olsun. Mesela ben ikinci kere dünyaya gelmiş olsam, geçmişimi hatırlamıyorum. Nasıl mükemmel olacak o zaman? İnsanın tecrübesi olur, bir hatası olur, eksiği olur değil mi? Hatırlarsın daha doğrusu ben böyle bir hata yapmıştım, bunu düzelteyim dersin. Burada bunun imkanı yok ki, nasıl olacak bu? Çünkü insan hatalarını tekrar etmeyerek mükemmelleşiyor, tecrübeleriyle mükemmelleşiyor. Daha önce ben böyle bir hata yapmıştım, bunu bir daha yapmayayım, Allah beni affetsin, diyorsun, tövbe ediyorsun. Sen daha önce ki hayatını bilmediğine göre, nasıl mükemmelleşeceksin? Reenkarnasyonun sana ne gibi faydası olacak? Hiç faydası yok. Böyle boş bir şeyi Allah niye yaratsın? Değil mi? Onun için hocamızın o konudaki görüşü yanlış. Bir ara Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini söylemişti Yaşar Nuri Hocam, sonra çok üstüne gittiler. Hatta onunla ilgili bir yazısı da olmuştu. Detay vererek anlatmıştı. Sonra tabii yazısını toparladı, “yanlış anlaşıldı” dedi. Tepkileri yatıştırmak için söyledi ama o da Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğinden emin, üslubundan bu anlaşılıyor. Ama tabii açıkça söylüyor, mesela neyse görüşü düşüncesi, açıkça söylüyor, oyun oynamıyor. Ehl-i sünnete uyan kısımlarına, görüşlerine katılmıyorum. Ama mertliğini, dürüstlüğünü takdir ediyorum. Çünkü yalaka hocaları görünce, böyle insanların değeri daha çok ortaya çıkıyor, inşaAllah.
Cübbeli’nin bir kanalda şu an, Kuran ayetleriyle evrimin olduğunu anlatan bir yayını varmış. Vay garibanlarım vay. Bak vurduğum darbenin şiddetine bak. Vay garibanlar vay. Artık hiç olmazsa Kuran’la anlatalım diyorlar evrimi. Bilimle, delille anlatamadığını Kuran’la anlatmaya kalkıyorsun. Kuran’da net olarak yaratılış var. “Cennet, cehennem şu an elan hazır”, diyor Allah. Cennetin hurileri, gılmanları evrimle mi yaratıldı? Vildanlar evrimle mi yaratıldı? Cennet çadırları, cennet evleri, cennet mobilyaları, cennet bahçeleri bunlar evrimle mi yaratıldı? Evrimle mi olacak? Cinler, melekler evrimle mi yaratıldı? Onları yaratan güç-Allah, insanı da “ol” emriyle yaratmıştır. Bırakın bu işleri, bırakın bu garibanlığı, bırakın bu çırpınışları. Hiç olmazsa Müslüman kanalıyla yani yobaz takımının belki etkisiyle bir şeyler yaparız, zannediyorlar. Ben varım hoca burada ben, ben ve talebelerim. Biz olduktan sonra evelAllah, benim kitaplarım olduktan sonra evelAllah mıh gibi çakarız yani. Çaktım mı öbür taraftan da çıkarırım, Allah’ın izniyle. Böyle gariban hallere düşersiniz işte. Akla bakın. Siz zaten Kuran’ı kabul etmiyorsunuz. Kuran’la anlatıyor akla bak.
YASEMİN HANIM: Bir ayet söyleyebilir miyim Hocam? Siz bu konuyu açıklarken söylemiştiniz, bu ayeti daha önce. Yasin Suresi’ni son ayeti, İnşaAllah.
Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim. Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir. (Yasin Suresi, 82) Diye buyuruyor Allah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim insanın yaratılışı, artistliği bıraksınlar; bakın bu tabak porselen ya, bu kilden yapılıyor. Allah diyor ki; kilden, çamurdan pişmiş diyor, porselenden bir insan heykeli yaptım, diyor. Kendi ellerimle diyor, Allah iki elimle diyor, yani kudret eliyle, porselenden bir heykel; var ya hazır porselen heykeller ona ruhumdan üfürdüm diyor. Birdenbire yürüyerek “Selamun Aleykum” diyerek geliyor, mucize o kadar. İnsanın yaratılışı budur. “Pişmiş çamurdan” diyor, porselenden. Niçin öyle yapıyor? Hoşumuza gitsin diye, meleklerin hoşuna gitsin diye. Porselene ihtiyacı mı var Allah’ın?
YASEMİN HANIM: Haşa, yok tabii ki.
ADNAN OKTAR: İşte bak birdenbire insanlar, burada kardeşlerimiz oluştu bir anda. Porselenden mi yarattı Allah? Bir anda yaratıyor, o kadar. Bu çırpınışları insanın şevkini daha da artırıyor. Kunduz gibi diyelim cikleterek onları, yolumuza devam edeceğiz, inşaAllah.
Cübbeli; “ben gaybden haber vermiyorum” diyor. Anlatıyorsun “bana rüyamda vahyedildi, bilgi aldım. Sen orasını geç dediler” diyor, değil mi? “Sonra ekle çıkar, çarp, ekle çıkar, çarp daha çok fazla, daha çok yüzlerce sene, yıl var,” diyor. Gayb haberi veriyorsun işte. Net diyorsun kesin yani, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışına ihtimal dahi vermiyor. Kendi kafasınca net diyor. Resulullah (s.a.v.)’in hadislerini haşa hiç yerine koyuyor. “İmam-ı Rabbani dedi” diyor. İmam-ı Rabbani dediğinde, Hz. Mehdi (a.s) devrinin alametleri olması için, bir kere deccalin çıkması lazım. Deccal yok, süfyan çıkmamış. Hz. Mehdi (a.s)’ın büyük alametleri yok. Bir tane alamet var. O da diyor ki ;“Kuyruklu yıldız çıktı ama bu o mudur, değil midir?” Çünkü iki tane kuyruklu yıldız gerekiyor. Çünkü ters yönde gitmesi gerekiyor, çok parlak olması gerekiyor ve iki uçlu olması gerekiyor. O devirde bir tane kuyruklu yıldız çıkmış. Halley kuyruklu yıldızı Allahualem. İmam Rabbani “alamet yok” diyor özetle. “Bu o mudur, değil midir bilemiyorum” diyor. Diğer alametlerin hiç biri çıkmamış, büyük alametlerin. Yirmi sene bile beklemesi hayret. Yirmi küsur sene beklemesine de gerek yok. Daha önce söyleyebilirdi, ama ümmetin gönlü rahat olsun diye biraz beklemiş, sonra da “çıkmayacak” diyor, o kadar. Bu alametleri görmüş olsa İmam-ı Rabbani, Hz. Mehdi (a.s) çıkmayacak der mi? Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini red anlamına gelir. Bütün hadisleri, Peygamber (s.a.v.)’in bütün sözlerini red anlamına gelir. Hangi alim cesaret edebilir böyle bir şeye? Şimdi Cübbeli Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatsın, kendi anlattıklarını kendi dinledikçe kafası açılır, iyi olur, inşaAllah.
VTR-Cübbeli, “Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurunun ve İslam ahlakının dünya hakimiyetinin çok yaklaştığını” söylüyor.
Ebru Hocam, bize bir konu anlat.
EBRU HANIM:Tabii Hocam, inşaAllah. Bugün isterseniz DNA’nın yapısının, genlerin çok karmaşık bir yapıda olduğunu anlatmak için, bir örnek vermek istiyorum. Ortalama bir gen yaklaşık bin nükleotidden oluşuyor. Dört tip nükleotid olduğuna göre, 4 üzeri 1000 ihtimal olarak doğru dizilimdeki bir genin oluşması. Eğer big bangden itibaren nano saniye olarak zamanı sayarsak, 10 üzeri 574, bu çok büyük bir sayı. Yani 1’in yanında 574 tane sıfır demek. Doğru gen dizilimini bulmak, 10 üzeri 600, yani bu sayıdan da fazla. Yani her nano saniyede bir kere ihtimal denesek, yine de evrenin başlangıcından itibaren doğru gen dizilimini bulmak için, zaman yetmemiş oluyor. Ayrıca hücrenin içinde, her hangi bir işlemi yapabilmek için, doğru geni bulabilmek, bunun ihtimal hesabını yapmak, çok çok daha zor. Bunu henüz yapamamışlar zaten ama 10 üzeri 5 basamaklı bir sayı olduğunu tahmin ediyorlar.
Hocam ikinci bir konu da; protein katlamasındaki karmaşıklık, onu da örnek verebiliriz; ünlü bir bilgisayar firması 2000 yılında süper bir bilgisayar yaptığını açıkladı. Adı blue gene yani mavi gen. Bunun boyutları on iki metreye on iki metre tabanı, bir metre seksen santimetre yüksekliği ve saniyede bir katrilyon işlem yapıyor. Hiç durmadan saniyede bir katrilyon işlem hızıyla hareket ettiğinde, bir yıl boyunca hiç durmadan hesaplama yaparsa, ancak bir proteinin üç boyutlu katlamasını hesaplayabiliyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Yani hesapla da bakıldığında evrim imkansız, fosille de bakıldığında imkansız. Bütün bilimler, bütün bilim dalları Darwinizm’i yerle bir ediyor. Yani bilim, Allahsızlığın sonunu getirdi, dinsizliğin sonunu getirdi. Bilim, din karşıtlarını yerle bir etti. Onların safsatalarını, hurafelerini, simsiyah dünyalarını dümdüz etti. Bilim daima güzelliği, iyiliği bizlere getiriyor. Onun için bilime, sanata, estetiğe çok önem vereceğiz. Bilime sıkı sıkıya sarılacağız. Bilim sayesinde, Allah bilimi vesile etti, Kuran süratle dünyaya hakim oluyor, maşaAllah, elhamdülillah.
Nasıl buluyorsun anlattıklarımı?
ELONA HANIM:Evet, katılıyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah’ın birliğine inanıyor musun?
ELONA HANIM:Evet.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, aferin.
Hocam buyrun bir ayet söyleyin.
MEHTAP HANIM: İnşaAllah Hocam, baş üstüne. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Ali İmran Suresi, 191) Allah, Ali İmran Suresi’nin 191. ayetinde böyle buyuruyor, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Uğur Erbay. MaşaAllah çok güzel bir yazı yazmış kardeşimiz. “Hocam iyi yayınlar, inşaAllah. Bu mailimi okursanız, beni mutlu edersiniz inşaAllah. Hocam benim sizden bir istirhamım olacak. Programınızı ibret alarak izliyoruz, vakit bulursak, inşaAllah.” Vakit bulursak, uykudan, yiyecekten yemek yemenin dışında, o anlamda diyorsun. İbadetlerden, ki bu da Allah rızası için yapıldığğgı için o da ibadet oluyor, inşaAllah. “Hocam Kim Kardashian Hanımı ben hiç sevemiyorum. Neden derseniz; çok açık giyinmesi, ayrıca kendinden çok ufak yaşta bir çocukla ilişki yapmış olması, benim ona olan sevgimi azaltıyor. Lütfen bu konu hakkında açıklamayı benden esirgemeyin. Bir de ülkemin vatandaşı olması beni sinirlendiriyor.” Burak bu nasıl bakış açısı? Bir kere Kim Kardashian çok tatlı, acayip güzel bir hanım, çok şeker, yani görünüşü de çok güzel, zevkli, kaliteli, hoş bir kadın. Çok çok güzel, sevgi dolu. Bakışları da çok sıcak, çok tatlı. Cahilliği ayrı. İslam’ı, Kuran’ı bilmeyince, o olur. Yani onlar fetret ehli gibi. Sen ona İslam’ı, Kuran’ı anlattın da, doğruyu anlattın da kabul mu etmedi? Sakın ha. Müspet birisi olduğu belli. “Kendinden çok ufak yaşta” bir kere sevgi; ben tabii ki onun ilişkisi açısından zaten istemem öyle bir şey yapmasını da, fakat ilişkide yaş diye bir konu yoktur. Hz. Ayşe (r.a) çok küçük yaştaydı, Resulullah (s.a.v.) altmış üç yaşındaydı, evliydi Hz. Ayşe (r.a) ile. Bu cahiliye mantığıdır; yani “parası parasına uygun, davul bile dengi dengine vurur, boyu boyuna uyacak, yaşı yaşına uyacak, parası parasına uyacak” bilmem ne. Öyle bir şey yok. Takva ise, güzel ahlaklı ise, ne yaşın önemi vardır, ne paranın önemi vardır, ne şunun, ne bunun, ne tipin, ne boyun. Bütün mesele takva ve akıllı olmasıdır. Yani aklın etki gücü çok yüksektir. Akıl insanın ruhunu müthiş zenginleştirir. Akılla sevgi oluşur, tutku akılla gelişir. İnsan karşısındakinin değerini akılla bilir. Lafını, sözünü düzgün konuşmayı akılla yapar. Mesela bir tane sözle bile insan soğuyabilir. İnsan zayıf varlıktır, hassas varlıktır. Mesela bir kadın bir sözden soğuyabilir, tek bir hareketten soğuyabilir. Yani mümin de öyle, mümin erkekler için de bu geçerlidir. Dolayısıyla Kardashian’ı ben tavrını, tatlılığını çok güzel buluyorum. Çok çok nefis güzel bir kadın, çok çok hoş bir hanım. İslam anlatılmış olsa, severek ve isteyerek, coşkuyla İslam’ı yaşayacağına kanaatim var. Çok şeker bir hanım. “Kendinden ufak yaşta” belki dikkat çekmek için evlenmiştir. O mantıkta zaten onlar yani olabilen şeyler. Çünkü İslam’ı bilmiyor ama ufak yaşı suç gibi göstermen yanlış. Helaliyle olmuş olsaydı, kendinden çok büyük bir yaşta biriyle de evlenebilir, kendinden küçük yaşta biriyle de evlenebilir. Yani öyle bir konu yok. Onun mantığı da yok, anlamı da yok. Resulullah (s.a.v.)’de gördük, değil mi? Büyük yaşta evlenebiliyorsa, çok küçük yaşta da evlenebilir. Yani mesela, otuz yaşında bir kadın yirmi yaşında bir gençle de evlenebilir, eğer takva ise, güzel ahlaklı ise veyahut yirmi yaşındaki bir kadın, elli yaşında isterse altmış yaşındaki bir kişiyle de evlenebilir. Gönül onun değil mi? Sevgi onun değil mi? Yani toplum baskısına göre, kurallara göre olmaz bu, takvaya göre olur. Yani istiyorsa olur. Niye olmasın? Helaliyle olduktan sonra. Burak Gülen, zannediyorum anlamışsındır. Benim güzeller güzelime sor bakalım, bu konuda ne diyor, görüşlerim hakkında ne diyor?
ELONA HANIM:Haklısınız, o tip şeyler önemli değil. Bulunan pozisyon, yaş, bunlar önemli değil. Allah’ı sevmek önemli, aradaki sevgi önemli, Allah sevgisi önemli.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Tabii coşkuyla kaliteli bir sevgi varsa, müthiş heyecan duyuyorsan; nüfus cüzdanına bakıyor, olmadı. Sanki bir işe giriyor, yani devlet resmi müesseseye girer gibi. Ne alakası var yaşla, kiloyla bu işin ya. Ne alakası var sevginin? Sevgi ruhtaki şiddetli bir güçtür. Sen onu onda buluyorsan, tamamdır. Ne fark eder yani? Mesela Peygamber efendimiz (s.a.v.) gençken, Hz. Hatice (r.a) annemiz yaşlıydı. Çok ileri yaştaydı ondan. Ama onunla evlendi. Bu Allah aşkıyla olan bir şey, çok güzel bir şey. Hz. Ayşe (r.a) da çok küçük yaştaydı, Peygamber efendimiz (s.a.v.) altmış üç yaşındaydı, yine Allah aşkıyla evlendiler. Böyle kurallar çıkarmayın, böyle kendi kendinize bir kural çıkarıyorsunuz, o kuralın etkisine giriyorsunuz. Yani bir put meydana getiriyorsunuz, o puta uymak durumunda kalıyorsunuz. Böyle kural olmaz. Yani insanlar kendi yaptıkları kurallara, kendileri hapsolursa, bu eziyet, işkenceden başka bir şey değildir. Yani kendi putuna, kendi tabi olmuş gibi olur, olmaz öyle şey.
“Selamun Aleykum Adnan Oktar Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Siz bir tanesiniz, iyi ki varsınız. Sizin A9 Tv’de canlı program yapmadığınızı görünce, hemen moralimiz bozuluyor.” Niye? Bir hayır vardır. Yani bir hikmet vardır, Allah yaratır. Mesela bu programların hepsini Allah yaratıyor. Şu anki konuşmayı da Allah yaratıyor, kaderde ne varsa, o olacak. Kadere boyun eğici, kadere sevgi duyan olmamız lazım. Kaderden rahatsız olmak Müslüman’a yakışmaz. Benim güzelim mesela birkaç gün gelmedi, bugün kaderinde, bugün geliyor. Ben mesela bazen bir saat gecikiyorum. Kaderim öyle, o şekilde oluyor. “Sizin bilgileriniz, fikirleriniz bizim için çok önemli, teşekkürler Hocam.” Osman Alemdar.
Eray Erkin; “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Değerli Hocam, Hz. Mehdi (a.s) tekbir aldığında, elektrik sisteminin duracağı söyleniyor. Elektrik dünyada tamamen mi bitecek? Yoksa tekrar geri getirecek mi? Altınçağ’da elektrik olacak mı? Elektrik olmayacaksa, Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişmelerini nasıl takip edeceğiz? Bu konudaki görüşleriniz nedir? Eray Erkin” Hz. Mehdi (a.s) devrinde, teknoloji duracak, teknik aletler duracak, silahlar duracak. Yani insanlara zarar veren kısımlar duracak. Mesela tanklar duracak, toplar duracak, bombardıman yapan uçaklar duracak, elektrikli aletlerle insanlara eziyet ediliyorsa, bunlar duracak. Yoksa faydalı olan anlamında değil. Yani zarar veren şeyler duracak anlamındadır. Mesela binlerce, yüz binlerce tank top eritilecek. Bu teknolojinin yok olması mı? Hayır. Teknolojinin insani hale getirilmesi daha hoş hale getirilmesi, insanlara iyilik haline getirilmesi, insanlara menfaat ve güzellik haline getirilmesidir. İnsanı öldüren alet, insanı yaşatan alete çevrilecek. Tanklar toplar insan öldürüyorsa, hastanelerde diyaliz makinesi olacak, başka şok aletleri olacak, stetoskop olacak. İnsan kurtaran, insan canını kurtaran aletlere dönüşecek. Anlamı budur, inşaAllah.
“İsmail Ceyhan; Merhabalar. A9’da yayınlanan Adnan Oktar ile sohbetler programının, ehl-i sünnet ve cemaat itikadına çok uygun olduğunu bildirmek istiyorum. Hayatımda ilk defa böyle çok taraflı konuların anlatıldığını görüyorum. Her insana açıksınız Hocam. Çarşaflı insanlarla görüşüyorsunuz, başörtülülerle görüşüyorsunuz, başı açık hanımlarla da görüşüyorsunuz, makyajlı hanımlarla da görüşüyorsunuz. Bu çok çok güzel. Yurdumuzun insanlarını hepsini kucaklıyorsunuz, hepsine sevgi gösteriyorsunuz, hepsine İslam ahlakını, Kuran’ı anlatıyorsunuz. Yobazlar olsa, bunun imkansız olduğunu biliyorum. Yobaz böyle bir şeye asla müsaade etmez. Dolayısıyla insanların dinsiz imansız kalmasına, İslam ahlakından ve Kuran’dan uzak kalmalarına sebep oluyorlar. Siz herkese İslam ahlakını anlatıyorsunuz. Aynı Resulullah (s.a.v.)’in Ukas panayırında, Ukas çarşısında anlattığı gibi, başı açık, başı kapalı, makyajlı herkese İslam ahlakını, Kuran’ı anlatıyorsunuz, Allah sizden razı olsun” diyor, İsmail Ceyhan. MaşaAllah.
“Harun Yahya ben Ağrı’dan Seyit ve aynı zamanda soyum seyyid sülalesinden geliyor. Sizin programınızı büyük bir zevkle izliyorum. Başarılarınızın devamını diliyorum.” Bütün Ağrı’ya selam, maşaAllah.
Biraz Şeyh Ahmet Yasin Hocamızdan dinleyelim, sonra devam edelim.
VTR-Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri “Hz. Mehdi (a.s.)’ın en büyük karşıtları cahil hocalar olacak.”
VTR-Şeyh Ahmet Bursevi Hazretleri diyor ki; “Sayın Adnan Oktar bu yüzyılın hizmetini yapmıştır.”
ADNAN OKTAR: Aslı Hocam hoş geldiniz. Kaç yıldır talebemsin hocam?
ASLI HANIM:16 yıl Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah, Allah. Ünlü bir sanatçımızın da yeğenisin sen.
ASLI HANIM:Evet, dayım Şener Şen.
ADNAN OKTAR: Çok şeker. Filmleri çok yaman. Güneydoğu’lu vatandaş taklidini şahane yapıyor.
ASLI HANIM:Mükemmel yapıyor. Evdeki hayatında da bayağı espritüel.
ADNAN OKTAR: Çok tatlı bir insan, maşaAllah.
Oktay Göremenli, Edirne’den. “Selamun Aleykum, güzeller güzeli, sultanlar sultanı Hocam” diyor. “Bu gün 11.11.2011”, ona dikkat çekmiş. Doğru saat on biri on bir dakika geçe müthiş bir on bir dizilimi var. “Dikkatinizi çeken önemli bir olay yaşadınız mı, bugün?” Canım her olay da anlatılmaz tabii. Anlatacağımız zamanlar var, inşaAllah.
“Hocam dün bir evlilik programı izledim. 65 yaşındaki bir bayan karşısındaki beye ‘sizden iyi bir elektrik alamadım’ gibi sözler söyledi. Hocam hepimiz öleceğiz elbette ama o kişi nefes aldığına bile dua etmesi gerekirken, böyle söylemesi beni çok rahatsız etti. Yanılıyor muyum, Hocam? Denizli’den Kenan.” Çok haklısın Kenan. O programları ben seyrederken, böyle elim ayağım kasılıyor artık, inanamıyorum bir kısmında. Oradaki o üslup, yöntem, stil, konuşmalar içler acısı, içler acısı. Bir kısmında gaflet, bir kısmında cehalet, bir kısmında maddecilik, bir kısmında insan sevgisinden yoksun olmak, çıkarcılık, egoistlik, bencillik çok ürkütücü ve çok rahatsız edici, çok acı, Allah’tan uzak bir üslup çok acı. Allah hidayet versin.
Hocam buyurun.
DİLEM HANIM: Hakkı Devrim’le ilgili bir haber var.
ADANAN OKTAR:Hakkı dede.
DİLEM HANIM: Evet Hocam. Okan Bayülgen’in programında Yaşar Nuri Hocamız; “Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimizin, halkına gösterdiği tevazudan, elini bile öptürmemesinden” bahsetti. Ardından programdaki konuklardan biri de, ‘Kanuni Sultan Süleyman’ın halkına ‘kullarım’ diye hitap ettiğini ve Kanuni’nin bu tavrının, Peygamberimiz (s.a.v.)’in tavrıyla çeliştiğini” söyledi. Bu sırada Hakkı Devrim araya girip, haşa Peygamberimiz (s.a.v.)’i kastederek; ‘Bir kabile şefiyle koskoca imparatorluğunun başındaki adamın tavırlarını yan yana mukayese etmemek gerektiğini’ söyledi. ‘Yani Kanuni öyle diyebilir, devlet adamı olarak Hz. Muhammed (s.a.v.) ile Kanuni mukayese edilebilecek konumda değildir’ dedi. Ayrıca Kuran’ı Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözleri olarak tanımladı. Hocam programında Yaşar Nuri Hocamız da, çok güzel uzun bir açıklamayla cevap verdi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ona,yani gereken cevabı verdi.
DİLEM HANIM: Evet, o şekildeymiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesele yok. Hakkı Devrim malum, halini görüyorsunuz, üslubu görüyorsunuz. Bu durumda artık ona ne denir? Tamam insan cahillik yapabilir, bilgisi eksik olabilir ama buradaki üslup çok acı, çok acayip. Türkiye’yi tanımıyor, İslam’ı anlamıyor, genel kültürü çok dar, 1930’ların, 1940’ların kafasıyla ortaya çıkıyor, ağzına geleni söylüyor. Ama Hocamız açıklamayı yapmış, o ona yeter, inşaAllah.
Şimdi bir iman hakikati seyredelim, sonra devam edeceğiz, inşaAllah.
VTR-Flamingolar Neden Pembe Renklidir?
ADNAN OKTAR: Cudi kardeşimiz; ''Size yazı göndererek çok değerli vaktinizi alıyorsam, lütfen beni uyarınız. Size hiç gücenmem. İyilik güzellik temennilerimi yinelerim.”
Bediüzzaman'dan okuyayım, Risale-i Nur'dan. Ne kadar güzel eser yazmış Bediüzzaman, maşaAllah. Şu Cübbeli boş zamanlarında, şu Risale-i Nur'dan biraz okusa, çok kafası açılacak, çok. Medrese kafasıyla böyle çok kapalı yetişmiş, sabit bir dünyası var, o dünyadan hiç çıkmak istemiyor, düşünmek dahi istemiyor. Zaten diyor, derin düşünme kafanın sigortası mı atar diyor, böyle garip bir söz ediyor. Halbuki Müslüman, derin düşünmek için gönderiliyor dünyaya.
Önce Aylin Hocam'dam bir ilmi bir izah bekliyoruz, inşaAllah.
AYLİN HANIM:Estağfirullah Hocam, inşaAllah. Hücre zarından bahsedecektim Hocam. Hücre zarı hücreyi korumakla görevli, aynı zamanda giriş çıkışı sağlamakla görevli, bir yapı hücrenin içinde. Canlı, aynı zamanda çok akıllı. Normalde kanın içinde çok fazla madde var fakat, hücrenin içine sadece gerekli olanları alıyor. O hücre neye ihtiyaç olursa, onu alıyor.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, bakın hücre akıllı ama hücrenin zarı ayrı bir akla sahip, ince detaylı bir akla sahip. Hücrenin zarı, zar bu nihayet.
AYLİN HANIM:Normalde kapılardan oluşuyor, üstünde kapılar var Hocam. Oradan çeşitli molekülleri içine alıyor hücre zarı. Fakat o kadar akıllı ki, mesela büyük moleküller oluyor, diyelim ki protein veya DNA çok büyük moleküller, onları içine alabilmek için, proteinler o kapıları çekerek açıyorlar Hocam, büyük moleküller o şekilde içeri giriyorlar ve içeri girdikten sonra aldıktan sonra tekrar kapı eski haline dönüyor, düzeliyor. Aynı zamanda hücre zarının içinde bazı algılayıcılar var. Bunlar uzantı şeklinde bunlar o hücrenin ne ile muhatap olması gerektiğini tanıyor mesela hormonlar geldiğinde, onları tanıyorlar. Veya dışarıdan bir mikrop geldiğinde, onun farklı bir hücre olduğunu tanıyor, o yüzden ona direkt saldırabiliyor. Bu uzantılar algılamakla görevli uzantılar. Aynı zaman da embriyo büyürken, mesela karaciğer hücreleri oluşacak, hücrenin zarındaki bu uzantılarla karaciğer hücreleri, birbirlerini tanıyorlar ve karaciğeri oluşturuyorlar. Diğer organlar da aynı şekilde, mesela akciğer hücresi hiçbir şekilde karaciğer hücresine bağlanmıyor, o hücre topluluğuna dahil olmuyor. Çünkü oradaki hücre zarındaki uzantılar farklı. Çok büyük bir mucize Hocam, elhamdülillah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi hücre zarı akıllı, koful akıllı, molekül akıllı. Allah Allah. Alice harikalar ülkesinde gibi, her şey akıllı çok büyük bir mucize. Müthiş bir olay.
Bir hanım kardeşimiz yazmış; “Hocam” diyor, “baharlar kadar insanın içine sevinç neşe ümit veriyorsunuz canım Hocam” diyor.''Aslında bu her zamanki haliniz, maşaAllah. Aklımıza bazı sorular gelse de, size yazarken içimizden coşan iltifat etme isteğinden sorularımıza sıra gelmiyor. Üstelik yazmaya başlayınca unutuyoruz” diyor. ''Ama iş sizi övmeye gelince kelimeler gönlümüzden elimizden su gibi akıyor, maşaAllah canım Hocam” diyor. Çok güzel bir yazı yazmış, çok şeker, maşaAllah.
Adil Müslim Özkan; “Selamun Aleykum Hocam. Ben Ahmet. Hocam siz diyorsunuz ki; ‘Hz. Mehdi (a.s) İstanbul'dan çıkacak.’ Hz. Mehdi (a.s) nereli olacak. Geçen günlerde ‘Hz. Hızır (a.s) Van'da-Urfa'da’ dediniz. Hz. Mehdi (a.s) Vanlı mı, yoksa Urfalı mı? Diğer bir sorum Şeyh Ahmet Yasin Hocamız neden o asayı kendi elleri ile Hz. Mehdi (a.s)’a vermedi? Asayı size hediye etti. Bunun hikmetini merak ediyoruz.” Ne fark eder, ben götürür, ben veririm, inşaAllah. Biz arada postacıyız, inşaAllah. Şeyh Yasin Hocamız; “ben ehline teslim ettim” diyor. “Bana ‘Hz. Mehdi (a.s)’a götür, bu asayı teslim et’ dediler” diyor. “Muhammed Raşit Erol Hazretleri öyle dedi” diyor, “ben de gidip ehline teslim ettim” diyor. İşte ben de gidip, Hz. Mehdi (a.s)’a teslim edeceğim. Ben bulurum Hz. Mehdi (a.s)’ı, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s) Urfalı mı, Vanlı mı?” Bakacağız inşaAllah. Ama Urfa, Van canlarla doludur, Koçyiğitlerle, aslanlarımızla doludur, maşaAllah.
Ne yaptı o çakallar, terörist takımı? Öğren bakayım. Hocam buyrun sizi dinliyorum.
DAMLA HANIM:İnşaAllah Hocam. Bugün sinek kuşlarını anlatmak istiyorum, uygun görürseniz. Bu kuşların en önemli özelliği; kanatlarını çok hızlı çarpmalarıdır. Hocam saniyede 50-80 defa kanat çırpabiliyor bu kuşlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne şekermiş onlar, saniye bu, tik tak 80, vay çeteler, pıır. O kanat görünmüyor demek ki. Ben onların gagalarını bir kere ısırırım, göbeklerini de ısırırım ben onların.
DAMLA HANIM:Hocam bu kuşun her gün kendi ağırlığı kadar nektar yemesi gerekiyor ve her gün 2000 tane çiçeği geziyor nektar almak için.
ADNAN OKTAR: Vay obur vay. Ben onun kanatlarını bir kere ısırırım onun. Ne tatlı şey bu, renklere bak sen, acayip şeker.
AYLİN HANIM:Yakından görmüştüm Hocam, kanatları hiç gözükmüyor.
DAMLA HANIM:Bu kuşun kalbi dakikada, 1200 defa atıyor. İnsan kalbi en fazla 200 defa atabiliyor dakikada.
ADNAN OKTAR: Demek ki bu motor gibi çalışıyor, maşaAllah.
DİLEM HANIM: Hocam bilgi geldi. Yakıtları bitmiş, “yakıt istiyoruz” demişler. Kaptan “gemide bombalar olduğunu” söylemiş. Selimpaşa açıklarında demirlemişler şu an.
ADNAN OKTAR: Yani gezmek mi istiyor bu hergeleler?
DİLEM HANIM: Allahualem, “İmralı'ya gitmek istediklerini” söylemişlerdi en son.
ADNAN OKTAR: Tamam gitsinler, o herifi de alsınlar geminin içine, sonra da alıp buraya bir getirsinler, bak bakalım ne yapıyoruz, inşaAllah. Akıllarını başlarına alsınlar. İmralı ile hallolacak bir konu değil bu. Yani adamlar komünizmin azgınlığını ruhunu tam kavramışlar. Dolayısıyla işte Armutlu, İmralı şu bu falan diye olay çıkartmak için, çok çok bahaneleri var. Bunların bahaneleri bitmez. Bunlar, komünist diktatörlük istiyorlar, olay bu. Devlet pazarlığa girmez. Çok akılsızlar. Kaç defa Türk devleti pazarlığa girdi, her seferinde başları belaya girdi, çok akılsızlar. Devlet; “evet istiyorsunuz o zaman sizi İmralı'ya götürelim işte alın herifi de yanınıza” diyecek durumu olmaz, bu belli. Belli ki başınız tam anlamıyla belaya girecek. Ya bu ne akılsızlıktır.
Alpay Can Şener; “Ahir zamanın en güzellerinden olan canım Hocam.” Bak olmuş. “Allah'ına kurban olduğum gül yüzlü canım Hocam. Hizmette yürekte kuvvetli olmanız imanımızın tahkiki olması için, inşaAllah dualarınıza muhtacız. Allah rızası için dualarınızı istiyoruz” diyor. MaşaAllah Diyarbakır'dan yazıyor koçyiğit kardeşimiz. Diyarbakır, Mardin, Urfa, Siirt koçyiğit doludur, benim canlarımla doludur, maşaAllah bütün Anadolumuz gibi, maşaAllah.
“Mübarek sözleriniz, kuraklaşmış gönüllerimize bereketli rahmet yağmurları oldu, can suyumuz oldu canım Hocam” diyor. “Bu yüzden gözlerimiz gözlerinize hayran, kulaklarımız sözlerinize, ruhumuz ise ruhunuza hayran meftun vurgundur canım Hocam” diyor. Ne güzel yazmış böyle, maşaAllah. Ne güzel yazılar geliyor.
Murat Öztürk; “İstanbul bize dar geliyor Hocam” diyor. “Selinize kapıldım Hocam'' diyor, maşaAllah, “o bir his” diyor, “o sel beni size kavuşturacakmış gibi geliyor” diyor. MaşaAllah kardeşlerimizin üslup hep sevgi, muhabbet, maşaAllah. Ne güzel insanlar, milletimizin insanları, elhamdülillah.
Yine Cübbeli bize Mehdiyet'ten bahsetsin.
VTR-Cübbeli; Hz. Mehdi (a.s)’ın Teninin Buğday Renkte, Boyunun İse İsraili Olacağını Söylüyor.
ADNAN OKTAR: Cübbeli, bakın ne kadar güzel anlatıyor Hz. Mehdi (a.s)’ın alametlerini, dış görünümünü, gayet kapsamlı, gayet güzel anlatmış. Gerçi eksikleri var, onları da biz tamamlıyoruz.
ADNAN OKTAR: Hocam hoş geldiniz.
GÜLŞAH HANIM:Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Nasılsın?
GÜLŞAH HANIM:Elhamdülillah, çok çok iyiyim.
ADNAN OKTAR: Hocam hoş geldiniz.
DİDEM HANIM: Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKAR:İlim deryası Hocam, maşaAllah.
DİDEM HANIM: Estağfirullah Hocam, sizin vesilenizle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Anne, baba şu an izliyorlar.
DİDEM HANIM: İzliyorlar.
GÜLŞAH HANIM:Benim de Hocam izliyorlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ekip halinde.
DİDEM HANIM: Evet.
ADNAN OKTAR: Ebru Hocam nasılsınız?
EBRU HANIM:Çok iyiyim Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Ebru Hocam’ın ilmine ben şaşırıyorum, maşaAllah. Kardeşim uçsuz bucaksız, maşaAllah. Biyoloji tamam, felsefe tamam, tarih tamam, Osmanlı tarihi mükemmel, astronomi mükemmel, maşaAllah.
EBRU HANIM:Hocam Estağfirullah. Sizin bizim üzerimizdeki emeğiniz çok çok büyük maşaAllah. Teker teker hepimizle çok ilgilendiniz, elhamdülillah. Hala da ilgilenmeye devam ediyorsunuz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah elhamdülillah.
DİDEM HANIM: Hocam Ebru Hocamın da bir kere okuması yeterli oluyor.
ADNAN OKTAR: Muhteşem zeki.
EBRU HANIM:Elhamdülillah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani en girift detayları bile yakalıyor, en girift detayları. Müthiş bir hafızası var.
DİDEM HANIM: Hocam ama benim gördüğüm en zeki insan, Allahualem sizsiniz. O okuduğunuz tıp kitapları ve edindiğiniz bilgiler, Allahualem onları çok yıllar önce okumuşsunuzdur. Herhangi bir konuyla karşılaştığınızda, hemen bir doktordan belki de çok daha fazla bilgiye sahip olabilirsiniz o konuda.
ADNAN OKTAR: Bir doktor kadar değildir tabii ama yani fena değil.
DİDEM HANIM: En az yani Hocam, inşaAllah.
EBRU HANIM:Çok geniş bir genel kültürünüz var, maşaAllah. Bizim internetten arayıp bulamadığımız konuları, hemen ezbere söylersiniz birkaç saniye içinde.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
GÜLŞAH HANIM:Hocam bir de bilgiyi derin düşündüğünüz için İslam'ın hayrına çok iyi kullanabiliyorsunuz, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Hakkın Habib’inin sevgili dostu yemen illerinde Veysel Karani diyor maşaAllah. Bir aç bakayım onu. Söylemez yalanı, yemez haramı yemen çöllerinde Veysel Karani. MaşaAllah. Veysel Karani İlahisi. Helal olsun Hocaya, çok güzel okuyor, maşaAllah.
Öztürk; “Sayın Hocam affınıza sığınarak bir sorum olacaktı. Acaba programınızda neden hanım arkadaşlar bulunmaktadır.” İnsanlar iki türlüdür, bir hanımlar bir erkekler. Yani nedir bu hanım alerjisi? Öztürk kıskanıyorsun değil mi? Allah böyle güzel insanlar veriyor, güzel insanlara sevdiriyor. Güzel dostlar arkadaşlar edindiriyor. O çok büyük bir nimettir, maşaAllah. Biz hanımları ön plana çıkaracağız hep. Onların değerini çok iyi bilinecek hale getireceğiz. Yobazların yaptığı tahribatı var gücümüzle silmeye çalışıyoruz. Bak sen bile şaşırıyorsun, diyorsun ki; “nasıl çıkar kadın?” diyor. Yani erkek hakimiyetine nasıl inanmış, şaşırıyor. “Nasıl olur?” Böyle arkadan yürüyecek onlar, önde çember sakallı bir tip, devrik gözlü; insan yerine koymayacaklar, eksik etek diyecek, bilmem ne kötek, ondan sonra yarım insan diyecek, buçuk adam diyecek, yok öyle şey. Kadınlara sevgiyi, saygıyı, hürmeti, değer vermeyi bütün dünyaya öğreteceğiz. Bilmeyenler öğrenecekler, yok öyle şey. İnsanların ahir zamandaki en büyük anormalliklerinden birisi de kadın düşmanlığı ve kadına yaptıkları baskı. Herşeylerine karışıyorlar kardeşim, onlar size karışıyorlar mı? Tabii ki onlar da en az erkekler kadar özgür olacak hatta daha fazla özgür olacaklar; Resulullah (sav) onu müjdelemiş, “Şam’a kadar tek başlarına gidecekler” tek başlarına. Mehdiyet devrindeyiz, o güzelliği oluşturacağız inşaAllah.
“Donanım haber forum üyeleri olarak sizi izlemekteyiz, selam söylerseniz seviniriz” diyor Nihat. Hadi bakalım koçyiğitler hepinize selam. Allah kalbinizi açsın, kalbinize sevgi koysun, iyilik, hayırlar versin.
MaşaAllah, bak ne güzel, herkeste bir sevgi herkeste bir muhabbet, böyle olacak, ahir zamanın güzelliği. Ahir zamanda sevgi birinci plana çıkacak, deccaliyet devrinde nefret birinci plandadır, öfke ve kin birinci plandadır, Mehdiyet devrinde de sevgi birinci plandadır.
DİDEM HANIM: Hocam Allah rızası için sevmeyi biz sizden öğrendik, karşılıksız Allah rızası için sadece sevmeyi. Şimdi sizi izleyenler de öğrendiler elhamdülillah, onların da sevgisi çok arttı maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah herşeyi sanatkarane yaratmıştır. Sanatla yaratmıştır, güzellikle yaratmıştır. Bütün velilerin ruhunda sanatkarane bir güzellik vardır, iyilik vardır. Allah kalplerine o şekilde sanat ruhunu, güzellik ruhunu nakşeder, kalplere Allah sevgisini nakşeder, güzelliği nakşeder.
Evet, birbirinden kıymetli muhteşem misafirlerim var. Başta Ceylan Hanım, dünya tatlısı Ceylan, Didem Hocamız; Didem Hocam alim kelimesiyle açıklanacak gibi değil. Kütüphane.
DİDEM HANIM: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Ve muhterem Hocamız Canan Hocamız, muhteşem resimler yapıyor, tam sanatçı.
CANAN HANIM: Estağfirullah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Güzel Sanatlar Akademisi...
CANAN HANIM: Tekstil bölümündeydim Hocam.
ADNAN OKTAR: Bizim akademi.
CANAN HANIM: Hocam sizin tablolarınızı görmüş biri olarak benimkiler, yanında hiçbir değeri yok inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bunu espri kabul edelim. Hocam çok şahane resim yapıyor. Doğru ben de güzel resim yaparım ama, Hocam çok şahane resim yapıyor.
DİDEM HANIM: Hocam sizin ufuk genişliğiniz muhteşem olduğu için tablolarınız hiç kimsenin tablosuna benzemiyor şahane yapıyorsunuz bu bir gerçek. Mükemmel eserleriniz, sanat kabiliyetiniz mükemmel, maşaAllah. Hocam bir gün gösterseniz bir tablonuzu seyirciler görse çok iyi olur, sizi sevenler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yine ben kaldığım yerden devam edeceğim, bir ara vermiştik. Duralit üstüne, büyük. İnşaAllah.
Ceylan Hanım ilminizden irfanınızdan buyrun istifade edelim.
CEYLAN HANIM:İnşaAllah Hocam. Proteinlerin yıkımında yardımcı olan bir proteinden bahsetmek istiyorum; ubikitin bu proteinin ismi. Çok çok önemli bir görevi var ubikitinin; yıkılması gereken proteinleri alıp, taşıyıp, götürüp protein yıkımı için sisteme sokması gerekiyor. Eğer bunu yapmazsa ne olur Hocam? Bu yıkılması gereken proteinler damar içinde birikebilir, bu porlarda birikebilir, beyin hasarına yol açabilir, hücrelerin hasarına yol açabilir. Mesela kanser bir hücrenin mutasyon geçirip, çok fazla çoğalmasından ve kontrolden çıkmasından aslında kaynaklanıyor ama ana nedeni bunun ubikitinin yavaş çalışması ya da yanlış çalışması. Aynı şekilde bu ubikitin proteini çok fazla çalışırsa, o zaman çok gerekli proteinleri de yıkıma uğratır.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. Ne karmaşık, ne ince sistemler, ne ince kanunlar; Allah Allah her yer sanat dolu, her yer sanat dolu, maşaAllah, elhamdülillah. Her yer akıl kardeşim. Moleküller akıllı, koful akıllı, hücre akıllı, hücre zarı akıllı, çekirdek akıllı, kromozomlar zaten müthiş bir zekâya sahip. Allah Allah ne harika bir dünya elhamdülillah, maşaAllah.
CEYLAN HANIM:Hocam bir de ubikitinin resmen bir aklı varmış gibi bir hareketi var.
ADNAN OKTAR: Var var. Hem de insanın aklından daha akıllı.
CEYLAN HANIM:Evet Hocam maşaAllah. Vücutta günde 172 milyon 200 bin tane protein üretiliyor. Bunların hepsinin tam son kullanma tarihini bilmesi gerekiyor. Ve hepsinin farklı son kullanma tarihi. Bazılarının birkaç saat içinde yıkılması gerekiyor, bazıları 3 ay boyunca kullanılabiliyor vücutta. Teker teker hepsini bilmesi gerekiyor. Ve bazı proteinler, 3 ay kullanma ömrü oluyor ama çok hızlı kullanıldığı için, 1 ay sonra yıkılması gerekiyor. Bunları da takip etmesi gerekiyor ve hepsini de biliyor Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kardeşim bu mikro dünya diyelim ben öyle süslü sözler söylemem ama, bu küçük moleküller, diğer yapılar muazzam sanatla dolu maşaAllah, hayret. Atomla başlıyor olay zaten, elektronla, atomla başlıyor, git gidebildiğin kadar, uzayın sonsuzluklarına kadar her yer mükemmel. Çok şaşırtıcı.
Didem Hocam buyrun.
DİDEM HANIM: İnşaAllah ayet söylemek istiyorum. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz, Biz sana apaçık bir fetih verdik. Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin. Ve Allah, sana 'üstün ve onurlu' bir zaferle yardım etsin.” (Fetih Suresi: 1-2-3)
Hocam bu ayetin “seni dosdoğru bir yola yöneltsin. Ve Allah, sana 'üstün ve onurlu' bir zaferle yardım etsin” bölümü ayetlerin, ebced değeri; miladi 1979 yılını veriyor.
ADNAN OKTAR: Allah Allah Allah Allah. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışı. Şeyh Nazım Hocamız’dan dinleyelim.
VTR-Şeyh Nazım Hocamız, Evrim Teorisinin Yanlışlığını Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Bu güzel Şeyhimiz, güzel insanı Allah, hepimize sevdirtiyor. Mesela ben Ortaköy’deyken yıllar önce dediler; “bir Şeyh Efendi geldi. Ortaköy Cami’sine geldi”, o deniz kenarındaki o güzel cami var çok zarif. Gittim, Şeyhimiz orada, yeşil çok anlamlı güzel gözleriyle bakıyor, çok güzel konuşuyor, minbere oturmuş. İlk o zaman gördüm, orada birisi dedi ki halktan birisi; “ben âşık oldum bu insana dedi” Allah Allah dedim, ilk defa duyuyorum böyle bir ifade; çok şaşırdım. Yani çok sevdiğini ifade edecek şekilde. Sonra Şeyh Nazım Hocamız’ın bulunduğu sohbetlere gittik, beraber yemek yedik Şeyh Nazım Hocamızla. Mumbar dolmasını çok sever. Pirzola kızardığında, yağı ile beraber kızarsın der. “Yağ etin zehirini alır” diyor. Tabii daha lezzetli oluyor doğru, inşaAllah. Fakat değerini kalp ehli bilir böyle güzel insanların.
Bir tane delikanlı var, benim iltifatlarımı o konuşuyor gibi playback tarzında yapmış mesela o olmuş o güzel, ama bir tane yapmış, o olmamış. Fakat o çok ilginç olmuş, bayağı hoş olmuş. Star Televizyonu’nda herhalde. Çok ilginçti. Yani ilginç çok komik olmuş bayağı güldüm, maşaAllah.
Hocam buyrun.
MEHTAP HANIM:İnşaAllah Hocam bir ayet söyleyeyim. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder. O, latif olandır, haberdar olandır.” (En'am Suresi, 103)Allah böyle buyuruyor. Hocam sizde bir kere şöyle demiştiniz; “Allah bütün gözlerden bakar” demiştiniz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sizleri ben tabii kardeşim olarak yayına çıkarmaktan zevk alırım ama özellikle, daha önce de söyledim, çarşaflı hanımlara destek amaçlı çıkarıyorum. Yani sizleri de başörtüsü olan hanımlara destek amaçlı çıkarıyorum. Çünkü benim o canlarımı çok ezdiler. Ben gördüm bir kere okulun kapısında, çocuklar başörtülü diye, vargücüyle bağırıyor okulun gençleri. Ne ayıp, ne çirkin hareket, ne vicdansız hareket. Üç tane genç kız Allah’tan korkun, ne kadar ayıp. O kadar insanın içinde mahcup ediyorsunuz vargücünüzle böğürtü tarzında bağırarak. Nedir bu vatanın evlatları onlar. Allah’tan korkarsanız, bu anormal hareketleri yapmazsınız. Biraz insan vicdanlı, şefkatli ve nezaketli olur. Ama başörtülülerde de, başı açıklara karşı bir nefret var bir kısmında. Mesela çarşaflı hanımlarda açık hanımlara karşı bir nefret var bir kısmında. Bu da çok çirkin, bu da edebe adaba uygun değil. Çok edepsiz ve vicdansızlıktır, çok büyük bir zulüm. Ne gerek kardeşim? Başı açıkta olsun, çarşaflı da olsun, bakımlı hanımlar da olsun ne güzel benim yurdum. İslam dünyaya hâkim olsun, tam demokrasi olsun, tam özgürlük olsun herkes fikrini söylesin, herkes herkese saygı duysun. O zaman bir güzellik oluşacaktır, o zaman bir anlam olacaktır. Öbür türlü zulüm olur, acımasızlık olur.
Risale-i Nur, insana çok huzur verir. Kardeşlerimiz Kuran okusunlar, Kuran ferahlıktır. Kuran tefsiri olan Risale-i Nur da, kalplerinde çok olumlu, güzel sıcak etki meydana getirir, ferahlık meydana getirir. Her evde bulunsun Risale-i Nur. Yani şart diyorum. Rusya’daki o arkadaşların, Rus polisinin tedirginliğine bir anlam veremedim ben. Ne gerek kardeşim, çocukları yerlere yatırıyorsun? Terörist mi bunlar? Yani çok acayip, biz Rusları seviyoruz, kardeşimiz onlar bizim, canımız, bağrımıza basıyoruz. Yüz binlerce, milyonlarca Rus var Türkiye’de. Bu ayıptır yani bu yakışık almaz. Bunda bir acayiplik var. Ben buradan Putin’e rica ediyorum, özellikle bu olaya el koysun. O bayağı uyanık bir insan ve de yanlış çirkin tavırlar olmasın. Çok rencide edici bir şey, çocukları yerlere yatırarak falan. Ne oluyorsunuz? Ne var? Risale-i Nur bilinmeyen bir şey mi? Türkiye’de onlarca yıldan beri okunuyor. Yani Bediüzzaman’ın devrini orada yeniden mi hortlatıyorlar? O devirde Bediüzzaman’a çok zulüm ediyorlardı. Şimdi talebelerine de mi zulmedecekler? Bırakın Risale-i Nur okunsun. Bereket gelir Rusya’ya, güzellik gelir, iyilik gelir, huzur gelir. Putin de okusun, içini açar. Ne gerek var?
YASEMİN HANIM: Siz söylemiştiniz Hocam; “Ruslar, o milletin insanları Osmanlı terbiyesini aldıkları için, çok efendiler” diye anlatmıştınız.
ADNAN OKTAR: Kardeşim hayrettir hakikaten, Ukrayna olsun, Litvanya, Beyaz Rusya, Rusya; o bölge olduğu gibi çok efendiler. Mesela Fransızlar falan öyle değil biraz daha değişikler, İtalyanlar falan ama onları da ben çok severim, çok çok severim. Ama onların mütevazılığı, onların mazlumluğu onlarda pek yok, daha değişik. Daha biraz kendini beğenmiş diyelim, daha enaniyetli, kibirli gibi bir kısmı hepsini tenzih ederim bir kısmında bu var. Ama Fransızlar tabii, çok zarif kibar insanlardır, klas, görgülü, hoş insanlardır ama böyle eksiklikleri de oluyor. Ama her millette olabilir yine her yerde olur, genelleme yapmıyorum ama olmazsa daha iyi olur tabii. Daha mütevazı, daha mazlum daha hoş olsalar, daha etkileyici olur ahiretleri açısından da iyi olur, dünyaları açısından da, inşaAllah.
Kardeşim o ceza evlerinde, çile ortamlarında bu kitapları nasıl yazdın benim güzel Bediüzzaman’ım, maşaAllah. Hayret Barla’da sürgüne gönderiliyor, Kastamonu’ya sürgüne gönderiliyor, Manisa’ya sürgüne gönderiliyor kardeşim 70 yaşından insan ne istiyorsunuz? Urfa’ya gidiyor, “niye Urfa’ya geldin?” Ankara’ya gidiyor, “niye Ankara’ya geldin?” Nereye gitsin? Ne istiyorsunuz? Kendi vatanı değil mi? İstediği yere gider. “Buraya giremezsin.” Nereye gidebilirmiş? Kardeşim o zamanda olacaktım ben, yeri göğü birbirine katardım. Bu nasıl iştir? İnanılır gibi değil. Basının tavrı falan ne kadar ayıp. “Nurcu başı yakalandı” bilmem ne falan. Onun bereketiyle 2. Dünya savaşına girmedik biz. Tabii, Allah vesile etti Nur talebelerini. 2. Dünya savaşına girmemiz an meselesiydi. Türkiye’yi, Allah esirgesin, yerle bir edeceklerdi. Harika şekilde, mucize şekilde harbe girmedik. Kardeşim burnumuza kadar geldiler ama buraya gelemediler, elhamdülillah. Ve müthiş bir Osmanlıcası var, acayip kelime dağarcığı geniş müthiş Bediüzzaman’ın. Kardeşim bu nasıl bir ilimdir? Nasıl bir bilgidir? Nasıl bir hafıza genişliğidir? Yani nefis bir Osmanlıca, şahane.
“Hem şu sırdandır ki” diyor, “Mehdi, Süfyan gibi âhir zamanda gelecek eşhasları çok zaman evvel hattâ Tâbiîn zamanında onları beklemişler, yetişmek amelinde bulunmuşlar. Hatta bazı ehl-i velayet "Onlar için geçmiş" demişler. İşte bu da, kıyamet gibi, hikmet-i İlahiye iktiza eder ki; vakitleri taayyün etmesin.” Şahane, şahane. “Çünkü her zaman, her asır, kuvve-i maneviyenin takviyesine medar olacak ve yeisten kurtaracak "Mehdi" manasına muhtaçtır. Bu manada, her asrın bir hissesi bulunmak lâzımdır. Hem gaflet içinde fenalara uymamak ve lakaytlıkta nefsin dizginini bırakmamak için, nifakın basına geçecek müthişşahıslardan her asır çekinmeli ve korkmalı. Eğer tayin edilseydi, maslahat-ı irşad-ı umumî zayi' olurdu.” Şahane bir Osmanlıca.
Bediüzzaman’ın, Üstadımızın talebelerini dinleyelim, devam edeceğiz inşaAllah.
VTR-Bediüzzaman’ın, Üstadımızın talebeleri Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğini anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, benim aslan Hocam. Allah rızası için, hakkı açık açık beyan ediyor. Yobaz takımı Seyyid Salih Özcan Hocamıza da düşman oldular. Yani bu kansızların, bu cibilliyetsizlerin azgınlığını tarif edemiyorum ben, o kadar mikrop bir topluluk ki, artık söyleyecek söz bulamıyorum. Mesela Çantacı Necmi Ağabey dünya tatlısı, ona da düşman olmuşlar. Acayip kansız, pislik tipler yani.
Bediüzzaman diyor ki, Said Nursi Hazretleri, Eskişehir hayatını anlatmış, bu tarihçe-i hayatta 224’üncü sayfada; “Evet inkâr edilmez ki; kâinatta, dinsizlik ile dindarlık, Âdem zamanından beri cereyan edip geliyor ve kıyamete kadar gidecektir.Bu mes’elemizin künhüne vakıf olan herkes, bize olan bu hücumun, doğrudan doğruya dinsizlik hesabına dindarlığa bir taarruz olduğunu anlar. Ekser-i hükemanın garbda ve Avrupa’da zuhuru; ve alevi Enbiyanın şarkta ve Asya’da tulu’ları” yani ortaya çıkışları peygamberlerin, kader-i ezelînin bir işaret ve remzidir ki; Asya’da hâkim, galib, din cereyanıdır. Elbette Asya’nın ileri kumandanı olan bu Hükûmet-i Cumhuriye, Asya’nın bu fıtrî hasiyetinden ve madeninden istifade edecek. Ve bîtarafane prensibini, değil dinsizlik tarafına, belki dindarlık tarafına temayül ettirecektir.” Ne şahane Osmanlıca maşaAllah, çok güzel. Tarihçe-i Hayat kitabı da çok önemlidir.
Bakın mesela, ‘bize Şükrü Kaya’nın’, o zamanki Adnan Menderes hükümetinden bir bakan, ‘Dahiliye Vekili olan Şükrü Kaya Bey’e şekva ediyoruz. Bakın, ‘biz de Şükrü Kaya’nın şahsını Dahiliye’ İçişleri Bakanı olan ‘Şükrü Kaya Bey’e şekva ediyoruz. Eğer serbestiyeti tam muhafaza etmek isteyen ve hiçbir tesir karşısında mağlub olmayan ve vicdanlarındaki hiss-i adaletle hükmeden bu mahkeme; bizi, Şükrü Kaya Bey'in şahsı hakkında dinleyeceklerini bilseydim, en evvel biz, Şükrü Kaya'nın şahsı aleyhine ikame-i dava edecektik. Çünkü bir seneden beri, her gün veya her hafta hakkımızda rapor isteye isteye aleyhimize casusların, zabıtaların nazar-ı dikkatini celbettirip, kurban koyunu gibi kesmek için bizi beslettiriyordu.Mahkeme ise; adaletten başka hiçbir şey düşünmemek lâzım gelirken ve hakikaten mahkeme içindeki zâtlar da adalete tam bağlı oldukları halde, yüksek makamdaki Şükrü Kaya gibi şahsın tesiratına karşı dayanamadıkları için”,bakın o zaman da adalete siyasetçilerin içerisinden belirli kişilerin müdahale ettiğini görüyoruz. Zamanımızda da var şimdi böyle tipler, mahkemelere etki edebiliyorlar, bazı mahkemelere. O zamanda Şükrü Kaya, Bediüzzaman’a kafayı takmış ve mahkemeye etki ediyor. ‘Şükrü Kaya gibi şahsın tesiratına karşı dayanamadıkları için, bizi tahliye edemeyip süründürüyorlar.’ Çünkü adam sürekli istihbarat istiyor, her hafta istihbarat istiyormuş. Sürekli zabıta hareket halinde, polis hareket halinde ‘mahkemeler de bundan etkileniyordu’ diyor. “Mahallî hükûmet olan Isparta Valisi ve zabıtası ise, herkesten ziyade bizi ve Isparta'lı bîçare, masum mevkufları” yani hapiste olanları “himaye etmek ve bir an evvel kurtulmasına sa'yetmeleri vazife-i vicdaniyeleri iken, bilakis çok manasız ve asılsız bahaneler ile Isparta mevkuflarının” hapislerinin, “hususan muhtaç ve fakirlerin tayinlerini verdirmeyip, açlıkla sefalete düşmeleri için onları ezdirmeye çalışıyorlar. İşte bu hale şekva değil, belki ağlamanın nihayet derecesini gösteren bu acı hale, o çocuk gibi gülmek ile mukabele ediyoruz ve tevekkül edip, işimizi Aziz-i Cebbar'a havale ediyoruz.”Bakın, “biz” diyor “buna ne ağlıyoruz, sadece gülüyoruz” diyor, “Aziz ve Cebbar olan Allah’a havale ediyoruz” diyor. Bu zulmün benzerlerini yine ahir zamanda da görüyoruz, bitmiyor yani. Hz. Adem devrinde başlamıştır diyor, kıyamete kadar devam edecektir diyor. Şükrü Kaya’yı seçtiren, Bediüzzaman’dır. Velinimetine tavır alıyor, velinimetini ezdirmeye çalışıyor. Bediüzzaman olmasa, seni oraya getirirler mi? Dindar halk seni oraya getirdi. Sen ne yapıyorsun? Nimete ihanet ediyorsun. “Şükrü Kaya’nın ne derece asılsız evhama kapılıp garaz ettiğine delil şudur ki: Benim gibi kimsesiz ve üç-dört biçare arkadaşlarımı mahkemeye vermek için, kendisi Ankara’dan yüz jandarma ve onbeş-yirmi polis ile beraber alıp, güya Isparta’daki jandarma kuvvetiyle ve bir fırka asker kafi gelmiyormuş gibi ortalığa bir dehşet vermesidir.” Sanki böyle hani terör örgütüyle müsademeye gidiyor gibi, aynısını biz ahir zamanda da gördük. “Ortalığa dehşet vermek istediler. Acaba bir tek polisin ve bir tek jandarmanın eli ile yapılacak bir vazifeyi, millete iki-üç bin lira zarar verdirip, sonra tahliye edilen bîçare masumları; Isparta'dan tâ Eskişehir'e beşyüz lira nakliyata sarfettirmek ve o bîçareleri binlerce zararlara uğratmaktan başka, hayat-ı içtimaî arasındaki mevkilerini sarsıntılara düçar etmek gibi mühim hâdiseleri icad etmekle, ne derece Dâhiliye Vekaleti'nin tedvirine ve asayişi temine ve bu bîçare milletin istirahatla çalışmalarına zarar verdiğini gösteriyor” diyor. O zaman da kök söktürüyorlarmış. Bunlar ibretle izlenmesi gereken olaylar.
“Allah’ın selamı, selamlar ve hürmetlerimi arz ederim Sayın Hocam” diyor. “Teksas’tan yazıyorum.” MaşaAllah. Amerika’da şimdi orada nasıl, Amerika’da durum, gündüz mü oluyor?
DİLEM HANIM: Akşamüstü. Akşama giriyor, akşamüstü.
ADNAN OKTAR: Saat kaç şu an?
DİLEM HANIM: Şu an burada 04:40, bakayım ben Hocam orada saatin kaç olduğuna, inşaAllah. Hocam 20:40’mış şu an orada.
ADNAN OKTAR: “Canım Hocam, maşaAllah talebelerinizin ilimlerini aktarmak için karşımıza getiriyorsunuz. Canım Hocam ben de bir gün ilmimi aktarmak için karşınıza gelsem. Ama diyor “bende ilim az” diyor. “Ama karşınızda olmaya güzel yüzünüzü gözünüzü görmeye değer” diyor.
Cihangir Çetinkaya; “Saygıdeğer Hocam, ben bir Alevi olarak, Alevilik hakkında hiçbir bilgim yok. Ama sizin fikirleriniz ve de bayanlara verdiğiniz değeri gördükçe, talebeniz olmak istedim. Bunun bir sebebi ise, yobazlığa karşı olmam, diyor. Her zaman yobazlık bana itici gelmiştir” diyor. “İç güzellik çok önemlidir” diyor. “Hocam biz bayanlara yaptığınız iltifatlar“ bir bayan kardeşimiz “kendimize duyduğumuz güveni artırıyor, gönüllerimizi sevgiyle coşturuyor” diyor. “Hayır okuduk öğretmen de olduk inşaAllah, ama kadın olamadık” diyor. “Hakikaten buyurduğunuz gibi kendimizi buçuk görmeye gayret edip, eşlerimiz talep etmese bile, din budur deyip arkalarından yürümeye azmettik” diyor. “Ama canım Hocam, Allah böyle istiyor zannettik” diyor. Olur mu öyle şey? Arkasından yürüdüğün adam, belki cehenneme gidecek. Belki sen cennetin en adil derecesine gideceksin. Kim oluyor da sen arkasından gideceksin. Buçuk, belki o buçuk değil, 0,0001’lik bir adam, sen yüzde yüzlük bir insansın, değil mi? Üstünlük takvayladır. Cinsiyete göre tavır olur mu? Cinsiyet farlılığına göre olur mu? İşte bu kemik kafalara, bu eşek kafalara doğruları böyle öğretiyoruz, öğretmeye de devam edeceğiz, inşaAllah. Kardeşlerimiz de, o belalardan kurtulduklarını yazıyorlar.
“Allah sizlerden razı olsun, sayenizde Müslüman oldum” diyor, Onur Özbek, “Sizinle nasıl iletişime geçebilirim, sizin için ne yapabilirim Hocam” diyor. Dua et. MaşaAllah, Allah mübarek etsin. Allah hidayet versin, maşaAllah.
Allah Allah bu saatte, Azerbaycan ayakta, bu nedir böyle maşaAllah. Kardeşim artık ezana az kalmış, haydi bakalım, bitirelim, inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Canlılar Dünyası
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...