BERİL HANIM: Adnan Oktar ile sohbetler programımıza hoş geldiniz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: İçişleri Bakanımız İdris Naim Şahin Beyefendi, helal olsun. Helal olsun. Helal süt emmiş. Bak, dedim ki İçişleri Bakanımıza: “istirham ediyorum, rica ederim şu teşhisi bir koyalım. Şu PKK hareketinin komünist hareket olduğuna dair teşhisi bir yerli yerince söyleyelim” dedim. Önce dedi ki: “bunlar dinsiz, Allah’sızlar. Allah’a inananlarla inanmayanların mücadelesi var”. Doğru, güzel. Ama dedim ki bak “komünist sözünü de ayrıca ifade etmek çok önemli”. Yedi ceddine rahmet olsun. Helal olsun İçişleri Bakanımıza. Yalnız İçişleri Bakanımıza komünistler çok baskı yapacaktır. Komünist sempatizanları çok baskı yapacaklardır. Çünkü bak hastalığı teşhis ediyor. Onun için bütün anti-komünist olan yazarların, hem hükümetin bu yönünü ama illa mecbur değil yani, ama bu yönünü desteklemesi gerekiyor. Ve özellikle diğer Vakit Gazetesi olsun, Anadolu’da Akit olsun yahut Zaman olsun, başka şey olsun, İdris Naim Şahin Beyefendiye bu konuda tam destek sağlamaları lazım. Çünkü bakın bu komünistler belli ki üstüne gidecekler. Çünkü “komünist” lafını söylemesi, teşhisi koyması, resmi teşhis bu, devletin resmi teşhisi olmuş oluyor. İçişleri Bakanının ağzıyla “komünistlerle Allah’a inananların bir mücadelesi var” denmiş oluyor. Bu çok önemlidir. Bu hayati bir teşhis. Bu resmi teşhistir. Bizim beklediğimiz buydu. Ama bak, şimdi yıldırmak için hem cahil cühela, hem olayın fevkaladeliğini kavrayamayan bazı kişiler, hem entel dantel takımı, var gücüyle, yaranmak amacıyla da İçişleri Bakanının üstüne giderler. Gideceklerdir. Var gücümüzle İçişleri Bakanını destekleyelim. Ki eli güçlü olsun, rahatça konuşabilsin, rahatça ifade edebilsin. Yani seyretmek olmaz. Çünkü onun elinin güçlü olması için bilim adamlarının, üniversite profesörlerinin mesela, sağcı, mukaddesatçı olan veya solcu olup da anti-komünist olan profesörlerin, doçentlerin, yazarların var gücüyle İçişleri Bakanını bu konuda desteklemeleri gerekiyor. Yani helal olsun bak, daha yeni söyledim. Hemen arkasından bunu söyledi. Çok güzel. Önce, bak ona bile hayret ettik, dedi ki: “Allah’a inananlarla inanmayanların mücadelesi var”. Helal olsun. Allah razı olsun. “Bu teşhisi koyalım” dedik. İçişleri Bakanımız bunu söyledi. Ama şimdi bak, muhalefetin şeklini şemailine bak.
İçişleri Bakanımız doğru yolda. Bizim ısrarla üstünde durduğumuz, söylenmesini söylediğimiz sözü söyledi. O görevini yerine getirdi. Şimdi bundan sonra elinin güçlü olması için müthiş bir destek gerekir. Biz geceli gündüzlü anti-komünist yayın yapacağız. İçişleri Bakanımızı da defalarca tebrik ediyorum. Yedi ceddine rahmet olsun. Helal olsun. Koç yiğitmiş, helal olsun. Şimdi ne diyor arkadaşım? Bak “gomonistmiş”, evet. Hani ben “komonist” diyorum ya. Başbuğ Alparslan Türkeş’e de öyle derlerdi. “Gomonist” diyor, derlerdi böyle. Gıcık olurlardı. Helal olsun rahmetli şehidimize. Çok güzel diyor “gomonist” diye. Bak, aynı benim kullandığım üslubu güya protesto ediyorlar, “gomonistmiş” diye. Evet, komonist. Komonist çeteleri ilimle, bilimle, akılla durduracağız. Ve anti-komünist mücadele en önemli konudur. “Dernekler kapanalı bilmem ne kadar yıl oldu” diyor. Kapanması konu mu? Bir dernek kapanır, bin tane dernek açılır, sorun mu? Komünist tehlike kıyamete kadar var. Ve Mehdiyet’ten sonra, Hz. İsa Mesih (as)’ın vefatından sonra zaten komünistler hakim olacak dünyaya. Komünist hakimiyeti. Demek ki çok önemli bir ideoloji, şeytani bir ideoloji, tehlikeli bir ideolojidir. Bak, kıyamet komünistlerin üzerine kopacak. Yani dünya komünizmini kuracaklar ve komünizmin üstüne kopacak kıyamet. Çok hayati bir şeydir bu. Deccalin dinidir komünizm.
Sayın İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, helal olsun, çok güzel ifade etmiş. Fakat müthiş bir destek gerekir. Çok üstüne giderler. Akademisyenlerin, yazarların var gücüyle Sayın İçişleri Bakanını ve hükümetin bu politikasını desteklemeleri gerekir. Komünistlerle Allah’a inananların bir mücadelesi var. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti yıkmaya azmetmiş bir komünist çete. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün kurduğu bir çete. Rahmetli Atatürk ne diyor? “Beyler, şurası unutulmamalıdır ki; Türk milletinin en büyük düşmanı komünistliktir. Behemehâl” yani her durumda “her görüldüğü yerde ezilmelidir” diyor. İlimle, bilimle, akılla mutlaka yapılması gereken şey.
İdris Naim Şahin Bey’in gafçı bakan olarak anılıyormuş. “İşte Şahin’in gaflarla dolu geçmişi”. “Kürt sorunu diyorlar, sorun, sorun, nedir yani? Ben arıyorum, sorunu bulamıyorum”. Doğru söylüyor. Niye gaf yapsın? Laz sorunu, Çerkez sorunu, Arap sorunu mu var Türkiye’de? Türkiye’de genel bir sorun var. Onu da hükümet iyileştirmeye çalışıyor. Yıllardan beri var. Zaten sorun bitmez kolay kolay. Mehdiyet devrinde bitecektir. Ekonomik sorunu olur, demokrasi sorunu olur, sanayileşme sorunu olur. Türkiye’de bir tek Kürt sorunu mu var? Türkiye sorunu var. Her yerde sorun var. Doğru söylüyor. Sorunu da hükümet elinden geldiği kadar düzeltmek için gayret ediyor. Eksiği, yanlışı olabilir, ayrı. Çok hataları da olabilir. Mesela ben hukuk konusunda hükümetin çok ağır davrandığını düşünüyorum. Daha hala hakim dokunulmazlığı olayı var mesela. Ben bu kanunda düzenlenme yapılması taraftarıyım. Çünkü hakime bir şey diyemiyorsun. İstediği gibi hareket ediyor. İstediği gibi konuşuyor. Dava açıyorsun, zaten devlete dava açılabiliyor. Kazanamıyoruz onu da. Kazanamıyoruz. O zaman çok acayip bir şey oluyor. Başbakana dava açılabiliyor. Cumhurbaşkanına bile dava açılıyor. Hakime dava açılamıyor. Bu nasıl iştir? Olur mu öyle şey? Yargıtay hakimlerinin de olması lazım. Hakimlere de dava açılabilmesi lazım inşaAllah. Bu çok önemli. Mesela hakim retlerinde de kolaylık sağlanması lazım. Hakim reddediliyor, hakim diyor ki, “tamam ben kabul ediyorum. Üst mahkemeye gönderiyorum”. Üst mahkemede “biz kabul etmiyoruz” diyor. Hakim kabul ettiğinde bitmiştir yani, bitmişsin. O şekilde bir kanun yapsınlar inşaAllah. Çünkü redde ne mahsur var? Hemen başka bir hakim devreye girsin. Demek ki var bir şey ki reddediliyor. Bir fevkaladelik var ki, değil mi? Yani makul bir gerekçe varsa tabii, makul. Keyif içinde ret olmaz tabii. Makul, mantıklı bir gerekçe varsa “aman illa tutalım” demeye gerek yok. Çünkü vakit kaybedilir. Mahkeme uzar o zaman. Uzar da uzar. Ne gerek var? Hemen değiştirilsin. “Değiştirin”, “değiştirdik işte”. Zaten konuşacak bir hali de kalmaz adamın. Değişmiş çünkü. İnşaAllah. Ama tabii haklı bir gerekçesi olursa.
Bir de Sayın İdris Naim Şahin üstünde çok baskı olan bir insan, çok zor. Gece PKK saldırı yapıyor, yataktan kalkıyor vazife başında oluyor. Bir yer bombalanıyor, yine öyle. Bu çok stresli ve çok zor bir görevdir. Buna insan zor dayanır. Bu heyecanın içerisinde şimdi onun da hata yapmasını bekliyor bir kısım gazeteciler. Ağzından çıkacak bir sözün yakalanması onlar için çok önemli. O da çok seçerek konuştuğu için bazen tam isabetli cümle kuramayabilir. İnsanlık hali. Mesela Tansu Çiller’de öyle, çok zorluyorlardı o zamanlar. Dili sürçüyordu. Yani bu olur. İnsan çok uykusuz kalırsa, zorlanırsa, yorgunsa, baskı altındaysa, sürekli üzerinde dikkat varsa tam istenilen bir tarzda akıcı bir cümle kuramayabilir. Mühim olan genel meramıdır. Neyi kastettiğini anlıyorsak, anlamışızdır, bitmiştir yani. Mesela insan boş bulunur, bir cümleyi fazladan kullanabilir, eksik kullanabilir. Bunu oturup malzeme etmeye gerek yok. Bakın Adalet Bakanı çok mükemmel bir insan. Onu da yıpratmaya çalıştılar. Adalet Bakanına tam destek. Ben İdris Naim Şahin Beyi tanımıyorum. Bilmiyorum. Fakat şimdi çok takdir ettim. O iki konuşmasından dolayı çok takdir ettim. 1-“Allah’a inananlarla, inanmayanların mücadelesi var” dedim. Çünkü ısrarla üstünde durduk. Onu söyledi maşaAllah. Bizim kanal adına da kısa bir röportaj yapmış bir arkadaşımız. Yani ben anladım demek istediğini. Demek istediğini anladım. Herkesin, vatanseverlerin, milletini, devletini sevenlerin bu konuda hayır yolunda mücadele eden herkese yardımcı olması lazım. Polisse polis, savcıysa savcı, hâkimse hâkim, bakansa bakan, hükümetse hükümet. Kimse o konuda ama. Öbür konuda muhalefet konu var, onu da öylesin, ayrı mesele. Evet, “Komünist bunlar”. Evet, doğru. Bir daha gösteriyorum. Helal olsun İçişleri Bakanına. MaşaAllah. Yedi ceddine rahmet olsun. Delikanlıymış, helal olsun.
Başbakanımız da çıktı “faşist” diyor. Şimdi faşist ayrı, komünist ayrı. Komüniste faşist denir mi? O zaman bütün sistem gitti. Ne anlatacağız? Nasıl anlatacağız? Faşizmin yapısı bambaşkadır, komünizmin yapısı bambaşka. Hareket saf komünist hareket. Komünist harekete faşist hareket derse biz nasıl eleştirelim? Anti-komünist çalışma nasıl yapılsın? Başbakanımızın o ifadeyi düzeltmesi lazım. İçişleri Bakanımızla paralel bir üslup olması lazım. Sonuna kadar yanındayız Sayın Başbakanımızın. Millet olarak yüzde 50 artık. 60 da veririz, oy. Yüzde 60’da olur. Yüzde 70 de olur. Sonuna kadar yanındayız. Fakat faşist deyince ne konuşalım biz? Nasıl anlatalım? Bu hareket faşist, başbakan “faşist” dedi. Nasıl anlatalım? Ne diyelim? Yani hareketin Marksist, Leninist olduğunu, Stalinist olduğunu nasıl anlatalım? Stalinizm’den kaynaklandığını bu terör hareketinin, nasıl anlatalım? Adamlar gece gündüz komünist propaganda yapıyor. “Arkadaş, siz komünist propaganda yapıyorsunuz, ben de size anti-faşist bir faaliyet yapacağım. Faşizm’i eleştireceğim”. Adam faşist değil ki, komünist adam. Ne dinleyecek o zaman adam? Ona nasıl tebliğ yapalım? Neyi anlatalım? Mesela düşünün, bir adam var, kapitalist. Kapitalist adama sen diyorsun ki, “arkadaş sen komünistsin”. Saf kapitalist adam. “Sen komünistsin, ben seninle komünist mücadele yapacağım”. Adam güler geçer. Değil ki, bir alakası yok. Aynı onun gibi. Bu yüzden ben Sayın Başbakanımızdan bu ifadeyi ivedi düzeltmesini istiyorum. Çünkü daha önce de bir Genelkurmay Başkanımız çıktı. Biz gece gündüz diyoruz, “Komünist harekettir” dedik, anlattık. “Faşist hareket bu” dedi. Allah Allah. Faşist hareketse tamam, o zaman karşı çalışma yapın. Anti-faşist çalışma yapın. Var mı? Yok. Faşizmi eleştirin. O yok. Hareket faşist değil ki eleştiresin. Nerde faşist hareket var? Dünyanın belli bir yerlerinde var. Neo-Naziler var. Küçük hareketlerdir faşist hareketler. Muhtemelen bir değişik taktik olarak düşündü. Fakat çok yanlış olur. Çünkü onlar hükümeti faşistlikle suçluyorlar. Başbakan da onları faşistlikle suçlayarak bir denge kurmaya çalışmış olabilir. Öyle bir şey olmaz. Onlar adı gibi emin olur. Çünkü “biz teziz. Bizim karşımıza anti-tez çıkıyor” diyorlar. Adam “faşist” de der, “kapitalist” de der ama kendinin komünist olduğunu söylüyor. Bu çok önemli. Ve komünizmin kan dökücülüğünün gerekçesini de her yerde anlatıyorlar. Yani Leninizm’in, Lenin’in direktiflerini anlatıyorlar. Eğer teşhis tam doğru konmazsa tedavi yapamayız. Şimdi kanser hastalığına grip dersek olmaz. Şimdi biz diyoruz ki “kanser”. Başbakanım da diyor ki “bu grip hastalığıdır”. Olmaz. O zaman yanlış ilaç, yanlış tedavi olur. Ve netice de alınmaz.
Var mı yeni film? Darwinizm ile ilgili, tamam izleyelim.
VTR- Darwinizm Tehlikesi Bitmiştir Diyenlere Cevap.
ADNAN OKTAR: Samet Özalp, Bediüzzaman’ın, Hz. Mehdi (a.s) konusundaki görüşlerini önemli görmemen Samet, yakışık almamış. Sen oturmuşsun bak, hiç alakasız konunun üstünde duruyorsun. Asıl çözümün üstünde durman lazım. Bak, çözüme önem vermiyorsunuz. Başka konuya önem veriyorsunuz. Başka konuda teşhiste hatanız yok. Ama Hz. Mehdi (as) konusuna yanaşmıyorsunuz. Bu doğru değil. Bu samimiyetsizlik olur. Hz. Mehdi (as)’ı Bediüzzaman açık açık söylemiş. “1980’de gelecek” diyor, ”İstanbul’da gelecek” diyor. Nasıl anlamazsın? Ve o yüzden bir bereketsizlik ve bir güçsüzlük, bir zayıflık hissediliyor ve görülüyor. Yani Nur talebelerinin bir kısmı tabii samimi, çok candanlar. Ama epey bir bölümü de çok pasif, güçsüz ve atıl durumdalar. Çok sesleri çıkmıyor, etkileri olmuyor. Yani birçok yerde de kale dahi alınmıyorlar. Bu Bediüzzaman’a uymamalarından kaynaklanıyor. Bediüzzaman’ı kendi kafalarınca güya kale almıyorlar. Bediüzzaman’ı değiştiriyorlar, başka bir şekle sokuyorlar. Bu olmaz. Mesela bak Bediüzzaman’ın filmini hazırlamışlar, karton film gibi. Güzel, çok çok faydalı. Ama Bediüzzaman’ın amacı ne? Onu niye anlatmıyorsunuz? Bediüzzaman diyor ki; “ben Hz. Mehdi (as)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim”. Filmde görüyor muyuz biz bunu? Görmüyoruz. Hz. Mehdi (as)’ın çıkacağı tarihten bahsediyor; “şu tarihte çıkacak, şurada çıkacak, alametleri şu” diyor. Bundan bahsediliyor mu? Bahsedilmiyor. Fatih Sultan Mehmet’ten bahseder gibi, “bir kahramandı, geldi geçti”, “tarihte böyle vakalarda oldu”, “bir efsanedir, unutulmuş geçmiştir”, “İskilipli Atıf Hoca vardı, o da gitti. Allah rahmet eylesin. Bediüzzaman vardı o da vefat etti gitti. Geçmişin insanları. Artık modern çağa girdik, internet çağındayız, haydi bakalım” mantığındalar. Böyle olmaz. 1960’lar daha dün gibi, 60’lar.Yani devam ediyor, talebeleri yaşıyor daha. Talebeleri yaşıyor. Yani Bediüzzaman’ı tarih haline getirmenin bir âlemi yok ki. Bediüzzaman yaşayan bir sistemdir. Bediüzzaman’ın ifadelerini hiçbir şekilde dile getirmeyip, sadece işine gelen yerleri alırsan bu olmaz. Bu çok acayip olur. Bediüzzaman’ın bak talebeleri canlılar, yaşıyorlar, hayattalar. Seyyid Salih ağabeylerimizi dinleyelim bakın. Onun anlattıklarından hiç bu filmde var mı? Bir görelim.
VTR-Çantacı Necmi Ağabey: “Hz. İsa (a.s) Gelecek.
ADNAN OKTAR: Yobaz takımı şimdi çantacı Necmi Ağabey’i de hedef haline getirmişler. “Sen nasıl Adnan Hocamız’ı desteklersin?” gibisinden. İt kopuk takımı, bu deccal ordusu bu tertemiz insana, ona karşı da kendilerince bir çirkeflik savaşına girmişler. O onun makamını daha da yüceltir. Daha da güzel hale getirir. Daha hoş hale getirir. Ama filmde mesela çantacı Necmi Ağabey’in anlattığı konulardan bahsedilsin. Seyyid Salih Özcan Hocamız’ın, Sungur Ağabey. Mesela Sungur Ağabey de “yetmiş yıl var” diyor. Hiç o filmde bu anlatılıyor mu? Tabii, olmaz. O zaman garip bir şey olur o. Roman tarzında bir konu değil ki. Bu hayata işlemiş bir konu. Hayatın içinden bir konu ve yaşanan bir konu. Şimdi Bediüzzaman’ın daha önce de filmini hazırladılar. Orada da yine bu konuları işlemediler. Şimdi burada da öyle. Çoluk çocuk gidiyorlar, çantalarla hanımlar oturuyorlar. Gerçek Müslümanları, samimi Müslümanları tenzih ederim de. Kuruyemiş falan yiyerek “vay vay be neler oluyormuş tarihte”. Sanki Battal Gazi filmi seyrediyorlar böyle. Bediüzzaman’ın fikirleri nedir? İttihad-ı İslam’dır. İttihad-ı İslam. Mehdiyet’tir, Hz. İsa (as)’ın gelişidir. Hz. İsa Mesih (as)’ın gelişini işlesenize filmde. Hz. Mehdi (as)’ı anlatsanıza. İttihad-ı İslam anlatsanıza. Asıl hayati olan konu budur. Roman tarzında “gelmiş geçmiş, artık unutalım” gibisinden bir mantık gelişmiş oluyor. Olmaz öyle. “Vay vay, ne çileler çekmiş. Hapse de atmışlar, vah vah vah” tarzında. Bediüzzaman “vah vah” istemiyor ki. Bediüzzaman fikirlerinin, inancının, Kuran’dan anladığının, hadisten anladığının uygulanmasını istiyor. “Vah vah”a ihtiyacı yok Bediüzzaman’ın, inşaAllah. Şimdi Seyit Salih Özcan Ağabey’imizin anlatımlarını da bir alın. Seyit Salih Özcan Ağabeyimizin, Sungur Ağabeyimizin anlatımlarını asıl film haline getirsinler. Bu filmde Bediüzzaman’ın asıl ana fikrini işlesinler. Romanı bırakacaklar. “Şöyle hapis yattı, şöyle acılar çekti. Vah vah. Ne kadar mutlu bak; biz şu an Allah’a şükür bak ne hapse giriyoruz, ne polis takibi var. Ne günlermiş o günler. Ne çileli günlermiş. Geldi geçti, vay mübarek”. Bediüzzaman bunun peşinde değil. Kendine bir kahramanlık payesi de vermiyor. Yani bir film kahramanı olmak niyetinde de değil. Onun istediği İttihad-ı İslam’ın anlatılması, Mehdiyet’e talebe olunması, Hz. İsa Mesih (as)’a talebe olunması İslam’ın dünyaya hakimiyeti için gayret edilmesi. Filmde bu konular işlenmedikten o filmi başarılı olarak değerlendirmemiz mümkün olmaz inşaAllah. Evet, şimdi Seyit Salih Özcan Ağabeyimizi ve diğer ağabeylerden biraz dinleyelim. Bir bakın, o filmde var mı böyle ifadeler.
VTR-Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Talebeleri.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi film hazırlayan arkadaşlar, Bediüzzaman’ın talebeleri yaşıyor. bir kopukluk yok. Anlatımları da ortada. Kuran’ın gerçekleri ortada. Hadisin gerçekleri ortada. Hazırlanan filmlerde bu mantığın işlenmesi gerekir. Böyle Seyit Battal Gazi destanı tarzında “geçmişte, tarihte olmuştur, artık biz yeni bir çağa girdik” mantığı olmaz.
Damla Hocam buyurun, ilminizden istifade edelim.
DAMLA HANIM: Hocam estağfirullah. Hocam bugün DNA üzerindeki bir fosfatla ilgili bilgi aktarmak istiyorum, inşaAllah. Fosfatlar DNA üzerindeki nükleotit bazları bir arada tutarlar. Çünkü DNA sarmalı ancak su içeren bir bölümde işlev yapabilir, yani bunun dışında su olmayan bir yerde işlev yapamaz. Çünkü bu sırada su, fosfatla şeker arasındaki bağları parçalar. Bu bakımdan DNA üzerindeki fosfat gruplarının eksi yüklü olması çok önemlidir, yani bu hem avantaj hem de bir gerekliliktir bu şekilde olması. Bu eksi yük sayesinde, DNA bulunduğu sulu ortamda çalışmasına devam edebilir, hiçbir aksaklık olmadan ve parçalanmadan. Bu parçalanma ihtimalini de ortadan kaldırıyor, eksi yük gerekiyor. Fosfattan başka hangi bileşik, işte kimyasal bağları bir arada tutup, hem de eksi yüklü bulunur dersek, bunlar hakkında çeşitli araştırmalar var, işte çeşitli ihtimaller de var, ancak bunların hiç biri genetik bilgiyi fosfat gibi bir araya getirip gerçekleştiremiyor, yani DNA’daki fosfat bu açıdan çok önemli. Mesela salisilik asit ve arsenik esterler var ve bunlar suda hemen parçalanıyorlar yada mesela sitrik asit var, bu da suda bir süre sonra parçalanıyor ama molekülün geometrisini hiçbir şekilde sağlayacak güce sahip değil, suda parçalandığı için bunlar ama fosfat suda parçalanmıyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın, Allah’ın ince hesabını görüyor musun, ince planını görüyor musun? Allah’ın plana ihtiyacı yok, fakat muhteşem bir denge meydana gelmiş.
DAMLA HANIM: Hocam, bu DNA’daki fosfatın bu kendine has özellikleri olmasaydı DNA sarmalı olmayacaktı ve canlılık olmayacaktı bu sebeple. Hatta Hocam, ünlü bir kimya profesörü var Frank Hanry Westheimer diye, şöyle bir ifadesi var, izninizle onu okumak istiyorum, şöyle diyor: “Tüm bu koşullar ancak fosforik asit ile karşılanabilir ve görünürde başka bir alternatifte yoktur” diyor kendisi. Bu, Allah’ın rahmeti olarak bize, DNA’nın parçalanmaması, fosforun etkilenmemesi de Allah’ın bir rahmeti, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hayret, maşaAllah. Atomlar akıllı, moleküller akıllı, yani muhteşem bir yapı meydana getirmiş Allah. Örümceğe bakıyoruz akıllı, karıncaya bakıyoruz akıllı, kuşlar akıllı, maşaAllah.
Aylin Hocam buyurun.
AYLİN HANIM: Estağfirullah Hocam. Hocam, ben de DNA’daki başka bir mucizeden bahsetmek istiyorum, inşaAllah. DNA’nın, protein sentezinin yapılması sırasında DNA açılacağı zaman, RNA polimeraz enzimi geliyor. Bu çok akıllı bir enzim Hocam, daha önce sizde çok üzerinde durmuştunuz. DNA’yı iki sarmalından açıyor ve şifresini çıkartıyor proteinin. Bunu yapabilmek için DNA’nın üzerinde özel belirlenmiş şifre dizilimleri var, bu dizilimler RNA polimeraza yol gösteriyorlar. Mesela bir tanesi DNA’nın yani protein şifresinin başladığı yerden 35 baz önce başlıyor. 35 baz önce RNA polimeraz burayı görüyor, bununla uyumlu bir sistemi var, buraya yaklaşıyor ve proteinin şifresini buradan alması gerektiğini biliyor; yola çıkıyor, sonra yine protein şifresinin 10 baz öncesinden ayrı bir şifre dizilimi var, oraya geldiğinde de proteinin şifresini alacağı yere geldiğini, ulaştığını anlıyor. Bu şey gibi; mesela bir uçak hava limanına inerken belli işaretler vardır, piste yaklaştığına dair, uçak onu bilir ve yaklaştığı yerden de piste iniş yapar. Bunun gibi yani, o 10 bazlık yeri gördüğü anda, protein şifresini alacağı yeri biliyor ve oraya RNA polimeraz yola çıkmaya başlıyor, şifreyi başlatıyor o andan itibaren.
ADNAN OKTAR: Yani nefes kesecek detaylar bunlar, maşaAllah.
AYLİN HANIM: Normalde ikisi de atomlardan oluşuyor, böyle bir şuura sahip olmaları zahiren imkansız gibi, fakat DNA akıllı, enzimler akıllı, oradaki dizilimler akıllı. Hepsi ne yapacağını çok iyi biliyor. RNA polimeraz o dizilimi gördüğü anda kopyalamaya başlıyor, şifreyi almaya başlıyor, sonra ayrı bir dizilim grubu da onu durdurması gerektiğini biliyor ve durması için emir veriyor ve onu orada durduruyor, şifreyi orada almış oluyor RNA, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.İrfan Sancaklı. İrfan, Kuran’ı oku, Kuran’dan ayetle konuş. Hep hurafeden yanasınız. Öyle olmaz. Kuran’dan niye bahsetmek istemiyorsunuz? Niye Kuran’dan bu kadar uzaksınız? Düşünmüyor musun “burada fevkaladelik var” diye? “Ben niye Kuran’ı okumuyorum, niye Kuran’la konuşmuyorum, niye Kuran’dan delil vermiyorum da hurafeden delil veriyorum” diye düşünmüyor musun? Yani Kuran niye yeterli olmuyor? Bir düşün. Allah diyor ki “Ben sizi sadece Kuran’dan sorgulayacağım ahirette. Kuran’dan sorulacaksınız” diyor. Başka bir şey demiyor Allah. Ve Allah “Kuran’ı bölük bölük ettiler parça parça ettiler” diyor. Peygamberimiz (sav) de ahirette Cenab-ı Allah’a tek şikayeti var; “benim ümmettim bu Kuran’ı terk edilmiş bıraktılar” diyor. Bu şikâyetin anlamı nedir?Demek ki bunu yapanlar var. Yani Kuran’ı terk edilmiş bırakanlar var. Sen de Kuran’ı terk edilmiş bırakanlardan oluyorsun ve Allah’a seni şikayet ediyor Peygamber (s.a.v.), “Kuran’ı terk edilmiş bıraktılar” diye.Anlamı ne biliyor musun bunun? Karşılığı cehennemdir bunun.Aklını başına al.
Mehmet Emin Kenan. Hoppala. Mehmet Emin, sen bizim kitapları bir oku. Hiçbir şey okumadan geliyorsunuz keratalar. Ondan sonra ben seninle konuşacağım, ama hiç okumadan gelirsen, ne konuşayım?
“Kulun konuşmasında inşaAllah demesi imanın mükemmelliğindendir.” Taberani’deki hadis.
Muhlis kardeşimiz; “Hocam, inşaAllah siz ve etrafınızdaki arkadaşlarınızın imanı mükemmelliktedir ki, inşaAllah kelimesini sürekli dile getiriyorsunuz” diyor, inşaAllah.
“Merhaba Adnan Bey” diyor, “şaka şaka Hocam” diyor, maşaAllah. “Esselamu Aleykum canım Seyyid Ahmet Muhammed Mustafa Adnan Hocam” diyor, New Jersey’den yazıyormuş Mustafa kardeşimiz. “Hocam, İttihad-ı İslam’ın olması için dua ve gayret ediyorum” diyor, maşaAllah.
Yusuf Guran; “Yollarına baka baka mest olduk, adın geldi sen gelmedin ya Mehdi, kilitlendi gözlerimiz zamana, ince ince ateş düştü bu cana, gün saymaya yürek nasıl dayana, adın geldi sen gelmedin ya Mehdi” diyor. Niye, Allah sevinçle yüreğimize güç verir, bekleriz, inşaAllah. Kardeşimiz bayağı coşkulu, maşaAllah.
Bir hanım kardeşimiz yazmış Azerbaycan’dan. “Canımın içi, güzel ruhlu, nur yüzlü aslan Muhammed Adnan Hocam. Hocam, gün geçtikçe gençleşiyorsunuz, ne mübarek adamsınız” diyor.
“Sevgili Hocam, A9 Tv’yi çok beğeniyorum, belgeselleri harika. Umarım kanalın çizgisi değişmez, inanılmaz aydınlatıcı bir içeriği var. Dün yine mesajımda evrim teorisi kitabınızı istemiştim, lütfen gönderin” diyor. Tamam, Ali’ye bir kitap gönderin.
MaşaAllah, Hollanda’dan, Danimarka’dan, her yerden, kardeşlerimiz yazmışlar.
Şimdi yine bizim süper zekadan bir şeyler dinleyelim, sonra devam ederiz, inşaAllah.
VTR- Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Zuhurunun ve İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetinin Çok Yaklaştığını Söylüyor.
ADNAN OKTAR: Gülşah Hocam buyurun, sizi dinliyoruz.
GÜLŞAH HANIM: Hocam, bugün pankreasla ilgili bilgiler vermek istiyorum. Pankreas; vücudumuzdaki bütün şeker moleküllerini sayabilme yeteneğine sahip; Allah’ın verdiği ilhamla. Aynı dünyadaki bütün evlere giden, şeker miktarını sayan büyük bir fabrika gibi düşünebiliriz bunu. Yüz trilyon hücrede ne kadar şeker varsa, ne kadar şeker gitmesi gerekiyorsa, ne kadar depolanması gerekiyorsa, bunu biliyor sayıyor ve ona göre depolanması gereken miktarı, hücrelere insülin hormonunu göndererek ayarlıyor. Çok önemli bir özellik bu.
ADNAN OKTAR: Bütün vücudun her yerinin şeker problemlerini organize ediyor.
GÜLŞAH HANIM: Evet Hocam. Bununla ilgili insülin hormonunu salgılatıyor. İnsülin hormonu, Allah’ın pankreası ilk yarattığı günden bu yana, pankreasın DNA’sında mevcut, inşaAllah. Şöyle oluyor; insülin hormonunu salgılattıktan sonra insülin hormonu hücre zarına geliyor, hücre zarındaki algılayıcılar insülin hormonuyla birlikte birleşiyorlar ve şeker moleküllerini taşıyacak olan, hücre zarından içeriye çekecek olan şeker taşıyıcıları, hücre zarına yapışıyor. Bununla ilgili bir filmimiz de var. Ve şeker moleküllerini oradan içeriye alıyorlar. Şimdi insülin hormonu geliyor, hücre zarına yaklaşıyor, oradaki algılayıcılara kenetleniyor. Algılayıcılar onu tanıyorlar. Şeker taşıyıcıları bundan sonra uyarılıyor ve hücre zarına yaklaşıyorlar, şeker molekülleri de geliyor ve şeker moleküllerinin hücrenin içine geçmesini sağlıyor.
ADNAN OKTAR: Ama bu çok büyük mucize. Yani nereden biliyorsun onun geldiğini, nereden biliyorsun öbürlerinin oraya gitmesi gerektiğini, nereden biliyorsun kapının açılması gerektiğini. Yani bunların bir tanesi bile normal akılda bir insanın Allah’a inanması için, kat kat yeterlidir, bir tanesi bile, maşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: Evet elhamdülillah, maşaAllah. Eğer vücudumuzda böyle bir sistem olmasaydı, kandaki şeker miktarı artacaktı, yani depolanamayacaktı ve ölümle sonuçlanacaktı ama Allah çok mükemmel bir düzende yaratmış, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Damla Hocam buyurun.
DAMLA HANIM: Hocam, bir ayet okuyayım ben inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Ey iman edenler, Allah’tan nasıl korkup sakınmak gerekiyorsa öylece korkup sakının. Ve siz ancak Müslüman olmaktan başka din ve tutum üzerinde ölmeyin.”
ADNAN OKTAR: “Allah katında din; İslam” işte bakın çok net, inşaAllah.
Şimdi biraz Bediüzzaman’dan bahsedeceğiz ama önce biraz iman hakikati dinleyelim, sonra devam edeceğiz, inşaAllah.
VTR-Atomun Olağanüstü Özellikleri.
ADNAN OKTAR: Evet Ebru Hocam, buyurun.
EBRU HANIM: Daha önce timsahlardan bahsetmiştik, timsahların sırt bölümündeki dokunun özel olarak Allah’ın çok güçlü yarattığını, kolajen liflerinin kullanıldığını ve günümüzde fiberoptik, fiber teknolojisine benzeyen, yani kompozit madde yapımındaki güçlendirici özelliğinin timsahlarda, milyonlarca yıl önce Allah tarafından yaratıldığından bahsetmiştik. Ben biraz daha timsahlarla ilgili detay vermek istiyorum, çünkü çok değişik canlılar.
ADNAN OKTAR: Ben hem timsahın fosilini göstereyim. Ya Allah bismillah.
EBRU HANIM: Hocam, bu gösterdiğiniz fosil 65 milyon yıllık Kretese dönemine ait Çin’den Guandom bölgesinden çıkartılmış bir fosil. 65 milyon yıldır en ufak bir değişikliğe uğramamış. Bütün detaylarıyla, dişleriyle, çene yapısıyla maşaAllah. Bilinen en eski timsah fosili; 240 milyon yıllık. 240 milyon yıl önce de timsahlar aynı bu şekildeydi, 65 milyon yıl önce de, günümüzdeki timsahlar da aynı. Allah’ın ilk yarattığı günden itibaren en ufak bir değişikliğe uğramamışlar. Evrim olmadığının kanıtı, inşaAllah. Canlı resmini gösterebiliriz; günümüzdeki timsahlarla tamamen aynı, aynı çene yapısına sahip maşaAllah, en ufak bir değişikliğe uğramamış.Çok ilginç özellikleri var, onlardan biraz bahsedeyim. Öncelikle, iki türlü av stratejisi kullanıyor; hem avına saldırıyor aktif bir yöntem kullanıyor, hem de avını bekleyip, iyice kendine yaklaşana kadar bekleyip, o şekilde saldırdığı oluyor pasif bir yöntemle. Çenesinde çok güçlü sensörler var, avını bu şekilde hissediyor. Suyun altına çok uzun bir süre dalabiliyor, 4 saatle 6 saat arasında nefesini tutabiliyor suyun altında, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, deniz altı mı bu mübarek, insan 3 dakika bile nefesini zor tutar değil mi? 3 dakika bile çok zor yani.
EBRU HANIM: MaşaAllah. Yakın zamanda Avustralya Queensland’da, 3 saat 10 dakika nefesini tuttuğunu gözlemlemişler, maşaAllah. Bunun dışında, daldığında, ona kolaylık olması için, gözlerine Allah özel şeffaf ikinci bir gözkapağı yaratmış, onunla çok net olarak görebiliyor suyun altında. Vücut ısılarını kendileri ayarlıyorlar, 30 ile 33 derece arasında olması gerekiyor. İstediği zaman sıcak yerlere gidip güneşlenip, vücut ısısını artırıyor, istediğinde soğutacak şekilde serin yerlere gidiyor. Çok vahşi bir canlı olarak görünmesine rağmen, yavrularına çok şefkatli. Yumurtadan çıktıktan sonra yavrular, onları bulundukları yerden kazıp dışarı çıkartıyor, ağzında taşıyıp suya kadar götürüyor ve uzun süre onlara bakıyor ve koruyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu hali çok ilginç hakikaten. Ufaklıklar da sanki diskoya gidiyor gibi annesinin ağzında dalıyorlar böyle, keyifleri acayip yerinde.
EBRU HANIM: Birde tuz oranını ayarlayacak bir sistemleri var. Çok tuzlu denizlerde yaşadıklarında, dillerinin arka kısmındaki bir salgıdan fazla tuzu dışarı atan bir sistemleri var, böylece hiçbir zarar görmüyor canlı. Bütün bu güzel detaylarla, Allah onları ilk yarattığı andan itibaren çok mükemmel şekilde var etmiş, maşaAllah. Evrimin olmadığının en açık delillerinden biri.
ADNAN OKTAR: Herif duruyor işte bak, olduğu gibi aynısı, hiçbir değişiklik yok, maşaAllah. Ama böyle orijinal fosiller olması çok müthiş bir şey. Yani biz fotoğrafla falan değil, doğrudan orijinal fosiller gösteriyoruz. Hiçbir evrimcinin orijinal fosil gösterdiğini gördünüz mü? Yok. Hep çizim, hep çizim.
EBRU HANIM: Hocam, ben Habertürk’ten hatırlıyorum; bir fotokopide hayali bir çizim vardı, onu kameraya gösteremediler bir türlü, sadece sürekli kağıdı çeviriyorlar, hiçbir şey gözükmedi.
ADNAN OKTAR: Evet, ben de gördüm. Yani sürekli gösteriyor geri çekiyor, gösteriyor geri çekiyor. Ne çekiniyorsun?
DİLEM HANIM: Hocam, 10 trilyon teklif ettiniz, senelerdir daha kimse gelmedi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani, yani yapacakları bir şey yok. Tek yapacakları şey, teslim olmak.
“Selamun Aleykum canım Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Konu siz olunca ne yoruluyorum Hocam, ne bıkıyorum” diyor, maşaAllah “aksine coşuyorum, dinçleşiyorum, seviniyorum canım Hocam” diyor, “hatta gençleşiyorum” diyor, maşaAllah.
“Sabah namazına kadar iki saat uyudum” diyor, “o uykuyla duruyorum” diyor. Hayır hayır hastalanırsınız, öyle olmaz. Olur mu? Sabah programımız oluyor, aynısı yayınlanıyor. Mutlaka uyuyun.
Azer Aliyev; “Yazdıklarınızın, konuştuklarınızın anlattıklarınızın hepsi güzel” diyor. Tamam, o zaman mesele yok zaten, maşaAllah.
“Sayın Hocam, Risale-i Nur Külliyatı’nda özellikle Sikke-i Tasdik-i Gaybi ve Şualar kitabını okuyan herkes,Hz. Mehdi (a.s)’ı pekala anlayabilir, tanıyabilir. Şu an hayat süreci işliyor Risale-i Nur’un” diyor kardeşimiz. Siz de hayatı yaşıyoruz diyorsunuz; vay uyanık vay. Bediüzzaman diyor ya; “Şeriat, hayat, iman hakikatleri.” En mühim mesele, iman meselesidir, ben onu, yani “Bediüzzaman yaptı” diyor. “Biz de artık onu filmlerden seyrediyoruz” diyor, Battal Gazi filmi seyreder gibi. “Şimdi hayat süreci başladı” diyor, ondan sonra, okuluna gitsin, evlensin, yesin-içsin, işine gücüne baksın, entel-dantel falan, ticaret yapsın, dünyayı gezsin, hayat ne güzel. Yani ahirette bakalım nasıl açıklayacaksınız.
Ömer Lütfü kardeş. İzmir’den yazıyorsun. İyi güzel de, İttihad-ı İslam’dan bahsetmen lazım bir. İttihad-ı İslam’dan istediğini söylemen lazım. Hz. Mehdi (a.s)’ı, Bediüzzaman çok kapsamlı anlatıyor, ama sen anlamazdan geliyorsun. Bak nasıl anlamazdan geliyorsun, sana biraz Risale-i Nur’dan anlatayım. Bir kere anlatan adamlar dikkat edersen, Risale-i Nur’dan okumuyorlar, kendi kafalarından atıyorlar. Ben kitaptan okuyarak anlatıyorum. Sana şimdi Mektubat’tan okuyorum. 422. Sayfa.
“Suâl: ÂhirzamandaHazreti Mehdi geleceğine ve fesada girmiş âlemi ıslah edeceğine dâir müteaddid rivayatı sahîha var” sahih hadis var. “Halbuki şu zaman” yani kendi zamanı için diyor. “cemâat zamanıdır; şahıs zamanı değil! Şahıs ne kadar dâhî ve hatta yüz dâhî derecesinde olsa, bir cemâatın mümessili olmazsa” yani bir cemaati temsil etmezse. Mutlaka bir cemaati olması lazım diyor şahsın, “yüz dâhî derecesinde olsa, bir cemâatın mümessili olmazsa, bir cemâatin şahsı ma’nevîsini temsil etmezse” yani o cemaati temsil eden bir kişi olmazsa, “muhalif bir cemâatın şahsı ma’nevîsine karşı mağlubdur.” Tek başına yapamaz diyor. Hz. Mehdi (a.s)’da tek başına ortaya çıkmıyor zaten. Talebeleriyle çıkıyor. Peygamberimiz (s.a.v.), çok kapsamlı talebelerini anlatmış, Bediüzzaman da talebelerine anlatmış. “Her ne kadar az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar’’ diyor, “bu zamanda” şu zamanda diyor, kendi zamanında, “kuvveti velayeti ne kadar yüksek olursa olsun böyle bir cemâatı beşeriyenin ifsâdâtı azîmesi içinde nasıl ıslah eder?” yani nasıl bu mümkün olur diyor. Bu kadar insanlık bozulmuşken. “Eğer Mehdi’nin bütün işleri hârika olsa, şu dünyadaki hikmeti İlâhîyyeye” Allah’ın hikmetine, “ve kavânini âdetullaha muhalif düşer” Allah’ın adetullahına muhalif düşer, uygun düşmez. “Bu Mehdi mes’elesinin sırrını anlamak istiyoruz? Elcevab: Cenâbı Hak kemâli rahmetinden, şerîatı İslâmiyenin ebediyetine bir eseri himayet olarak” yani şerîatı İslâmiyenin ta kıyamete kadar devam etmesine, “bir eseri himayet olarak” yani bir himaye edici eser olarak, “herbir fesâdı ümmet zamanında” ümmetin bozulduğu bir zamanda, “bir muslih” ıslah edici, “veya bir müceddid” techid eden, yenileyen, “veya bir halifei zîşan” bir Müslümanların lideri, “veya bir kutbu a’zam” o devrin kutbu olan, mübarek bir şahıs. “veya bir mürşidi ekmel” mübarek bir mürşit, büyük bir mürşit. “veyahud bir nevi Mehdi hükmünde mübârek zâtları göndermiş; fesâdı izâle edip” bakın fesadı yok etmiş, “milleti ıslah etmiş” netice almışlar. “Dini Ahmedîyi (a.s.m.) muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor, âhirzamanın en büyük fesâdı zamanında; elbette en büyük bir müçtehid”, müçtehid ne demek? Müçtehid ne demek? İçtihadı yapan kişi. Ne demek? Bütün mezhep imamlarından daha büyük bir kişi. Yani bütün mezheplerin üstünde bir İmam-ı Hanbel, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi, İmam-ı Hanifi hepsinden daha üstün bir kişi. Ne olmuş oluyor? Bütün mezheplerin üstünde oluyor. Mezhebe tabi değil. Mezhep üstü bir insan. Bediüzzaman neydi? Şafii mezhebindendi. Namazlarını Şafii’ye göre kılıyordu. Abdestini Şafii’ye göre alıyordu. Tam anlamıyla Şafii fıkhına göre hareket etti. Hiçbir zaman Şafii fıkhından ayrılmadı. “en büyük bir müçtehid olmuş olsa” Bediüzzaman kendi mezhebi ile amel etmesi, kendi talebelerinin mezhebine uyması, mezhep derken, mezhebi kaldırmış oluyor zaten Hz. Mehdi (a.s), Peygamber Efendimiz (s.a.v.) devrindeki gibi oluyor. Aynı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanında nasılsa, aynı şekilde oluyor. Dolayısıyla mezhep kalkmış oluyor. En büyük müçtehitten gaye nedir? Bütün mezhepleri kaldıran anlamındadır. Bediüzzaman bütün mezhepleri kaldırdı mı? Kaldırmadı. Talebeleri Hanefi olan, Hanefi fıkhına göre namazını kıldı. Şafii’ye göre kılmadılar. Bediüzzaman’ın Hanefi talebeleri vardı. Bediüzzaman gibi mi kıldılar? Şu an Nur talebelerinden, mesela ben de Nur talebesiyim, ben Hanefi’yim. Hanefi mezhebine göre hareket ediyorum. Bediüzzaman’ın Şafi olan talebeleri, Şafi mezhebine göre hareket ettiler. Dolayısıyla en büyük bir müçtehit olmadığını görmüş oluyoruz Bediüzzaman’ın. Bu delille sabit mi? Sabit. “hem en büyük bir müceddid” din yenileyicisi. Yani müçtehit, müceddid yakın aynı anlamda ikisi de. “hem hâkim” adalet dağıtan. Bediüzzaman’ın adalet dağıtan, hakimlik yaptığı çalışması oldu mu dünya çapında? Yok. “hem Mehdi” Doğru, Bediüzzaman bir Mehdi’dir. “hem mürşid” evet bir nevi mürşittir, Bediüzzaman da müşittir. “hem kutbu a’zam olarak” evet o devrin kutbudur. Bu doğru. “bir zâtı nurânîyi gönderecek” Şimdi gönderecek ayrı, gönderdi ayrı. “Gönderecek” diyor. “Daha göndermedi” diyor. O zaman yalan mı söylüyor? “Gönderecek” diyor. Gelse geldi der. Ben mesela geldi diyorum. Bediüzzaman ne diyor? Gelmedi diyor. “Gönderecek.” “bir zâtı nurânîyi gönderecek” bakın; bir zâtı nurânî. Kaç tane? Bir. İki değil, üç değil. Kaç tane zâtı nurânîyi gönderiyormuş? Bir tane. “bir zâtı nurânîyi gönderecek, o zât da” şahs-ı manevi değil, “o zât da Ehli Beyti Nebevîden olacaktır.” Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslinden olacaktır. “Cenâbı Hak bir dakika zarfında” bakın bir dakika zarfında. “beynes sema velarz âlemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi”, mesela bir dakikada bakıyorsun, gökyüzü simsiyah bulutlarla kaplanıyor. Çok görmüşsünüzdür yağmur öncesinde değil mi. Açıkken kapanıyor. Bir dakikada. “bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder”, mesela çok şiddetli fırtına varken denizde, birden duruyor deniz. Fırtına sakinleşiyor. “ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin nümûnesini meydana getirir” diyor. Mesela bahar, serin hava, birden çok sıcak hava oluyor. Yaz geldi diyorlar. Gazetelerde falan yazıyor. “yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadîri Zülcelâl”, mesela yazın neredeyse kar yağacak gibi oluyor, acayip soğuk oluyor. Bütün millet paltoyla gezecek hale geliyorlar. “Kadîri Zülcelâl; Mehdi ile de âlemi İslâmın zulümatını dağıtabilir.” Narcılar ne diyor? ‘Nasıl yapsın, yapamaz’ diyorlar. Bak “Mehdi’yle yapar” diyor. “Mehdi ile de âlemi İslâmın zulümatını dağıtabilir. Ve va’detmiştir, va’dini elbette yapacaktır.” Yaptı demiyor, yapacaktır. Olsa yaptı der, bitti der. Yapacaktır. “Kudreti İlâhîye noktasında bakılsa, gâyet kolaydır” diyor. Allah’ın kudreti noktasından bakılırsa, gayet kolay, makul diyor. “Eğer dâirei esbâb” yani sebebe dayanma. “ve hikmeti Rabbânîye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua lâyıktır.” Yani son derece makul diyor. Hani diyorlar ya, ‘Adetullaha muhalif’ birçok yobaz takımı, narcı yobaz ‘olmaz) diyor. Bediüzzaman;“olur” diyor. “Süratle, kısa sürede olur” diyor, “lâyıktır ki; eğer Muhbiri Sâdık’tan rivayet olmazsa dahi” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den rivayet olmazsa dahi, mütevatir Buhari, Müslim, Tirmizi, Sünen-i İbni Mace Süneni Nesih, hepsinde var, “olmazsa dahi, herhalde” yani her durumda. “öyle olmak lâzım gelir ve olacaktır” diyor Bediüzzaman. Bakın “herhalde öyle olmak lâzım gelir”, ne olursa olsun, hadis olsa da olmasa da mutlaka Hz. Mehdi (a.s) çıkar diyor. “öyle olmak lâzım gelir ve olacaktır” diyor. Şimdi delil; bir. Bunu biz ne filmlerde görüyoruz, Bediüzzaman’ın bu açıklamalarını, ne arkadaşlarının hazırladığı romanlarda görüyoruz bir kısım kardeşlerimizin, ne de narcı kardeşlerimizin izahlarında görüyoruz. Çünkü işlerine gelmez. Anlamakta istemezler. Şimdi o yazan Nurcu kardeşimiz, ben nurcu olarak kabul ediyorum, narcı kabul etmiyorum, çünkü samimi o kardeşimiz. Ben onları ayırt ediyorum.
Bediüzzaman diyor ki, 334. Sayfada: “İşte bu hakikatı bilmeyen insafsız insanlar derler ki: "Âhiretin tafsilatını (izahını, açıklamasını) ders alan müteyakkız (basiretli) kalbli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri, niçin 1000 sene hakikattan uzak olarak fikirleri düşmüş gibi, istikbal-i dünyeviyede’’ bakın narcılar iyi dikkat etsinler, “istikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişlerdir.’’ 1980 tarihli-Hicri 1400. “1400 sene sonra” diyor. Çok net. Bin dört yüz. Net tarih vermiş. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış tarihi; 1980. “1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişlerdir.’’ Kim böyle düşünmüş? Sahabeler. Sahabeler nasıl zannetmişler? Bakın sahabe Peygamberimiz (s.a.v.)’in yüzünü görmüş, konuşmuş, yanında yaşamış insanlar,Hz. Mehdi (a.s)’ı beklemişler, saflarının arasında Hz. Mehdi (a.s)’ı aramışlar. Sahabeler de hemen Peygamberimiz (s.a.v.)’den sonra, günde beş vakit namazlarında Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyorlar namazdan sonra sohbetlerinde. Ve saflarda Hz. Mehdi (a.s)’ı arıyorlar. Bakın aradaki farka bakın. Çünkü onlar sahabe, yüksek ahlaka sahip. “Meselâ: Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Mehdiye (Hz. Mehdi (a.s)’ın vuku bulmasını) veya Süfyaniyeyi Hz. (Mehdi (a.s.) ve Süfyan hadiselerini) merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler” diyor. Neredeymiş Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış yeri? İslam aleminin merkezi neresi? İstanbul. Alimler diyor; “Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde” sürekliİslam aleminin merkezi orada kalacak zannetmişler diyor. O yüzden Hz. Mehdi (a.s), bazı rivayetlerde Basra’da, bazıları Kufe’de, bazıları Şam’da demişlerdir. Halbuki “Hz. Mehdi (a.s), İstanbul’da çıkacak” diyor. Seyyid Salih Özcan Ağabeyimiz ne diyor? ‘Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğiz. İstanbul’da göreceğiz’ diyor. ‘Onlar tefsir etmiyorlar’ diyor, ‘tevil ediyorlar’ diyor. Bediüzzaman Risele-i Nur’dan sürekli bahsediyor onlara Seyyid Salih Özcan Ağabey’den. Şimdi yerini söylemiş mi? “Merkez-i saltanatta çıkacak” diyor “Hz. Mehdi (a.s).” Çok net. Aksi varsa bana yazsın, söylesinler. Tarihini vermiş mi? “1400 sene sonra.” O da doğru, tamam. Şimdi bütün detaylarıyla göreceğiz.
EBRU HANIM: Hocam çok haklısınız. Çok net Seyyid Salih Özcan Hocamız’ın söyledikleri de, İstanbul’dan çıkacağı da Hz. Mehdi (a.s)’ın, tevil edilebilecek hiçbir noktası yok.
ADNAN OKTAR: Ne güzel söylüyor Seyyid Salih Özcan Ağabeyimiz.
Şimdi kısa bir ara verelim.
VTR-Cübbeli, Müceddidlik İçin, Yüzyılın Başında İlan Gerektiğini İddia Ediyor.
ADNAN OKTAR: Ömer Lütfü, şimdi bak Allah’tan kork, samimi olarak, Risale-i Nur’u bir okuyalım. Şimdi sen hurafecilerin üslubunu bırak, dürüstçe asıl kaynaktan, Risale-i Nur’dan esas alalım. Bana put isimler sayma, put şahıslar sayma, eğer Nur talebesiysen Risale-i Nur kaynaktır. Tamam hadisi kabul etmiyor olabilirsin, yani “açıklanması gerekiyor” diyorsundur. Tamam.Bediüzzaman’ın açıklamasını esas alıyorsundur, kabul. Ama şimdi Risale-i Nur’u esas alıyorsan, dürüst davranacaksın. Risale-i Nur’a, bana put isimler sayarsan bu olmaz. Bediüzzaman diyor; “benle görüşmek isteyen, Risale-i Nur’u okusun” diyor. “Yediden yetmişe herkes anlar” diyor, “yedi yaşındaki çocukta anlar, yetmiş yaşındaki kişi de anlar” diyor, “en alimi, en feylesofu da anlar” diyor. “Yedi yaşındaki çocuğunda kavrayacağı gibidir” diyor. Şimdi dürüstçe davran, samimi davran, anlamazdan gelme. Çünkü bak Hz. Mehdi (a.s), işine gelmez senin, Hz. Mehdi (a.s)’ı bilmek, işine gelmez, o yüzden dürüst davranacaksın. Bak Bediüzzaman diyor ki; “Çok defa mektuplarda işaret ettiğim gibi” 246. Sayfa, 27. Mektup; kaç defa? “Çok defa” diyor “mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi âli Resul’ün temsil ettiği kutsi cemaatinin şahs-ı manevisinin üç vazifesi var.”Mehdi âli Resul, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan olan Hz. Mehdi (a.s) bir cemaati temsilen başlarında, bir de cemaati var. Yanlışsa söyle. “Şahs-ı manevisinin”, şimdi Hz. Mehdi (a.s) var cemaati var, şimdi Hz. Mehdi (a.s) ve cemaati hareket halinde, faaliyet halinde olunca ne olur? Şahs-ı manevisi olur. Yani fikirleri olur. Kaç tane vazifesi varmış? Üç tane. Şimdi dürüst davranacaksınız. Üç vazifesi.Sen diyorsun ki; ‘hayat safhasındayız’, nereden atladın sen hayat safhasına birdenbire? Seni kim getirdi hayat safhasına? Bediüzzaman;“üç vazifeyi yapacak” diyor. Sen nereden atladın hayata? Niye hayat senin için ilginç oldu? Niye işine geldi hayat? “Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa”, yani iyice sapıtmazsa insanlar “o vazifeleri onun cemiyeti” yani Hz. Mehdi (a.s)’ın cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını”yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan gelen seyyidler cemaatinin de katılımıyla yapacağını “Rahmet-i İlahi’den bekliyoruz. Ve Onun üç büyük vazifesi olacak. Kimin? Onun. Onun ne demektir? Şahıs. Kaç tane vazifesi olacakmış? Üç tane vazifesi olacak. Ama şimdi bak anlamazdan geliyor olabilirsin, yine de biz sana anlayacağın gibi anlatacağız. Risale-i Nur’dan okuyorum bak; “birincisi” diyor; “Fen ve felsefenin tasallutuyla”, ne demek fen? Biyoloji, antropoloji, paleontoloji, kimya hepsi fen. Felsefe ne? Marksist, Leninist, Darwinist, materyalist felsefe.“tasallutuyla” musallatolmasıyla.”Kime? Müslümanlara, imana, Kuran’a ve maddiyyun ve tabbiyyun taunu.” Maddiyyun nedir? Materyalizm. Marksist, Leninist felsefe, materyalizm. Ve tabbiyyun. Tabbiyyun nedir? Darwinizm, Darwinist felsefe; her şey tesadüfen oluyor diyen felsefe, Darwinist felsefe.“Tabbiyyun taunu” vebası. Bak, Darwinizmi ve materyalizmi vebaya benzetiyor Bediüzzaman. Veba, veba hastalığı. “Beşer içinde intişar etmesiyle, insanlık içinde intişar edip gelişmesiyle”, münteşirolmasıyla, intişar etmesi, gelişmesiyle. “Her şeyden evvel”, başka faaliyetler değil bak, her şeyden evvel, diğer konuların hepsinden evvel“felsefeyi”, Hz. Mehdi (a.s)’ın hedefi neymiş? Felsefe, Darwinist, materyalist felsefe. Felsefeyi ve maddiyun fikrini”, materyalizm fikrini bak fikrini, “tam susturacak tarzda”bak yarım değil, ortalı değil, “tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek. Ehl-i imanı da” Darwinizme kaymaktan muhafaza etmek, materyalizme kaymaktan muhafaza etmek “ve bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla”,bak hem dünyayı bırakması gerekiyor, o zaman ne yapar? Evlenmeyecek, işe gitmiyor, ne yapıyor? Dünya’yı bırakmış, bütün vaktini dikkatini bu vazifeye ayırıyor, Mehdilik vazifesine,“bu vazife hem Dünya, hem her şeyi bırakmakla çok zaman”, yani zamanını o kadar alıyor ki ta gece yarılarına kadar, sabahlara kadar belki, çok zaman tetkikat” araştırma ve meşguliyet, tebliğ, konuşmalar, araştırmalar, her türlü faaliyetler, “meşguliyeti iktiza ettirdiğinden” gerektirdiğinden. Şimdi Ömer Lütfü Su İzmir’den kardeşim, canım kardeşim, senin samimiyetine inanıyorum, Narcılara cevap vermen için sana bilgi veriyorum.Bak,“meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hazreti Mehdi’nin” şahs-ı manevi demiyor bak “Hazreti Mehdi’nin”. “Hz. Mehdi’nin o vazifesini, bizzat kendisi görmeye vakit”, vakit o kadar dolu ki vakti, dolu sabah akşam vakti dolu, “vakit ve hal” birde hal var üstünde, Mehdilik halleri var, “Mehdilik hallerine on dakika dayanamaz.” Çok ağır bir olay, on dakika dayanamaz, özel bak hal. Bak “ne vakit, ne hal” diyor “hal”. Tevrat’ta da geçer; Mehdi’de özel bir hal vardır. Cenab-ı Allah diyor ki Allah O’na Hz. Mehdi (a.s)’a; Kral Mesih’i, Mehdi’ye ‘seni dünyaya göndereceğim ama çok sıkıntılı ve çile çekeceksin kabul ediyor musun?’ diyor, ‘seni dünya hakimi yapacağım’ diyor Allah ‘ama çok çile çekeceksin ve çok sıkıntı çekeceksin, kabul ediyor musun?’ diyor, ‘kabul ettim Ya Rabbi iftiharla’ diyor. ‘Kabul edecek misin’ diyor? ‘Kabul ettim Ya Rabbi iftiharla’ diyor. Tevrat’ta geçiyor, üç bin yıllık metinde geçiyor. “Vakit ve hal müsaade edemez. Çünkü Hilafet-i Muhammediye (a.s.m) cihetindeki saltanatı”, yaşantısı“onun ile iştigale vakit bırakmıyor.” Yani o kadar yoğun araştırma yapmaya vakit bırakmıyor diyor. Çünkü Darwinizm,Materyalizmi araştırmak çok muazzam laboratuvar şartları gerektiren, seyahat gerektiren, paleontoloji, dağlar, kazacaksın, eşeceksin vakti olmaz diyor,“herhalde”diyor, Bediüzzaman’ın üslubudur, “herhalde” “çünkü” diyor -“kardeş, gözümle görmediğimi yazmadım” diyor. Yani gözümle görmediğimi, kulağımla duymadığımı yazmadım diyor.-“Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife”, Müslümanlar değil bir taife. Gayrimüslim âlimler, paleontologlar, arkeologlar, biokimyacılar, genetikçiler, “herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecekler.” Araştırmalar yapacaklar, çok fazla delil oluşturacaklar.“O zat” bak şimdi şahs-ı manevi değil, “o zat” Mehdi, “o zat” diyor bakın burada da ilave yapmıyorum. Sahtekâr put adamlara uyma, yobazlara uymayacaksın, Bediüzzaman düşmanlarına.“o zat o taifenin uzun tetkikatı” yıllarca, yirmi sene, otuz sene, kırk sene“uzun tetkikat”araştırma tetkik ediyor, “ile yazdıkları eseri” yani her türlü bilgiyi ve dokumanı kendisine hazır bir program yapacak.” Hazır bilgi. Onları alacak, kitaplaştıracak eser adı verecek, ya videoya da anlatacak yahut televizyona, radyoya anlatacak. Hazır bir program yapacak veprogramlarında anlatacak, kitaplarında anlatacak sürekli bir kaynak. Yani öyle mükemmel bir çalışma yapıyor ki, bütün bu kaynaklardan toplanarak, Darwinizmi ve materyalizmi tam yıkacak bir seviyeye ulaşıyor. “Onun ile o birinci vazifeyi” yani Darwinizmi, materyalizmi yıkma vazifesini “tam yapmış olacak”, yarım demiyor bak, tam yapmış olacak. Ben yaptım demiyor Bediüzzaman, Darwinizmi hiç ellememiştir Bediüzzaman, tamamını Hz. Mehdi (a.s)’ı bırakmıştır. Darwinizm den tek kelime dahi bahsetmemiştir. Darwinizmden tek kelime dahi bahsetmemiştir, tamamen Hz. Mehdi (a.s)’a bırakmıştır. Biliyor onun hakkından geleceğini. Bak “o birinci vazifeyi tam yapmış olacak.” Yapıldı demiyor bak, “yapmış olacak.” Daha yapacakdiyor, ilerde yapmış olacak,“bu vazifenin istinat ettiği kuvvet” yani dayandığı kuvvet. Bu vazifeyi yaparken bir ekibe, bir çalışma, arkadaş grubuna ihtiyacı var diyor. Bak “bu vazifenin istinat ettiği kuvvet ve manevi ordusu” silahlı ordu değil, manevi ordu. Silah yok Hz. Mehdi (a.s)’ın cemaatinde, fikir var, maneviyat var. “Manevi ordusu yalnız” bak sadece “yalnız ihlas”, samimiyet yani ihlas samimiyet “ve sadakat.” Hocalarına, Hz. Mehdi (a.s)’a müthiş bir sadakatle bağlılar, sadakat ve tesanüt. Böyle kahpe münafıklar gibi kaçıp üçkağıtçılık yapıp, entellik, dantellik yapan kahpelerden olmayacaklarmış demek ki. Böyle Hz. Mehdi (a.s)’ın yanından kaçıp, sahtekarca yalan beyanlar verip, kendini beğendirmeye çalışıp, ona buna ite kopuğa, sapıklara, yalakalık yapan sahtekarlardan oluşmayacakmış. Nasıl olacaklarmış? Bak “sadakat ve tesanüt.” Hem sadıklar, hem tesanüt, istinat halindeler, birbirlerine bağlılar, “tesanüt sıfatlarına” ne kadar sahipmiş? “Tam sahip” diyor bak “tam sahip.” O bir kısım kahpe münafıklar gibi değil “tam sahip olan, bir kısım şakirtlerdir.” Şakirtlerin tamamı mı talebeleri? Yok, bir kısım talebelerini bu kitap çalışmalarında kendine yardımcı ediyor Hz. Mehdi (a.s). O büyük faaliyette, zaten talebe topluluğu küçük ama onların içinde küçük bir topluluğu kitap çalışmasında kendine destekçi olarak alıyor. “Tam sahip olan bir kısım şakirtlerdir. Ne kadar az da olsalar” diyor. Çok az sayıları diyor, belki yirmi, belki otuz kişi. “Manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” Ama manevi ordu, silah ordusu değil, bıçak ordusu, tank, top ordusu değil, ilim ordusu. Bak “manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” Hem kuvvetliler, müthiş bir güce sahipler, manevi güce sahipler ve çok kıymetliler. Çünkü Resulullah övmüş, diyor ki; “Sizden elli kişinin aldığı sevabı, bir kişi alacak onlardan” diyor. “Gündüz arslan, gece abiddirler” diyor. “Hep Allah’ı anarlar” diyor. Bak Bediüzzaman ne diyor; Mehdi’nin ikinci vazifesi hilafeti Muhammediye”, İslam liderliği (s.a.v.) “unvanı ile” bir kere unvan alacak, unvan alıyor, Müslümanların lideri oluyor, unvan var. Bediüzzaman da unvan var mıydı? Yoktu. Müslümanların lideri unvanını aldı mı Bediüzzaman.
KONUKLAR:Almadı.
ADNAN OKTAR: “Unvan alacak” diyor. Kime inanalım? Bediüzzaman adına yalan söyleyen put şahıslara, üç kağıtçı yobazlara mı inanalım? Bediüzzaman’a mı inanalım? Biz Bediüzzaman’a inanıyoruz. Bak “hilafet-i Muhammediye unvanı ile”, unvanı alıyor, Müslümanların lideri unvanını alıyor,“ile şair-i İslamiyeyi ihya etmektedir.” İslam’ın Bütün şiarını ihya etmek, dünya çapında. “Alem İslam’ının vahdetini” bütün alem İslam-İslam alemi vahdet birlik oluyor, onu nokta-i istinat ediyor, ona dayandırıyor. Bediüzzaman’a bütün İslam alimleri vahdedip birleşti mi? Olmadı. Bak “nokta-i istinat edip”, nokta demek;dar bir daire içinde söylenir, “nokta-i istinat edip, beşeriyeti” bütün dünyayı “beşeriyeti, maddi ve manevi tehlikelerden” terör, anarşi, hastalıklar, beladan, “manevi tehlikelerden ve gazab-ı ilahiden” yani kıyametten kurtarmaktır. Hz. Mehdi (a.s)’ın vasıflarından birisi nedir? Kıyametin ertelenmesine vesile olması demektir. Evet, hadislerde açık açık söylüyor; ‘kıyamete bir gün bile kalsa Allah o günü durduracak evlatlarımdan Muhammed Mehdi’yi gönderecek’ diyor. bakın,“gazab-ı ilahiden” yani kıyametten kurtarmaktır. “Bu vazifenin nokta-i istinadı” yani dayandırdığı “hadimleri”, hademelik eden, hizmetçilik eden, yardımcı olan “milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır.” Bediüzzaman zamanında var mıydı bu? Şuan var. “Üçüncü vazifesi inkilabat-ı zamaniye ile zamanın inkilâplarıyla”, değişimleriyle “ve çok ahkam-ı Kuran’iyenin zedelenmesiyle” Kuran’ın birçok hükmünün zedelenmesi bak yok olmuyor, zedeleniyor “ve şeriat-ı Muhammediye’nin (a.s.m.) kanunların bir derece ta’tile uğramasıyla”, Kuran Ahlakının bir derece ortadan kalkmasıyla,“O zat”, şahs-ı manevi değil bak “o zat.” Allah’tan korkmayan yobazlara inanmasın, Bediüzaman adına yalan söyleyen put sahtekarlara inanmayacak. “O zat bütün ehl-i imanın,” bütün ehl-i imanın hepsinin “manevi yardımlarıyla”, Bediüzzaman zamanında oldu mu böyle bir şey? Şu an olacak, “ve İttihad-ı İslam’ın muavenetiyle”, İttihad-ı İslam Bediüzzaman zamanında oldu mu? İttihad-ı İslam’ı teşvik etti ama İttihad-ı İslam olmadı. Ne zaman oluyor?Hz. Mehdi (a.s) zamanında oluyor. Nur talebeleri ne diyorlar? 'İttihad-ı İslam’ın tam zamanı şu an’ diyorlar.Daha önce niye demiyordunuz? Çünkü zamanı şu an. Bak “İttihad-ı İslam’ın muavenetiyle” yardımlaşmasıyla demek ki, Hz. Mehdi (a.s) zamanında İttihad-ı İslam oluşuyor. Hz. Mehdi (a.s), İttihad-ı İslam’ı savunuyor, Bediüzzaman gibi ama oluşması ne zaman?Hz. Mehdi (a.s) zamanında. Bediüzzaman zamanında, İttihad-ı İslam olmadı.“ve bütün ulema” bilinen bütün ulemalar, İskender Paşa Cemaati, Mahmud Hoca Cemaati, Menzil Cemaati, Afrika’daki cemaatler, topluluklar, şeyhler, hocalar alimler dernekler, “bütün ulema” ne kadar alim varsa,“ve evliyanın” tarikat şeyleri hepsi “ve bilhassa” tarikatlar kalmıştır zaten, Hz. Mehdi (a.s)’a bağlanmıştır, tarikat kalmadı, “ve bilhassa A’li Beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan” çok sayıda bulunan, kuvvetli yani her yere hakim bulunan siyasi güçleri yüksek olan,“bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla” katılımıyla. Bediüzzaman’a o zamanlar milyonlarca seyyid katıldı mı? Katılmadı. Nereye katılıyorlar?Hz. Mehdi (a.s)’a katılıyorlar. “iltihaklarıyla o vazifeyi uzmayı” o büyük vazifeyi,o Mehdilik vazifesini “yapmaya çalışır.” Kardeşim, yani Allah’tan korkun, nasıl göz göre göre yalan söylüyorsunuz? Ben bu yobaz takımının deliliğine hayret ediyorum, cesaretlerine. Biz Risale-i Nurdan kaynak veriyoruz, o puttan kaynak veriyor. Biz Kuran’dan kaynak veriyoruz, o puttan kaynak veriyor. Bırakın putu. Ömer lütfü kardeş, bu sözüm sana değil, sen oradan anla, sen alacağını al. Evet şimdilik bu kadar yeterli. Anlamadıysan, artık ben sana ne diyeyim Ömer Kardeş. Ama anladıysan, anladım Hocam, Allah razı olsun demen lazım, inşaAllah.
VTR-Cübbeli’nin, Kendi Taraftarlarına İzlemelerini Tavsiye Ettiği Televizyon; Flash Tv.
ADNAN OKTAR: Türkiye’nin yüzde yetmiş, sekseninde hanımlar açıktır. Yani hanımları böyle dışlayan bir politika çok ayıp, çok çirkin. Nur gibi bizim kardeşlerimiz, elinden yüzünden nur akıyor, hepsi yüzde yüz Müslüman’dır. Çok ayıp bu. Yani benim üstüme bu kadar dikkat çekip de, kendilerinin bunu alenen yapıyor olması, arkasında da oturup bana böyle nasihat etmeye kalkmalarına, ben şaşırıyorum. Başörtülülerde bizim canımız kardeşlerimizdir, çarşaflılarda canımız kardeşimizdir, başı açık olan kardeşlerimizde canımız kardeşimizdir, nur gibi tertemiz yüzde yüz Müslüman’dır hepsi. Gösterbakayımo videoyu.
VTR-
ADNAN OKTAR: Burada oluyorda, bunlar oluyorsa, bizim bütün vatandaşlarımızın Türkiye’nin yüzde yetmişi, sekseni, hepsinin başı açık, çarşıda, pazarda bütün kardeşlerimin başı açık. Yani biz konuşmayacakmıyız? Onlara dini İslam’ı anlatamayacak mıyız? Sohbet edemeyecek miyiz? Onları görünce kaçacak mıyız saklanacak mıyız? Ne yapacağız? Bu ne biçim kafadır böyle? Yani inanılır gibi değil, çok şaşırtıcı. “Niyekarşında başı açık hanımlar var?” diyor veyahut “dekolte hanımlar var?” diyor. Hayır kendiside dekolte giyiniyor. Önce kendi programını bir eleştirmesi lazım. Ben oturup mayolu kadında çıkartmıyorum buraya değil mi? Normal hanım yani genç kız,dekolte de giyebilir, başı açık da gelebilir, çarşaflada gelebilir, yani hepsine saygımız sevgimiz vardır, hepsi benim için muhterem, mübarek müberra insanlardır. Ama yani eleştiri konusu olacak bir konu değil. Çünkü eleştiri olması için, o kanalın onu yapmaması gerekiyor, inşaAllah. Hayır yapmasada, yine eleştirecek bir konu değil ama kendisi yapıp da, böyle eleştirmek biraz acayip garayipden, inşaAllah o.
DAMLA HANIM: Hocam sizi örnek almaları gerekiyor, kadına saygı ve sevgi nasıl gösterilir onu gösteriyorsunuz, anlatıyorsunuz. İmanlarına yönelik gayret ediyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Hayır ben bikini mayolu bir hanımla da konuşurum, tanga mayolu hanımla da konuşurum, sohbet ederim, Kuran’ı anlatırım, ben onları yine yüzde yüz Müslüman olarak görürüm, ayrı mesele.
Mustafa Akyol diyor ki; “Lise son sınıfta tanıştım bu grupla. Sosyal çevremizde din denilince akla onlar gelirdi” diyor. Doğru. Çünkü bizden başka o devirde dini anlatan yoktu. Gençlerin içerisinde, sosyete içerisinde, diskolarda, her yerde dini anlatan bizdik. Halen de öyleyiz maşaAllah. “Dindar bir aileden gelen biri olarak ilgimi çekti”. Ama babası da ne diyor? “Cinlerle ilgili bir kitap okudum, oradan uyandım” diyor. Cinler bilmem ne. “Baktım hem dindar insan, hem modern, hem de eğitimli”. Doğru. “Katılmaya başladım toplantılarına”. Doğru. “Ve bu gruba o anlamda dahil oldum”. Doğru. “Birkaç yıl sonra ben üniversitedeyken, bir araştırma grubu kurduklarını, bu araştırma grubunda din, bilim konularında çalışmalar yapılacağını, katılmamın iyi olacağını söylediler. O dönemde bu konularda araştırmalar yaptım”. Doğru. “Amerika’ya ilk gidişim 1998 yılıydı”. Doğru. “Uluslararası yaratılış konferansı vardı”. Doğru. “Biz de bu konuları öğrenelim diye, üç dört kişi gitmiştik”. Hepsi doğru. “Masrafları karşıladığını iddia ediyordu” diyor. Doğru. Müslüman Müslüman’a yardım eder, kardeşine yardım eder. Bu aşağılayıcı, küçük düşürücü bir şey değil ki. Müslümanlar kardeştir, tabii ki de yardımcı olacağız, yani yardım ederiz. Özellikle Allah yolunda yardım edenlere, Kuran’da ayet var, tabii ki destek olacağız. Bu küfür mantığında küçük düşürücüdür. Müslümanlık mantığında ibadettir, gayet güzeldir. Müslümanın birbirini koruyup kollamasının ibadet olduğu Kuran’da çok fazla yerde geçer. “Kendi biletimi alıp gittim oraya”. Tamam, kendi biletiyle alıp gidecek. Neyle gidecek? Kendi biletiyle gidecek tabii. “Kendi biletimi aldım gittim” diyor. Doğru, kendi biletinle aldın gittin doğru. Bu doğru. “Bu vesileyle Amerika’daki bu yaratılışçı çevreleri tanıdım. O dönemlerde Adnan Hoca grubu şimdikilerden daha muhafazakar bir gruptu. Çoklukla Risale-i Nur okunurdu.” Halen de öyle. “Sanki Nur hareketinin daha modern versiyonu gibi duruyordu”. Doğru. “O grup değişti. Daha sonra ben de bir noktadan sonra o değişimi yanlış bulduğum için, o gruptan ayrıldım.” Değişen bir şey yok. Başında da modern görüşü savunuyorduk, sonunda da modern görüşü savunuyoruz. Ben, çizgisinden tek sapmayan kişi benim. Yani 1979’dan itibaren her yerde, herkeste dikkat ederseniz fikrinden, çizgisinden sapma oldu. Benim fikrimde, çizgimde gittikçe güçlenme ve tırmanış oldu. Daha mükemmelleşme oldu. “Adnan Oktar’ın iddia ettiği gibi yakın mıydınız? Adnan Hoca’ya çok yakın insan olmadım.” Talebem yani, on beş yıllık talebem. Herkes tanır onu. Hepimiz tanıyoruz. Hemen hemen her gün bizdeydi. Yani en fazla birkaç gün görüşmediği oluyordu. Onun dışında sürekli bizdeydi. “Kırk yılda bir görüştüğümüz insandı”. Yakışmamış Mustafa, etme. Bunu Nur talebeleri de bilir, Fethullah Hoca’nın talebeleri de biliyor, Vakit gazetesi cemaati de bilir, Zaman. Herkes bilir, bütün muhafazakar çevre bilir senin bizle iç içe olduğunu. Bu ne? Oturup entel dantel takımına hesap mı veriyorsun? Dürüst çocuktur normalde, dürüsttür. Ama gereksiz buradaki bu üslubu. Ne alaka? Mert, delikanlı çocuksun. “Evet görüştüm” dersin. Ne çekiniyorsun? Hayır, bilmeyen yok bunu kardeşim. Fethullah Hoca cemaatine de geçti. O cemaatte herkes bilir bunu. Bilmeyen yoktu ki. Binlerce kişi şahittir. Bu onun tedirgin olacağı bir şey değil ki. “Oranın daha ayrı bir sosyal yüzü var. Oraya çok dahil olmadım, o yüzünü bilmiyorum”. Mustafa, kerata sen, ne gerek? “Evet” dersin, “Müslümanım elhamdülillah. Tabii ki Müslümanlar kardeştir. Ama sonra kafama esti, ben başka yerde daha faydalı olacağımı düşündüm. Ayrı daha faydalı olacağımı düşündüm”. Gayet normal. Ne gerek var bu laflara yani? Hayır, yüzlerce, binlerce insan biliyor. Ne alakası var? “Onlar 99’da gündeme geldi. büyük bir operasyon oldu. Operasyon olduğunda böyle şeyler mi varmış diye şaşırdım.” Mustafa. Hayır, sanki “böyle şeyler mi varmış”. Sen de dürüst insansın, mert delikanlısın. Biz de dürüst, mert delikanlı adamız. Ve hepsi iftira, hepsi bir oyun. Sen de biliyorsun, biz de biliyoruz. Ne demek kerata? Gece gündüz arkadaşlarınla aynı evde kalıyordun, kerata. Nasıl bilmezsin? Yemen, içmen falan hepsiyle herkes ilgilenirdi. Hayır, bu normal bir şey ben seni küçük düşürmek için söylemiyorum ki bunu. Her şeyiyle biz ilgileniyorduk. Ve iftihar ederiz bununla. Müslümana yardımcı olmak, ihtiyacı olan bir insana yardımcı olmak, onun da bu ihtiyacı, bu yardımı kabul etmesi aşağılayıcı bir şey mi? İbadet mi? Senin yaptığın ibadet. Ne korkuyorsun? Müslümanlar kardeştir. Tabii ki ihtiyacın olduğunda… Babası beş para vermiyordu. Beş kuruş vermiyordu. Hiçbir şekilde muhatap olmuyordu, Mustafa’yla. Yani bizle görüşüyor diye zaten bayağı tavırlıydı. Bizle görüştüğü için zaten beş kuruş para vermiyordu. Hiçbir şekilde ilgilenmiyordu. Uçak parası, biletler tabii ki çok pahalı. Senin onu veremeyeceğin belli. Sen çalışmıyorsun, işin yok, gücün yok o devirde. Bir kazancın yok senin. Senin yapabileceğin bir şey değil. Hayır, niye senin vermen gerekiyor ayrıca? Sen Allah için, Allah rızası için yurt dışına gidiyorsun, tebliğ yapıyorsun. Tabii ki Müslümanlar sana yardım edecekler, ederler. Bundan tabi ne olabilir? Bütün kardeşler tanır. Hanım kardeşlerimiz de tanır seni, beyler de tanır. Herkes tanır. Tanımayan kimse yok. Hayır, sana yardım edilmiş olması niye aşağılayıcı oluyor? Bu ibadet. İftihar et. Kuran ayetleri hep yardımlaşma ile dolu değil mi? “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi birlikte mücadele edeni Allah sever” diyor Cenab-ı Allah.“Haberim yoktu” diyorsun. “Bunlar da var mıymış?” Müslüman böyle bir iftiraya zaten inanmaz. Sen de inanmadın, biz de inanmadık, hiç kimse de inanmadı. Öyle bir şey olmuş olsa zaten görürdün. Sen bizle iç içesin gece gündüz. Gece gündüz aynı evdesin. Aynı sofraya oturuyorsun, aynı yemekleri yiyorsunuz, helal olsun. Yediğin, içtiğin helal olsun. Biz sana “niye yedin?”, “niye içtin?”, “bu seni aşağılayan bir şeydir” demiyoruz ki. Sen bunu bir ibadet olarak yaptın, Allah razı olsun, helal olsun. Bizim sana yaptığımız yardım da Allah rızası içindi. Bize de helal olsun. Sen de o yardımı kabul ettiğin için sana da helal olsun. İftihar edilecek bir şeydir bu. Küçük düşürecek bir şey değil bu. Nice fakir arkadaşlarımız oluyor, biz yardım ediyoruz. Maddi destek veriyoruz, arkadaşlarımız. Tabii. Müslüman Müslümana yardımcı olur. Baban beş kuruş vermiyordu adam. Zaten dışlamıştı adam. Yani babasıyla arası açıktı bizimle görüştüğü için. Amerika’ya gidecek parayı sen nereden bulacaksın? Kıyafet, bilmem ne. Çalışmıyorsun ki zaten. Kitap okuyordun sen, araştırma yapıyordun. Ben seni teşvik ediyordum, okuyordun. Bilgini arttırıyordun. Hakikaten çok kültürlü oldu, çok bilgili oldu. Hayır, efendidir Mustafa. Halen de öyle, terbiyelidir, saygılı çocuktur. Dürüsttür. Ama ne gerek var burada entel dantel takımına hesap mı vereceksin sen? “Evet” dersin, “ben içlerindeydim, tamamı da iftira, oyun” dersin. “Şaşırdım maşırdım” demeye ne gerek var yani? Bir de dürüst insansın sen yani. Mesela Mustafa hiç yalan söylemez. Ama ne gerek var bu üsluba? Ne gerek var? Niye dürüstlüğüne leke getirtiyorsun hafiften de olsa. Genellikle doğru konuşmuş ama buralarda hafif lastikli konuşmuş. Gerek yok. Mertçe, açıkça konuş. Ne var yani? On beş yıl beraberdik. On beş. Bütün kardeşlerin dürüstlüğüne, efendiliğine şahitsin sen. İftiranın atıldığını da gördün işte, sen kendi gözünle gördün. Öyle bir şey olsa on beş yılın içinde sen görmez misin? On beş yıl, bu on beş dakika değil ki.
Mustafa’nın yapacağı, bu dürüstlüğünün devam etmesi. Vicdanlı çocuktur. Dürüstlüğüne devam edecek. “Evet” diyecek, “ben Müslümanlarla iftihar ederim”. Nur talebeleriyle de sonra tanıştı. Fethullah Hoca’nın talebeleriyle tanıştın. Ne çekiniyorsun? “Tanıştım” dersin, “onları da çok seviyorum, onlar da çok temiz”. Fethullah Hoca’ya da iftira attılar. “Çete” dediler, “CIA ajanı” dediler. Desen ki “ben neler duydum, şaşırdım” desen şimdi yakışık alır mı? Belli ki iftira. “Fethullah Hoc’aya kardinallik verildi” diyor, “papanın huzurunda.” Bütün ömrünü Allah’a adamış bir insan. Ne zoru? Kardinal olacaksa o güne kadar niye beklesin ki. Ne zoru var? Mis gibi, nur gibi İslam varken niye dinini değiştirsin? İslam dininde ne eksik de dinini değiştirsin? Laf mı şu? Yok, “CIA ajanıymış”. O kadar tehlikeyi alarak vatanına gelemiyor, vatanına. Hastalıkları, bin bir türlü hastalığı var. Zor ayakta duran bir insan. CIA’den haydi diyelim ki para aldı, mesela bir trilyon para aldı. Nerde yiyecek? Evden çıkamıyor, Allah’tan korkun. Terbiyesiz herifler. Şu vicdan mı? İnanılır gibi bir şey mi şu? Bak, diyorum, bir trilyon, on trilyon para aldığını düşünelim. Yemek yiyemiyor, şeker hastası. Et yiyemiyor. Çok dikkat ediyor. Yerinden kalkamıyor. Odadan dışarı çıkamıyor. Nerde yiyecek o parayı? Niye Allah’tan korkar bir üslubunuz yok? Yalan olduğu belli. Şimdi biz desek ki “‘vay, neler de oluyormuş?’ diye duyduk, çok şaşırdım”. Şimdi bu dürüstlüğe yakışmaz. Bu iftira. Bize atılan da iftira, Fethullah Hocamız’a atılan da iftira, Bediüzzaman’a atılan da iftiradır. Bediüzzaman’a ne diyorlardı? “Akşamları fahişe kadınlar geliyor” diyorlardı. “Kasa kasa rakı geliyor” diyorlardı “akşamları”. Yetmiş yaşında ihtiyar bir alime. Mübarek bir insana. Asrın kutbuna. Zalimler işte. “Çocukları suiistimal ediyor”, Bediüzzaman için öyle diyorlardı. Yani “onları sömürüyor. Ailelerinden koparıyor” diyorlardı. “Gençleri ailelerinden koparıyor”. Açın gazeteleri bakın, yazıyor, “ailelerinden koparıyor”. “Akıl hastası” dediler. Binbir türlü. “Devleti yıkmaya kalkıyor”, “siyasi faaliyet yapıyor çıkarı amacıyla, çıkarları var”, “örgüt kuruyor”. Her şeyi dediler. Otuz yıl da hapiste tuttular. Ne oldu? Hiç. İftira. Öyle kaldı iftira olarak. Cennetine vesile oldular, inşaAllah. Özetle Mustafa’ya yakışmaz. Mustafa bizim kardeşimiz, canımız. Ben Mustafa’ya saygı duyuyorum, değer veriyorum. Mesela bizden ayrılıp da ahlaksızlık yapanlar var. Ama Mustafa’nın öyle bir karakteri yoktur. Dürüsttür, iftira atmaz, üç kağıtçılık yapmaz. Ama ne gerek var bu üsluplara yani? Bunlara ne gerek var? İnşaAllah. Kerata, talebe adamsın, tabii ki paran olmaz. Dünyanın parası Amerika, nerden karşılayacaksın sen? Babana “Darwinizm ile ilgili konferans vermeye gidiyorum, bana para ver” desen baban seni, tövbe, neler yapar düşünemiyorum. Beş kuruş vermez, inşaAllah. Yok canım, gani gani helal olsun. Haftalık harçlık da veriyorduk, normal üstünü başını da alıyorduk. Yemesini içmesini, her şeyini karşılıyorduk. Gani gani helal olsun. Allah yolunda hizmet eden bir insan, tabii ki olacak. Bu anormal bir şey değil ki. Onur duyulacak bir şey bu.
Bak diyor ki. Böyle Nur talebesi baş tacı; “Sayın Hocam Esselamu Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Cevabınızı uyumadan izledim.” Helal olsun sana. “İlginize teşekkürler. Hz. Mehdi (a.s) konusundaki düşüncelerimi Risale-i Nur’u esas alarak, tekrar size göndereceğim, inşaAllah.” Böyle olduğunda, baş tacı olursun. Risale Nur’da çok açık, bayağı açık. “Eğer şeddeli lamlar, şeddeli mimler iki sayılsa bundan bir asır sonra küfrü yerle bir edecek olanlar Hz. Mehdi (as)’ın talebeleri” diyor. 2012 tarihi. “Bundan bir asır sonra” diyor. Net tarih vermiş. “Ben kabrimde olup seyredeceğim, o tohumlar sümbüllenecek, ben de kabrimde olacağım Hz. Mehdi (as) çıktığında” diyor. Bak “Hz. Mehdi (as) çıktığında ben kabrimde olacağım” diyor. Kardeşlerimizi aldata aldata, bir avuç sahtekar, üç beş tane bunak, hayret edecek bir şekilde efsun yaptılar, büyü yaptılar kardeşlerimize, Nur talebelerine. Beyinlerini uyuşturdular çocukların. Şevklerini kırdılar. Heyecanlarını kırdılar. Robot haline getirdiler adeta birçoğunu. Ben bu deccalin efsununu kırıyorum. Yaptığım bu. Kesinlikle okumadıkları bölümler bunlar. Acayip sahtekârlar. Narcıyla Nurcuyu ayırt etmek lazım. Nurcular çok değerli insanlardır. Narcılar deccal ordusudur. Aman ha. Diğer Nur talebesi kardeşlerini de uyandır. Herkes birbirini uyandırsın. Bu yobaz büyücülerin, bu nar büyücülerinin, bu sahtekâr büyücülerin gözünüzü efsunlamasına müsaade etmeyin. Bediüzzaman’a tam tabii olsanız Türkiye çoktan İslam aleminin lideri olmuş olacaktı, çoktan.
DAMLA HANIM: Hocam, değiştirilen bölümleri de, siz tespit edip düzelttirdiniz.
ADNAN OKTAR: Yani yapamazlar evelAllah, yakalarız. “Hizmette sınır yoktur diyerek, saygıyla izliyorum sizleri. Görüşmek üzere” diyor. Helal olsun.
Fethullah Hoca’yı en iyi koruyan Türkiye’de ve dünyada benimdir. Herkesin hakkını avucuna koyuyorum yamukluk yapanların. Ve adeta kükrüyoruz. Kimsede bir şey diyemez Allah’ın izniyle, çünkü ben hakkı söylüyorum, doğruyu söylüyorum, dürüstçe konuşuyorum. Mustafa Akyol’da sanıyor ki, ben onu mahcup etmek için söylüyorum. Halbuki değil, iftiharla söylüyoruz biz. Yani bir Müslüman’a maddi destek sağlamak, Kuran’ın içerisinde en önemli ibadetlerdendir. İftiharla söyleriz, inşaAllah. Ama çok ayıp etmiş. “Ben bunu duydum, şaşırdım” demesi. 15 senedir beraberiz, geceli gündüzlü. Ve benim bulunduğum yere sürekli gelen bir insan. Siz şahit değil misiniz?
EBRU HANIM: O dönemde iddiaların mantıksızlığını kendisi anlatıyordu zaten, bütün detaylarıyla deliller vererek.
ADNAN OKTAR: Bak, şimdi çok önemli. Mustafa, gidiyordun Nur talebelerine kendin anlatıyordun, diğer cemaatlere anlatıyordun. Herkese gidip anlattın sen, bunların iftira olduğunu, oyun olduğunu, senelerce anlattı. Yurt dışına gidip anlattın Hıristiyanlara gidip anlattın, Musevilere gidip anlattın, onlar da şahitler. Bunların hepsi bir komplo, oyundur diye gidip anlattın. Haydi Müslümanlardan delil kabul etmiyorsan-ki, kabul edersin öyle bir şey olmaz, Hıristiyan cemaatler var, Ortodokslar var, Katolikler var, Protestanlarla yoğun görüşüyordun, Musevilerle yoğun görüşüyordun, hepsi şahitler. Zaten İngilizcen mükemmel olduğu için çok güzel anlatıyordun, hepsinin oyun olduğunu, iftira olduğunu. Niye “şaşırdım” diyorsun? Ne gerek var? Yeşilköy’de bize ait bir büro vardı, bir arkadaşımızın. Orada çalışıyordu, haftalık harçlık alıyordu orada. Helal olsun. Allah rızası için hizmet ediyordu. Kardeşleri de onun her türlü ihtiyacını karşılıyorlardı. Bu suç değil ki. Bediüzzaman zamanında, Bediüzzaman talebelerine yardımcı olmuyor muydu? Yardımcı oluyordu. Peki bu nedir? Aynısı, ne var bunda?
VTR-Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Zuhurunun ve İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetinin Çok Yaklaştığını Söylüyor.
ADNAN OKTAR: Hocam hoşgeldiniz. Annen nöbette değil mi?
GÜLŞAH HANIM: Hoş bulduk Hocam.
GÜLŞAH HANIM: Evet Hocam, sabaha kadar nöbette.
ADNAN OKTAR: Aile de? MaşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: Ama çok geniş bir aile, teyzelerim, eniştelerim, anneannelerim hepsi içinde.
ADNAN OKTAR: “Hocam, şunu merak ediyoruz. Ben Kocaeli İzmit’ten yazıyorum” diyor Murat. “Hocam gece bu geç vakitlere kadar, nasıl bu şekilde programı devam ettiriyorsunuz? O arkadaşlar da nasıl bu geç vakitlere kadar sizle beraber bu şekilde, program içinde devam ediyorlar? Benim bunu aklım fikrim almıyor” diyor. Şimdi nasıl olması gerekiyor? Vurup kafayı yatacaksın. Yemeği yedikten sonra ağırlık gelecek. Peygamberimiz (s.a.v.) gece, gecenin ortasında kalkıyordu. Ayet var. Peygamberimiz (s.a.v.)’le beraber sahabeler de kalkıyorlardı. Ashab-ı Suffa. Hep birlikte sabahlara kadar Allah’ı anıyorlardı. Sabahlara kadar tebliğ yapıyorlardı. Aynı bizler gibi maşaAllah. Allah ayette övmüş Ashab-ı Suffa’yı. Akşam Peygamber (sav)’le beraber olanları. Bir kısım, Ehl-i Kitap’tan olsun, ehl-i gafletten, müşrikler o zamanlar böyle geğirerek falan uyuyorlardı. Yatıyorlardı. Sahabeler de sabaha kadar tebliğ yapıyorlardı. Tabii uyuyanları ben suçlamıyorum, tenzih ederim de. Ama gaflet uykusunda olanları uyarıyoruz tabii. Yoksa uykuya ihtiyacı varsa uyur tabii. Ama “gece abittirler” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (as) talebeleri için. “Abid”. Sabahlara kadar Allah’ı anıyorlar. “Gündüz de aslandırlar” diyor. Gündüz de faaliyet yapıyorlar. Biz de Hz. Mehdi (as) talebesi olduğumuza göre. Ben de Hz. Mehdi (as) talebesiyim. Arkadaşlarımız da Hz. Mehdi (as) talebesi. Gece abidiz işte. Resullullah (s.a.v.)’in dediğini yapıyoruz. Gece abid. Gündüz de aslanız inşaAllah. Ve Resullullah (s.a.v.) gibi, Ashaf-ı Sufha gibi gece kalkıp tatlı uykumuzdan kalkıp... Arkadaşıma sordum; “üç saatlik uykuyla Hocam” dedi. “Mutlaka onu telafi et” dedim.
AYLİN HANIM: Hocam siz yıllardır, şartlar ne olursa olsun, gece gündüz sürekli tebliğ yaparsınız. Biz Allah’a çok şükür, bunun parçası olmaktan şeref duyarız, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Sabahlara kadar her zaman.
GÜLŞAH HANIM: Hocam, Allah aşkınız çok kuvvetli olduğu için, bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiniz var, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Cahit Yalçın. Abdülhalik kardeşimiz yazmış. Cevat kardeşimiz yazmış. Cevat Tör. Tevfik kardeşimiz. MaşaAllah, herkes ayakta, nasıl oluyor?
“Hocam şimdi tv’de sizin kanalı ayarladım. Enteresan bir tılsımınız var. Şu anda otelin lobisinde müşterilerimizle birlikte, hep birlikte sizi izliyoruz. Bizi çok etkilediniz. Umarım daha büyük kitlelere ulaşmanız dileğiyle, Niyazi Berk.” MaşaAllah. Oteller de ayakta.
Filipinli bir hanım, bizim kitaplarımız vesilesi ile iman etmiş onu yazıyor, maşaAllah.
Sabahın girmesine de az kalmış. “Hayye 'ale's-salâh, Hayye 'ale's-salâh, hayye 'ale'l-felâh, hayye 'ale'l-felâh’’ inşaAllah. Biz de namaza hazırlanalım yavaş yavaş, inşaAllah. Salata ve inşaAllah felaha, inşaAllah. “Es-Salâtü hayrün mine'n-nevm” diyor. Namaz uykudan hayırlıdır. Tebliğ de uykudan hayırlıdır. Namaz nedir? Allah’a ibadet. Tebliğ nedir? Allah’a ibadet. “Es-Salâtü hayrün mine'n-nevm” ezanda geçer. Namaz, uykudan hayırlı. İbadet de uykudan hayırlı. Kardeşimiz şu an pirelerle beraber sarılmış yatıyor. Biz de burada tebliğ yapıyoruz. Ona şaşırmış. İşiniz gücünüz yok mu diyor, lafı ona getirmiş. Ahirette sana anlatacaklar, ne olduğunu, ne olup bittiğini.
Haydi gidelim, inşaAllah.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...