BERİL HANIM:Adnan Oktar ile Sohbetler programına hoş geldiniz. Konuğumuz Rusya’dan Anastasia Hanım ve Leyla Hanım. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Buyurun, dinliyorum.
DİLEM HANIM:Estağfirullah, tabii Hocam. Hocam son zamanlarda tam dediğiniz gibi Ahmet Hakan, Hasan Cemal, Fatih Altaylı ve İsmet Berkan tek elden çıkmış gibi, tamamen birbirinin aynı cümlelerle İçişleri Bakanımız Sayın İdris Naim Şahin’e yeni bir kampanya başlattılar. Ahmet Hakan;“milliyetçi cephe döneminde bile böyle bir bakan olmadığını”, Hasan Cemal ise;“anti-komünizmin kol gezdiği soğuk savaş döneminde bile, böyle bir bakan gelmediğini” yazmış. Ayrıca Hasan Cemal;“Başbakan Erdoğan,acaba yeni kabinesinde İdris Naim Şahin’e hangi kriterlere göre yer verdi? Yada kendisinde ne gibi bir cevher buldu” sorusunu yöneltmiş. Fatih Altaylı ise;“İçişleri Bakanımızın belagat gücü” başlıklı bir yazı yazmış. Yazısında, İçleri Bakanı için;“İdris Naim Şahin diğer taraflarını pek bilmiyorum ama en azından hiç konuşmaması gerektiğinden kuşkum yok” ifadelerini kullanmış.
ADNAN OKTAR:Kardeşim onu söyledim. Şimdi konuşmasına kafayı takmasınlar, icraatına kafayı taksınlar. İnsan çok gergin bir ortamda, zor bir ortamda birçok kişinin dikkati üstündeyse, hata yapma riski varsa ve olağanüstü dikkatli konuşması gerektiğine inanıyorsa, zor konuşur. Yani rahat cümle kuramayabilir. Çünkü biri başka türlü lastiklendirebilir, biri başka türlü yorumlayabilir. O yüzden konuşurken, biraz ağır ve çok dikkatli konuşuyor, doğru. Ama icraatı çok önemli, konuşma çok önemli. Komünizme karşı aldığı tavır çok önemli. Israrla üstünde durduk elhamdülillah, Sayın Bakanımız da bu tavrıyla, üstünde durduğumuz konunun ehemmiyetini vurgulamış oldu. MaşaAllah. Ama şimdi bundan sonra Bakanımızı yalnız bırakmamak çok önemlidir. Bakın bu kadar insan, Sayın Bakanı kendi kafalarına göre bir ihtimal istifaya davet etmeye çalışıyorlar gördüğüm kadarıyla, görevden alınmasını istiyorlar gibi bir üslupları var. Biz de diyoruz ki, Sayın Başbakan isabet kaydetmiş. Doğru kişiyi İçişleri Bakanı yapmış. Hani diyorlar ya, kriter mıriter falan. Kriter tamammış demek ki. Sırf sizin hoplamanızdan belli kriterin doğru olduğu. Hiçbir şey olmasa, sırf sizin hoplamanız yeterli zaten. Onun için İçişleri Bakanımızın sonuna kadar yanındayız, millet olarak, herkes. Çok güzel teşhis, çok doğru. Bunların komünistliğine bak dikkat çekince, nasıl havaya sıçradılar? Bam tellerine dokundu. Şimdi Avrupa’da hoplar. Çünkü Avrupa Komünistleri de bu konudan çok rahatsızlar. Ben bunlara komünist demiyorum tabii ama en azından solcu oldukları belli. Ama materyalist oldukları açıkça anlaşılıyor. Materyalist ve Darwinist bölüm,yani bir birliktelik oluşturmuşlar. Platform diyelim onların ağzıyla. Darwinist-materyalist platform oluşturmuşlar. Buna karşı dindar, mukaddesatçı, maneviyatçı kardeşlerimiz, anti-Darwinist, anti-materyalist olan kardeşlerimiz de, Sayın İçişleri Bakanımızdan yana tavır koysunlar. İçişleri Bakanı edebiyat hocası değil ki. Ne yapacaksın sen? Normal anlattıklarından ne anlıyorsan, o. Temkinli konuşuyor, isabet de ediyor. Yani ufacık bir lafı bile belli ki aleyhine kullanacaklar, o da dikkatli oluyor, helal olsun. Ama bam tellerinden yakalamış demek ki. Komünizme dokununca, bakın gördünüz dünkü gazeteyi haberini. Evet komünist. Aynen Başbuğumuzun dediği gibi, inşaAllah. Evet çok güzel, isabet kaydetti. Ama İçişleri Bakanına haydi bunlarla mücadele et, biz de seyredelim dersek, olmaz. Çünkü kültürel baskı altına alıyorlar. Bütün aydın kesim, muhafazakar, mukaddesatçı, maneviyatçı, vatanını, milletini, bayrağını seven kesim, özellikle entelektüel kesim, İçişleri Bakanının yanında anti-komünist tavırlarını koysunlar. Gazeteler, radyolar, televizyonlar… Çünkü Türkiye’de komünistlerle, Allah’a inananların bir mücadelesi var şu an. Komünist PKK harekatı ile komünist ayaklanmaya karşı topyekun milletimizin bir mücadelesi var. İçişleri Bakanı, sadece adını koymuyorlar. Biz de ısrarla söyledik, adını koyun dedik. O da yiğitçe kalktı söyledi. Biz tahmin ediyorduk zaten böyle reaksiyon göstereceklerini. Var gücümüzle yanınızdayız. Ama Sayın Başbakanın “faşist hareket” demesi, olayın dengesini bozar. Aynı İçişleri Bakanımız gibi, o da hareketin, komünist hareket olduğunu söyleyip, devam etmesi gerekiyor. Bir ihtimal denge kurmak istedi. Avrupa’daki komünistlerin baskısına karşı, bir ihtimal bilemiyorum. Ama Başbakan öyle kişileri takacak adam da değil, kaile almaz onları. Yani kendine yakışanı yapsın. Delikanlıdır Başbakanımız, hareketin PKK hareketinin komünist, Stalinist, Leninist bir hareket olduğunu o da söylesin. O da söylerse, topyekun milletçe yanındayız. Oy istedi, yüzde 50. Yüzde 70 oy vereceğiz. Yeter ki devam etsinler, inşaAllah. Bir de defalarca iktidara gelmeleri mevzubahis olsa, bu iddia edilen Ergenekon terör örgütünü bitinceye kadar, PKK hareketi bitinceye kadar, hükümetimize var gücümüzle destek veriyoruz. Bitirirlerse, destek sözümüz yok. Ondan sonra, nöbet süresi geliyor artık. Başka partiler de iktidara gelsin. MHP’si var, CHP’si var, Saadet’i var, Büyük Birliği var, değil mi? Sırayla gelsinler. Ama hayati bu konu. Bu hal oluncaya kadar biz iktidara, ben şahsım adına, tam anlamıyla destek veriyorum. İçişleri Bakanı’nın korunup kollanması, özellikle çok önemli. Şah damarlarından yakalamış demek ki. Helal olsun. Çünkü ısrarla söyledik;“Sayın Bakanım bunu ifade edin” dedik, hemen yaptığımız röportajın ertesi günü, söyledi İçişleri Bakanı. Delikanlıymış, helal süt emmiş, koç yiğitmiş. Yedi ceddine rahmet olsun, helal olsun, delikanlı bakanmış. Ama delikanlı bakan deyip yalnız bırakmak olmaz. Biz, yani ben şahsım adına Vakit Gazetesi bir, Milli Gazete iki, Star üç. Ama Kanal 7 biraz entel dantel havaları var onların. Komünist dediğinde, Darwinistlere, komünistlere böyle biraz biz de enteliz, biz de danteliz havasına giriyor bir kısmı. Hepsi değil de, Kanal 7 yönetimindeki bazı kişiler. Fakat mesela Beyaz TV olabilir, Yeni Şafak olabilir. Yani birçoğu tavır koyabilirler. Yeniçağ, Kanaltürk, TV 5. Hayır zaten üç-beş tanesi, iki tanesi bile tavır koymuş olsa bile yeterli. Ama özellikle aydınlar, köşe yazarları Sayın Bakanımızdan yana, güçlü şekilde tavırlarını koysunlar. Biz de gece gündüz anti-komünist yayın yapacağız, inşaAllah.
Şimdi yine komünizmi eleştiren bir film koyalım. Başlatalım.
VTR-Komünizmin Vazgeçilemeyen İçgüdüsü; Terör
ADNAN OKTAR: Birçok yerden, kardeşlerimizden mektuplar gelmeye başlamış. Diyarbakır Silvan’dan kardeşimiz yazmış, İngiltere’den bir kardeşimiz var, İskoçya’dan yazan var, Azerbaycan’dan var. “Hocam gözümüz yollarda kaldı. Her devrin adamı Taha Akyol, geçen gün cinler kitabını okuduktan sonra, doğru yolu bulduğunu’ söylemişti” diyor. ‘Oradan biz irşad olduk’ diyor, doğruyu gördük’ diyor.
İçişleri Bakanımız da delikanlı, Dışişleri Bakanımız da delikanlı, Adalet Bakanı da delikanlı, helal olsun. Başbakan da delikanlı. Gittikçe delikanlı alemi gelişiyor, maşaAllah.
Beril Hocam buyurun, bir ayet söyleyin.
BERİL HANIM:İnşaAllah Hocam. İnsan Suresi, 2 ve 3. ayeti söyleyeyim. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.’’ Buyuruyor Allah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Serkan Mert, Bihter Koçak, Osman Akgül. “1984 Malatya doğumluyum. Hocamızı yakından takip ediyorum. Çok seviyorum. 2009’dan bu yana Malatya’da faaliyetler yapıyorum. Kitap dağıtıyorum, ilanlar, konferanslar” MaşaAllah. Ekip olarak tanışmak istiyorlarmış. Telefon numarasını da vermiş. Tamam gelin. Haydi bakalım, inşaAllah. Hasan Önder. Mardin’den bir kardeşimiz yazmış. Eyüp Aytemiz, Muhammed Doğruyol, Ali Davran. “Hocam eşimle birlikte beğenerek programınızı izliyoruz. Kanalınız hayırlı olsun. Belgeseller çok güzel. Eşim Vicdan Devran’a da Selam söyler misiniz?’’ Tamam. Vicdan Hanım size de selam ediyorum. Sevimli, güzel Vicdan. MaşaAllah.
Rahmi kardeşimiz Trabzon’dan yazmış. İzzet kardeşimiz Malatya’dan yazmış. Nasılsın?
LEYLA HANIM:Çok iyiyim elhamdülillah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bugün neler yaptın, bana bir anlat bakayım.
LEYLA HANIM:Yine ayet ezberledim Hocam, her gün ayet yazıyorum, inşaAllah. Kitaplarınızı okuyorum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Aferin, maşaAllah. Hakikaten bayağı ayet ezberi çok arttı, maşaAllah. Hocam hoş geldiniz.
DİDEM HANIM: Hoşbulduk Hocam.
ADNAN OKTAR:Hocam ilim deryasıdır.
DİDEM HANIM:Estağfirullah Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bilmediği yoktur, acayip zekidir. Böyle akıl küpüdür, maşaAllah. Ağabeysi de öyle süper uyanıktır.
DİDEM HANIM:Sizin vesileniz ile Hocam elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Ağabeyin kaç yıldan beri bu yana benim talebem?
DİDEM HANIM:22 senedir.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, 22 seneden beri talebem.
DİDEM HANIM:MaşaAllah Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Anne, baba nöbette mi şu an?
DİDEM HANIM:Evet.
ADNAN OKTAR:Seyrediyorlar. Seni babanla bir gün telefonda konuşturayım burada.
DİDEM HANIM:Çok iyi olur Hocam.
ADNAN OKTAR:Tamam, inşaAllah. Anneyle de. Tamam, haydi bakalım.
“Tatlı Kedi Nagehan.” Kim yazmış? Kadir Bey. Ne yapıyor o? Bir televizyon programı yapıyordu eskiden. Yapıyormu Kadir Çelik? Ne diyor? “Nagehan Alçı, Adnan Hoca karşısında soru sorarken, Ergenekon sanıklarını savunanlara karşı takındığı tavırdan eser yoktu.” Nezaketine dikkat çekmiş. Yalnız tatlı, güzel, dünya güzeli bir hanıma karşı kullandığı üslup, Kadir Bey’e yakışmamış. Çok ayıp bir kadına böyle bu kadar klas, bu kadar kaliteli, bu kadar nazenin bir insana, bu şekilde bu üslupla yaklaşması yakışık almamış. Çok ayıp. Ben söylemek dahi istemiyorum. Yakışmamış ona. Biz Said Nursi’yi de seviyoruz, Atatürk’ü de çok çok seviyoruz. Yaşar Nuri Öztürk de delikanlı, dürüst bir insandır, tabii ki ona da sevgi duyacağız, saygı duyacağız.Ehl-i sünnet inancına uymayan yönleri var, o ayrı konu. Ama ben ondan dolayı nefret etmem, inşaAllah. Bir de mesela üslubu belgeye, bilgiye dayanmadan söylediği bir üslup. Bunda da ayıp etmiş. “Siyasi tartışmalarda atmaca gibi yırtıcı” diyor, Nagehan Alçı’ya. Niye dünya tatlısı. Sevimli bir kedi gibi yırtıcı. Minik kediler oluyor ya böyle, tatlı kediler. “Adnan Hoca karşısında serçe kadar yumuşak ve sevecendi.” O, onun efendiliğinden, güzelliğinden, nezaketinden, dünya tatlısı olmasından, hoş insan olmasından, zeki olmasından, akıllı olmasından ve vicdanlı olmasından. O, kime nasıl davranılması gerektiğini çok iyi bilir, çok nezih ve kaliteli bir insan. “Ben serçe dedim, ama Adnan Hoca’ya göre Nagehan Alçı, Tatlı kediydi” diyor. Niye, serçe de çok güzeldir. Ama o ruh olmadığı için, yani hemen o katı üslubu yansıtmış, yakışık almamış. Aslında Kadir Çelik ortalı bir insandır. Çok kötü bir insan demem. Kötü insan değil ama çokta iyi bir insan diyemiyorum. Ortalı. Ama faydalı yönleri, iyi yönleri var tabii. Fakat ben bir hanıma böyle bir üslupla yaklaşılmasını kınıyorum. Çok ayıp. Bana söylesin. İstediğini söyleyebilir. Ama bu kadar kibar, kaliteli bir hanıma karşı böyle bir üslup yakışmamış. “Keşke o programı, Nagehan kardeşimiz değil, muhterem eşi Rasim Ozan Kütahyalı yapsaydı. Eminim, Adnan Hoca, zor anlar ve sıkıntılı sorularla karşı karşıya kalırdı.” Benim hiçbir zaman zor anım olmamıştır, dikkat edersen Kadir Efendi. Zor anı ben yaşatırım, zor an hiçbir zaman içinde yaşamam. Onu kafana koyacaksın. Sıkıntılı sorular, eğlenceli sorulardır hep benim için. Ve yamuk yapanı da hakkını avucuna koyarım, inşaAllah. Her zaman da bu böyle olmuştur. Hiçbir lafın altında kalmam. Yani hokka gibi lafı oturttururum, inşaAllah. Yamukluk yapan da, yaptığına, yapacağına pişman olur, hukuk ve kanun ölçüleri içerisinde, inşaAllah. Rasim Ozan Kütahyalı da, o da ayrıca mazlum bir delikanlı. Bence dürüst. İnsandır tabii, hatalı, eksik yönleri var ama genel anlamda dürüst, mazlum. Gördüğüm kadarıyla hep haktan yana tavır koymaya çalışan, iyilikten yana tavır koymaya çalışan, tam dindar değil tabii o. Dine karşı biraz mesafeli ama sempatisi var, dine karşı sevgisi var, onu görüyorum. Benimle karşılaşsa, son derece nezaketli ve saygılı olur. Öyle bir şey olmaz, Kadir Efendi. Sen nasıl benim karşımda saygılıydın, nasıl nezaketliydin, nasıl edepli ve adaplı konuşuyorsan, o da aynı şekilde nezaketli, adaplı ve edepli olur. Daha önce konuşmalarında, Kadir Çelik son derece nezaketliydi, son derece saygılıydı. Hiçbir zaman için üslubunu bozan bir tavır içerisinde olmadı ve olamaz da zaten. Benim karşımda kimse saygısızlık yapamaz, nezaketsizlik yapamaz, yani tahayyül dahi edemez, bunu herkes bilir. Doğal olarak nezaketini takınır. Aksi durumda, kanun, hukuk ölçülerinde gereğini yaparız, inşaAllah. Rasim Ozan Kütahyalı, onunla da konuşuruz, bayağı nezaketli olacağını göreceksin. Onunla da röportaj yaparız, inşaAllah.
Malatya’dan ne çok yazan arkadaşımız var, maşaAllah. “Deccal toplumu önce sağ ve sol diye ikiye böldü, sonra kolayca güdümüne aldı” diyor, Malatya’dan İzzet kardeşimiz. “Önce kendileri bölünen bu kesimler, münafıklığı kökleştirmek için, toplumu da bölmeye çalıştılar. Farkında olmadan deccale hizmet etmeye başlayan bu kesimler, insanları aralarında kapalılar senin olsun, açıklar bizim diye, tabir-i caizse parsellemeye kalktılar. Kimse kimsenin kesimine karışmasın dercesine, gizli bir anlaşma yaptılar sanki yıllarca. Böylece din, kapalılara hitap ediyormuş,açık olanlara ise modernlik adına din dışında kalmalarıgerekiyormuş gibi bir algıya neden oldular. Siz, Battal Gazi gibi çıktınız meydana, çekilin, hepsi bizim tertemiz kardeşimiz. Hiçbirini iki kanatlı, sağ ve sol, münafık deccale bırakmam dediniz, maşaAllah” diyor. İzleyicilerimiz o kadar şuurlular ki, çok yamanlar, maşaAllah. Helal olsun İzzet Güllü kardeşimize. Malatya’nın koçyiğiti, maşaAllah, çok güzel, yorumu çok iyi.
Eyüp Aytemiz; İstanbul Başakşehir’de oturuyormuş, Rize kökenliymiş. Türk-İslam Birliği için dua etmiş. “Ben, sizinle tanışmak, nuraniyetinize ve cemalinizin güzelliğine şahit olmak için, size talebe olmak, olmazsa kapınıza bekçi olmak istiyorum efendim üstadım” diyor. Biz sizin kapınızın bekçisiyiz, inşaAllah. Ben sizin kölenizim, inşaAllah, Müslüman kardeşlerimin, inşaAllah.
“Mrb Hocam.” Ne oluyor? Merhaba mı oluyor? Ali ne yapıyorsun Ali, Allah aşkına, iktisat yapıyor hakikaten, mrb. Bırakın şu internetçi ağzını, herkes bıraksın. Şu internette konuşulan teknik yanlış, mesela slm-selam, selam ne fark edecek? Slm denir mi? Bir kere saygıya da uygun değil, slm. “Hocam ben Manisa’dan Ali. Size bir sorun olacak, inşaAllah. İskender Evrenesoğlu diye bir adam var, canlı yayında vahiy alıyor, Hz. Mehdi (a.s) olduğunu iddia ediyor. Bir de Hasan Mezarcı var tabii. O da Hz. Mehdi (a.s) olduğunu iddia ediyor. Bunlar ahir zamanda deccalin destekçileri midir, yoksa değil midir? Bunlar kime hizmet ediyor? Vahiy aldığı videoyu da gönderiyorum, lütfen inceleyin. Vahiy aldığına inanmışsın sen baksana. “Vahiy aldığı videoyu gönderiyorum” diyor. Vahiy aldığı falan yok. O taraftarlarını etkilemek için, öyle metafizik bir insanla karşı karşıya olmak insanların hoşuna gider, yani ilginç bulurlar. Böyle cezbelenen, mesela bir anda gözünü kapatıyor, “ben şimdi Allah’a soruyorum” diyor, “tamam Allah cevap verdi” diyor, “şöyle oldu” diyor. Bu ihtimal, insanların hoşuna gidiyor, heyecanlandırıyor adamı, hani böyle görülmemiş bir şey, metafizik bir şey olduğu için, ilginç geliyor. Olay, o. O da, o yönü gördüğü için, belki kendince iyi niyetle, metafizik bir görünüm vererek, insanları İslam’ı, Kuran’ı anlatmaya çalışıyor ama tabii çok zarar olur, tahribat yönü çok şiddetli olur. Hasan Mezarcı, Hz. Mehdi (a.s) olduğunu iddia etmiyor, o Hz. İsa Mesih (a.s) olduğunu iddia ediyor. Allah akıl, fikir versin. Kaynıyor ortalık yani. Ama İskender Evrenesoğlu, tabii o “ben Hz. Mehdi (a.s)’ım” diyor, açıkça söylüyor. Bir de “niye anlamıyorsunuz daha hala” diyor, kızıyor. Dua edin, Allah hidayet versin, Allah sağlık versin, şifa versin, inşaAllah, kalplerine iyilik, güzellik versin.
“Ailece programınızı izliyoruz Hocam” diyor, Nail Kul. “Seyyid Muhammed Mustafa Ahmet Adnan Hocam. Sizi özlüyoruz, hep ekranlarda görmek istiyoruz, ne güzel konuşuyorsunuz, ne güzel bakıyorsunuz. Yanınızdaki güzel bayanları kıskandıkları için münafıklar, sizi çekemiyorlar, onların yanında böyle güzel insanlar olmadığı için, münafıkları her gün çatlatıyorsunuz Hocam, ellerinize sağlık” diyor, bir hanım kardeşimiz. Doğru söylüyor. Yanlarında maymun gibi böyle kıllı, kılçıklı, leş gibi kokan, aptal, cadaloz, saldırgan, psikopat kadınlar var, bu kadar güzel kadınları görünce ciğerlerine oturuyor. Bakışlarınız sevgi dolu, tertemizsiniz, kaliteli, gerçekten sevdiğinizi anlıyorlar, çünkü onların yakınlarındakiler, onlardan nefret ediyor ve pislik olarak görüyor onları, onlarda onu pislik olarak, birbirlerinden tiksinip, iğreniyorlar. Bizim birbirimize olan sevgimizi, muhabbetimizi hissedince, çok ağırlarına gidiyor tabii, onu kendi kafalarınca elimizden almak istiyorlar. O yüzden de iftiralar atıyorlar, oyun oynuyorlar, sahte ihbarlar bilmem neler, tuzak kurmalar, kepazelikler, böyle kemik kafalıları bize musallat etmeye kalkıyorlar, biz de hakkı, hakikati yine anlatmaya devam ediyoruz.
Serkan Mert, Şahin kardeşimiz yazmış, Kamil kardeşimiz yazmış, Naci Ege, Şekip Gündüz. Genelde iltifatlar, sevgiler var, gördüğüm kadarıyla.
VTR-Cübbeli, Ahir Zamanın Büyük Mehdisinin, Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hadislerde Tarif Ettiği, Özel Bir Zat Olacağını Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Hocam buyurun, ilminizden istifade edelim.
DAMLA HANIM:İnşaAllah Hocam. Bugün hermit yengeçleriyle ilgili bir bilgi aktarmak istiyorum, uygun görürseniz. Bu yengeçler kabuklu yengeçler, fakat yengeçler büyüdükçe, kendi kabuklarına sığmamaya başlıyor ve yengeçlerin normalde kabukları kendine ait değil, salyangozların terk edilmiş kabuklarını kullanıyor bu yengeçler. Taft University bölümünden de araştırmacılar ve New England akvaryumundan araştırmacılar, bu hayvanlar üzerinde bir araştırma yapıyorlar, bu hayvanların bir sosyal düzene göre oluşum yaptıklarını, sıraya girdiklerini tespit ediyorlar, salyangoz kabuklarına. Bir yengeç, bir salyangoz kabuğu bulduğunda eğer ki, kendine büyük gelecekse bu kabuk mutlaka kendinden büyük olacak bir yengeci bekliyor, sırayla sıraya diziliyorlar, hiçbir şekilde o büyük yengeç gelmeden ona girmiyor, ilk önce büyük yengeç giriyor, sonra diğerleri giriyorlar bu kabuğa, asla bu düzeni bozmuyorlar, fedakarlıkları çok güzel maşaAllah, Allah’ın dilemesiyle. Resimleri de vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Görelim. Tipe bak sen, acayip şeker bir şeye benziyor. Bu yengeçlerin kendi aklıyla bu kabuklarını, koruma olarak kullanamayacakları çok açık. Allah’ın ilhamıyla bu şekilde korunuyorlar, maşaAllah.
Ebru Hocam buyurun sizden dinleyelim.
EBRU HANIM:Ben dünyadaki, şimdiye kadar olan en gelişmiş motoru anlatmak istiyorum. Bu yüzde yüz enerji dönüşümüyle, şimdiye kadarki en verimli kullanılan motor. Ve saniye de bin beş yüz turla, Formula 1 yarışlarında kullanılan arabaların motorlarından çok daha, en iyi ve en hızla Formula 1 araçlarının motorlarından çok daha verimli bir teknoloji. Bu kendi kendine üretebiliyor aynı zamanda, bu motor. Bu motorun adı flagellum, bakteri kamçısı. Bunla ilgili bir filmimiz var, yapısını daha yakından görebiliriz, onun üzerinden tarif edeyim isterseniz.
ADNAN OKTAR:Evet, şu an görüyoruz.
EBRU HANIM:Şimdi önce bir dizi protein birbirine kenetlenerek bir halkayı oluşturuyor, daha sonra bu halkayı başka proteinler, başka tür proteinler yine bir halka olacak şekilde ekleniyor, onlara da diğer proteinler bağlanıyor ve bu şekilde muhteşem bir yapı oluşuyor. Bu bir mühendislik harikası. Her protein ne zaman, nereye, hangi proteine bağlanacağını, akıllı, şuurluymuş gibi biliyor. Bunun içinden, şimdi hücreden dışarı doğru çıkan bir uzantıyı görüyoruz, önce kanca denen bir yapı çıkıyor, şu an kancanın belli bir uzunlukta olması gerek onu birazdan anlatacağım, kanca yapısı bittikten sonra, flagellumu oluşturan proteinler teker teker, yine belirli bir sırayla en dışa doğru çıkıp, diğer yapıyı oluşturuyorlar. Bu flagellumun çapı sadece 40 nanometre ve otuz farklı proteinden meydana geliyor. Elektro mikroskobu ile elde edilen görüntüler de bunun günümüzde kullanılan, mühendislerin tasarladığı motorlarla birebir aynı olduğunu hatta parçalarının burç, statör ve rotor parçalarıyla aynı olduğunu görüyoruz.
ADNAN OKTAR:Ama bu çok acayip bir şey, çok çok acayip. Hakikaten biçimi de motora benziyor hakikaten, çok acayip.
EBRU HANIM:Şimdi ikinci bir filmimiz var, ona da bakabiliriz. Elektron mikrograflarda, bu flagellum flemenklerinin kanal yapısını göstermiş, çünkü bu kanalların özelliği var. Çok dar kanal 2 nanometrelik, buradan proteinler normalde geçemiyor ama bu yapıyı oluşturabilmesi için hücreden dışarıya protein gönderilmesi gerek. Dolayısıyla burada proteinlerin nasıl bir düzen içinde yerleştiğini görüyoruz. Proteinin katlanma yapısı çözülüp, bu kanaldan geçiyor, sonra tekrar proteinleri katlayan başka proteinler var, tekrar protein haline getirip, bu yapıları oluşturuyorlar.
ADNAN OKTAR:Ne acayiptir. Protein akıllı, atom akıllı, her yer akıllı, nasıl bir sistem hayret, maşaAllah. Allah ne kadar güzel yaratmış. Bilim, ne kadar büyük nimet. Bilim geliştikçe din gelişiyor, bilim geliştikçe din gelişiyor. Bilim geliştikçe dinsizlik çöküyor, bilim geliştikçe dinsizlik çöküyor. Eskiden bilim geliştikçe, din çöker zannediyorlardı, bir de baktılar ki, tam tersi, elhamdülillah. Şimdi bilimden korkuyorlar, tir tir titriyorlar bilimsel yeni bir gelişme olacak diye. Ondan sonra çözümü nerede buldular, atışta buldular, adamlar atış şampiyonu oldu. Durup durup işte bilmem ne maymunun kuyruğunu bulduk, işte kulağını bulduk diyorlar. Biz varız burada, artık yalan söyleyecek haliniz var mı? Hep yalan söyleyenleri kulaklarından tutup suyun içinden çıkarıyorum. Sizi yaramazlar sizi diyorum, bir daha yalan söyleyecek misiniz diyorum, yok ağabey deyip söylemeyeceğiz diyorlar. Her seferinde perişan ettim, geçenlerde yine atmışlar, yine yakaladık havada, yine sırtlarının üstüne oturdular.
EBRU HANIM:MaşaAllah Hocam. Bütün dünyada Allah’ın varlığını bilimle ispatlayan, ilk defa sizsiniz, Allah razı olsun. Bütün Müslümanları da dinsizliğe karşı böyle bir silahla, güçlendirdiniz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah ama sizin de ilminiz, irfanınız adamları titretiyor, maşaAllah.
EBRU HANIM:Hocam sizden öğrendik, sizin vesilenizle.
ADNAN OKTAR:“Kitapları siz yazıyorsunuz” diyorlar, tamam doğru ama bakın dikkat! Kitapları yazan, alimleri yetiştiren bir alim var, o kim?
EBRU HANIM:Tabii ki sizsiniz.
ADNAN OKTAR:Beni kim yetiştiriyor? Allah yetiştiriyor. Onlara kitabı yazdıran kim? Allah. Hepimize bu gücü veren, Allah. O yüzden, çatlamaları, patlamaları bir şeyi değiştirmez, inşaAllah. Diyor ki işte falanca kitabı yazmış. Peki yazıyorsa, bu arkadaş ayrıldı diyor. Peki niye kamyonla duvara çarpmış gibi durmuş? Yazsın. Ucu bucağı yok işte, istediği gibi yazsın. Yazamaz, çünkü ruhu gitti, içindeki inancı gitti. İnanç gitti, heyecanı gitti, hedef gitti, ülkü gitti, ideal gitti, geriye ne kaldı? Entel dantellik kaldı. Entellikle, dantellikle yazı yazamazsın, kitap yazamazsın, hiçbir şey yapamazsın. Etiler’de bir aşağı bir yukarı dolaşırsın, hiçbir şey yapamazsın. Bunlar ruh ister, akıl ister, aşk ister. Bizim kitaplarımız, Allah aşkı kokuyor, eserlerimiz. Ben sıfırdan talebe yetiştiriyorum ve o talebe öyle bir alim oluyor ki, “Hocam, kitabı bunlar yazıyordur” diyor. Güzel, doğru, maşaAllah ama kim yetiştirdi onları?“Kitap yazacak alim yetiştirdi” diyor. O zaman kim yazmış oluyor kitabı? Her şeyi Allah yaratır, inşaAllah. Bizleri vesile eder Allah.
DİDEM HANIM:Allah size hikmet ve anlatım çarpıcılığı vermiş, maşaAllah, sizin kitaplarınızı okuyup iman eden milyonlarca insan var, hem Türkiye’den hem yurt dışından. Kaç tane ateist sadece sizin kitaplarını okuyup Allah’a döndüler, hepsinin mesajları varinşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Avrupa ölüm sessizliğine büründü. Onları birisi yamulttu, adamların içi çekildi adeta ve eskiden yağmur gibi atan adamlar, Darwinizm ile ilgili sürekli yalan söyleyen adamların dili felç oldu, dili felç oldu. Yalancının enerjisi vardır, devam eder. Dilini kopardım, dilini kopardım. Burmak değil, dilini kopardım, yalan söyleyemiyorlar. Sıkıysa, yalanı bir söyleyin diyorum.
DAMLA HANIM:Hocam öğretmenler;“artık evrimi okutamıyoruz, çekiniyoruz” diyorlar.
ADNAN OKTAR:“Saygıdeğer Seyyid Muhammed Ahmet Adnan Hocam. Ben İstanbul’dan Kemal. Sizi her akşam izliyorum. Merak ettiğim bir konu var; Hocam niye canlı bağlantı yapmıyorsunuz” diyor. “Bizlerde diyoruz ki, evet Hz. Mehdi (a.s) çıktı, isterseniz hacet namazıyla Allah’a sorun” diyor. Sorduğumuzda hacet namazında, o kafasındaki uçan daire taşıyan beyefendiyi göreceğimizden emin kardeşimiz. Yarın bir gün o şeyhiniz ölecek, keratalar bakayım ne diyeceksiniz o zaman? Allah ömrünü uzun etsin tabii, inşaAllah ve bak göreceksiniz hiçbir şey de yapmayacak, öyle sadece kendi arasında konuşacak ve hiçbir şey de olmayacak. O zaman ne diyeceksiniz ama hazır yedek Mehdiler var, ona benzeyen bir tip daha var. Şimdi elektrik ondan ona geçti diyecekler, sizde bu atış kabiliyeti olduktan sonra, tamam. “Niye canlı bağlantı yapmıyorsunuz?” diyor. Senin tarzında dangalaklarla muhatap olmamak için kerata, başka ne olabilir? Zırvalayacaksın, milletin işi, gücü var, vaktini alacak bir ortamı niye yapalım? Hikmet varsa, faydalı bir şey varsa konuşuruz, inşaAllah.
Kimdir bu arkadaş, nerede yazıyor bu? Nedir bu site, ne yani bilinen bir yer mi sekiz sütun? Haber sitesi.
Özetle bu Mehdi konusunda bayağı darlanıyorlar, bizde gece gündüz anlatacağız.
“Mehmet Talu Hoca’nın bir ara,‘Hz. Mehdi (a.s) zuhur etmiştir’ şeklindeki beyanını belirtti” diyor, doğru. Hazret, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri diyor, Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, Peygamberimiz (s.a.v.)! Bak ne diyor; Yedi bin yıllık bir tarih veriyor, sekiz tane sahih hadis. Kim alıyor? Suyuti. Hadis imamı Suyuti. Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi mezheplerinde imam, hepsi hadis imamı olarak kabul etmişler, Suyuti’yi.Bak İmam-ı Hanbel, Hanbeli Mezhebi’nin kurucusu, mezhep imamı ve hadis imamı, büyük alim ne diyor? “Peygamberimiz (s.a.v.) ferman etti ki, 5600 yıl geçmiştir. Bu 7 bin yıldan,5600 yıl. Şu bizim münafık onu şey yapmış, hemen olayı çözdük, hemen olayı çözdük, kardeşim ne istihbarattır, maşaAllah, cinlerden değil. Bak hazret, arkadaş, ilgili kişi,7 binden,5600’ü çıkart bakayım, kafanda o kadar bilgi kalmıştır. Canım kardeşim, kıymetli muhterem, 7 binden, çek altına bir eksi 5600 yaz bakayım, yaz yaz yaz, yedi, sıfır, sıfır, sıfır altına da beş, altı, sıfır, sıfır, tamam mı? Eksi çek, ne kalır? Hesap et bakayım, ben sana on dakika müsaade ediyorum. Bak bin dört yüz kalır. Sen yine uğraş da, bin dört yüz. Ne anlama geliyor bu? Ümmetin ömrü bin dört yüz ile bin beş yüzün arasında bitiyor. Bin beş yüzden sonra kıyamet. Doğru mu? Kim söylüyor bunu? Suyuti, İmam-ı hanbel ve bütün mezhep imamları. Bunu ben mi söylemişim, ehl-i sünnet alimleri mi söylemiş? Ehl-i sünnet alimleri söylemiş. Nereden çıkarttın benim söylediğimi?Bediüzzaman Said Nursi ne diyor?“1400 sene sonra olacak bir hakikati, asırlarında karip zannetmişler diyor. 1400; bir, dört, sıfır, sıfır, 1400. Çok net tarih vermiş. Onun için sakin ol. Şimdi ben sana biraz Risale-i Nur’dan anlatayım en iyisi de, kafan açılsın. Sen ve senin gibiler Hz. Mehdi (a.s)’da çok çekiniyorsunuz. Bir de bir kısım cahil ve cahülat, Atatürk’ten çok çekiniyorlar. Onun için önce bir Atatürk’ün dindarlığını bir anlatalım, sonra devam edeceğiz.
VTR-Samimi Bir Dindar Atatürk
DİDEM HANIM: Aylin Hanım ve Ceylan Hanım’ın da katılımıyla, programımıza devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi dinle. Diyor ki Bediüzzaman, Sikke-i Tasdik-i Gaybi’de, “birinci cümle, bin beş yüz makamıyla âhirzaman da bir taife-i mücahidînin son zamanlarına”, son, bitiyor, Mehdiyet’in devri bitiyor. Neymiş? Bin dört yüzde başlıyor, bin beş yüzde bitiyor.Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) için başka vakit var mı? Yok. Mecburen bu vakitte gelmek durumundalar, inşaAllah, hadislere göre.“Ve ikinci cümle, bin beş yüz altı (1506) makamıyla, galibane mücahedenin tarihine”, bin beş yüz altıya kadardır, galibane mücadele, bin beş yüz altıya kadar. ‘Ondan sonra gizli ve malübiyet içinde diyor, vazifeyi tenvileyesine devam edeceklerine remzen işaret eder’ diyor, inşaAllah. “Ve üçüncü cümle bin beş yüz kırk beş makamıyla pek az bir farkla, hem Fatiha’nın, hem Ve-l’Asrı Suresi’nin iki cümlesinin gaybî işaretlerine işaret edip, tevafuk eder”, bakın hem Fatiha hem Ve-l’Asrı ‘den, “suresinin ikinci cümlesi gibi gaybî işaretlerine işaret edip, tevafuk eder demek bu hadisi şerifin üç cümlesinden her birisi bin beş yüz tarihine ve mücahidenin ne kadar devam edeceğine dair işaretlerine aynen”, ayetteki gibi aynen “bin beş yüz altmış makamıyla iştirak edip, o taife-i azimenin mücahedatları ne kadar devam edeceğini mânâ-yı işârî ve cifriyle gösterirler” diyor. Neymiş? Hicri 1400 ile 1500 arasında her şey bitiyormuş, çok açık. Bunu Sungur Ağabey de binlerce insanın karşısında da anlattı. Bunu ben söylemiyorum, bunu Bediüzzaman söylüyor, bunu Peygamber (s.a.v.) söylüyor, İslam uleması söylüyor, ehl-i sünnet alimleri söylüyor, bizde nakil var. Ünlü biri olsaydık, cevap verirdi. “Fakat biz Risale-i Nur şakirdleri’’ diyor Bediüzzaman, “ise: Vazifemiz hizmettir, vazife-i ilahiyeye karışmamak” Cenab-ı Allah’ın işine karışmayız biz diyor, “ve hizmetimizi O’nun vazifesine bina etmeyiz” diyor, “ve bir nevi tecrübe” yapmayız diyor, “kemiyete değil keyfiyete bakarız” diyor.Yani sayıya değil, kaliteye bakarız. Biz neye önem veriyoruz? Sayıya değil, kaliteye. Bir mektup daha geldi. 8 Sütun sitesinin sahibi sizi çok seviyor ve ilanlarımızı yayınlıyormuş. Ne yapalım? 8 Sütun’a sevgiler. “Risale-i Nur'un şimdiye kadar fütuhatı ve zındıkanın ve dalaletin savletlerini kırması” güçlerinin kırılması, “yüz binler bîçarelerin îmanlarını kurtarması; ve biri, yüze ve bine mukabil, yüzer ve binder hakîki mü'min talebeleri yetiştirmesi” her biri yüze mukabil diyor, bir tanesi yüze mukabildir diyor Nur talebelerinin, “Muhbir-i Sadıkın” Resulullah (s.a.v.)’in. “ihbarını” hadis-i şeriflerde belirttiği ihbarını“aynen tasdik etmiş” doğru çıkmış. “ve vukuatla ispat etmiş” yani meydana gelmiş, görülüyor diyor, “ve ediyor ve daha edecek diyor. “Hem öyle köklü yerleşmiş ki inşaAllah, hiçbir kuvvet Anadolu sînesinden risale-i Nur’u çıkaramaz. Ta ahir zamanda” kendisinden sonra, “hayatın geniş dairesinin” internetlerin, televizyonların, radyoların yayıldığı hayatın genişlediği dairede, “Risale-i Nur’un asıl sahipleri yani” dikkat et! “Mehdî ve şakirtleri” talebeleri, “Cenab-ı Hakkın izniyle gelir”geldi demiyor, “gelir.” Ne zaman? Ahir zamanda. “o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de”yani kendisini kastediyor, “kabrimizde” yani ben o anda ölmüş olacağım diyor, Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde, “kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz.”‘Ben ölüyken gelecek’ diyor, ‘ben sağken değil’ diyor. Bakın “Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz” diyor. ‘Şu an ben Mehdi (a.s)’ı seyrediyorum’ diyor Bediüzzaman. Allah özel bir güç vermiş. Metafizik bir insan. Hz. Mehdi (a.s)’ın ne yaptığını, ne ettiğini, ta kıyamete kadar ne yapacağını biliyor, inşaAllah. “Hem bu üç vezaifi birden” diyor. 163. sayfada, Sikke-i Tasdik-i Gaybi. Yani hem İslam ahlakının hakim olması, hem İttihad-ı İslam, hem iman hakikatlerinin anlatılması. “üç vezaifi birden bir şahısta, yahut cemaatte, bu zamanda” kendi zamanını kast ediyor, yani 1911’ler, 1912’ler, 1930’lar, “bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi” yani birbirini bozmaması. “pek uzak, âdeta kabil görülmüyor.” Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesi, benim zamanımda mümkün değil diyor Bediüzzaman. “Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevî'nin (a.s.m)”Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyunun, “cemaat-ı nuraniyesini temsil eden” Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyunun, o büyük cemaatin “cemaat-ı nuraniyesini temsil eden” temsilci “Hazret-i Mehdi’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir.” Kim geliyormuş ahir zamanda? Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri. Birlikte geliyorlar. Ve onlardan meydana gelecek fikir sisteminde, bu üç görev birden ancak içtima edebilir diyor. Ancak onlar yapabilirler diyor üçünü bir arada. Ve ne ben yapabilirim, ne başkası yapabilir, ne de bir başkası yapabilmiştir diyor. Mümkün değil diyor, inşaAllah.
“Hocam her gün sizi izliyoruz. Çok tatlısınız ve çok seviyorum sizi. Sohbetinize doyum olmuyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın birçok özelliklerine sahipsiniz. Lütfen söyleyin bu iş burada bitsin. Siz misiniz?” diyor. Helal olsun sana. Konuyu uzatmayalımdiyor. Konu uzayacak, bu konu uzayacak.
Yazıyı yazan kişi Erbakan Hocamız’a sırtını dönmüş bir adammış. Beklenir. Şimdi oldu. Erbakan Hocamız’ı terk etmiş, ona sırtını dönmüş, ona vefasızlık etmiş birisi. Yaparsın beklenir senden. Şimdi anlaşıldı.Erbakan ve ağabeylerimizi, Erbakan Hocamız’ın kurmaylarını da eleştiren yazıları varmış. Tam adamıymışsın, inşaAllah. Çok çok normal.
“Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili yayınladığınız hoşuma gitti.” Muhsin Yazıcıoğlu denmez. Şehidimiz Muhsin Yazıcıoğlu denir. Babanın oğlundan bahseder gibi olmaz. Nezaketli ol. Murat kardeş, mecburen öyle söyleyeceğim. Bütün ömrünü Allah’a, Kitap’a adadı. Akıl almaz çileler çekti. Allah’tan kork. Hitap ederken sevgi cümlesi kullan. Değil mi? Arkadaşına mı hitap ediyorsun? “Ben o partide değilim. Ancak dürüst bir kişiliği olduğunu biliyorum. Sizlere farklı bir düşüncemi söylemek istiyorum; Türksat dışındaki uyduların birine de bu yayınları verirseniz belki daha dikkat çeker diye düşünüyorum.” Doğru mu öyle bir şey?
AYLİN HANIM: Diğer uydularda yokuz herhalde. Bir tek Türksat’tayız galiba. Tüksat’a normalde her yerden ulaşılabiliyor.
ADNAN OKTAR:Vardır bir bildiği. Ama Murat o lafı düzelteceksin, gıcık olurum ben öyle. Erbakan Hocamız’a direk ismiyle hitap etmek. Ne haddine? Ne çileler çekti Erbakan Hocam, ne acılar çekti, ne iftiralardan, ne hakaretlerle karşılaştı. Dişi ile tırnağı ile o mevkiye geldi. Muhsin Yazıcıoğlu Şehidimiz de öyle. O mübarek ne çileler, ne ızdıraplar çekti. Kahpece bir tuzakla şehit edildi, inşaAllah.
CEYLAN HANIM:İkisi de son anına kadar mücahitti Hocam, hep şahit olduk.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Atatürk’ümüzün dindarlığına ait filme devam eldim, çünkü bir kısım hoplamaya başladı.
“Sayın Hocam, Atatürk konusunda derin bir yanılgı içinde olduğunuzu görüyorum” diyor. Atatürk olmasaydı, biz böyle konuşabilir miydik? Keserdiniz bizi kıtır kıtır.
Tamam,Atatürk’ü dinleyelim.
VTR-Atatürk Samimi Bir Müslüman’dı.
ADNAN OKTAR: Buyurun.
GÜLŞAH HANIM:Tabii Hocam, inşaAllah. Daha önce DNA’daki tamir sistemini anlatmıştık, bununla ilgili bir ek bilgi vermek istiyorum Hocam. Hücreler çoğalırken DNA’da bir tamir mekanizması var. Eğer bu tamir mekanizması olmazsa, anormal hücreler çoğalmaya başlıyor. Bu anormal hücreler, DNA’dan daha fazla çoğalarak, dokulara ve organlara yayılıyorlar ve kanser-tümör bu şekilde oluşuyor. Eğer bu hücrelerden bir tanesi kana karışırsa, diğer organlara da bu kanserin yayılması söz konusu olabiliyor. İşte Allah çok mükemmel bir sistemle yaratıyor, yani Darwinistlerin iddia ettiği gibi mutasyonlar hiçbir zaman faydalı olmuyor, hep yıkıcı etkisi oluyor Hocam, inşaAllah. O yüzden DNA’daki tamir mekanizması çok önemli, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kanserin ilmi olarak nasıl olduğunu anlatmış oldun. Eğer Allah bize böyle güzel bir sistemle, imkan vermiş olmasaydı, böyle güzel bir sistemle bizi donatmış olmasaydı, hemen kanserleşerek kısa sürede insanlar ölebilirdi, inşaAllah. Allah koruyucu, güzel bir mekanizma kurmuş, ama bazen kaderde Cenab-ı Allah o kişinin vefatına hükmettiğinde veyahut onu imtihan etmesi gerektiğinde, o hücrelere emir veriyor, onlar da o tarz bir eylemde bulunuyorlar.
Ceylan Hocam buyurun.
CEYLAN HANIM:İnşaAllah Hocam. Hocam, Allah’ın dünyayı ve güneş sistemini çok çok mükemmel bir yaşam aralığında yaratmasını açıklamak istiyorum bugün. Bunun normalde yakalanması çok zor. İlk önce uygun görürseniz ben Big Bang’dan başlayacağım. Eğer Big Bang’ın patlama hızı yüz bin milyon kere milyonda bir dahi küçük olsaydı, daha yavaş olsaydı patlama hızı, imkansızdı evrenin oluşması. Çünkü evren hemen içine çökecekti.
ADNAN OKTAR:Sırf şu bile, yaratılışın delili. Bakın, hassas ölçüye bakın, yani müthiş bir hassas ölçüyle ilk yaratılışla başlıyor zaten.
CEYLAN HANIM:Yine aynı bu kadar biraz daha hızlı olsaydı, yine evren oluşmayacaktı, çünkü bu sefer partiküller çok hızlı dağılıp birbirlerinden ayrılacaklardı ve kopacaklardı. Hiçbir şekilde gezegenler, yıldızlar oluşmayacaktı.
ADNAN OKTAR:Bir düşünün boşluk var, sadece boşluk; Allah “Ol” diyor, birdenbire milimetrenin milyonda biri kadar bile hata yapılmayacak şekilde, mükemmel bir patlama meydana geliyor ve bir anda evren oluşuyor boşluktan. Bu emri kim veriyor durduk yere? Boşluk, boşluk yani, sıfır hacim, sonsuz yoğunluk ve boşluk, birdenbire Allah’ın emriyle boşluktan kainat birdenbire oluşuyor. İlk emri, Allah’ın vermesiyle başlıyor ve birden zaman oluşuyor, bak zaman yok daha önce, daha önce zaman yok, birdenbire zaman oluşuyor ve mekan oluşuyor. Ne zaman var, ne mekan var, bir anda zaman ve mekanı Allah oluşturuyor.
CEYLAN HANIM:Hocam bu açıklamanız aslında çok önemli. Genelde insanların aklında sanki uzay boşluğu varmış gibi bir izlenim oluşuyor ve zaman varmış gibi. Halbuki dediğiniz gibi yok yani, onlar da yok daha öncesinde.
ADNAN OKTAR:Evet bak, daha önce sıfır hacim, sonsuz yoğunluk diyor, boşluk.
AYLİN HANIM:Hiçlik diye tarif etmiştiniz daha önce Hocam.
ADNAN OKTAR:Hiçlik tabii, bir anda Allah’ın “Ol” demesiyle beraber, anında zaman başlıyor. Durmuş bir saat düşünün, tık tık tık hemen başlıyor, birden zaman başlıyor ve birden mekan başlıyor. Daha önce ne zaman var, ne mekan var.
AYLİN HANIM:O düzen de hala korunuyor Hocam. Gezegenler arası uzaklık, dünyanın şu andaki sistemi, her şey korunuyor Big Bang’dan beri, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Aylin Hocam, buyurun sizden dinleyelim.
AYLİN HANIM:Estağfirullah, inşaAllah Hocam. Hocam, bakterilerin antibiyotik direncinden bahsedeceğim bugün. Çünkü Darwinistler bunu çok fazla kullanıyor kendilerine bir delil olarak. Halbuki bakterinin antibiyotiğe direnç gösterebilmesi, Allah’ın yarattığı çok büyük bir mucize, bakteriyi yaratması da Allah’ın çok büyük bir mucize, buna direnç gösterecek bir hal yaratması da çok büyük bir mucize. Bakteri antibiyotikle karşılaştığında pek çok yollarla direnç gösterir Hocam. Mesela ilkinde çok fazla çoğalır, birdenbire normalin belki 2, 3 kat daha fazlası çoğalır ki, antibiyotiğe o sıradadirenç gösterebilsin. Böylelikle antibiyotik yetersiz kalır ve o bütün vücudu istila etmeye devam eder. İkinci yöntemi; bakteri zaten antibiyotiği tanımaktadır, o yüzden onun nereden etki edeceğini bilir, o yüzden ona göre tedbir alır. Mesela, hücre zarına etki edecekse, hücre zarında hemen farklı proteinler oluşturur ve hücre zarının şeklini değiştirir, antibiyotik bunu tanıyamaz. Bunu kendi genlerinde değişiklik yaparak yapar bakteri. Üçüncü yol; gelen şeyi içeri pompalama veya hiç içeriye sokmama yönünde bir şeydir, bununda yine genetik bilgisini değiştirerek yapar. Dördüncü yolu; şimdi bazen antibiyotikler ya hücre zarına etki eder bakterinin yada içinde kullandığı enzime etki ederler. Bu tip durumda da eğer enzime etki edecekse örneğin; enzimi oluşturan yeri değiştirir, farklı bir yerden o enzimi üretmeye başlar. Çünkü antibiyotik gelip orayı engelleyecektir, bloke edecektir, oraya etki edecektir, farklı bir yerden enzim oluşmaya başladığı için, antibiyotik bunu bulamaz ve böylelikle bakteri çoğalmaya devam eder, etkisiz kalır yani antibiyotik. Beşinci yol ise; bu çok büyük bir harika maşallah, DNA’sında yaptığı, direnç genini geliştirdiği direnç genini ya başka bakterilere aktarır veya ortaya DNA parçasını bırakır; buna plazmid deniliyor, diğer bakteriler bunu alırlar ve daha önce kendilerinde geliştirirler. Bazen birkaç antibiyotiğe birden etki edebilir bu aldıkları gen. Bu çok büyük bir mucizedir, yani burada bakteri, açıkça akıl gösterir, yani başkalarına o DNA’yı vererek kendisinde olan bilgiyi paylaşır. Böylelikle antibiyotik hiçbir şekilde ona ulaşamaz. Yani bu evrimin değil, oradaki aklın kanıtıdır. Bakteri müthiş akıllı, Allah yarattı onu da. Hücre de çok akıllı, bakteri de çok akıllı. Fakat insandan daha akıllı, çünkü insanın oluşturduğu bir antibiyotiğe karşı direniyor, direnç gösterebiliyor. Çok çok büyük bir mucize bu, maşaAllah. Birde Hocam, bakteri kendinde olan genlerde zaten bunun bilgisine sahip oluyor. Çevrede, doğada olan her hangi bir antibiyotik maddesine karşı, o bilgiyi sahip olduğu için genetik bilgisini değiştirebiliyor. Bu da çok önemli, çünkü onu bilmesi nasıl olabilir? Yani Yüce Allah’ın yaratması dışında hiçbir şey açıklayamaz bunu, maşaAllah, elhamdülillah.
CEYLAN HANIM:İnsanlar antibiyotikleri daha icat etmeden önce, o bilgi onlarda oluyor zaten, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakteride akıl görüyoruz, kromozomlarda akıl görüyoruz, proteinlerde akıl görüyoruz. Her gün hayrete düşüyoruz; SübhanAllah diyoruz, SübhanAllah, maşaAllah, elhamdülillah.
AYLİN HANIM:Hocam birde, bakteri kendi kendinin genlerini bu şekilde değiştiren bir varlık. Mutasyona uğrayabiliyor, fakat hiçbir zaman mutasyona uğrayan bir bakteri, sonradan gelişip, başka bir canlıya dönüşmemiş. Bunu hep delil olarak kullanıyor Darwinistler ama böyle bir şey hiçbir zaman olmamış, olmaz da zaten. Bakteri yine bakteri olarak kalıyor. Kendi DNA’sında çeşitli varyasyonlar yapabiliyor ancak, onun dışında hiçbir gelişme kaydedemiyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Milyonlarca senelik dönemin, her dönemine ait bakteri fosilleri var, hep aynılar, hep aynı hep aynı. Son ana kadar, en başından en sonuna kadar bakteri gelmişler, hep bakteri gidiyorlar.
AYLİN HANIM:3.6 milyar yıllık bakteri fosilleri var Hocam.
ADNAN OKTAR:Milyar yıl. 100 milyon öncekine de bakıyoruz yine aynı, 200 milyon yıl, bir milyar yıl öncekine de bakıyoruz yine aynı, hiç değişikliğe uğramamış. Yani kaşı gözü çıkıp böyle samba yapmamış bakteriler, hep bakteri kalmış.
Evet, Atatürk’e son zamanlarda olumsuz yönde yaklaşan tipler var. Ama diyor ki: “Böyle yobazların hakkından, Allah’ın izniyle arslanlar arslanı Hocam gelir, inşaAllah” diyor Defne, doğru söylüyor.
Bir kere Nur talebesi diye bir şey olmazdı, direk asarlardı hepsini yani, Nur talebelerinin. Nasıl Nur talebesi olacak, olamaz. Mesela benim bu güzel canımı, sizleri hepimizi doğrardı bunlar ve şu an İngiliz işgali devam ediyor olacaktı. Yobazların azgınlığı ayrı kanaldan devam edecekti, kim bilir neler olacaktı, Allah vermesin.
AYLİN HANIM:Hocam, Müslümanlar için, çok önemli bir örneksiniz. Hem çok kalitelisiniz, çok modernsiniz, çok yüreklisiniz, çok kararlısınız, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Değerli Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Allah’ın Selamı Bereketi üzerinize olsun.”Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam, patlıcancı arkadaşa Üstad’ın söylediklerini hatırlatırken bir ara çok küçük bir bölüm de olsa şarkı söyler gibi oldunuz, ama tam söylemediniz, maşaAllah. Sesinize hayran kaldık. Hocam, patlıcancılar farkında olmadan da olsa, çok güzel bir şeye vesile oldular, maşaAllah.
“Selamun Aleyküm Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam her gün sizinleyim. Hayırlı geceler, sürekli dinliyoruz” diyor, Almanya Stuttgart’tan, Mithat Bektaş.
DİDEM HANIM:Hocam, Büyük Birlik Partisi Maltepe Teşkilatından, Maltepe Büyük Birlik Partisi Maltepe Radyoda program yapan Barbaros Siral kardeşimizin size çok özel selamı varmış.
ADNAN OKTAR: Ve Aleyna Aleyküm selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Bütün Büyük Birlik Partisi’nin koçyiğitlerine Alperenlere Selam, sevgiler, hürmetler. Onlar bizim canlarımız, inşaAllah. Saadet’in gençliği, Ülkücü gençlik; Türkiye’nin çimentosudur onlar, maşaAllah, bütün milletimiz gibi, maşaAllah.
“Almanya’da din çok ayrıcalıklı yaşanıyor” diyor. İşte Hz. Mehdi (a.s)’da, onu birleştirecek, inşaAllah.
Mustafa Aydın; “MaşaAllah, anlattıklarınız çok hoşuma gidiyor” diyor. “Münafıkların kudurması çok hoşuma gidiyor” diyor, kardeşimiz.
Berkan Beker; “Sayın Hocam, çalışmalarınızın takipçisi ve hayranıyım. Yayınınızda Atamız ile ilgili bölüm yine takdire şayandı. Talebeniz olmak istiyorum inşaAllah. Saygı ve hürmetlerimle” diyor. Ben de sizin talebenizim, inşaAllah. Bediüzzaman’dan göndermiş kardeşimiz, Şualar 605; “Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli lâm’lar ve mim ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra” yani 2012 ediyor, “zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Hazret-i Mehdînin şakirtleri (talebeleri) olabilir”diyor. Şualar 605.
Şimdi bizim süper zekamızı konuşturalım.
VTR- Cübbeli Kıyametin Eşiğinde Olduğumuzu Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Tülay, Damla ve Mehtap Hocalarım hoş geldiler. Mehtap Hocam sizden bir ayet dinleyelim, inşaAllah.
MEHTAP HANIM:Başüstüne inşaAllah Hocam. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah adına gerektiği gibi mücadele edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi)” diye buyuruyor Allah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Tülay Hocam senden de bir ayet dinleyelim.
TÜLAY HANIM:İnşaAllah. İhlas Suresi’ni söyleyeceğim Hocam. Kovulmuş şeytandan Rabbime sığınırım. “De ki: O Allah, birdir. Allah, Samed'dir (herşey O'na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır). O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Ve hiçbir şey O'nun dengi değildir.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Özellikle ahir zamanda, Hıristiyanlığın, Muhammediliye kâlbolacağını biliyoruz, inşaAllah. Ahir zamanı da anlatan bir ayet o aynı zamanda. Son ayetler genelde ahir zamana işarettir. Her devre bakmakla beraber, özellikle ahir zamanın bu fitnesine, teslis belasının, teslis hastalığının ortadan kalkmasına bir ilaç olarak Cenab-ı Allah, o ayeti indirmiş. “Allah birdir” diyor Cenab-ı Allah.
Damla Hocam buyurun.
DAMLA HANIM: Hocam mürekkep balığı ile ilgili bir detay vermek istiyorum. Filmi de vardı. Mürekkep balığı bir kamuflaj yapıyor, düşmanlarına karşı kendini korumak için. Elleriyle kendi üstünü kuma kaplıyor. Sadece gözleri görecek şekilde etraftan korunmak için.Kendini toprağın içine gömüyor Hocam. Elleriyle dekendi toprakta üstünü kapatıyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir tek gözler dışarıda herhalde.
DAMLA HANIM: Onlarla da etrafı kontrol ediyor.
ADNAN OKTAR: Ne uyanık.
DAMLA HANIM: Sizin sitenizde de var bu, yaratilismuzesi.com da. Bu hayvanın, mürekkep balığının fosili de var. 148 milyon yıllık, 95 milyon yıllık, bugüne kadar hiçbir değişikliğe uğramamış bu hayvanlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah’ın hikmeti. Ne kadar çok fosilleri var. Yani fosil olması zaten bir mucize. Allah, delaletin kalelerini yıkmak için, Müslümanlara o kadar güzel deliller vermiş ki Cenab-ı Allah. Fotoğraf gibi kalmış. Çok şaşırtıcı. O kadar mükemmel ki. Bir tane, iki tane, on tane değil. Çok fazla mürekkep balığı fosili var. Kalıp gibi kalmış, maşaAllah. Mustafa Aydın. Zafer kardeşimiz. Tabii ki Peygamberimiz (s.a.v.) en büyük olan odur. Bütün peygamberlerin, bütün velilerin üstündedir Peygamberimiz (s.a.v.), inşaAllah.
“Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun” diyor. Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Matematikte zorlanan kardeşlerimiz için 7000 eksi 5600 eşittir zaman ahir zaman, eşittir tevilciler iş başında, narcılar uykuda.” Diyarbakır’dan bir kardeşimiz yazmış, maşaAllah. Aferin güzel.
Samet Zengin. “Selamun Aleyküm, Seyyid Muhammed Adnan Oktar Hocam.’’ Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Öncelikle o Tv kanalındaki size yapılan onca sataşmaya karşın, siz Kuran terbiyesiyle, sevgiyle ve kardeşçe yanıtlar vererek, en yakışık alan davranışı sergilediniz. İnşaAllah, bizlere de çok güzel örnek oluyorsunuz canım Hocam. Bir de size bir müjde verebilirim. Üniversitemizde bir konferans ayarlamaya çalışıyorum. O iş bitti sayılır. Önümüzdeki hafta rektör yardımcısı ile görüşüp bitireceğiz, inşaAllah. Bu arada rektörlükten çok tanıdığım oldu. Sizin sayenizde bayağı bir süksemiz de oldu. Tabii şaka yapıyorum canım Hocam. Bizim sükseyle tabii ki işimiz olmaz. Tek amacımız Allah rızasıdır, inşaAllah. Bir de sonra sizinle görüşmek isterim, çünkü danışmak, konuşmak istediğim konularım var, inşaAllah” diyor. Tamam gel bakalım, inşaAllah. “Maddenin aslı ile ilgili bir konuşmanız olmuştu. Onları bir açık anlatır mısınız Hocam?’’ diyor. Onu 2012’lerde anlatalım. Şimdi değil. Şimdi anlatırsak biraz şoka giriyorlar, 2012 onun için daha uygun, inşaAllah. Daha önce biraz anlatacak gibi olduk. Ben birkaç kişide denedim, üç dört kişide denedim, çok şiddetli zorlandılar, şiddetli heyecanlandılar. Onun için bir daha yapmadım. Birkaç gazeteci arkadaş da yazdı, “çok şiddetli etkilendiklerini” söylediler. Onun için onun vakti zamanı var. Acele etmeyin, inşaAllah.
Hocam sen anlat.
DİDEM HANIM:Tabii, inşaAllah. Fransa’nın Strazburg şehrindeki Zenith fuar merkezinde sizin eserlerinizin sergilendiği standı açan ve başında duran kardeşlerimiz, size bazı resimler gönderdiler. Orada hem Emir kardeşimiz, hem Yasin kardeşimiz konferans verdi fuara katılanlara. Size sevgilerini, hürmetlerini iletiyorlar.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah koçyiğitler, çok güzel hizmetleri, çok da muhteşem olmuş, heybetli görünüyorlar, maşaAllah.
DİDEM HANIM:Hocam Emrah, Selami, Süleyman, Muhammed, Yasin, Esen, İsa, Murat ve Emir kardeşlerimizin emeği var.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Allah hepsine bereket, bolluk, güzellik, iyilik, hayırlar nasip etsin. Hepsine hidayet nasip etsin. Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa (a.s)’a talebe eylesin, hepimizi onlarla birlikte, Allah mutluluk, sevinç versin. Allah zafer versin. İlimle, bilimle, akılla, inşaAllah.
DİDEM HANIM:Hocam Taraf Gazetesi’nde yazar olan ve iddia edilen Ergenekon örgütüne karşı mücadelesi ile tanınan Mehmet Baransu, Twitter’da Ekşi Sözlüğe karşı bir mücadele başlatmış. “Ekşi Sözlük’te, Allah’a, Peygamberimiz (s.a.v.)’e ve dinimize yönelik haşa çok çirkin ifadelerin yazıldığını, bu ifadeler ile ilgili suç duyurusunda bulunduğunu” açıklamış.
ADNAN OKTAR:Aferin, maşaAllah.
DİDEM HANIM:“Bu ifadeler Ekşi Sözlük’ten çıkmadan, bu mücadeleyi durdurmayacağını, bu konunun gerekirse mecliste görüşüleceğini” yazmış. “Bu rezilliğe karşı tüm milletimizin bir mücadele başlatması gerektiğini, yoksa ahirette Allah’a ve Peygamberimiz (s.a.v)’e karşı utanç içinde olacaklarını” dile getirmiş.
ADNAN OKTAR:Kim bu delikanlı, maşaAllah.
DİDEM HANIM:Mehmet Baransu’nun resmi var.
ADNAN OKTAR:Aferin bu arslana, maşaAllah. Hayret, maşaAllah. Yani dindar bir delikanlı öyle mi?
DİDEM HANIM:Herhalde evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Dinden yana, haktan yana, iyilikten yana. Aferin, maşaAllah. Aferin Mehmet’e. Allah hidayet versin. Allah ömrünü uzun etsin. Arslanımız, maşaAllah. Biz bunlara çok kere dava açtık değil mi? Hatta kapatıldı. Dava açtılar, kapatıldı Ekşi Sözlük bir ara. Halen de devam ediyor.
DİDEM HANIM:Bu arkadaş, bizim arkadaşlarımızla da görüşüyormuş, son günlerde daha da dindarlaşmış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Aferin, maşaAllah. Çok güzel. Taraf Gazetesi. Aferin Taraf’a, maşaAllah.
DİDEM HANIM:“Benim için tek ölçü, Kuran ve sünnet” demiş geçenlerde.
ADNAN OKTAR:Bayağı dindar demek ki. Aferin çok güzel, maşaAllah. Allah zihnine açıklık versin, Allah ilmini arttırsın, şerirlerden korusun, Allah gazasını mübarek etsin, maşaAllah. İlimle, hukukla, akılla, fikirle, çok güzel, inşaAllah. Tülay Hocam çok güzel insansın.
TÜLAY HANIM:Sizin güzelliğinizin yanında çok az kalır, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Tülay kaç yıldır talebemsin?
TÜLAY HANIM:23 yıllık Hocam.
ADNAN OKTAR:Arslanım benim, maşaAllah. Canım benim. Annen seyrediyor mu?
TÜLAY HANIM:Evet devamlı. Sabaha kadar oturuyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, ne tatlı insan.
TÜLAY HANIM:Size selamlarını söylüyor. Sizin vesileniz ile namaz kılmaya başladı.
ADNAN OKTAR:Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Anneye buradan selam. Ellerinden öpüyorum, inşaAllah.
Şeyh Ahmed Yasin Hocamızı dinleyelim. O mübarek Hocamızı da Allah şerirlerin şerrinden korusun. Ama özellikle canımız, sultanımız Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Hocamız’a da buradan selamlarımızı iletiyoruz. Ellerinden hürmetle öpüyoruz. Hepimiz canımız gibi seviyoruz Hocamızı, maşaAllah.
VTR- Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s)’ın Zuhurunun Çok Yaklaştığını Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Misafirlerimiz var. Hocam hoş geldin.
ZEYNEP HANIM:Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR:Bulgaristan’dan gelmiş, sonra Müslüman olmuş, dünya tatlısı bir kardeşimiz.
ZEYNEP HANIM:Elhamdülillah, vesilenizle.
ADNAN OKTAR:Kaç yıldan bu yana talebemsin?
ZEYNEP HANIM:10 yıl, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, aslansın sen aslan. Başlangıçta Ortodoks muydun?
ZEYNEP HANIM:Evet, sonra Müslüman oldum sizin vesilenizle.
ADNAN OKTAR:Bir kısım avanaklar diyor ki; “Sakın Hıristiyanlara yanaşmayın. Onları kesmek lazım, sakın konuşmayın” diyorlar. Bakın biz konuştuk, şefkat ve sevgiyle yaklaştım, Allah imanına vesile etti, maşaAllah.
BETÜL HANIM:Birçok insana o şekilde vesile oluyorsunuz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hocam nasılsınız?
BETÜL HANIM:Çok iyiyim Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Anne nasıl? Geçenlerde geldi.
BETÜL HANIM:Evet geldi. Programı da izliyor, takip ediyor, bayağı seviyor, dua ediyor bizim için, “sizin için dua ediyorum” diyor.
ADNAN OKTAR:Hocam buyurun bir ayet okuyun.
BETÜL HANIM:Tabii inşaAllah. Bakara Sûresi 255. ayet; Ayetel Kürsi’yi söylemek istiyorum, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Allah. O’ndan başka ilah yoktur. Diridir, kâimdir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın O’nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Allah, ilmini irfanını artırsın.
Ebru Hocam buyurun, sizden dinleyelim.
EBRU HANIM:Hocam, Allah razı olsun. Siz, Allah’ın yüceliğini bilimle bize göstermenin yolunu açtınız, maşaAllah. Ben biraz önce bakteri kamçısının detaylarından bahsettim. Saniyede 1500 devirde olduğunu, dünyadaki mühendislerin yaptığı en gelişmiş motordan çok daha hızlı olduğunu, yüzde yüz enerji dönüşümü sağladığını, aynı zamanda mekanik olarak da, insanın tasarlayabileceği tarzda tam uygun bir şekilde olduğunu göstermiştik. Elektromikrografi ile çektikleri resimlerde çok net anlaşılıyor. Bütün dünya şaşırmış zaten bu resimlere. Bir filmimiz daha var, onu gösterebiliriz. Bu proteinler nasıl taşınıyor ve bu olağanüstü makine nasıl yapılıyor, Allah nasıl yaratmış, onu gösterebiliriz; öncelikle iki taşıma proteini birleşiyor, bu flagellar proteini de onlara katılıyor, üç protein birlikte bu motorun kapısına kadar geliyorlar. Normalde bu kapı açık değil, fakat bu proteinler ayrı ayrı dolaştığında geçemiyorlar, ama bir araya geldiklerinde kapı açılıyor. ATP hidrolizi yoluyla bu iki taşıyıcı protein serbest bırakılıyor, tekrar flagellar proteinini almak için, burada yukarıya doğru bağlandığını ve kapıya geldiğini görüyoruz bu yapının. Şimdi protein oradan amino asit zinciri haline dönüşüyor, yani katlandığı şeklinden çıkartılıyor, düz amino asit zincirine dönüşüyor. Çünkü orası çok dar geçmesi gereken kanal, dışarı çıkması gerekiyor. Yukarıda tekrar proteinin fonksiyonunu görebilmesi için tekrar katlanacak, olması gereken üç boyutlu şekline dönecek.
ADNAN OKTAR:Yani bunları bilip de iman etmemek, ben düşünemiyorum. Artık ne diyeyim ben bu insanlara.
EBRU HANIM:Şimdi burada bakteri kamçısının kanca kısmı var, onun nasıl yapıldığını görüyoruz. O da çok önemli, çünkü 55 nanometre olduğunu görmüşler. Bakteri kamçısının uzunluğu her zaman değişiyor, fakat kanca kısmının bütün bakterilerde 55 nanometre olduğunu görmüşler. Mutasyona uğramış bakterilerde, normal fonksiyonunu göremediğini görüyoruz, bu kanca kısmının daha uzun yada daha kısa olduğu yerlerde. Peki bakteri nasıl oluyor da bu kancanın uzunluğunu biliyor ve ona uygun bir üretim oluyor? İşte burada başka bir molekül devreye giriyor. Buna auto-catalytic cleavagedenilen bir protein var. Bunu yine elektromikrograflarda görüntülüyorlar. Biraz önce bahsettiğim mutasyonlar -ekranda sol tarafta- normal hareket edemiyorlar, normal hayatta kalamıyorlar zaten bu şekilde olunsa. Diğer tarafta uzunluğu 55 nanometre olan kancalı bakterileri görüyoruz, onlar normal hareket ediyor. Burada tekrar proteini yukarı doğru, o ince 2 nanometrelik kanaldan geçebilmesi için, açıldığını görüyoruz. Şimdi protein yukarıda tekrar katlanıyor,olması gereken şekline dönüyor. Şimdi burada auto-catalytic cleavagededikleri kancayı oluşturan mekanizmada, çok hayati görev yapan bir protein var yine; bu kancanın uzunluğu tamamlandığında protein gönderimini yavaşlatıyor ve başka bir protein gidip kancanın uzunluğunu ölçüyor. Hatta yanlışlık olmasın diye de birkaç kere ölçüyor.
ADNAN OKTAR:Yani, insan aklının çok çok üstünde bir akıl, maşaAllah.
EBRU HANIM:Allah bakterileri yarattığı ilk andan itibaren böyle muhteşem bir sistem kurmuş. İnsanlar gerçekten incelediklerinde hayrete düşüyorlar, maşaAllah. Bunun evrimle açıklanması mümkün değil.
ADNAN OKTAR:Evrimciler bilimin böyle başlarını belaya sokacaklarını bilseler, bunlar bilime bütün güçleriyle karşı koyarlardı. Bilimi savundular, bilimi savundular, bilim de onları ham yaptı.
EBRU HANIM:Hocam, Allah sizi vesile etti, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Onlar zannetti ki bilim dinsizliği getirecek. Baktılar bilim; dinin tam açıklayıcısı, tefsircisi. Çok muhteşem oldu, Allah kendi oyunları içerisinde kendilerini boğmuş oldu, maşaAllah.
Atatürk olmasaydı, Hz. Mehdi (a.s) olmazdı söyleyeyim. Atatürk İslam alemi için, bütün Türkiye için bir nimettir. Kuran Müslümanlığını yaşamak için, Atatürk kapıyı açmıştır. Kuran Müslümanlığının kapısı kapanmıştı, hurafe Müslümanlığının kapısı sonuna kadar açılmıştı, Atatürk Kuran Müslümanlığının kapısını açtı ve Türk İslam Birliği’nin temelini kurdu, İttihad-ı İslam’ın temelini kurdu. Münafık sistemi ortadan kaldırdı, milyonlarca münafık türeyecekken sayılarını minimuma indirdi. Atatürk’ün vesilesiyle olmuştur. En basit örnek veriyorum; şu an böyle bir sohbet olmuş olsa, yobaz hakimiyeti olduğunu düşünün, Allah vermesin, ne olur? Bizi burada daha kapıda alırlardı yani ve teker teker doğrarlar. Yani yobazın, münafığın vicdanı simsiyahtır, aklı simsiyahtır, manyaktır; yobaz eşittir manyak, yani süper manyaktır yobazlar. Ve çok acımasız kahpe ve kalleş olurlar, nefret dolu ve kin dolu olurlar. Kandır bunların gıdası kan, çok alçaktırlar. O onu keser doğrar, o onu keser doğrar. Zaten iki lafın başı kandır bunların sözü, kandan bıçaktan kılıçtan başka laf söylemez bunlar. Süper aşağılıktır bu taife; Atatürk de bunların hakkından gelmiştir. Helal olsun. Hayırla, hikmetle Kuran’a davet etti onları bak, on binlerce Kuran’ı Anadolu’da dağıttırdı. Kuran adeta yasaklanmıştı, her yerde Kuran tefsiri yaptırdı. Elmalılı tefsirini kim yaptırdı? Atatürk. Buhari Şerif’i, Sahih-i Buhari’yi kim tercüme ettirdi? Atatürk. İmam Hatipleri, İlahiyat Fakültelerini kim açtırdı? Atatürk. Daha ne diyeyim? Diyaneti kurdurdu, ki devletin en büyük teşkilatı şu an Diyanet İşleri Başkanlığı. Disipline etti, düzgün hale getirdi, hurafeyi durdurdu, münafık karakterini durdurdu. Bakın, münafık it-köpek daha hala kenardan köşeden saldırmaya çalışıyor, ama bakın hırlıyorlar sadece münafıklar. O zaman direkt saldırırlardı işte. Atatürk’ün yaptığı; münafıkların sadece hırlayabileceği kadar bir sistem kurdu. İt gibi de korkaktır münafıklar, gizlice hırlarlar. Ama köpeklik yapmalarına engel oldu Atatürk ve işgali kırdı. Kaç ülke birden işgal etmişti Türkiye’yi, işgali kaldırdı, maşaAllah. Şu an İngiliz mandasında olacaktı burası İstanbul, Allah esirgesin. Antalya bölgesi gitmişti İtalyanlara, Ege Yunalıların, Yunan kontrolünde olacaktı, Antep, Maraş oralar Fransız kontrolünde olacaktı. Yine Pontus düşüncesi vardı, Karadeniz tamamen Rum kontrolüne geçecekti, Allah esirgesin. Bir tek İç Anadolu’yu Türklere bırakmayı düşünüyorlardı ki, onu zaten bırakmazlardı, inşaAllah. Bütün bunları bilmenize rağmen, bu Atatürk muhalifliği nedir böyle? Nasıl bir vicdanınız var? Nimete nankörlük etmiş oluyorsunuz. Aklınızı başınıza alın.
Evet, şimdi biraz iman hakikati filmi seyredelim, sonra devam edeceğiz, inşaAllah.
VTR-Hücredeki Eşsiz Üretim Protein Sentezi
ADNAN OKTAR:Şimdi, bir insanın bin tane yönü haksa, üç tane de hak değil gibi görünürse, hangi yönüne biz hüsn-ü zan ederiz? Bin yönüne hüsn-ü zan ederiz değil mi? Üç tane yönüne suizan etmeyiz. Bir insan camiye gidiyor, Kuran okuyor, namaz kılıyor ama bakıyoruz küfür bir söz var üslubunda. Biz bütününe bakarız, hüsn-ü zan esastır. Yani o kadar hüsn-ü zan yönü varken, üç tane küfür yönünü görürsek, bu olmaz. Bu herkes için geçerlidir. Çünkü bize küfür gibi geliyordur, ama birde bakarız ki değildir. Nereden biliyorsun, değil mi? Mesela Cem Karaca, rahmetli komünist biliniyordu, biz onu tekbirlerle, salavatlarla, dualarla uğurladık. Demek ki bilinmiyormuş. Hak hali esastır. Ama bazen başka türlü de olabilir olaylar, bizim hiç bilmediğimiz şekilde olabilir.
Diyor ki, şeytandan Allah’ sığınırım, Kehf Sûresi 67. ayette, Hz. Musa (a.s)’a Hz. Hızır (a.s): “Dedi ki: Gerçekten” bak ‘gerçekten’ diyor, “Sen benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin.” Çünkü hikmet gözüyle bakmayacaksın, çıkaramazsın diyor,68-“(Böyleyken) Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?” Özü çok önemlidir ‘özünü kavrayamazsın’ diyor. 70-“Dedi ki: Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma” yani bu niye böyle oldu, şu niye şöyle oldu diye sorma, çünkü bir bildiğim var anlamında, “Ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar” ne zaman öğütle söz edip anlatacak? Vakti geldiğinde, o vakte kadar sükut edeceksiniz. 72-“Dedi ki: Gerçekten benimle birlikte olmaya sabır göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?” Hz. Mehdi (a.s)’ın da anlatımlarına insanların bir kısmı kesinlikle güç yetiremeyecektir. Kuran onu anlatıyor, ona işaret ediyor. Hz. Mehdi (a.s)’da, Hz. Hızır (a.s) halleri vardır, talebelerinde de Hz. Hızır (a.s) halleri vardır, inşaAllah. 75-“Dedi ki” bak defalarca söylüyor, “Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?” Bir daha söylüyor. Sonra hikmetini açıklıyor, dedikleri doğru, hikmetli, inşaAllah. Anlayamadım diyen olursa, tabii biz yine ona anlatacağız, inşaAllah.
DİDEM HANIM:Hocam, Mehmet Ali Bulut Ağabeyimiz’in, bugün Haber 7 sitesinde güzel bir yazısı vardı.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
DİDEM HANIM:Şöyle demiş: “Arap coğrafyasında yaşanan karmaşanın çözümünü sadece hükümette ararsanız, işin içinden çıkamazsınız. Ancak tüm bunlar Allah’ın kontrolünde gelişiyor” diyerek, “bu gelişmelerin Muhbir-i Sadık’ın (s.a.v.)’da dediği gibi ‘Ahir zamanda gerçekleşecek olan İslam’ın’ doğum sancıları olduğunu” bildirmiş. Bu sözlerle yazısına şöyle devam etmiş: “Yakın bir gelecekte Şam bir eyaletimiz olacak, Kafkas ve Balkanlar ve Asya tarlaları İslamiyet’in ziyasıyla yeniden neşvü neva bulacak. Bu hükümet gitse, yerine daha iyisi gelecek; hem de vaktidir ki gelsin. Talut vazifesini yaptı, şimdi sıra Davut’un devleti adaletle merhametle ve maharetle inşasında. Onun vakti de hayli yaklaştı. Davut’un kim olduğunu elbette yakında göreceğiz.”
ADNAN OKTAR:Bu insan tabii Hz. Hızır (a.s) talebesi, Hz. Mehdi (a.s)’ın dolaylı yoldan talebesi, çok mübarek, muhterem, Müberra, halis-muhlis Müslüman olan, çok candan olan muttaki bir insan. Her yerde böyle güzel ahlaklı, yüksek seciyeli insanlar çoğalmaya başladı. Sadece Allah’tan korkan, Allah’a tam teslim olmuş muhterem insana, buradan selam ediyoruz. Allah ilmini, irfanını, basiretini artırsın, ferasetini artırsın, hidayet nasip etsin. İlminin vüs’atini ve kariasını Allah genişletsin, inşaAllah. İlminden müstefit olmayı Allah Müslümanlara nasip etsin, hayırlar nasip etsin, uzun ömür nasip etsin, inşaAllah.
Bugünlük bu kadar, inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Radyo programları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...