BERİL HANIM: Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza hoş geldiniz. Konuğumuz Yasemin Hanım ve Mehtap Hanım. Hoş geldiniz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Beril Hocam ayet mi söyleyeceksin?
BERİL HANIM: İnşaAllah Hocam. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde, o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün” diye buyuruyor Allah inşaAllah, Nisa Suresi, 61’nci ayetinde.
YASEMİN HANIM: Euzübillahimineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim. “De ki: İnsanların Rabbine sığınırım. İnsanların malikine, İnsanların (gerçek) İlahına; Sinsice, kalplere vesvese ve şüphe düşürüp duran' vesvesecinin şerrinden. Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içlerine kuşku, kuruntu fısıldar); Gerek cinlerden, gerekse insanlardan (olan her hannas'tan Allah'a sığınırım).”İnşaAllah.
MEHTAP HANIM: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 51)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah’a tevekkül, dünyadaki en büyük konfordur; İman ve Allah’a tevekkül. Ne kadar rahat, bütün telaş, bütün ızdırap, bütün sıkıntı kökten kalkmış oluyor. Çünkü kaderde her şey olup bitmiş. Olup bittiğine göre, telaşın anlamı ne?
Hazır filmlerimiz var mı? Dinleyelim.
VTR-Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Dini Liderler Zirvesi Toplantısı
ADNAN OKTAR: Şimdi bu konuşma ne? Mehdiyet’tir. Cumhuriyet tarihinde olmayan bir konuşma. Muhteşem, muhteşem, muhteşem, yedi ceddine rahmet olsun Başbakan’ın, helal olsun, çok güzel konuşmuş, çok tarihi bir konuşma, tekrar tekrar dinlenilmesi, tekrar tekrar yayınlanması gereken, muhteşem bir konuşma. Ayet ayet Kuran, adım adım İslam. Mehdiyet gürül gürül geliyor. Modernlikle, demokrasiyle, aydınlıkla, bilimle, sanatla, estetikle, güzellikle. Yobazlık gittikçe eriyor, Başbakan’ın konuşması yobazlığa muhteşem bir tokat. Yobaz zihniyete, deccal zihniyetine muhteşem bir tokat. Helal olsun, İçişleri Bakanımızın da yeni konuşmasını çok beğendim. Tek devlet, tek bayrak, devlet millet muhteşem. Aynı Başbakan’ın ifadesi. Ama Başbakan’dan istirham ediyorum, komünist harekete faşist hareket deyip, bilimsel mücadeleyi tamamen felç edecek bir şeye sebep olur öyle derse, bunu yapmamasını rica ediyoruz. Şimdi Stalinist, Leninist harekete, faşist hareket dersek, nasıl ilmi mücadele yapalım? Ne diyeceğiz, nasıl açıklama yapacağız? Diyalektik felsefeyi nasıl eleştirelim. Darwinizm’i, materyalizmi eleştireceğiz, Marksizm’i eleştireceğiz, geçersizliğini ispat edeceğiz, adam diyecek ki;“Sen neyi eleştiriyorsun? Karşında komünist yok ki faşist var. Sen faşizmi eleştirmiyorsun, faşizmi eleştiriyorsun” diyecek. Bütün sistem biter, çok çok yanlış olur. İçişleri Bakanı’ndan istirham ettiğimiz bu konuda, cesur atağından dolayı onu tebrik ediyorum. Tam rica ettiğimiz günün ertesi günü konuşmasını yaptı, çok güzel. İşte “belagatlı konuşmuyormuş.”Kardeşim icraatına bak sen. Edebiyatçı değil ki o, İçişleri Bakanı. Kardeşim gergin ortam, zor ortam, insan ağzından ne çıkacağını kolluyor adamlar. Şimdi mecburen temkinli oluyor. Ben de gördüm, hakikaten mesela bizim katıldığımız bir konuşmada, hakikaten acayip temkinli konuşuyor ama durumun kritikliğinden. Normal bir sohbet ortamı olsa, cayır cayır konuşur. Sen icraatına bak, komünizme karşı net tavrını aldı, helal olsun. Başbakanın bu konuşması da muhteşem, İttihad-ı İslam’ın imzası. Çok çok güzel, bayağı güzel.
Hazır filmimiz var mı başka?
DİLEM HANIM: Hocam, bir tane Saif Alİslam’la ilgili film var.
ADNAN OKTAR: Saif Al İslam, kimdir bu adam?
DİLEM HANIM: Kaddafi’nin oğlu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O salağı ısrarla uyardım, gitti sosyetede falan, o Avrupa sosyetesi, onlarla fink attı, artistik hareketler yaptı. Aklını başına al dedim, bak babanı da al oradan çıkıp gelin, Türkiye’ye gelin, konu yatışsın dedim. Bak babanı da asar öldürürler dedim, seni de öldürürler dedim. Sözümüzü dinlemedi. Gözleri dört misline çıkmış korkudan, salak en sonunda dediğimi gördü. Şimdi adamlar, onu asmak için zemin bekliyorlar, ortam bekliyorlar. Göster.
VTR-Saif Al İslam.
ADNAN OKTAR: Saddam’ı uyardık Milli Gazete’de, üç gün üst üste köşe yazısı yazdım. Vakit Gazetesi, şimdi Anadolu’da Akit Gazetesi’nde, kapak sür manşet, kapaktan haber olarak yayınlandı yazısı. Her yeri uyardık, kendilerine haber gönderdik, gel ailenle beraber Türkiye’ye. Sonra bizim arkamızdan Pentagon’da açıklama yaptı bir hafta sonra;“eğer” dedi, “ailesiyle beraber çıkarsa, tamam biz sorun çıkartmayacağız” dedi. “Bir de İslami basını daha yakından takip edeceğiz” dedi, bizim yazıyı kast etti. Demek, dikkatlerini çekmiş bizim yazı. Acayip enaniyetli, enaniyetten uçuyor. Gelsinler işte görecekleri var, asarız, keseriz bilmem ne, işte oğlu da kabadayılık yaptı, kendi de kabadayılık yaptı, hepsini feci şekilde öldürdüler. Sözümü dinlemedi. Öbüründe Hz. Mehdi (a.s) diye ortaya çıkarttılar. “Bakın” dedim “bunu şimdi Hz. Mehdi (a.s) olarak ortaya çıkarıyorlar, bir süre sonra onu feci şekilde öldürürler, bakın Mehdinizde yok oldu, bu konu bitti derler” dedim, hakikaten onu da öldürdüler. “Mehdiniz bitti” dediler. Şimdi bu salağı da uyardık, oğlunu uyardık, bunlarda söz dinlemediler. Yani bu geleneksel bir kafa; Ortadoğu’daki yobaz kafası, birçok kişi de var bu yobaz kafası. Ancak belalarını bulunca akılları başlarına geliyor. Şimdi ben İran’a da diyorum; görünmez Mehdi inancı çok tehlikeli. Yani insanlar,nefsi müdafaa zorunda kendini hisseder. Baya tehlikeli bir şey yapmayın bunu diyoruz. Sünni kardeşlerimizde de var, onlarda görünmez olduğuna inanıyorlar. Yani böyle duvarlardan geçer, aynı aşağı yukarı, aynı kafadalar. Göklerde uçar,bir bağırır kaleleri yıkar, Cübbeli ile aynı üslup. Çok tehlikeli, böyle bir Mehdi’den bahsetmiyor Peygamberimiz (s.a.v.). Anlattığı Hz. Mehdi (a.s) son derece akılcı, sevgi dolu, barışı, kardeşliği savunan bir Mehdi, normal anadan babadan doğan bir Mehdi. İslam, makul bir zeminde imtihan yapar, Cenab-ı Allah bu şekilde yaratmıştır, İslam’daki imtihan bu şekildedir. Ama adamlar şimdi laf söz bakalım dinleyecekler mi, çağıracağız buraya bakacağız, inşaAllah. İran’la bağlantısı olan üst bürokratlar araya girmemiz için rica edici oldular, o geçenlerde konuştuğum o İranlı şahıs, İran’dan ileri gelenleri getirdi. İsrail’deki arkadaşlar görüşelim diyorlar, birçok kişi var, onları inşaAllah bir araya getireceğiz bir sulh yolu, bir mantık beraberliği, bir akıl beraberliği bir düzgünlük üstünde duracağız inşaAllah.
DİDEM HANIM: Ceylan Hocam, Ebru Hocam ve Gülay Hocam’ın katılımıyla programımıza devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Zulüm sistemini, deccaliyet sistemini, Müslümanları yola getirmek için dünyada hemen hemen her yerinde kepazelik yapıyorlar, ahlaksızlık yapıyorlar, “seni Allah’tan başkasıyla mı korkutuyorlar” diyor Allah ayette. Çok kahpeler, Müslümanları birbirinden ayırmak için küfür sistemi olmadık rezillikler yapar. Libya’da ayrı, Fas’ta ayrı, Mısır’da ayrı, bin bir türlü kepazelik yapıyorlar. Biz de var gücümüzle, bu deccaliyet sistemine karşı ilimle, bilimle mücadele veriyoruz inşaAllah.
“Selamun Aleyküm. Mehmet Baransu, PKK ve özellikle Ergenekon davası sürecinde cesur, dik duruşlu, elini taşın altına koymasıyla birçok saklı gerçeği gün ışığına çıkarmasıyla ünlü, namuslu, inançlı bir gazeteci, sahip çıkılması gerekiyor. Selam ve saygılarımla muhterem Hocam, İzzet Günlü, Malatya.” Mehmet Baransu, bütün Müslümanlar, bütün inananlar, hakkı, hakkaniyeti savunanlar, vicdanlı insanlar Mehmet Baransu’nun yanındadır. Bizzat ben, inşaAllah. Helal olsun, hak yolda, hakikat yolda yaptığı mücadelesinde, Allah selamet versin, Allah şerirlerden korusun, Allah inşirah ve ferahlık içerisinde hayat yaşamasını nasip etsin, inşaAllah.
Tamam, benim kız olan kardeşlerim çok güzeller, çok gösterişliler, çok nurlular ama imanlarından dolayı. Küfre karşı onlar müthiş bir tiksinti duyarlar, aptala ve akılsıza karşı da müthiş bir tiksinti duyarlar. Karaktersize karşı da tiksinti duyarlar. Onlara bu nuru Allah o şartla veriyor. Mesela aptal zannediyor ki, kaliteli bir insan ona da değer verir zannediyor. Kaliteli bir insan, aptala değer vermez sadece tiksinir, en fazla acır ve aşağılık görür, inşaAllah.
EBRU HANIM: İmana ve takvasına göre, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, takvaya göre Müslüman sevilir, aklına göre. Fitneci aptal, yobaz, it, kopuk, çakal, pislik böyle tipleri Müslüman hanımlar sevmez. Müslüman kardeşlerimizde sevmezler, ne beyler ne bayanlar öyle insanlara karşı kalplerinde bir muhabbet duymazlar.
Argun Ali; “Alman Hıristiyan kız arkadaşım var, çok iyi kalpli bir insan, gelecekte onunla evlenmem arkadaşımın Müslüman olmasını gerektirir mi?” Ali, sen evliliği niye yapıyorsun, ben onu anlayayım bir kere. Ahiret için yapıyorsan, takvayı esas alman lazım, imanı esas alman lazım. Nefsin için yapıyorsan, bu ne biçim nefistir ki, takva olmadığı halde o nefis bir anlam ifade ediyor. Takva olmadan nefis ölür, nefis çöker, nefis diye bir şey kalmaz. Tabii ki Müslüman olması için gayret etmen gerekir. Çünkü yazık o çocuğa da yazık, ahireti açısından yazık. Ben İncil’e bakıyorum, Tevrat’a da bakıyorum. Şimdi alenen Hz. İsa (a.s)’a “Allah’ın oğlu” diyor. Bu ne büyük felakettir, bu ne büyük felaket, ne büyük acıdır bu? Allah’ın oğlu olur mu? “Allah’ın oğlu” diyor, haşa. Bu nasıl inanç olsun, yazık değil mi o çocuğu o halde bırakacaksın? Ondan sonra mutlu olacaksın, eğleneceksin. Hayır evlenmen caiz ama takva yönünden olmaz. Takva da onun Müslüman olmasını istemen lazım, acıman lazım ona, yazık, günah değil mi ona?“Hocam zinadan korkuyorum ama olursa kız arkadaşımla evlenmem mecbur mudur ve evlendikten sonra hatam haram sayılır mı? Zina da bir insanın nefsi nasıl sağlam kalabiliyor, ben bunu anlamıyorum. Bir hırsızlık malını bir Müslüman’ın kullanması nasıl aşağılık ve tiksinti vericiyse, zina da nefsin bir hırsızlığıdır, bir gaspıve pis bir şeydir. Nefsin cinayetidir, ondan Müslümanlar nasıl zevk alsın? Nefis iptal olur. Nefis diye bir şey kalır mı? İnsanın beyni donar, aklı gider. Birisine işkence yaparak insan mutlu olabilir mi? Zina diyorsun, arkasından diyorsun ki;“korkuyorum.” Müslüman zaten zinaya istese de yanaşamaz. Zaten istemez de, velev ki böyle imkan bile olsa yanaşamaz. Tiksinir, gücü yetmez, aklı gider. “Son sorum Hocam, içimdeki Allah sevgisini daha da arttırmak istiyorum, ne yapmam gerek?” Allah diyor, Allah insanlar için;“zaluma ve celuha” diyor. Her gün onu düşünüyorum, mesela bu Fashion TV, her gün ben akşama kadar seyrederim açık olur televizyonda, uçuyorlar, kendi alemlerindeler, uyuyorlar adeta, hopluyor, zıplıyor, yürüyor gidiyor falan. Sanki haşa Allah’tan hiç haberi yok, bu nasıl bir akıldır. Ben her seferinde istiğfar ederken, onların hali aklıma geliyor, ne ürküntü verici bir durum. Artistlik hareketler, telefon dinliyor gibi yapıyor, telefonda mesajına bakıyor gibi yapıyor, duvara biri yaslanmış, birinin ayakkabısını gösteriyor. Nihayetinde lastikten veyahut plastikten veyahut kauçuktan parçalar. Ona seviniyor, çocuk gibi böyle çantaya bakıyor, bayram ediyor. Sanki çok önemli bir şeymiş gibi, ya eşek derisinden, ya at derisinden yapılmış bir şey yahut ne bileyim koyun derisinden yapılmış bir şey, ne oturup havalara giriyorsunuz? Bir sahibi var tombul bir şey, o da uçuyor havalarda, şişman her an ölebilir Allahualem, her an bir kalp enfarktüsünden falan, habire votka reklamı yapıyor. Bir Allah’tan, dinden bahset, ahiretten bahset. Sürekli hoplayıp zıplıyor, Japonlar, Çinliler, onları da kafalamışlar, onlarda gariban, onlarda onlarla beraber hopluyorlar. Kadeh kaldırmayı da bilmiyor böyle onlara gösteriyor nasıl yapacağını, alıyor direkt lüp diye içiyor, şaşırıyor oda, havaya kaldır gibisinden bir üslup. Bu garibanlıktır gidiyor, bir acayip durum. Mesela aslan gibi delikanlılar, çocukları abuk sabuk şekillerde boyuyorlar, şekilden şekle sokuyorlar, çocuklar kimi dilini çıkarıyor, kimi parmağıyla hareketler yapıyor falan. Onlara da böyle kişiliklerini garip hale getirmişler. Kızlara bakıyorum, göz kırpmalar falan böyle bir gözünü kırpıp açıyor, böyle anormal bazı hareketler görüyorum, yakışmayacak hareketler. Halbuki aslan gibi kızlar, ne kadar güzeller, onlar böyle kaliteli, kişilikli yönlerini geliştirseler, insan onlara aşık olur, acayip beğenir. Hep yazık oluyor diyorum, mesela düşünüyorum bakıyorum, hep yazık oluyor diyorum. İnanılmaz güzel kızlar var, inanılmaz güzel, delikanlılar da aslan gibiler. Hareketlerine bakıyorum, o kadar acayip hale getirmişler ki çocukları. Ellerinde fırçalar akşama kadar çocukların suratına alıyor onu sürüyor, bunu sürüyor, o saçlarını düzleştiren bir alet var elektrikli, çekiştiriyor çocukların saçlarını, zaten azıcık saçı var ne dayanacak ona, her Allah’ın günü, her Allah’ın günü elektrikli bilmem neler. Suratına oradaki yoğurtlu bir şeyler sürüyor, hepsinin cildi bozulmuş çocukların. Yaşlanmış artık yirmi üç yaşına geldi diyor, artık diyor son anlar, yirmi beş zaten bitmiş. Böyle hayat olur mu? Sonra hiç göremiyorsun o çocukları, yok oluyorlar. Arkasından yine körpe nesiller geliyor. Kişilikli olsalar benim anladığım anlamda, onlar ne şahane insanlar olur, inanılmaz güzel kızlar var ama inanılmaz güzel, acayip tatlılar, boylu poslu falan ama çocukların hep gönlü boş şeyle meşgul diyor ya, hep o moddalar, boş işler.
Bilal Luj;“Hocam, arkadaşlar çok modern, çok kaliteliler, çok hoşuma gidiyor. Hem dekolte hanımları çıkarıyorsunuz, hem çarşaflı hanımları çıkarıyorsunuz, herkesi kucaklıyorsunuz, bu çok güzel” diyor. Bakın aynı konuya o da değinmiş;“eskiden açıklar bizimi kapılılar sizin diyorlardı” diyor, “şimdi siz hepsine sahip çıktınız” diyor. MaşaAllah, aferin. “Coşkumdan ne diyeceğimi bilemiyorum, sevinç içerisindeyim” diyor, inşaAllah.“İslam’ı mükemmel yayıyorsunuz” diyor, “Cübbeli kafası, toplumu kasıyor” diyor. Doğru söylüyor tabii.“Çok küçük bir topluluğa hitap edebiliyor, ancak getto şeklinde yalanabiliyor böyle bir sistemle ve o şekilde de İslam yayılmıyor tabii ki” diyor. “Sizin kucaklayıcılığınız çok güzel, Allah sizden razı olsun” diyor, Bilal Luj kardeşimiz. Hazreti Bilal gibi maşaAllah, aferin.
“Bu yüzyılın nuru, değerli, gönüllerde saklı olan bir tane sevgili Adnan Hocam. “Bu yüzyılın nurlarından” diyeceğiz. Bu yüzyılın nuru dersen, asrın müceddidi olmuş olurum, Cübbeli’yle aynı iddialar olur, olmaz. “Çok şükür, yıllardır yalnızlığım sizinle bitti, televizyondan yalnızca bana ve aileme selam göndermenizi istiyorum. Yirmi beş senedir yalnızca kendimde ve ailemde saklı olan şeyi, sizle paylaşmak istedim. Adım ve soyadım Murat Aşkın, kimya mühendisiyim, bilimi ve Yüce Allah’ı çok seviyorum.Son altı yıldır hep beni size doğru Cenab-ı Allah yaklaştırdı. Yaklaşık bir seneyi geçkin her akşam sevinçle sizi izliyoruz ve sizin kim olduğunuzu çok iyi biliyoruz.” Evet, Adnan Oktar doğru. Çok güzel, uzun uzun kardeşimiz övmüş, maşaAllah. “Lütfen bana ve aileme o güzel nuraniyetinizle dua edin, sevgili Hocam” diyor, Murat Aşkın.
“Can parem, vize haftasına girmem rağmen, sizi bırakıp yatamıyorum. Sınavlarım için dua eder misiniz, sizi çok özledim, sınavlardan sonra yanınıza gelmek istiyorum izin buyurursanız. Burnumda tütüyorsunuz can parem Hocam, ellerinizden öperim.” Fatih Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden, Nurdan kardeşimiz.
“Internet hattı adıma olduğundan ilk benimle irtibata geçildi. Bende mail göndermedim. Çok özür dilerim. Ortak internet sebebiyle, buna sebebiyet olduğum için, özrümü kabul edeceğinizi düşünüyorum” diyor. “Internet hattımızı, okul pansiyonunda görev yapan ve sürekli orada ikamet eden yaklaşık 7-8 kişiden birinin göndermiş olma ihtimali var” diyor. Yaklaşık 10 kişinin kullandığı internet hattımızdan geldiği tespit edilen mailden dolayı çok üzgünüm” diyor. Bana yakışık almayan bir mail göndermiş kardeşimiz yahut birisi göndermiş. “Muş Asayiş Bürosu’ndan üç polis geldi eve” diyor. “Çalıştığım Muş EML’den ifade için emniyete götürdüler.” Gözaltına alınmışlar. Biz de kendimizi hukukla-kanunla savunuyoruz, inşaAllah. Kim yamuk yaparsa, kanunla-hukukla tepesine biniyoruz tabii. Sen orada mazlumsan, bir sorun yok. Ama kim yaptıysa, hesabını verecek. Ben kendime en ufak yamuk bir söz ettirmem, kanunla-hukukla tepesine bineriz. Ekşi Sözlük’te de öyleydi, hepsini topladılar, götürdüler emniyete, yana yakıla “Hocam özür dileriz, eline ayağına düştük, yapmayacağız, etmeyeceğiz” dediler, bende affettim. Yani hiçbir kıllığı kimsenin yanına bırakmam. Kanun-hukuk devletiyiz, hukukla yakalarına yapışırım, inşaAllah.
DİDEM HANIM: Hocam, Ekşi Sözlük’ün bir yazarına, bir buçuk yıl ceza talebiyle, dava açılmış.
ADNAN OKTAR: Evet.
Kardeşim bu kadar alimin de karşısında konuşmak da kolay değil. Gülay Hocamız’ın ilmi çok fazladır.
EBRU HANIM: Estağfirullah Hocam, alim sizsiniz, esas kaynak sizsiniz Hocam.
GÜLAY PINARBAŞI: Sizin ilminizin sadece bir yansıması, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
CEYLAN HANIM: Hocam, biz Darwinist-materyalist eğitilmiş, normal üniversite öğrencileriydik. Hep siz vesile oldunuz elhamdülillah, Allah razı olsun Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
EBRU HANIM: Sizin eğitimizle bu hale geldik, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah ilminizi arttırsın. Ebru Hocam sizin ilminizden dinleyelim.
EBRU HANIM: Tabii Hocam, estağfirullah. Bugün ışıklı denizanalarından biraz bahsedebiliriz. Işıklı denizanalarının bir videosu var. Deniz altında güzel bir görüntü veriyor. Gelen ışığı, bu sekiz sıralı, üzerinde tüycükleri olan kolları var. Buradaki tüycüklerin hareketi, dışarıdan gelen ışığı kırıyor. Tayflarına ayırıyor ve değişik renklerde, gökkuşağı renklerinde, akışkan şeklinde, dışarıya çok güzel bir görüntü veriyor.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, şuraya bak, çok şahane.
EBRU HANIM: Çok üstün bir teknoloji bu, çünkü dışarıdan gelen ışığın açısını hesaplayıp, kendisinin dışarıdan nasıl görüneceğini hesaplayıp, o tüycükleri belli bir sırayla hareket ettirip, ışığı nasıl kullanacağını çok çok iyi biliyor. Bu canlının fosili de var, fosilini de gösterelim isterseniz. Çift kapaklı bir fosil. Bu fosil orta kambriyen dönemine ait. Kambriyen döneminde yetiştikleri için 500-544 milyon yıl arası. Bu ışıklı denizanası yaklaşık 520 milyon yıl arası, orta kambriyen dönemine ait. Amerika-Utah’tan çıkarılmış. Ve yaklaşık 520 milyon yıldır hiçbir değişikliğe uğramamış ve aynı şekilde teknolojiyi Allah’ın yarattığı, bu güzel detaylarıyla kullanıyor, maşaAllah.
Kardeşim Malatya Malatya demişler, bu koçyiğitlerden bayağı mailler geliyor. Malatya, hakikaten delikanlı yatağıdır. Hayret yani her il ayrı. Mesela Erzurum delikanlı doludur, velidir. Elazığ, adı üstünde, Elazığ dendiğinde, aklı delikanlı gelir. MaşaAllah. İç Anadolu öyledir, Yozgat, Polatlı, delikanlı yatağıdır, maşaAllah. Bütün Anadolu öyledir, maşaAllah.
Ceylan Hocam, buyurun.
CEYLAN HANIM: İnşaAllah Hocam. Yakın zamanda okyanuslarda sadece yüzeyde ışığın gelebildiği yerde canlının olduğu zannediliyordu. Çünkü normalde besin üretmek için, ışığın kullanılması gerekiyor. Daha önce fotosentezi anlatmıştık Hocam. Fakat birde kemosentez diye bir olay var. Bunun için ışığa gerek yok, yalnızca kimyasal bileşikler kullanılıyor. İnorganik kimyasal bileşikler okside edilerek, bundan enerji elde ediliyor. Demir, azot, hidrat, kükürt, sülfür, metan gibi maddeler, inorganik bileşiklerden, sadece bunlar kullanılarak, hiçbir şekilde ışığın enerjisi kullanılmayarak enerji elde edilebiliyor. Ve 20. yüzyılın son çeyreğinde, okyanusların en dibinde yani binlerce metre altında, hiçbir şekilde ışığın ulaşmadığı yerlerde, kemoototrof, kendi kendine yeten ve kimyasal şekilde enerji elde edilen bakteriler olduğu ortaya çıktı.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ne ilim, ne irfan maşaAllah. Bu Ceylan Hocamızın ilmi, anlatılacak gibi değil. Devam et Hocam, maşaAllah.
CEYLAN HANIM: Siz hep önder oldunuz, örnek oldunuz. Allah razı olsun, hep sizin vesilenizle.
Hocam fotosentezde, klorofile sahip olan canlılar, fotonun gelip, o klorofile çarpıp, bir rezonans enerjisi elde edilmesinden kaynaklanan bir zincir reaksiyon enerji elde edebiliyorlar ve bu şekilde glikoz elde ederek, bunu kullanıyorlar. Fakat kemosentezde böyle bir şey yok. Ve kemosentez, dünyamız için çok önemli, sadece bu canlıların kendileri için bir enerji elde etmesi ve yiyecek elde etmesi için değil, dünyamız için de çok önemli. Çünkü biz azot kullanmamız gerekiyor. Hem bitkilerin, hem de hayvanların, hayatta kalması için, azota ihtiyaçları var. Azot normalde toprakta bitkilerin ve hayvanların organik çürümesinden meydana gelen amonyak şeklinde bulunuyor ve bu şekilde normalde kullanılamıyor ve bu şekilde kullanılamıyor. Fakat nitrifikasyon denen bir süreç var. Bu kemoototrof bakteriler, nitrifikasyona sebep oluyorlar. Mesela nitrit bakterileri var, bunlar amonyağı alıyorlar amonyağı okside ederek, nitrik asit üretiyorlar. Fakat bu nitrifikasyonun ilk aşaması, bu yeterli olmuyor. Çünkü nitrik asit tek başına kullanılamıyor bitkiler tarafından. Daha sonra nitrat bakterileri var. Nitrik asidi alıyorlar, onu okside ederek nitrat asidi elde ediyorlar. Ve bunun sonucunda kullanılan, açığa çıkan azotu, hem biz kullanabiliyoruz, hem de bitkiler kullanabiliyor Hocam, elhamdülillah. Bir de normalde yani okyanusun binlerce metre derinliğinde, bir insanı koysanız, yanına bir laboratuar koysanız, burada sadece metanları kullanarak, sülfürü kullanarak kendine karbonhidrat üreteceksin, bunu yiyeceksin deseniz, ölür o insan. Yani ne kadar yanında madde olursa olsun, laboratuvar da olsa, onu kullanarak bir şey elde edemez. Bir tane bakteri, Allah onda öyle bir sistem yaratmış, maşaAllah Hocam bütün dünyaya yetecek kadar bunu yapabiliyor, kemosentez yapıyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Gülay Hocam maşaAllah,Erbakan Hocam seni çok severdi rahmetli. Sen bizzat tanışmıştın, Erbakan Hocamla görüşmüştün değil mi?
GÜLAY PINARBAŞI:Evet Hocam. Kongrede karşılaşmıştık, o zaman tanışmıştık. Kendisiyle o zaman çok fazla bir konuşma imkanımız olmadı. Ayaküstü bir sohbetimiz oldu. Daha sonra kendisi beni büyük kızının Zeynep Hanım’ın Shereton’daki düğününe davet etmişti, orada bir görüşmemiz oldu. Bizle çok ilgilendi Allah razı olsun. Sizden övgüyle bahsetti, çok çok selamlarını sevgilerini söylemişti. Bir iki kez yine görüşmemiz olmuştu, kısa görüşmeler. Kendisi çok değerli bir insan, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Canımız Hocamız o bizim, canımız. Oğlu Fatih de bize Allah’tan bir emanet. Fatih’i mutlaka Saadet’in başında göreceğiz inşaAllah. Aferin Fatih’e bugün onun bir yazısını gördüm, bana gösterdiler; TV 5’te evrimle ilgili bir yazı çıkmış, hemen uyarıyor. Aferin benim canıma, aferin koç yiğidime. MaşaAllah, bakın geleceğin mükemmel lideri işte. Böyle lider gerekir bize, maşaAllah. Allah ilmini irfanını artırsın onun. Aferin, Erbakan Hocamız’ın kopyası adeta, onun ruhaniyeti, onun mücahide gücü, onun candanlığı, dürüstlüğü, delikanlılığı, mertliği üstünde. Aman kıymetini bilelim. Hocamızın evladına, hepsine değer verelim, hepsine korumak ruhuyla yaklaşalım. Fatih’i de mutlaka Allah’ın izniyle Saadet’in başında görmek istiyoruz, inşaAllah. Çok değerli. Aferin Fatih’e maşaAllah.
DİDEM HANIM: Hocam, Fatih Erbakan’ın Twitter’da bir yazısı vardı, okuyabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Oku bakayım.
DİDEM HANIM: Şöyle diyor, “Terörün kaynağında inanç ve iman zafiyeti vardır, komünist düşüncelerle, materyalist felsefeyle mücadele edip, imani vicdanı ön plana çıkarırsanız, terörün kökünü kurutmuş olursunuz.”
ADNAN OKTAR: Aferin benim aslanıma. Bir daha oku bakayım.
DİDEM HANIM: “Terörün kaynağında inanç ve iman zafiyeti vardır, komünist düşüncelerle, materyalist felsefeyle mücadele edip, imani vicdanı ön plana çıkarırsanız, terörün kökünü kurutmuş olursunuz.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bakın, tam Hz. Mehdi(a.s) üslubu, Mehdiyet üslubu. Darwinizm’i, materyalizmi çökertirseniz bu iş biter diyor, değil mi? Özetle, anlatmak istediği bu. Aferin Fatih’e, maşaAllah.
Bu Twitter’daki yazısı mı?
DİDEM HANIM: Twitter’daki yazısı evet.
ADNAN OKTAR: İyi güzel. Facebook’ta da var değil mi yazısı onun?
DİDEM HANIM: Facebook’ta da var evet.Hocam, TV 5’le ilgili yazdığını da okuyayım isterseniz.
ADNAN OKTAR: Oku.
DİDEM HANIM: “Bugün akşam TV 5’te yayınlanan bir belgeselde, ‘denizanaları evrim kitabında yerini alacaktır’ diye bir ifade kullanılmış. Evrim teorisinin propagandası istemeden de yapılmıştır. TV 5’in daha dikkatli olarak kaliteli bir yayın politikası izlemesi gerekmektedir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”
ADNAN OKTAR: Helal olsun Fatih’e, aslanım benim. Koç yiğidim, aslanım, aferin. Allah ömrüne bereket versin, şerlerden korusun. MaşaAllah, ondan çok güzel hizmetler bekliyoruz. Ben zaten ismini duyunca, tamam dedim. Erbakan Hocam öyle durduk yere Fatih ismini vermez. Çünkü Fatih küçük yaşta başa geçmişti. İnşaAllah Fatih’i de güzel böyle, iyi bir devlet adamı olarak, hizmet veren bir insan olarak görürüz, inşaAllah.
GÜLAY PINARBAŞI:Hocam Refah Partisi’ne üye olduktan sonra, kongreden sonra Sayın Erbakan’ın eşi Nermin Erbakan’la da sizin vesilenizle tanışma imkanım oldu. Diğer iki kızıyla da.
ADNAN OKTAR: Rahmetli annemiz, dünya tatlısıydı o, maşaAllah.
GÜLAY PINARBAŞI:Allah cennet eylesin yerini. Çok zarif kişiliği vardı, çok güzel ahlaklı bir insandı, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Senin Saadet Partisi’ne girdiğin yıl, Hocamız Başbakan oldu, maşaAllah. Bereketinle inşaAllah, Allah vesile etti. Sen kongrede çok güzel bir konuşma yapmıştın, ayet söylemiştin değil mi?
GÜLAY PINARBAŞI: Evet, kısa bir konuşma yapıp, sonra sonucunda ayet söylemiştim. Bayağı bir alkış kıyamet koptu maşaAllah. Çok destek ve teşvik gördüm, çok hoşuma gitmişti o zaman.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, helal olsun. Erbakan Hocamız koç yiğitti, öyle temkinli, korkak, ürkek, titrek değildi. Baktım Fatih de öyle, aferin, babası gibi o da. Böyle idareyi maslahatçı korkak, ürkek falan tipler, bunlar bir daha pek iflah olmuyor, pek bir şey çıkmıyor.
GÜLAY PINARBAŞI:Hocam Sheraton’daki düğünde Sayın Erbakan; “Hocamızın kitaplarını biz de okuyoruz” demişti, maşaAllah. Çok saygılı, çok tevazuluydu, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Erbakan Hocam benim kitaplarımı ömrü boyunca teşvik etti. “Harun Yahya kitapları okuyun, Harun Yahya kitapları okuyun”, nereye gitse “Harun Yahya kitapları okuyun” derdi. Herkes bilir.
EBRU HANIM: Son çıktığı canlı yayında yine elinde kitabınız vardı.
ADNAN OKTAR: Evet, sürekli yanında, maşaAllah. Dünya tatlısıdır Erbakan Hocamız, maşaAllah.
GÜLAY PINARBAŞI:Hocam bir dönem El-Aziz Gazetesi’nde sürekli, Sayın Erbakan için;“Hz. Mehdi(a.s)” diyorlardı, “beklenen Hz. Mehdi(a.s)” diye. Buna delil olarak da,“Harun Yahya kitaplarının müstear ismiyle Sayın Erbakan’ın yazdığını” söylüyorlardı ve “bizim Hocamız Hz. Mehdi(a.s)” diyorlardı, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabii Erbakan Hocam yazıyor.
GÜLAY PINARBAŞI:“Erbakan Hocamız, Darwinizm’i ve materyalizmi bu Harun Yahya kitaplarıyla bitirdi. Onun için beklenen Hz. Mehdi(a.s), o” diyorlardı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Erbakan Hocam yazıyordu tabii. Yani şöyle; Erbakan Hocam bizi yetiştirdi, biz de kitapları yazdık, inşaAllah. Dolayısıyla Erbakan Hocam yazmış oldu. Ben Erbakan Hocam’ın talebesiyim. Talebesi kitap yazdığına göre, kimden öğrenmiş? Hocasından öğrenmiş. Biz de, Erbakan Hocamız’dan öğrendiklerimizi yazdık. MaşaAllah, elhamdülillah.
Şimdi ne yapalım?
VTR - Cübbeli, Deccaliyetin Zuhur Ettiğini, Küfrün Sonunun Geldiğini Anlatıyor.
DİDEM HANIM: Programımıza Yasemin Hocam, Tuğçe Hanım ve Macaristan’dan Dora Hanım’ın katılımlarıyla devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Hocam buyurun.
DİDEM HANIM: Hocam Van’da küçük bir kardeşimiz soğuktan dolayı hayatını kaybetmiş, dün.
ADNAN OKTAR: Bu çok feci bir şey. Biz bunu kökten halloldu biliyorduk.
DİDEM HANIM: Altı buçuk yaşında küçük bir kardeşimiz. Kaldıkları naylon barakada aşırı sıvı kaybı ve soğuk algınlığından dolayı hayatını kaybetmiş.
ADNAN OKTAR: Çok acayip bir şey bu. Biz oradaki insanların, diğer illere taşınmasını rica etmiştik. Yapmadılar mı onu?
DİDEM HANIM: Bir kısmı herhalde oldu.
ADNAN OKTAR: Kardeşim özellikle çocuklar. Bunların bünyesi çok zayıf olur. Çocuklar bu soğuğa dayanamaz. Van’ın soğuğu çok şiddetlidir. Çadırda falan olmaz. Yani mutlaka civar illere taşınması gerekiyor. Yani Van’dan kardeşlerimiz bize yazsınlar. Ne gerekiyorsa yapalım, inşaAllah. Daha hala böyle devam ediyor olması çok vahim. Başbakanımızdan biz özellikle istirham ediyoruz, otobüs şirketlerinden istirham ediyoruz, civar illerdeki otellerden falan. Mesela her otel 3-5 kişi bile almış olsa, konu biter. Özellikle çocuklar. Okul yurtlarına, her yere yerleştirilebilirler, inşaAllah.
DİDEM HANIM: Şu ana kadar 8446 Vanlı yerleştirilmiş Hocam diğer illere.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, iyi çok güzel, maşaAllah, fakat süratlensin. El kadar çocuk, 6 yaşında, 3-5 yaşında, orada çocuk bırakılmaz bir kere. Çadırda çocuk olmaz.
Naif kardeşimiz; “Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Ahmed Muhammed Hocam. Başbakanımızın konuşması beni coşturdu, maşaAllah. Yedi ceddine rahmet olsun, elhamdülillah. Resmen Türk-İslam Birliği’ni savunuyor, maşaAllah. Hayırlı sabahlar” diyor. Bakın gayet güzel. Bizim milletimiz hayırdan, güzelden yanadır, maşaAllah.
Necmettin Ergin; “A9 broşürlerini dağıtıyoruz Hocam. Bazı broşürleri de yerde görüyoruz” diyor. Alıp adamın camına asacak hali yok ya. Broşür okunduktan sonra adam atar, ne yapsın? Oradaki bilgisi çok önemlidir. Onu camdan atmayacağı aşikar. Yani bazen yerde görüyoruz, sanki fıkıh kitabı mı dağıtıyorsun kerata? Broşür tek sayfa kağıt zaten. Adam ne yapsın? Gazete bile okuduktan sonra, bırakır yani bu böyledir, inşaAllah bunda bir şey yok. Mühim olan oradaki anlatım. A9’a dikkat çekmiş oluyorsun, tamamdır. Herkes ayakta maşaAllah, iyi çok güzel.
MaşaAllah, Salihli’den yazmış kardeşlerimiz, Adana’dan var, İzmir’den var, Kuşadası’ndan bir kardeşimiz yazmış. Diyarbakır’dan daha yoğun geliyor, maşaAllah. Serdar kardeşimiz; “İskoçya ayakta” diyor, maşaAllah. Hadi bakalım.
“Selamun Aleyküm, nurlum, ışığım, sultanım, canım Hocam. Nerede resminizi görsem, nerede adınızı duysam kalbim yerimden çıkacakmış gibi hissediyorum. Sohbetlerinizi dinledikçe üzerimizdeki yükler ağırlıklar kalkıyor. Hocam inşaAllah Hz. Mehdi (a.s)’a talebe oluruz” diyor. MaşaAllah. Eskişehir’deki kardeşlerimiz de yazmışlar. Çok güzel.
Bir ayet söyle.
YASEMİN HANIM: İnsan Suresi’nden söyleyeyim, inşaAllah.
Euzübillahimineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim. “Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz” buyuruyor Allah.
ADNAN OKTAR: Önce Allah dileyecek, sonra biz diliyoruz. Ne demek bu? Kader kesindir. Allah önce diler, sonra biz diliyoruz. Yani her yaptığımız hareket, daha önceden Allah tarafından yaratılıyor. Her konuşma daha önceden Allah tarafından yaratılıyor. Kulun yaratma gücü yok.
Hocam buyurun.
DİDEM HANIM: Hocam Ahmet Hakan sürekli İçişleri Bakanımız İdris Naim Şahin’in, komünizme karşı soğuk savaş yıllarından kalma bir zihniyet içerisinde olduğunu vurgulayan yazılar yazıyor. Bugün yine kendince alaylı bir dille, İçişleri Bakanımızı, 1960’ta yani Soğuk Savaş yıllarında komünizme karşı tavrıyla bilinen İçişleri Bakanı Faruk Sükan ve yine soğuk savaş döneminde 1950’de Amerika’da aydın, sanatçı ve bilim adamlarından oluşan 200 kişilik bir komünist listesi çıkaran Senatör Mc Carthy’le karşılaştırmış. “Eğer 28 Şubat döneminde olsaydık ve İdris Naim Bey, bu dönemde bakanlık yapsaydı, Fehmi Koru ve Kürşat Bumin gibi sağcı yazarların bu tür benzetmeler yaparak, kendisiyle kafa bulacaklarını ve eleştireceklerini” söylemiş.
ADNAN OKTAR: İçişleri Bakanımızın, doğru yolda olduğuna dair mühürdür bu. Bu arkadaş üstüne bir tişört giymiş geçenlerde, Mao’nun resmi var üstünde. Nedir bu? Anlamı malum. Rahatsız olması da çok normal. Yani biraz özenmiş gördüğüm kadarıyla. Yani özenen bir tavrı var. Daha önce görmediği için bu tip şeyleri, sonradan bu tip şeyleri gördüğü için, sonradan öğrendiği için o etki altında kendince entel dantel havalara giriyor. İçişleri Bakanı’nın antikomünist olması çok hayatidir. İçişleri Bakanımız, gece gündüz komünizme karşı halkı uyarsın. Zaten çok normal yani Başbakan da, İçişleri Bakanı da özenle ve dikkatle ve kararlılıkla komünizme karşı milletimizi uyarsınlar. Büyük bir komünist ayaklanma var, komünist kalkışma var, Cumhuriyet tarihinin en büyük komünist ayaklanması var, adını koyup, tedavinin yapılması için bir an önce atağa geçmek gerekiyor. İdris Bey’i tebrik ediyorum. Yani rica ettik, hemen ertesi gün bu konuşmayı yaptı. Allah razı olsun. Doğru yolda, helal süt emmiş, koç yiğit, gerçek devlet adamı. Sonuna kadar yanındayız, bütün millet olarak yanındayız, herkes yanında, devam etsin, çok güzel. Hiçbir şekilde yalnız bırakmayacağız, var gücümüzle destekliyoruz. Şimdi İçişleri Bakanımıza desteğimizi, antikomünist bir yayın yayınlayarak göstereceğiz. Başlayalım.
VTR-Komünizmin Vazgeçilemeyen İçgüdüsü; Terör
ADNAN OKTAR: Asu, ne kadar güzel isim. “MaşaAllah Hocam, çok güzel anlatıyorsunuz. Allah size uzun ömür versin. Size iyilikler, güzellikler nasip etsin. Allah münafıkları, size muhalif olanları da helak etsin, Allah hidayet versin, Hidayet vermezse de helak etsin” diyor. Güzel diyorsun, maşaAllah. Asu’nun özelliği, Cübbeli’yi de dinliyormuş.“Ama cingir cingir sesi” diyor. Ne yapsın adam sesi öyleyse.
Hocam var mı anlatacakların?
DİDEM HANIM: Var Hocam, inşaAllah. Hocam Mustafa Aydın adında bir arkadaşımız, A9 televizyonu için billboard çalışmaları yapmış. Bu çalışmalardan Darıca’da üç, Çayırova’da bir, Gebze’de yedi, toplamda on bir billboardda Ekim ayında yayınlamışlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aferin benim koç yiğidime, helal olsun. Allah cennette ona, cennet nimetleri olarak, cennet güzelliği olarak karşısına çıkarsın. Allah üzerindeki belaların gitmesine vesile etsin onu, inşaAllah, hastalıkların gitmesine vesile etsin. Hastane parası yapacağına, Allah ona bilboard parası yaptırmış, maşaAllah. Helal olsun canım kardeşimize, maşaAllah. Allah üstünden belaları, hastalıkları alsın, iyilik, sağlık, sıhhat versin, hidayetini arttırsın, hidayet nasip etsin.
Hocam buyurun sizi dinliyoruz.
YASEMİN HANIM: Estağfirullah Hocam, inşaAllah. Bir iman hakikati anlatmak istiyorum. Papağan balıkları var Hocam. Bu balıkların çok sevimli tipleri var. Solungaçlarının kenarında salgı bezleri var, solungaçlarının üst kısmında. Buradan jelatinimsi bir madde salgılıyorlar. Ve geceleri bu salgılama işlemi sadece gerçekleşiyor. İşlem devam ederken bir süre sonra, balığın etrafını tamamen kaplıyor bu jelatin. Adeta jelatinden bir uyku tulumuna girmiş bir şekli oluyor balığın, baloncuk içinde gibi. Bunun papağan balığına çok önemli bir faydası var. Normalde onu avlayan ve koku yoluyla yerini tespit eden müren balıkları var. Müren balıklarının da koku alma duyuları da çok kesin. Ama papağan balığı jelatinle kendisini kapladığı zaman, o kaplamanın içine girdiği zaman, müren balığı çarpsa dahi onu fark edemiyor. Tamamen koku alma olayını ortadan kaldıran bir koruyucu sistemine sahip olmuş oluyor bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Nereye baksak Allah’ın sanatını görüyoruz, maşaAllah.
YASEMİN HANIM: Söylediğiniz gibi Hocam, inşaAllah, balığın bunu kendine akletmesi imkansız. Böyle bir şeyi düşünüp müren balığının onu yerini koku yoluyla tespit ettiğini bulabilmesi imkansız. O jelatin kimyasal bir madde sonuçta. Onu kendi vücudunda üretebilmesi, kendi aklıyla mümkün değil. Buradaki bilinçli tasarım elbette Allah’a ait, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hocam var mı başka anlatacakların?
YASEMİN HANIM: Şahinlerden bahsedebilirim Hocam, inşaAllah. Şahinler çok yüksekte uçuyorlar. Normalde gezegendeki en hızlı canlılar kuşlar, gökyüzündeki sürtünme, havadaki sürtünme katsayısı çok az olduğu için. Ve mükemmel uçuş yetenekleri kuşlar çok hızlılar, inşaAllah biliyorsunuz. Şahinler de kuşların içinde çok hızlılar. Dalış ismini verdikleri özel bir avlanma teknikleri var. Önce şahinler bunu uygulamak için çok fazla yükseliyorlar gökyüzünde, çıkabildikleri kadar yükseğe çıkıp, daha sonra kendilerinden daha alçakta uçan avlarının üzerine, saatte 322 kilometre hızla bir dalış gerçekleştiriyorlar. MaşaAllah. Burada bu hız zaten çok etkileyici başlı başına ve bir özellik daha var, birçok var, bir tanesini söylüyorum şu anda. Avına o hızla çarptığı zaman avı ölüyor. Avını havada yakalıyor pençeleriyle ve kendisi hareket halinde bu avlanma işlemi esnasında, avı da hareket halinde. Avıyla hangi noktada karşılaşacağının hesaplamasını yapıp, konumunu tespit edebiliyor, maşaAllah. Ve havada olduğu içinde gözleri çok iyi görüyor. Hayatını sürdürebilmesi için, tabii ki avını tespit etmesi, yerini görmesi lazım. Şahinlerin gözleri, insanların gözlerine nispeten yedi kat daha iyi görüyorlar. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu iman hakikatleri, tabii insanların imanlarını arttırır, şevklerini arttırır, Allah’a olan sevgilerini arttırır, ufuklarını genişletir. Ama tabii bu arada da antikomünist faaliyetlerde, Türkiye çapında milli bir uyanış, milli bir gayret gerekiyor. Bu arada güzel ahlaklı, hayırdan yana, iyilikten yana, samimiyetten yana olan aydınlarımızı desteklememiz çok önemli. Mesela baktım Nagehan Alçı, dünya tatlısı o, dünyalar güzeli o varlığa karşı komünistler, o kokmuş ağızlarıyla, o pis ağızlarıyla ağızlarını bozmaya başlamışlar. İşlerine gelmiyor çünkü. O dünya güzeline de tam destek sağlamak çok önemli. Ben sonuna kadar yanındayım. İyi olan, güzel huylu olan, haktan yana, iyilikten yana olan insanları da, böyle güzel insanları desteklesinler. Rasim Hoca da, eşi de çok mazlum, delikanlı. Fakat özellikle Nagehan Hanıma tam destek çok önemli, inşaAllah. Çünkü benim gördüğüm, onun kültürlü olması, zeki olması, etkili üslubu, özellikle iddia edilen Ergenekon terör örgütünü destekleyenleri, çok rahatsız ediyor. Böyle güzel insanları yalnız bırakmak olmaz. Mutlaka koruyup kollamak, destek olmak, manevi destek şart, inşaAllah. Şimdi komünistlere yönelik yayının ikinci kısmını yayınlayın.
VTR-Komünist Teröre Karşı Tek Çözüm Anti Komünist İlmi Çalışmadır.
ADNAN OKTAR: Hoş geldin.
GÜLŞAH HANIM: Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Aslı Hocam hoş geldin.
ASLI HANIM: Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Anlat bakalım.
GÜLŞAH HANIM: Tabii Hocam. Hocam siz tefekkürün önemli olduğunu, çok defa dile getirdiniz. Allah’ın yarattıklarını düşünmeyi, göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi düşünmek, bir tefekkür vesilesi, elhamdülillah. Tohum da bunlardan bir tanesi, çok güzel bir iman hakikati. Birçok insan tohumu görmüştür, fakat detaylarını düşünmemiş olabilir. Siz çok dile getirdiniz. Bir santimetre küplük bir tahta parçasından, 4-5 metre uzunluğunda dev bir ağaç meydana geliyor. Çok fazla, yüzlerce kiloluk kütlesi olan bir ağaç meydana geliyor. Bu çok mucizedir ve tohumun bunu akledemiyeceği, Allah’ın yarattığı, ona bu bilgiyi verdiği çok büyük bir gerçektir. Tohumun içinde, bir bilgisayardaki hard disklerde kıyaslanmayacak derecede fazla bilgi deposu vardır. Örneğin bir gülün yaprağının sayısının, renginin, kokusunun bütün detayları saklıdır. Üzümün fındıktan ayıran kabuğunun yumuşaklığı hepsi bu tohumda saklıdır. Çok büyük bir bilgi deposu vardır bunda. Hocam bir de tohumların tasarımları da çok mucizedir. Bununla ilgili bir videomuz vardı, gösterebiliriz. Bu helikopter şekline benzeyen tohumlarla ilgili bir video. Ünlü araştırmacı Skorski, bu tohumdan esinlenerek, Skorski helikopterini tasarlamıştır.
ADNAN OKTAR: Bir tek Skorski değil, hepsi genellikle, Allah’ın yarattığı güzelliklerden, bitkilerden, hayvanlardan örnek alarak teknik gelişmeler elde ediyorlar.
GÜLŞAH HANIM: İnşaAllah Hocam. Aerodinamik mühendislerinin bile ancak yapabildiği bu kadar detaylı tasarımların, tesadüfen oluştuğunu bilmek akla, mantığa uygun değildir, inşaAllah. Allah’ın yarattığı bir gerçektir. Detaylı bilgi için kardeşlerimiz “Tohum Mucizesi” kitabını okuyabilirler, sizin kitabınızı.
ASLI HANIM: Çok güzelsiniz Hocam, maşaAllah. Ama tek fiziksel güzelliğiniz değil, aklınız, ruhunuz, huyunuz, hitabetiniz, kullandığınız kelimeler, hepsi çok güzel, onun için çok güzel pozitif enerji oluyor sizinle birlikte olunca, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Düşünüyorum da bazı kanallarda, bazı yerlerde görüyorum, ne kadar ruhsuz insanlar var. Yüzlerinde bakıyorum, meymenet yok. Mesela kadınlara bakıyorum, bir kısmı böyle çakal. Ne yapacağı, ne konuşacağı belli değil, psikopat. Tahmin etmediğin bir laf ediyor, akıl almaz bir söz edebiliyor. Daha da olmasa saldırıyor, direkt saldırıyor, kepazelik çıkarabiliyor. Ona göre de Allah, adamları da ona göre yaratmış. Onlar da küstah, laf sokan, dengesiz, sapık karakterli, sapık üsluplu, Allah’tan, dinden uzak, Allah’la, dinle ilgili konularda haşa kendi kafasınca alaycı, züppe bir üslup. Bu kafa gittikçe köşeye sıkışıyor. Milletimiz eskiden tedirginlikle izliyordu bunları, fakat şu an, adını koyuyor bunların artık. Ve etkenlikleri de kalmıyor artık, inşaAllah. Eskiden bunları adam yerine koyuyorlardı bir kısım insanlar, kaale alıyorlardı, şimdi hiç kimse adam yerine koymuyor.
ASLI HANIM: Hocam sizi izleyenler, aradaki büyük farkı anlıyorlardır, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela ben sizin nurunuza bakıyorum, o insanlardaki nursuzluğa bakıyorum. Çünkü etleri bile pis, eşek eti gibi etleri, işkembe gibi. İşkembeye bile hakaret olur, acayip berbatlar. Yani ne yapacağı, ne konuşacağı, ne hareket edeceği belli değil. Özel hayatları dehşet verici, konuşmaları pislik. Yani herkes de biliyor bunların tehlikeli olduğunu. Karanlık kötü bir klan oluşturmuşlardı ama Allah’a çok şükür, bunlar gittikçe artık geriye doğru, dibe doğru gitmeye başladılar.
Şimdi biraz bizim astronottan dinleyelim, sonra yine devam edeceğiz, inşaAllah.
VTR-Cübbeli, Peygamberimiz (s.a.v)’in Bildirdiği Kıyamet Alametlerinin Gerçekleştiğini Anlatıyor.
DİDEM HANIM: Yayınımıza Aylin, Nazan ve Damla Hocalarımın katılımıyla programımıza devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Aylin değil de, alim hocam diyelim sana. Alim Hocam’dan dinleyelim.
AYLİN HANIM: Estağfirullah, inşaAllah Hocam. Hocam, bugün tiroksin hormonunu anlatacağım. Tiroit bezlerinde üretilen bir hormon var; tiroksin hormonu. Bu hormonun özelliği, vücuttaki yüz trilyon hücrenin her birini teker teker dolaşıp, onların işlemlerini denetlemek. Ölmek üzere olan hücrelerin yıkımı için haber vermek, bunlar için yeni hücreler üretilmesi gerektiğini vücuda haber vermek. Yani ölenlerle, yeniden yapılacak olan hücreleri birbirine dengelemek. Tembellik eden hücreleri tespit ediyor, onların çalışmasını sağlıyor, eğer öyle bir hücre vücut içinde varsa. Fazla aşırı çalışan hücre varsa, onları da uyarıyor, belli düzeyde çalışmalarını sağlıyor. Yani vücudun tam dengesini kurmak için özel bir hormon, onun için özel olarak yaratılmış bir hormon, maşaAllah. Bu hormonun bir başka özelliği; yeni üretilecek hücrelerin üretimini vücuda haber verdiği için, günde yaklaşık 200 gram hücre oluşuyor vücutta, ölenlerle yer değiştiriyor ve 200 gram hücre oluşuyor. Bu, dakikada 200 milyon hücre demek Hocam, 200 milyon hücrenin üretimini haber veriyor. Böylelikle ölen hücrelerin yerine hemen vücutta yeni hücre yapımı oluşmuş oluyor. Bunu denetliyor, bütün vücutta 100 trilyon hücrede mutlaka her saniye bunu denetliyor. Bunu dışında, büyüme hormonuyla da birlikte hareket ediyor. Vücutta simetri sistemi, yani gözlerin iki eşit simetride olması, kulakların, yani bütün vücudun simetrik olması, bütün sistem bu hormonun faaliyetine bağlı. İlk bebek doğduğunda, belli hücrelerin belli yerlere gidip, belli miktarda çoğalmalarını ve belli bir oranda çoğalmalarını bu hormon denetliyor. Eğer bu hormon olmazsa, çok aşırı derecede çalışma nedeniyle tümörler oluşabilir vücutta veya çok ağır çalışma nedeniyle de yaşlılık hemen baş gösterebilir. Allah, böyle küçücük bir proteinle, bütün vücudu çok dengeli bir halde tutuyor, bütün ömür boyunca, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama bu ne kadar hayret verici bir şey. Mesela o, sadece bir tane görevini, 10 bin profesör görevlendirseler, bir tanesini yapamaz, 10 bin profesör. 10 bin profesörün toplam zekası, bir proteinin toplam zekasıyla kıyaslanamıyor, maşaAllah.
“Saygı değer Adnan Hocam, bu keşmekeş içerisinde A9 yayına girdiği günden itibaren, haber programı dışında ailece severek izlediğimiz tek televizyon kanalı A9. Öncelikle sizlere ne kadar teşekkür etsek azdır. Adamlar program diye olmadık rezilliklerin hampalığını yapıyorlar bazı kanallarda. Birçok yer de pislik kokuyor -bazı TV’ler istisna- şu Müslüman milletin ahlakını bozdular, dinine de çok zarar vermeye çalışıyorlar. Birçok televizyon kanalını açtığımda, oyun ve eğlenceden başka, boş işlerden başka bir şey görmüyorum. Sanki bu milletin başka derdi yok. Yani Hocam, çok şey var söylenecek ama gerçekten A9’u dünya izliyor. Ben şahsım olarak hem size ve sizin şahsınızda A9’a teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum değerli Hocam” diyor. Muttalip Güneş, Almanya’dan yazmış, maşaAllah.
Doğru, hakikaten birçok televizyon kanalı boş. Televole kültürüyle milletin vaktini kaybettiriyorlar. Cübbeli’de bir yandan hurafeyle, işte ‘Hz. Mehdi (a.s)çıkmayacak, İttihad-ı İslam olmayacak’ diye, insanları kıyamete hazırlıksız olarak sürüklüyor adeta. Yani kıyamete giden insanları, hazırlıksız halde tutmaya özen gösteriyor.
Aysun Alır; “Selamun Aleyküm Hocam. Sizi ailece takip ediyoruz ve edeceğiz inşaAllah. Allah yolunuzu açık etsin. Benim miniğimin fotoğraflarını gönderdim” diyor, şu an tam bir yaşındaymış Ayça. Allah ömrünü uzun etsin, Hz. Mehdi (a.s)’a talebe etsin. Evinize nur gelmiş, maşaAllah. Allah sağlık, sıhhat, uzun ömür versin, Allah hidayet versin, maşaAllah.
“Selamun Aleyküm, ahir zamanın Hz. Süleyman’ı Hocam” diyor. Şöyle de; ‘Hz. Süleyman’larından’ de, inşaAllah. Süleyman Hilmi Tunahan var bir kere, ahir zamanın Süleyman’larından, değil mi? Onlardan birisi de, o alimlerden yahut iyi Müslümanlardan birisi, inşaAllah.
“Yakışıklı, heybetli, nur yüzlü Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Allah yakışıklılık, sağlık, ihtişam ve güç-kuvvetinizi artırsın. Bizleri de hizmetinizde hizmetçi kılsın. Allah cennet sofralarında sizinle sohbet etmeyi nasip etsin.” Çok önemli, Allah rızasını kazanmak ve cennet sofraları, cennet ortamı. “Hocam, derin sevginizde bana da yer var mı acaba? Sizleri sevgilerin en güzeliyle seviyorum, hürmetlerimi iletiyorum.” Cemile Hanım yazmış, maşaAllah.
Yasin kardeşimiz Muğla’dan yazmış. “Hocam, sizin hüsn-ü zan ettiğiniz Hz. Mehdi (a.s) var mı? Benim hüsn-ü zanım sizsiniz” diyor, maşaAllah. Benim de hüsn-ü zanlarım var, sen de hüsn-ü zan olarak bana hüsnü zan ediyorsun, ben başkasına hüsn-ü zan ediyorum. İyi, inşaAllah Yasin sen olursun, inşaAllah, biz de sana tabi oluruz, inşaAllah.
Samet kardeşimiz yazmış; “Hocam, tavrınız çok olgun” diyor, maşaAllah.
Elif Yılmaz; “Polislere taş atan Vanlı gençler, deprem sonrasında polise gidip özür dilemişler. ‘Devletimizin bu şekilde yardım edeceğini bilmiyorduk, bizi dışladığını zannediyorduk’ demişler.” Devlet, sizin devletiniz canlarım, olur mu öyle şey. O, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün çakalları, öyle bir izlenim verdiler. Siz baş tacısınız, cansınız, Bediüzzaman’ın evlatlarısınız. Hz. Süleyman (a.s) devri gibi olacak inşaAllah, çok rahat edeceksiniz.
Murat Barış; “Hocam, Peygamberimiz (s.a.v.)’den sonra en sevdiğim insansınız” diyor, inşaAllah. “Hocam, geçenlerde peygamberlere ait soy ağacı listesi elime geçti. Ne kadar doğru veya ne kadar hatalı olduğunu bilmiyorum ama fakatPeygamberimiz (s.a.v.)’in ceddinin en başı Adnan isminde bir kişiyle başlıyor” diyor.Evet, Peygamberimiz (s.a.v.), Adnani’dir.
Damla Hocam buyurun, ilminizden, irfanınızdan istifade edelim.
DAMLA HANIM: Tabii Hocam, inşaAllah. Bugün, kedi gözlerinin ışığı yansıtmasıyla ilgili bir bilgi aktarmak istiyorum. Hocam, kedilerin gözlerinde insanlarda bulunmayan başka bir tabaka vardır. Retinanın hemen arkasında bulunan bu tabaka ışığı yansıtır. Katmana düşen ışık, retinadan yansır ve bir kat retinadan iki kere ışık geçmiş olur. Hocam, bu vesileyle kedilerin gözleri en karanlık ortamlarda bile çok çok rahat görebilirler, hiç bir sorun yaşamazlar görme konusunda. Hatta Hocam, kedilerin gözlerine gece ışık tutulduğunda, kedilerin gözlerinin parlamasının sebebi de budur. Resimlerimiz var birkaç tane.
ADNAN OKTAR: Bakalım.
DAMLA HANIM: Hocam, katmana düşen, katmanın yapısı ışığı yansıtan tapetum lucidum diye kristallerden oluşur, bu vesileyle ışık retinadan yansır. Kedilerin karanlıkta iyi görmelerinin retinalarında bulunan koni hücrelerinden çok çubuk hücrelerinin bulunmasıdır. Bu sebeple, en karanlık ortamlarda kediler avlanırken ya da düşmanlarından korunurken çok rahat gezebilirler Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Damla, ne kadar nurlu, ne kadar güzel insansın. Efendilik, iman, nur, elinden yüzünden akıyor. Bakıyorum, böyle pislik tipler, karakteri, ahlakı bozuk bazı kadınların yüzlerine bakıyorum, bir de senin bu yüzündeki efendilik-temizliğine bakıyorum. Işık saçılıyor adeta, efendiyim diye bağırıyor. Yani iffetin, efendiliğin, nurun, kibarlığın, saygın, güvenirliğin elinden yüzünden akıyor.
DAMLA HANIM: Sizin vesilenizle iman ettim, Allah sizden razı olsun Hocam. Her gün dua ediyorum sizin için, Allah inşaAllah, cennette de beraber kılar. Bunlar iman ettikten sonra, Allah nurumu çok arttırdı Allah’a şükürler olsun.
DİDEM HANIM: Hocam, 18 yıl önce sizinle ilk tanıştığımda, ilk dikkatimi çeken, çok güvenilir olmanızdı. Çok güvenmiştim size. Çok kısa bir süre olmasına rağmen tanışmamız, o zaman çok karar vermiştim, inşaAllah Allah ömrümün sonuna kadar, sonsuza kadar hiç ayırmaz diye.
AYLİN HANIM: Hocam, Allah böyle bir kader yazmış. Beni 20 sene boyunca, sizinle birlikte kıldı Allah, böyle bir kader verdi. Sizi hiç tanımayabilirdim, yaşlanıp ölebilirdim Allah vermesin, yani sizden istifade edemeyebilirdim, sizin güzelliğinizi göremeyebilirdim hiçbir zaman ama Allah böyle nasip etti, Allah’a bin şükür, hayatımı sizinle geçirdim, elhamdülillah çok büyük bir nimet benim için, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi biraz narcı kardeşlerimize, nurcu olmanın yollarını göstereceğiz, Risale-i Nur’dan okuyacağız. Ama önce biraz bizim süper zekamızı dinleyelim. Yalnız, önce süper zekamız Flash TV’de neler oluyor, nasıl oluyor, nasıl oluyor oradaki etki, ona bakalım önce. Çünkü bize onun sürekli, Cübbeli’nin yanındaki bazı vatandaşlarımız: “Hocam” diyorlar, “niye başı açık hanımlar çıkıyor” diyorlar. Sizin Cübbeli’nizin yaptıklarını bir görün, ondan sonra siz bana akıl öğretmeye kalkın. Ben bütün milletimi kucaklıyorum, bütün Türk milletinin hanımları, beyleri benim kardeşimdir, benim canımdır. Ben hiçbirini ayırmam, başı açığa da saygı duyarım ben, başı kapalıya da saygı duyarım, çarşaflıya da saygı duyarım. Ama siz bambaşka bir kafadasınız. Hele yobaz takımı, onlar daha da berbat, onlar neredeyse öldürecekler; o kadar nefret ediyorlar yani. Bir seyredelim o filmi. Cübbeli önce bu olayı bir halletsin, sonra konuşacağız, inşaAllah.
VTR-Cübbeli’nin kendi taraftarlarına izlemelerini tavsiye ettiği televizyon, “Flash TV.”
ADNAN OKTAR: Şimdi, Cübbeli bize ısrarla, Flash TV’yi tavsiye ediyor. Biz Flash TV’yi açtığımızda bu sahnelerle karşılaşıyoruz. Bana da gelip akıl öğretiyorlar, diyorlar; ‘başı açık hanımlarla niye konuşuyorsun?’ Israrla ‘Flash TV’yi seyretmemizde fayda var’ diyorlar. Açtığımızda bunları mı, bu durumu mu seyredeceğiz, ne yapalım? Fazla anlatacak bir şey yok, görüyorsunuz durumu, inşaAllah.
“Ey gül bahçemizin en nadide gülü. Gülümüzün güzelliği ve kokusu karşısında, onun karşısından ayrılmayan bülbülü olduk, inşaAllah” diyor, “ona en güzel nağmelerle sesleniyor ve derin aşkımızı ilan ediyoruz, maşaAllah” diyor, maşaAllah. Bir hanım kardeşimiz yazmış.
DİDEM HANIM: Hocam, geçen gün şehit cenazeleri kalkarken ‘hepimiz askeriz’ diye bir haber çıkmıştı. Sizin söylediğiniz bir ifadeydi bu. Defalarca “kadın-erkek hepimiz askeriz” demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Tabii, bütün milletimiz kadınıyla erkeğiyle hepsi asker. 25 milyon, en fazla 24 saatte, en fazla 48 saatte çıkartırız. 25 milyon çakı gibi asker, inşaAllah. Kimse Türk milletine kabadayılık yapmaya kalkmayacak, inşaAllah.
Şimdi biraz Mücahit Hocamız, can Hocamız, muhterem Hocamız, büyük alim Şeyh Ahmet Yasin Efendi Hazretlerini biraz izleyelim, sonra yine devam edeceğiz, inşaAllah.
VTR- Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri Anlatıyor.
VTR- Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri, Ahir Zamanda Hakiki Alim Az Olduğu İçin Hz. Mehdi (a.s)’den Pek Bahsedilmediğini Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah Şeyh Ahmed Yasin Hocamız’a Allah hidayet, sağlık, güzellik, sıhhat versin. Şerirlerin şerrinden korusun. Bazı fitneci alçaklar, hocamıza yönelik çirkin iftira, itham ve ihbarlarda bulunarak, belki onu tedirgin etmek, zor duruma sokmak istiyorlar. Onun sevabını arttırır o, değerini arttırır, bizim ona olan sevgimizi arttırır, başkada hiçbir şey yapamazlar.
Şimdi üç alim birden karşımızda, maşaAllah. Güzler güzeli Ebru Hocam buyurun.
EBRU HANIM: Hocam, Allah evreni çok hassas dengeler üzerine yaratmış. Bunların bir tanesi bile çok az farklı olsa, şu an canlılık oluşmayacaktı dünyada. Ama Allah çok mükemmel dengeler kurmuş evreni yaratırken. Bunlardan bir tanesi yeryüzündeki yer çekimi. Bunu da şöyle bir örnekle anlatabiliriz; birer inçlik, yani yaklaşık 2,5 santimlik bölümleri olan bir cetvel düşünelim. Ama bu cetvel çok çok uzun bir alana yayılsın. Ne kadar uzun? 14 milyar ışık yılı kadar, yani evreni boydan boya kaplayacak kadar bir cetvel düşünelim. Bunun sadece tek bir biriminde dünyada bulunan yer çekiminin sabitlendiğini düşünelim. Eğer bundan biraz daha fazla olsaydı yer çekimi, yani bu 2,5 santimlik bölümü yandaki 2,5 santime alsaydık, o zaman bütün her şey içine çökecekti. Bezelyeden daha büyük başka hiçbir madde oluşmayacaktı ve canlılık olmayacaktı yeryüzünde. Bunun gibi Allah evrenin yaratılışında çok temel 30 tane faktörle çok hassas dengeler üzerine yaratmış evreni, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu pek düşünülmeyen, üzerinde durulmayan bir konu oluyor. Halbuki bu dengeler, bu incelik, bu ince hesaplar her biri nefes kesecek mucizeler. Nereye dönsek, bir matematik mükemmellik, matematik intizam var, maşaAllah. Her şeyi bir ölçü üzere yaptığını zaten Allah Kuran’da belirtiyor, maşaAllah, elhamdülillah.
Damla Hocam buyurun.
DAMLA HANIM: İnşaAllah Hocam. Hocam Karbonifer döneminden beri bazı değişmeyen canlılar var. Bunlardan biri de mantis karidesi. Yaklaşık 300 milyon yıldan bu yana hiçbir değişiklik yok bu mantis karidesinde. İzin verirseniz fosili de vardı, göstermek istiyorum. Hocam bu fosil, 95 milyon yıllık bir fosil. Kretase dönemine ait, Lübnan’da bulunmuş, maşaAllah hiçbir değişikliği yok. Şu andaki mantis resimleri de vardı. Bire bir aynısı o dönemde yaşayan mantis canlılarıyla, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet o köftenin aynısı, hiçbir değişiklik yok. 350 milyon fosil, bu konumda. Bakıyoruz aynı. Değişiklik var mı? Yok. Yoksa, evrim yok. Olsa, Allah evrimle yarattı derdik. Yok. Ne gerek yalan söylüyorsunuz?
AYLİN HANIM: Hocam onları da saklamışlardı, siz ortaya çıkardınız. Normalde konusu geçmiyordu yaşayan fosil diye bir şeyin. Hiç bahsetmiyorlardı. Birkaç fosilden bahsediyorlardı. Hepsini ortaya çıkardınız teker teker. Atlas’ta yayınladınız. Acayip bir olay çıktı zaten bütün dünyada.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, maşaAllah. İmani film seyredelim.
VTR- En Mükemmel Göz Damlası: Gözyaşı
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman diyor ki: Sıkke-i Tastiki Gaybi 197. sayfa. “Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten (veli şahıstan) işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş ve kanaati gelmiş ki: 'Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bidatlar zulümatını (dine sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak. Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir.” Yani Hz. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlamak lazım diyor. “Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara” Hz. Mehdi (a.s) ve talebelerine,“zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz)’’ görevimiz bu diyor. Zemin hazırlamakla meşgulüz diyor. Film hazırlıyorlar Bediüzzaman ile ilgili, tek kelime yok. Şimdi ben o filimden bazı fotoğraflar çıkaracağım, Bediüzzaman’ın bu konuşmalarının üzerine ekleyeceğim. Nasıl olması gerektiğini bir anlatalım, inşaAllah. “Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara” Hz. Mehdi (a.s) ve talebelerine. “zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz)” Tek kelime bahsediyor mu bazı kardeşlerimiz? Bahsetmiyorlar. Olmaz. Yine Sıkke-i Tastiki Gaybi; “Hem bu üç vezaifi birden” üç vazife birden, “bir şahısda, yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi(bozmaması) pek uzak, adeta kabil görülmüyor.” Ne diyor Bediüzzaman? Benim zamanımda Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesi imkansız diyor, kendi zamanında. “Ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevi'nin (a.s.m.)” Peygamberimiz (s.a.v)’in soyunun, “cemaati-i nuraniyesini’’ seyyidler cemaatini, “temsil eden Hazret-i Mehdi'de ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir.” Benden sonraki olacak olaydır bu diyor. Benden sonra gelecek Hz. Mehdi (a.s), ancak içtima edebilir, benim zamanımda Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesi, imkansız diyor. Bakın yine Sıkke-i Tastiki Gaybi’de. Her Müslüman kardeşimiz alsın bu kitaptan bir tane; Risale-i Nur Külliyatı, Sıkke-i Tastiki Gaybi, önemli bir eserdir. Bakın 144. sayfada ne diyor Bediüzzaman? “Tâ âhir zamanda hem öyle kökleşmiş ki” Risale-i Nur, “inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu'nun sinesinden onu çıkaramaz’’ Risale-i Nur’u çıkaramaz. “Tâ âhir zamanda, hayatın geniş dairesinde” hayatın geniş dairesi ne? İnternet, radyo, televizyonlar. O kadar çok radyo var ki, o kadar çok televizyon var ki. İnternet, örümcek ağı gibi dünyayı sarmış. Hayatın geniş dairesi oluşmuş “hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri’’ Kimmiş Risale-i Nur’un asıl sahipleri, soruyoruz; “yani Mehdî’’ bakın Nur talebelerine, siz Risale-i Nur’un sahiplerisiniz demiyor. Gerçek sahibi Hz. Mehdi (a.s)’dır diyor. “yani Mehdî ve şakirtleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir’’ geldiler demiyor. Gelir diyor “o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de’’ o zaman ölmüş olacağız Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde, “Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz.” Mezardan ben seyredeceğim Hz. Mehdi (a.s)’ı diyor. Narcı kardeşlerimizin ciğerine ciğerine ızdırap dolu anlatımlar sunmuş Bediüzzaman.
EBRU HANIM: Hocam gerçek anlamda Risale-i Nur’a sahip çıkan sizsiniz, maşaAllah. Sizin vesileniz ile birçok gerçeği halkımız öğrendi.
ADNAN OKTAR: Bir kısmı var tabii çay içiyor, bazen de kurabiye yiyor, Risale-i Nur’dan okuyor. Bu kısımlara geldiğinde, geçiyorlar, yasak. Yok öyle bir şey. Bakın herkese duyuruyoruz. Emek emek gizlediler bu gerçekleri, çarpıttılar, Bediüzzaman adına yalan söylemeye kalktılar. “Bediüzzaman onu demek istemiyor, şunu demek istiyor” diye. Uzatacak ne var? Aç, ne yazıyorsa oku, ne anlaşılıyorsa odur. Risale-i Nur’da ne yazıyorsa o. “Yok öyle demek istemedi’’ diyor. Sana ne? Ne demek istediyse, ona biz karar verelim.
Bakın diyor ki: “Bu hakikatten anlaşılıyor ki” 9. sayfada, “sonra gelecek o mübarek zat’’ Ne zaman gelecekmiş? Sonra gelecek olan, “o mübarek zat”, yani Hz. Mehdi (a.s), “Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek.” Yani okuyup, anlatacak. Ne kadar narcılar gizlesede, gerçek Nur talebesi olan Hz. Mehdi (a.s), Risale-i Nur’un bu gizli hakikatlerini açıklayacak. Bakın diyor ki: “Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek.” Neşr ne demek? Neşriyatla tatbik edecek, uygulayacak. Kaçış yok. O zatın birinci vazifesi; Darwinizmi, Materyalizmi yıkmak diyor. İman hakikatlerini anlatmak. Onu uzun uzun almış Bediüzzaman. “İkinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektedir.” Yani Kuran ahlakını hayata geçirmek. “Birinci vazife, maddî kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlâs ve sadakatle olduğu halde” kuvvetli itikad, imanı çok güçlü Hz. Mehdi (a.s)’ın, bir. İhlas, son derece samimi Hz. Mehdi (a.s), iki. Üç, sadık, Allah’a, kitaba, davasına sağdık “sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddî bir kuvvet ve hakimiyet lâzım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin.” “Gayet büyük maddî bir kuvvet ve hakimiyet” işte bu daha yeni oluşuyor, şu an oluşuyor. Bütün İslam ülkelerinde müthiş bir uyanma, güçlenme ve ittihad düşüncesi başladı. Bugün Başbakanımızın konuşması, işte Bediüzzaman’ın dediği bu safhanın büyük alametlerinden bir tanesidir. “O zatın üçüncü vazifesi’’ bak hep O zatın ikinci vazifesi, O zatın üçüncü vazifesi. O zat kim? Hz. Mehdi (a.s) “hilâfet-i İslâmiyeyi ittihad-ı İslâma bina ederek” bir kere Müslümanların lideri oluyor. Bütün İslam aleminin lideri oluyor. Bediüzzaman oldu mu? Olmadı. İttihad-ı İslam Bediüzzaman’ın zamanında oldu mu? Olmadı. Şu an oluyor, şu an başladı. “ittihad-ı İslâm’a bina ederek, İsevî ruhanîleriyle ittifak edip’’ Bediüzzaman zamanında İsevî ruhanîleriyle Bediüzzaman ittifak edip, bir faaliyet yapabildi mi? Yapmadı. Bir kere İslam liderliği oluyor, bir. İttihad-ı İslam oluşmuş oluyor, iki. Hz. Mehdi (a.s.) zamanında bizzat Hz. Mehdi (a.s.) zatı yapıyor. Üç, bu durumdayken İsevî ruhanîleriyle ittifak ediyor, bu durum başlamışken “din-i İslâm’a hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir. Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymettardır. Fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şaşaalı bir tarzda olduğundan, umumun ve avâmın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın, o ilk kırk yıllık vazifesi çok önemlidir diyor. Yani Darwinizm’e ve materyalizme karşı yaptığı faaliyet, inşaAllah. Onu Risale-i Nur Külliyatı’nda Bediüzzaman, çok kapsamlı anlatmış. Tekrar tekrarlıyorum, çünkü bu yobaz narcılar, milletin bir kısım kardeşlerimizin beynini pişirdiler, uyuşturdular, ben de o deccali uyuşmayı çok tekrarla açıyorum. Onlar çok tekrarla bozdu, biz de çok tekrarla açıyoruz. “Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi’’ kaç defa? Çok defa. Çok anlattım diyor. 27. Mektup, 246. sayfada. “Mehdi-î Âl-i Resulün” yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in Al-i’nden gelen. Hz. Mehdi (a.s)’ın. Almanya’da bir kardeşimiz, Nur talebesi bir ağabeyimiz, genzinden acayip sesler çıkararak anlatıyor; “Hz. Mehdi Âl-i Resul, açık burada” diyor. “Peygamber, Resul diyor, görmüyor musuz?” diyor. Âl-i Resul ne demek? Resul olan Peygamberimiz (s.a.v.)’in Al-i’nden gelen kişidir Mehdi-î Âl-i Resul, “Mehdi-î Âl-i Resulün temsil ettiği kudsi cemaatinin” cemaati var.Hz. Mehdi (a.s)’ın cemaati var. Temsilcisi kim? Hz. Mehdi (a.s) “Mehdi-î Âl-i Resulün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-ı mânevisinin üç vazifesi var.”Kaç taneymiş? Üç tane. Narcılar ne diyor? “Olur mu üç tane? Hayat görevi ona verilecek. Önemsiz biri. Bir Mehdi gelecek tabii, kıymeti yok onun’’ diyor. Nereden biliyorsun, vahiy mi aldın? Bediüzzaman;“büyük Mehdi” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) övüyor. “Tamam birisi var öyle. Ufak Mehdi gibi bir şey gelecek” diyor. Olsun, kabul. O haliyle istiyor musun? Onu da istemiyor. “Üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti’’ cemaati, Hz. Mehdi (a.s)’ın temsil ettiği, başında bulunduğu cemaati “ve seyyidler cemaati” Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan gelen seyyidler cemaati. Bediüzzaman’a birkaç tane seyyid yardım etti o zamanlar. “Milyonlar fedakar seyyidler iltihak edecek diyor Hz. Mehdi (a.s)’a.” Böyle bir iltihak olmadı Bediüzzaman zamanında “seyyidler cemaati yapacağını Rahmet-i İlâhi'yeden bekliyoruz.” Oldu demiyor, “bekliyoruz” diyor. “Ve onun üç büyük vazifesi olacak” kaç taneymiş? Üç tane. Tamam ona da kabul diyorsun. Var mı öyle bir Mehdi? Geçiştirmeye çalışıyorlar. “Ve onun’’ Hz. Mehdi (a.s)’ın, “üç büyük vazifesi olacak” küçük değil, üç tane büyük vazifesi olacak. İşte birincisi, en önemlisi bu diyor. “Fen ve felsefenin tasallutuyla” fen, neler? Biyoloji, paleontoloji, antropoloji, moleküler biyoloji, genetik hepsi “ve felsefenin” Darwinist felsefe, biyoloji felsefesi ve materyalist düşünce. Materyelizm, diyalektik felsefe “tasallutuyla’’ musallat olmasıyla insanlığa. “ve maddiyun ve tabiiyyun tâunu’’ maddiyun; materyalizm. Tabiiyyun; Darwinizm. Tâunu, vebası“beşer içine intişâr etmesiyle” dünyada gelişmesiyle “her şeyden evvel” hiçbir vazife yapmıyor Hz. Mehdi (a.s) bunun dışında. En önemli konu olarak bunu alıyor “her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini” yani diyalektik, materyalist felsefeyi ve Darwinizm’i “maddiyun fikrini (materyalizm fikrini) tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır.” Ana görevi bu. Kaç yıl sürüyor biliyor musunuz? 40 yıl sürüyor. En önemlisi budur diyor Bediüzzaman. Ama halkın nazarında ikinci ve üçüncü vazifeler önemli görüldüğü için, bunu görmezler diyor. Halbuki Hz. Mehdi (a.s)’ın en önemli vazifesi budur diyor. Sonra ikinci vazifesini yapacak, sonra üçüncü vazifesini yapacak. Üçünü de Hz. Mehdi (a.s) yapacak diyor. Onun üç büyük vazifesi olacak diyor. Ey mübarek alim mi dersin, artık ne diyeyim? Bana Risale-i Nur’dan bir göster bakayım dersin, canım kardeşim. Madem sen bunları anlatıyorsun, bir göster bakayım, bir zahmet dersiniz. Kendi zahmet edemiyorsa, siz kalkarsınız hemen gidip Risale-i Nur alır, açarsınız önüne, göster bana dersiniz. Göstermezse, niye kandırmaya çalışıyorsunuz Müslümanları dersiniz. Kulağına, fısıltı halinde. Anlaşıldı mı? Niye alenen Bediüzzaman’ın açıkça söylediği bir şeyi Bediüzzaman’ı yalancı göstererek, o büyük alimi, yalancı göstererek niye sahtekarca gizliyorsun dersin. Sistem bu. “Bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla’’ bakın dünyayı bırakıyor. Dünya ne? Bir işe girmiyor, bir faaliyeti yok. Başka? Evlenmiyor. Okula gitmiyor. Hayatın bütün sosyal yönlerinden çekiliyor. Bu tıpta belirtilen bir hastalıktır. Bu, 47. maddeye girer. Hayatın bütün sosyal yönlerinden çekilmesi kişinin, bir hastalık olarak belirlenir. Yani hafif bir hastalık olarak belirlenir. Ama ceza indirimine giriyor bu. “bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla, çok zaman’’ gece, gündüz, sabah “tedkîkat ile meşguliyeti iktizâ ettiğinden” tedkîkat; ince ince araştırma“meşguliyeti iktizâ ettiğinden(gerektiğinden) “Hazret-i Mehdi'nin’’ şahs-ı manevinin değil bakın, bizzat ondan bahsediyor, şahsından “Hazret-i Mehdi'nin, o vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hâl müsâade edemez” diyor. Bakın vakti de olmaz, hal de müsaade edemez. Mehdilik halleri. “Çünkü hilâfet-i Muhammedi'ye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onunla iştigâle vakit bırakmıyor.’’ Tebliğe gidiyor, çalışma yapıyor, küfürle uğraşıyor, yoğun. Belki iftiralar atıyorlar, o devirde belki mahkemelerle uğraşacak, kim bilir, nelerle uğraşacak “vakit bırakmıyor. Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir tâife’’ Müslüman’a Bediüzzaman taife demez, gayrimüslimlerden oluşan bir taife. “bir cihette görecek.’’ Kısmen. Ne yapacak? Genetik biliminden bir bilgi sunacak. Ne yapacak? Paleontolojiden bilgi sunacak. Biri gidecek fosilleri bulacak. 350 milyon fosil bulacak. Biri proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceğini anlatacak. “O Zat’’ Hz. Mehdi (a.s),“o tâifenin’’ bilim adamlarının, “uzun tetkikatıyla’’ 20 yıllık, 30 yıllık “yazdıkları eseri’’ ne kadar araştırma varsa, “kendine hazır bir program yapacak’’ onunla vurucu eserler hazırlayacak, CD’ler hazırlayacak belki, kitaplar hazırlayacak, “onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak’’ yani Darwinizm, materyalizm çökertme eylemini tam yapmış olacak. Bunu bize Nur talebesi ağabeyler gelmişti ama tam kurmay heyeti. Bu Hz. Mehdi (a.s) konusunu açtım, nedir bu Allah aşkına dedim. Bu konuyu da okudum. “Bu konuda Bediüzzaman açıkça sizden bahsediyor Hocam” dedi. “Senden ve talebelerinizden bahsediyor” dedi. “Yani işin doğrusu Hocam tabii bir Mehdi’nin geleceği açık, kesin. Fakat biz şimdi bir Mehdi gelecek dersek, Bediüzzaman’a karşı ilginin azalmasından çekiniyoruz. Ona itibarın azalmasından çekiniyoruz, o yüzden bunu söyleyemiyoruz” dedi. Ama en kurmayları. Tek tek saymayayım, en büyük cemaatlerinin liderleri. Sonra ben mi Hz. Mehdi (a.s) olmuş oluyorum lafına getirdim şaka yoluyla, çok ustaca tevil etti. Ama normal, öyle yapması gerekir tabii. Dedi ki;“şahs-ı manevi olarak Hz. Mehdi (a.s) zuhur edecektir” dedi. İyi dedik, maşaAllah. “Açık, Hz. Mehdi (a.s) gelecek ama söylemeyiz bunları. Nasıl söyleyelim? O kadar açık ki, Hocam bunu söylemeye dahi gerek yok. Alenen belli burada Hz. Mehdi (a.s)’ın” dedi. “Bu vazifenin istinâd ettiği kuvvet’’ Hz. Mehdi (a.s)’ın bu yaptığı çalışmada dayandığı, istinâd ettiği, istinâd duvarı olur, dayanma “istinâd ettiği kuvvet ve manevi ordusu’’ silah ordusu değil, yıkma ordusu değil, manevi ordu. “Yalnız ihlas’’ samimiyet “ve sadakat’’ son derece sadakat, sadıkta “ve tesânüd’’ birbirlerine çok bağlılar “sıfatlarına tam sahip’’ yarım sahip demiyor bakın Bediüzzaman, “tam sahip olan bir kısım şakirtlerdir’’ şakirtlerdir demiyor, “bir kısım şakirtlerdir’’ demek ki kitap çalışmalarının Hz. Mehdi (a.s)’ın küçük bir ekibi olacak. “Ne kadar da az da olsalar” kim bilir, belki 10 kişi, belki 20 kişi, belki 30 kişi. “Ne kadar da az da olsalar, mânen bir ordu kadar” bir devlet ordusu kadar diyor,“mânen bir ordu kadar kuvvetli” o kadar etkili “ve kıymetli sayılırlar” diyor. “Gerçiher asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi unvanını alamamışlar” diyor. Üç vazifeden birisi şeriat üstüne, yani fıkıh konuları üstüne gelmişlerdir diyor. Yani ya iman hakikatlerini anlatmışlardır ve yahut siyaset Mehdisi olmuşlardır, Mehdi-i Abbasi gibi diyor. Veya saltanat mehdisi olmuşlardır. Kanuni Sultan Süleyman gibi. Veya 12 imam gibi, imam Rabbani gibi, imani konularda veya saltanat yönünde vazife yapmışlardı diyor. Ama üç vazifeyi topluca birden yapan hiç Mehdi gelmemiştir diyor. Bu sadece ahir zaman Mehdisi’ne nasip olacak diyor. Bir tek ona. Hateme velidir, gelmiş geçmiş en büyük velidir, sadece ona nasip olacak diyor. Bakın“her biri üç vazifeden birisini yapmıştır, bir cihette yapmıştır” diyor. Kısmen yapmıştır diyor, tam anlamıyla hiç biri yapamamıştır diyor. Hepsi kısmen tek görevi yaparken bile, tam anlamıyla yapamamışlar diyor Hz. Mehdi (a.s) gibi. Hz. Mehdi (a.s), üçünü de tam anlamıyla, mükemmel ve bir arada yapacak diyor.
“Zaten 20 yıllık talebelerinize imrenirken, sizi çok geç bulmuşken, inşaAllah sizden mahrum kalırız diye ödümüz kopuyor Hocam” diyor bir hanım kardeşimiz.
Serkan Öner. Mehdi konusuna hiç yanaşmazsın. Atatürk’e kafanı takmışsın. Atatürk olmasaydı, maazAllah, neuzübillah, Cübbeli’nin eline Müslümanlar bir düşseydi. Bir düşün, ne olurduk? Allah muhafaza. Var öyle yurt dışında da görüyorum elinde palayla resim çektiren tipler, elinde kılıçla, doğramaya hazırız havasında. Nur talebesi olmaya bile imkan bulmazdınız Atatürk olmasaydı. Sizi kravatla gezdirirler miydi? Kravatınızdan tutar asardılar sizi. Böyle bizim nur gibi kardeşlerimizle konuşmamız mümkün olur muydu? Teker teker toplardılar Allah vermesin. Sorgusuz sualsiz infial ederlerdi, inşaAllah. Bir kere Mehdiyet’e hiç yanaşmıyorsunuz. Risale-i Nur’dan okuyorum, doğru diyemiyorsunuz. Yanlışsa söylesene. Yanlış de. Böyle bir şey yok de Risale-i Nur’da. Alnını öpeyim. Durup durup, Atatürk’e kafayı takıyorsunuz. Atatürk’ün kılına dokundurtmam sizi. Bu kafadan vazgeçeceksiniz. Birçoğu da bizim vesilemizle düzeldi. Cübbeli’ye bile Atatürk’ü övdürtüyorum. Gürül gürül anlatıyor Atatürk’ü. Biz olmasak, kim bilir ne olacaktı, Allah vermesin.
“Hocam sizi dinledikçe Allah’ımıza, dinimize, kitabımıza hayranlıkla sarılıyor, böyle güzel, böyle anlaşılır ve uygulaması kolay bir din bize ihsan ettiği için, Rabbimiz’e şükrediyoruz” diyor. Cübbeli’nin anlattığı dine bak, bizim anlattığımız dine bak. Cübbeli, anlattığı dini kendi yaşayamıyor. ‘Sıkıldım, darlandım, Malta adasına canımı attım’ diyor. “Vesile olan canım Hocama bayılıyor, mübarek ellerinizden muhabbetle öpüyoruz, canım Hocam” diyor kardeşimiz, maşaAllah. Akıl almaz tabular, akıl almaz yasaklar, kabus gibi, katran gibi bir dünya sunuyorlar. Gülmek yasak, sağa dönme, sola dönme, ileri dönme, şunu yeme, bunu içme. Bu nedir? Kediniz yapıyor musunuz? Yok. ‘Cami, cemaat derken çok sıkıldım, darlandım’ diyor, kendini Malta’ya atmış. Lafa bak. Bize gece gündüz Flash TV’yi övüyor. ‘Sen başı açık hanımlarla konuşuyorsun, bak ben Flash TV’de mükemmel bir çalışma yapıyorum’ diyor. ‘Sen de benim gibi ol, sen de Flash TV’yi seyret, hep Flash’çı olalım’ diyor. Yayınla şu Flash TV’yi bir daha da görelim. Gece gündüz bize tavsiye ediyor, ‘seyredin, çok mükemmel çok iyi’ diyor.
Flash’çı Cübbeli’yi bir seyredelim bakalım.
VTR-Cübbeli’nin Kendi Taraftarlarına İzlemelerini Tavsiye Ettiği Televizyon; Flash TV
ADNAN OKTAR: Bize gece gündüz “Flash TV’yi seyredin” diyor. Ben seyretmek istemiyorum eğer uygun görüyorsa. Bu durumda ben eğer özgürsem, seyretmek istemiyorum, inşaAllah. Başka kişilere karışmam tabii, şahsım adına istemiyorum. Sürekli bana da tavsiye etmesine gerek yok, inşaAllah.
O günde Nagehan dünya tatlısı, fındık burunlu, dünyalar güzeli, “Hocam neden başı açık bayanları ekrana çıkıyorsun?” Kardeşim CNN’de çıkıyorsun hanımların çoğu dekolte, başı açık. Dansöz de çıkıyor, şarkıcısı da çıkıyor. Beyaz TV’de mayoyla falan hanımlar, öyle diyeyim nezaketiyle. Çıkıyorlar. Peki ne alaka? Başı açık Türkiye’nin yüzde 70’inin, 80’inin de başı açık. Niçin başı açık hanımlara biz İslam’ı tebliğ etmeyelim? Niye konuşmayalım? Niye onlarla bağlantımız olmasın? Niye koparmaya çalışıyorsunuz? Ben Nagehan’a bir anlam veremedim. O çok modern kaliteli, klas bir kız, çok şeker. O öylesine sordu herhalde. O filmi de bir seyredelim.
VTR
ADNAN OKTAR: Samanyolu’ndan ağabeyler geldiler bana,“niye başı açık hanımlar?” Siz kendi kanalınızda çıkarıyorsunuz. Görmüyor musunuz siz? “Başı açık hanım çıkarılır mı?” diyor. Bir ağabey geldi, ünlü Fethullah Hoca’nın talebelerinden ve bu konularda da yetkili bir insan. Samanyolu’nu görüyoruz. Ben yanlış mı görüyorum? Şarkıcı çıkarıyorsunuz, dans ediyor genç kızlar, bu da TGRT. TGRT’den de öyle bana akıl verenler oluyor. Baksana TGRT’nin durumuna. Özellikle bir hoca efendi var, sürekli bana akıl veriyor. “Başı açık işte o da, dekolte.” Kanal 7’de öyle. Bana akıl, veren verene. Buyurun işte. Bu hanımlar dekolte değil mi? Üstelik şarkı, türkü söylüyor, kimi dans ediyor. Bize Kanal 7 gibi olun, TGRT gibi olun diye tavsiye ediyorlar. “Samanyolu gibi olun, Beyaz TV gibi olun diyorlar, Flash TV gibi olun” diyorlar. Böyle mi olalım yani, bu şekilde mi olalım? Olmayacağı belli yani, inşaAllah. Benim milletimin nur gibi insanları, nur gibi anneleri çoğu başı açık. Yüzde 70-80’i başı açık. Yüzde 100 Müslümanlar, tertemiz Müslümanlar, muttaki, halis Müslümanlar. Bizi Müslümanlardan kendi kafalarınca ayıracaklar, koparacaklar bazı kardeşlerimiz. Bir de bu ne perhiz derler ya. Bu ne biçim mantıktır, ben anlamıyorum, inşaAllah.
Mesela diyor ki;“İsmail Mutlu ile birkaç gün önce bir kitap fuarında karşılaştım. Hadislerde ve Risale-i Nur’a göre, Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’ın gelip gelmeyeceğini sordum.” Bakın, bu Nur Talebesi ve Risale-i Nur’la geçimini sağlayan bir adam, Risale-i Nur Külliyatı satarak geçimini sağlıyor, İsmail Mutlu. ‘Bu konuda hadislerin yeniden incelenmesi gerektiğini’ bakın işine gelmemiş, ‘Risale-i Nur’da da bu konuda geçen ifadelerin Üstad Hazretleri’nin kendi yorumu olduğunu. Bu yorumlara katılmadığını’ Bediüzzaman yanlış düşünüyor, diyor. ‘Hadisleride bir daha incelemek lazım’ diyor. Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesih, Süneni Davut; hep sahih hadis kitapları.O zaman bütün külliyatın tamamını reddetmiş olacaksın. Fethullah Hoca ne diyor? “Fıkıh konusunda bile bu kadar detaylı hadis nakletmemiştir sahabeler.O kadar çok hadis nakletmişlerdir ki Hz. Mehdi (a.s) konusunda,tevatür haddindedir” diyor. ‘Üstadın da hata yapabileceğini, ayrıca Hz. İsa (a.s)’ın göğe alınmadığını, eceliyle öldüğünü söyledi’ diyor.” Kuran ayeti var, artık insaf.
Hasan kardeş “Güzel Hocam, Allah’a karşı çok samimisiniz. Allah sizi daima var etsin, inşaAllah. Ben sizinle tanışmak istiyorum’’ diyor.
Selçuk Urcan; “Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’ın 30 seneden beri görev yaptığını söylüyorsunuz. Peki siz hiç merak etmiyor musunuz Hz. Mehdi (a.s) nerede diye? Bulup bize neden göstermiyorsunuz? Ayrıca bugüne kadar sizi takip ettiğim kadarıyla, Hz. Mehdi (a.s)’ın bütün özelliklerini açıklıyorsunuz programınızda. Kendinizin de kesinlikle Hz. Mehdi (a.s) olmadığınızı, böyle iddianızın olmadığını söylüyorsunuz. Şu an canlı yayında izliyorum, lütfen bu soruya cevap verin” Selçuk, inceliyor olman iyi. Şöyle yap; Yarabbi beni Hz. Mehdi (a.s)’a talebe yap. Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesiyim ben, Mehdiyet’i anlatıyorum, İttihad-ı İslam’ı anlatıyorum, Darwinizm’e, materyalizme karşı tavır alıyorum. Sen de öyle ol, konu bitmiştir. İttihad-ı İslam olduğunda, Hz. İsa (a.s)’ın arkasında namaz kıldığında Hz. Mehdi (a.s), konu bitti. Ondan sonrası, yok artık. Rahat, inşaAllah. Ama orada acaba olmaz. Şu anda acaba diyebiliriz. Orada acabası kalmıyor, inşaAllah. Bayağı kanaatimiz gelmiş olacak.
“Şeyh Nazım Efendimizin, ‘Allah’ın size verdiği her türlü nimetine baktıkça, maşaAllah La Kuvvete İlla Billah zikrini söyleyiniz’ buyurdu. Canım Hocam, biz de size baktıkça, maşaAllah La Kuvvete İlla Billah diyoruz. Rabbimizin bu güzel nimeti bizden ayırmamasını, hatta onunla ömür boyu yaşayıp, onunla ölmeyi diliyoruz” diyor, maşaAllah bir hanım kardeşimiz. Allah uzun ömür versin, ölümü neden diliyorsun, Allah hepimize uzun ömür versin, inşaAllah.
Bu filmleri yayınladıktan sonra, niye başı açık hanımlar çıkıyor diyenlerin yayını kesildi. Kimse göndermiyor. Zınk diye kesildi. Baktılar ki, onlar olayı bambaşka bir şekle getirmişler. Cübbeli’ye uysak, bambaşka bir durum olacak. O zaman durdular. Hiç gelmiyor. Binlerce mesaj oluyordu, onların içinden çıkıyordu öyle yazılar, hiç çıkmıyor.
Kardeşimiz diyor ki; “Flash TV ile ilgili video süper Hocam. Tam konuyu anlatıyor’’ diyor. MaşaAllah, ne muhabbettir. İnşaAllah. Gündüz de iyi oluyor. Gece de iyi, gündüz de iyi.
Şimdi Bediüzzaman’ın has talebelerinden, can hocalarımızdan Seyyid Salih Özcan Hocamız’ı dinleyelim. Çünkü hocamızı aforoz etmeye kalkmışlar. Görüşmüyorlarmış. Niye böyle söyledin diye. Bir tek o değil ki, bütün talebeleri söylüyor, maşaAllah. En başta Bediüzzaman. Onun da daha üstünde Resulullah (s.a.v.) söylüyor. Muhbir-i sadık. Haydi bakalım şimdihocamızı dinleyelim.
VTR-Seyyid Salih Özcan: Büyük Mehdi Ahir Zamanda Gelecek, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.)’e, İslam’a, Kuran’a, Atatürk’e söz söylerseniz yakanızı bırakmam. Allah’a, kitaba, dine, imana, Atatürk’e yönelik sözler söylerseniz yakanızı bırakmam. Kanunla, hukukla. O konuda enerjim baya iyidir. Ben her türlü şakaya da açığım. Espri olarak gördüğüm şakalar çok hoşuma gidiyor. Ama şahsıma yönelik de ağzınızı bozarsanız, ağzınızı hukukla yamulturum söyleyeyim. Baya pişman olursunuz. Kanunla, hukukla. Çocuk gibi yalvarıyorsunuz sonra, “yapmayın, etmeyin Hocam” diye. Evinize polis doluyor, gereği de oluyor.
“Hem şu sırdandır ki; Mehdi, Süfyan gibi âhirzamanda gelecek eşhasları çok zaman evvel hattâ Tâbiîn zamanında onları beklemişler” yani ta sahabe döneminden “yetişmek emelinde bulunmuşlar. Hattâ bazı ehl-i velayet "Onlar geçmiş" demişler. İşte bu da, kıyamet gibi, hikmet-i İlahiye iktiza eder ki; vakitleri taayyün etmesin. Çünkü her zaman, her asır, kuvve-i maneviyenin takviyesine medar olacak ve yeisten kurtaracak Mehdi manasına muhtaçtır. Bu manada, her asrın bir hissesi bulunmak lâzımdır. Hem gaflet içinde fenalara uymamak ve lâkaydlıkta nefsin dizginini bırakmamak için, nifakın başına geçecek müdhiş şahıslardan her asır çekinmeli ve korkmalı. Eğer tayin edilseydi, maslahat-ı irşad-ı umumî zayi' olurdu” diyor Bediüzzaman.
Duygu, inan işte gösterdik. Sen Cübbeli’nin kanalını çıkarttık. Bize Kanal 7’den örnek verdi, Kanal 7’de gösterdik. TGRT’yi de örnek gösterdin, TGRT’yi de gösterdik. Samanyolu’nu da örnek gösterdin, Samanyolu’nu da gösterdik. Benim milletimin insanları bir bütündür. Ben size yobazlık yaptırmam. Başı açık hanımlara saygı duyuyorum ve çok seviyorum. Makyajlı hanımlara saygı duyuyorum, seviyorum. Hatta bikinili, mayolu da olsa, hepsiyle görüşürüm, konuşurum, hiç fark etmez, hepsi benim milletimin tertemiz insanlarıdır, hepsi de yüzde yüz Müslümanlardır. Sizin nefretinizi kendi kafanıza geçireceğim, yobazlığa müsaade etmeyeceğim. Benim milletimin hanımlarına, modern insanlarına, ne çarşaflılarına, ne başörtülülerine hiç birine laf ettirmem. Yobazlığa müsaade yok.
GÜLŞAH HANIM: Allah razı olsun Hocam. İslam’ı, dini sizin vesileniz ile daha rahat yaşıyoruz Hocam.
ADNAN OKTAR: Selçuk, sürekli bana Hz. Mehdi (a.s)’ı sorup durma. Hadisleri sana okudum, alametlerini okudum, Risale-i Nur’dan okuduk. Ne anlıyorsan o. Biz de arıyoruz Hz. Mehdi (a.s)’ı, herkes arıyor, inşaAllah. Aramak çok önemli. Sen ara, Allah sana buldurur, inşaAllah. Ama ararken, hizmet ederek arayacaksın. Bizim gibi. Biz hem hizmet ediyoruz, hem arıyoruz. Sen de öyle ol.
DİDEM HANIM: Hocam, Serdar Turgut’un bir yazısı var, okuyabilir miyim? Time Dergisi Kasım ayında, Sayın Erdoğan’ı kapak yapmıştı. Serdar Turgut’da bu konuda bir yazı yazmış. Şöyle diyor: “Time Dergisi, dünyanın geleceğinin Türkiye tarafından şekillendirileceğini gördüğü için Sayın Erdoğan’ı kapak yapmıştır. Time’ın tüm dünyaya, işte yeni lideriniz Türkiye. Tedirgin olmayın. Geleceğiniz emin ellerde mesajını verdiğini yazmış. 20. yüzyılın yükselen dininin İslam olacağını, tüm dünyanın bir sistem değişimi yaşayacağını ve inanç Cumhuriyetiyle, ahlaklı insan modeliyle Türkiye’nin tüm dünyaya örnek olacağını” söylemiş. “Ayrıca önümüzdeki süreçte İslamiyet’in tüm Müslüman ülkelerde gelenekçi zihniyetten arınmış, yenilikçi zihin yapısıyla yaşanılacağını” eklemiş.
ADNAN OKTAR: Aferin. Serdar Turgut Mehdiyet’i kavramış. Hz. Mehdi (a.s) talebesi oldu bak. Hem de bayağı açık Hz. Mehdi (a.s) talebesi oldu. Yani isteyen de oluyor, istemeyen de oluyor. Herkes istese de, istemese de Hz. Mehdi (a.s) talebesi oluyor. Mesela Başbakan’da Hz. Mehdi (a.s) talebesi, Serdar Turgut’da Hz. Mehdi (a.s), ben de Hz. Mehdi (a.s) talebesiyim, herkes Hz. Mehdi (a.s) talebesi oldu, maşaAllah. Mehdiyet nurunu, bütün güzelliğiyle etrafa yayıyor.
“Değerli Ahmed Muhammed Adnan Hocam. Allah’ın selamı, bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam canlı yayında niye başı açık bayanları çıkarıyorsunuz?” Sonra diyor ki: “Şaka yaptım Hocam. Hoşgörünüze sığınırım. Mükemmel Flash TV videonuzdan sonra, bunu soranlar bir anda sustu. O yüzden gündeme getirdim” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Cengiz Yılmaz; “Hocam ben talebeniz olmak istiyorum. Arkadaş çevrem yok. Bazı yerlerde ben arkadaşlarımdan sıkılıyorum” diyor. Cengiz bizim internet sitelerine gir, kardeşlerinle görüş, kitaplarımızı oku, Allah’a dua et. Tamam işte kardeşimizsin. Bütün Müslümanlar kardeştir zaten.
Muhterem Hocam, aklın çok güzel. Bir de normal üstü bir zekaya sahip ama çok zeki. Müthiş bir genel kültürü var. Görgüsü de çok yüksek. Bütün dünyayı gezmiş. Ceylan aşağı yukarı dünyayı hep gezmiş. Bir de modern bilimleri çok iyi biliyor, maşaAllah. Kuran hakimiyeti de çok güzel. Şimdi seni dinliyoruz.
CEYLAN HANIM: Hocam, ben daha önceden cehennem gibi bir ortamdan geliyorum aslında. Ben sizinle tanıştığımda çok şaşırmıştım, insanların bu kadar huzurlu olabileceğine. Sizin çok olumlu etkiniz oldu üzerimde, Allah razı olsun. Hem imanıma çok etki ettiniz, hem görgüme etki ettiniz, hem sizin vesilenizle Allah bu güzellikleri benim üzerimde tecelli ettirdi. Daha önce ben böyle değildim. Hep sizin vesilenizle oldu Hocam, hep sizin emeğinizle oldu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah vesile etti.
CEYLAN HANIM: Allah sizi vesile etti, elhamdülillah.Hocam, Amerikalı astronom Hugh Ross var, çok bilinmiş bir astronom. Bu kişinin dünyamızın bulunduğu dar aralık ile ilgili, yaşamsal aralıkla ilgili bazı tespitleri var. Eğer uygun görürseniz bunlardan bahsetmek istiyorum. Mesela yer çekimi biraz daha fazla olsaydı, dünya çok fazla amonyak ve metan gibi ağır gazları biriktirecek, o zaman atmosfer yaşanamayacak bir halde olacaktı. Yer çekimi biraz daha az olsaydı, o zaman dünya daha az su tutabilecekti, atmosfer, yine yaşam olamayacaktı. Güneş’e dünya daha yakın olsaydı, hemen kavrulacaktı. Yine yaşam olmayacaktı. Daha uzak olsaydı, yine yaşam olmayacaktı. Çok çok soğuk olacaktı. Eğer ay ve dünyanın arasındaki çekim daha fazla olsaydı, ayın sebep olduğu gel-gitler çok fazla olacaktı. Ve dünyanın kendi etrafındaki dönüş hızı yavaşlayacaktı. Dünyanın kendi etrafındaki dönüş hızı yavaşlarsa da, geceyle gündüzün farkı artacaktı. Çok fazla bu geçişlerde kasırgalar, rüzgarlar olacaktı. Yine yıkım olacaktı, yaşam olamayacaktı. Ay ile dünyanın arasındaki çekim gücü biraz az olsa, ay hem dünyadan uzaklaşacak, hem dünyanın kendi etrafında dönme hızı artacaktı Hocam. O zaman atmosferin aynı şekilde olmayacağı için, bu sefer yine çok fazla kasırgalar, rüzgarlar olacaktı. Yine yaşamsal faaliyetler oluşamayacaktı. Ve ay uzaklaştığı için dünyanın üzerindeki koruyucu etkisi meteorlardan kalkmış olacaktı ve gel-gitler hiç olmayacak, deltalardaki verimli besinler suya karışamayacaktı, okyanus yaşamını etkileyecekti, hiçbir şekilde oluşamayacaktı. Dünyanın etrafındaki elektromanyetik alan biraz daha güçsüz olsaydı, o zaman güneşteki patlamalardan dünyaya yansıyan bu elektromanyetik parçacıklar dünyaya tamamen gelecekti o zaman hiçbir koruyuculuğu kalmayacaktı ve yaşam olamayacaktı. Bu elektromanyetik alan biraz daha güçlü olsaydı, çok daha güçlü elektromanyetik fırtınalar olacaktı. Yaşam yine olamayacaktı. Ozon tabakası biraz daha kalın olsa, dünya çok soğuyacaktı, buzul çağına girilecekti. Biraz daha ince olsa, bu sefer çok ısınacaktı, yine yaşam olmayacaktı. Mesela oksijen çok fazla olsa, çok hızlı yangın çıkacak, her yerde yangın olacak, yaşam olamayacaktı ve yaşamsal fonksiyonlar çok hızlanacaktı, bu var olan yaşamı da çok olumsuz etkileyecekti. Oksijen biraz daha az olsaydı, bu sefer yaşamsal fonksiyonlar fazla yavaşlayacaktı, yine olumsuz etkileyecekti.
ADNAN OKTAR: Müthiş ve kusursuz bir denge üstünde, hayret.
CEYLAN HANIM: Böyle çok sayabiliriz ama Allah’ın yarattığı çok belli. Allah’ın yaratması dışında böyle bir aralığın yakalanması mümkün değil, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah. Her şeyde bakın ne fazla olması oluyor, ne eksik olması oluyor. Tam kararında, her yer tam kararında.
CEYLAN HANIM: Mesela Hocam, siz zaten çok iyi biliyorsunuz, ben sizden öğrendim inşaAllah, Mars’ın da kendine ait çok ince bir atmosferi var, fakat bu atmosfer çok çok ince olduğu için ve çok zehirli gazlar barındırdığı için, hiçbir şekilde yaşam uygun değil. Bir de atmosfer çok ince olduğu için, normalde Mars’ın kendi etrafındaki dönüş hızı, dünyamızla yaklaşık aynı, 24 saatten biraz fazla, fakat gece gündüz arasındaki ısı farkı çok fazla olduğu için hiçbir şekilde ısınamıyor gezegen, zaten daha uzak olduğu için. Gündüz mesela kendi ekvatorunun etrafındaki ısı artı 10 derece selsiyusa kadar yükseliyor, fakat gece eksi 75 selsiyusa kadar düştüğü için, hiçbir şekilde yaşama uygun değil, sadece bu yönüyle bile.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah ne güzel hale getirmiş dünyayı. Ne kadar güzel yapmış.
Güzeller güzeli Damla anlat bakalım.
DAMLA HANIM: Hocam bu konuyla ilgili bir ayet söylemek istiyorum, inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru."
ADNAN OKTAR: Sen anlat bakalım.
GÜLŞAH HANIM: Hocam, inşaAllah anlatayım. İlk önce sizin de saçlarınızın çok çok güzel olduğunu söylemek istiyorum Hocam. Çok dikkat çekici, maşaAllah, elhamdülillah. Hocam tohumlardan bahsetmiştim, ek bir bilgi vermek istiyorum. Tohumlarda bir besin deposu var. Normalde köklerden alacağı, topraktan alacağı besini tohum halindeyken daha hiçbir yerden alamıyor, fakat Allah içine çok önemli bir besin deposu yerleştirmiştir. Normalde tohum uyku halindedir. Bunu sağlayan bir hormon var. Fakat ısıtıldığında yeni bir hormon devreye giriyor, büyüme hormonu. Ve bununla da bir enzim salgılanıyor. Bu enzimle şeker üretilmeye başlanıyor ve tohumun elde edeceği besin bu şekilde sağlanmış oluyor. Allah her şeyi çok özel bir dengeyle yarattı Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Her yerde matematik denge var. Ama bu kadar kusursuz olması ve hayatın her alanında. Kromozomlarda matematiksel düzgünlük var, atomda var, hücrede var, hücre çekirdeğinde var, her yerde. Dünyanın yapısında var, dünyanın dönüş hızında var. Mucize üstüne mucize, mucize üstüne mucize, maşaAllah.
Bugün bu kadar yeter. Yarın devam ediyoruz, inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Makaleler
Devamı ...