BERİL HANIM: Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hocam buyurun.
YASEMİN HANIM: İnşaAllah Hocam. Kovulmuş Şeytanın Şerrinden Allah’a Sığınırım, Rahman Rahim olan Allan’ın Adıyla; “De ki: O Allah, birdir. Allah, Samed'dir (herşey O'na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır). O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Ve hiçbir şey O'nun dengi değildir.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocam buyurun.
MEHTAP HANIM: Kovulmuş Şeytandan Allah’a Sığınırım; “Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.”
ADNAN OKTAR: Beril sen söyle.
BERİL HANIM: İnşaAllah Hocam. Enfal Suresi’nin 22. ayetini söylüyorum. Kovulmuş Şeytandan Allah’a Sığınırım; “Gerçek şu ki, Allah Katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir.”
ADNAN OKTAR: Hocam günlük konulardan anlat.
DİLEM HANIM: Tabii Hocam, inşaAllah. Sayın Başbakan Erdoğan, Suriye lideri Esad’ın yanına din adamlarını alarak resim çektirmesi ve din adamlarının kendisine destek veriyor görüntüsü yaratmaya çalışmasını şu sözlerle eleştirmiş; “Bir tarafına alıyor sarıklı bir hoca efendi, onunla poz veriyor. Kimi kandıracak? Biz bu oyunlara gelecek miyiz? Bizde güzel bir söz var; ‘dervişlik olsaydı tac ile hırka, biz dahi alırdık otuza kırka’. Bizim dinimiz şekil dini değil. Tacı, hırkayı giymekle kimse işi bitirmiyor. Asıl olan inancımızı yaşamaktır. Kalkıp o şeyhi yanına koy, tam bir barış dini olan İslam’ın men ettiği ne varsa onu yap. Zalimler kazanmayacaktır. Er ya da geç mazlumlar kazanacaktır. Çünkü Allah hakkın ve haklının yanındadır” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama hakikaten bu Esat’ın zalimliği inanılır gibi değil. Halbuki sevecenlikle, güzellikle, akılla, imanla, çok güzel İslam’ın yaşanmasına vesile olabilir Suriye’de. Yani ben anlayamıyorum, bu yobaz kafanın bu kan dökme eğilimlerine, bu azgınlıklarına, psikopatlıklarına. Her seferinde rezil olmalarına rağmen bu deliliğe devam ediyorlar. Bak o karga kafese girdi. Libya’da o salağı perişan ettiler, mahvettiler, döve döve öldürdüler. Oğlunu yakaladılar, rezil rüsva ettiler. Onu da asacaklar şimdi. Saddam avanağı yine aynı şekilde. Uyardığımız halde aynı psikopatlığı yaptı. Oğulları da aynı psikopatlığı yaptı. Onlar da feci şekilde öldürüldüler. Laf söz dinlemiyorlar. Mesela Beşir Esat da, gerçi onun bu işlerden pek haberi yok gibi. Suriye’yi derin devlet yönetiyor. O da sürükleniyor. Çocukluğundan itibaren bunu öyle yönlendirmişler, ne diyorlarsa “evet” diyor. Bu sadece başını sallıyor, zulüm sistemi devam ediyor. Ama Hz. Mehdi (a.s.) gelmeden hiçbir yerde sistemin düzelmeyeceğini Allah gösteriyor. Bak Mısır’da da sistem, ben dedim “düzelmez” dedim. Yine iç kargaşalar, kavgalar devam ediyor. Mümkün değil. Bir tane vicdana, bir tane akla bağlı olması gerekiyor bütün İslam aleminin. Yüz çeşit kafaya bağlı oldu mu, yüz kafa kendisini haklı görüyor. Yüzü de kendinden emin oluyor. Yüzü de “ben en iyi bilirim” kafasında oluyor. O zaman yüz ayrı çatışma oluyor. Her biri kendini en akıllı gördüğü için, “ben hakim olacağım” diye şiddet uyguluyor. Sonucunda İslam alemi param parça ve ızdırap içinde oluyor.
Hazır filmimiz var mı? Bakalım.
VTR -İnternette Dine ve Manevi Değerlere Hakaret Edilmesine Kimse Müsaade Etmez.
ADNAN OKTAR: İki Şeyh Efendi geliyor bugün, inşaAllah. Yurt dışından gelen ünlü Şeyh Efendiler, iki tane. Şimdi şeyhlerimden mühim konular öğreneceğiz, inşaAllah.
Anne yine nöbette mi?
GÜLŞAH HANIM: Evet Hocam nöbette.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, maşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: Geçen gün programdan sonra hemen telefonlar gelmeye başladı, seyrettiklerinin bir delili olarak.
ADNAN OKTAR: Ailede hayranlar, tamamı.
GÜLŞAH HANIM: Evet. Sizin hayranlarınız Hocam hepsi, maşaAllah. Sizi çok seviyorlar.
ADNAN OKTAR: Ve senin de, maşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam ben de kiminle konuşsam Türk, yabancı arkadaşlarım da var, herkes sizi çok seviyor ve mutlaka röportajlarınızı takip ediyorlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi Hocalarımdan biraz bilgi alalım. Önce Damla Hocam.
DAMLA HANIM: İnşaAllah hocam, başüstüne. Aminoasitlerdeki düzenden bahsetmek istiyorum bugün, inşaAllah. Proteinler, aminoasit isimli moleküllerden oluşurlar. Aminoasitler, proteinlere göre daha küçük moleküller olmalarına rağmen, çok kompleks bir yapıları vardır. Her amino asitte, üç farklı gruba ayrılır. Amino grubu, karboksil grubu ve yan zincir grubu şeklinde. Her aminoasitteki amino grubu ve karboksil grubu aynıdır. Bir aminoasidi diğerlerinden farklı kılan tek özelliği, moleküle bir ucundan bağlanan yan zincir grubudur. Bu şekilde aminoasitler farklılık, çeşitlilik gösterirler. Hocam bir makinenin yapılmasında nasıl çeşitli malzemeler kullanıyorsa, bir aminoasitte de protein makinesinde de çok farklı aminoasitlerle, malzemeler kullanılır. Hocam aminoasitlerin yan zincir grubundaki atomların şekli, sayısı, hidrojen bağı kapasitelerinin farklı olması, elektrik yükleri, bu aminoaside çeşitlilik kazandırır ve bu çeşitlilik de çok çeşitli protein makineleri üretmemizi sağlar. Hocam mesela bir yan zincir grubunun artı ya da eksi yüklü olması veya yüksüz olması, o aminoasit moleküllerinin suda eriyip erimemesini sağlar, buna vesile olur. Bu şekilde farklı özelliklere sahip aminoasitler vesilesiyle, proteinler de vücudumuza çok çeşitli görevler yaparlar Allah’ın dilemesiyle, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bu Damla Hocam’ın ilmine şaşıyorum, ucu bucağı yok, maşaAllah. Düşün, Meydan Larousse gibi, ansiklopedi. Sor söylesin, sor söylesin. Çok güzel anlattığın konu, maşaAllah.
DAMLA HANIM: Elhamdülillah, Hocam sizin kitaplarınızdan istifade ediyorum hep. Hep onları okuyarak öğreniyorum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bilgi, hikmet, güzellik, derinlik hepsi sizde, maşaAllah. Hocam buyurun.
GÜLŞAH HANIM: Hocam, ben de uzaydaki dev boşlukların hikmetlerinden bahsetmek istiyorum. Öncelikle mesafelerle ilgili birkaç bilgi vermek istiyorum. Dünyada en uzak mesafeye gitmeye çalışsak, 15 bin km bir mesafesi var. Güneşle dünya arasındaki mesafe de 150 bin km. Bundan daha uzaktaki mesafeleri, biz ışık hızı olarak nitelendiriyoruz. Bir yılda ışığın aldığı mesafe 9 trilyon 460 milyar km. Bizim galaksimizde güneş sistemimize en yakın mesafede olan Andromeda Galaksisi ise 2 milyon ışık yılı uzaklıkta ve evrende 100 milyar galaksi var. Bu kadar çok galakside, çok fazla boşluklar var, bunları düşündüğümüzde, bu boşlukların çok fazla hikmetleri var. Eğer bu boşluklar biraz daha az olsaydı, yıldızlar arasındaki çekim kuvveti kararsızlaşacaktı ve gezegenlerin yörüngelerinin birbiri arasında durma gücü istikrarlı olmayacaktı. Bu mesafeler biraz daha fazla olsaydı süpernova patlamalarıyla dünyamıza ve gezegende dolaşan ağır elementler var. Bu elementler, dünyamıza ulaşamayacaktı ve canlılık için gereken elementler de ulaşamayacaktı tabii dolayısıyla. Yani bu boşlukların çok önemli hikmetleri var. Zaten George Greenstein’da bunun hikmetlerini söylüyor;“canlılık için çok gerekli bu boşluklar” diyor. O yüzden Allah’ın her yarattığında bir hikmet var. Bunu çok detaylı düşünmemiz gerekiyor. Sizin kitaplarınızdan da kardeşlerimiz, internet sitelerinden daha detaylı bilgi edinebilirler Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama senin anlatımından biz daha güzel anlıyoruz.
GÜLŞAH HANIM: Elhamdülillah, Allah razı olsun Hocam. Hocam ben sizin anlatımınızı örnek alıyorum. Siz Müslümanlara çok güzel bir örnek teşkil ediyorsunuz. Allah razı olsun Hocam, maşaAllah. Eğitimli olan, kültürlü olan geçlerin, modern insanların da İslam’ı yaşayabileceğini bize öğrettiniz, Allah razı olsun Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim milletimiz dindar, maşaAllah. Fakat bir kısım adamlar kurnazlık yapmışlar. Dediler ki ; “Arkadaş başörtülü ve çarşaflı hanımlar sizin olsun. Evinizde otursun. Okullara pek yanaşmasınlar, iş yerlerine de yanaşmasınlar, siyasete de girmesinler. Ne yapıyorsanız yapın. Ama bu açık hanımlara sakın yanaşmayın, dekolte hanımlara yanaşmayın. Onlar bizim.” Biz de dedik ki; Hepsi Müslüman evladı, hepsi Türk evladı, hepsi vatanımızın içinde yetişmiş münevver insanlar, hepsi yüzde yüz Müslümanlar, hepsi kardeşimiz. Biz hepsine sahip çıkıyoruz dedik. Adamlar böyle sırtlarında çıra yakılmış gibi hopladılar. Daha hala feryat ediyorlar. Milletimizin hepsini kucaklıyoruz, hepsi bizim inşaAllah.
Buyurun.
BERİL HANIM: İnşaAllah Hocam. Ben de beyaz köpekbalıklarını anlatayım. Beyaz köpekbalıkları beslenmek için fokları seçiyorlar. Ama kendileri soğukkanlı canlılar, yani temiz kanları ve kirli kanları vücutlarında beraber dolaşıyor. Bu da yeterince oksijeni yakalayamamalarına vesile oluyor, Allah vesile ediyor inşaAllah. Hızlı hareket edemiyorlar. Ortamın sıcaklığına göre vücut sıcaklıkları değişiyor. Ama fokları yakalamaları için çok hızlı ve seri hareket etmeleri gerekiyor. Allah da çok güzel bir sistem yaratmış onların vücutlarında,soğukkanlı canlılar fakat gözlerinde sanki sıcakkanlı canlıymış gibi temiz kan geçiyor. Bu da gözlerini daha çok seri hareket ettirmelerine vesile oluyor, inşaAllah. Böylece fokları yakalamak için, hızlı gözleriyle onları daha seri takip edip o şekilde yakalayabiliyorlar.
ADNAN OKTAR: Nereye dönsek Allah’ın sanatı. “Göz yorgun düşer” diyor Cenab-ı Allah. Yani “Onu izlemekten, tespitten göz yorgun düşer”, diyor. MaşaAllah elhamdülillah. Şimdi ne yapalım, ne edelim? Şeyhlerimiz saat 14.00’te mi geliyorlar? Evet. İki ünlü Şeyh Efendi. Bu Şeyh efendiler daha önce gayrimüslimlermiş, sonra Müslüman olmuşlar, sonra Allah onlara şeyhlik nasip etmiş. On binlerce insanın imanına vesile olmuşlar, maşaAllah.
Hocam hoş geldiniz.
CEYLAN HANIM: Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Ruhun da güzel, kendin de güzel, estetik anlayışın da güzel. Çok klas hanımsınız hepiniz.
CEYLAN HANIM: Hocam sizin ufkunuzun çok geniş olması bizi çok olumlu etkiliyor, elhamdülillah. Siz mesela iç dekorasyonda bazı şeylere dikkat ediyorsunuz, sizin yardımcı olduğunuz, iç dekorasyon yaptığınız yerleri gördüğümüzde, dünyada hiç görülmemiş bir şey oluyor. Sizin yaptığınız resimleri gördüğümüzde, dünyada hiç görülmemiş bir şey oluyor. Ufkunuz çok geniş Hocam sizin. Estetik konusunda, sanat konusunda, her konuda, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Önce alim hocamız, Aylin Hocamızdan başlayalım.
AYLİN HANIM: Hocam, tat alma ile ilgili bugün ben bazı bilgiler verecektim, dilimizin nasıl tat aldığıyla ilgili. 9 bin tane tat hücresi var dilin üzerinde ve bunlar 50 veya 100 hücre olarak gruplandırılmış durumdalar. Vücuda giren her şeyi farklı şekilde tat alan bölgeler var. Mesela ekşiyi, tatlıyı, tuzluyu, acıyı hep dilin üzerinde belli bölgeler alabiliyorlar. Mesela tatlıyı algılayabilen hücreler, dilimizin en önünde. Dışarıdan herhangi bir tatlıya dair moleküller hücreye girdiğinde, hemen dilin ön bölgesindeki kısma geliyor ve burada glokofon adı veriliyor normalde bu bölgenin adına, buradaki hücre dizilimlerinin adına, dışarıdan gelen tatlıya dair moleküller glokofonun üzerindeki o tatlıyla benzer yapı içerisindeler, böyle yapboz sistemi gibi. Yani o ona uyum sağlayacak şekilde yaratılmış. O yüzden girer girmez, o tatlı algılayıcıları,, onun tatlı olduğunu tanımlıyorlar. Yani elmaya ait molekül koşarak gidip acıya dair bir yere birleşmiyor. Gidip sadece tatlıya algılayan bölgeyle birleşiyor, çünkü üç boyutlu moleküler yapısı buna uygun. Yapboz şeklinde birleşebiliyor o kısımla. Orada hidrojen bağları kuruyor ve oradan beyne hemen ileti gönderiliyor; “bu tatlıdır, bu şekilde bir tadı vardır” ve daha önce algılandıysa eğer “bu elmaya ait bir tattır” diye beyne bilgi gönderiliyor. Muhteşem bir sistem bu şekilde olması, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Ne hikmetler, ne ilimler, ne incelikler, ne derinlikler, ne detaylar maşaAllah, elhamdülillah, subhanAllah.
AYLİN HANIM: Hocam bunun evrim teorisine göre olması mümkün değil. Çünkü evrimcilerin iddiasına göre;“her ikisinin ayrı ayrı evrimleşmiş olması gerekiyor.” Mesela tatlıya ait moleküllerin ayrı bir yerde evrimleşmiş, onu uygun dile ait hücrelerin de ayrı yerde evrimleşmiş olması gerekiyor. Böyle bir şey mümkün değil. Zaten baştan tek bir proteini bile açıklayamıyorlar o kısmı zaten var. Fakat onların iddiası yönünden de geçersiz kılıyor evrimcileri, Darwinistleri tamamen çökerten bir durum bu. Mesela Hocam yapay şekilde üretilmiş tatlandırıcılar var, bunları vücudu bir nevi aldatmak için üretiyorlar. Mesela molekül yapısını şekere uygun bir molekül yapıda yapıyorlar. Bunlar vücuda giderek, tatlı kısmının moleküler yerine yerleşiyor ve tatlı hissi veriyor. Halbuki tatlı girmemiş oluyor vücuda. O yüzden beyne o sinyali gönderiyor. Aslında vücutta herhangi tatlı olmamasına rağmen, beyin vücuda tatlı girmiş gibi hissediyor ve onu o şekilde algılıyor.
ADNAN OKTAR: Suni tatlandırıcılar olayı böyle demek ki. Allah vermesin, ne olursa olsun onu hiç ne çayıma koyarım, ne tatlıma koyarım aman. Hiç şeker yemeyeyim daha iyi, ne gerek var?
EBRU HANIM: Hocam, siz anlatmıştınız zaten, yine de insülin salgılandığı için o anlamda bir faydası da olmuyor. Daha çok vücut şekerli madde ihtiyacı içine giriyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Vücut onu şeker olarak algılıyor, değil mi? MaşaAllah.
AYLİN HANIM: Beyne giden uyarı “bu şekerdir” şeklinde. Halbuki şeker girmemiş oluyor Hocam. Bu aslında her şeyin histen ibaret olduğuna dair bütün açıklamaları tam anlamda onaylayan bir açıklama.
ADNAN OKTAR: Biz kainatın ne olduğunu, maddenin hakikatini 2012’de anlattığımızda havalara hoplayacaklar, diz çökecekler. Ne kadar acayip bir evrende yaşadıklarını, nasıl metafizik bir ortamda olduklarını anlayacaklar. Dimağları duracak adeta. Ama ben onu tabi biraz hazırlayacağım. Ondan sonra anlatacağım. Bu sırrı öğrendiklerinde nefesleri kesilecek. Allah’ın sanatından birçok insanın haberi yok. Nereyi gördüklerinden de haberi yok. Şu an ekrana bakıyor ama, ekrana baktığını zannediyor. Halbuki beyninin içine bakıyor. Bu Allah’ın sırrını onlara öğreteceğiz, bilmeyenlere. Bilenler daha da geliştirmiş olacaklar inşaAllah.
Mübarek, muhterem, müberra Hocam buyurun.
CEYLAN HANIM: Estağfirullah Hocam. Hocam ben bugün Acropora türü hermatipik mercanlarla zooxanthellae Türü tek hücreli algin kuruduğu ortak yaşamı, simbiyozu anlatmak istiyorum. Çok ilginç bir örnek. Bu algin ve mercanların fotoğrafları vardı, ilk önce onları göstererek başlayabiliriz.
ADNAN OKTAR: Ne süslü şey bu böyle.
CEYLAN HANIM: Hocam, yumuşak mercanlar grubundan dokusunda algler barındırın mercanlara hermatipik deniyor. Barındırmayanlara ahermatipik deniyor. Bunlar acropora türü hermotipik mercanlardan örnek. Bu algler de zooxanthellae algler isimli algler. Kendi ihtiyaçlarından çok çok fazla karbonhidrat üretiyorlar. Ve bu ürettiklerinin yüzde doksan sekizini bu mercanlara veriyorlar. Normalde bunlar fotoototrof canlılar, bu algler. Yani ışığa ihtiyaç duyuyorlar, ışık olduğunda kendi yiyeceklerini üretebiliyorlar, kendi karbonhidratlarını. Fakat bu canlıların bir barınacak yere de ihtiyaçları var. Bu barınacak yer için de, bu mercanları seçiyorlar. Bu mercanların üst dokusunda, epidermis tabakasının ikinci hücre sırasına yerleşiyorlar. İkinci hücre sırasına yerleştikleri için, renk üreten hücreler altta kaldığı için, hem ışığa ulaşabiliyorlar hem de güneş ışığına ulaşabiliyorlar. Hiçbir şekilde kesilmiyor bağlantıları ışıkla. Bunlar kendi ürettikleri besini paylaşıyorlar. Bu mercanlar da onlara hem yuva sağlıyorlar, hem de kendi dışarı atmak istedikleri amonyaklarını, bu alglere kullandırıyorlar.
ADNAN OKTAR: Bakın sistemin karmaşıklığına, detaylarına, inceliğine bakın. Ne kadar nefes kesici, maşaAllah. SubhanAllah.
Ebru Hocam buyurun.
EBRU HANIM: Hocam ben de aslında simbiyotik yaşamdan bir örnek vereceğim.
Mürekkep balıkları ile ışıklı bakterilerin de ortak yaşamları da, Allah’ın çok güzel yaratığı detaylardan bir tanesi. Resimlerimiz var ona bakabiliriz ilk önce. Bu mürekkep balığının gündüz hali. Gündüz kendini tamamen kuma gömüp, düşmanlarından öyle korunuyor. Ama gece yaşayan bir canlı mürekkep balığı. Burada tam gömülmüş halini görüyoruz. Hiçbir şekilde gözükmediği için, gündüz herhangi bir tehlikesi yok.
ADNAN OKTAR: Vay çete vay, vay uyanık vay.
EBRU HANIM: Gece olduğunda, özellikle de sığ sularda yaşıyor, ay ışığı yukardan vurduğunda, bu şekilde gölgesi çıkıyor. Aşağıdan bakıldığında,yine düşmanları onu görebilir, yukarıdan da bakıldığında, yine ışık aydınlattığı için kendisini başka düşmanlar görebilir. Bunu bertaraf etmek için, Allah çok güzel bir sistem yaratmış. Mürekkep balığının sol tarafta önden görünümü görüyoruz, sağ tarafta ters çevrilmiş hali. Gözü var alttaki büyük olan tek gözü. Diğer yukarıdaki iki koyu renkli de mürekkep balıklarındaki bakterilerin biriktiği bölge. Bu canlıları özel olarak besliyor mürekkep balıkları ve burada çoğalmalarını sağlıyor.
Bakteriler ışıklı bakteri olduğu için, geceleri ışıklarını yaktıklarında mürekkep balıkları tamamen görünmez oluyor, hem aşağıdan hem yukarıdan bakanlar için.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bu uyanıklık artık hat safhada. Allah sürekli şaşırtmak, hayret ettirmek için birbirinden harika, birbirinden ince, birbirinden detaylı güzellikler yaratıyor ama bilimle bunların farkına varıyoruz. Bilimle Allah’ın sanatını görüyoruz. Bilim farz. Bilim bütün Allah’ın güzelliklerinin detaylarının çok büyük bir bölümünü görmede bilim şart, maşaAllah.
EBRU HANIM: Hocam, siz bizi hem teşvik ettiniz, hem sizden öğrendik bilimle Allah’ın varlığını ve Allah’ın yaratma sanatının detaylarını, maşaAllah elhamdülillah.
Burada biraz daha detay vermek istiyorum ben mürekkep balıklarıyla ilgili. Mürekkep balıkları bu ışığı rastgele yakmıyorlar. Çünkü her zaman ay ışığının miktarı aynı olmuyor. Bazen çok daha kuvvetli oluyor, bazen çok daha az oluyor. Bu durumda bu bakterilerin biriktiği ışık organının ağzındaki bir kasla, ne kadar ışığı dışarı vereceklerini hesap ediyorlar. Bu da çok olağanüstü bir hesap. Bunu mürekkep balığının kendi aklıyla hesaplaması mümkün değil. Allah’ın ilhamıyla yaptığı çok açık. Ayrıca bakterileri orada barındırırken, sürekli bakterileri nüfusu artıyor. Bunun hepsini beslemesi mümkün değil bu bakteri yoğunluğunu ve neslin de yenilenmesi gerekiyor. Dolayısıyla her gün gündüz olduğunda, özel bir pompası var. Bu bakterilerin yüzde 95’ini dışarı atıyor, yüzde 5’i kalıyor. Yüzde 5’i ile yeni bir nesil oluşuyor ertesi güne ve bu şekilde ışıklarını tekrar yeni nesil bakterilerle yakmış oluyor her gün. Bu artan nüfusu da beslememiş oluyor boşu boşuna. MaşaAllah, Allah burada da çok güzel bir detay yaratmış.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bunları görüp-bilip de, iman etmeyen insanlara, hayretler içinde bakıyorum. Yani mucize, başka bir açıklaması yok. İşte “asıl şaşacaksan, onların iman etmemesine şaşır” diyor Cenab-ı Allah. Hayret edilecek bir şey.
EBRU HANIM: Hocam bir de anne mürekkep balıkları, yumurtalarını bırakırken bu bakterileri de yanında bir kesede bırakıyorlar. Böylece bakterilerin bulunduğu kısım, bu mürekkep balıklarında gelişmiş oluyor. Laboratuvar ortamında baktıklarında, bu bakteriler olmadığında, bu bakterileri biriktirecekleri bölüm gelişmiyor mürekkep balıklarında. Buradan da bakterilerle mürekkep balıklarının arasında iletişim olduğunu Allah’ın ilhamıyla, bir iletişim kurduklarını görmüşler, fakat nasıl iletişim kurduklarını tam olarak bilemiyorlar. Başka bir gün de bakterilerin kendi arasındaki iletişimini ve bu ışığı nasıl yaktıklarını anlatabiliriz. O da çok detaylı bir şey. Ama Allah’ın her aşamada, bu kadar güzel detaylarla yaratmasındaki gücü, kuvveti, ihtişamı göstermesi çok güzel, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dikkatlice bakıyorum yüzünüze de ne kadar temiz, ne kadar kaliteli, ne kadar efendi, ne kadar sıhhatli, sağlıklı, ne kadar huzurlu, ne kadar vicdanlı ve ne kadar samimi. Yani efendilik üstünüzden başınızdan akıyor adeta, maşaAllah. Bazen ben genç kızlarla karşılaşıyorum, deli gibiler. Allah akıllarını almış. Yapmacıklık, korkaklık, vahşilik, nezaketsizlik, kabalık, kütlük, hayvan gibi vahşi, kendini böyle cinsel obje gibi görüyor, manyak gibi. Hayvan ürkekliği var üstünde. Hayvan reaksiyonları gösteriyor. Sizin mümin, Müslüman olgunluğunuz, nezaketiniz, lafınızı sözünüzü bilmeniz, hürmetiniz, her şeyiniz çok çok mükemmel, maşaAllah elhamdülillah.
EBRU HANIM: Hocam sizin ahlakınızın bir yansıması, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah vesile ediyor.
EBRU HANIM: Allah vesile ediyor. Müsaade ederseniz ben kısa bir şey daha ilave etmek istiyorum. Mürekkep balığı fosilimiz var onu göstereyim.
ADNAN OKTAR: Tamam bakalım.
EBRU HANIM: 95 milyon yıllık Lübnan’da bulunmuş, Kretase Dönemi’ne ait. Zaten mürekkep keseleri genelde korunmuş oluyor mürekkep balıklarının. Bir tane çok net canlısını görüyoruz şu anda ekranda, 95 milyon yıldır en ufak bir değişikliğe uğramamış mürekkep balıkları. Diğer resme de bakabiliriz. Bu da bilinen en eski mürekkep balıklarından bir tanesi, 165 milyon yıllık. Biraz önce gördüğümüz resimde de mürekkep balığının kesesini gördük. O derece detaylı korunmuş.
ADNAN OKTAR: Ama hayret hakikaten. Her mürekkep balığı fosiline bakıyorum o mürekkep kısmı çok koyu olarak kalmış taşlaşmış, simsiyah orası, maşaAllah.
CEYLAN HANIM: Hocam simbiyotik yaşamın aslında şöyle bir önemi var evrime darbe vurması açısından, siz zaten çok iyi biliyorsunuz, inşaAllah. Birçoğunda simbiyotik yaşam formlarının, bu ikisinden bir tanesi olmadığında diğer canlı da olamıyor. Mesela incir ağaçları var, incir ağacıyla çiçeğiyle beslenen arı olmadığında, hiçbir şekilde döllenemiyor onun tohumları ve ağaç çoğalamıyor. Normalde ikisinin de aynı anda yaratılmış olması gerekiyor. Mesela bu bakterilerle bu alglerle mercanların aynı anda yaratılmış olması gerekiyor. Zaten algleri eksik olan bazı mercanlarda bir hastalık oluyor. Bembeyaz oluyor mercanlar, sonra da ölüyorlar. Allah’ın hepsini aynı anda yarattığının çok büyük delili aslında bu simbiyotik yaşam formları, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah ilminizi irfanınızı arttırsın.
“Adnan Hocam ben Furkan Vakfı’nın yurdunda öğrenciyim ve sizi çok seven birisiyim ama bizim bir vatandaş var sizin hakkınızda konuşuyor” diyor. O herif hem cahil, hem aklı zayıf, garibanın teki. Onu niye adam yerine koyuyorsun, ben anlamıyorum? Yani böyle kale alınmayacak adamlar, ismini bile anmanbana biraz komik geliyor. Bunları kimse kale almaz, kimse adam yerine koymaz. Hiçbir etkinliği de olmaz bunların. Yani ne Darwinizmi ne materyalizmi çökertecek güce sahipler, ne yurtdışında Musevilere Hıristiyanlara tebliğ yapacak güçleri var, ne komünistlere tebliğ yapabilecek güçleri var, ne ateistlere tebliğ yapabilecekleri güçleri var, yani mesela bir koleje gitseler, bir üniversiteye gitseler, bunları kimse adam yerine bile koymaz. Bunlardan bahsetmenize gerek yok. Bunlar dar planda, üç beş tane gariban kendi kafasında Müslüman buluyorlar, orada kendi kafalarına göre bir şeyler konuşuyorlar. Yalnız insanlar bunlar ve etki güçleri olmadığı için, bunları adam yerine koymaya gerek yok. Yani hiç kale almayın.
Şimdi yine biraz iman hakikatleri dinleyelim.
VTR-Su Üstünde Yürüyen Kertenkele Basilisk.
ADNAN OKTAR: Hocam maşaAllah alimdir, fakat muhterem hocamız Ortadoğu uzmanıdır, maşaAllah. Muazzam bilgiye sahiptir.
SİNEM HANIM: Sizin ilminizin bir yansıması olabilir ancak, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabii yani Ortadoğu ve Balkanlar üzerine müthiş araştırması olan değerli bir bilim insanıdır hocamız, maşaAllah.
SİNEM HANIM: Estağfirullah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Buyurun bir ayet söyleyin hocam.
SİNEM HANIM: Tabii Hocam inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Rabbime sığınırım. “Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. Elif, Lam, Mim, Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici olan bir Kitap'tır. Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar. İşte bunlar, Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Serap Akıncıoğlu. Muhterem hocamız.
SERAP AKINCIOĞLU:Estağfirullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Danimarkalı Gelin diye bir filmi vardı. Değil mi hocam maşaAllah, Ne güzel ne güzel. Buyurun.
SERAP AKINCIOĞLU:Hocam, ben kısaca apoptosis’ten bahsedeceğim. ‘Hücre intiharı’ demek. Şöyle, vücudumuzda ortalama rakamları söylüyorum: 100 trilyon kadar hücre var. Bu 100 trilyon hücrenin her birinin kendine ait bir alan belirleme kodu var. Hepsi Allah’ın kendisine hikmettiği yerde duruyor ve değiştirmiyor. Mesela mide hücresi midede kalıyor. Kalbe gidip orada mide öz suyu salgılamıyor veya işte karaciğere gidip orada enzimler salgılamıyor, midede duruyor. Bunları denetleyen de 1 trilyon kadar hücre var. Her gün, günde iki kez ortalama bu 1 trilyon hücre, 100 trilyon hücreye adeta bir devriye gezer gibi gidip kontrol ediyor, sağlıklı mı, patolojik bir bozukluk var mı, herhangi bir aksaklık var mı, hasar görmüş mü diye. Eğer bir hasar görürse yani zararı gördü, vücudun diğer organellerine zarar vereceği veya işlemini yapamayacağını hissettiğinde,o hücreye ‘öl’ emrini veriyor yani intihar etmesini, ölmesini söylüyor. O hücre de o emri alıyor ve içine büzülerek, bir çeşit patlıyor. Buna ‘apoptosis’ deniyor. MaşaAllah, eğer böyle olmasa, o hücre hasar gördüğü şekilde çoğalmaya devam edecek, zaten ona ‘kanser’ deniyor. Asi hücre deniyor emir dinlememiş oluyor. MaşaAllah, ama çok ender rastlanan bir durum oluyor. Genelde hücreler emir dinliyor ve o şekilde patlayarak intihar ediyor. Tabii Allah çok güzel bir olay daha yaratmış; patlayınca etrafa parçacıklar saçılıyor, tabii bu da o bölgeyi kirleteceği için hemen fagositoz denen hücreler diğer lenfosit hücreler gelip, onları yiyor adeta, fagositoz yoluyla yiyerek o bölgeyi de temizlemiş oluyor, maşaAllah. Sonra tekrar sağlıklı hücreler üretilmeye devam ediliyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hocamızın maşaAllah, gayet güzel kitap çalışmaları da var, inşaAllah çok araştırmacı.
SERAP AKINCIOĞLU:Hocam, sizin üslubunuzu örnek almıştım kendime. Sizin samimi, sade, anlaşılır üslubunuzu kendime örnek almıştım, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Akran birçok hanım çok yaşlandılar. MaşaAllah o bayağı sağlıklı, bayağı dinç, bayağı genç, genel kültürü muhteşem, dindar, güzel hoş bir hayatı olan insan, maşaAllah.
SERAP AKINCIOĞLU:Hocam, Allah sizi vesile etti, hem sağlığıma, hem ruh sağlığıma, hem beden sağlığıma, Allah razı olsun Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah. Bir hanım kardeşimiz; “Hocam hayatta en keyif aldığım an, beni en çok mutlu eden anlar, sizi dinlediğim anlar canım Hocam, maşaAllah. Dünyevi şu an hiçbir şey beni bu kadar mutlu edemez. Her anımız sizinle geçsin istiyoruz Hocam” diyor. Ne güzel sevgisi kardeşimizin, maşaAllah.
Yunus Sakızcı: “Hocam ben sizi çok severim ama hanım kardeşlerimizi niye yayına çıkarıyorsunuz? Bu konuya bana bir açıklık getirin” diyor. Yunus, kerata, niye bu hanımlara karşı böyle bakış açısı geliştirdiniz? Nerden çıktı bu kafa? Dünyanın en tatlı varlıklarıdır hanımlar. En munis hanımlar, Müslüman hanımlardır. Tertemiz insanlar, ne güzel büyük bir nimet değil mi? Alışmışsınız hani erkek egemenliğine, şaşırıyor adam,“bu bizim alanımız, nasıl oluyor hanımlar geliyor.” Alışacaksın kerata. Şam’a kadar yalnız başına gidecek hanımlar. Mehdiyet’in devrine girdik artık.Hanımların hür, özgür olacağı, onların özgürce yaşayacağı bir dönemdeyiz.Bundan sonra hanımlara baskı yok. İsteyen dekolte giyinir, isteyen çarşaf giyer, isteyen başörtü takar. İsteyen programlara gelirler, konuşurlar. Hanımlar bilim adamı olacak, milletvekili olacak, başbakan olacak. Her yerde hanımlar olacak. Bundan sonra buna alışacaksınız.
VTR-Cübbeli, Taraftarlarına Sürekli Flash Tv İzlemelerini Tavsiye Ediyor.
ADNAN OKTAR: Burada da bütün Türkiye’deki vatandaşlarımız gibi başörtülü de var, çarşaflı da var, dekolte hanımlar da var, hepsi bizim canımız, hepsi baş tacımız. Siz, eleştireceğiniz yönü ve yeri artık tespit etmeniz gerekiyor. Akılcı bakacaksanız, her şeyi akılcı değerlendirecek şekilde gözlemlemek lazım değil mi?
DİDEM HANIM: Hocam, Muhammed Taşdemir isimli bir kardeşimiz, yeni bir site hazırlamış, gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Bakayım.
DİDEM HANIM: www.dogadakimuhendislik.com. Bu site, sizin aynı isimli kitabınızın içeriğiyle hazırlanmış Hocam. Görsel olarak da çok estetik, maşaAllah. Hayvanlardaki kimya mühendisi bilgisi, algılama sistemleri, optik konusundaki uzmanlıkları, mekanik konusundaki uzmanlıkları, deniz altındaki müthiş mekanizmalar, böceklerin uçuşundaki tasarım, tepkili yüzme sistemleri gibi Allah’ın hayvanlarda yarattığı müthiş yetenekler anlatılmış, maşaAllah. www.dogadakimuhendislik.com
ADNAN OKTAR: www.dogadakimuhendislik.com. Aferin kardeşimize, maşaAllah. Diyorlar ki; ‘Hocam bizim imkânımız yok’ Niye imkânın yok? Bak al işte kardeşimiz gayet güzel çocuk, bunun da imkânı yoktur bu gencin ama kendi imkânları içerisinde güzel bir çalışma yapmış. Demek ki oluyormuş isteyince, olmuyor diye bir şey yok.
Bizim anlattıklarımız birbirinden güzel konular. Benim milletim her zaman söylüyorum, bir kısmı dekolte, bir kısmı başı açık, bir kısmı çarşaflı, bir kısmı başörtülü. Hepsi bizim canımız, hepsi başımızın tacı. Hepsi birbirinden değerli. Ben A9’u seyretmek istiyorum özgürlük varsa, inşaAllah.
VTR-Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Her An Çıkabileceğini, Ancak Bidatlara Alışanların Hz. Mehdi (a.s) Zuhur Ettiğinde İnkar Edeceklerini Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum sevgi ve şefkat öğretmenimiz, nurlu mübarek Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam size benim köftelerimin resimlerini gönderiyorum. Ayrıca sizi çok seviyorlar, çocuklar için hazırladığınız kitaplara çok ilgi duyuyorlar. Hocam, büyük çiçeğim Kuran’ı ikinci defa hatim yapıyor” diyor. Hay maşallah, aslanım benim, maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, hayır, bereket, güzellik versin, hidayet versin. “Küçük çiçeğim de birçok sureyi ve hadisleri ezberliyor. Hayır duanıza muhtacız inşaAllah” diyor, Cemile Topal. Var mı bu sevimliler? Göreyim bakayım. MaşaAllah, maşaAllah. Allah ömürlerini uzun etsin, güzellik, sağlık, iyilik versin. Çok şeker bir şey ikisi de. İkisi de çok tatlıymış, maşaAllah. Ama süper tatlı. Annelerinin bunların burunlarını ısırması lazım hafiften. Allah hayır, hikmet, güzellik, iyilik versin, hepsine inşaAllah.
“Sevgili Adnan Hocam, ben sizi daha yeni tanımaya başladım ve size hayran kaldım. Konuşmalarınız, araştırmalarınız muhteşem. Keşke böyle sadece televizyondan değil, gerçek de görebilseydim sizi. Çok görebilmek için her gün A9 Tv’yi izliyorum. Yüzünüzden sanki nur akıyor. Keşke ben de sizin arkadaşlarınıza katılabilseydim. Size, amaçlarınıza ulaşabilmek için yardımcı olabilseydim. Pınar.” Pınar gel, konuşalım, tanışalım, ne güzel olur.
SİNEM HANIM: Hocam, sizi tanıdıktan sonra insanın ruhu hava, su gibi ihtiyaç duyuyor size, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kaç yıldan beri talebemsin?
SİNEM HANIMHocam gururla, şerefle söylüyorum, 17 senedir talebenizim, her anı ayrı bir güzellikti.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Boğaziçi mezunusun.
SİNEM HANIMEvet. Boğaziçi’nde okudum
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Serap Hocam sen kaç yıl oldu?
SERAP AKINCIOĞLU:17 yıl Hocam.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah.
SERAP AKINCIOĞLU:Şerefle, gururla inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Fındık burun sen?
GÜLŞAH HANIM: 4 yıl Hocam. Ama Hocam şeref duyuyorum sizin talebeniz olmaktan, elhamdülillah.
SİNEM HANIM: Bir de insanın hücrelerine işleyen, vücudunu saran çok şiddetli bir sevgi gücünüz var. Ben de sizi Allah aşkıyla, delicesine tutkuyla seviyorum, maşaAllah ve size çok güveniyorum, elhamdülillah. Sizi tanıdığımdan bu yana sizi hiç bırakmak istemedim. Hep, her sene katlanarak sevgim büyüdü maşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
SERAP AKINCIOĞLU:Hocam, aslında bu sevgiyi anlamayanlara çok da insan kızamıyor, çünkü ben de sizi tanımadan önce gözümde çok şekillenmemişti. O kadar günden güne artan bir sevgi nasıl olur, hiç bitmeyen, hiç eksilmeyen, günden güne daha çok heyecan duyacağın, çok coşku duyacağın bir sevgi. Sizi gördükten sonra, hakikaten ruhum aydınlandı. Böyle bir şey, böyle bir sevginin olabileceği yaşayabildiğim, çok çok mutlu oldum, Allah’a hamd olsun. Çok şükrediyorum, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah hepinize uzun ömür, hayır, sağlık, sıhhat versin, güzellik versin. Ne şahane İttihad-ı İslam’ı göreceğiz, Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğiz, Hz. İsa Mesih (a.s)’ı göreceğiz, ahir zamanın o müjdeli devrindeyiz, ne şahane.
Hazır filmlerimizden neler var? Diyanet İşleri Başkanımızla yapılan bir röportaj var. Bir bakalım, çok değerli bir insan Diyanet İşleri Başkanımız.
VTR-Diyanet İşleri Başkanı Sayın Prof. Dr. Mehmet Görmez’in A9 Tv’ye Yaptığı Açıklama, Hz. Mehdi (a.s)’a Olan İhtiyacı Gösteriyor.
ADNAN OKTAR: Bütün ulema bir araya gelecek inşaAllah. “Bütün ulemanın, âlimlerin ittifakıyla” diyor,“İttihad-ı İslam’ın muaveneyitle ulema ve evliyaların, Ehl-i Beyt’ten olan bilhassa seyyidlerin iltihaklarıyla Hz. Mehdi (a.s) o vazifeyi yapmaya çalışıyor” diyor.Bakın “en büyük sorun, Müslümanların birleşmesi, ittihat. Orada tıkanıyoruz” diyor. Bunun çözümü Hz. Mehdi (a.s)’dır. Yani tek bir akıl, tek bir iradeyle olacaktır. Kafalar dağıldığında, yüzlerce akıl, yüzlerce çelişki meydana getiriyor. Tek bir aklın etrafına toplandığında, konu bitmiş olacak, inşaAllah.
İkinci film nedir? Hurafeciliğin sonu, tamam bakalım.
VTR-Hurafeciliğin Hazin Sonu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Efendim, hangi alimden başlasak? Önce Aylin Hocam'dan başlayalım.
AYLİN HANIM: Hocam, estağfirullah. Hocam, nefes almayı sağlayan vücutta çok özle bir sistem var. Beynin, beyin sapında, küçücük mercimek büyüklüğünde bir alan var. Burada üç ayrı kısım hücre var. Birinci kısım hücre topluluğu; nefes alma emrini veriyor vücuda, onunla birlikte nefes alıyor insan. İkinci grup hücre topluluğu; nefes almasını durduruyor, yani nefesin hızını belirliyor bir anlamda. O durdurmasa sistem devam edecek, akciğerlerin hava alma sistemi devam edecek. Üçüncü bir hücre topluluğu var; onlar normal şartlarda hiç devreye girmiyorlar. Onların devreye girdikleri an, ancak bir hızlı koşu sırasında yani çok sık nefes almak gerektiğinde yani ekstra durumlar sırasında ancak devreye giriyorlar ve vücuda daha fazla nefes alma emrini veriyorlar Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hepsinin şuurlu olması lazım.
AYLİN HANIM: Şuurlular Hocam, maşaAllah, elhamdülillah
ADNAN OKTAR: Hocam buyurun.
EBRU HANIM: Kalp ile ilgili de Allah kalbimizi, çok güzel yaratmış, maşaAllah. Kalbimizde yaklaşık 250 ile 300 gram ağırlığında, kendi yumruğumuz kadar bir organ. Ama yapay kalp yaklaşık 150 kilo ağırlığında ve bizim kalbimiz hayatımızın sonuna kadar 60-70 yıllık bir süre içerisinde ortalama 1 milyar kere atıyor. Yapay kalbin sadece 5 yıl çalışabileceğini ve bu 5 yıllık süre içerisinde 175 milyon kere atabileceğinin çok iyi bir hedef olduğunu düşünüyorlar. Onun için Allah'ın yarattığı bu nimet, bize ilk doğduğumuz andan itibaren, Allah bize bahşetmiş. Bunun için sürekli şükretmemiz gerekir, maşaAllah. Yapay kalp ile ilgili en son gelişmeler, Tokyo Üniversitesi'nde yaptıkları araştırmalarda, elektromanyetik olarak, mıknatısla beslenen bir sistemi, yine hücre zarına benzer fosfolipitleri taklit eden MPC diye bir madde ile kaplayarak, onu taklit eden hücre zarını taklit eden madde ile kaplayarak üretmeye çalışıyorlar şuan. En gelişmiş sistemleri de, yine Allah'ın bizlere ilk doğduğumuz andan itibaren bahşettiği kalbi taklit ederek ancak olabiliyor. O yüzden Allah ayette, Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım, ben mealen söyleyeceğim; "Allah'ın nimetini ne kadar saymaya kalksanız, onu genelleme yaparak dahi sayamazsınız" diye bildiriyor. Allah'ın üzerimizde çok çok büyük nimetleri var, maşaAllah. Her şeyi bize veren Allah. Sürekli şükretmemiz gerekir, Allah'ın verdiği nimetlerden, kalpte sadece bir örnek.
ADNAN OKTAR: Ama kalp hayret edilecek bir şey. Bir yandan kanı basıyor, öbür yandan kapağı kapatıyor, öbür yandan açıyor. Kardeşim, bu sistemi 10 kişiye versen, görevlendirsen yapamaz, o kadar zor ki. Anında saniyesinde kapatıp, anında saniyesinde açılması gerekiyor, oradan kanın geri dönmesini engelliyor, oradan kanı ileri akıtıyor, oradan karaciğere götürüyor, karaciğerden alıyor geri götürüyor, oradan böbreğe götürüyor. Yani mucize, mucize, mucize, mucize, her yer mucize, maşaAllah.
EBRU HANIM: Kardeşlerimiz bu konu ile ilgili bilgi almak isterlerse, sizin kitabınız 'Kan ve Kalp Mucizesi' kitabında, siz çok güzel anlatmıştınız, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ceylan Hocam buyurun.
CEYLAN HANIM: Hocam, uygun görürseniz, ben bugün biraz kutup ayılarından örnek vermek istiyorum, yaratılışların mucize olduğuna dair. Kutup ayıları normalde çok çok soğuk yerlerde yaşıyorlar. Fakat bazen görürüz videolarda, belgesellerde, kutup ayıları kendilerini serinletmek için suya girerler, boyunlarını ve karınlarını kara sürterler, buza sürterler. Allah, onların ısınması için çok özel bir sistem yaratmış üzerlerinde. Kutup ayıları şimdiye kadar sadece derilerinin altında kalın bir yağ tabakası olduğu ve bununla ısındıkları zannediliyordu. Fakat yapılan son araştırmalarda fark edildi ki; kutup ayılarının tüyleri fiberoptik kablo gibi ortaları boş ve ışık enerjisi ısı olarak derinin altına iletiyor ve her şekilde güneşe çıktıkları andan itibaren çok ısınıyorlar. Hatta aşırı ısınıp, kendilerini soğutma ihtiyacı hissediyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: O çok acayip yani çok çok acayip. Bunlar hep bilinmeyen şeyler, maşaAllah çok iyi oluyor anlatmamız, elhamdülillah.
CEYLAN HANIM: Hatta ısısı yüksek yerlerde, hayvanat bahçelerinde yaşayan kutup ayılarının bazen, boş oldukları için tüylerinin ortaları, onların yosunlandığı ve renklerinin yeşile döndüğü görülür. O yüzden ilaç verirler. Bazen renkleri yeşil olan fotoğraflarda kutup ayıları görürüz. Nedenleri de; işte bunun tüylerinin ortasının boş olması. Fiberoptik kablo gibi.
ADNAN OKTAR: Hayret maşaAllah, maşaAllah.
"İnkar edenlerin velileri ise tağut'tur." Bakara Suresi, 257. Bediüzzaman Hazretleri, Bakara Suresi 257. ayet ile ilgili “tağut” yani batıl fikir sistemi kelimesinin ebced değerini: 1417 yani Miladi: 1997 yılını verdiğini belirtmiş ve bu tarihte tağutun yani deccaliyetin batıl ve inkarcı fikir sisteminin dünya çapında azgınlaşacağını ve şiddetleneceğini bildirmiştir. Ergenekon terör örgütünün faaliyetlerinin en şiddetli yaşandığı yılda yine; 1997 tarihi. Çok manidar.
Şimdi iman hakikati dinleyelim. Şeyh Efendiler 14.00’te mi gelecekler? Hadi bakalım. Şeyh Efendiler ile tanışırız, konuşuruz. O arada da iman hakikati dinlemekte fayda var.
VTR-Bunları Biliyor muydunuz?
Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...