BERİL HANIM: Adnan Oktar İle Sohbetler programımıza hoş geldiniz. Konuğumuz Mehtap Hanım ve Yasemin Hanım, hoş geldiniz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Orada bir kardeşlerimizi gördük, delikanlılar vardı, nedir o?
DİLEM HANIM: Evet Hocam. Van’da faaliyet yapan kardeşlerimiz.
ADNAN OKTAR: Göster koç yiğitleri.
DİLEM HANIM: Van’daki gönüllü kardeşlerimiz, Doğan Bingöl Van depreminden sonra gönüllü kardeşlerimizin yaptığı kitap bağışlarını Van Cami’sindeki halka dağıtmış, inşaAllah. Çadırlarda da dağıtıma devam edecek, inşaAllah. Sizin dualarınızı bekliyorlar, resimler de bunlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Hay aslanım benim, hay maşaAllah. Van’ın aslanları koç yiğitleri, Bediüzzaman’ın Nur talebeleri, Selahaddin Eyyubi’nin evlatları, canımız kardeşlerimiz,maşaAllah. Allah ömürlerini uzun etsin, Allah şevklerini artırsın. Van’daki kardeşlerimiz, bütün Anadolu’daki kardeşlerimiz gibi dünya iyisi maşaAllah, çok efendiler, misafirperver, güzel huylu, delikanlı, dürüst, fedakar. Kim bilir ne zor durumdadır o. Bak ne imkanlarla onu yapmıştır. Bak küçük bir imkan oluşturmuş, orada Allah rızası için yapıyor. Onun aldığı sevap, bakın hayret edeceksiniz ahirette gördüğünüzde, o kendisi de hayret edecek aldığı sevaba, kendisi de hayret edecek,maşaAllah. Çok güzel maşaAllah, tam ahir zaman koç yiğitleri bunlar maşaAllah. Hepsine Allah’ın selamını gönderiyoruz inşaAllah, Allah’ın selamı üzerlerine olsun.
Başka ne var?
DİLEM HANIM: Hocam haber var. Siz sık sık emniyette yapılan işkencenin veya ifadesi alınan kişiye zarar vermenin iz bırakmadan mümkün olabileceğini bu konuyu yargının mutlaka göz önünde bulunması gerektiğini belirtiyorsunuz. Nitekim eski savcı Gültekin Avcı; “2004 yılında bir kitap yazma hazırlığı içinde olduğunu, ancak istihbaratçı bir ağabeyin kendisinin bu kitabı yazdığı takdirde devletin bazı birimleri tarafından ortadan hiç iz bırakmadan kaldırılabileceği konusunda şu sözlerle uyardığını” anlatmış. Şöyle söylemiş; ‘Seni bir gece görev yaptığın yerden bir ekip alır, il merkezinde bir yapı var, oraya götürürler. İşte orası Batı Çalışma Grubu’nun sorgu merkezidir. Seni sorgularlar, sonrada diğer kimyasalları bir tarafa bırak en basitinden sorguladıktan sonra, beline et haşlama suyu şırınga ederler. Elli tane adli tabip ve savcı gelse, ölüm sebebini bulamaz.” Nitekim son olarak ceza evinde kalp krizi geçiren eski MİT mensubu Kozinoğlu’nun yiyeceğine atom küçüklüğünde alfaradyoaktivite adlı bir madde karıştırıldığı ve kalbi yorarak krize götürdüğü ihtimali belirmiş. Özal için de bu tip bir uygulama yapılmış olabileceği üzerinde duruluyormuş, Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu tip şeyler bazen, üstünkörü değerlendiriliyor. Biz biliyoruz, işin içinde olduğumuz için, bu konularla haşır neşir olduğumuz için, yani işkence mağduru olduğumuz için biliyoruz, çok yüzeysel oluyor. Mesela kardeşimizin kolunu alenen kırmışlar, omzundan çıkartmışlar, “ne malum işkencede olduğu?” Kardeşim o gününe rast geliyorsa,ne malumu kalmış mı bunun? Kim yapacak? “Ya kendi çarpmışsa.” Kardeşim ne yapalım o zaman, ne diyelim? O zaman serbest işkence, o anlamına gelir. Olur mu öyle şey? Adam ikrar ediyor, şahit gösteriyor, adam anlatıyor o gün omzu çıkmış adamın. “Ne malum?” Ne malum ile nereye varılır? Buna benzer çok fazla olaylar var. Yani böyle akıl ve vicdan kullanılarak net netice alınması gerekiyor. Bir de birbirini kontrol eden çok fazla sistem olması lazım. Mesela savcıyı kontrol eden sistem olması lazım, hakimi kontrol eden sistem olması lazım, Yargıtay’ı kontrol eden sistem olması lazım, Yargıtay’ı kontrol eden sistemi kontrol edeni kontrol eden sistem olması lazım, hiçbir şey olmaz bunla, daha da sağlamlaştırır. Bir noktadan sonra tıkanır. Mesela hakime dava açamıyorsun, yargıya dava açamıyorsun, yok açılamıyor. Öyle olunca kuşkulu bir durum olduğunda, vatandaş ortada kalıyor. Hakime ne haddine senin dava açmak dendiğinde, o zaman akan sular durur. O zaman ne yapacağız? Hakim suç işlediğinde nereye gidelim, biz kime anlatalım? Yani vatandaşa, Cumhurbaşkanına, Başbakana, Kuvvet Komutanlarına dava açılıyor ama hakime dava açmak, büyük bir sorun. Zaten hakime dava açılamıyor, devlete açılıyor. Tamam o da çok zor, kazanmak çok zor adeta imkansız gibi. Yargıtay’a dava zaten hiç açamıyorsun, hiç. Halbuki Yargıtay mensuplarına rahat rahat dava açılması lazım, soruşturma açılması lazım. O zaman adalet çok güçlü olur, çok sağlıklı olur, baya güven verici olur.
Var mı anlatacağınız?
DİLEM HANIM: Var Hocam. Pendik’te faaliyet yapan kardeşlerimiz var. Pendik Kaynarca’da Haydar adlı Türk İslam Birliği’ne gönül vermiş arkadaşımızın yaptığı yeni bir stant çalışması var,inşaAllah. Resimlerdeki oradaki bayanın ismi de Ayşegül Velioğlu, kendisi internet kafe işletmecisiymiş.
ADNAN OKTAR: Aferin, maşaAllah, elhamdülillah. Bakındeccalin tepesine balyozu indirmişler,maşaAllah. Buraya deccal nasıl girsin? Deccal oraya geldiğinde, kapıdan geri dönecektir, yanar içerde cayır cayır yanar. MaşaAllah, yedi cedlerine rahmet olsun maşaAllah, çok çok güzel çok faydalı güzel bir çalışma yapmışlar inşaAllah, ahirette karşılığını alırlar, maşaAllah.
Hazır filmimiz var mı?O zaman bizim süperimiz biraz konuşsun süper astronot.
VTR-Beyan Dergisi’nin Kasım 2002 Sayısı Dünyanın Ömrünün 7000 Yıl Olduğuna Dair Hadislerin Varlığının, İsmailağa Cemaati Tarafından Kabul Edildiğini İspatlamaktadır.
ADNAN OKTAR: Şimdi muhterem hocamdan Kuran dinleyelim. Hocam buyurun.
YASEMİN HANIM: İnşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. “Sen ancak zikre (Kuran’a) uyan ve gayb ile Rahman olan Allah’a karşı içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın, işte böylesini üstün bir ecirle müjdele.” Yasin Suresi, 11. ayet,inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Hocam siz buyurun.
MEHTAP HANIM: İnşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bizim sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?” Mümin Suresi, 112’nci ayet,inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Öyle sanıyorlar ama Allah, öldürüp Kendi huzuruna getiriyor. Beril sen söyle.
BERİL HANIM: İnşaAllah Hocam. Zuhruf Suresi, 68. ayeti söylüyorum. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey kullarım bugün sizin için korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız.” “Bugün sizin için korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız’ın metindeki ebced değeri; 2023,maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir daha söyle bakayım.
BERİL HANIM: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey kullarım bugün sizin için korku yoktur ve siz mahzun olmayacaksınız.”
ADNAN OKTAR: Ebced değeri?
BERİL HANIM: 2023.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok çok güzel. İslam’ı yaşayan, Kuran’ı şuurlu olarak bilen ama Kuran’a doğrudan bağlanan yani hurafe değil. Hurafede yaşayanları Allah çok kötü duruma düşüyor kötü oluyorlar, hasta oluyorlar yani bedenen ruhen hasta oluyorlar.
Müslüman olan, Kuran’a tam uyan ama hakkıyla Kuran’a uyan çok akıllı oluyor bir, güzel oluyor iki, Allah ona dünyada güzellik kolaylık veriyor üç. Kuran’a uymayan, Kuran’a göre hareket etmeyenlerin hayatı çok zor, çok çok zor. Yani bir şey oluyor onlara, bozuluyorlar Allah mucize meydana getiriyor. Yani bu kadar müthiş bir farklılık meydana gelmesi, mucizeyle açıklanabilir. Bir kere konuşma üslupları sıkıcı rahatsız edici oluyor. Yani iç karartıcı, güzel değil. Çözücü değil, sürekli bir demagoji, bir kendini gösterme, hava atma işte entel dantel havaları falan gibi oluyor ama üretici, böyle bir şey meydana getiren, bir şeyi telif eden yönü olmuyor, soğuk. Dolayısıyla o dünyanın kadınları da, erkekleri de soğuk gergin bir dünyanın insanı oluyorlar. O dünya çok güç, yani o dünyada yaşamak. Ben orada nasıl yaşıyorlar hayret ediyorum. Bayağı güç o dünyada yaşamak yani. Yani ne kadar zorlu bir hayat. Yemek yiyeceksin, gelecek insanlarla dalaşacak laf cambazlığı yapacak, ukalalık yapacak, züppelik yapacak, laf sokacak, dedikodu yapacak, demagoji yapacak, akşam oluyor, yemeğini yiyecek yatacak, sabah aynı işlemler bir daha, bir daha, bir daha. Ne kadar bezdirici bir hayat, ne kadar korkunç bir hayat. Allah dünyada da onlar için bir azap sözü var ayette. İşte bu azap, o azap. Ne işkencedir bu. Şimdi sizi gördüklerinde bu tipler, kendi hayatlarıyla kıyaslıyorlar. Yani sizde demagoji yok, söz net çok açık, samimiyet çok açık net ama onları en kahreden yüzünüzdeki temizlik ve dürüstlük. Yani onların dünyasında hiç olmayan bir şey. Aslında onlar buna özlem duyar yani böyle bir hayata özlem duyarlar ama asla ulaşamıyorlar, asla. O kadar zordur ki bir züppeyle konuşmak, o kadar zordur ki bir çakalla konuşmak, böyle lafazan kompleksli hasta tiplerle konuşmak, o kadar zordur ki. Allah bunları birbirine bela etmiş. O onun canını yakıyor, o onun canını yakıyor. Onun için bunlar çok güçlü olmaya mecbur hissediyorlar kendilerini. Güçlü oldukça da yırtıcılıkları, ezici güçleri, dilbazlıkları, laf sokma kabiliyetleri, dedikodu kabiliyetleri, birbirlerini yıpratma, hırpalama ve ezme tahrip etme güçleri daha da artıyor. Onun gücü artınca karşı tarafın tahrip gücü, adam diyor ki;“şimdi beni zor duruma sokar ben daha güçlü olayım” diyor, o bu sefer daha da yırtıcı oluyor, daha da itleşiyor, daha da pislik oluyor. Bu sefer müthiş acı veren bir savaş meydana geliyor. Siz bu savaşın dışında olduğunuz için, cehennemden cennete bakanlar gibi size bakıyorlar. Müthiş gıpta ediyorlar güzelliğinize, hoşluğunuza, aklınıza ve sevginize ve tutkunuza. Çünkü asla ulaşamayacakları bir şey, asla. Biliyorlar ki siz onlarla muhatap olsanız, samimi olarak yani kasten değil de, hakikaten onlardan tiksinirsiniz, hakikaten tiksinirsiniz.
KONUKLAR:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Zaten konuşmalarında da kendilerinin de tiksinilecek bir şey olduklarını söylüyorlar da yani farkında onun. Mesela bir sokakta böyle bazen uyuz köpekler olur, böyle suç işleyeceğini düşünür hayvan yazık böyle kaçar, kenardan köşeden seyreder böyle kendini suçlayarak. Bunlarda bu kafada oluyorlar. Sizin nurunuz, temizliğiniz onlara çok ağır geliyor. Çünkü onların konuştuğu bayanlar, tam onlara göre ayarlı oluyor, tam böyle züppe kaşar, pislik, kirli, hasta, manyak tıynetli, dedikoducu, ruhu kararmış, sevgisiz, tutkusuz, mekanik, taş kalpli oluyorlar. O tabii istemiyor onun öyle olmasını. O da onun öyle olmasını istemiyor ama bu sistemde başka bir şey çıkmıyor. O yüzden sizi, cehennem ehlini Allah, bir imkanla donatmıştır. Donatma ama azap olan bir donatma onlar için. Böyle ekran gibi bir yere baktıklarında, cennet ehlini görüyorlar oradan. O kıyas, cehennemin azabını asıl artıran işte odur. Çok şiddetli azabı artıran şeydir o. Şimdi size baktıkça, o azap katlamalı oluyor. Çünkü akşama kadar züppelerle beraber olmak, o kadar ıstırap vericidir ki onlar için. Neresine dönse çakalla karşılaşıyor, neresine dönse itle karşılaşıyor. Çünkü it ite karşı mecburen itleşiyor. Çakal çakala karşı mecburen çakallaşıyor. Ama sizin dünyanızda nur gibi insanlar var, melek gibi insanlar var. Efendilik yarışı var, terbiye yarışı var, sevgi yarışı var, tutku yarışı var, temizlik yarışı var, güzellik yarışı var, iyilik yarışı var. Bunun sonucu sadece çok müthiş bir güzellik oluyor. Küfürde bir pislik yarışı var. Hatta kiminle daha iyi olursa pislik yapar, onu düşünüyor. En aşağılık adamlarla işbirliği yaparlar. Mesela kimi baronun etrafında çörekleniyor, kimi başka bir itin etrafında çörekleniyor, kimi başka bir çakalın etrafında çörekleniyor, klan haline geliyorlar, pislik klanı. Bunlar böyle pis bir dedikodu sistemi içerisinde yaşarlar aynı zamanda. Bunlarda sürekli haber ağı var. O onun dedikodusunu yapar, o onun dedikodusunu yapar, yani dedikodu bunlar için çok hayatidir. Nefret de çok önemli hayatidir. Yalnız nefrete vücutları öyle kayışlaşıyor ki, mesela nefret, sizin körpe vücudunuzu çok sarsar. Mesela Müslüman’ı kavurur, yapamaz Müslüman’ın bünyesi, müthiş sarsılır. Bunlar kösele gibi olduğu için bu hayvanlar, yani şimdi içi katran gibi, cildi kösele gibi, adamın yüzüne sülfürik asit aksa, etki etmiyor, yani adam pişmiş. Sülfürik asit bir katman daha getiriyor, iyice bunlar kepaze oluyorlar. Onun için mümin pislik adamlardan uzak durarak kendini o zararlardan korumuş oluyor. Allah hani ayette diyor ya; “yüz çevirin” dediği odur. Allah size güzel ve iyi insanlar nasip ediyor. Şimdi o yüzden sizin tutkunuza acayip şaşırıyorlar. Sevginize acayip şaşırıyorlar. Şimdi herif gelmiş elli beş yaşına, atmış yaşına, atmış beş yaşına, yetmiş yaşına veya kırk beş yaşına, kırk yaşına gelmiş, hayatında hiç sevgi görmemiş. Karısına bakıyor, bakteri yuvası gibi leş gibi orası mantarlı burası bakterili her yerinde böyle pislik, konuşmaları leş gibi. Adama bakıyor, adam ondan bin kat daha pislik, yani böyle bakteri torbası gibi mikrop gibi. Şimdi sizi görünce, acayip ıstırap çekiyor. Yani ben diyor ömür boyu sürünmüşüm, ömür boyu cehennemde yaşamışım diyor. Ne yapsın? O zaman onlardan da bu güzelliği alalım diyorlar. Nasıl alalım? Fiilen alamayız, o zaman bu pis iğrenç dillerini, şeytan dili gibi dillerini uzatarak, size yaklaşmak istiyorlar, bizlere yaklaşmak istiyorlar. Ben de ne yapıyorum, makasla o pis dillerini ateşli makasla yakıyorum ve koparıyorum dillerini. Yani hukukla kanun ölçüsüyle,inşaAllah. Bakın hukuktan nasıl it gibi korkuyorlar, kanundan nasıl it gibi korkuyorlar, bunu gördünüz değil mi? Geçenlerdeki o keratayı da tenzih, ediyorum o hakikaten pişman olmuş, o çete, yani sözlerimden onu tenzih ediyorum. Onun yazısı var mı? Ne diyor?
DİDEM HANIM: Özür diliyor.
ADNAN OKTAR: Ah kerata seni, ah kerata seni ah. Gençliğine veriyorum, affediyorum. Bir daha sakın ha sakın, inşaAllah. Normalde bugün müracaat yapacaktı avukatlar, müracaatını iptal ettirdim,inşaAllah. Yoksa seni evden alacaklardı hayta kerata seni.
Bakın diyor ki kardeşim; “Hocam gözümüz yollarda kaldı ama olsun, siz yeterki gelin, biz bekleriz inşaAllah. Yine mi biz geciktik, ne yaptık? Canım o kadar yarım saat falan gecikmeden sayılmaz kırk beş dakika falan. Çünkü bu arada programın hasını sunuyoruz güzel şeyler sunuyoruz. Ona kalırsa size ara ara süper zekayı da dinletiyorum yani aynı şey. Değil mi? Astronot sünnetten bahsediyor, sünnet; dün gelen o mübareklerin ellerinden yüzlerinden nur saçılıyor, sünnet dediği budur,inşaAllah.
Volkan Sözen;“Allah sizlerden razı olsun, sabah programları yapmanızı çok istiyordum, istirhamda bulunmuştum, Allah dualarımı kabul etti, sabah sohbetleri yapıyorsunuz.” Tam da karar veremiyorum, bir kısmınız “sabah çok iyi oluyor Hocam” diyorsunuz bir kısmınız “akşam iyi oluyor” diyorsunuz. Tamam, ben bir sabah, bir akşam öyle devam edeyim en iyisi.
“Mehdiyet’in zamanı geldi.2012’de herkesin uyanışa geçeceği, uyanışın başlayacağı bir ulusal kanalda anlatılmış oldu” diyor. Evet, maşaAllah. Ama ne acayip. Bakın şimdi Hz. Mehdi (a.s) çıkacak diyoruz. Eskiden derlermiş “Hz. Mehdi (a.s) çıkacak” hakikaten çıkmazmış. “Deccal çıkacak” derlermiş, çıkmazmış. “Hz. İsa (a.s) inecek” derlermiş, inmezmiş. Şimdi bizde böyle eğitildiğimiz için, yani ben her zaman derler ama çıkmaz diyordum. Doğrudan vaktin içindeymişiz, tam vaktin içindeymişiz, acayip sevindim şahane,inşaAllah. Mehdiyet doğru, Hz. Mehdi (a.s) doğru, çıkışı doğru, Hz. İsa Mesih (a.s) doğru, ahir zaman doğru. Hakikaten hicri 1506’ya kadar devam edecek. Zaten yeni doğan nesil, şimdi üç beş yaşında olanlar, söyleyin, zaten görecek onlar. Beş yaşında olanlar, mesela onlar yetmiş seksen yaşında olacaklar, görecekler. Yazsınlar bir yere, Hocamız dedi diye mutlaka yazsınlar,inşaAllah.
“Ben biraz önce mesaj gönderen kişiyim. Sadece amacım sizi gerçek öğreticimisiniz diye yokladım. Çünkü ben kendime gerçek bir öğretici arıyorum. Ama siz savcılık dediniz. Olsun, ben yine de sizi seviyorum. Mesajlarım için özür dilerim ama sizden korktuğum için değil.” Benden niye korkuyorsun kerata Allah’tan kork. İnsan Hocasından korkar mı,ağabeyinden?Ağabeyini seveceksin sadece, muhabbet duyacaksın, nasihat ettiğinde de, dinleyeceksin, güzel sözlerini dinleyeceksin, o kadar. Korkmak Allah’tan olur. Korkmanı niye isteyim ben? “Ama sizden korktuğum için değil, saygı duyduğum için. Affetmek büyüklüktür. Lakin benim amacım size gerçek Hoca mısınız diye yazdım. Ben ne bir cemaate ne de birine bağlıyım. Sadece yol arıyorum. Tekrar özür dilerim.” Tamam kerata, özrünü kabul ettim. Ama insan ağabeyine öyle konuşur mu kerata? Ne gerek var? Çocuk çılgınlığı işte, çocuksu hareketler. Tamam bir daha yapma öyle, ondan sonra benim kitapları da oku, seni affettim. Şikayet etmeyeceğim.
Murat Demir; Almanya’da sürekli sizi izliyorum maşaAllah, inşaAllah, çok feyz alıyorum. Siz de konuklarınızla Almanya’ya geliyor musunuz?” Almanya’ya gelmemizi istiyorsun, tamam geliriz bir otobüse doluşalım.
“Sevgili Hocam, Ankara İlahiyat’tan arkadaşlarla birlikte keyifle izliyoruz, Allah razı olsun. Hümeyra Baysal. Dawkins, ara form sunduğunu iddia ediyor.” İşte ara formu gösterse, zaten hemen trilyon olacak elma yanak. On trilyon vereceğiz elma yanağa ama fotoğrafını dahi sunamıyor. İşte sorun o. Yok öyle bir şey.
12’de bağlantı için hazırlarmış. 12’de bağlantı. Kimdir bu?
DİDEM HANIM: Hocam Profesör Robert S. Wistrich. Antisemitizm konusunda, dünyaca ünlü profesör aynı zamanda İsrail’de Hebrew Üniversitesi Vidal Sasson Uluslararası Çalışma Merkezi’nin başkanı kendisi. Ayrıca antisemitizmle ilgili birçok kitabı ve araştırma yazıları var kendisinin. Makaleleri İsrail’in tanınmış gazetelerinden Jerusalem Post, Haertz ve Ynetnews yayınlanıyor. 12’de,inşaAllah bağlantı olacak.
ADNAN OKTAR: Bu arkadaş Musevi mi?
DİDEM HANIM: Antisemitizm tarihi konusunda dünyaca ünlü profesör.
ADNAN OKTAR: Tamam, güzel.
DİDEM HANIM: Resimleri de var Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, bakayım. Bizi İsrail’den mi arayacak?
DİDEM HANIM: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İsrail’den, tamam.
“SelamunAleyküm. Benim sorum; Yaşar Nuri Hocam ‘Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmeyeceğini, Kuran’da böyle bir şey yok’ diyor, açıklar mısınız,inşaAllah? Selamlar.” Kuran’da,Nur Suresi’nin 55’inci ayetinde; ‘İslam dünyaya hakim olacak’ diyor. İslam dünyaya hakim olunca, onun adına ne diyoruz? Mehdiyet. İslam dünyaya hakim olunca, bir başı olmayacak mı? O başın adına işte ‘Hz. Mehdi (a.s)’ deniyor, o kadar. Kuran’da yok, olur mu? Kuran’da tam anlamıyla geniş kapsamlı var. “Daha öncekileri diyor nasıl hakim kıldıysam” diyor Cenab-ı Allah,“Hz. Süleyman’ı ve Hz. Zülkarneyn’i nasıl hakim kıldıysam, sizi de dünyaya hakim kılacağım” diyor. Bitti. Bu kimdir? Hz. Mehdi (a.s). Yaşar Nuri Hoca, kendi de söyledi o zamanlar. Hz. Mehdi (a.s) konusunu anlatmıştı, Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini söylemişti. Sonra üstüne geldiler, fazla eleştiri yapıldı, o zaman değişik bir üslup geliştirdi. Yoksa Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini söyledi, yazısı duruyor. Yaşar Nuri Hoca iyidir, genelde iyidir, dürüst insandır ama ehl-i sünnet yönünde bazı görüşlerine katılmıyorum. Ama genelde yani karakter olarak, karakterli bir insandır. Yani böyle satılmış bir karakteri asla kabul etmez,inşaAllah. Satılmışlardan da hiç hoşlanmaz. Karaktersiz insandan hoşlanmaz, baş eğmez yani menfaate baş eğmez. Menfaat karşısında, yalakalık-yaltaklık yapmaz. Yalakalık-yaltaklık yapanları aşağı görür, kötü görür. Doğru yapıyor, doğru konuşuyor.
O zaman ne yapalım? Bizim biraz süper zeka astronot, konuşmaya devam etsin, vakit gelince de, o arkadaşla İsrail’den görüşelim.
VTR-Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ı Anlatıyor.
DİDEM HANIM: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Damla, Gülşah ve Ebru Hocalarım bizimle.
EBRU HANIM: Hocam, evrimle ilgili siz tek bir delil göstermelerini istemiştiniz. Bütün evrimcilere meydan okudunuz. Tek bir delil bile, bir ara geçiş formu iddia ettikleri, hayali ara geçiş formunun hiç delilini gösteremediler. Biz her gün, sizin vesilenizle Hocam, canlıların hiçbir değişikliğe uğramadığını, milyonlarca yıldır aynı, Allah onları nasıl ilk günden yarattıysa, aynı özellikleriyle günümüzde de yaşadıklarını gösteriyoruz. Bunlardan bir tanesi de dikenli çütre balığı. Fosilini gösterebiliriz. Dikenli çütre balığı. Standardfirefish diyorlar buna. Bu, 95 milyon yıllık, Lübnan’dan, Namura’dan çıkartılmış bir fosil, Kretase Dönemi’ne ait. Günümüzdeki dikenli çütre balıklarıyla bire bir aynı. En ufak bir değişikliğe uğramamış, her özelliği üzerinde.
ADNAN OKTAR: Hakikaten aynısı, maşaAllah. Bayağıtatlı,maşaAllah.
EBRU HANIM: Sizin Yaratılış Atlası’nızda bütün dünyada olay olan, bunun gibi yüzlerce fosil var, maşaAllah. Hocam sizi sevmeyecek bir insan düşünemiyorum dünya üzerinde yani. Eğer normal akılda bir insansa, çok şiddetli sevmesi gerekir sizi. Hem sevgiye karşılık verme şekliniz, hem sevgi duyarlılığınız çok yüksek, maşaAllah. Allah korkunuzdan, Allah o şekilde yaratıyor maşaAllah. Çok sevilecek bir insansınız, elhamdülillah.
GÜLŞAH HANIM: Hocam bir de sevgiyi bilmeyenler, Allah sevgisinin maddi bir karşılığı olabileceğini düşünebilirler. Öyle bir karşılığı yok Hocam, ben makine mühendisiyim. İthalat ihracat yapıyorum ama bir tek maddiyatla elde edilemeyecek tek şey, Allah sevgisi. Dünyaları verseler, size olan sevgimden vazgeçmem Hocam. Sizi çok seviyorum. Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Allah’ın sıfatlarının tecellisi olarak değil mi? İnşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: Allah’ın tecellisi olarak, evet.
DAMLA HANIM: Hocam gözlerinizde çok derin bir sevgi, çok derin bir akıl var, maşaAllah. Allah sizde çok çok güzel tecelli ediyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi sizin yüzünüzdeki nur, temizlik alışılmış bir şey değil. Yani görenler, bir fevkaladelik olduğunu anlıyorlar. Bu çok sarsıcı bir şey. Çok sarsıcı bir şey bu yani çok derin etkileniyorlar. Çünkü, efendiliğin kendine has bir nuru vardır. Yani çok güven verici yüzünüz. Çok nurlu, çok tatlı, çok hoş ve çok etkileyici kişiliğiniz, çok çok güzel, maşaAllah. Her halinizden dürüst ve saygın olduğunuz anlaşılıyor. Yobaz takımı, ehli küffar, tuğyan ve delalet, kafirun ve kafirat, münafikun ve münafikat, iblisun ve iblisat, sizin bu halinize kovuklardan bakan sırtlan yavruları, sırtlan gibi bakıyorlar. Hayretler içerisinde bakıyorlar. Hem haset ediyorlar, hem şaşırıyorlar, hem de böyle bir dünyanın var olduğunu bilmek, onları çok sarstı. Onlar dünyayı çok kötü ve karanlık görüyorlardı. Dünya çok acımasızdır, işte zulüm doludur, çirkindir, korku doludur, çok berbat bir yerdir, gibi görüyorlardı ama sizin nurunuzu, efendiliğinizi, nezaketinizi, kalitenizi, klasınızı görünce, “Allah Allah böyle bir dünya varmış demek ki” dediler. “Ne yapalım? Bu dünyayı hiç olmazsa tahrip edelim” dediler. Yok, buna müsaade yok, inşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: Siz varken Hocam imkansız, Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR: Allah varken imkansız. Allah da sonsuza kadar vardır, bende vesileyim, inşaAllah.
DİDEM HANIM: Hocam siz biraz önce bu küfrün hayat tarzını anlattınız çok detaylı. Çok şükrettim içimden, çünkü biz sizin vesilenizle çıktık o hayattan. Bizde öyle bir hayat yaşayabilirdik, Allah vermesin. Çünkü geçen gün Ceylan da söyledi, bizde Darwinist-materyalist yetiştirildik, o ahlakla yetiştirildik, hep o telkinleri aldık, ta ki sizinle tanışana kadar. Sizinle tanıştıktan sonra Kuran’ı, gerçek İslam’ı, gerçek Kuran’ı öğrendik. Ondan sonra bu şekilde yaşamaya başladık, ondan sonra böyle güzel ahlaka sahip olduk, Allah’a şükür. Ve Hocam sizin üzerimizde hiçbir eksik yön bırakmama yönündeki gayretiniz bizim için çok büyük bir nimet, Allah’a şükür. Her an çok daha iyi olmamız için bir gayretiniz var. Çok büyük bir nimet, hem dünyamız için, hem ahiretimiz için.
ADNAN OKTAR: Size hep dikkat ediyorum, ruhen ve bedenen çok sağlıklısınız ama çok çok sağlıklısınız. Kafirun ve kafirata bakıyorum, ruhen ve bedenen çok sağlıksızlar. Her türlü hastalık, her türlü rahatsızlık var üstlerinde, yani aklen de, bedenen de. Bu farklılık, gören göz için tam bir mucizedir. Başka hiçbir açıklaması yok. Dünya tatlısı şimdi sen bir şey anlat bakalım.
GÜLŞAH HANIM: İnşaAllah Hocam. Hocam zürafalardan bahsetmek istiyorum. Çok sevimli hayvanlar, yavrularını da siz daha önce söylemiştiniz, bayağı sevimliler. Zürafalar, beş metreye varan boylarıyla en uzun hayvanlardan maşaAllah. Kalplerinden beyinlerine kan göndermek için iki metre yukarıya kan pompalamaları gerekiyor. Bunun içinde, birde kalpleri de altmış cm. uzunluğunda ve 11.8 kilogram ağırlığında, yani kafalarından büyük, maşaAllah. 350 milimetre cıva kan pompalamaları gerekiyor Hocam. Beyinlerine kan ulaşması için, bu da 35 oluyor tansiyonları.
ADNAN OKTAR: Başkası olsa komaya girer, ölür yani Allah esirgesin.
GÜLŞAH HANIM: Tam dediğiniz gibi herhangi biri olsa gerçekten öyle olur. Fakat Allah zürafalarda bunun için muhteşem bir sistem yaratmıştır. O da, kalpleri bir haznenin içindedir ve küçük damarlarla kuşatılmıştır. Bu da basıncı azaltır. Bir de, başlarından kalplerine inen kısımda U şeklinde bir sistem vardır. Ters giden damarlar basıncı sıfırlar, böylece basınç dengelenmiş olur. Bir de su içmek için eğildiklerinde, tabii daha fazla bir basınç olmuş oluyor. Bu seferde sefaloraşidien diye bir sıvı salgılanıyor. Bu sıvı basıncı dengeliyor, bu da çok önemli bir nimet. Basıncı dengeliyor, basıncı azaltıyor, bu sistem devreye giriyor. Yine basınçları azalmış oluyor, kalp basıncı.
ADNAN OKTAR: Ne acayip. Yani bakın o hayvanın ölmemesi, yaşaması için, Allah ona özel bir sistem kurmuş. O uzun boyunu dengeleyecek bir sistem.
GÜLŞAH HANIM: Birde Hocam, boyunlarında da damarlarının içinde kapakçıklar var, eğildiğinde bu kapakçıklar devreye giriyor, yani akıllı bir sistem gibi çalışıyorlar adeta, maşaAllah, Allah’ın onlarda yarattığı akılla, kapakçıklar yine basıncı azaltıyor ve bu şekilde beyin kanaması olmuyor zürafalarda, maşaAllah. Hocam bir de zürafalarla ilgili sevimli bir özellik var; ayakta uyuyorlar, siz zaten biliyorsunuz. Birde çok değişik bir özellikleri de var; kesinlikle aynı anda uyumuyorlar, nöbet sistemleri var, yavrularını da o şekilde nöbet sistemleriyle koruyorlar. Avlanmak için dışarı çıktıklarında, anneleri değişimli olarak nöbet tutuyor başlarında, maşaAllah. Kokularından seslerinden yavrularını tanıyorlar. Zürafaların çıkardığı seslerden, herhangi bir şeye ihtiyacı olduğunda ya da bir zor durumda karşılaştıklarında, anneler hiç yavrularını yalnız bırakmıyorlar, mutlaka yanlarında oluyorlar Hocam, maşaAllah. Onlarla ilgili resimlerde vardı, bayağı sevimliler gösterebiliriz.
ADNAN OKTAR: Yavruları, ben bunu yerim. Acayip şeker bir şey. Tipi acayip komik şuna bak.
GÜLŞAH HANIM: Hocam yavruları bir saldırıya uğradığında, anneleri bacaklarının altına alıyor yavrularını ve ön ayaklarıyla düşmanlarına saldırıyorlar. O şekilde koruyorlar onları, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok iyi yapıyor. Tabii çocuğa saldırı yasak.
Ne oldu İsrail?
DİDEM HANIM: Hazırmış.
ADNAN OKTAR: Tamam buyurun konuşalım. Ne oluyor gök gürültüsü gibi sesler geldi.
DİDEM HANIM: Evet başlayabilirsiniz, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Selamun Aleyküm. Hayırlı günler.
ROBERT WISTRICH: Size de selam.
ADNAN OKTAR: Nasılsınız?
ROBERT WISTRICH: Sadece İsrail ile Türkler değil ama hepimiz Ortadoğu’da yaşayan insanlar olarak hepimiz, bu mevcut durumdaki dengesizliği ve karışıklığı engellemek için ne yapabiliriz? Komşu ülkelerde bir sürü karışıklık var. Bunun kontrolden çıkması ve bence akıllı hiçbir kimsenin istemeyeceği şekilde genel bir savaşa dönüşmesini engellemek için ne yapabiliriz? Ve sizce neden bu oluyor şu anda?
ADNAN OKTAR: Hangi ülkeleri kastettiğini önce söylerse, ben bölüm bölüm ona göre açıklayayım.
ROBERT WISTRICH: Tabii. Özellikle Suriye’de, oradaki hükümet barışçıl insanlara ateş açıyor, kendi insanlarını öldürüyor. Orada giderek iç savaş tehlikesi yükseliyor. Mısır’da da insanlar askeri rejimin isteklerini yerine getirmediğinden korkuyorlar, orada da karışıklık var. İran’da da, İran ve diğer dünyanın geri kalanı arasında gerilim giderek yükseliyor. Nükleer planları olduğundan endişeleniyorlar ve tabii ki bizde İsrailliler olarak, İran’ın amaçları hakkında endişeliyiz. Ne yapmak istediğini anlamaya çalışıyoruz. Bu konularda bir açıklık getirebilirseniz...
ADNAN OKTAR: Suriye’de rejim, Marksist eğilimli. Yani PKK’ya da destek veren, Rusya tarafından desteklenen bir yapıda, Rusya’nın desteklemesi sebebiyle, iç savaşta Suriye rejiminin yıkılması biraz zor görülüyor. Çünkü Libya’da Rusya açıkça tavrını koymadı, yalnızlığa terk edildi, onun için çok net netice alındı. Irak’ta da öyle, tavır almadı Rusya o zamanlar, fakat Suriye tavır almış durumda. O yüzden biraz güç görünüyor. Çünkü birde rejim çok yırtıcı Suriye’de. Zaman zaman böyle kendi halkına karşı katliamlar yapan, gözü dönmüş bir rejim var. Yani zaman zaman ayaklanmaları beş bin kişi, on bin kişi, yirmi bin kişiyi katlederek bastırmışlar. Tecrübeliler bu konuda. Fakat halk izzeti nefsine düşkündür, onurludur Suriye halkı. Bu tavrın pek altında kalmak istemezler. Zannediyorum Suriye’ye karşı daha güçlü atak tavırlar devam edecek, fakat diğer ülkeler gibi olacağını zannetmiyorum. Yani Suriye çok daha fazla direnir diye düşünüyorum. İran’ da Hz. Mehdiyet sorunu var yani Mehdilik sorunu var. Sünni Müslümanların bir kısmında da var bu. Yani yakıp yıkan, kan döken bir Hz. Mehdi (a.s) inancı var. Bu çok büyük bir tehlikedir. Görünmeyen, duvarlardan geçen metafizik bir Mehdi inancı var. Özellikle İran’da bu çok güçlü şu an. Tehlikeli yönü şu; herhangi bir ortamda ışık olarak, Hz. Mehdi (a.s)’ın yahut ses olarak yahut insan görüntüsü şeklinde, halüsinasyon olarak belirebileceğine inanıyorlar ve ondan emir alacaklarına inanıyorlar. Bu bütün bölge için tabii çok ciddi tehlike. Yani eğer doğru söylüyorlarsa, yani böyle usulen söylemiyorlarsa, bu çok büyük bir tehlike.
ROBERT WISTRICH: İkinci olarak sorum İran liderlerinin ideolojileri ve inanışları hakkında. Bildiğimiz gibi İran’ın resmi medyasında ve Ahmedinejat’ın ve diğer liderlerinin beyanlarında; “Yahudi soykırımının gerçekleşmediğine” yönelik iddiaları var. Hatta diyorlar ki; “Gerçekleşmediyse bile bunu sorgulamamız lazım, ne derecede gerçekliği var?” diye. Bence çok onur kırıcı bir iddia ve yanlışta. Ben bunun İslam inancında yeri olduğunu da düşünmüyorum. Dolayısıyla Sayın Adnan Oktar bu konuda ne düşünüyor öğrenebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Bir soykırım, alenen ve açıkça yapılmıştır Musevilere karşı ve şeytani bir çalışmadır bu. Peygamber soyunu ortadan kaldırmak için, Hz. İbrahim (a.s)’ın soyunu ortadan kaldırmak için, deccaliyetin acımasız bir oyunudur ve binlerce, on binlerce, yüz binlerce Musevi feci şekilde, en acımasız şartlarda katledilmiştir. Bu açık bir gerçektir. Bunun inkarı hiçbir mantıkla açıklanamaz. Buna cevap da vermeye gerek yok böyle bir şeye, bence cevap verilecek gibi bir konu değil, zaten sorunda bu değil. Halen bir katliam talebi var. Bundan sonra geniş çaplı İsrail’in yerle bir edilmesi, hayali “Hz. Mehdi (a.s)’ın, bütün İsrail’i kan denizine çevireceği iddiası” var, asıl vahim olan budur. Bunun ortadan kaldırılması gerekiyor, yani bu inancın ortadan kaldırılması gerekiyor. Çünkü “Hz. Mehdi (a.s), gelecek olan Hz. Mehdi (a.s) damla kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz.” Hatta Peygamberimiz (s.a.v.); “Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde, kişinin burnu dahi kanamaz” diyor. Bütün silahları ortadan kaldıracaktır. Barış, adalet, sevgi ve güzellik dünyayı kaplayacaktır. Mükemmel ve muhteşem bir Mehdiyet’i ters gözle değerlendirdiğinde bir insan, şeytani gözle değerlendirdiğinde, onu deccaliyete çevirmeye kalkabilir, şu an karşımızdaki olan görüş Mehdiyet’i, deccaliyet olarak karşımıza getirmeye kalkan bir görüştür. Bunun bilimsel çalışmayla anlatımla ve ikna ile ortadan kalkacağına inanıyoruz. Savaşta olmaz bunlar.
ROBERT WISTRICH: Bu şekilde düşündüğünüzü duyduğuma çok sevindim. Bence çok cesurca bir konuşmaydı. Çok önemli bir beyanda bulundunuz. Özellikle bütün bölgedeki herkesin bunu bilmesini, özellikle de Arap dünyasının da bunun bilinmesini çok isterim. Ne yazık ki soykırımı yalanlayan birçok kişi var ama sizden bu çok önemli konuşmayı duydum. Umarım Ortadoğu’da birçok başka insanlar da bu şekilde düşüncelerini dile getirebilirler. Benim sorum; “Şu anda İsrail hükümeti ve Türkiye hükümeti arasındaki gerilimi azaltmak için ne yapabiliriz?” Bildiğiniz gibi Türkiye ve İsrail daha önceden yakındılar, birbirlerine yardımcı oluyorlardı. Ayrıca geçmişimizde de birçok olumlu gelişme olmuştu. Örneğin, İsrail’deki engizisyon sırasında Osmanlı kucak açmıştı, Yahudilere barınacak yer ve koruma sağlamıştı. Ama şuanda bu gelirim var, karşılıklı tehditler var, yanlış anlamalar, suçlamalar var. Sizce bunun nedeni nedir ve her iki tarafta da bu durumu ortadan kaldırmak için ne yapabiliriz?
ADNAN OKTAR: Karşılıklı ziyaretler, özellikle eski baş hahamın Türkiye ziyareti çok olumlu etki yaptı. Yine daha üst düzeyde bazı ziyaretler bekliyoruz. Bunlar çok olumlu etki yapıyor. Dikkat ederseniz genel tansiyon düştü, eskisi gibi değil. İlk başta çok yüksek bir tansiyon vardı ama bu son ziyaretlerde, son birkaç ziyaretle, bu tansiyon ciddi şekilde düştü. Şimdi yine ehemmiyetli, önemli bazı kişileri bekliyoruz, onların ziyaretiyle tansiyonun tamamen düşeceğini düşünüyorum. Çok olumlu etki yapıyor. Biz İsrail halkını, İsrail memleketini ve bu Hz. İbrahim (a.s)’ın evlatlarını, Hz. İbrahim (a.s) soyunu Hz. İsrail (a.s)’ın soyunu her zaman koruyup kolladık. Türkiye’de de her zaman saygı duyulan ve sevilen bir toplumdur İsrailliler, Museviler, özen hep gösterilmiştir. Yine aynı özenin gösterileceğini düşünüyorum. Türkiye’de son derecede özgür oluyorlar. Güvenlikleri kendileri de gelip görüyorlar tam oluyor. Kendi vatanları gibi özgürce yaşayabiliyorlar. Dolayısıyla meydana gelen tırmanış sunidir, öyle bir konu yok. Halkımız, milletimiz, Türk milleti, İsrail’e karşı her zaman şefkatli olmuştur. İsrail’de de bir Türkiye hayranlığı vardır, Türkiye’yi severler, Türkiye ye karşı bir muhabbetleri vardır, ikinci vatanları olarak görür İsrailliler Türkiye’yi. Dolayısıyla biz bu suni gelirimi ortadan kaldırdık ve kaldırmaya da devam edeceğiz. Yine önümüzdeki günlerde olacak ziyaretinde çok olumlu etki yaptığını hep beraber göreceğiz, inşaAllah.
ROBERT WISTRICH: Öncelikle çok olumlu düşünüyorsunuz. Çok güzel düşünüyorsunuz. Umarım bu yönde ilerler her şey. Çünkü ihtiyacımız olan son şey İsrailliler olarak, Türkiye’nin bizim düşmanımız olması ve ülkemizde kimse bunu istemez. Diğer bir sorum ise Filistin konuş, bu milyonlarca Müslüman için bir sorun. Benim anlamadığım şu; neden dünya çapındaki milyonlarca Müslüman, bizim Yahudilerin Ziyon’la, kutsal topraklarla tarihi dini bağlarımızı anlayamıyor. Halbuki bizim kitabımız Tevrat’ta ayrıca İncil’de ve Kuran’da da, Yahudilerin bu topraklarda yaşamasının bir hak olduğu bence açık bir gerçek. Dolayısıyla Museviler büyük miktarlarda, büyük sayılarda Siyon’a, İsrail topraklarına dönmeye başladığında, ki burası Filistin, yabancı işgalciler değillerdi. Doğum yerlerine geri dönüyorlardı, kültürlerinin, dinlerinin doğduğu yerlere geri dönüyorlardı, orası bizim kutsal topraklarımız. İbrahim’in, İshak’ın, Yakup’un çocukları olarak döndüğümüz yer. Ayrıca Musa’nın Mısır’dan çıktıktan sonra halkını götürdüğü yer. Dolayısıyla neden Müslümanların bunu anlamakta zorluk çektiğini bilemiyorum. Tabii ki Sayın Adnan Oktar’ın bu şekilde düşünmediğini biliyorum ama bu konuda yardımcı olabilirse, neden diğer Müslümanlar anlamıyor?
ADNAN OKTAR: Bu daha kapsamlı anlatmamız gereken bir konu. Bir iman hakikati filmi seyredelim. Sonra geniş kapsamlı anlatalım. Daha dinlendirici daha güzel olur.
VTR-Bunları biliyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Evet, İsrail bağlantısını yine devam ettirelim, aynı soruyu tekrarlıyor mu?
TERCÜMAN:Evet aynı soruyu tekrarladı, “bunun bir açıklaması sizce var mı?” dedi.
ADNAN OKTAR: İsra Suresi’nin 104. ayetinde, şeytandan Allah’a sığınırım; “Ve onun ardından İsrailoğulları'na söyledik” diyor Cenab-ı Allah, "O toprak (yurt)ta oturun, ahiret va'di geldiğinde hepinizi derleyip-toplayacağız.” Yani İsrail milletinin o bölgede yaşaması Kuran’a göre gerekli, normal ve Allah’ın kaderde yazdığı bir olay. Fakat İsrail’in orada olmasının amacı, sadece İsrail’in orada rahat rahat yiyip içip rahat yaşaması değil. Allah İsrail’in dindar olmasını istiyor, imanlı olmasını istiyor ve çok önemli bu husus; Kral Mesih’e-Moşiyah’a tabi olmalarını istiyor. Moşiyah’a tabi olduklarında Şiloh’a, yani Kral Mesih’e tabi olduklarında, Allah o bölgede huzur, bereket ve bolluk vereceğini söylüyor. Aksi durumda; intikam alacağını, büyük acılar vereceğini, büyük ızdıraplar vereceğini söylüyor. Yani İsrail Darwinist-materyalist olarak bölgede yaşamaya kalkarsa, Allah rahatlık vermeyeceğim diyor Tevrat’ta. Çok büyük azap vereceğini, uzun uzun anlatmış. Yani çok büyük felaketler vereceğini, uzun uzun anlatmış ve “kalplerinize şiddetli korku salacağım ve intikamım müthiş olacak” diyor Allah. Ama Kral Mesih’e uyarlarsa, Moşiyah’a uyarlarsa, dindar olurlarsa, bölgede bereketle, bollukla, huzurla yaşayacaklarını söylüyor Allah. Bu hususun çok önemli olarak İsrail’debütün insanlara, devlet görevlilerine, herkese anlatılması gerektiği açık. Yani aksi durumda Tevrat’ın hükmünü Allah, ortaya koyacağını söylüyor.
ROBERT WISTRICH: Çok ilginç bir nokta. İkinci sorum ise; bugün Radikal İslami hareketlerde, örneğin Müslüman kardeşlik ya da Hamas gibi ya da Suudi Arabistan’daki Vahabiler gibi, bu insanların Yahudilere karşı onlara bakışı genelde çok düşmanca. Yahudileri egoistlik, ırkçı,acımasız ve hatta şeytani olarak görüyorlar. Sayın Adnan Oktar bu düşünceler hakkında ne düşünüyor? Bunların tamamen yanlış olduğunu katılıyor mu? Bu düşünceler sadece, tamamen antisemitizm olmakla kalmıyor, ayrıca çok da yıkıcı düşünceler. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Eğer İsrail, İsrail halkı, vakti gelen ve zuhur eden Kral Mesih’e uyarsa, 3000 yıldan beri Allah’ın onlara vadettiği 3000 yıldır bekledikleri o mutlu, güzel, huzurlu çağa ulaşmış olacaklar. Ve bütün bölgede huzur, bereket, neşe içinde ve onur içerisinde yaşayacaklar. Ama Kral Mesih’in gelişini önemsiz görürlerse, Darwinist-materyalist bir görüşte olayları değerlendirirlerse, Allah hiç ummadıkları kimseleri musallat edebilir İsrail’e. Kendi içinde de olay çıkarabilir Cenabı Allah, kendi içinde de fitne çıkarabilir, kendi içinde de çökme meydana getirebilir, dışarıdan da insanları musallat edebilir. Yani bunların isimleri şu olur, bu olur değişebilir. Bütün güç Allah’ın elindedir. İsrail’in kurtuluşu, rahatı, huzuru Kral Mesih’e tam uymasındadır. Tevrat’ı incelediğimizde, Tevrat uzmanları, Tevrat alimleri baktığında, Kral Mesih’in devrine girdiğimizi açıkça görüyorlar, herkes biliyor, Tevrat’ı inceleyen herkes bilir. Ve dünyanın sonuna gelinmiştir. Hz. Musa (a.s) bu devri, çok detaylı olarak Tevrat’ta izah etmiştir, vahiyle. Allah’ın hükümlerinde bunu açıkça görüyoruz. Hadislerde açıkça bunu görüyoruz. Bu vakit gelmiştir. Museviler Kral Mesih’i ararlarsa Allah onlara Kral Mesih’i gösterecektir. Uyarlarsa, son derece huzurlu, son derece neşeli, son derece güzel, binlerce yıldan beri bekledikleri bu güzel hayata kavuşmuş olacaklar. Aksi durumda Allah, Tevrat’ta, çok fazla ayette, çok fazla hükümle İsrail’i tehdit ediyor, Tevrat hükmüyle. Ve perişan edeceğini söylüyor Allah, aksi durumda. Yani dinsiz bir İsrail, mahvolur. Dindar bir İsrail, Allah’ı seven bir İsrail, bölgede en mutlu devletlerden biri olacaktır. En mutlu halklardan birisi olacaktır. Bu Allah’ın vaadidir, Tevrat’ta belirtmiştir. Buna ait bilgiyi İsrail’de bütün insanlara, herkese anlatmak çok önemli.
ROBERT WISTRICH: Bu ülkede yaşadığım son otuz yıldır, şunu söyleyebilirim ki; Yahudiler, Museviler giderek daha dindar oldular. Hatta inançlarında bir uyanış olduğunu görüyorum. Tevrat’a daha çok uyuyorlar. Ancak bunu birçok kişi kabul etmek istemiyor. Toplumumuzda daha seküler ve daha dindar olan faktörler var, bence Türkiye’de de aynı şey oluyor. Türkiye ve İsrail bölgede modernliği dini kimlikleriyle birleştirebilen aynı zamanda ekonomik, teknik ve bilimsel olarak gelişme yaşayabilen iki istisnai ülke. Bölgedeki diğer ülkeler bunu başaramadı. Ama yine de ülkemizde ne dereceye kadar dindar olunması, ne dereceye kadar medeni kanuna uyulması gibi bir konu da var. Türkiye’de de böyle bir konu var mı? Sayın Adnan Oktar bu konu hakkında ne düşünüyor?
ADNAN OKTAR: Türkiye’de dindar olduğu müddetçe güçlendi. Dindarlığıyla bölgede bir hâkimiyet ve güç sahibi oldu. Şu an ki itibarının nedeni Türkiye’nin, dindar olmasıdır. Hükümette, gelen hükümette Başbakan da dindardır, hükümet de dindardır, Cumhurbaşkanı da dindardır. Ve bu Türkiye’ye bereket getirdi. Bütün bölgede ekonomik kriz varken, Türkiye ekonomik krize girmedi. Bütün bölgede anarşi, terör, iç kargaşalar, iç ayaklanmalar varken, Türkiye’de böyle bir olay olmadı. Bir tek PKK olayı var, ona karşı da yekvücut bütün milletçe tavır almış durumdayız. Bu imanla oluyor. Eğer imansız olsaydı Türkiye paramparça olurdu şu ana kadar, darmadağın olurdu, ekonomik krizlerde çökertirdi, iç savaşlarla, kargaşayla mahvolup giderdi. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün ezilmesinin sebebi; yine dindar millettir. Devlete de hâkim olan, dindar ahlaktır. Devletin ahlakı; dindar, dindar ahlaka sahip. Yapı olarak böyle. Bunu görüyoruz yani her yerde bu üslubu görüyoruz. Devlet adamlarında dindarlığın hâkim olduğunu görüyoruz. İsrail’de de eğer Kral Mesih’e uyarlarsa, 3000 yıldır beklenen o mucize gerçekleşecek. Ve İsrail alabildiğine huzurlu ve rahat olacak. Yoksa aksi durumu zaten Tevrat açıklamış; ızdırap ve acıdır. Başka bir şey yoktur. Özetle bunu diyebilirim, bu konuda.
ROBERT WISTRICH: Eğer doğru anladıysam, şunu mu anladım acaba? İsrail için yapılacak en iyi şey ve barışı sağlamak için yapılacak en iyi şey, İsrail’in daha dindar olmasını söylüyorsunuz. Yani İsrail’in Yahudi kanunlarına, Tevrat’a göre mi yönetilmeli? Musa’nın inancına göre yönetilirse, o zaman bu bizim için, en iyi çözüm mü olacak? Bölgede daha iyi entegre olmamızı mı sağlayacak? Bu şekilde daha mı iyi olacak?
ADNAN OKTAR: Bakın 3000 yıl önce, Hz. Musa (a.s), Musa kavminin, Ben-i İsrail’in nasıl rahat edeceğini, nasıl iyi olacağını, nasıl güzel olacağını, Allah’ın hükümleriyle belirtmiş. Kral Mesih-Moşiyah her gün dua ile beklenen bir insandır. Her gün Museviler Kral Mesih için-Moşiyah için dua ederler. Ama bu bir efsaneye dönüşür de vazgeçerlerse, bu felaket getirir. Ama samimi olarak Tevrat’ın hükümlerine göre, Kral Mesih’in geldiğine kani olurlarsa, delillerini açıkça görüyoruz çünkü çok açık, ki Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde de bu çok açıkça belirtilmiştir. Biz Hz. Mehdi (a.s) diyoruz, Museviler Kral Mesih derler. Bu kişiye uyduklarında müthiş bir itibar, müthiş bir zenginlik, müthiş bir huzur, müthiş bir güzelliğe kavuşacaklar. Bütün atalarının yurdunda her yerde, alabildiğine özgür, çok muhteşem bir medeniyet kurarak yaşayacaklar. Aksi durumda, ıstırap duyacaklarını, acı duyacaklarını Tevrat söylüyor. Yani Allah’ın hükmü bu. Tabii buna inanmadığında Museviler, hep acı çekmişlerdir. Buna inandıklarında, hep kurtuluşa ermişlerdir. Yani Allah’ın hükmüne uymaları, Museviler için kurtuluştur.
ROBERT WISTRICH: Sayın Adnan Oktar, İbrahim’in, İshak’ın, Yakup’un Tanrısı olan Allah’ın, Müslümanların aynı Allah’a inandıklarına mı inanıyor? Burada Müslümanlardan, Yahudilerden, tek Allah’a inanan bütün insanlardan aynı şeyi isteyen Allah’tan mı bahsediyor? Şunu söylemek istiyorum; Allah, bütün insanlardan aynı şeyi mi istiyor, yoksa farklı farklı toplumlardan farklı şeyler mi?
ADNAN OKTAR: Bakın en kestirme yolu Allah, Musevi milletine göstermiştir. Çok kolay, çok pratik bir yol. “Kral Mesih’e uyun” diyor, “o ne diyorsa ona göre hareket edin, size bolluk, bereket, kurtuluş vereceğim” diyor. Yani bir Musevi’nin yapacağı, Kral Mesih’i aramaktır, bulup ona uymaktır. Yoksa tartışmalarla, araştırmalarla, görüşmelerle hiçbir yere varamayız. Kral Mesih'in yani Hz. Mehdi (a.s)’ın görüşüne, inancına, samimiyetine itibar edip, ona Musevi milleti kendini teslim edecek, bırakacak, o da, onlar için olabilecek en güzeli yapacaktır. Çözüm budur. Tabii ki aynı Allah’a inanıyoruz. Bir tane Allah vardır. Hıristiyanların Allah’ı da aynıdır, Musevilerin Allah’ı da aynıdır, Müslümanların Allah’ı da aynıdır yani. Tek bir tane Allah var dünyada, başka yok zaten kainatta.
ROBERT WISTRICH: Öncelikle biraz önce bahsettiğiniz son ahir zamanda yaşıyoruz ifadesi, çok dikkatimi çekti. Dediniz ki; “Çok özel zamanlarda yaşıyoruz.Kral Mesih’in zamanında yaşıyoruz” dediniz. Şu anda dünyaya baktığımızda, örneğin Ortadoğu’da, Arap dünyasında olan Tunus’ta, Libya’da, Mısır’da, Yemen’de olan ayaklanmalar ve zalimlerin yıkılması, bunlar sizce bu son zamanların işareti mi?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, İsrail devletinin kurulması, İsrail’in bölgede bir devlet olması, zaten Kral Mesih’in geldiğinin en açık en net alametidir, yani en büyük alametlerindendir. Bütün dünyanın savaş içinde olması, rejimlerin sistemlerin, deccallerin yıkılması, tiranların yıkılması, tuğyan ve delaletin yerle bir olması ve İslam aleminde muazzam uyanış, hepsi Kral Mesih’in, Mehdi’nin geldiğinin apaçık alametleridir ki, zaten o alametleri ayrıca inceleyeceğiz, ki Tevrat’ta tamamının çıktığını görüyoruz. Tevrat’taki alametlerin tamamı çıkmıştır, Peygamberimiz (s.a.v.)’in söylediği hadislerin tamamı çıkmıştır. Mesih-Kral Mesih olarak, Hz. Mehdi (a.s) olarak bilinen kişiler aynı kişilerdir. Aynı kişidir.
ROBERT WISTRICH: Anlattığınızı daha iyi anlamaya başladım. Kesinlikle çok muhteşem şeylerden bahsediyorsunuz. Başka bir konuda konuşmak istiyorum, benim kafamı meşgul eden bir konu, kendi çalışmalarımda da; dünyanın birçok yerinde gördüğümüz bu nefret kültüründen nasıl kurtulabiliriz? Ben bir Yahudi olarak bunu yaşadım ama ayrıca Müslümanlara, Hıristiyanlara, etnik gruplara karşı da bir nefret politikası olduğunu görebiliyorum. Medya da bunu giderek arttırıyor. Eğer Moşiyah’ın zamanında yaşıyorsak, Kral Mesih’in zamanında yaşıyorsak, bu nefret kültürüyle tabii ki Kral Moşiyah’ın bu huzurlu zamanları bir arada olamaz. Nasıl bu propagandadan, bu nefret kültüründen kurtulabiliriz?
ADNAN OKTAR: Zaten bu nefret kültürünün oluşması, Mesih’in geldiğinin alametidir. Yani bu nefret kültürünün olması bütün dünyada var. Müslümanlara olan nefrette var, benden de nefret edenler var, Musevilerden Hıristiyanlardan da nefret edenler var, Fethullah Hocamız’dan nefret ediyorlar, İskender Paşa cemaatinden nefret ediyorlar, Başbakan’dan da nefret eden var. Yani nefret ruhu dünyayı sarmış vaziyette. Bu deccaliyetin zuhur ettiğini gösteriyor. Bu da deccalin çıkmış olması demek; Kral Mesih’in de çıkmış olduğu anlamına gelir.
Bir ara vereceğiz, sonra yine devam edeceğiz.
DİDEM HANIM: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Litvanya’dan Carolina bizimle birlikte. Ayrıca Aslı Hocam ve Ceylan Hocam bizimle.
ADNAN OKTAR: Musevi kardeşlerimizle konuştuğumuzda zannediyor ki insanlar, iyi vatandaş olursun, yer içersin, yatarsın son derece rahat yaşarsın. Allah öyle rahatlık vermiyor. Yok öyle bir şey. Mutlaka Kendi kastettiği ahlakın yaşanmasını istiyor. Burası imtihan yeri, buraya eğlenmeye gelmedi ki insanlar. Adam zannediyor ki, çekle uğraşır, senetle uğraşır, üniversiteye gider işine gücüne bakar, arkadaşları kayağa gider, denizde yüzer. Bunun için dünyaya geldiğini zannediyor. Onun için Allah bu sonsuz alemi, bu kainatı yaratır mı? Yani oyun, eğlence olsun diye mi yarattı Allah bu kadar detayı? Yani atomları, proteinleri, molekülleri bu kadar detayı, hücre zarını, canlılığı, uzayı sırf bir avuç insan eğlensin, keyif yapsın diye mi yarattı? Hiç amaçsız sadece. Hayır, Allah eğlenme isteseydi, onun şanına uygun yapardı. “Yaparım” diyor zaten. “Ben şanıma uygun yaparım” o zaman diyor. Böyle derme çatma olmazdı o zaman. Yani dünyada her şey derme çatmadır, aşağı yukarı yani, mükemmellik yoktur. Cennet ve cehennem karışımıdır dünya. Hem cennet özellikleri vardır, hem cehennem özellikleri vardır. Ahirette olaylar netleşiyor. Cennet özellikleri saf cennete dönüşüyor, cehennem özellikleri de saf cehenneme dönüşüyor. Ama burası karışıktır. İmtihan yeri olduğu için, her ikisi de vardır. Adam burayı eğlence yeri zannediyor, eğlence yeri değil ki. Museviler için de bir eğlence yeri değil burası. Adam kendi kafasına göre Allah’ın hükümlerine uymayacak. Kendi kafasına göre yaşayacak, eğlenecek. İşte gazetesine gidecek, başka siyasi parti kuracak, tartışacak. Burası kavga yeri olarak yaratılmadı. Oyun yeri olarak yaratılmadı. Kral Mesih’i ararlarsa ve Kral Mesih’i bulurlarsa ve ona uyarlarsa Musevi milleti rahat edecek. Yani Hz. Mehdi (a.s)’a. Aksi durumda, Tevrat’ta o kadar çok hüküm var ki. “Felaket yağdıracağım” diyor Allah, “mahvedeceğim” diyor. “Diğer ülkeleri size musallat edeceğim” diyor. Yani “hayvanlara varıncaya kadar öldüreceğim” diyor Allah. Yani muazzam bir perişanlık ve muazzam bir azaptan bahsediyor Allah. Kral Mesih’i tespit zor olmasın diye, Tevrat’ta çok fazla detaylı delillerle bildirmiş. Hadislerde çok detaylı bildirmiş. Mesela İslam alemi karmakarışık oldu. Mısır yine karıştı, hiçbir şekilde durulmaz, durmaz. Hz. Mehdi (a.s) gelmeden, huzura ermeleri mümkün değildir, imkansız. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuruyla ona tabi olduklarında huzur var. İsrail milleti içinde bu şekildedir, bütün dünya için. Mesela bak ekonomik kriz başladı, durduramıyorlar. Zincirleme gelişiyor. Her türlü tedbiri alıyorlar, ne yaparlarsa yapsınlar. Mesela teker teker sayıyorlar. Oradan oraya atlıyor, oradan oraya atlıyor. Ama bakın akla gelecek her türlü imkanı kullandılar. Yok durdurulamıyor. İnsanlara bir şey oldu, dünyaya bir şey oldu. Her yer titriyor, her yerde depremler oluyor, her yerde ekonomik krizler, her yerde savaşlar, her yerde kargaşa. Bu Kral Mesih’in-Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini gösteriyor. Anlamazlıktan gelirlerse, daha da arttırıyor Allah dozunu. Ta ki anlayıncaya kadar.
“SelamunAleyküm.” Aleyküm Selam. “Canım Hocam” demiş. “Sizi çok seviyoruz. Gittikçe kuvvetlenen şiddetli sevgimiz, şiddetinden neredeyse parçalanacak” diyor, maşaAllah. “Daha önce hiç böyle şiddetli sevgi yaşamadığımız için, mutluluktan bayılmak üzereyim Hocam, maşaAllah” diyor “ve hiç tanımadığımız ve tatmadığımız sevgiyi, imani derinliği yaşamamıza en güzel vesilemiz” maşaAllah.
“SelamunAleyküm Sayın Adnan Hocam. Allah’ın kavminin işareti nedir? Gülbin Sabana.”
“Canım Hocam, öğretmenler gününüz kutlu olsun” diyor. Evet, her gün öğretmenler günü, inşaAllah. “Bugün öğretmenler günü. Siz de benim öğretmenimsiniz” diyor, maşaAllah.
CEYLAN HANIM: Hocam insanlar sizinle gerçek, samimi sevgiyi ilk defa öğrendiler, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kimse bana ipsiz sapsız yazı yazmıyor. Ne oldu? Bir şey mi oldu, anlamadım. Eskiden böyle abuk sabuk yazanlar olurdu. Yani aslında şevklendiriyor, o iyi oluyordu. Niye kestiler, ben anlamıyorum. Ne yaptık biz, bir şey mi yaptık? Hemen anında tespit falan, oradan. Anlaşıldı. Adını, soyadını, IP numarasına varıncaya kadar sayınca keratalar tabii, kasıldı oraları buraları.
“Hocam” diyor “şu an bir kafedeyiz, topluca sizi seyrediyoruz” diyor.
Selam vermediğim herkese Aleyküm Selam diyorum, inşaAllah.
“Hocam Peygamberimizin Efendimiz (s.a.v.) hadisinde, “Hz. İsa (a.s) sandığı alıp açacak ve içinde Peygamberimiz (s.a.v.)’in mührü olan bin kitap bulacak’ diyor. Bu kitaplarla İslam’ı ihya edecek” diye bildirilmiş. Hocam, ‘Hz İsa (a.s), Said Nursi Hazretleri zamanındayken yeryüzüne indi, vefat etti, ağabeylerde onu gömdüler’ diyen arkadaşlar bu hadisini nasıl açıklayacaklar? Çok merak ediyorum” diyor. Kardeşim onlarda hurafe sorunu yok ki. Zaten dinleyenlerinde beyni uyuşmuş, anlatanın beyni on misli uyuşmuş oluyor. Adam kudurmuş gibi yalan söylüyor. Onlar da ağzı açık onun kudurmuş gibi yalanlarına tek tek inanıyorlar. Yok “şu şöyle” dedi. Yok “bu böyle” dedi. Ama akıl almaz ipsiz sapsız yalanlar böyle seri olarak yalan söylüyorlar.
Ceylan Hocam buyurun.
CEYLAN HANIM: İnşaAllah Hocam. Hocam ben bugün karotenoidlerden bahsetmek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Karotenoid.
CEYLAN HANIM: İnşaAllah. İnsanların mesela ultraviyoleden korunmak için melanositleri var. Ama bitkiler için aynı şey geçerli olamaz. Çünkü bu sistem ultraviyole ışığın tamamen aşağı geçmesini engelleyen bir sistem. Fakat bitkiler fotosentetik canlılar oldukları için ışığa ihtiyaçları var, güneşten gelen enerjiye. O yüzden kullanmaları gerekiyor. Fakat bütün gün güneşin altında oldukları için de bir şekilde kendilerini korumaları gerekiyor. O yüzden 2.8 nanometre büyüklüğünde tüplerden oluşan, onları koruyan bir sistem var, karotenoidler. Bunlar çok çok ince tüpler. Yani insan saçının on binde biri kadar inceler. Ve tamamen bitki dokusunun üstünü kaplamış durumdalar. Fakat hiçbir şekilde bütün güneş ışığının enerjisinin geçişini engellemiyorlar. Çünkü daha öncede anlatmıştık, fotosentezin gerçekleşebilmesi için, bir şekilde o klorofillere fotonun değmesi ve elektron salınması gerekiyor. Bu yüzden şimdiye kadar araştırmacılar bunun şu şekilde olduğunu tahmin ediyorlardı; daha önce ışınlardan korunma esnasında karotenoidlerin bozulmaya uğrayıp, oksitlenip bir elektron kaybettiğini zannediyorlardı. Fakat bunun bu şekilde olmadığı en son araştırmada anlaşıldı. Karotenoidler bozulup elektron kaybetmiyorlar, tam tersine, bu elektronun bir şekilde uzun geçen bir aşamalar sürecinin sonucunda, kendi içlerinden geçip, karşı tarafa iletilmesine vesile olacak bir dizi işlemden geçiriyorlar bu elektronu. Ve bu bütün işlem bir pikosaniye içinde oluyor. Yani pikosaniyeden de küçük. Bir saniyenin trilyonda biri, maşaAllah. Böyle bir özellikleri var karotenoidlerin. Aynı zamanda karotenoidler bitkilerin üremesinde de etkili olurlar. Örneğin, nilüferler var, pembe çiçekleri var nilüferlerin, fakat bu pembe çiçeklerin polenlerini taşıyacak kıl kanatlı böcekler, beyaz çiçeklere göre ayarlanmış, onlara tepki veriyorlar sadece. O yüzden bitki karotenoidlerinin rengini değiştiriyor, beyazdan pembeye geçiyor, daha sonra da polenleri taşındıktan sonra da rengini değiştirebiliyor bu şekilde.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.Hocam ilim deryası, maşaAllah.
CEYLAN HANIM: Elhamdülillah, sizin vesilenizle Hocam.
ADNAN OKTAR: Aslı Hocam sizden neler dinleyebiliriz.
ASLI HANIM: Hocam ben kısaca bir Kuran Mucizesi anlatmak istiyorum inşaAllah, yaşlılıktaki kemik erimesiyle ilgili olarak. Allah Meryem Suresi’nin dördüncü ayetinde, Hz. Zekeriya (a.s) için şöyle buyuruyor; kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “Demişti ki: "Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle mutsuz olmadım." (Meryem Suresi, 4)Burada “kemiklerim gevşedi” ifadesindeki “gevşedi” kelimesinin Arapçadaki karşılığı “vehene” kelimesi. Burada yaşlılıkla birlikte kemiklerde meydana gelen değişimi ifade etmek için kullanılmış, çok hikmetli bir kelime. Bu son zamanlarda teknolojinin gelişmesiyle birlikte, hassas ölçümler yapan kemik taramalarıyla, bu kemik erimesi hastalığı ortaya çıkarılmış oldu. “Osteoporoz” deniliyor buna, sizin de çok iyi bildiğiniz gibi, latince ismi tıptaki. “Osteo” kemik anlamına geliyor, “poroz” da delikli. Kemiğin yapısı böyle bal peteği şeklinde, delikli bir yapısı var. Hatta Eyfel kulesinin dış görünüşü gibi de düşünebiliriz. O zaten kemik esas alınarak yapılmış bir yapı ve bazı mineralleri içeriyor. Fakat yaklaşık kırk yaşlarından itibaren, bu kemik kütlesinin yoğunluğunda azalma meydana geliyor. Yaş daha da ilerledikçe hastalığın ilerlemesiyle, kütle dokusunda yoğunluk azalmasıyla birlikte, hastalık daha da ilerlerse, kemiğin kolayca kırılmasına kadar yol açabiliyor. Bu 1890’lı yıllarda röntgen ışınlarının bulunduğu düşünülürse, bu günümüzde çok yakın zamanda bulunmuş bir tespit bu, tıbbi tespit. Kuran’ın indirildiği dönemde bu tıbbi bilginin olması imkansız. Onun için Allah’ın hak sözü olduğunun Kuran’ın işaretlerinden bir tanesi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İlim deryasısınız, ilim deryası, maşaAllah.
Bakın diyor ki; Museviliğin on üç temel inanç esasından on ikincisidir, ki, on ikinci imam Mehdi, “Kral Mesih’in geleceğine inanmak.” Yani Kral Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceğine inanmaktır. “Mesih’in geleceğine gönülden inanıyorum. Gelişi gecikse bile her gün onun gelişini bekliyorum” diye dua ediyorlar. “Mesih’in (Hz. Mehdi (a.s)’ın) geleceğine inanmayanlar veya onun gelişini beklemeyen bir kişi sadece bütün peygamberlere karşı gelmekle kalmaz, Musevi inancında, Tevrat’ı ve peygamberimiz Musa’yı inkar etmiş olur” diyor. Yani Musevi inancı böyledir. Adam önem vermezse felaket kapıda tabii ki. Yani Allah’a savaş açmış olurlar. Ama Kral Mesih’e (Hz. Mehdi (a.s)’a uyarlarsa, Allah’a teslim olmuş oluyorlar. O zaman mükemmel bir hayat onları bekliyor. İnşaAllah.
Tamam, şimdi ne yapalım? Şeyh Nazım Adil El Kıbrısi Hazretleri Hocamız’ı yad edelim, analım. Hocamıza dua edelim inşaAllah, dünya güzeli Hocamıza. Dün gelen Şeyh efendileri gördünüz televizyonda değil mi? Çok şahane insanlar, maşaAllah. Hocalarımızı inşaAllah yetiştirende Şeyh Nazım Hocamız. Şimdi o güzeller güzeli Hocamızı bir dinleyelim.
VTR-Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin Sayın Adnan Oktar ile 1987 Yılında Yaptıkları Bir Röportaj.
ADNAN OKTAR: Buyurun Hocam.
AYLİN HANIM: Hocam, ben önce gerçekten çok tebrik ederim. Şu konuşmanız vardı İsrailli konukla. Çok akıllısınız, yıllardır hep çözüm getiriyorsunuz her konuya ve çok değerli bu çözümler, mutlaka uyulması gereken çözümler. Kuran ve hadislerin ışığında getirdiğiniz çözümler çok çok önemli. Siz yıllar önce Hocam Arap sosyalizminden bahsettiniz. O konuyla ilgili site kurdunuz. Daha yıllar önce, o tehlikeye dikkat çektiniz. Arkasından Mısır’da evrim konferansı yapıldı uluslararası. Bir Müslüman ülkede, ilk konferansta sırf sizden bahsettiler. Siz sonra Darwinizm’in ne kadar büyük tehlike olacağını anlattınız. O ülkeler için, Arap ülkeleri için, ona dikkat çektiniz. Arkasından İran’da hep farklı şeyler arıyorlardı, siz görünmez Hz. Mehdi (a.s) inancının asıl tehlike olduğuna dikkat çektiniz. Ortadoğu’da tek çözüme siz dikkat çektiniz Hocam. İsrail’in nasıl kurtuluşa ereceğini, Filistin’in nasıl kurtuluşa ereceğine siz anlattınız sadece. Mesela Tevrat’ta çok açık olmasına rağmen, dindar olmaları gerektiğini, İsraillilere ilk söyleyen sizsiniz Hocam. MaşaAllah çok değerli verdiğiniz fikirler, çok önemli.
ADNAN OKTAR: Bunun dışında müthiş kargaşa ve anarşi oluyor, bereketsizlik oluyor. Mesela Yunanistan’da ekonomik krizin nedeninin dinsizlik olduğunu hepsi biliyor. Bunu da açıkladılar. Din adamları da açıkladılar, oradaki Hıristiyan rahipleri açıkladı. Hepsi aynı görüşteler. Dolayısıyla İsrail’inde bölgede rahat etmesi için, huzur içinde yasaması için, Allah göstermiş. Bunun dışında rahatlık yok. Burası dünya, eğlence yeri değil. Burası harika yaratılmış bir imtihan ortamı, çok hayret verici şekilde yaratılmış bir imtihan ortamı. Dolayısıyla öyle keyfin, boş işlerin yeri değildir burası, inşaAllah.
AYLİN HANIM: Siz ekonomik kriz için de söylemiştiniz Hocam; “Yedi yıl içinde biter inşaAllah sonuçlanır, fakat ancak dindarlık olursa” demiştiniz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet Hocam buyurun sizden başka bir şeyler dinleyelim.
AYLİN HANIM: Tabii, inşaAllah Hocam. Dün Hocam tat almayla ilgili bazı bilgiler vermiştim, bugün kokuyla ilgili yine bilgiler vermek istiyorum. Normalde nazal epitalyum diye bir bölge var burunda, oradan koku alıyoruz ve o bölgede elli milyon sinir hücresi var. Dışarıdan, bu özel tasarım sayesinde üç bin ayrı kokuyu algılayabiliyoruz. Dün tat moleküllerinin algılanması konusunda anlattığım şeyler vardı, dışarıdan gelen moleküller, dildeki bazı moleküllerle proteinlerle etkileşim sağlıyordu ve birbirlerine yapboz oyununda olduğu gibi birleşiyorlardı ve bu şekilde beyne iletim gönderiliyordu. Aynı şey burun içinde de geçerli, dışarıdan gelen moleküller, oradaki proteinlerle üç boyutlu şekilde birleşiyorlar. O zaman biz, o kokunun neye ait olduğunu algılayabiliyoruz. O doğrudan etkileşim orada meydana geliyor, beyine hemen alnın arkasındaki bölümde bulunan bölgeye uyarı gidiyor, elektrik sinyali gidiyor, o bölgeye, vücudun başka yerlerinden de o maddeyi tanımaya dair çeşitli uyarılar gidiyor ve hepsi birleşerek, biz kokladığımız bir şeyin mesela gül olduğunu anlayabiliyoruz, Allah’ın dilemesiyle. Bu çok önemli bir sistem eğer oradaki proteinler, birbirleriyle uyuşma gibi bir sistem olmasaydı yani birbirlerinin içine geçecek bir sisteme sahip olmasalardı, burunda bunu tanıyabilecek herhangi bir sistem oluşmayacaktı ve biz o kokuyu algılamayacaktık. Birde bazen dışarıdan gelen moleküller suda çözünür olması gerekiyor, kokunun algılanabilmesi için. Suda çözünemeyen moleküller de geliyor. O tip bir durumda, burunda özel bir sistem var. O molekülleri daha başka bir yerde, algılanacak yere taşıyorlar. Orada o moleküller algılanarak onun neye ait olduğunu hafızamızda canlandırabiliyoruz, yani ne olduğunu hemen tanıyabiliyoruz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hafızada canlandırma zaten çok çok acayip bir olay. Ekşiyi, tatlıyı, kokuyu her şeyi hafızada canlandırabiliyor. İnsanın bir istemesine bağlı. Bedenin ruhun emrinde olması çok çok acayip bir şey. Ruhu hiç açıklayamıyorlar. Asıl her şeyi gören ruh. Şimdi diyorlar ki; “gözle görüyoruz” diyorlar. “Tamam nasıl oluyor?” diyoruz. İşte” bir mercek var” diyorlar. “Mercek görüntüyü irise düşürüyor, ters düşüyor oraya” diyorlar, “orada kimyasal enerjiye dönüşüyor, beyine geliyor” tamam doğru, “elektrik akımı olarak geliyor” diyorlar. “Görme merkezine geliyor, sonrada biz onu orada görüyoruz” diyorlar. Hangi göz görüyor peki? O gözün merceği nerede? O gözün diğer sistemi nerede? Ve o göz hakkında hiçbir açıklamaları yoktur. Asıl göz o demek ki, asıl ruhun gözü asıl göz. Gözü olmayan göz, burnu olmayan bir beden bu.
Şimdi bizim astronotumuzu dinleyelim, sonra devam edelim.
VTR-Cübbeli Hz. Mehdi (a.s)’dan Bahsediyor.
ADNAN OKTAR: Ayşe Hocam hoş geldiniz.
AYŞE HANIM: Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu ne şeker, maşaAllah. Ekip tam, bütün kardeşler, anne, baba hepsi tamamı, eksiksiz tam kadro, maşaAllah, İslam’a, Kuran’a hizmet ediyorlar çok güzel, maşaAllah elhamdülillah.
Damla hocam ilminizden, irfanınızdan istifade edelim buyurun.
DAMLA HANIM: İnşaAllah Hocam. Bugün penguenlerle ilgili kısa bir bilgi vermek istiyorum uygun görürseniz. Penguenlerin vücut sıcaklıkları kırk derece oluyor ve yaşadıkları ortamda, eksi kırk derecede yaşıyorlar. Arada seksen derecelik bir fark oluyor. Yaşamaları için, bu hayvanların derilerinin altında kalın bir yağ tabakası var, bu şekilde ancak bu sıcak soğuk farkına dayana biliyorlar. Normalde bu hayvanın bunu akıl edip orada bir yağ tabakası oluşturması mümkün değil. Allah’ın dilemesi, doğdukları anda o bölgeye uygun olarak, Allah o şekilde yaratıyor onları, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama çok şeker tipler onlar da, yürüyüşleri. Acayip tatlılar. Ufaklıklar hele müthiş, müthiş. Yani karton film gibi tatlılar. O nedir öyle tatlılık öyle, maşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam bir tane film vardı, siz göstermiştiniz. Evcilleştirmişler, her balıkçının her evin önüne gidip, balık atıyorlar çantasına.
ADNAN OKTAR: Onun filmi nerede, bizde var mı onun? Evet göndersinler.
Ayşe Hocam buyurun.
AYŞE HANIM: Hocam, ben karaciğerde savunma yapan hücrelerden bahsedeceğim. Kupffer hücreleri. Bunları Allah özel olarak karaciğere yerleştirmiş, diğer savunma hücrelerinden ayrı olarak. Sindirim kanalından gelen kan, önce karaciğere geliyor. Karaciğerde kupffer hücreleri tarafından bunlar denetleniyorlar. O sistemden gelen çok fazla bakteri oluyor kanın içerisinde. Bu kupffer hücreleri orada zararlı bakterileri ayırt ediyor. Saniyenin yüzde biri kadar kısa bir zaman dilimi içerisinde, o kanın içerisindeki yararlı bakterilerle zararlı bakterileri birbirinden ayırt edip, hemen onları sarıp makrofaj hücresi bunlar sarıp yok edip pasifize ediyorlar. Böylece genel dolaşıma bütün bakteriler girmiyor, daha girmeden önce bütün genel dolaşıma, burada yok edilmiş oluyorlar. Burada özellikle bu hücrelerin karaciğerde yerleştirilmiş olması, bütün vücuda bakterilerin dağılmasını önlemek için çok hikmetli olarak yaratılmış burada, karaciğerde, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çok müthiş bir teknikle, müthiş bir yöntem, Allah’ın bir mucizesi çok harika, maşaAllah.
Hocam buyurun haberleri sizden dinleyelim.
DİDEM HANIM: Estağfirullah, inşaAllah Hocam. Azerbaycan Milli Meclis milletvekili Nizami Cefarov; “Türkçenin Türk dili konuşulan ülkelerde ortak dil olması teklifinde bulunmuş” Hocam.“Fethullah Hocamızın tüm dünyaya yayılan okullarında, Türkçenin yüzbinlerce gence öğretilmesinin de bu konuda güzel bir zemin oluşturulduğu” ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Fethullah Hocamızın faaliyetlerinin faydasını, Allah göstermiş oluyor. Sırf dünyada şu Türkçeyi öğretmesi bile, çok büyük bir hizmet, Türk İslam Birliği için çok büyük bir nimet, inşaAllah. Birde Türkiye Türkçesi çok hoş, en güzeli o, en klası o, birde anlattığında konuyu çok kısa sürede anlatabiliyorsun. Diğer dillerde kardeşim konuş konuş bitmiyor. On dakikada anlatılanı yarım saatte bitiremiyorsun diğer dillerde.” İşte güzel diyorsun, şak bitiyor Türkçede bayağı güzel. Okuması aynı, yazması aynı şahane dil Türkçe, tabi. Ama en güzel dil Arapçadır. Çok zengindir, çok ihtişamlı ve dünyanın en zengin dilidir, inşaAllah. Fakat Türkçede çok kibar, kolay, akıcı bir dil, kısa, şakır şakır hemen anında konuyu anlatabiliyorsun, inşaAllah.
Sultan Babamıza Allah rahmet etsin. 24 Kasım 1991’de bugün vefat etmişti.Yirminci yılı vefatının, Allah ona cennette güzel mekan nasip etsin, ahirette Hocamıza komşu olmayı Allah hepimize nasip etsin.Dünya tatlısıydı beni çok severdi.Bende onu çok seviyordum. Talebeleri de Erbakan Hocamızı çok severler maşaAllah. Dünya iyisi, muhterem, müberra, muhteşem bir insandı. Allah ganigani rahmet etsin, inşaAllah.
Başka anlatacağın var mı?
DİDEM HANIM: Var Hocam, inşaAllah, bugün” Yargıtay üyesi yüce divanda yargılanıyor” diye bir haber vardı Hocam.“Türk hukuk tarihinde ilk kez bir Yargıtay üyesi yüce divanda yargılanıyor, eski daire başkanı üç yüz bin dolar rüşvetle suçlanıyormuş.”
ADNAN OKTAR: Kardeşim doğrudur veya yanlıştır, anlaşılır ama Yargıtay üyelerinin, Yargıtay başkanının yargılanan olması, yargılanabilmesi ve bunun kolaylaştırılması demokrasi açısından, hukuk açısından muhteşem bir olay. Hakimler çok rahat yargılansın. Savcılar çok kolay yargılansın, aklansınlar, saydam, şeffaf bir Türkiye olsun. Çok ürkütücü Yargıtay üyesinin yargılanamaması, Yargıtay başkanının yargılanamaması, hakimin yargılanamaması. Dokunulmaz bir sınıf gibi olmuş oluyor, haşa. Değil mi? Yani dokunulmazlık, ürkütücü olur. Demokrasinin ruhunu zedeler bu. Herkes yargılanabilmeli herkese ulaşılabilme imkanı olması lazım. Dokunulmaz insan varsa, o insandan insanlar çekinir. Olmaz öyle şey. Birde farz edelim hukuki bir hata yaptı. Nasıl anlatacaksın? Yargılanamıyor. Bir şeyde diyemiyorsun. Susacağız, sadece susacağız. Olur mu öyle şey? Demokrasinin geliştiğinin alameti; Yargıtay üyelerinin, hakimlerin rahatça yargılanabilmesi. Bunu mutlaka görelim mutlaka, bu çok önemli.
DİDEM HANIM: Hocam Trabzon’dan sizi seven bir kardeşimiz şöyle bir mesaj yollamış; “Selamun Aleyküm nur yüzlü, baş tacımız, canımız, sultanımız Seyyid Muhammed Adnan Hocam, özlediğimiz asr-ı saadet Müslümanlığı öğrenmemize ve yaşamamıza sizleri vesile kılan Allah’a sonsuz şükürler olsun. Hocam resminizi bile şehrimize konuk etmek, görmek çok büyük bir nimet elhamdülillah. Toplamda beş adet billboard şehirler arası ulaşımın sağlandığı Karadeniz Teknik Üniversitesi’ne bağlı, Fatih Eğitim fakültesi giriş kavşağının içinde, sağında ve solunda bir hafta boyunca gösterimde olacak, inşaAllah. Hayır dualarınıza muhtacız talebeleriniz, inşaAllah.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, süper çok güzel. Çok da güzel olmuş, maşaAllah. Hay maşaAllah çok iyi olmuş. On kişiye bile etki etmiş, olsa çok büyük sevap ki, binlerce on binlerce insana etki edecektir, on binlerce insanın kanalı seyretmesine vesile olacaktır, çok güzel bir hizmet, maşaAllah.
AYLİN HANIM: Hocam şu sevgi ruhunu verdiniz ya kardeşlerimize, başta bize zaten. Herkese verdiniz. Siz birkaç gündür üstünde duruyorsunuz, bu kapkaranlık dünya, dejenere hayat, sevgisiz hayat insanlar bunun devam edeceğini düşünüyorlardı hayatları boyunca, halbuki siz onun olmayacağını çok net gösterdiniz. Kuran’la yaşanan bir hayatta, sevgi olur. Bunu çok iyi gösterdiniz Hocam maşaAllah, elhamdülillah. Kardeşlerimizde çok güzel aldı o ruhu, vesilenizle.
ADNAN OKTAR: Evet, sevgi dünyanın en güzel nimetidir. Allah için sevmek sevgidir zaten, diğeri sevgi olmaz, maşaAllah.
AYLİN HANIM: Bir tane İncil sözü var Hocam, sizin zaman zaman hatırlattığınız yanlış hatırlamıyorsam; “Allah’ın Rabbi bütün canınla, bütün yüreğinle, bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin” diyor.
ADNAN OKTAR: Sevgiyi yaratan Allah’tır, bizleri vesile kılıyor. Sevginin sahibi Allah’tır, kalplerde etkisini meydana getiren Allah’tır, bizlere sevgiyi armağan eden, ihsan eden de Allah’tır. Bizler sadece gölge vesileleriz, inşaAllah.
Bediüzzaman’ın talebelerinden dinleyelim, inşaAllah.
VTR-Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Talebeleri
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Hocalarımız Bediüzzaman’ın aslanları, narcıların kafasına sürekli manevi tokmaklar indiriyorlar. Allahualem dayanacak halleri kalmamıştır.
Hocam hoş geldin.
ZEYNEP HANIM: Hoş buldum Hocam.
ADNAN OKTAR: Nasılsın?
ZEYNEP HANIM: Elhamdülillah çok iyiyim. Aranızda bulunmak da daha büyük bir zevk veriyor inşaAllah. Sizi Bulgaristan’dan çok izleyenler var Hocam. Sürekli mesajlar geliyor sizi çok seviyorlar. Geçenlerde de bir mesaj gelmişti; “Bulgarca kitap yok mu?” diye. Ben buradan duyurmak istiyorum on üç tane Bulgarca kitabımız var elhamdülillah. Yani sizin kitaplarınız. Ayrıca yirmi bir tane de belgesel var. Yine sizin röportajlarınızda Bulgarca’ya çevriliyor sürekli, maşaAllah. Bütün Bulgaristan’daki kardeşlerimiz, sizi Bulgarca olarak da izleyebilirler. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, yıldırım gibiyiz yani. MaşaAllah çok güzel.
Hocam buyurun.
MÜZEYYEN HANIM: İnşaAllah Hocam. Ben Kuran mucizesi olarak mikroskobik canlıları anlatmak istiyorum. Bu canlılar Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, çıplak gözle göremediğimiz ama yeryüzünde her yere dağılmış tek hücreli canlılar. Bu canlıların özelliği isminden de belli olduğu gibi, mikroskobik canlılar olması yani sadece mikroskop altında görülebilen ama çıplak gözle göremediğimiz canlılar. Bu canlılar Hocam Kuran’ın indirildiği dönemde, insanların mikroskobun daha keşfedilmediği bir dönemde bu canlılardan haberdar olması mümkün değildi. Ama Allah Kuran’da bir mucize olarak insanların bilmediği, fark etmediği bu canlıları yarattığını bize bildiriyor.
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.“Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) Yücedir.”(Yasin Suresi 36)
Başka bir ayette; “Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır?” (Nahl Suresi, 8)
Başka bir ayette; “Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır." (Sebe Suresi, 3)
Başka bir ayette; “Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiç bir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.” (Yunus Suresi, 61)
Hocam bu canlılar tek hücreli canlılar. Bunlar hangi canlılar; bakteriler, virüsler, mantarlar, algler ve akarlar. Yeryüzündeki yaşamın oluşması için, bizim azot döngüsü, bakteriler tarafından sağlanıyor. Hatta bitkiler topraktaki mineralleri alabilmeleri için kökteki mantara ihtiyaçları var. Bazı akarlar bazı organik maddeleri parçalıyor ve bitkilerin kullanacağı şekle getiriyorlar. Mesela sebze ve et gibi nitrat içeren besinlerden zehirlenmememiz için, dilimizdeki bakterilere ihtiyacımız var. Hatta yeryüzünde yaşamın oluşmasının temel kaynağı olan fotosentezi bakteriler ve algler sağlıyor. Şimdi bu söyleyeceğim çok daha ilginç. Bu canlılar yeryüzündeki hayvanların yirmi katı kadarlar. Çok büyük bir mucize.
ADNAN OKTAR: Yirmi katı.
MÜZEYYEN HANIM: Evet Hocam, inşaAllah. Biz hiçbir şekilde göremiyoruz sadece mikroskop altında görebiliyoruz ama şu an burada da sayısız tek hücreli canlı yaşıyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocamda ilmi Arabi muhteşem. Kuran’ı baştan sona su gibi ezbere biliyor. Arapça olarak. Türkçe olarak ezbere biliyor. Risale-i Nur ezberi var. Hadis ezberi var. MaşaAllah, maşaAllah.
MÜZEYYEN HANIM: Hocam Allah razı olsun, siz benim hafız olmama vesile oldunuz. Bu çok büyük bir nimet benim için. Ve daha sonra Hocam, bize ilimin sınırsız olduğunu siz öğrettiniz. Her alanda ilim yapmamız gerektiğini öğrettiniz, Allah razı olsun Hocam. Her şey sizin vesilenizle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kuran’dan naklettik, inşaAllah.
Hocam buyurun.
EBRU HANIM: Estağfirullah. Hocam dün mürekkep balıklarından bahsetmiştim. Işıklı bakterilerde simbiyoz yaşamlarından bahsetmiştim. Burada sergiledikleri akılcı davranışların ancak Allah’ın ilhamıyla açıklanabileceğini, evrimle hiçbir şekilde açıklanamayacağından bahsetmiştim. Bugün de ışıklı bakterilerin kendi aralarındaki iletişimin nasıl olduğundan biraz bahsetmek istiyorum, çünkü Allah bunda da muhteşem bir sistem yaratmış, maşaAllah. Resimlerimiz var, onlara bakabiliriz. Işıklı bakteriler, hem anlamlı mesajlar verebiliyorlar dışarı, hem de kendileri mesaj alıyorlar. Dışarıdan gelen mesajların anlamını anlıyorlar ve ortamda yeterli bakteri olmadığında ışık üretmelerinin bir anlamı olmayacağı için, tek başlarına okyanusta serbest halde dolaşırken ışık üretmiyorlar. Ancak autoinducer denilen moleküller var, bu molekülleri dışarı bıraktıklarında bunların yoğunluğundan etrafta daha çok bakteri olduğunu ve ışık üretebilecekleri yeterli miktarda olduğunu anladıkları için, o zaman ışık üretmeye başlıyorlar.
ADNAN OKTAR: Bayağı zeki bunlar. Biz bakteri deyip geçiyoruz. Adamlar kafa adam baksana.
EBRU HANIM: Burada da hücre zarında bakterilerin, reseptörler var, bu reseptörler proteinden meydana gelmiştir. Sizin bahsettiğiniz gibi zaten bu yapıların herhangi bir tanesi hem hücre zarı hem reseptörler evrimle açıklanması mümkün değil. Zaten protein olması gerekiyor bunların oluşmuş olması için. Bu reseptörler dışarıdan gelen sinyali alıp bakterinin DNA’sına iletiyor, böylece bakteride gerekli işlemi yapmış oluyor.
Hücre zarındaki reseptörlerden bahsetmiştim. İki çeşit işliyor bu reseptörler. Işığın üretimi için, ya fosfat alınıyor ya da dışarıdan fosfat veriliyor. Eğer reseptör içeri, bakteri hücresine fosfat verirse, bu fosfat ışıkla ilgili olan lakso denilen bir protein var, bu proteine ulaştığında ışık baskılaması meydana geliyor. Yeterli sayıda bakteri olmadığı için ışık üretilmiyor. Eğer fosfat alırsa bu reseptörler, o zaman buradan bir fosfat eksildiği için lakso denen bölüm de çalışamadığı için, ışığın baskılanması ortadan kalkıyor.
Filmdeki dizilerde genlerin üzerinde, her bir gen ayrı renklerle işaretlenmiş beş tane gen var burada laksoperon deniyor buna. Işıkla ilgili. Başka bir yerde de laksardenilen başka bir gen var. Buradan şimdi protein üretilecek ve bu protein gidip diğer o beş genin bulunduğu bölgeye gidecek, oradaki genlerin kopyalanmasını dolayısıyla o genlerden gerekli proteinlerin üretilmesini sağlayacak. Şu an bu işlem gerçekleşiyor, ribozomlar geldi ribozomlara taşınan aminoasitlerle de laksr proteini yukarda o mor kısımda protein üretiliyor, laksar proteini oradan, ribozomdan çıkıp şimdi laksoperona doğru ilerliyor. Ve RNA polimeraz enzimini buraya davet ediyor. Buradaki genlerin kopyalanmasını istediğini belli ediyor burada, onları çağırıyor. Ribozomlar tekrar önce bu genlerin kopyası alınacak, şimdi kopya işlemini görüyoruz.
ADNAN OKTAR: Çok acayip. Hayret, maşaAllah.
EBRU HANIM: Daha sonra ribozomlar bu alınan bilginin, kopyanın üzerinde ilgili proteini üretiyorlar. Şimdi burada iki proteinin üretimini görüyoruz. Laks a ve laks b proteinleri. Bu ikisi birleştiğinde, üç boyutlu şekilleri birleştiğinde anahtar ve kilit gibi tam birbirlerine kenetlenen yapılar bunlar. Şimdi ikisinin birleştiğini görüyoruz. Bu birleşim sonucunda da fotonlar meydana geliyor. Yani ışık üretimi oluşuyor.
ADNAN OKTAR: Nefes kesici bir teknik. Nefes kesici bir ilim. Yani mucize başka açıklaması yok.
EBRU HANIM: Ve bir bakteri hücresinde bunun bir kere yapılması da yeterli değil. Aynı anda iki binden fazla binlerce kez bu işlem tekrarlanıyor ki, ışık görünür şekilde olsun.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hayret hayret, maşaAllah.
EBRU HANIM: Hocam, sizin verirseniz bir özellikten daha bahsetmek istiyorum. Soğuk ışık üretiyorlar yani bizim kullandığımız ışık genelde bir filamentinin akkor hale getirilmesiyle bu ısının yaydığı ışık oluyor. Bu o kadar etkili bir teknoloji değil çünkü çok fazla enerji harcanıyor, ısıdan dolayı. Halbuki onlarda böyle bir şey gerekmiyor soğuk ışıkta ne ısı üretimi gerekiyor, ne de ısı alması gerekiyor ışık vermesi için. Allah böyle bir teknolojiyle yaratmış bakterileri, ki bakteriyi çok basit bir canlı olarak görüyor evrimciler.
ADNAN OKTAR: İnsanın nutku tutuluyor. Her yerde ilim var, her yerde sanat var, her yerde nefes kesici bir teknik detay, matematik, mükemmellik, müthiş bir mekanik sistem, zincirleme çok akılcı çok bilimsel muhteşem bir yapı maşaAllah, elhamdülillah, suphanallah, diyoruz. MaşaAllah.
“SelamunAleyküm ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.”Ve Aleyküm Selam Rahmetullahive Berakatuhu. “Ağabeyimize bir sorumuz var; dün Rusya başkanı Suriye’de çıkabilecek problemlere karşılık, roketlerin sayısının arttırılacağını açıkladı, bu olaylar Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin bildiklerinin bir habercisi olarak gözüküyor. Rusya’da yaşayan biz Tatar-Müslüman kardeşleriniz olarak inşaAllah ağabeyimizin talebeleri olarak bu ortaya çıkabilecek duruma tedbir olarak bizim şu anda neler yapmamız gerekir. Rusya’da kalalım mı yoksa buradan ayrılmamız mı daha hayırlı olur? Ağabeyime saygılar. Tataristanlı kardeşleriniz” diyor. Tabii ki herkes yerinde otursa iyi olur. Yani gideceğiniz yerin daha emin olduğundan nasıl emin oluyorsunuz? Değil mi? Her yerde hayır vardır. Her yerde Müslüman’a ihtiyaç var. Rusya zaten bir İslam ülkesidir, Müslüman ülkesidir. Yani gittikçe Müslümanların sayısı artıyor. Rusya’nın daha iyi olması daha dindar olması için gayret etmek lazım. Birde roket moket kimse kullanamaz. Öyle bir olay yok. Hz. Mehdi (a.s)’ın olduğu yerde olay olmaz. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın olduğu yerde olay olmaz. Bundan sonra yasak. Bundan sonra silahlar kalkıyor artık, inşaAllah. Kargaşalar olacak, olaylar olacak ama o tarz bir olay olmayacak, inşaAllah. Mehdiyet’in ışığı 2012’den sonra göz kamaştırmaya başlayacak, zaten göreceksiniz, inşaAllah.
Tamam bugün bu kadar olsun, yarın devam edeceğiz, inşaAllah.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Cahiliye Toplumunda İnsan Karakterleri
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...