BERİL HANIM: Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza hoş geldiniz. Mehtap Hocam ve Yasemin Hocam’la beraberiz, inşaAllah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Mehtap Hocam hoş geldin.
MEHTAP HANIM: Hoşbulduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Yasemin Hocam hoş geldin.
YASEMİN HANIM: Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Beril Hocam hoş geldin.
BERİL HANIM: Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Ve zatıaliniz.
DİLEM HANIM: Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Herkes hoş geldi. Şimdi Hocaefendi’yi dinledim,bayağı güzel anlatıyordu İttihad-ı İslam’la ilgili. İşin doğrusu, dünyada Müslümanlar’ın sayısı İttihad-ı İslam için bayağı yeterli. Yani aşağı yukarı beş kere yeterlidir. Yani beş misli İttihad-ı İslam’ı oluşturacak imkan var. Onları organize eden bir sistem yok, bir araya getiren sistem yok;o yüzden olmuyor İttihad-ı İslam. Yoksa istediği kadar kardeşlerimiz gayret etsin, Müslümanlar’ın sayısı artsın cemaatler şeklinde; İttihad-ı İslam hiçbir şekilde olmaz. Eğer başta güçlü, herkesin dinleyeceği bir irade olmazsa, bir lider olmazsa mümkün değildir. Yani en kolay mantıkla bakıldığındabu hemen anlaşılır. Şimdi düşünüyorum, mesela bak Nur talebeleri kendi aralarında çok fazla cemaate ayrılmış vaziyette. Her ağabeyin etrafında ayrı bir cemaat oluşuyor. Dolayısıyla bir etkinlikleri yok. Fethullah Hoca, Türkiye’ye gelemiyor dahi. O derece bir şey var. Kendi vatanına gelemiyor. Bu, Müslümanlar’ın parçalanmışlığından, bölünmüşlüğünden oluyor. Yani Müslümanlar’ın hepsi birbirlerini seviyor olsa, birleşmiş olsalar Fethullah Hoca niye gelemesin? Olacak iş mi bu? Bir kere kökten konu hallolur. Ama parçalanmışlık güçsüzlük meydana getiriyor. Güçsüzlük korkuyu meydana getiriyor. Korku iradesizliği, iradesizlik gayretsizliği, gayretsizlik güçsüzlüğü; zincirleme bir bela gelişmiş oluyor, sonunda bu durum meydana gelmiş oluyor. Onun için en çok üstünde durdukları konu, Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişini durdurmak oluyor. Birçok bunağı ayaklandırmış vaziyetteler. O bunaklarda iyilik yapıyor zannederek, Hz. Mehdi (a.s.)’ın, Mehdiyet’in önünü kesmek için var güçleriyle bunakça gayret ediyorlar. Bunaklıkları içerisinde boğuluyorlar. Daha hala aptalca o kafada devam ediyor. Bir köşede kokuşmuş bedenleriyle, gittikçe çürüyen zavallı kafalarıyla İttihad-ı İslam’ın oluşmasını engelliyorlar. Bu akılsızları, aptalları da besleyen üç beş iş adamı oluyor veyahut birkaç kişi oluyor, onlar teşvik ediyorlar. “Çık, konuş” diyorlar,“İttihad-ı İslam’ın olmayacağını, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkmayacağını, Hz. İsa (a.s.)’ın inmeyeceğini anlat” diyorlar,“yoksa senin yiyeceğini keseriz, içeceğini keseriz.” O da ihtiyar canıyla, güçsüz canıyla onlarla boğuşamayacağını anladığı için köpek gibi teslim oluyor onlara,onlar ne derse aynısını söylüyor. Üç günlük hayatını rahat geçirebilmek için -kendi kafasıyla- var gücüyle İttihad-ı İslam’a, Türk-İslam Birliği’ne, Mehdiyet’e ve Hz. İsa (a.s.)’ın inişine karşı tavır alıyor, durdurabileceğini zannediyor. Kendini mahvediyor, yani akılsızca kendini mahvediyor. Halbuki Risale-i Nur’da benim güzel Bediüzzaman’ım, has Hocam, can Hocam, değerli büyük alim ve büyük müceddid, müçtehid Bediüzzaman Hazretleri, çok sarih ve samimi olarak Hz. Mehdi (a.s.)’ı tarif ediyor. İki hususun üzerinde çok durmuştur Bediüzzaman hayatında: Bir, İttihad-ı İslam; iki, Mehdiyet,Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru. Fakat yobaz zihniyetin bunakları, öncü bunakları en çok bu iki husus üstünde duruyorlar,karşı olarak:Bir, İttihad-ı İslam’ı engellemek; iki,Hz. Mehdi (a.s.)’ı engellemek. Kaderde bunların olacağını biliyor Bediüzzaman, diyor ki; “ey” diyor, “mezarkaçkınları” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebelerinin önünde durmayın” diyor, “kenara çekilin, nesl-i cedid geliyor” diyor,“yeni nesil geliyor” diyor. Görmüş o kokmuş bunakları, “kenara çekilin” diyor. Onlarda böyle topraktan çıkmış hortlak gibi, var ya korku filmlerinde elini açar milletin üstüne gelir,o da öyle durdurabileceğini zannediyor. Aptalca birkaç onu besleyen iş adamının uyarmasıyla, ahmakça Bediüzzaman’a savaş açıyor, Resulullah (s.a.v.)’e güya kendince aptalca şeytani bir savaş açıyor. Durduracak kendi kafasınca İttihad-ı İslam’ı. Biz de tabii bu tehlikeye karşı Müslümanlar’ı uyarıyoruz. Müslümanlar’ı bölmede adamlar yarışa gidiyorlar. En şiddetli bölmeyi başörtülü-başörtüsüzleyapmaya kalktılar. Daha hala onun şokundalar dikkat edersen. Başörtüsü tamam, farz. Fitne ne? Katilden beter. Beş kulaklar, siz ne yapıyorsunuz? Fitne çıkarıyorsunuz. Ümmeti ikiye bölüyorsunuz. Ama esaslı şekilde ikiye bölüyorsunuz. Çok az sayıda başörtülü insan var. Çok az sayıda çarşaflı insan var. Çok fazla sayıda başı açık insan var. Tamamını küfre doğru itmek için adeta yarışa girmiş vaziyetteler. Aptalca, kendi kafalarınca takva görünümünde, köpek gibi başı açık hanımlara, bakımlı hanımlara, makyajlı hanımlara it gibi saldırıyorlar ve bununla çok güzel cihad ettiklerini zannediyorlar. Halbuki İslam’a, Kuran’a, Müslümanlar’ın birliğine vuruyorlar ve esaslı şekilde fitne çıkarıyorlar. “Fitne katilden beterdir.” Alenen fitne çıkarıyorlar. Biz de onların çıkardığı fitneyi bastırmaya çalışıyoruz. Hemen hemen bütün sahil kentlerinde herkes denize girer yazın. Hepsini böyle günahkar, İslam’dan çıkmış, fasık olarak görüp lanetleyerek, homurdanarak, onlara hakaretler yağdırarak tamamen soyutlamaya çalışıyorlar. Halbuki onlar da nur gibi, tertemiz Müslüman, muttaki insanlar. Fitnenin haram olduğunu bildikleri halde, bu esaslı fitne çıkarmada dünya çapında azgın bir faaliyet içerisindeler. Mesela Almanya’da Müslümanlar paramparça. Her gün bana yazıyorlar. Birbirlerinin camilerine gitmiyorlarmış. Her biri takva olduğu iddiasıyla ortaya çıkıyor. Allah ayette diyor;“onlar” diyor,“her biri kendini doğru yolda olarak görürler” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Ve buna çözüm bulamıyorlar. Mesela Almanya’da Müslümanlar’ın sayısı çok çok fazla. Aralarında bir ittifak olmuş olsa, birlik olsa, Almanya’yı silip süpürürler. Almanya’ya yıldırım gibi İslam hakim olur. Bu bölünmüşlüğü takva alameti olarak görüyorlar. Birbirlerini “misvak kullanmayan”, “kafasında takke yok”, “sarığı yok”, “sakalını kesmiş”, “bıyığı yandan” şöyle böyle diyerek çeşitli bahanelerle Müslümanlar’ı paramparça ediyorlar. Yani sırf başörtüsünden değil. Mesela sakallı-sakalsız. Sakalsızı da adam dinsiz gibi görüyor. Yani akıl almaz hakaretler ediyorlar sakalı olmayan adama. Arkasında namaz kılmıyor, “fasık zaten” diyorlar,“namazı geçerli değil” diyorlar. Kafir hükmünde görüyor adeta. “Bitmiş” diyor,“adam” diyor. Namazını yeniden iade ediyor, sakalsız imamın arkasında namaz kılan. Tabii, namazı iade ediyor. Çok fazla böyle adam var. Yani fitnenin çeşidinin ucu bucağı yok. Mesela bir hanım başörtülü oluyor, bakımlı oluyor; onu da fasık ilan ediyor. Çarşaflı oluyor, dışarıya çıkıyor; yine fasık olmaktan kurtulamıyor onların kafasına göre. Bunların kafa zaten mantık sistemleri, insanlarda kusur bulmaya dayalı oluyor. Mesela; “şunu yapmadı, fasık”, “bunu yapmadı, kafir”, “şunu yapmadı, mürted”, “şunu yapmadı, şu”. Ve böylece ümmeti güçsüz ve zayıf hale getiriyorlar. Biz de bütünleştirici, birleştirici olmaya gayret ediyoruz. Bikinili hanım da benim için yüzde yüz Müslüman’dır, muttakidir;çarşaflı hanım da, peçeli hanım da benim için baş tacıdır. Hepsi mümin, muttaki insanlardır. İslam’ın dünyaya hakimiyetini böylece engelliyorlar adamlar. Biz de hakimiyeti sağlamak için birleştirici ve bütünleştirici olmaya gayret ediyoruz. Mesela Alevi kardeşlerimize olmadık çirkin sözler ederlerdi birçok ahlaksız insan.
“Adnan Oktar’dan Taraf ve Baransu’ya Övgü. Adnan Oktar, Ekşi Sözlük’ü eleştirirken, Mehmet Baransu ve Taraf Gazetesi’ni övdü. Tıkla ve izle.” Aferim Taraf’a, maşaAllah. Mehmet Baransu dindar bir arkadaştır, inşaAllah. Nedir bu? Haber sitesi mi?
MEHTAP HANIM: Evet.
ADNAN OKTAR: Tabii,işte bölünme kafasında olan adamlar bu tip tavırlarla insanları bölmeye çalışıyorlar. İşte o da bir örnek. Mehmet Baransu, tanımıyorum bu delikanlıyı. Dindar olmasa dahi, iddia edilen Ergenekon terör örgütü çok kahpe, çok alçak,-yani alçak kelimesi de açıklayamıyor,kahpe kelimesi de açıklayamıyor- dünyanın en şerefsiz örgütlenmesi. Bu kahpe örgüte karşı, bu delikanlı kendi çapında bir gayret ediyor. Birçok insandan bir tanesi. Sırf o yönüyle bile takdir ederim. Helal olsun. Memleketi yirminin üstünde parçaya bölmeye çalışan kahpelere, PKK’yı kurup on binlerce Mehmetçiğimizin şehit olmasına vesile olan iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı bir insan tavır aldıysa, bu, yiğitlik, delikanlılıktır. Helal olsun. Aferin. Tabii ki aferin diyeceğim,ne diyeceğim? MaşaAllah yani. Ama o da bir demeç vermiş. Ne diyor? “Beni ya Fethullahcı zannederlerse, ya Adnan Hocacı zannederlerse”.Zannediyorlarsa zannetsinler, kerata! Ne fark eder yani? Ne korkuyorsun? Delikanlı adamsın. İddia edilen Ergenekon terör örgütünden korkmuyorsun sen, laftan mı korkuyorsun? Yiğit ol, delikanlı ol. Ne alaka? Desinler, ne olur?Daha güzel. Ne hoş. İftihar et. Fethullah Hoca’nın talebesi bilinirsen iftihar et. Bizim talebemiz olduğun bilinirse iftihar et. Süleyman Efendi’nin talebesi olursan iftihar et. Şeyh Nazım’ın talebesi olursan iftihar et.Seni onlar kabul ediyorsa, sana saygı gösteriyorsa, sevgi gösteriyorsasen daha ne istiyorsun? “Ya beni onlardan…” Nerden bilineceksin? Tabii,öyle bilineceksin. Vatanseverlerle beraber olacaksın sen. Sen neredesin sen? İddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı tavır almıyor musun sen? Tamam, bütün vatanseverler tavır alıyor. Onlara beraber tavır almışsın. Güzel işte. Onlarla beraber olman senin için onur, bir güzellik. Nur talebesi bilin. İftihar et, ne güzel. Ne bilinecektin? Nasıl tanınacaktın? Nasıl bilinmen gerekiyordu? Hayır, Marksist biliniyorsan ona da saygı duyuyoruz,bir şey dediğimiz yok. Ama böyle bir üslup alelacele, yakışık almamış.“Ya Fethullah Hocacı bilinirsem, ya Adnan Hocacı bilinirsem, ya Süleymancı bilinirsem, ya Şeyh Nazım Hoca’nın talebesi bilinirsem.” İftihar et, iftihar! Onurdur senin için. Onların seni talebe olarak kabul etmesi senin için onurdur. Onun için öyle alelacele, alelusul, ağzından çıkan lafı örtüp tartmadan, onu ayarlamadan, ölçmeden konuşmak yakışık almaz. Biz, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne kim tavır alıyorsa takdir ederiz. Mesela Taraf Gazetesi’nde bir sürü Marksist var, çok fazla Marksist insan var. Olsun, o da bizim vatanımızın evladı. Marksist olması bir şey değil. Ne yapıyor? Teröre tavır alıyor. Güzel! O zaman ona biz destek oluruz. Marksist olması bizi ilgilendirmez. Masondur, teröre karşı tavır alır, ateizme karşı tavır alır; biz onu dost biliriz, inşaAllah. Yani bu makul, vicdanın bir gereğidir. İyilerin ittifak etmesi gerekir. İyi insanlar ittifak edecek. Tabii ki birbirini koruyup kollayacak. Ne yapağız? Birbirimizle mi uğraşacağız? Birbirimize mi düşeceğiz? Tabii ki destek olacağız.
DİDEM HANIM: Evet.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.Bu nedir? Bu internet girişlerinde akıl almaz bir gelişme oldu. Yer gök yıkılıyor, maşaAllah. Bu Twitter midir nedir, onda da mesela geçen gün dünya ikincisiydik, maşaAllah. İşin doğrusu birinciydik de, usulen “ikinciyiz” diyoruz yani.
DİDEM HANIM:Hocam, Batman’da dün PKK, bir petrol şantiyesine saldırı düzenlemiş. Üç sivil vatandaşımız şehit olmuş.
ADNAN OKTAR: İşte illa ki bir kan akıtacak. Şeytan onlardan sürekli kan istiyor. Onlarda sürekli her gün kan akıtarak şeytanı besliyorlar. Onlar kansız yaşayamaz. Mutlaka kandır, deccaliyetin özelliğidir. Deccal kan akıtır, Mehdiyet kan durdurur. Deccaliyet parçalar, Mehdiyet birleştirir. Deccaliyet özentidir, Mehdiyet samimidir. Biz de Hz. Mehdi (a.s.) talebesiyiz,ortamı güzelleştirmeye çalışıyoruz. Mübarek Hocam, gün geçtikçe sen güzelleşiyorsun, maşaAllah.
MEHTAP HANIM: MaşaAllah Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Bakışların olağanüstü güzel oldu ve iffetin güzelliği, asaleti, cazibesi, derinliği üstünüzde görülüyor. Şahane!
MEHTAP HANIM: Vesilenizle Hocam inşaAllah. Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mesela bak Beril’in yüzünde iffetin tatlılığı var, elinde yüzünde. Mesela müptezel bir hanımı düşünelim. Yüzünde bir nursuzluk oluyor, bir çirkinlik, iticilik ve çok çirkef oluyorlar, çok tehlikeli oluyorlar. Manyak gibi, ne yapacağı belli olmayan, her türlü psikopatlığa yatkın oluyor. Ama müminlerin yüzündeki bu temizlik, bu asalet onlara ayrı bir güzellik veriyor, müthiş bir derinlik veriyor;çok çok hoş. Hem şefkati tahrik eden bir şey, hem sevgiyi arttıran bir şey; çok çok güzel maşaAllah.
YASEMİN HANIM: Hocam, maşaAllah, sizin ruhunuzun, kalbinizin güzelliği hem yüzünüzden, bakışlarınızdan, cildinizden bile belli oluyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Eskiden salep için özel onun bakırdan kapları olurdu, seyyar. Ondan sonra üstüne de tarçın ekilirdi. Hakiki salep ayrı olay, inşaAllah. Hocam, buyurun sizden ayet dinleyelim.
YASEMİN HANIM: Estağfirullah Hocam, inşaAllah. Yasin Suresi’nden okuyacağım Hocam, inşaAllah. Euzübillahimineşşeytanirracim, bismillahirrahmanirrahim. “Ve ma te'tiyhim min ayetim min ayati Rabbihim illa kanu anha mu'ridıyn”.“Onlara, Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyi görsün, mutlaka ondan yüz çevirirler.”“Ve iza kıyle lehüm enfiku mimma razekakümüllahü kalelleziyne keferu lilleziyne amenu e nut'ımü mel lev yeşaüllahü at'amehu in entüm illa fı dalalim mübın”.“Ve onlara: "Size Allah'ın rızık olarak verdiklerinden infak edin" denildiği zaman, o inkar edenler iman edenlere dediler ki: "Allah'ın, eğer dilemiş olsaydı yedireceği kimseyi biz mi yedirecekmişiz? Gerçekten siz, apaçık bir şaşkınlık içindesiniz.”“Ve yekulune meta hazel va'dü in küntüm sadikıyn”.“Ve derler ki: "Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit (etmekte olduğunuz yıkım ve azap) ne zamanmış?” “Ma yenzurune illa sayhatev vahıdeten te'huzühüm vehüm yehıssımun”.“Onlar, yalnızca tek bir çığlıktan başkasını gözetmezler, onlar birbirleriyle çekişip-dururken o kendilerini yakalayıverir.”
ADNAN OKTAR: Allah Allah! Allah Allah! Kıyamette bir çığlıkları oluyor,bir de dirildiklerinde bir çığlık oluyor; iki kere.Kıyamet başladığında var güçleriyle bağırıyorlar. Yani dehşetli korku meydana geliyor. Yani anlıyorlar onunkıyamet olduğunu. Yani deprem olmadığını anlıyorlar onun. Deprem gibi değil. Şiddetinden kıyamet olduğunu hemen anlıyorlar. İlk dirildiklerinde de çığlık atıyorlar. Müthiş korkuyorlar kalktıklarında. “Bizi bu yattığımız yerden kim kaldırdı?” diyorlar. Uykudan kalktıklarını zannediyorlar. Topraktan, yerden kalkıyorlar;fakat nereye gideceklerini, ne yapacaklarını bilmiyorlar. Belirli bir noktaya doğru, bir yerden çağrıcının sesini; orada bir çağrıcı var, uzakta;oradan biz ses duyuyorlar, bütün hepsi oraya doğru koşmaya başlıyor. Milyonlarca insan, topluca çok geniş bir arazide o tarafa doğru koşmaya başlıyorlar. Hâlbuki geldikleri yer cehennem arazisi. Onun kenarına geliyorlar kendileri. Sonra Allah onları aşağılıyor. Yüz üstü süründürüyor. Yüz üstü yerde gelmelerini söylüyor Allah. Müslümanlar’ı aşağılamaya kalkanlar işte orada Allah tarafından aşağılanıyorlar. Müminlerde onların aşağılandıklarını görüyorlar, seyrediyorlar, inşaAllah.
YASEMİN HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen bir ayet söyle.
BERİL HANIM: İnşaAllah Hocam. Rum Suresi, 32’nci ayeti söyleyeyim. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “(O müşrikler ki,) Kendi dinlerini fırkalara ayırmış ve kendileri de parça parça olmuşlardır ki her grup kendi elindekiyle övünüp sevinç duymaktadır.”
ADNAN OKTAR: Müşrikin ve müşrikat. Bu salaklara sorsan, “en takva biziz” derler,“en mükemmel”, “Ehl-i Necat”, “Fırka-i Naciye”, “en önde gelen.”Hâlbuki fitnecinin şahı olmuş oluyor, en önde gideni olmuş oluyor. Müslümanlar’a Allah ayette tek bir topluluk olarak hitap ediyor. Onlar “Müslümanlar” dediği vakit, sadece kendi cemaati ve topluluğunu kastediyor bir kısmı.Sadece onu kastediyor. Ondan gerisini Müslüman olarak görmüyor, insan olarak da görmüyor. Selam dahi vermiyor. Ben biliyorum mesela, öyle tipler var. Selam, -ben gördüm, bizzat gördüm-“Selam” diyor adam;“Aleyküm Selam” demiyor.Mesela “Aleyküm İslam” diyor.Yani selamı almıyor. Yahut “Aleyküm” diyor sadece veyahut başka bir şey söylüyor veyahut da hiç cevap vermiyor. Ben gördüm. Bilinirde zaten. Söyleyince hemen herkes hatırlamıştır.
DİDEM HANIM:Evet, tabii.
YASEMİN HANIM: Hocam, bütün talebeleriniz-zaten görünüyor inşaAllah-herkeste bulunan bütün güzel özelliklerin vesilesi, kaynağı sizsiniz inşaAllah. Hepimiz bütün güzelliklerin hepsini sizden öğreniyoruz, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Hakikaten beni seven kardeşlerime bakıyorum; çok mantıklılar, sabırlılar, şefkatliler, kimseye laf sokmazlar, entel dantel özenti bir tavırları yoktur, saygıda kusurları yoktur, nezaketleri mükemmeldir, temizlikleri mükemmeldir, ruhen ve bedenen çok sağlıklıdırlar, hep birleştiricidir, şefkatlidir, kargaşadan şiddetle kaçınır, fitneden kaçınır.
Hocam buyurun, bir ayet söyleyin.
MEHTAP HANIM: İnşaAllah Hocam. Nisa Suresi 147’nci ayeti söyleyeyim, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah azabınızla ne yapsın? Allah şükrün karşılığını verendir, bilendir” diyor Allah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Güneydoğu’daki lehçe şahane, maşaAllah,bayağı güzel. Tokat’ın üslubu da çok iyidir. Anadolu’daki lehçeler şahane. Kıbrıs’ın lehçesi çok şahane. Ne güzel lehçe farklılıklarının olması, maşaAllah. Türkiye çok şahane bir ülke, maşaAllah. Şahane benim vatanım, insanlarım. Dünya tatlısı hepsi, maşaAllah.
Süper zekadan dinleyelim biraz.
VTR -Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ıgörmek için dua Allah’a ediyor.
DİLEM HANIM: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, inşaAllah. Litvanya’dan Carolina bizimle birlikte. Ayrıca Ceylan Hocam ve Aylin Hocam da bizimle birlikte.
ADNAN OKTAR: Bütün ulema burada. Ama çok çok güzel insanlar, maşaAllah. Benim güzelim de çok çok güzel, maşaAllah, elhamdülillah. Ceylan Hocam, hoş geldin.
CEYLAN HANIM: Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Aylin Hocam hoş geldin.
AYLİN HANIM:Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Aylin Hocam alimlerin alimi. Alim kelimesi yeterli değil, maşaAllah.
AYLİN HOCAM: Estağfirullah Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Buyurun ilminizden, irfanınızdan, feyzinizden istifade edelim.
AYLİN HANIM:Tabii Hocam, inşaAllah. Ben vücuttaki savunma sisteminden biraz bahsetmek istiyorum Hocam. Vücutta normalde dışarıdan çok fazla mikrop girme durumu vardır. Özellikle deriden ilk başta, gözenekli olduğu için deri, buradan çok fazla mikrop girme ihtimali vardır. Fakat vücudun derisi adeta bir kılıf gibi kaplanmıştır. Buna hiçbir zaman izin vermez. O da şu şekilde olur Hocam; hücreler doğduktan sonra cilde doğru ilerlerken stoplazmaları, yani sıvı kısımları keratinle kaplanır ve hücre ölür. Bu keratin çok sağlam bir maddedir. Bu bölgeyi,yani derinin dışını, ölü hücrelerin bulunduğu kısmı tamamen kaplar. Böylelikle vücudun dışındaki keratin kılıfı, dışarıdan herhangi bir mikrobun içeri girmesine izin vermez. Aynı zamanda derimizde başka çeşitli mikroorganizmalar da vardır. Bunlar zaten vücuda yerleşmiştir ve herhangi bir şekilde deriye zarar vermezler, sadece orada yaşarlar. Fakat bunlar da kendi yerlerini kaptırmamak için Hocam, dışarıdan gelen mikroorganizmalara asla izin vermezler.Onlarda onları deride durdururlar. Böylelikle deriden cilde girmesi çok zordur herhangi bir mikrobun. Bunun dışında solunum yoluyla girebilir mikroplar. Bunun için de burunda özel bir sistem vardır. Yüzde seksenini, doksanını dışarı atar burun. Hiçbir şekilde girmesine izin vermez. Ama olurda akciğere ulaştıysa herhangi bir mikrop, burada fagasitoz yapan hücreler vardır, yani mikrobu alır ve yutarlar. Girenlerde bunlar tarafından yok edilirler.
ADNAN OKTAR: Hayret, mikrobu nereden bilirsin? Yutuyor, kovalıyor, bir şeyler yapıyor... Ben filmini gördüm. Alenen kovalıyor. O kaçıyor, o kovalıyor. Hani polis-hırsız kovalamacası olur ya. En sonunda bir köşede kıstırıyor, ham yapıyor onu. Allah’ın hikmeti. Çok acayip.
CEYLAN HANIM: Karanlıkta Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, zifiri karanlık. Nereden görürsün, nereden bilirsin? Köşe kapmaca oynuyorlar. Peşinden gidiyor, onu yakalıyor, tak indiriyor aşağı. Bayağı kaçıyor,köşe bucak,ona şaşırtmaca vermeye çalışıyor; hiç kurtulamıyor, tak yakalıyor, maşaAllah.
AYLİN HANIM:Onun dışında Hocam, yiyeceklerle alırız biz bazen mikropları. Onun için de midenin sıvısında müthiş bir koruma sistemi vardır. Çok asitli bir ortamdır,hemenbunların neredeyse tamamını yok eder. Ama olurda yok edemediği mikroplar kalırsa, sindirim sisteminde bu, zaten sindirim enzimleriyle oradan da yok edilir. Böylelikle vücuda normal şartlarda mikrobun girişi çok zordur.
ADNAN OKTAR: Gıdaya dönüşüyor demek ki. Yamultuyor vücut, maşaAllah.
AYLİN HANIM: Evet, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Ceylan Hocam, bugün yine çok şıksın.
CEYLAN HANIM: MaşaAllah, elhamdülillah Hocam. Ama sizin şıklığınız kat kat fazla Hocam, her gün olduğu gibi bugün de. Ve size her şey çok yakışıyor Hocam. Hiçbir şey seçmenize gerek kalmaz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Selamun Aleyküm. Canım nur yüzlü, güzel sözlü Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Gece programınız muhteşem, maşaAllah. Gece gece şevkimizi arttırıyorsunuz, maşaAllah. Halbuki gece” diyor, “şeytanın insanoğluyla en çok uğraştığı vakittir. Siz cayır cayır yakıyorsunuz şeytanları” diyor.
AYLİN HANIM:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Hocam yanınızdaki bayanların” diyor, “namaz kıldığını söylediniz. Fakat” diyor, “tırnakları ojeli. Nasıl abdest alıyorlar?” diyor kardeşimiz. Şimdi hanımlar o ojeyi sürdüğünde artık ömür boyu çıkmadığına inanıyorlar Mehmet Öztürk. Bir kere sürmüş olmak yeterli,bir daha ömür boyu çıkmadığını düşünüyor. Granit mi o Mehmet? Kerata! Hanımlar makyaj yapar. Abdest alırken makyajını çıkartır, abdestini alır. Yine makyaj yapar. Ojeyi çıkarmak içinde asetonla veya ona benzer başka maddeler kullanarak çok rahat çıkartabilir. Mehmet Umut. Nasıl olsa ağabeyiniz cömert. Ağabey gönderiyor, maşaAllah. Oh! “Hocam” diyor,“bize kitap gönderin” diyor. Tamam, inşaAllah. Adres vermişler. Gönderin bu sevimlilere kitap.
“Selamun Aleyküm canım Muhammed Adnan Oktar Hocam.”Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “İbrahim Tatlıses’in;‘biz Türk’üz, biz Kürt’üz’ şarkısı, sizin programınızda anlattığınız tarzda bir beraberlik anlatıyor. Çok hoşuma gitti. Sizin sözlerinizi içeren bir şarkı, maşaAllah” diyor.“Linkini gönderiyorum Hocam” diyor. “İyi akşamlar, iyi yayınlar.” Mina isimli bir hanım. Var mı öyle bir şarkısı? Siz dinlediniz mi?
BETÜL HANIM: İki dakika içinde açabilirim inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleyküm” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Sizi çok seviyorum. Sizi izliyorum. Bir buçuk yaşındaki kızım İkra sizin belgesellerinize bayılıyor” diyor. “Dualarınızı bekliyorum, inşaAllah”diyor. “Hacer Demirtaş, Kastamonu.” O miniğin bir kere burnundan hafifçe ısır benim yerime; bir. Patilerinden hafifçe ısırabilirsin; iki. Kollarının yanlarından biraz ısırabilirsin; üç. Bir de ayak parmaklarını biraz ısırabilirsin. Hacer Demirtaş. Allah uzun ömür versin, güzellik, sağlık, iyilik versin; sana da, o güzel, minik badem şekerine de.
CEYLAN HANIM: Hocam saçınız, sakalınız o kadar güzel parlıyor ki, maşaAllah. Çok büyük zevk böyle görmek yakından.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama Ceylan Hocam da ultra modern, çok klas kadın, maşaAllah. Boy pos endam her şeyi çok güzel ve iffetin güzelliği, nuru o kadar tatlı görünüyor ki yüzlerinde bambaşkalar,çok farklı oluyor. Bakar bakmaz anlarım yamuk adamla düzgün adamı Allah’ın izniyle. Ellerinden yüzlerinden nur akıyor, maşaAllah.
CEYLAN HANIM: Hocam bizim imanı tanıyıp sevmemize siz vesile oldunuz, elhamdülillah.
AYLİN HANIM:Hocam siz çok güzel ahlaklısınız. Sürekli övüyorsunuz bizi ama çok tevazulusunuz. Asıl bütün bu özelliklerin toplamı siz de var zaten. Nur saçan sizsiniz. İffetiniz, güzelliğiniz, temizliğiniz çok çok dikkat çekiyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Muhlis Kara.” Muhlis, için kararmış karata senin. Bir kere senin tarzındaki kişilerde iç kararması oluyor Muhlis. Kendi ismi değil de ayrıca da onu da ayrıca belirteyim. Gerçek ismini söyleyeyim mi? Gerek yok herhalde. Bir kere Allah senin fikrindeki insanlara, senin kişiliğindeki insanlara bir ruh kararması veriyor, iç kararması veriyor. Senin tipinde insanlarda sevgi olmaz, derinlik olmaz, tutku olmaz, ruh gücü olmaz. Kavruk ve hasta olur senin tarzındaki insanlar. Değişiktir onlar. Sadece kavgaya, laf sokmaya, dedikoduya yatkın oluyor bünyesi. Allah içini iğdiş ediyor böyle insanların, kavuruyor. Dolayısıyla bunlarda ne kadınlara karşı sevgi olur, ne çocuklara karşı sevgi olur, ne çiçeğe karşı sevgi olur, ne bitkiye karşı sevgi olur. Genel olarak söylüyorum, şimdi Muhlis,“sadece bana dedi” diye şey yapma da,genel mantık olarak böyle bir ruh halinde oluyorlar. Muhlis Kapkara. Evet, iyi isim takmışsın kendine kerata. Kendi ismi değil. O ayrıca bir bozukluk.O da ayrıca bir bozukluk. Kerata, Müslüman olduğunu söylüyorsun, Müslüman’dan çekiniyorsun. Seni tespit zaten kolay. Geçenlerde o kerata, konuştuk, tak yakaladım keratayı. “Aman Ağabey” dedi, “yanlış anlaşıldı. Ben mürşit arıyorum kendime, hoca arıyorum, yanlış anlaşıldım.”
CEYLAN HANIM: Hemen affettiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Affettim. Simdi sen de orada kendince bir şeyler konuşmaya çalışmışsın. Bir kere Allah senin gibi insanlara güzellik ve iyilik nasip etmez; bir. Allah iyi insanlara, Müslüman insanlara, kaliteli insanlara güzel şeyleri nasip eder; iki. Hasedinden çatlıyorsun; üç. Ve ömrün hep sürünmekle geçmiş senin anladığım kadarıyla; dört. Çünkü Allah içini kararttığı için, nimetin zevkini alamıyorsun. Alamazsın da. Sadece haset edebilirsin. Haset ettikçe daha da için yanacaktır. İçin yandıkça daha haset edeceksin. Ve seni yakan bir sistemin içerisine doğru gitmiş oluyorsun. Allah iyi insanlara, güzel insanlara güzel insanları nasip eder; kirli insanlara, kötü insanlara da kötü insanları nasip eder, kötü ortamlar verir.
AYLİN HANIM:Siz Allah’a güvendiğiniz için Hocam, Allah sizi hep bereketlendiriyor. Çok açık, maşaAllah.
CEYLAN HANIM: Hocam siz çok imanlısınız, İslam’a çok büyük hizmet yapıyorsunuz, çok dikkatiniz açık, çok şuurunuz açık maşaAllah, çok temizsiniz, çok güzelsiniz. Eğer bir insan sizi sevemediğini söylüyorsa onda gerçekten bir bozukluk vardır Hocam.
ADNAN OKTAR: Mesela yobaz takımında espri yoktur. Her şeyi yapmacıktır. Sahte tevazu havalarına girerler, çok kötü böyle, çok itici. Enaniyetten de pişer bu herifler, enaniyetten kudururlar. Müslüman doğal olarak mazlum ve masum ve güzel huyludur ve doğal mütevazidir. Çünkü zaten beyninde Allah’ın gösterdiği görüntüyle muhatap olduğunu bilen, kendinin hiç olduğunu bilen bir varlıktır Müslüman. Dolayısıyla onda zaten gurur ve kibir olması mümkün değil. Çünkü durum açısından zaten bu imkansız hale geliyor, inşaAllah.
DİDEM HANIM:Hocam, bir ayet okuyacağım inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yaraşır). Bunlar, onların demekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar için bir bağışlanma ve kerim (üstün) bir rızık vardır.”
ADNAN OKTAR: Ve Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu, Cenk Çalık. “Adım Cenk Çalık. Erzurumluyum. Dadaş olmaktan gurur duyuyorum. Erzurumluları sevdiğinizi de biliyorum.” Doğru. “Erzurum Dadaşı, düğünde çeker başı” diyor, maşaAllah. Erzurum koçyiğit doludur. Erzurum dedin mi zaten hemen anlaşılır. Böyle mühür gibidir. Erzurum dedin mi bitti, inşaAllah. Bütün Anadolu öyledir. Mesela Erzincan, delikanlı yatağıdır. Başka? Malatya. Bak adı üstünde Malatya. Yani aklınıza hemen delikanlı gelir Malatya dedin mi. Diyarbakır, Mardin, Urfa, Siirt, Antep tabii, maşaAllah. Adı üstünde; Gaziantep. Kahramanmaraş, maşaAllah hep delikanlıdır. Bütün Anadolu öyle. Karadeniz boydan boya zaten öyle, maşaAllah. Akdeniz sahilleri de, dünya tatlısı insanlarla doludur, böyle sevecen, sevgi dolu. İzmir, Ege. Zaten İzmir dedin mi hemen insanın aklına aydınlık yüzlü, neşeli, modern, medeni bir insan akla gelir, böyle insancıl, hoşgörülü, tatlı bir insan akla gelir, maşaAllah. Benim milletimin işte tamamı bu şekildedir.
DİDEM HANIM: Hocam, kardeşimizin söyledi o parça hazır, isterseniz.
ADNAN OKTAR: Çal bakalım nasıl parçaymış. Ne zaman bu parça vardı? Yeni mi bu, eski mi bu?
ŞARKI - İbrahim Tatlıses;Barış Türküsü
ADNAN OKTAR: Allah Allah! MaşaAllah. Helal olsun! Helal olsun! MaşaAllah. Tamam. Ne zaman bu parça vardı? Yeni mi bu, eski mi bu?
DİDEM HANIM: Ben duymamıştım daha önce.
ADNAN OKTAR: Helal olsun, maşaAllah. İbrahim Tatlıses’e helal olsun, çok güzel, maşaAllah. Çok iyi yapmış.
DİDEM HANIM: MaşaAllah. Vurulmadan çok az önce yapmış sanırım.
ADNAN OKTAR: Demek ki o yüzden PKK böyle bir kalleşçetuzak hazırladı. Şimdi anlaşılıyor. Baktılar; kardeşliği, barışı, birliği, beraberliği savunuyor. “Ne yapalım? Kalleş bir tuzak kuralım” dediler. Çok çok çirkin. Çok çok çirkin. Çok çok çirkin. Allah sağlık, sıhhat versin İbrahim Tatlıses’e, inşaAllah,hidayet versin. O eski dinçliğine, eski sağlığına kavuşur, inşaAllah. Ama iyiydi, değil mi? Gördüm, bir resmi vardı bir yerde, maşaAllah. Ama böyle ünlü insanların korunması çok önemli. Tabii kaderde var, mucize olarak olmuş ama mesela mutlaka zırhlı araba kullanması lazım. Ama kader yani. O illaki olur. İllaki olacak, inşaAllah. Takdir-i İlahi, inşaAllah.
DİDEM HANIM:Tabii ki.
ADNAN OKTAR: Şimdi ne yapıyoruz, Ceylan Hocam?
CEYLAN HANIM: Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah ilmini, irfanını arttırsın.
CEYLAN HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben bu Ceylan’ın zekasına hayret ediyorum. Ben böyle bir olay görmedim, hakikaten görmedim. Bak şimdi al herhangi bir sayfayı ver. Bir kere okusun, ama tek bir kere; su gibi ezberliyor. Bu nasıl iştir? MaşaAllah. Ben ilk defa görüyorum hayatımda, maşaAllah.
CEYLAN HANIM: Hocam, ben sizin vesilenizle imanlı olarak yaşıyorum. O yüzden vicdanım rahat. O yüzden aklım da rahat. Allah onu da çok vesile ediyor. Daha önce bu kadar değildi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi ne yapalım, ne edelim? Var mı filmimiz? Yeni bir film.
DİDEM HANIM:“Evrimciler, yayınlarına neden son verdi?” isimli yeni bir filmimiz var.
ADNAN OKTAR: Yeni bir film. Tamam. Biraz hoşaf edelim onları.
VTR -Darwinist Dergiler Neden Bir Bir Yayınlarına Son Verdiler?
ADNAN OKTAR: “Hocam, hayırlı akşamlar. Sizin sohbetlerinizden feyz alıyoruz ailecek. Tarikatlardan, Süleymancı tabiriyle bilinen kişiler hakkında ne diyorsunuz?” diyor Kamil Küçükekiz. Süleymanlı kardeşlerimiz dünya iyisidir. Onlar Kuran bülbülleridir. Kuran’ı bütün dünyaya çok güzel anlatıyorlar, öğretiyorlar, kurslar açıyorlar, güzel gayretler yapıyorlar. İlk başlangıçta Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, -Nakşibendi şeyhidir, seyyiddir, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) soyundandır-onun güzel faaliyetleriyle başlamıştır. Çok nur yüzlü, çok güzel bir insandır. Allah cennette kardeş etsin. Zor şartlarda, en zor şartlarda, en güzel şekilde faaliyet etmiştir. Sonrada talebeleri devamını getirmiştir. Ehl-i Sünnet, çok titiz, güzel Müslümanlardır, iyi insanlardır, inşaAllah. “Sevdiğim insan, canımın nuru, güzeller güzeli, bir tanecik Hocam, Allah’ın selamı üzerinize olsun.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Aslında daha neler var neler de söyleyeceğim, haddi aşmaktan korkuyorum.” Sen korkma, hiçbir şey olmaz. “Allah aşkı ile yanıyorum” diyor,“aşkınızdan Hocam” diyor. Hoşuna gitmiş anlattıklarım. “Evimize nur gibi doğuyorsunuz” diyor. “Allah neşenizi daim kılsın. Sizi çok seviyorum. Bir set kitabınızı Acıbadem’de İmam Hatip öğrencilere dağıttım Allah nasib ederse” diyor, maşaAllah. “Said Nursi Hocamız’ın Mektubat’ına başladım.” Çok önemli Risale-i Nur. Her kardeşimizin evinde bulunsun Risale-i Nur Külliyatı. Hem sahtekar bunakların elinden de kurtulmuş olursunuz. Yalnız bunaklardan değil, Risale-i Nur’dan öğrenin. Böyle üçkağıtçı, sahtekar bunaklardan Risale-i Nur’u öğrenmeye kalkarsanız olmaz. Ne yapacaksınız? Açacaksınız, kendiniz okuyacaksınız. Alın bir sözlük. Zaten sözlüklü Risale-i Nur da var. Altında var sözlük de. İyisi işte o, tamam o. Sözlük de altında, ondan alın, kendiniz okuyun. Ama öyle bunaklarla da karşılaşırsanız, “ey bunak” dersin kulağına, “bak burada açıkça söylüyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceğini. Sen ne diyorsun buna?” diyeceksiniz. “Hz. İsa (a.s.)’ın geleceğinden açıkça bahsediyor, ey bunak ne diyorsun?” diyeceksiniz. Böylece bunaklar köşeye sıkışacaktır.
Abdülcelil Caymaz; “Selamun Aleyküm” ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Canım Seyyid Ahmed Muhammed Adnan Hocam. Her zamanki gibi muhteşemsiniz. Allah gücünüzü, kuvvetinizi arttırsın. Sizi görmeden olmuyor. Hocam, bağımlılık yaptınız çok şükür. İyi ki tanımışım, Allah’ın izniyle. Oradaki kardeşlerime selamlarımı iletir misiniz?” Sizleri kastediyor.
DİDEM HANIM: Aleyküm Selam.
DAMLA HANIM:Aleyküm Selam.
CEYLAN HANIM: Aleyküm Selam.
ADNAN OKTAR: “Ellerinizden öpüyorum.” Ben de senin ellerinden öpüyorum.
Hüseyin Köksal,telefon numarasını vermiş,sevgilerini de iletmiş. Dua etmemizi istiyor kardeşimiz. “Güzeller güzeli Hocam. Size bir müjdem var. Hocam” diyor,“Kardashian’ın kız kardeşinin belki İstanbul’a gelme, hatta burada yaşama durumu varmış. Bu vesileyle Kim Kardashian da belki sık sık İstanbul’a gelir Hocam. Saygılarımla Hocam. İbrahim Siper.”Allah’ım Yarabbim. Tabii ki sevindim bu habere de… İnşaAllah gelsin. Hakikaten çok seviyorum. Kardashian’a ben hayranım. Acayip beğeniyorum. Çok şeker. Tipi, o yüzündeki efendi ifade çok hoşuma gidiyor. Bir de çok görgülü, kibar, kaliteli bir kız. Müslüman olursa şahane olur, şahane inşaAllah. Zaten burada Osmanlı terbiyesi ile yetişmişler gördüğüm kadarıyla. Çok iyi olur, inşaAllah.
DİDEM HANIM:Hocam Kim Kardashian ile ilgili haber okuyabilir miyim? Siz evleneceğine dair haberler çıktığında, haberler üzerine şöyle demiştiniz; sevgi, akıl, kişilik olmadan insanların birbirlerinden kısa sürede nefret edeceklerini ve birbirlerindeki güzelliği göremeyeceklerini söylemiştiniz. Nitekim Kim Kardashian bu yıl içinde ünlü basketbol oyuncusuyla büyük bir törenle evlenmişti. Yetmiş iki gün sonra apar topar boşanıyorlarmış şu anda. Son çıkan haberlere göre Kim Kardashian, kocasının sürekli kendisine “aptal” demesi ve görünümündeki kusurlarıyla alay etmesi nedeniyle boşanma kararı almış.
ADNAN OKTAR: Halbuki ne kadar tatlı, ne şeker. Bir de çok zeki, çok saygılı, çok efendi. Yani bayağı güzel bir insan. İnanılır gibi değil o herifin ona öyle sözler söylemesi. Ama işte “şey” derler, “gül tutmuş da havaya atmış” derler. O da öyle yani, inşaAllah.
“Selamun Aleyküm Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Almanya’dan yazıyorum. Dersimliyim.” Helal olsun. “Hocam Dersim Katliamı hakkında neler diyorsunuz, düşünceleriniz nedir? Umut Yıldırım, Almanya Köln.” Dersim’de dünya tatlısı kardeşlerimiz şehit oldular. Allah hepsine rahmet etsin. Onların büyük bir bölümü seyyiddiler, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundandılar. Çok mazlum, çok temiz insanlardı. Oldu öyle bir felaket. Bir Kerbela gibidir. Zaten orda da, o mübarek Şeyh Efendi; “evlad-ı Kerbela’yız” diyor. Çok acımasız bir katliam oldu. Allah hepsine rahmet etsin. Allah cennette, ahirette onları görmeyi nasip etsin, kardeşlerimizi, inşaAllah.
“Selam canım Hocam. Arslan Hocam, sizi görmeyeli epey oldu. Çok özledim. İzin verin ziyarete geleyim Hocam, sizi ve kardeşleri görmeye” diyorÇağlar Genç. Gel sevimli Çağlar,görüşelim inşaAllah.
“Selamun Aleyküm. Canımdan aziz, muhterem Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Ellerinizden, ayaklarınızdan hürmetle öperim.” MaşaAllah. Ben senin ellerinden öperim, ayaklarından öperim, ayakkabınızın altını öperim. Benim canımsınız. “Hepimiz İslam için, Allah için feda olalım davanıza.Dünyayı titreten aslanlar aslanıHocam. Meydan yiğit gördü sizin varlığınızla. Sizi tüm ailemle sürekli izliyorum. Hocam sizden ricam, bana şahsım olarak dünya ve ahiretim adına dua buyurmanız. Allah sizden, oradaki nur yüzlü kardeşlerimden ebediyen razı olsun. Ayrıca şunu soracağım; “büyük savaş var” diyorlar,“Mehdiyet’ten önce”,bunun doğruluğunu açıklarsanız… Hayırlı akşamlar. Size ve orada bulunan kardeşlerimize saygılar”diyor. “Dua ebediyen” diyor Kemal Zengin, Manisalı. Yok, savaş olmayacak, inşaAllah. Yani öyle büyük bir savaş yok. Mehdiyet’in olduğu yerde öyle bir şey olmaz. Hz. Mehdi (a.s.) müsaade etmez, Hz. İsa Mesih (a.s.) müsaade etmez, Hz. Hızır (a.s.) müsaade etmez. Savaş için bu üçünden izin alınır, izin istenir. İzin vermezlerse yapamazlar. Hz. Hızır (a.s.) kabul edecek, Hz. İsa Mesih (a.s.) kabul edecek, Hz. Mehdi (a.s.) kabul edecek. Hz. Mehdi (a.s.)’ın, Hz. Hızır (a.s)’ın,Hz. İsa (a.s.)’ınkabul etmediği bir ortamda savaş olmaz.
DİDEM HANIM: İnşaAllah.
ADNANOKTAR:“İyi, güzel anlatıyorsunuz Hocam” diyor, “fakat” diyor,“bu kadar bayanla” diyor, “meclis kurup İslam’ı anlatmak ne kadar uygun olur?” diyor. Size göre bayanlar eksik etek, uçuk adam, konuşulmaz, muhatap olunmaz, sokağa çıkamazlar. Adam yerine koymazsınız. Ben de bu yaptığınız fitneye karşı tavır alan bir insanım ve yaptığınız tahribatı ortadan kaldırıyorum ve devam edeceğim, inşaAllah.
DAMLA HANIM:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Talha Zorlu.” Talha, yani cinlerle bağlantılı olduğumu düşünmede, biraz şaşıracaksın ama IP adresini veriyorum senin; 78.166.208.205. Doğru mu bildim? Gerçek ismini de biliyorum, onu söylemeyim. Ama ağabeyinin kerameti olarak mı görürsün artık nasıl görürsün bilmiyorum. Bana sahte isimle yazı yazmayın. Gerek yok. Kendi isminizi verin. “Hocam, ismimi okuma” dersin olur biter. Yani böyle olursa bak işte böyle oluyor. Söylerim yani inşaAllah. Rica edeyim, inşaAllah. İstirham ediyoruz.
“Adnan Hocam, biz sizi iki aile birlikte büyük bir heyecan ve coşkuyla izlemekteyiz, inşaAllah. Sohbetinize bin kere maşaAllah.” MaşaAllah.“Konuklarınız” diyor,“çok güzeller, maşaAllah” diyor.MaşaAllah. “Sakalınızı yaratan Allah’a kurban olayım” diyor. “Yorumlarınıza hayranız” diyor, “maşaAllah” diyor.“Murat Duruer”.
DAMLA HANIM:Hocam cennetten gelmiş gibisiniz, maşaAllah, elhamdülillah. Hem çok güzelsiniz, hem ahlakınız çok güzel, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Gülşen Babazade; “Adnan Hocam merhaba, iyi yayınlar.”“MaşaAllah” diyor. Herhalde Azerbaycanlı. “Sorum şu” diyor. İyi iyi, hayra alamet, güzel, inşaAllah.
Köksal Candan. Naci İbrahimoğlu. Erdinç Demirezen. Şimdi Erdinç şu soru mu? Allah aşkına, ne kadar safça bir soru. “Hz. Mehdi (a.s.) Arapça bilmeyecekmiş. Nasıl namaz kılacak?” diyor. Türkiye’de benim kardeşlerimin yüzde doksan dokuz virgül doksan dokuzu Arapça bilmez. Namaz kılmıyor mu? Hepsi namaz kılıyorlar. Fatiha, iki tane zamm-ı sure bilse kılar, niye kılamasın? Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözü ayrıca bu.Peygamberimiz (s.a.v.); “Arapça bilmez” diyor. “Bilmez” diyorsa bilmiyordur. Demek ki Mekke’de, Medine’de yaşamayacak. O da ortaya çıkıyor oradaki ifadeden.
“Nazlı Ilıcak, Adnan Hoca’yla” diyor, “zamanında uğraştı” diyor. “Mehmet Ali Ilıcak, Adnan Hoca’ya geldiği için” diyor. Doğru; Mehmet Ali Ilıcak gelirdi, görüşürdük. Çok sevimli, köfte gibi, minik canıyla geliyordu. Sevimli de bir kız kardeşi de vardı, minik burunlu. Çok şekerler. Mehmet Ali Ilıcak, beni bayağı sever. Görüşürdük, yani görüştüğüm bir kimseydi. Ama annesiyle aram iyi değildir, Nazlı anneyle. Onun sayesinde, o zamanlar vesile olmuştu, Bulvar Gazetesi’nde ben;“Türk kavmindenim, İslam milletindenim” diye bir söz söyledim. Onu sürmanşetten vermişti Bulvar Gazetesi’nde. Rahmetli Doğan Ağabey vardı, Emniyet Müdür Muavini. Bana telefon açtı;“Adnan Hocam” dedi,“emniyete bir gelsene” dedi. Her zaman olduğu gibi mutat üzere, sık sık gittiğimiz gibi. “Tamam Ağabey, gelirim” dedim. Gayrettepe Güvenlik Siyasi Şube, oraya gittik. Dedi; “Savcım” dedi,“seni çağırıyor Hocam” dedi,“gel sen şöyle otur biraz dinlen” dedi. Dinlen de dinlen, dinlen de dinlen; bir türlü vakit geçtiği yok. Sonra hep beraber Orhan Gencebay’dan parçalar dinleyerek Renoult arabayla DGM’nin yolunu tuttuk. Savcının önüne geldik. Savcı dedi ki;“‘Türk kavmindenim, İslam milletindenim’ diye bu cümle sana mı ait?” dedi. “Tabii” dedim. Gayet normal. “Türk kavmindenim”; benim kavmim Türk kavmi. “Millet-i İbrahime” diyor Allah ayette, “İbrahim milletindensin.” Kuran’da öyle diyor. “İbrahim milletindenim” dedim. “Tamam” dedi. Ondan sonra “içeri git” dedi,“Hakim Bey’le bir görüşeceksin” dedi. Yani tutuklama talebende olunduğunu da söylemedi bana. Ben anlamadım. İlk defa geliyorum, haberim yok, ne olduğundan haberim yok. Emniyette de ifademi almadılar. “Emniyette almasınlar” demiş Savcı,“ifadeyi ben alacağım” demiş. Çünkü emniyette alınca beni uyarırlar tabii;“dikkatli ol, bu, tutuklanırsın” derler. Çünkü avukat da yok o zaman. Avukat olayı da yoktu o zamanlar. Hukuk bilgimiz de yok. Bilmiyoruz da neyin ne anlama geldiğini. Polis de uyarır diye Allahualem herhalde tembihlediler polisi. Normalde poliste alınması lazım ifademin. “Geç” dediler, “Hakim Bey seni bekliyor” dediler, “nöbetçi hakim”. “Selamun Aleyküm” dedim. “Aleyküm Selam, geç otur” dedi. “Bu ‘Türk kavmindenim, İslam milletindenim’ sözü senin mi?” dedi. “Evet, benim” dedim. “Tamam” dedi,“yaz kızım” dedi,“sanığın tutuklanmasına” dedi.“Niye ki?” dedim,“niçin? Ne var onda?” dedim. “Sana anlatırlar” dedi,“hapishanede” dedi. Allah Allah. “İyi tamam” dedik, bir şey demedik. Ben de zannettim ki oranın nezarethanesinde tutulacağım zannettim. Meğer Bayrampaşa’ya gidecekmişiz. Bizim on dokuz aylık serüven öyle başladı. Dokuz ay hücre hapsi, on ayda tımarhanede kaldık. Sonunda savcı dedi ki;“bunda suç unsuru yok, bir şey yok bu ifadede” dedi, “‘Türk kavmindenim, İslam milletindenim’. Haydi, geçmiş olsun” dediler. Ben de;“teşekkür ederim” dedim. Çıktık geldik eve. On ay azılı delilerin içerisinde yattık. Adam öldürmüş delilerin içerisinde on ay. Üç yüz kişilik koğuş, Abdülhamit devrinden kalma taş koğuş. Orada Rahmetli Yıldırım Aktuna dedi ki;“Adnan Hocam” dedi, “ben sana açıkça söyleyeyim” dedi,“sen bu faaliyetlerden vazgeçmezsen” dedi, “ben seni bu tımarhaneden çıkarmam” dedi. “Ömür boyu kalırsın. Vazgeçeceksin” dedi. “Bizim de üstümüzde güçler var, biliyorsun” dedi. O zaman olayı anladık. O, resmi bir şeylerden bahsetmiyor. “Bizim üstümüzde güçleri var” dediği daha değişik bir şeyden bahsediyor. “Çıkamazsın o zaman” dedi.“Yok” dedim,“bendevam ederim” dedim, “öyle bir şey olmaz” dedim, inşaAllah. Bizim kız arkadaşlar geliyorlardı. Bir kısım başörtülüydü. Onları gördü mü anlıyorlardı bizle görüştüğünü, o yüzden onların girişiyasaklanmıştı. Hiç giremiyorlardı, başörtülü hanımlar hiç giremiyorlardı. Arkadaşların girişi, onları da yasakladılar. Yasak, yasak,yasak; en son annem ve ağabeyime müsaade eder hale geldiler. “Bir tek onlar gelecek” dediler. “Telefon edebilir miyiz?” dedik. “Telefon da yasak” dediler. Allah Allah. Adam öldürmüş delilere müsaade var, bize niye müsaade yok? “Yok” dediler,“Hoca’ya”. Bir de ayağımıza zincir vurdular o yetmiyor gibi, sağ ayağımdan zincir. Baklalı koskoca zincir. Ben ilk defa görüyorum öyle ayağına zincir vurulma olayını. Bir buçuk ay da ayağımda zincirle yaşadım. Sonra dediler;“haydi geçmiş olsun, hiçbir şeyin yok, arslan gibisin” dediler, “haydi, gidebilirsin” dediler. “Şimdi öp bakayım” dediler,“Yıldırım Aktunan’nın elini” dediler. Ben;“öpmem” dedim, “niye öpeyim?” dedim. “Yok, öpeceksin” dediler. Bayağı direndim. En sonunda böyle kaldırdı elini ta burnuma kadar. Öyle resmim var. Geriye doğru böyle çekildim. O şekilde gazeteciler resmimi çektiler işte“Adnan Hoca elini öptü”. Halbuki el öpme olmadı, öyle bir şey de olmadı yani. Yani, anlamı açık. Bizim yeniyetmeler de bana oturup mektup yazıyorlar işte;“Hocam niye şunu şöyle yapmıyorsun, bunu böyle yapmıyorsun?”. Bunlar ev mücahidi, bunlar yatak mücahidi. Yatakta göbeğini kaşıyıp oradan, internetten bize akıl veriyorlar. Bizim çektiğimiz çilenin binde birini çekse bunlar, kafası çatırdardı ortadan,ikiye giderlerdi yani. Binde birine bile dayanamazlar. Ve biz hiçbir şekilde çizgimizden elhamdülillah ödün ve taviz vermedik. Başında ne isek, sonunda da aynıyız.
BETÜL HANIM:PsikolojikSavasYontemleri.Com
ADNAN OKTAR: Nedir o? PsikolojikSavasYontemleri.Com. Burada benim anlattığım konular mı anlatılıyor? Belgeleriyle. “Sayın Adnan Oktar’a karşı yürütülen psikolojik savaşın yöntemleri” diyor. Evet, çok iyi olmuş. Orada hepsini görmek mümkün. Ne yapıyoruz?Mesela benim tıkladığımı farz edelim, nereye gidelim şimdi?
BETÜL HANIM:Evet, örneğin “Bakırköy Akıl Hastanesi’nin Sn. Adnan Oktar’ın kaldığı döneme ait tüm arşivleri yok edilmiştir.” Başlıklı yazı altında bütün detayları öğrenebilirler kardeşlerimiz.
ADNAN OKTAR: Hakikaten çok acayip bir olay. Bakın ta Cumhuriyet döneminden, Cumhuriyet’in kurulduğu dönemden bu yıla kadar bütün evraklar duruyor,hepsi. Bir tek benim bulunduğum dönemin evraklarını yok etmişler. Niye? “İleride ya şikâyet ederse”. Çünkü olay baştan sona acayip. Bir kere ben adli hüküm giymiş birisi değilim. Adli hüküm giymeden nasıl oraya ben sevk ediliyorum? Adam hüküm giyiyor ondan sonra sevk ediliyor. Hüküm giymeden nasıl sevk edilir? On ay neye göre tutulduğumu bilmiyorum. Neden adam öldürmüş delilerin içinde tutuldum, onu da bilmiyorum. Mesela beni öldürmeye kasteden delileri şikayet ettiğim halde neden benim bulunduğum bölümden dışarı çıkarmadılar, onu da bilmiyorum. Neden akut serviste sürekli tutuldum ve kimseyle görüştürülmedim, telefonla görüşmelerim yasaklandı, bunu da bilmiyorum. Bilmediğimiz çok şey var. Mesela dokuz ay niye hapiste, hücre hapsinde tutuldum; onu da anlamıyorum. Hücre hapsi en fazla on beş gündür. O da mahkeme kararı ile oluyor; adamlar deliriyorlar, kabul etmiyorlar, “aman” diyorlar.Veyahut sinirleniyorlar böyle, kızıyorlar bir kısmı. Bir kısmı hiç yani tahammül edemiyor. Öyle bir yerde dokuz ay tutuldum, yani insanların on beş gün dayanamadığı bir yerde, dokuz ay. On aylık dönemde de, yedi kişiyi öldürdü akıl hastaları,benim bulunduğum koğuşta. Adamlar doğal ihtiyaçlarını bilmiyor. Ahır gibi içerisi böyle, adım atılacak gibi değil. Yarıdan çoğu çıplak geziyor böyle. Bilmiyorlar kendilerini.Duvara kafasını vuranlar, bağıranlar çağıranlar...
BETÜL HANIM: Burada resimler de var Hocam.
ADNAN OKTAR: Göster bakayım. Evet, bu, benim mekanın resmi,kaldığım mekanın resmi. Şu, bahçesi. Abdülhamid devrinden kalma bu bina, taş bina. Bu, iç kısımları binanın. Bunlar koğuşları. Bunlar da benim arkadaşlar,hapishane arkadaşları. Bak mesela böyle sokakta, bahçede yatıyorlardı, akıl hastanesinin bahçe sokağında. Buraya çıkmamızı da yasakladılar,ben bunu anlayamıyorum. Sokağa çıkmak da yasak yani. Bunlar da işte bizim arkadaşlar o devirdeki. Evet, tamam yeterli.
Abdülcebbar Demirbaş; “Merhaba Sayın Hocam. Selam ve Saygımla. Size soracağım soruyu aydınlatırsanız çok sevinirim.” Doğu Beyazıt. Abdülcebbar Demirbaş. Abdülcebbar, sen bu soruları, fıkıhla ilgili soruları Mehmet Talu Hocam’a soracaksın. Mehmet Talu Hocamız’ın internette bu konularla ilgili geniş açıklamaları var,Ehl-i Sünnet’e uygun açıklamaları var; oradan öğrenebilirsin.Veyahut ilmihal alacaksın, tam ilmihal. Hüseyin Hilmi Işık Hoca’nın veyahut Ömer Nasuhi Bilmen Hoca’nın İslam İlmihali var, onu alırsın, oradan olur. Yoksa öyle yüzeysel bilgiyle olmaz.
“Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.“Seyyid Muhammed Adnan Hocam.Allah en kısa zamanda sizin vesilenizle İttihad-ı İslam’ı gerçekleştirsin Hocam. Ben Diyarbakır’da bulunuyorum.” Arslansın sen. “Sorum şu: PKK’da çözülme, bitiş ne zaman olacak?” Mehmet Kardeşimiz sormuş. PKK’nın çözümü Hz. Mehdi (a.s) iledir. Hz. İmam Mehdi (a.s.), Hz. İmam Muhammed Mehdi (a.s) iledir, inşaAllah. On yıla kadar her şeyin düzeldiğini, iyi ve güzel olduğunu göreceksiniz inşaAllah.
DAMLA HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Murat Yalçın. Murat, bizim internet sitemize gir, bu konularda bilgi var.
Köln’den Ebru ve Can Karahan; “Hocam sizi çok seviyoruz. Her gün izliyoruz ve izleyeceğiz sizi. Köln’e gelmeyi düşünüyor musunuz? Can Karahan.”Köln’e gelmek, Almanya;olur, bir gün geliriz inşaAllah.
DAMLA HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Seyyid Ahmed Muhammed Adnan Hocam. İyi yayınlar Hocam. Mail olarak da attım. Bir de buradan da sormak istiyorum” diyor Murat Yalçın. Yine bizim internet sitemize gir, oradan al o bilgileri. Tembellik etmeyin, inşaAllah.
“Hocam, yayında adımızı okuyun, bütün dünya duysun inşaAllah. Çok seviniyorum” diyor,“ismimi duyduğumda” diyor, maşaAllah.
“Yakup Algül.” Siz bu Atatürk’e kafanızı niye takıyorsunuz, ben anlamıyorum sizi. Atatürk olmasaydı sokağa çıkamazdınız. Yobazlar iflahınızı keserlerdi sizin, iflahınızı! Öyle üniversiteye gideceksiniz, oturup kantinde yemek yiyeceksin, sohbet edeceksin, özgürce sokakta gezeceksin, böyle sohbet edeceksin; yobaz sistemde bunların hiçbiri olmaz, iflahınızı keserlerdi. Mesela Bediüzzaman’a bile tahammülleri yoktu, Bediüzzaman’a bile yobaz takımının!“Niye sakal bırakmıyor?” diye Bediüzzaman’a kök söktürmeye kalktılar, o mübareğe. Habire ihbar ediyorlardı.Akıl hastanesine kapattılar o dönemde, ihbarlar sonucu. Yobazların ihbarıyla oldu o.Hatta İstanbul’da bir yobaz ona aklını takmış, azılı bir yobaz. Bediüzzaman da diyor, İstanbul’daki o yobazdan bahsediyor; “ben” diyor, “kendi halinde, Allah için İslam’a Kuran’a hizmet eden bir insanım” diyor, “bu kadar küfür ona da saldırırken” diyor,“bana da saldırırkenküfrü bırakıp” diyor, “beni hedef göstermesi şayan-ı hayrettir” diyor, “ayıptır, günahtır” diyor.
DİDEM HANIM:Hocam, Fatih Altaylı bugün KCK tutuklamaları ile ilgili bir yazı yazmış. Okuyabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Kim?
DİDEM HANIM:Fatih Altaylı.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
DİDEM HANIM:Fatih Altaylı; “Abdullah Öcalan, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yapılmış bir ayaklanmanın lideridir” diyerek, KCK tutuklamalarının haklılığını savunan bir yazı daha yazmış. “Söylesinler, hangi egemen devlet kendi içinde paralel bir devlet yapılanmasının kurulmasına izin verir?Tek bir örnek verin. En demokrat ülkeden bile olsa razıyım. Amerika verir mi, İngiltere verir mi, İsviçre verir mi? Haydi aynısını orada yapın da görelim bakalım” diye sormuş. “KCK operasyonlarında avukatları bile tutukladılar” diye eleştiri yapanlara cevaben de şunları söylemiş; “avukatlar bir tür ‘kayyum’ gibi, örgütü Öcalan’dan aldıkları talimatlarla yönlendiriyorlar. Kendilerine; ‘hepimiz birlikte bir Öcalan daha ediyoruz’ demişler. Bir Öcalan, İmralı’dayken birkaçı bir Öcalan eden grubun dokunulmazlığı olması herhalde düşünülemezdi” ifadelerini kullanmış.
ADNAN OKTAR: Buna ne oldu ben anlamıyorum, maşaAllah. Acayip değişti, tam bizim çizgimize girdi. Eskiden bana tam zıt fikirleri savunurken, şimdi tam benim fikirlerimi, anlatımlarımı birebir anlatan bir çizgiye girdi. İsterseniz bir yıl önceki yayınlarına bir bakalım, birde şu anki yayınlarına bir bakalım; çok değişti.MaşaAllah, Mehdiyet’in bereketi. “O da Hz. Mehdi (a.s.) talebesi olacak” dedim, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın elini öpecek” dedim. İşte bak yavaş yavaş fikirlerine teslim oldu, bir süre sonrada Hz. Mehdi (a.s.)’ın elini öpecektir. Ben Hz. Mehdi (a.s.) talebesiyim, bak bize tam uyuyor, inşaAllah.Demek ki Hz. Mehdi (a.s.)’ın zıl ve gölgesi altında, inşaAllah.
DAMLA HANIM:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi biraz iman hakikati filmi seyredelim, sonra devam edeceğiz.
VTR - Buzun sudan daha hafif olduğunu biliyor muydunuz?
DİDEM HANIM: Programımıza Ebru, Ceylan ve Damla Hocalarımın katılımıyla devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Ebru Hocam, hoş geldiniz.
EBRU HANIM: Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu kadar çok alimin karşısında ne konuşalım bilmiyorum ki. MaşaAllah, maşaAllah.
EBRU HANIM:İlmin kaynağı sizsiniz Hocam, maşaAllah. Biz sizin naçizane talebeleriniz, elhamdülillah. Gurur duyuyoruz bundan.
ADNAN OKTAR: Evet, ilme sebep oluyoruz, inşaAllah. İlmin kaynağı Allah’tır; bizleri vesile kılıyor, inşaAllah.
DAMLA HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Önce Damla Hocam’dan başlayalım. Hocam, buyurun.
DAMLA HANIM: İnşaAllah Hocam. Geçen gün aminoasitlerden bahsetmiştim, bugün de aminoasitleri birarada tutan özel bağlardan bahsetmek istiyorum izninizle. Hocam, atomları ve molekülleri birarada tutan çeşitli kimyasal bağlar vardır. Bu bağlar üç gruba ayrılırlar; iyonik bağlar, kovalent bağlar ve zayıf bağlar olarak üç grupta adlandırılıyor. Hocam, kovalent bağlar, proteinlerin yapı taşını oluşturan aminoasitlerdeki atomları bir arada tutarlar ve Hocam, zayıf bağlar ise aminoasit zincirini katlanarak aldığı üç boyut halinde sabit olarak tutarlar. Eğer zayıf bağlar olmasaydı, aminoasitlerin bir araya gelmesiyle oluşan proteinlerin üç boyutlu hali olmayacaktı. Ve Hocam, protein olmadığında da zaten canlılıktan söz edilemezdi. Bu bağlarla ilgili ilginç bir özellik daha var; hem kovalent bağlar hem zayıf bağlar aynı ısı aralığında oluşabiliyorlar ve bu ısı aralığı,tüm özellikleri birbirinden farklı olmasına rağmen bu ısı aralığı yeryüzünde şu an mevcut olan ısı aralığı. Hocam, mesela buna rağmen eğer bu iki kimyasal bağ bu ısı aralığında olmasaydı canlılık olmayacaktı, protein olmayacaktı ve hiçbir şekilde canlıdan söz edemeyecektik. Hocam, eğer kovalent bağlarla zayıf bağlar arasında ısı farklılıkları olsaydı, canlılıktan söz edemeyecektik. Proteinden de söz edemeyeceğimiz için bizim bu durumda yapabileceğimiz hiçbir şey olmayacaktı. Yani Allah’ın dilemesiyle bu sistem çok çok güzel işliyor, maşaAllah. Hocam, kovalent bağların kurulabildiği ısı aralığı, zayıf bağlar için uygun olmasaydı, protein üç boyutlu son şeklini alamayacaktı ve proteinler oluşmayınca da canlılık olmayacaktı. Eğer aynı şekilde zayıf bağların kurulduğu ısı aralığı, kovalent bağları için uygun olmasaydı, burada da aminoasitler birleşemeyeceği için ortaya bir protein zinciri çıkmayacaktı. Allah çok kusursuz bir sistem yaratmış, maşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Öyle bir ilim, öyle bir irfan var ki, maşaAllah, maşaAllah. İftihar ediyoruz.
DAMLA HANIM: Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Ceylan Sultan Hocamız, buyurunuz.
CAYLAN HANIM:İnşaAllah Hocam. Hocam, ben bugün Allah’ın hipopotamları nasıl koruduğuna dair bir örnek vermek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Hipopotamlar, çok şeker şey onlar.
CAYLAN HANIM:Evet Hocam, çok şekerler. Buna ek olarak; sütleri pembe renkmiş, bugün öğrendim bunu da.
ADNAN OKTAR: Çok tatlılar.
CAYLAN HANIM:Hocam, hipopotamlar tabii bütün gün Güneş’in altında oldukları için ciddi bir yanık tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorlar aslında. Sudan çıktıkları anda ciltlerinde iki tane asit salgılanıyor; norhiposüdorik asit ve hiposüdorik asit. Bir tanesi kahverengi, bir tanesi turuncu renkli bu asitlerin. Ve bu ultraviyoleye karşı onlaratamamen koruyucu bir kalkan oluşturuyor Hocam. Elhamdülillah, Allah böyle bir şey yaratmış.
ADNAN OKTAR: Çok acayip, maşaAllah.
CEYLAN HANIM: Ve Hocambiliyorsunuz,hipopotamlar çamura bulanıyorlar bazı parazitlerden korunmak için.Bu asitler, o çamurun içindeki bütün maddelere karşı antiseptik özelliği de taşıyor.
ADNAN OKTAR: “Allah her şeyi ince ince tertip edendir” diyor ayette Cenab-ı Allah. Her şeyi çok ince tertip ediyor, maşaAllah.
EBRU HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ebru Hocam, buyurun.
EBRU HANIM:Hocam, gekonun ayağındaki mühendislik harikasından bahsetmek istiyorum bugün. Gekonun ayakları çok kaygan zeminlerde de olsa ters dönmüş bir şekilde tavana dahi yapışması mümkün. Çok muhteşem bir yapıda yaratılmış, maşaAllah. Uzun süre gekonun ayaklarında birçok deneyler yapıyorlar. Önce;“ayaklarında bir salgı bezi mi var acaba?Salgıladığı bir madde yapışkan, o yüzden mi bu kadar iyi yapışıyor?” diye düşünüyorlar. Böyle olmadığı anlaşılıyor. Herhangi bir salgı bezi yok çünkü ayaklarında. “Vakum sistemiyle mi acaba yapışıyor?” diyorlar, havasız ortamda deniyorlar. Yine bu sefer yapışmaması gerekirdi havasız ortamda. Yine çok sağlam bir şekilde istediği yüzeye yapıştığını görüyorlar. Vakum sistemide yok. “Elektrostatik; acaba elektrostatiği kullanarak mı böyle bir güçlü yapışma sağlıyor?” diyorlar; iyon yüklü ortamlarda deniyorlar, yine bununla da bir bağlantısı olmadığını anlıyorlar. En son Kaliforniya’dan Börtli’de biomühendisler daha detaylı incelemeye alıyorlar gekonun ayaklarını ve ayağındaki özel tüycük sistemini keşfediyorlar.Bir toplu iğne başı kadar küçük bir alanda beş bin tane tüy var.
ADNAN OKTAR: Beş bin!
EBRU HANIM: Gekonun özelliği buda, maşaAllah. Bu beş bin tüyün her birinde de sayıları dört yüz ilabin arasında değişen ayrı küçük tüycükler var, maşaAllah.Bunun, Allah’ın bu şekilde yaratmasının hikmetlerinden bir tanesi; atomlar arasındaki zayıf kuvveti kullanarak gekonun çok rahatlıkla istediği yüzeye yapışması.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok ayrı ve çok özel, tahmin etmedikleri bir yöntem, Allah’ın sanatından bir demet. Evet.
EBRU HANIM:MaşaAllah. Kuantum fiziğinde bu Van der Waals Kuvveti olarak biliniyor. Gekonun böyle bir şeyi aklıyla, şuuruyla keşfetmesi mümkün değil; Allah’ın ilhamıyla hareket ettiği çok belli. Böyle bir bilgi olsa bile zaten vücudunda böyle özel dokuyu yaratması, kendi var etmesi mümkün değil. Ne evrimle ne mutasyonla ne başka bir evrim mekanizmasıyla açıklanabilecek bir yapı asla değil. Allah’ın muhteşem yaratması, maşaAllah. Birde geko fosili var, isterseniz onu gösterelim.
ADNAN OKTAR: Bakalım.
EBRU HANIM:206-144 milyon yıllık, Jura dönemine ait. Çin’den,Liaoning bölgesinden çıkarmışlar, maşaAllah.Jura dönemine ait. Burada da canlısının resmini görüyoruz. En ufak bir değişikliğe uğramamış, ilk yaratıldığı andan itibaren maşaAllah aynı şekilde kalmış, elhamdülillah. Evrimi çökerten bir başka delil daha, maşaAllah. Sizin vesilenizle bütün bu deliller tek tek ortaya çıktı Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evrim. Evet, bunlar boş alanda at hoplatıyorlardı; biz de “höst!” dedik atlarına, atlar durdu.
EBRU HANIM:Hocam, birde gekonun ayaklarındaki hareket de; daha iyi yapışmasını sağlamak için ileri geri hareket ettirerek ayaklarını yapıştırıyor. Bunun için yürürken ön ayaklarıyla arka ayaklarının farklı hareket yapması gerekiyor. Normalde biz biliriz, mesela kolumuzu bacağımızı ayrıyöne hareket ettirmek çok zor gelir. Fakat bunu da çok rahatlıkla yapabiliyor, maşaAllah. Ayrıca iskelet ve kas sisteminin buna uygun yaratılmış olması gerekiyor. Birde o hareketi özel olarak biliyormuş gibi yapıyor; önce bastıktan sonra hafif ayağını geri çekip iyice yapışmasını sağlıyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu heriflerin demesine göre, insanlar da şimdi tavanlarda ayaklarıyla basarak, yapışarak yürümesi gerekiyordu. Bak, milyonlarca yıldan beri hiçbir değişiklik yok; olduğu gibi durmuş. Allah fotoğraf gibi belge olarak bunları bize saklamış, muhafaza etmiş ve Darwinistlerin kafasına bunlar küt diye uyarı mahiyetinde dokunuyor. Öyle diyelim nezaketiyle, inşaAllah.
BETÜL HANIM:Hocam, uygun görürseniz gekonun bugünkü yaşayan canlısının resmi de vardı.
ADNAN OKTAR: Bakayım.
“Hocam’a özel. Allah’ın Selamı üzerinize olsun canım Hocam. Allah’ı sevdiren” diyor, “gecelerimizi aydınlatan, gönlümüzdeki çiçeği açtıran” diyor, “rüyalarımızı süsleyen, bizleri mutlu eden canımız Hocamız” diyor, “gül kokan ellerinizden hasretle öperim” diyor kardeşimiz, maşaAllah.
Akif Zahir;“Bismillahirrahmanirrahim.” MaşaAllah. “Seyit Muhammed Adnan Hocam, Allah hayırlı yayınlar nasip etsin” diyor, “üzerinizde inanılmaz nur var maşaAllah” diyor. “Ben on yedi yaşındayım” diyor. “Kuran-ı Kerim’i öğrenmek istiyorum.Şu an sizleri izliyorum” diyor. İşte alacaksın meali, bakacaksın, okuyacaksın. En iyisi Ali Bulaç’ın meali, benim gördüğüm.
“Vagıf Ahmad.” Onu bizim sitemizdeki konulara bakıp oradan indirirsen öğrenirsin.
“Allah sağlık ve sıhhatinizi arttırsın. Fethullah Gülen Hocamız’ı en çok destekleyen sizsiniz” diyor.Doğru, hakikaten en çok destekleyen benim.
Fıkıh ilmihalden öğrenilir; Ömer Nasuhi Bilmen. Meal de, Kuran-ı Kerim meali de en güzel Ali Bulaç’ındır, Kuran-ı Kerim meali. Ali Bulaç’ın Kuran-ı Kerim meali vardır.
“Hocam, vahşi bir cazibeniz var” diyor, “evli misiniz?” diyorbir hanım kardeşimiz. “Vahşi bir cazibeniz var.” Allah Allah. Çok güzel bir ifade.
Ömer Çelakıl, çok iyi insandır, çok dürüsttür Ömer. Doktor Ömer Çelakıl, aferin ona. Dünya iyisidir o. Son derece dürüst, hiçbir dünyevi çıkarı yoktur. Mert, yalan söylemez, halis, samimi bir Müslüman’dır. Veli tıynetlidir. Çok güvenilir bir insan, alabildiğine dürüst, maşaAllah, hayret. Yüzünden anlaşılıyor mesela bak. Adamlar diyor ki; “nereden anlayacağız?” Nereden anlayacaksın işte bak anla, yüzünden anlarsın, inşaAllah.
EBRU HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Hocam” diyor, “çok güzel söylüyorsunuz” diyor, “yine söylemenizi istiyoruz” diyor.
MaşaAllah. “İttihad-ı İslam” diyor,“deli aşık ruhuyla olur” diyor Münevver Hanım.MaşaAllah, doğru söylüyor. “Bu konuda çok doğru söylüyorsunuz Hocam” diyor.
“Birkaç tane sorum olacak.” Evet. İsim yok, olmaz. Hz. Mehdi (a.s.) hakkında soru sormuşsun. Canlı yayında Kuran ayetlerinden açıklama yapmamı istemiş. Olur.
Mustafa Horoz; Facebook’ta Mustafa Avcık ismiyle bir hesabı var. Hangisi doğru bunlardan? Önce bir tanesine karar versin.
“Hocam bir şarkı da ben göndermek istiyorum” diyor, “size hitaben” diyor, “inşaAllah” diyor. Dilek yazmış. “Karda açan çiçek gibi, / çölde yağan yağmur gibi, / ne bir heves ne bir tutku; / kara sevda benimkisi” diyor, maşaAllah. “Kara sevda” diye herhalde çok şiddetli sevgiye diyorlar, anladığım kadarıyla.
“Hocam, sizi iki üç seneden beri takip etmeye çalışıyorum. Sizi sadece belgesellerde düşünüyordum. Ama Hocam, Ahmet Yasin Hocamız size asasını hediye edince ben bittim. Lütfen Hocam, siz Nazım Kıbrısi Hocamız’ın ne zaman elini öpeceksiniz.” Defalarca ben Şeyh Nazım Hocam’ın elini öptüm. Çok sevdiğim değerli bir büyüğüm, benim şeyhimiki kere fakirhaneyi ziyaret etti, bizzat. “Ben” dedi,“hiç kimsenin ayağına gitmem” dedi, “ama benim oğlum beni çok seviyor” dedi,“o yüzden” dedi,“ben onun ayağına giderim” dedi. Haşa, estağfirullah. Biz onun ayağının altını öperiz, inşaAllah. Çok mütevazı ve muhteşem bir insan, maşaAllah.
“Hüseyin Bardak”. MaşaAllah, doğrudur. “Allah (c.c.) yardımcınız olsun. Ben İstanbul’dan yazıyorum. Aslında sizinle yakinen tanışıyoruz Hocam. Ne mutlu bana ki sizin imamlığınızda namaz kılmış biri olarak bu mutluluğa nail oldum” diyor. “Eskişehir’de Hava Hastanesi’nde, sizinle birlikte 1992-1994 yılında Hava Hastanesi’nde vatani görevimi yapıyordum” diyor, “sizinle orada namaz kılmıştım” diyor. Doğru.Oranın çok güzel bir mescidi vardı. Benim işte hastaneye, bu şeyden yakayı kurtarmamız için orada Eskişehir’deki hastaneye sevketmişlerdi. Sonra, en son bozuldu biliyorsunuz rapor, askeri hastanede bozulmuştu, inşaAllah.
“Benim merakım şudur ki; Hz. İsa (a.s.)’ın hem Avrupa hem de Kudüs’te olduğunu söylüyorsunuz” diyor. “Nasıl gidiyor o yerlere?” diyor. Risale-i Nur’dan bakalım.
Raif Yüce, Ahmet Aktan kardeşlerimiz. Yani bayağı bir mesajlar var.
DİDEM HANIM:Hocam, Ece Temelkuran’ın işkenceyle ilgili bir yazısı vardı bugün, okuyabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Evet, ne diyor?
DİDEM HANIM: Habertürk Gazetesi’nden Ece Temelkuran, işkence görmüş ve sonrasında bunalıma girerek intihar etmiş olan Onur Yasercan isimli genç hakkında bir yazı yazmış. 1982 doğumlu, müzisyen, ressam, dalgıç ve ODTÜ mezunu bir mimar olan bir genç; Onur Yasercan. 2010 yılında narkotik tarafından gözaltına alınmış. Savcının gözaltına alma kararı olmamasına rağmen, yasadışı bir şekilde nezarette tutulmuş ve acı içinde bağıran insan sesleri dinletilmiş, tokatlanmış, hakarete uğramış. Ece Temelkuran da bu davayı ve yapılan işkenceyi çok detaylı olarak anlatıp şöyle yazmış; “Bizler bütün bu yaşananlara itiraz ediyoruz. İşkencecileri koruyuculara, adil ve şeffaf bir hukuki süreci karartanlara bu oyunu bozacağımızı ve adalet yerini buluncaya kadar bu davaların takipçisi olacağımızı haykırıyoruz.”
ADNAN OKTAR: Bu ve buna benzer bütün işkence davalarını devletin takip etmesini ve ilgili kurumların takip etmesini ben ehemmiyetle öneriyorum. İşkence davaları son derece hayatidir, Türkiye’nin demokratikleşmesinde son derece hayatidir. Birçok kurum, birçok kuruluş, devletin müfettişleri de bu davaları sonuna kadar takip etsinler. Adaletin tam tahakkuk ettiğine dair kanaatin oluşması için bu önemli. İyi olur yani, güzel olur, daha kalbimizde bir rahatlık meydana getirir.
EBRU HANIM:Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, çoğu zaman aşımından düşüyor davaların.
ADNAN OKTAR: Yani bu mesela çok acayip bir durum. İşkence davalarının zaman aşımından düşmesine karşı önlem alsınlar, hukuki önlem alınsın. Başka konularda çok titiz olunuyor, asıl bu konuşlarda titiz olunması lazım. Zaman aşımından düşmesi çok acayip bir şey. Gerekirse celseler üçer gün arayla yapılır, birer gün arayla yapılır ama zaman aşımına uğratılmaz. Bu konuda devlet tedbir alsın, inşaAllah.
DAMLA HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi, Cübbeli, Flash TV ile ilgili o şeyeherhalde biraz şaşırmış. Ne diyor?
DİDEM HANIM: “Önceki ve sonraki programlar beni ilgilendirmez” diyor.
ADNAN OKTAR: Tavsiye ediyorsun işte, “seyredin” diyorsun“Flash TV’yi”. Açtı mı adam onunla karşılaşıyor işte. “Ben Flash TV’deyim, adres orası” diyorsun, “gelin orada buluşalım, orada görüşelim” diyorsun. Açtığımızda da biz o sahneleri buluyoruz Cübbeli Efendi. Israrla bize tavsiye ediyorsun. Milleti toplayıp götürüyorsun, binasına götürüyorsun. Sakallı cübbeli arkadaşlarını topluyorsun,oraya götürüyorsun diziyorsun. Nasıl seyretmeyecek adam? Mecburen seyredecek yani. Hem televizyona götürüp hem de seyretme, olur mu? Sadece kendi süper zeka cemalini seyretmemizi istiyor herhaldeama öyle olmuyor. Programın başı var, sonu var, ortası var, inşaAllah. Adam alıştı mı Flash TV’yi seyretmeye, açıyor işte. “Acaba Cübbeli orada mı?” diye, bir de bakıyor ki bambaşka bir programla karşılaşıyor.
İman hakikatleri filmi seyredelim biraz, sonra yine devam edeceğiz.
VTR -Kısa kısa iman hakikatleri (Venezuela’da bulunan Angel Şelalesi)
DİDEM HANIM:Beyza, Tülay ve Gülşah Hocalarımla programımıza devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Benim badem şekerim burada, o çok önemli bir şey. Bu kadar tatlı, bu kadar sevimli bir insan çok çok nadir olur.
GÜLŞAH HANIM: MaşaAllah Hocam. Siz de Müslümanların yüz akısınız, Allah’tan rahmet ve Hocam çok büyük bir nimetsiniz, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, maşaAllah. Tülay Hocam, nasılsınız?
TÜLAY HANIM: MaşaAllah çok iyiyim Hocam. Sizi de çok iyi gördüm, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tülay, kaç yıllık talebemsin?
TÜLAY HANIM: Yirmi üç yıllık Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah Allah! Allah Allah!
TÜLAY HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.Tülay Hocam, matematik mühendisi. Hangi okuldu?
TÜLAY HANIM: İstanbul Teknik Üniversitesi, Matematik Mühendisliği.
ADNAN OKTAR: Matematik Mühendisliği mezunusun, matematik mühendisisin.
TÜLAY HANIM: Evet.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
TÜLAY HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Beyza Hocam, nasılsınız?
BEYZA HANIM:Çok iyiyim Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Kaç yıldan beri talebemsin?
BEYZA HANIM: On altı yıldır Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah Allah! MaşaAllah.
BEYZA HANIM: İnşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Badem Şekeri?
GÜLŞAH HANIM: Hocam ben de beş yıldır talebenizim ama hayatımın sonuna kadar Hocam talebeniz olmak istiyorum ve inşaAllah ahirette de Allah birlikte kılar Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Sesi de çok tatlı, kendi de çok şeker. Bal, şeker ve kaymaktan oluşuyor, inşaAllah.
BEYZA HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın; Risale-i Nur, Mektubat.Bakın her kardeşimiz bu eserleri alsın, yobaz bunaklardan değil, Risale-i Nur’dan Hz. Mehdi (a.s.)’ı öğrensinler. Mektubat’ın altıncı sayfası. Şimdi, ne diyor Bediüzzaman? “‘Âhir zamanda Hazret-i İsâ Aleyhisselâm gelecek’”. Bakın, Mektubat altıda.“‘Şeriat-ı Muhammediye (a.s.m.) ile amel edecek’ meâlindeki hadîsin sırrı şudur ki: Ahir zamanda, felsefe-i tabiiyenin” Darwinist, materyalist felsefe “verdiği” yani o Darwinist materyalist felsefeden gelişen, “cereyan-ı küfrîye” küfür cereyanı, “cereyan-ı küfrîye” küfür cereyanı.“Âhir zamanda, felsefe-i tabiiyenin” yani Darwinizm ve materyalizmin “verdiği” yani geliştirdiği “cereyan-ı küfrîye” Marksist, Leninist, Stalinist kafa, terörist düşünce, komünist düşünce “ve inkâr-ı ulûhiyete karşı” ateist, Allah’sız Kitapsız düşünceye karşı “İsevîlik dini tasaffi edecek” saflaşacak, Hıristiyanlık saflaşacak, yani anormal inançlardan, yanlış inançlardan kurtulacak “ve hurafattan tecerrüd edip” hurafeler; nasıl yobazlarhurafeyi katıyor İslam’a, Hıristiyanlıktaki hurafeler de tecerrüd edecek, yani ondan kurtulacak, “tecerrüd edip İslamiyet’e inkılâp edeceği bir sırada” Müslümanlığa tam döneceği bir sırada, Müslüman olacakları bir sırada, “nasıl ki İsevilik şahs-ı manevisi, vahy-i semâvî kılıcıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı manevîsini öldürür.” “İsevilik şahs-ı mânevîsi,vahy-i semâvî kılıcıyla”, yani semâvî vahiyle “o müthiş dinsizliğin şahs-ı mânevîsini öldürür.”Yani Darwinist, materyalist cereyanı dağıtır. “Öyle de, Hazret-i İsâAleyhisselam, İsevîlik şahs-ı mânevîsini temsil ederek” yani Hıristiyan aleminin temsilcisi olarak, “dinsizliğin şahs-ı mânevîsini temsil eden deccalı öldürür; yani, inkâr-ı Ulûhiyet fikrini öldürecek.” Nasıl yapıyormuş? Hz. İsa (a.s.), İsevilik şahs-ı manevisini temsil ediyor. Yani bütün Hıristiyan aleminin temsilcisi oluyor, şahıs olarak. Bunu yaparken, Peygamberimiz (s.a.v.)diyor; “Peygamberimiz (s.a.v.)’in mührü olan” diyor,“kitapların bulunduğu bir sandık bulacak” diyor, “Hz. İsa (a.s.). O sandığı açacak” diyor, “Peygamberimiz (s.a.v.)’in mührü olan o kitapları alacak, onunla vazifesini yapacak” diyor; hadis.Şimdi, yobazlara ihtiyaç var mıymış? Yok. Bunaklara ihtiyaç var mıymış? Yok.
Şimdi mesela Mektubat’ta yine Bedüzzaman’a soruyorlar; “dördüncü sualinizin meali” diyor Bediüzzaman elli ikinci sayfada. Aman sakın bak, kanı çekilmiş bunaklara sormayın. Onlar parayla yönlendiriliyorlar. Bunlar aç adamlar.Yani; “dede sana bakmayız” diyorlar, “‘Hz. İsa (a.s.) gelmeyecek, Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek, İttihad-ı İslam olmayacak’; bunu diyeceksin, bu kadar” diyorlar. “Onun dışında, hastanenlede de ilgileniriz dedem” diyor, “yemeğini de yediririz, üst baş da alırız.Sen Bediüzzaman’a karşı ihanet et, fakat seviyormuş gibi görün, alçaklık yap; gerisini bana bırak” diyorlar. Sakın ha sakın! Bediüzzaman, “gidip bunaklardan sormayın” diyor. Hatta diyor Bediüzzaman; “ey” diyor,“canlı cenazeler! Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerinin yolundan çekilin” diyor, “nesl-i cedid geliyor” diyor. Demek kibu canlı cenaze, bu münafık tıynetliler Müslümanlar’ı yanlış yönlendirecekler. Nesl-i cedid ne yapıyor? Risale-i Nur’dan direkt alıyor. Onun için kardeşlerimiz Risale-i Nur’dan direkt alsınlar, doğrudan. Bak sayfasını veriyorum; elli ikinci sayfa. Ne gerek canlı cenazelere, ne gerek hortlaklara?
“Âhir zamanda Hazret-i İsâ Aleyhisselâm deccalı öldürdükten sonra, insanlar ekseriyetle Din-i Hakka girerler.” Yani, ezici çoğunluk Müslüman olur. “Halbuki, rivayetlerde gelmiştir ki, ‘yeryüzünde Allah Allah diyenler bulundukça kıyamet kopmaz.’ Böyle umumiyetle imana geldikten sonra nasıl umumiyetle küfre giderler?” diyor.“Elcevap: Hadîs-i sahihte rivayet edilen” yani sahih hadis“Hazret-i İsâ Aleyhisselâm’ın geleceğini ve şeriat-i İslâmiye ile amel edeceğini, deccalı öldüreceğini imanı zayıf olanlar istib’ad ediyorlar.” “Reddediyorlar” diyor Bediüzzaman. “Onun hakikati izah edilse, hiç istib’ad yeri kalmaz. Şöyle ki”. Var ya şimdi modern hocalar çıkıyor; “yok” diyorlar. “İmanı zayıf” diyor bak.İlmi var, imanı zayıf ama. “İmanı zayıf olunca böyle olur” diyor. Yani imanı zayıfın ilk yapağı şey Hz. İsa (a.s.)’ı inkar, Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişini inkar; onunla başlıyor. “Enesi kavi” diyor Bediüzzaman, “imanı zayıf”.
“Şöyle ki:O hadîsin ve süfyan ve Hz. Mehdî (a.s.) hakkındaki hadîslerin ifade ettikleri mânâ budur ki: Âhir zamanda, dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak”.İşte içinde bulunduğumuz devir.“Birisi: Nifak perdesi altında risalet-i Ahmediye’yi (a.s.m.) inkâr edecek, süfyan namında müthiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek” münafıkların başına geçecek. “Ehl-i nifak” demek münafıklar demek. “Şeriat-ı İslâmiye’nin tahribine çalışacaktır.” Hafız Esad ve onun ekibi. Hafız Esad, ahir zamanın süfyanıdır. “Ona karşı, Âl-i Beyt-i Nebevî’nin silsile-i nuranîsine bağlanan ehl-i velâyet ve ehl-i kemâlin başına geçecek” mesela velilerin ve kemalli insanların başına geçecek,“Âl-i Beyt’ten Hz. Muhammed Mehdî (a.s.) isminde bir zât-ı nuranî” bak, “Hz. Muhammed Mehdî (a.s.) isminde bir zât-ı nuranî, o süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.” Hz. Mehdi (a.s.), şahıs olarak talebeleriyle o cereyan oluşmuş oluyor onun zamanında. Bakın, süfyanın şahsını öldürmüyor, bakın dikkat edin; “Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.” O münafık cereyanı dağıtıyor, ama münafık cereyanın karşısına dikilen kim? Şahıs,Muhammed Mehdi (a.s.) ve talebeleri ve ondan meydana gelen şahs-ı manevi. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.) zamanında süfyan ölmüş oluyor. Yani Hz. Mehdi (a.s.), süfyanın fikir sistemiyle mücadele ediyor. “Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlûp olan İsevîlik ve İslâmiyet,”.Şimdi ayrı ayrı mücadele ediyorlar, değil mi? İslamiyet ayrı, Müslümanlar ayrı mücadele ediyor, Hıristiyanlar ayrı mücadele ediyorlar. Ama ayrı ayrı oldukları için mağlup oluyorlar şu an. Yani dünyada galebe etmiş değiller. Yani Hıristiyanlar ve Müslümanlar dünyada galebe edemediler. “İttihad neticesinde” birleşme neticesinde, “dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken”.Bu istidadı kim meydana getiriyor? Hz. Mehdi (a.s.) meydana getiriyor. Yani;“Hıristiyanlarla Müslümanların ittifak etmesi durumunda yerle bir edecekler” diyor,“dinsizliği.” “Âlem-i semâvâtta cism-i beşerîsiyle bulunan”.Şimdi o ceset kokan münafık ihtiyarlar bunu kabul etmez.Bak; “âlem-i semâvâtta cism-i beşerîsiyle bulunan”.“Cismiyle bulunuyor” diyor. Cahilliğinden kabul etmeyenleri tenzih ediyorum; ben satılmış münafıkları kastediyorum. Bak; “âlem-i semâvâtta cism-i beşerîsiyle bulunan”. Ne demek cisim? Madde. Beşeri cismi ne demektir bir insanın? Bedeni. Bedeniyle bulunan “Şahs-ı İsâ Aleyhisselâm”.“Hz. İsa (a.s.)’ın şahsı bedeniyle bulunuyor” diyor, “Allah’ın Katında, gökte”. Nasıl örtbas edeceksiniz bunu? Edemezsiniz. Risale-i Nur’u okursan edemezler.Ama gidip “ağabey”, “dayı”, “enişte” diye gidip elin bunağına sorarsan, bunak seni yanlış yönlendirir işte, bunak seni kandırmaya çalışır. Bunağa değil; Risale-i Nur’a, Bediüzzaman’a soracaksınız. Bediüzzaman; “benimle konuşmak istiyorsanız Risale-i Nur okuyun” diyor; okuduk mu konuşuyoruz işte. “Şahs-ı İsâ Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini”.“Lider olacak” diyor “Hz. İsa (a.s.)”.Bak;“Hıristiyan alemi Müslüman olacak, o cereyanın başına geçecek” diyor, “başkan olarak”. “o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadîr-i Külli Şeyin” yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in ve Kuran’ın, Kuran’da Allah’ın belirttiği ayetlere göre, Allah’ın hükmü “bir Kadîr-i Külli Şeyin vaadine istinad ederek haber vermiştir.” Hem hadisle, hem Kuran ayetiyle. “Madem haber vermiş, haktır. Madem Kadîr-i Külli Şey vaad etmiş, elbette yapacaktır.” “Yaptı” demiyor, “yapacaktır” diyor. Benim bunak dedem ne diyor, oradaki bunak, yobazların bunakları? “Geldi gitti” diyor. Ne zaman? “Bediüzzaman’ın zamanında geldi gitti” diyor. “Nasıl geldi dedem?” diyorsun? “Pencereden girdi” diyor. Pencereden girmiş, sonra da “pencereden sıçrayıp çıktı” diyor, “atladı çıktı” diyor,“pencereden. Hatta” diyor, “Bediüzzaman’ın yanında” diyor“boyu da uzundu” diyor, “çok uzun boylu duruyordu. Sarıkla cübbeyle yanındaydı” diyor. Böyle alçak, böyle karaktersiz bunlar. Cayır cayır gözünün içine baka baka yalan söylüyorlar. Sakın ha sakın, sakın ha sakın böyle ceset kokan bunaklara itibar etmesinler.
TÜLAY HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Evet, her vakit semâvâttan melâikeleri yere gönderen”.“Her zaman” diyor,“Allah melekleri yere göndermiyor mu?” diyor.Cenab-ı Allah gönderiyor, değil mi? “Onun gibi çok kolay” diyor,“Hz. İsa (a.s.)’ın inmesi. Melek nasıl iniyorsa o da iniyor” diyor,“o şekilde”. “Bazı vakitte insan suretine vaz’ eden (Hazret-i Cibril’in Dıhye suretine girmesi2 gibi)”. Hazreti Dıhye suretinde gelmedi mi melek, Cebrail (a.s.)?“Geliyormuş demek ki oluyor” diyor Bediüzzaman, “yani akıl alamayacak bir şey değil” diyor. Sahtekar hocalar ne diyorlar?Cahil olanları tenzih ederim. “Adetullah’a aykırı, olur mu kardeşim?” diyor. Sen diyorsun;“ben nur talebesiyim” diyorsun, “Bediüzzaman’a uyuyorum” diyorsun, niye sahtekarlık yapıyorsun? O zaman de ki;“ben nur talebesi değilim, kendi kafama göre söylüyorum.” O zaman saygı duyarız, normal. Ama sen sahtekar, diyorsun ki; “ben nur talebesiyim, Bediüzzaman’ın ayağının tozuyum” diyorsun. Sonra?Sonra da; “böyle bir şey yok” diyorsun. Bediüzzaman’a uyuyorsan dürüst olacaksın, uymuyorsan o zaman saygı duyarım, bir şey yok, olabilir.Kendi kafana göre, cahilliğinden söylüyorsan söylersin. Ama “Bedüzzaman bunu söylüyor, Adetullah’a uygun değil bu” dersen, o zaman karaktersizlik yaparsın, ahlaksızlık yaparsın. “Ruhanîleri âlem-i ervahtan gönderip beşer suretine temessül ettiren” diyor.Ruhani varlıkları insan şeklinde gösteriyor.Mesela evliya oluyor, mesela Abdül Kadir-i Geylani insan şeklinde temessül ediyor, görünüyor. “Bunu yaptığına göre Cenab-ı Allah” diyor, “Hz. İsa (a.s.)’ın inmesi de son derece kolay” diyor. “Hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını cesed-i misaliyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelâl,”her şeye hakim olan Allah.Evliyalar da, mesela birçok evliya-veli vefatından sonra görünür, birçok insana görünür, insan suretinde temessül eder. “Buda olduğuna göre” diyor Bediüzzaman. “Hakîm-i Zülcelâl, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmı,” bak Hz. İsa (a.s.)’ı, “İsâ dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi” güzel sonucu için, çünkü şu an zor durumda Hıristiyanlık, yani perişan durumdalar, “hüsn-ü hâtimesi” güzel sonucu için, “değil semâ-i dünyada cesediyle bulunan”. “Ki” diyor, “semâ-i dünyada cesediyle bulunan” diyor. “Duruyor” diyor, “Hz. İsa (a.s.)”. “Bulunan ve hayatta olan” yani bedeninde de ruh var, “normal bedeni, Hz. İsa (a.s.)’ın kendisi duruyor” diyor. “Ve hayatta olan Hazret-i İsâ” şahs-ı manevi değil, “belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi” yani “hakikaten ölseydi” diyor ve ahiretin en uzak köşesi neresiyse oraya gitseydi” “ve hakikaten ölseydi,” diyor. Var ya o bunak dedeler.“hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için” büyük netice için, “ona yeniden ceset giydirip dünyaya göndermek, o Hakîmin hikmetinden uzak değil.” “Öyle bile olsa” diyor, “dediğiniz gibi de olsa” diyor,“Allah ona” diyor,“yeniden cesedini verip yine gönderir” diyor, “gönderecek” diyor. “Belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için vaad etmiş ve vaad ettiği için elbette gönderecek” diyor. Yobaz dede, bunak dede çayını içerken Bediüzzaman bunları yazıyormuş işte.
GÜLŞAH HANIM: Evet.
ADNAN OKTAR: “Hazret-i İsâ Aleyhisselâm geldiği vakit,” bak şahsı; şahs-ı manevisi değil, sahtekarlık yapmasınlar; “geldi” demiyor, “geldiği vakit”; bekliyor.“Hazret-i İsâ Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakikî İsâ olduğunu bilmek lâzım değildir.” İlk geldiğinde kendi dahi kendini bilmiyor. “Onun mukarreb ve havassı,” seçkin talebeleri, “nur-u imanla onu tanır.” Olağanüstülük görüyorlar, çünkü nur gibi bir insan, geçmişini bilmiyor, sarı renkte boyanmış bir elbiseyle gelmiş, uyur vaziyette bırakılmış. Kaldırıyorlar; Aramice konuşuyor. “Kimsin” diyorlar, bağlantıya geçemiyorlar. O zaman ne diyor bak; “Onun mukarreb ve havassı, nur-u imanla onu tanır.” Hz. İsa (a.s.)’ı tanır. “Yoksa, bedâhet derecesinde”bidayeten, başlangıçta “herkes onu tanımayacaktır.”
Beyza Hocam, sana okutsam nasıl olur?
BEYZA HANIM:Okurum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yavaş yavaş bir oku. Dördüncü esastan beşinci esasa kadar oku, istirham edeyim. Ben sonra yeniden devam edeceğim.
BEYZA HANIM:“DÖRDÜNCÜ ESAS: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın istikbalden haber verdiği bazı hâdiseler, cüz’î birer hâdise değil, belki tekerrür eden birer hâdise-i külliyeyi, cüz’î bir surette haber verir. Halbuki o hâdisenin müteaddit vecihleri var. Her defa bir vechini beyan eder. Sonra râvi-i hadîs o vecihleri birleştirir. Hilâf-ı vaki gibi görünür.
Meselâ, Hazret-i Mehdîye dair muhtelif rivayetler var. Tafsilât ve tasvirat başka başkadır. Halbuki, Yirmi Dördüncü Sözün bir dalında ispat edildiği gibi, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vahye istinaden, herbir asırda kuvve-i mâneviye-i ehl-i imanı muhafaza etmek için, hem dehşetli hâdiselerde ye’se düşmemek için, hem âlem-i İslâmiyetin bir silsile-i nuraniyesi olan Âl-i Beytine ehl-i imanı mânevî raptetmek için Mehdîyi haber vermiş. Âhirzamanda gelen Mehdî gibi herbir asır, Âl-i Beytten bir nevi mehdî, belki mehdîler bulmuş. Hattâ, Âl-i Beytten mâdud olan Abbasiye hulefasından, Büyük Mehdînin çok evsâfına câmi bir mehdî bulmuş. İşte, büyük Mehdîden evvel gelen emsalleri, nümuneleri olan hulefa-i mehdiyyîn ve aktâb-ı mehdiyyîn evsafları, asıl Mehdînin evsâfına karışmış ve ondan rivayetler ihtilâfa düşmüş.”
ADNAN OKTAR: Evet, Hocam buyurun, ilminizden istifade edelim.
GÜLŞAH HANIM: İnşaAllah Hocam. Bugün Big Bang teorisiyle ilgili bilgi vermek istiyorum Hocam, inşaAllah. 1948 yılında George Gamow bir iddiada bulunuyor Hocam. Kozmik fon radyasyonu diye bir radyasyon buluyorlar ilk olarak “Big Bang teorisinin gerçek olması için” diyor, “radyasyonun evrene eşit olarakyayılması gerekiyor” diyor. Kozmik fon radyasyonda da bu gerçek bulunuyor. 1965 yılında Arno Penzias ve Robert Wilson isimli araştırmacılar, araştırmaları sırasında bu radyasyona rastlıyorlar ve eşit olarak dağıldığını da görüyorlar Hocam. Yani, Big Bang teorisinin, Allah’ın evreni yoktan var ettiği bilimsel olarak da ispatlanıyor. 1989 yılında da Nasa, uzaya Koba isimli uzay aracını gönderiyor. Hocam, bu uzay aracında tarayıcılar bulunuyor, hassas tarayıcılar. İlk sekiz dakika içerisinde Penzias ve Wilson’un tespit ettiği bu kozmik fon radyasyonu kanıtlanmış oluyor. Hocam, Penzias ve Wilson bununla Nobel Ödülü de kazandılar. Bilimsel olarak da siz Hocam, eserlerinizde çok dile getiriyorsunuz; Allah evreni yoktan var etti. Bilimin bulduğu her delil Allah’ın varlığının bir ıspatı oluyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Zaten en basit bir mantıkla; bütün evren sürekli genişliyor bir merkezden, bir merkezden sürekli bir yerlere doğru gidiyorlar;bir başlangıcı, bir patlama olmasa, bir başlangıcı olmasa bir noktadan bir şey harekete niye başlasın, yani niye gitsin bir yere? Şimdi mesela küçük bir balon oluyor, şişiriyorsun genişliyor. Başlangıcında bir şey yok, değil mi? Demek ki bir başlangıcı oluyor yani onun. Patlamada da mesela dinamit diyelim patlıyor, bir yerde patlıyor, ama bir başlangıcı oluyor, ondan sonra toz duman bulut ortaya çıkıyor. Buradan da zaten çok kaba bir mantıkla evrenin başlangıcı olduğunu görüyoruz. Dünyanın altı magma zaten şu an. Daha ateşi soğumamış dünyanın, ateşi soğumamış. Yani taze dünya daha, evren taze. Elma kabuğu kadar ince dünyanın kabuğu.Elmanın etli kısmına göre bir düşünelim; elma kabuğu kadar ince. Bu, evrenin daha ne kadar taze olduğunu da gösteriyor, daha fokur fokur ateş soğumamış yani, inşaAllah. Soğumamış ateşten, evrenin sürekli genişlemesinden evrenin bir başlangıcı olduğunu hemen anlıyoruz, anlaşılamayacak bir yönü yok.
GÜLŞAH HANIM: Hocam, sizi örnek alarak, kitaplarınızı örnek göstererek Hocam, çok güzel tebliğ yapma imkanı buluyoruz. Allah razı olsun Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Kapitalizm hakkında ne düşünüyorsunuz?” diyor. Kapitalizm; zaten Darwinist, materyalist sistemle ortaya çıkmış bir yapılanmadır, vahşi kapitalizm. Dolayısıyla İslam’da yeri olan bir sistem değil, inşaAllah.
BEYZA HANIM:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleyküm mübarek Muhammed Adnan Hocam. Canım Hocam, rahatsızlık vermezsek sizleri ziyarete gelmek istiyoruz” diyor, “Avcılar’dan gelmek istiyoruz” diyor. “Himmet eyleyiniz” diyor Murat Barış kardeşimiz. Telefon numarası vermiş. Tamam, olur, güzel olur. Niye olmasın? Tabii ki.
Bir civciv resmi göndermişler, maşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Sayın Hocam, bugünSHOW TV’de Mehmet Nuri Öztürk, dabbetülarzın insan olduğunu açıkladı. Bilirsiniz Kuran-ı Kerim’de dabbetülarzın çıkacağı söylenmektedir.” ‘Yaşar Nuri Öztürk’demek istiyor herhalde. “Allah’ın dediği olur. Amentübillah. Dabbetülarz; Arapça anlamı‘canlı’ demektir. Öztürk’ün bu açıklamasını nasıl yorumluyorsunuz? Abdülcabbar Demirbaş.” Ne diyor Yaşar Nuri Hoca?
DİDEM HANIM:Stefan Hawking’in dabbetülarz olduğunu söylüyor.
ADNAN OKTAR: Hoca, adama niye böyle bir şey dedi acaba? Çünkü debelenen hareketli bir varlık anlamındadır. Birde onun bir özelliği yok;adam felçli bir insan. Dünyada milyonlarca felçli insan var, çok fazla felçli insan var. Klasik felç hastası, bütün vücudu, her yeri felç olmuş,beyin fonksiyonları da bozulmuş,yani perişan durumda bir insan. Akli melekelerini kaybetmiş, bedeni yönden de tamamen çökmüş bir insan, adeta ceset gibi birisi. Neden böyle bir mantıkla böyle bir şey söyledi anlayamadım.
Abdülcebbar Kardeş; “mail gönderemiyorum Hocam” diyor, “neden olabilir?” diyor. Arıza vardır bilgisayarında. Bir daha dene, inşaAllah.
“Hocam, 21.12.2012 tarihinde ne olacak? Küresel ekonomik kriz hakkında neler düşünüyorsunuz? Önder Demir.”
“Canım Hocam, canım Hocam; size sevgimin tarifi yok. Gözlerinizin güzelliğini düşünürken,‘aklım takıldı’ şarkısı aklıma geldi” diyor. Aydan Hanım yazmış.
DİDEM HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Canımın içi, başımın tacı, dünyalar güzeli, sultanım Hocam” diyor, “Kuran okurken bir ayet dikkatimi çekti” diyor.“Enfal Suresi, 34. Sultanım, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Kabe, Arap liderler tarafından iyi korunamamakta;aksine, Peygamber (s.a.v.)’in hatıralarına sahip çıkılamamakta ve zarar verilmektedir.” Bir hanım kardeşimiz yazmış.EvelAllah, Hz. Mehdi (a.s.) dedesinin mezarını da, sahabelerin mezarını da en güzel şekilde koruyacaktır. Gönlünüz rahat olsun inşaAllah. Kabe-i Şerif de inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.)’ın kontrolüne geçecektir inşaAllah, korunması.
“Selamun Aleyküm” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu “Muhammed Adnan Hocam. Bir sorum olacaktı.Facebook’ta Adnan Oktar isminde hesaplar var.Bunlarla görüştüğümüzde Adnan Oktar olduğunu söylüyor. Sizin Facebook’ta resmi bir hesabınız var mı? Hocam, selam ve duanızla ellerinizden öpüyorum.”
DİDEM HANIM:Twitter’da var, Facebook’ta yok. Resmi yok. Ama Harun Yahya sayfası var, yanında Arapça yazan. O sadece sizin eserlerinizi yayınlıyor. Önce Harun Yahya yazıyor, yanında da Arapçası yazıyor; o sayfa. Orada sizin eserleriniz var Hocam.
ADNAN OKTAR: Niye, Adnan Oktar olarak olsa ne oluyor? Olur, açalım. Yakışıklı resimlerimi de koyarız, olur biter. Öbürleri sahte anladığım kadarıyla, bizim adımıza açmışlar.
DİDEM HANIM: Bir kısmı sizi sevenlerin açtıkları.
ADNAN OKTAR: Bizi sevenler açmışlar. Üslubu düzgünse tamamdır, ne olacak?
TÜLAY HANIM: Hocam bu arada bir şey söylemek istiyorum; sizin bütün resimleriniz çok yakışıklı çıkıyor, maşaAllah. Zaten doğal olarak; yakışıklı olduğunuz için, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin o güzel canını, o tatlı canını.
BEYZA HANIM: Hocam, ben de deminki mesaja binaen; gözleriniz çok çok güzel, gördüğüm en güzel yeşil göz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
DİDEM HANIM: Hocam bugün Pamuk sizi seyrederken resim çekmişler.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Göster bakayım, çok şeker. Pamuk beni seyrederken. Pamuğun başına gelenler, pişmiş tavuğun başına gelmemiş olabilir. Pamuk’la ilgili bir olay oldu geçenlerde. Evde kapıyı bir ara aralamış bir arkadaşımız. O da pırr! kapıdan dışarı kaçmış. Aşağıya kadar inmiş, merdivenden aşağıya inmiş. Oradan geçen vatandaşlar varmış; bir anne-kız herhalde. Oradaki adama sormuşlar, demişler; “bu kedi sizin mi?” demişler. O da etrafı seyrediyormuş böyle büyük bir mutlulukla. “Yok” demiş, “kedi bizim değil” demiş. “O zaman alıyoruz biz” demişler, adam da karışmamış. Benim Pamuk, bilmediğim bir eve doğru huzurlu bir şekilde yol almış kucakta. Çok büyük olay; Pamuk yok! Ara ara, yok! Ne yapalım, ne edelim? Her yere, duvarlara resimlerini yapıştırdık Pamuk’un. Dedik; “kayıp kedimiz”. Allah razı olsun, onlar da ehli vicdanmış. Bir süre sonra dediler; “kayıp kedinizi geri getirdik”. Pamuk’umuza böylece kavuştuk. Şimdi o da bak internetten izliyor.
TÜLAY HANIM: Hasret gideriyor olabilir.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şu şekerliğe, ballığa, tatlılığa bak şunun. “Hocamız’a sevgimmmmmm” demiş, ‘m’ çok uzamış. “Bir tane Hocam” diyor Büşra, maşaAllah.
“Saygıdeğer Hocam, merhaba. Bütün cemaatler için ve alimler için son derece saygılı ve sevecen davranıyorsunuz.” Hepsi dünya tatlısı, tertemiz, nurani insanlar. “Fakat Cübbeli için olumsuz konuşuyorsunuz. Dinimizin gereği olarak insanların kusurlarını örtmeniz gerekmiyor mu? Ahmet Ay.” Evet, doğru söylüyorsun. Kusurlarını örtüyorum işte ben de Cübbeli’nin. “Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek” diyor; “gelecek” diyoruz. “Hz. İsa (a.s.) gelmeyecek” diyor; “gelecek” diyoruz.“İttihad-ı İslam olmayacak” diyor; “olacak” diyoruz.Kusurlarını örtüyoruz. Kafasına soba borusu gibi bir şey geçiriyor.Biz de diyoruz ki; “buna gerek yok”. Bak, geçen geldi alimler, sünnete uygun kıyafet odur. Şeyh Nazım Hocamız’ın kıyafeti mesela, tam uygundur, sünnete uygun. Eğer sünneti kastediyorsan sünnet budur.“Soba borusundankesme parçayla böyle oturup sünnetten bahsetmen inandırıcı olmuyor” diyoruz. Bu nedir? Kusurlarını örtmektir, inşaAllah. “Olumsuz” olur mu? Niye?Gece gündüz Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili anlattıklarını anlattırıyoruz.Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili anlattıkları doğru; doğru diye anlattırıyoruz biz, yanlış diye anlattırmıyoruz ki. Flash TV’yi tavsiye ediyor, “çok iyidir” diyor,“seyredin” diyor, “çok güzel olur” diyor. Biz de seyrettik. Şunu yayınla. Bak nelerle karşılaştık.
VTR - Cübbeli, taraftarlarına sürekli Flash TV izlemelerini tavsiye ediyor.Peki, Flash TV, hocası olarak kabul ettiği Cübbeli’nin tavsiyelerini uyguluyor mu?
ADNAN OKTAR: Evet. Yani tavsiyesine uyunca işte Cübbeli’nin Flash TV’de bununla karşılaşıyoruz. Ben de -nezaketiyle- seyretmek istemiyorum yani şahsım adına. Yani özür diliyorum, hata yaptığımı zannetmiyorum yani. Mümkünse seyretmek istemiyorum.
Evet, şimdi kardeşlerimizin sorularına kısaca göz atıyorum. Mithat Bektaş. Hakan Seyit. Cevdet Kardeşimiz. Hülya Akbaş. Naciye Söyler kardeşimiz.
“Hocam, teyzem Sema Karahan, sizi bütün aileye sevdirdi ve iki haftadır evimizde başka kanal açılmıyor” diyor, “tekrarlar ve canlı programlar; hepsini seyrediyoruz” diyor, maşaAllah. Sema Hanım’a da teşekkür ediyoruz tanıttığı için, maşaAllah. Aile komple, maşaAllah.
“Ben, Ahmet Hulusi ile ilgili görüşlerinizi merak ediyorum. Şimdiden teşekkür ederim. Nevbahar Deniz”. Her Müslüman iyidir.Onun da mutlaka iyi yönleri vardır. Ama hatalı yönleri var işte onun, eksik yönleri var; oraları geçeceksiniz, Ehl-i Sünnet’e uygun olmayan yönlerini kenara koyarsınız.Onun dışında güzel anlatımları,hoş, güzel. Ne diyor? “Cehennem Güneş’tir” diyor. Halbuki cehennem apayrı bir boyuttur.Güneş’le ne alakası var? İnşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: Evet.
ADNAN OKTAR: Orhan Kozak; “İyi akşamlar canım Hocam, Seyit Muhammed Adnan Hocam,evimizin nuru, bir tanemiz Hocam.Sizi çok seviyoruz, inşaAllah. Hem annem hem de ben sizi rüyamızda gördük” diyor. “Bu akşam da aslanlar gibi heybetlisiniz canım Hocam. Tüm düşmanlar çatlayacak inşaAllah” diyor. “Size ve yanınızdaki kardeşlerime selamlar” diyor.
DİDEM HANIM: Aleyküm Selam.
GÜLŞAH HANIM: Aleyküm Selam.
TÜLAY HANIM: Aleyküm Selam.
BEYZA HANIM:Aleyküm Selam.
ADNAN OKTAR: “Rabbime şükürler olsun ki ahir zamandayız. İttihad-ı İslam yakındır. Hz. Mehdi (a.s.)’ı bekliyoruz, inşaAllah. Allah’a emanet olun.” Aslan Yiğitler kardeşimiz, maşaAllah.
“Merhaba.Ben Azerbaycan’ın Celilabat şehrinden Nejat Askerov. Buradan tüm İslam dünyasına sevgilerimi söylüyorum” diyor, maşaAllah.
Hidayet Oğuz; “Hocam, İmam Humeyni hakkında ne düşünüyorsunuz? Şia’nın Hz. Mehdi (a.s.) inancı nasıldır? Teşekkürler.” Humeyni, tabii mutlaka iyi niyetlidir.Yani hepsi Müslüman. Beş vakit namazında, mümin, muttaki bir insandı. Allah Rahmet etsin. Eksikleri, yanlışlıkları olabilir tabii.Biz iyi yönlerine bakarız, hayır yönlerine bakarız. Eksi yönüne bakılmaz Müslüman’ın, hayır yönlerine bakılır. Şia’nın Hz. Mehdi (a.s.) inancı; işte o Cübbeli ile çakışıyorlar, aynı,aynı, uygunlar. O vahim. Kan döken bir Hz. Mehdi (a.s.) yok İslam’da. “Mehdiyyu’l dem” diyor Peygamberimiz (s.a.v.); kan durduran Hz. Mehdi (a.s.). Adam ne diyor? “Sel gibi kan akıtacak” diyor. Allah’tan korkun. “Dünyanın dörtte üçünü doğrayacak” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, -dedem-; “damla kan akıtmaz” diyor, damla! “İnsanların burnu dahi kanamaz, uyuyan kişiyi dahi uyandırmaz. Gökteki kuşlar, denizdeki balıklar bile ondan memnun olacak” diyor, adamlar neyden bahsediyorlar. “Her yere gelecek” diyor, hayalet gibi bir Mehdi’den bahsediyor. “Kuyunun dibinde” diyor, “çıkacak” diyor, “bin küsur yaşında” diyor. Uçuyorlar adeta.Efsane anlatıyor. “Gökte uçacak” diyor, “duvarda görünecek” diyor, “sesini duyacağız” diyor, “bir şey istediğimizde hemen getirir” diyor, “yemek veyahut kıyafet, ne istiyorsak” diyor. Amerika’nın eli ayağı boşandı.Adamlar, herkes tedirgin; “acaba ne yapacaklar?” diye. Şimdi delinin biri çıkar der ki; “bana Hz. Mehdi (a.s.) göründü, ‘yerle bir et’ dedi” diyecek, “Allah’ın emri, yapmayayım mı?” diyecek, “Hz. Mehdi (a.s.)’a uymayayım mı?” diyecek. Biz de bu fitneyi yatıştırmaya çalışıyoruz.
TÜLAY HANIM: Evet, inşaAllah.
DİDEM HANIM:Hocam, sizin hazırlattığınız; “MehdiKanAkitmaz.Com” diye bir sitemiz var. Orada da bu konuyla ilgili çok detaylı açıklamalarınız var, hadisler var.
ADNAN OKTAR: Evet, bir daha söyle bakayım.
DİDEM HANIM:“MehdiKanAkitmaz.Com”.
ADNAN OKTAR: İşte bu çok önemli. Bunu şimdi-İran’ın ileri gelenlerini çağırdık- onlarla görüşeceğiz. Amerika’dan profesörler var, bu konuda uzman; onlar gelecek. İsrail’den uzman arkadaşlarımız, kişiler var, hahamlar var; onları çağıracağız. Bu konuyu bir vuzuhata kavuşturacağız, inşaAllah.
TÜLAY HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Hocam, bu yanınızdaki bayanlara çok yakışıyorsunuz, birbirinize çok yakışıyorsunuz” diyor. “Ayrıca, İslam’da nikah düşen kişilerin yan yana durmaları caiz midir?” diyor,“Mustafa, Malatya.” Benim canlarımdünya tatlısı, çok güzeller, nur gibiler. Tabii ki ben onlara yakışıyorum, onlar da bana yakışıyorlar. Çünkü cennette de böyle olacak, hacda da beraberiz, dünyada da beraberiz. Tabii ki Müslümanlar birbirine yakışır, güzel söylemişsin, Allah razı olsun.
BEYZA HANIM: Allah sonsuza kadar ayırmasın inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Nikah düşen kişilerin yanında durmaları caiz midir?” O zaman sokağa çıkamazsın kerata. Olur mu? O zaman otobüse de binemezsin, okula da gidemezsin, hastaneye de. Her yerde hanımlar var. Dünyanın yarısı hanımlardan oluşuyor; ne biçim laf bu? İyi niyetle söylüyorsun Mustafa. Mustafa. Mustafa, delikanlısın, niye ismini vermiyorsun? Mustafa ‘Erkoç’ soyadın, niye çekiniyorsun? Ne var canım ciğerim, ne var yani? İnşaAllah.
“Demin Mektubat’tan Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlattınız ve ‘sayfa altıya bakın’ dediniz. Biz de sizinle beraber okuyup sizi takip etmek istedik ama bizdeki Mektubat’ta sayfa altıda anlattığınız konu yok” diyor, “Seyit Muhammed Adnan Hocam” diyor. Aslında her baskıda veyahut her şirketin Risale-i Nur’unda bir sayfa değişiklikleri var; ben de biliyorum onu. Mesela, “Şualar’da şu sayfada” diyoruz fakat orada karşılaşılmıyor. Onu işte arayıp bakacaksınız. Şöyle olabilir, o şöyle kolay olur; mesela “On sekizinci Mektup” diyorum ya; oradan bakın, sayfayla bakmayın. Sayfayla bakarsanız bulamazsınız. Mesela bak bu ne diyor; “Mucizat-ı Ahmediye” bölümü, bu bir bölüm. Bu bölümün; “İkinci Nükteli İşaret”, “Üçüncü Nükteli İşaret”, “Dördüncü Nükteli İşaret” diyerek devam ediyor. Nerede bu?Mesela “Dördüncü Nükteli İşaret”in “Dördüncü Esas”ında; öyle bakacaksınız o zaman, inşaAllah. “Dördüncü Esas”ında. Ben öyle yardımcı olayım o zaman size, bu şekilde anlatayım. Ama iyi, yani bu şekilde mutlaka bulunur.
Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili bir videomuz var, değil mi hazır? Tamam, onu bir seyredelim. Haydi bakalım.
VTR - Hz. Mehdi (a.s.)’ın görünmez bir varlık olarak yüzyıllardır yaşadığı iddiasında olan bazı Şii kardeşlerimize soruyoruz.
ADNAN OKTAR: Şimdi bakın Mektubat’ta yine,Yirmi Dokuzuncu Mektup, Yedinci Kısım, Dördüncü İşaret, Beşinci İşaret.Yirmi Dokuzuncu Mektup’ta Dördüncü İşaret ve Beşinci İşaret. Şimdi Beşinci İşaret’te, İkinci Sual, İkinci İşaret. İşte bu çok kolay buradan, değil mi? “Sual” diyor, “Âhirzamanda Hazret-i Mehdî geleceğine ve fesada girmiş âlemi ıslah edeceğine dair müteaddit rivâyât-ı sahiha var.” Hadis var, sahih hadis var, bak sahih hadis. “Halbuki şu zaman cemaat zamanıdır, şahıs zamanı değil. Şahıs ne kadar dâhi ve hattâ yüz dahi derecesinde olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa,” bir cemaati temsil etmezse, ama şahıs var yine, fakat bir cemaati temsil edecek“birhattâ yüz dahi derecesinde olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı mânevîsini temsil etmezse, muhalif bir cemaatin şahs-ı mânevîsine karşı mağlûptur.”“Tek başına bir şey yapamaz” diyor.Hz. Mehdi (a.s.)da tek başına bir şey yapmıyor, talebeleriyle yapıyor zaten. “Şu zamanda, kuvvet-i velâyeti ne kadar yüksek olursa olsun, böyle bir cemaat-i beşeriyenin ifsâdât-ı azîmesi içinde nasıl ıslah eder?” diyor bak.“Cemaati beşeriye”;bütün insanlık aleminin cemaati.“İfsadat”; yani ifsadata gitmiş.“Azim”; büyük, azim.“İfsadatı azime”; büyük ifsat, büyük yoldan çıkma, büyük bozulma. “İçinde nasıl ıslah eder?Eğer Hz. Mehdi (a.s.)’ın bütün işleri hârika olsa, şu dünyadaki hikmeti İlâhîyye’ye ve kavânini âdetullaha muhalif düşer. Bu Hz. Mehdi (a.s.) mes’elesinin sırrını anlamak istiyoruz. Cenâb-ı Hak,Kemâl-i Rahmetinden, şeriat-ı İslâmiye’nin ebediyetine bir eser-i himayet olarak”, koruyucu olarak, “her bir fesâd-ı ümmet zamanında” ümmetin fesada gittiği, bozulduğu zamanda, “bir muslih veya bir müceddid veya bir halifei zîşan veya bir kutbu a’zam veya bir mürşidi ekmel veyahud bir nevi Mehdi hükmünde mübârek zâtları göndermiş; fesâdı izâle edip, milleti ıslah etmiş”.Yani;“düzelmiş Müslümanlar” diyor Bediüzzaman. “Dini Ahmedîyi (a.s.m.)” yani İslamiyet’i, “muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor”yani Cenab-ı Allah devamlı bunu yaptığına göre, her bozulmada bir muslih, bir Mehdi gönderdiğine göre, “ahir zamanın en büyük fesat zamanında” şu an “en büyük fesat zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid”. Şimdi bak o bunak yobazlara soracaksınız, şimdi buradan okuyoruz ya;“yiyecek için, bir evde kalabilmek için, hastane bakımlarını yaptırabilmek için bunak dedem” diyeceksin,“Bediüzzaman’ı gözden çıkarıyorsun.Ama Bediüzzaman -Allah’a çok şükür- konuyu sağlama bağlamış. Biliyor sizin gibi sahtekarların olacağını, onun için;‘Risale-i Nur’dan okuyun, Risale-i Nur’dan bana soru sorun; bende size Risale-i Nur’dan cevap vereyim’ diyor. Bunak dedem, senin etkin yok” diyeceksin. “En büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid”.Bak, şimdi herhangi bir müceddid değil; en büyük. Ebu Hanife, İmam-ı Hanife, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi, İmam-ı Hanbel; dört büyük müceddid var, değil mi? Mezhep imamları.Ne diyor Bediüzzaman?“En büyük bir müçtehit, hem en büyük bir müceddid”.Hepsinden daha büyük,dört mezhep imamından daha büyük. Şimdi böyle bir durumda onların mezhebine uyabilir miHz. Mehdi (a.s.)? Mesela Bediüzzaman Şafi mezhebinde, Şafi’yi titizlikle uygulamıştır. Talebelerinden Hanefi olanlar da Hanefi mezhebini uygulamıştır. Bediüzzaman Şafi mezhebinden asla taviz vermemiştir, çok özenle Şafi’ye uymuştur. Şimdi bir müceddidin, müçtehidin ve en büyük müceddidin Şafi mezhebinde kalması mümkün mü? En büyük müceddid olamaz Şafi mezhebinde kalırsa. Çünkü mukallit olmuş olur.Bediüzzaman mukallit, mezhep taklidi yapıyor.Mezhep imamı değil.Ama bak burada ne diyor Bediüzzaman?“En büyük bir müçtehit, en büyük bir müceddid”.“Mezhep imamlarının üstünde” diyor. O zaman kendi mezhebine uyması lazım. Nedir mezhebi?Sahabe mezhebi.Nedir?Peygamber (s.a.v.)’in mezhebi. Peygamber (s.a.v.)’in mezhebi neydi? Kuran’dı. Hz. Mehdi (a.s.)’ın mezhebi ne? Kuran. Kuran’a tabi oluyor ve bütün mezhepleri kaldırıyor. Bediüzzaman titizlikle Şafi mezhebine uyduğuna göre buradaki anlatımla, kendi anlatımıyla anlıyoruz ki o Hz. Mehdi (a.s.) değil. Çünkü en büyük müçtehit, en büyük müceddid olunca farz olur zaten kendi içtihadıyla hareket etmesi. Artık mezhep taklidi yapamaz.Haram olur ona.Mezhep taklidi yapamaz en büyük müceddid, en büyük müçtehit olunca. Kendi içtihadıyla hareket etmesi lazım. Bediüzzaman kendi içtihadıyla hareket etmiş midir?Yok.Ne yapmıştır? Şafi mezhebini titizlikle uygulamıştır. Şimdi buradan bir kere Bediüzzaman’ın Hz. Mehdi (a.s.) olmadığını anlıyoruz; bir. “Hem hakim” adalet dağıtan, hakim ama dünya çapında bir hakim. Bediüzzaman’ın böyle bir hakimlik görevi oldu mu?Hiçbir zaman olmadı. Bediüzzaman burada yalan mı söylüyor?Doğru söylüyor; hadise dayalı. O zaman nedir? Hz. Mehdi (a.s.) değil Bediüzzaman. Çünkü hakimlik görevi yok, hakimlik yapmamış. Dünyaya hakimlik yapıyor.Mübarek,hep mahkum olmuş, hakimlik yapmamış. Çok büyük bir şereftir onun için, ama mahkum olmuş. Hz. Mehdi (a.s.) da mahkum olacak ama hakim oluyor sonra.
TÜLAY HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hz. Yusuf (a.s.) da önce mahkumdu, sonra hakim oldu. Bediüzzaman, hiçbir zaman için hakim olmadı. “Hem Mehdi”.Doğru, Bediüzzaman bir nevi mehdidir.Onu zaten inkar etmiyor, bir nevi mehdi olduğunu kabul ediyor Bediüzzaman.“Çünkü iman hakikatleri yönünde kısmen” diyor,“o görevi ben yaptım” diyor; inkar etmiyor Bediüzzaman. “Doğru” diyor,“bunu yapıyorum”. “Hem mürşit”, doğru, bir mürşittir. “Hem kutbu a’zam”, doğru, o devrin kutbudur, kutbu a’zamdır. “Bir zâtı nurânîyi gönderecek”, bir tane. Bak;“gönderdi demiyor Bediüzzaman;“gönderecek”. Gelmiş olsa “gönderdi” derdi. “Gönderecek” diyor.“Şahs-ı manevi gönderecek” de demiyor bak,“bir zat” diyor, “bir zat gönderecek”. “Bir zâtı nurânîyi gönderecek, o zât da” tek olan o zat da, “Ehl-i Beyt-i Nebevî’den olacaktır.”“Seyyid olacaktır” diyor. Bediüzzaman ayrıca “ben Seyyid değilim” diyor. “Seyyid olduğu halde ‘ben Seyyid değilim’ demek de haramdır” diyor. Bak;“Seyyid olduğu halde ‘ben Seyyid değilim’ demek haramdır” diyor, “ben bunu bilerek diyorum ki;” diyor, “ben Seyyid değilim” diyor. “Yok, yalan söylüyor” diyorlar, “harama giriyor” diyorlar. “Ben Kürt’üm” diyor Bediüzzaman.Aşireten Kürt’tür.“Kürt’üm ben” diyor. Büyük bir nimettir Kürt olmak, onurdur, şereftir Kürt olmak. Çerkez olmak, Laz olmak; hepsi onurdur, bir güzelliktir. Nihayetinde hepsi Türk milletinden. Bak diyor ki;“Cenâb-ı Hakk bir dakika zarfında beynes sema velarz âlemini bulutlarla doldurup boşaltır” diyor. “Çok kısa sürede gökte müthiş bir değişiklik yapar” diyor. “Bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder” diyor, bir saniyede. “Ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin nümûnesini yapar” diyor.“Bir anda baharda yazı yapabilir” diyor, “kısa sürede”. “Yazında bir saatte kış fırtınasını icat eder”.“Yaz ortamında” diyor,“birden kış meydana getirebilir Allah” diyor. “Kadîri Zülcelâl; Hz. Mehdi(a.s.) ile de”, “Hz. Mehdi (a.s.) ile” bak, şahs-ı manevi değil, “Hz. Mehdi (a.s.) ile de âlemi İslâm’ın zulümatını dağıtabilir”.Yani;“bütün İslam alemindeki zulümatın tamamını kaldırabilir” diyor.Kısmen değil bak;“tamamını dağıtabilir”. Bediüzzaman böyle bir şey yaptı mı, İslam alemindeki zulümatı dağıttı mı?Dağıtmadı. Bütün şiddetiyle zulümat devam ediyor.“Dağıtabilir ve va’detmiştir, va’dini elbette yapacaktır”. “Yaptı” demiyor, bak bunak dedelere bunu hatırlatın, “yapacaktır” diyor, “yaptı” demiyor. “Kudreti İlâhîye noktasında bakılsa, gâyet kolaydır.” Yani;“Cenab-ı Allah’ın gücü açısından bakıldığında gayet kolaydır” diyor. Bunak dedem ne diyor?“Olamaz” diyor, “Adetullah’a aykırı” diyor. Bediüzzaman da;“Adetullah’a aykırı değil, çok makul” diyor. “Eğer dâirei esbâb ve hikmeti Rabbânîye noktasında düşünülse, yine o kadar makuldür diyor. Yani sebebe sarılmak ve hikmeti Rabbânîye noktasında bakılsa yine o kadar makuldür” diyor. Yani; “sebebe sarılmak ve Allah’ın hikmeti noktasında bakılsa yine o kadar makul” diyor. “Ve vukua lâyıktır” diyor.Yani; “vukuu bulması çok güzeldir” diyor. “Eğer Muhbiri Sâdık’tan rivayet olmazsa dahi”.Ki “sahih hadisler” diyor bak, Buhari, Müslim, Tırmızi, İbn-i Mace,Sünen-i Nesih, Sünen-i Davud; hepsinde var. Ehl-i Sünnet’in dört mezhebi zaten kabul ediyor;“Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişi haktır” diyor. “Hadis olmasa dahi” diyor, “olmasa dahi herhalde öyle lazım gelir ve öyle olacaktır” diyor. Yani; “herhalde,Adetullah açısından da mecburen böyle olacaktır” diyor, inşaAllah. Ne diyorsun bunak dedem?Bunak dedem eşek gibi inat eder, yine kabul etmez. Onun için bunak dedelere değil; Risale-i Nur’a uyacağız. Kuran’a, hadise, Risale-i Nur’a. Gidip bunak nefesi koklayacağınıza aç Risale-i Nur’u.Ne diyor?“Yirmi Dokuzuncu Mektup”, “Yedinci Kısım”; bu kadar.“Birinci İşaret”. Baktın mı buluyorsun, gayet kolay. Çok net, sarih, tatlı bir Osmanlıcayla mükemmel anlatmış.
DİDEM HANIM: Hocam, sizin RisaleiNurKulliyati.Com siteniz var. Bu sitede de bütün Risale-i Nur Külliyatı, tamamı mevcut. Arama bölümü de var.Oradan da istedikleri kelimeyi ya da bölümü yazıp istedikleri bölüme ulaşabilir kardeşlerimiz. RisaleiNurKulliyati.Com. Bazı baskılardan çıkartılan bölümleri de, tamamı burada mevcut inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
DİDEM HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yasir Buğra Kara;“Hocam, öncelikle Allah’ın Selamı üzerinize olsun” ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.“Programınızı ilgiyle izliyorum. Çok iyi ve akıcı.Ve ayrıca programlarınızı böyle geç saatlerde yaparsanız çok sevinirim. Hocam, sizin öğrenciniz olmak için ne yapabilirim?” diyor. “Hocam bir sorum var.” Evet. Yasir Buğra Kara.“Nasıl öğrenciniz olabiliriz?” Defalarca söyledik, çok kolay işlemler. Ne dedik? Muhtardan gideceksin ilmühaber kağıdı alacaksın, bir; altı adet vesikalık fotoğraf. Yeni şartlar daha da gelişti.Dilekçe yazacaksın, resmini koyacaksın, diyeceksin;“Ben talebe olmak istiyorum”. Ondan sonra biz göndereceğiz, bakacağız.“Müslümanlar” Allah diyor;“kardeştir” diyor.Kardeşse zaten birbirinin talebesidir, kardeşidir. Ben sizin talebenizim, siz benim talebemsiniz. Nedir yani? Bunun için tören mi olur? İnşaAllah.
DİDEM HANIM: Hocam, Hollanda’dan bir kardeşimizin notunu okuyabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Evet.
DİDEM HANIM:Selami ve Mehmet Yılmaz kardeşlerimiz bugün Hollanda’da yine kitaplarınızı dağıtmışlar. Size de şöyle bir notları var;“Selamün Aleykum Ahmet Muhammed Adnan Hocam, Hocam, varlığınızın farkında olmak çok büyük bir nimet. Benim gibi, Bediüzzaman Said Nursi ve Selahattin Eyyübi’nin torunları olan dindar Güneydoğulu kardeşlerimi dinsiz, ateist olan deccaliyetin oyunlarından biri olan komünist PKK’ya karşı uyarmak ve bilgilendirmek için en etkili olan sizin belgeselleriniz ve kitaplarınızı hediye etmek istiyorum. İlk etapta beş bin Euro’luk kitap dağıtmak istiyorum, Global Yayıncılık’taki kardeşler bu konuda bana yardımcı olabileceklerini söylediler. Hocam, duanıza talibim. Allah sizden razı olsun” diyor. Bu Selami kardeşimiz ayrıca Hollanda’daki tramvaylarda ilanların çıkmasına vesile olan kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: Aslan, aslan, aslan, koçyiğit maşaAllah. Elhamdülillah, maşaAllah. Allah ilmini arttırsın, maşaAllah.
DİDEM HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Evde kedi beslenir mi, sakıncası var mı? Orhan Şahin”. Orhan, kedi yani çok tatlı bir şey, insan yani ‘hayır’ demek isterim ama o kadar şekerler ki bir odayı ona ayırabilirsen süper olur. Hazretin mutlaka bir odası olacak. Güzel onun minik bir yatağı olması lazım. Temizlik malzemeleri, bakımı, ısıtması; hepsine dikkat edersen.Mamalarına titiz olacaksın.Eziyet çekmeyecek.Acı çektirmeyeceksin. Bir de arada sırada gezmeye çıkartmak gerekiyor.Öyle olursa olur.
DİDEM HANIM: Hocam, kardeşimiz size selam vermişti.
ADNAN OKTAR: Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
“Hocam” diyor Kardeşimiz, “buradaki hanım kardeşlerimiz namaz kılıyorlar mı?” diyor. Benim canlarım, beş vakit sünnet-i seniyyeye uygun namazlarını, senelerden beri…Kaç yıldan beri tanıyorum?
TÜLAY HANIM: Yirmi üç yıldır.
ADNAN OKTAR: Yirmi üç yıldan beri namazlarını kılar beş vakit.
BEYZA HANIM:Ben de on altı yıldır, Hocam.
ADNAN OKTAR: On altı yıldır, evet, maşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: Ben de beş yıldır Hocam, kılıyorum inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen beş. Sen?
DİDEM HANIM: On sekiz yıldır.
ADNAN OKTAR: On sekiz yıldır, maşaAllah. Borçlarını da eda ettiler ayrıca benim canlarım.
DİDEM HANIM: İnşaAllah, elhamdülillah.
GÜLŞAH HANIM: İnşaAllah, elhamdülillah.
TÜLAY HANIM: Hocam, sizle tanıştıktan sonra bütün ailem namaza başladı. Ayrıca teyzemler, akrabalarımız, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yalnız, kardeşlerimize ben şaşıyorum.Diyor ki; “Hocam” diyor,“makyajlı nasıl abdest alır?” diyor. Şimdi bu cahilliğinizi göstertiyor. Bir hanım makyaj kullandıktan sonra, makyajlı olduktan sonra ömrü boyunca o makyajla gezmez. Siz sanıyorsunuz ki makyaj bir kere yapılır, on sene öyle gezer adam. Gelir, elini yüzünü yıkar. Müslüman tertemizdir.Çıkartır makyajını, abdestini alır. Yine makyaj yapar, hayatına devam eder. Bu soru beni şaşırtıyor.Bu kadar gerçekten cahil misiniz?Gerçekten bu kadar bilginiz görgünüz hakikaten eksik mi?İnanamıyorum. Yani çok şaşırtıcı.Olur mu öyle şey? İnşaAllah. Makyaj malzemesi yıkandığındarahatça çıkan malzemedir. Müslüman zaten sık sık yıkanır, tertemizdir.Makyajını da çıkartır.Mesela ojesini de çıkartır. Çünkü zaten vücudun hava alması gerekir.Sürekli makyaj mahsurlu bir şeydir, inşaAllah. Mesela ojesini de çıkartır, akşam yatarken çıkartır, abdest almadan önce çıkartır; tamamdır. Sonra istediği gibi yine makyajını yapabilir bir hanım, inşaAllah. Şimdi “cevap vermeyeyim” diyorum ama yani hakikaten samimi üslubunuz olduğu için cevap veriyorum ama bu kadar cahil olmanıza, görgünüzün bu kadar eksik olmasına da cidden şaşıyorum. İçler acısı.Genel kültürünüz olacak, bilginiz olacak.Bu kadar yani,ne diyeyim? Bunun karşılığı var da yakıştıramıyorum size söylemeye.
Hilmi Görür;“Hocam” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın kan dökmeyeceği konusu çok önemli” diyor, “onu sık sık anlatmanız çok iyi oluyor” diyor.
Fatma isimli bir hanım kardeşimiz;“Selamun Aleyküm” ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu “çok çok yakışıklı can Hocam.Hocam, ben sizi her zamanki gibi yine çoook ama çook özledim.Artık taşma noktasında olduğu için yazmam gerekti. O güzel bembeyaz ellerinizden, yıldız gibi parlayan nurlu yüzünüzden öpmek, o cennet güzeli gözlerinize karşınıza oturup bakmak istiyorum. Yüreğimi ısıtan, imanla dolmasına vesile olan güzel insan” diyor, “bir tanecik Hocam” diyor, “güzeller güzeli”diyor, maşaAllah. Bu ne sevgi bu? Bu nedir bu sevgi böyle? MaşaAllah. “Allah samimiyetten, takvadan, İslam’dan, Kuran’dan, yolunuzdan ve sizin gönlünüzden, gölgenizden beni ayırmasın inşaAllah” diyor,“çok yakışıklı Hocasını çok seven talebesi” diyor,maşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: Hocam, elleriniz gerçekten çok dikkat çekici ama maşaAllah. Çok heyecan verici bir güzelliği var ellerinizin, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Senin de o minik fındık burnunun. Sen çok tatlı bir şeysin.
GÜLŞAH HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Anne yine her zaman olduğu gibi nöbette ve aile de nöbette değil mi herkes?
GÜLŞAH HANIM: Evet Hocam, her zaman öyleler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Fatih Mehdi”.Soyadı da güzelmiş, maşaAllah. “Ebu Davud’dan bir rivayet var Hocam” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.) maribten, batıdan çıkacak” diyor. “Bu ‘batı’dan ne anlamak lazım?Bizi aydınlatır mısınız?” İslam aleminin en batı noktası neresi? İstanbul’dur. Zaten İstanbul’da çıkacağına dair çok fazla hadis var. “Konstantin”, “Konstantin” diye sürekli geçer hadislerde. “Hayırlı geceler Hocam”diyor,“bir şey söylemeden edemeyeceğim” diyor, “çok yakışıklısınız” diyor, “neredeyse kıskanıyorum” diyor. Öyle deme de ‘gıpta ediyorum’ dersin, gıptadan bir şey olmaz. Zaten şöyle bir işaret yazmış iki tane nokta; o ne oluyor?
GÜLŞAH HANIM: Gülmek.
ADNAN OKTAR: Espri olarak yapıyor ama, evet.
DİDEM HANIM:Hocam Ankara’daki gönüllü kardeşlerimiz bu cumartesi - pazar günü fosil sergisi yapıyorlar inşaAllah ve Harun Yahya kitaplarının dağıtımını yapacaklar. Bütün Ankaralı kardeşlerimizi bekliyorlarmış. Abidin Paşa Merkez Camii önünde.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Abidin Paşa,Topraklık, maşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oruç Mehmetli;“Sizin sohbetleriniz birçok insanın dine, Müslümanlık’a dönmesine vesile oluyor.O yüzden sizi ve sohbetlerinizi çok seviyoruz. Azerbaycan’dan Oruç Mehmetli”. Allah razı olsun, inşaAllah.
Yasemin Terzioğlu, maşaAllah o da A9 broşürü dağıtıyormuş, onları anlatmış.
GÜLŞAH HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Derya Öztunç;“Öncelikle sizi çok sevdiğimi belirtmek istiyorum. Size resimler gönderiyorum canımHocam” diyor.“Ama içlerinde en değerli ikisinin resimlerini sizinle paylaşmak istedim. Biri dünyalar tatlısı oğlumuz Ahmet Arel.Dünya yakışıklısı Muhammed Ahmed Adnan Hocamız’ın resmini iletiyorum.” Ahmet Arel, var mı o fındığın?
DİDEM HANIM:Geldi Hocam, evet.
ADNAN OKTAR: Göster bakıyım, göreyim o keratayı. MaşaAllah.Ne yakışıklıymış bu böyle! MaşaAllah, çok çok güzel. Efsane, efsane, efsane!MaşaAllah.Asaletin yeter. Ama o sevimliyi bana göster bir daha bakayım. Çok yakışıklı maşaAllah.Aslan o aslan, maşaAllah. Yüzünde seyyid yüzü var maşaAllah, çok güzel. Allah ömrünü uzun etsin. Allah sağlık, sıhhat, afiyet, iyilik versin, hidayet nasip etsin, İslam’dan, Kuran’dan hiç ayırmasın. Allah, cennet nasip etsin inşaAllah; hepimize, bütün Müslümanlara.
DİDEM HANIM: Hocam, biraz önce resimleri görünen yerde 26-27 Kasım tarihleri arasında İstanbul’da, 10.00 – 22.00 arasında fosil sergisi ve A9 kanal tanıtımı olacak inşaAllah. Outletpark, Beylikdüzü, giriş katı. Bütün kardeşlerimiz buraya da davetlidir, inşaAllah. İstanbul’da.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Haydi bakalım aslanlarımıza, koç yiğitlerimize Allah güç kuvvet versin. Çok güzel, maşaAllah. Şahane çalışmalar bunlar. Sevabı çok, etkisi çok!Bunlar ahir zaman aslanları. “Onlar gündüz aslan, gece abiddirler” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), maşaAllah. Hocam, sen anlatacağın başka şeyler varsa hepsini anlat.
DİDEM HANIM: Anlatayım Hocam tabii, emredersiniz. Hocam, siz 9 Kasım 2011 tarihindeki röportajınızda şöyle demiştiniz; devletten 28 Şubat’ın tahribatını telafiye yönelik bir girişimde bulunmasını talep etmiştiniz. 28 Şubat’ta açılan davaların hala devam ettiğini, 28 Şubat’ta hukuku çiğneyenlerin yaptıklarının yanlarına kâr kaldığını bildirmiştiniz. Nitekim geçtiğimiz günlerde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 28 Şubat’la ilgili bir soruşturma başlattı. Soruşturma kapsamındaSayın Savcı Bilgili şu konuyu ele alacağını açıkladı;“irtica kisvesi altında mütedeyyin vatandaşların PKK’dan daha tehlikeli ilan edilmesi, halkın büyük bir kısmının bu kişilere düşman ilan edilmesi, o tarihli gazetelerde yer alan bu demecin incelenmesi”.Böyle bir madde var.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu doğrudan bizle ilgili bir şey. Kendini Türkiye’nin kurtarıcısı olarak gösteren Saadettin Tantan çıktı bütün gazetelerin, basının önünde, bütün Türk medyasının önünde dedi ki; “Adnan Oktar” dedi, “Abdullah Öcalan’dan daha tehlikeli, PKK’dan daha tehlikelidir” dedi. O sözünün üstüne tutuklandım ben. Normalde tutuklanmayacaktım.O sözün üstüne infial meydana geldi, tutuklandım.
DİDEM HANIM: Doğru, evet.
ADNAN OKTAR: Evet. Yarın bununla ilgili daha detaylı bilgi veririz.Bugünlük bu kadar olsun, yarın devam ederiz inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...