BERİL HANIM: ‘Adnan Oktar’la Sohbetler’ programına hoş geldiniz. Mehtap ve Yasemin bizlerle beraber. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Hocam buyurun, anlatın bir şeyler, konuşalım.
DİLEM HANIM: Tabii Hocam, inşaAllah. Bu gün hicri yılbaşı, 1433 yılına girdik, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah Allah! 1433, Hz. İsa (a.s)’ın göğe alındığı yaş, 33. 1433. Yakında da 2012’ye gireceğiz. Bakalım 2012’de neler olacak neler. Seyredin 2012’yi.
DİLEM HANIM: Hocam onunla ilgili de bir haber var, 2012 ile ilgili.
ADNAN OKTAR: Nedir?
DİLEM HANIM: Şöyle diyor; Meksika’da Maya antik kentinde yapılan kazılarda 21 Aralık 2012’de dünyanın sonunun geleceğini işaret eden bir tablet daha bulmuşlar. Tabletin üzerinde bu tarihin yanı sıra, ‘ve o gökyüzünden inecek’ yazısı yer alıyormuş. Bilim adamları tablette geçmişe değil geleceğe dair semboller olduğunu belirterek; bu yazının anlamını çözmeye çalışıyorlarmış.
ADNAN OKTAR: Hz. İsa Mesih (a.s)’a bakıyor direkt; Hz. İsa Mesih (a.s), gökten inen odur. Hz. İsa Mesih (a.s), inşaAllah.
Bir konu daha rica edelim.
DİLEM HANIM: Tabii Hocam, inşaAllah. Ahmet Hakan iki gün önce, sizin de adınızı vererek, bazı kesimlerin kendisini eski düşüncelerinden dönen biri olarak tanımladıklarından dem vurmuş. Ve aynı yazıda dine verdiği önemi vurgulayan bir açıklama yapmıştı. Ekşi Sözlük’te kutsal değerle yönelik, saygıya uygun olmayan yazılara son derece karşı olduğunu, böyle bir saygısızlığı asla hoş görmeyeceğini ifade etmişti. Bu günkü yazısında ise; “Dersim katliamı için özür dilendi. İleride de Apo’dan özür dilenecek mi?” şeklindeki sorulara cevap vermiş. Yazısında Allah bu insanlara akıl fikir versin diyerek, Öcalan’ın dağlarda terör örgütü kuran ve devletle çatışmaya giren bir insan olduğunu,PKK’ya karşı mücadelenin devletin görevi olduğunu ve kandilde masum sivillerin değil teröristlerin bombalandığını yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Kendince analizler yapıyor. Fakat Ekşi Sözlük’te adamlara “aman ağzınızı bozmayın, zırvalamayın, münasebetsizlik yapmayın” değil de, bunların münasebetsizlik yapmalarını, zırvalamalarını ortadan kaldıracak tedbirler alınması lazım. Eğitilmeleri gerekiyor. Adamı hayvan gibi görürsen, hayvan olduğunu ona anlatırsan, hayvan olduğuna onu inandırırsan, ilkel bir hayvanın biraz gelişmiş şekli olduğunu söylersen, adam hayvanlık yapar. Eşeklik de yapar, hayvanlık da yapar. Adamın hayvan olmadığını, insan olduğunu öğretmek çok önemli. İnsan olduğunu öğrenirse yapmaz zaten adilik. Ama hayvan olduğuna inanırsa hayvanlık yapıyor. Gece gündüz adama “sen hayvansın, sen hayvansın” dersen, adam da hayvan olduğuna samimi olarak inanıyor. Onun için Darwinist, materyalist eğitimin kaldırılması lazım. Darwinizm, insanların hayvan olduğunu söylüyor, değil mi? “İnsan değil” diyor. “Hayvandırlar” diyor. “Mikroptan üredik” diyor. “Atamız mikrop” diyor. Şimdi adam düşünüyor,“atam mikropsa benim” diyor, kendisi de o zaman mikrop olduğuna inanıyor. O zaman mikropluk yapıyor. Mikrop karakterli oluyor. Bunun ortadan kaldırılması gerekiyor önce, bu konunun halledilmesi lazım. Gayet de kolay. Nasıl hallolur? Bilim, bilime sonuna kadar inanıyoruz. Bilime sahip çıkıyoruz. Bilimin bir nimet olduğuna inanıyoruz. Bilim bize ne diyor? Paleontoloji, “delilleri bir araya getirin” diyor. Ne kadar? On milyon mu? Değil. Yirmi milyon mu? Değil. Üç yüz elli milyonun üstünde fosil, üç yüz elli milyon. Koyuyoruz ortaya, yayıyoruz; mesela farz edelim Konya Ovası’na yaydığımızı düşünün, tek bir tanesinde bile evrimi gösteren delil yok. Hepsi yaratılışı gösteriyor. Üç yüz elli milyon delille sen konuyu kavrayamıyorsan, ben sana ne anlatayım? Üç yüz elli milyon delil. Ayrıca diyoruz ki, “kardeşim, canım ciğerim, muhterem kardeşim, samimiysen inancında bize bir tane delil getir” diyoruz. Getir masanın üstüne koy fosili, değil mi? Hatta dedik ki, “fosilden de geçtik artık, fotoğrafını getirin, kabul edeceğiz.” Fotoğrafı da yok. Adam televizyona çıktı Haber Türk’te; fotokopi çektirmiş, gösteriyor, çekiyor. Gösteriyor,çekiyor. Böyle hani var ya showgirller olur. Onların hareketleri gibi garip hareketler böyle. Göstersene böyle bir delil varsa. Gösteremiyor. Fotoğrafı göstermeye korkuyor, gösteremiyor. Çünkü doğru değil. Öyle bir fotoğraf yok, belge yok. Ayrıca diyoruz ki, muhterem kardeşimiz, ağa babalarına sorduk… Protein, artık en temel şey, bir sarayın tuğlası olarak düşünün, “bu tuğla yani protein tesadüfen olur mu, olmaz mı? Rica ediyoruz, söyleyin” dedik. Önce demagoji yaptı o elma yanak, Dawkins. Sonra, biz Avrupa’da bütün yayınevlerine bu kitaplardan gönderdik, Yaratılış Atlası. Herkesi bilgilendirdik. Sonra bunu alıp çekip getirdiler. “Anlat, bu protein tesadüfen olur mu, olmaz mı?” dediler.Onların bilgiyle donatıldığını bildiği için felç oldu. Daha önce uçuyordu. “Olur tabii ki, niye olmasın?” falan diyordu. Bilgi ile donatıldığını anlayınca, kıvranmaya başladı. Böyle hani Erbakan Hocam diyor; “ıkınıyordu, sıkınıyordu.” Ecevit için, rahmetli ona söylüyordu. Ikınıp sıkınmaya başladı. Sonra dedi ki; “gökten uzaylılar, gelişmiş varlıklar, onlar yapıp proteinleri buraya gönderdiler” dedi; kromozomları, şunu bunu falan. Canım, ciğerim, muhterem arkadaşım, yani niye oturup bu konuyu uzatıyorsun? Uzaylı demek, ne demek? “Bir güç, büyük bir güç yarattı” diyorsun. Protein yapacak, kodlama yapacak genetik bilgiye sahip bu uzaylıları kim yaratıyor? Orada duruyor. Onu düşünemeyecek durumda artık bak. Oraya kadar düşünebiliyor. Ondan sonrası düşünemiyor. Şimdi biz bu adamlara ne diyelim? “Allah yarattı” diyemiyor. Diyor ki, “Bir dizayn var, bir akıllı varlık tarafından yapılmış” diyor ama “uzaylılar yapmıştır” diyor. Demagoji. Vaktimizi alıyor. İş çıkarıyor yani. Belli ki “Allah yarattı” diyorsun işte.
Hocam buyurun, bir ayet söyleyin.
MEHTAP HANIM: İnşaAllah Hocam, tabii ki. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır” diye buyuruyor Allah inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Beril Hocam siz buyurun.
BERİL HANIM: İnşaAllah Hocam. Enam Suresi 20. ayeti söyleyeyim. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Bizim kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu, çocuklarını tanır gibi tanırlar. Kendilerini hüsrana uğratanlar; işte onlar inanmayanlardır.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Resulullah (s.a.v) Tevrat’ta öyle tarif edilmiş ki, sözlü Tevrat’ta ama yazılı Tevrat’ta söylemiyor. Bakıyor adamlar, hahamlar, “bu o” diyorlar. Hemen anlamışlar. Ama “niye bizden gelmedi Peygamber” demişler? Konu bu? “Niye bizden gelmedi?” “Peygamber olduğuna inanıyoruz” demişler. “Belli peygamber olduğu ama bizden gelmesi gerekiyordu. O yüzden kabul etmiyoruz” diyorlar.
PKK’lıların gazetesinde ne diyor? Bana akıl vermişler. Komünist kafanızla, PKK’lı kafanızla oturup bana akıl veriyorsunuz. Yolunuzda yürümekten acizsiniz. İki elinizle bir yola gidemiyorsunuz, oturuyorsunuz bana akıl veriyorsunuz. Aklınız olsa komünist olmazsınız, memleketi bölmeye kalkmazsınız. O kadar Güneydoğulu insanı kandırdınız, dağlara çıkarttınız. O kadar Mehmetçik’in şehit olmasına vesile oldunuz, aptalca komünist kafayı zorla Türkiye’de hakim kılmak için gayret ediyorsunuz. Ben de kafanıza ot tepiyorum. Boş kafanıza ot dolduruyoruz. O zaman ne yapıyorsunuz? Hopluyorsunuz. Hırbolar, oturmuş bana nasihat ediyor; yolda yürümekten aciz. Anlattığı şeyler de ipsiz sapsız, mantıksız şeyler. Hocam buyurun.
YASEMİN HANIM: İnşaAllah Hocam. Euzu billahi mineşşeytânirracîm, Bismillahirrahmanirrahim, “Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zamanve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne şahane ayet, ne ihtişamlı; ne kadar kalbe sürur, ferahlık, inşirah veren bir ayet. MaşaAllah. Bütün Kuran ayetleri böyle, maşaAllah.
Kimle? Ne yapıyoruz? Ne konuşuyoruz? Bir anlat, nedir? Olayı bir anlat.
DİLEM HANIM: Hocam Dr. Manfred Gerstenfeld ile görüşme olacak, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu muhterem ne iş yapıyor? Nedir?
DİLEM HANIM: Kudüs’te bulunan düşünce kuruluşu Jerusalem Center for Public Affairs’in yönetim kurulu başkanıymış. Aynı zamanda Jewish Political Studies Review Dergisi’nin editörü. Antisemitizm konusundaki çalışmalarıyla tanınıyormuş. 5 dile çevrilmiş 12 kitabı varmış.Hocam makaleleri İsrail’de önde gelen gazete ve dergilerde de yayınlanıyormuş. Özellikle Baltık ülkelerinde de çeşitli gazetelerde anti-semitizm konusunda makaleleri varmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Baltık ve reçelltık fark etmez. Nerede olursa olsun biz dinleriz, konuşuruz. İsrailli değil mi bu muhterem?
DİLEM HANIM: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam başlayalım, buyur. Göster bir önce, kim olduğunu göreyim. Hocamız bu, evet. Başlayalım.
Selam Dr. Manfred. How are you?
DR. MANFRED GERSTENFELD: İyiyim, iyi dileklerimi iletiyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tamam buyurun, sorularını alayım.
DR. MANFRED GERSTENFELD: Türkiye’de İsrail’in birçok dostu olduğunu biliyorum ama Türkiye’de aynı şekilde ciddi bir anti-semitist propaganda var. Anti-semitist eğilim var. Hatta bu yönde çok fazla kitaplarda var. Süper marketlerde bile bu kitaplar satılabiliyor. Türkiye gibi bir demokraside bu nasıl mümkün oluyor?
ADNAN OKTAR: Anti-semitist faaliyet bizim çalışmalarımızdan dolayı Türkiye’de durdu. Yani bundan sonraanti-semit bir faaliyet olması Türkiye’de mümkün değil. Kimse de kaale almaz. Çünkü bizim anlatımlarımız geniş çapta hem televizyonla, hem kitaplarla, hem dergilerle, dünya çapında ilgili kişilere ulaştı. Cahil çevrelerde çok küçük, çok radikal bir azınlığın dışında Türkiye’de anti-semit faaliyet, düşünce ve inanç yok. Bu konuda beyefendiye bir müjde verebilirim. Öyle bir şey yok.
DR. MANFRED GERSTENFELD: Sayın Adnan Oktar’ın kendisi de birkaç sene önce anti-semitist kitaplar yazmıştı. Neden şimdi değişti? Anlatabilir mi?
ADNAN OKTAR: Bana ait bir kitap değil o. Benim ismimi taklit edip yazan birçok kişi oldu. Onlardan bir tanesi o arkadaş. Bana ait kitaplarda benim adım-soyadım ayrıca geçiyor. Adnan Oktar olarak geçiyor. O kitapta Adnan Oktar olarak geçmiyor. Bana ait bir kitap değil.
DR. MANFRED GERSTENFELD: Teşekkürler. Türk hükümeti Gazze’deki yardım gemisini desteklemişti. Orada dokuz Türk vatandaşı öldürülmüştü. Erdoğan’da bundan önce o yardım gemisini düzenleyenlerle bir araya gelmişti, bu doğru mu?
ADNAN OKTAR: Türk hükümetinin bilgisi dahilinde bir olay değildir bu. Oradaki arkadaşların kendi bağımsız çalışmasıdır. Hükümetin herhangi bir ilgisi, alakası bu konuda, bu çalışmada olmamıştır.
DR. MANFRED GERSTENFELD: Bu konuda aslında kanıtlar var, şahitler de var. Bağımsız araştırmacıların araştırmasına göre hükümet bunu biliyordu. AKP’de biliyordu. Steven Marley diye bir araştırmacının yaptığı araştırmaya göre, Erdoğan da biliyordu.
ADNAN OKTAR: O Steven Marley mi neyse, ben de Adnan Oktar’ım. Onun demesini ben bozuyorum işte. Bilen benim, bilirkişi olan benim. O bilmez, bana sorsunlar. Benim bildiğim bu.
DR. MANFRED GERSTENFELD: Pek katılamayacağım sanırım.
ADNAN OKTAR: Teşekkür ediyorum. Benim bilgim bu. Karşı tarafın bilgisi de o. O zaman o beni ilgilendirmez, ben bildiğim bilgiyi aktarıyorum. Resmi olarak böyle bir olay yok. Yani araştırmacı şunu söylüyor, araştırmacı bunu söylüyor… Araştırmacılar İsrail hakkında da bize çok şey söylüyorlar ama biz inanmıyoruz. Şunun demesiyle, bunun demesiyle olay değerlendirilmez. Açık, net belgeyle olur. Net belge olmadan, Mr. bilmem şu dedi, Mr. bilmem ne bunu dedi, dersek o zaman dünya da hercümerç olur. Belge konuşur böyle şeylerde, delil konuşur.
DR. MANFRED GERSTENFELD: Bu konuda katılamayacağım. İkinci sorumu sormak istiyorum.Erdoğan İsrail’den bir özür istiyor ama Ermenilerin katliamı konusunda bir özür dilemedi. Bu konuda bir özür dileyecek mi? İddia edilen katliam konusunda.
ADNAN OKTAR: Ermeniler Türkleri katlettiler, doğru. Orada özür dileyecek olan Ermenilerdir. Türkiye niçin böyle bir şeyde özür dilesin?
DR. MANFRED GERSTENFELD: Tabii ki anlıyorum bu yaklaşımınızı ama Türk hükümetine olan güvenimizi arttırmıyor. Zaten şu anda İsrail’le Türk hükümeti arasında da bu şekilde bir güven eksikliği var.
ADNAN OKTAR: Hükümetler arasında güven eksikliği önemli değildir. Halkların arasındaki güven önemlidir. Türk Milleti İsrail’i ve İsraillileri sever. İsrailliler de Türk Milleti’ni sever. Hükümetlerin birbirinden hoşlanmaması son derece makul; bir hükümet gelir, bir hükümet gider. Hükümetler gidicidir, halk-millet kalıcıdır.
DR. MANFRED GERSTENFELD: Bu dediğiniz doğru. Ama Erdoğan İsrail’e karşı nefreti kışkırtıyor. İsrail bunu yapmadı, öyle bir tavır göstermedi. İki devlet arasında, iki hükümet arasında bu şekilde bir farklılık var. Erdoğan İsrail hakkında çok kötü şeyler söyledi.
ADNAN OKTAR: Olabilir. Ben bizim milletimizin görüşünü belirtiyorum. Türk Milleti’nin görüşü önemlidir, benim görüşüm önemlidir, Türkiye’deki diğer partilerin görüşü önemlidir.Türkiye demek Sayın Erdoğan demek değildir. Erdoğan bir kişi, Türkiye yetmiş milyondur.
DR. MANFRED GERSTENFELD: Evet ama Erdoğan çoğunluk oyuyla başa geçti, dolayısıyla insanların çoğunluğunu temsil etmiyor mu?
ADNAN OKTAR: Tamam da, çoğunluk “İsrail’e böyle bak, bu şekilde bak” demiyor. Çoğunluğun onu orada iktidara getirmesinin sebebi, iddia edilen Ergenekon terör örgütünü hükümetin tepelemesidir. Gayet de güzel başarılı faaliyet yapıyorlar. Yoksa hükümetin ekonomik başarısından dolayı yahut diğer başarılarından dolayı değil. Burada hayati bir konu var. Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti yıkmaya kalkmış bir çete var. Bu çeteye karşı bu hükümet net tavır alıyor, o yüzden halkımız yüzde elli oyla iktidara getirdi. Bu iddia edilen Ergenekon Terör örgütü belası kaktığında muhtemelen başka bir hükümet iktidara gelecektir.
DR. MANFRED GERSTENFELD: Erdoğan bütün Yahudilerin öldürülmesini isteyen Hamas’ıdestekliyor, bu da tabii ki çok ciddi ve tehlikeli bir durum.
ADNAN OKTAR: Türkiye halkının on binde biri bile Hamas’ı desteklemez. Türkiye Atatürkçüdür, aydındır, demokrattır, laiktir; dolayısıyla Hamas’ı destekleyen bir halk olmadığına göre bu sözünde isabetli bir yönü yok. Bizim milletimiz demokrasiden yanadır, aydınlıktan yanadır; hoşgörüden, insancıllıktan, sevgiden, muhabbetten yanadır ve diğer bütün ülkelerle dost olmayı isteyen bir yapıdadır.
DR. MANFRED GERSTENFELD: Neden bütün demokrasi dostları o zaman Hamas’ı destekliyor?
ADNAN OKTAR: On binde birlerle konuşmayalım. Türkiye’nin binde dokuz yüz doksan dokuzunu hedef alın konuşurken. Binde biriyle konuşursak doğruyu konuşmamış oluruz. Binde dokuz yüz doksan dokuzunun böyle bir sorunu yok. Binde birinin sorunu varsa onun da önemi yoktur. Çoğunluk önemlidir.
DR. MANFRED GERSTENFELD: Amerikan araştırmaları enstitüsüne göre dünya çapında yüz altmış beş milyon Müslüman Bin Ladin’in fikirlerini destekliyor. Sayın Adnan Oktar bu konuda ne düşünüyor?
ADNAN OKTAR: Ben Türkiye’den bahsediyorum. Türkiye’de halkın mesela on bin kişilik bir bölüm olarak alalım. Dokuz bin dokuz yüz doksan dokuzu karşıdır Ladin’e. Bu yeterli bir ölçü.Biz İslam ülkelerinde demokrasi var demedik, bozukluk var. Zaten onun için Kral Mesih geldi, onun içinHz. Mehdi (a.s) devrindeyiz. Onun için şu an ahir zamanın harika gelişmeleri oluyor. Kral Mesih’in düzelteceği, Kral Mesih’in neticelendireceği bir durumdur bu. İsrail’in içinde de böyle sorunlar var, Irak’ta da var,Amerika’da da var, dünyanın her yerinde bu sorunlar var. Kral Mesih-Hz. Mehdi (a.s)’ın varoluş sebebi budur. Zaten bu bozukluğu gidermektir.
DR. MANFRED GERSTENFELD: Evet, doğru; bu araştırmaya göre Türkiye’deki bu yüzde çok düşük ama yine de yüzde dört oranında böyle bir destek var.
ADNAN OKTAR: Yüzde dört çıkabilir, doğrudur. Yüzde üç-dört çıkabilir mümkün. Ama bu çok müthiş düşük bir oran.Aynı şekilde İsrail’de de biz böyle bir oranlama yaparsak, aynı oranı İsrail’de de bulabiliriz. Amerika‘da da bulabiliriz, her ülkede bulabiliriz. Dolayısıyla kaale alınacak bir sayı değil bu. Önemi de yok. Türkiye’nin genel yapısını etkileyecek bir yönü de yok.
DR. MANFRED GERSTENFELD: Yeni Osmanlıcılık konusunda çok fazla yazı yazıldı. Sayın Davutoğlu’nun görüşlerine Türkiye’de ne kadar destek var?
ADNAN OKTAR: Davutoğlu helal süt emmiş, çok mübarek, muhterem bir insandır. Çok değerli bir insandır. Ben garanti veriyorum. Ben İsrail’i seven, İsrail’in dostu olan bir insanım, söylüyorum. Başbakan Erdoğan da mazlumdur. Bakmayın siz öyle konuştuğuna; son derece şefkatli, merhametli bir insandır. Küçük çocuklar görür, onlarla şakalaşır. Öyle kan akıtacak, zulüm yapacak bir ruha sahip değil Sayın Erdoğan; dindardır, Allah’tan korkar. Dolayısıyla o konuda da garanti veriyorum, öyle bir sorun çıkmaz. Bu konuda gönülleri çok rahat olsun. Bak, şuradan anlasın mübarek, muhterem Hocamız; Malatya’da İsrail’i nükleer saldırıdan korumak için, Türkiye bütün riski üstüne alarak ve füzeleri engelleyecek hava sahası bizde olacağını da kabul ederek -vurduğumuzda nükleer serpinti Türkiye’nin üstüne yağacak- buna rağmen Allah rızası için, özellikle de İsrail’i korumak için Malatya’da biz füze üssü kurduruyoruz, radar üssü kurduruyoruz. Bunun üstüne daha ne olur? İsrail’i korumanın, sevmenin, şefkatin bundan büyük delili olur mu?Bunun üstüne daha ne konuşulur?
DR. MANFRED GERSTENFELD: Batı Avrupa’da Müslüman göçmenler arasında anti-semitist oranı çok yüksek ayrıca yine Batı Avrupa’da Yahudilere karşı şiddet de çok yüksek. Bunu engellemek, anti-semitizmi durdurmak için ne yapılabilir?
ADNAN OKTAR: Kral Mesih’e müracaat edeceksiniz. İsrail’in kurtuluşu Kral Mesih’dedir. Eğer Tevrat’a inanıyorsanız, Tevrat’a saygınız varsa Kral Mesih’in bütün alametleri çıkmıştır. Açın bakın Tevrat’a. Ama Tevrat sizi ilgilendirmiyorsa felaket kapıda zaten. Yani Allah intikam alacağını söylüyor İsrail’den. Müthiş bir felaket senaryosu anlatılıyor Tevrat’ta. Ama Kral Mesih’e uyduklarında 3000 yıldan beri bekledikleri o muhteşem çağa, o güzel çağa; o huzurlu, o görkemli çağa gireceklerini ve müthiş bir zenginlik, huzurlu, bereket, bolluk içinde yaşayacaklarını Allah söylüyor. Onun için Kral Mesih’i arayın; Kral Mesih geldi, onun zamanındayız.Rabbani bilginlere sorun, yüksek bilginlere sorun; bütün hahamlar bilir, bütün büyük bilginler bilirler. Mesih’e tabi olduğunuzda mesele hallolacaktır. Onun dışında İsrail içinde bölge içinde bir rahatlık yoktur.
DR. MANFRED GERSTENFELD: Bana bu fırsatı verdiği için çok teşekkür ediyorum. En iyi dileklerimi sunuyorum. Umarım bir gün şahsen buluşma, tanışma imkanımız da olur, tanışma imkanımız olur.
ADNAN OKTAR: Ben davet ediyorum. Gelin, Türkiye’ye buyurun. Selamlar.
DR. MANFRED GERSTENFELD: Selam.
ADNAN OKTAR: Kral Mesih pek ilgilendirmiyor herhalde hocayı. Allahualem Tevrat’la pek alakası yok, dindar değil Allahualem. İşte bütün felaket bunun altında, dünyevi tedbirler almaya kalkıyor. Dünyevi tedbirle batarsın, başka bir şey olmaz. Tevrat’ın açık hükmü, Tevrat’ta söylüyor,Mesih’in bütün alametleri çıktı. Sen, Hz. Mehdi(a.s)’ı hiç yerine koyarsan, Allah da seni hiç yerine koyar. O zaman tabii ki dünya nefret eder. Tevrat’ta geçiyor, “bütün dünyanın nefretini üzerinize çeviririm” diyor. Müthiş bir felaket vereceğini söylüyor Allah. Dehşet verici Tevrat’taki hükümler. “Yerle bir ederim” diyor Allah. Bak, mübarek hiç çıtını çıkartmadı. Evet demiyor, tasdik etmiyor. Dünyevi tedbir alıyor. Dünyevi tedbirle nereye gidersin?
Haydar Haydar, dedemin lakabı. Haydar sana kurban olayım. Allah lakabını da muhteşem yaratmış. Tam delikanlı işi Ali Haydar. Allah’ın döne döne dövüşen aslanı anlamı. Haydar-ı kerrar. Haydar-ı murteza. Ne yapalım ne edelim? Bizim astronotumuz devreye girsin. Cingir cingir sesiyle. Artık ona dayanacaksınız ama bilgisi önemli. Doğru anlattıkları, bu anlattıkları doğru. Flash TV’yi övüp duruyordu. Seyredin, seyredin diyordu. Gösterdik Flash TV’yi, yani benim pek seyredeceğim gibi değil. Ama tabii kimseye bir şey diyemeyiz. Buyurun dinleyelim.
VTR- Cübbeli Ahir Zamanı ve Hz. Mehdi (a.s)’ı Anlatıyor.
DİDEM HANIM: İyi akşamlar sayın seyirciler. Litvanya’dan Carolina, Ece Hocam ve Damla Hocam’la birlikte yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Ece Hocam dünya güzeli. Anne demin buradaydı. Ne kadar benziyor annen sana.
ECE HANIM: Evet ama annem çok çok güzel, maşaAllah. Dünya güzeli.
ADNAN OKTAR: Prenses Süreyya’ya benziyor, muhteşem kadın. Hem huyu güzel, hem kendi güzel.
ECE HANIM:MaşaAllah. Çok güzel ahlaklı, Müslüman ahlaklı, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ece Hocam High School mezunudur, bir; dereceyle bitirdi okulu, iki. İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat’tan mezun oldu, yine iyi dereceyle.
ECE HANIM:Vesilenizle Hocam hepsi, Allah razı olsun. Sizin teşvikinizle, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ana dili gibi İngilizce ve Fransızca bilir, maşaAllah. Bütün dünyayı da gezmiş, maşaAllah. Görgüsü, kültürü muhteşemdir, inşaAllah.
ECE HANIM:Allah razı olsun Hocam. İslamiyet’e faydam olur, inşaAllah. Allah rızası için.
ADNAN OKTAR: Kaç yıldan beri talebemsin?
ECE HANIM:Hocam, Allah’a çok şükür 23 yıldan beri sizi tanıyorum. Elhamdülillah, maşaAllah. Çok gururla da söylüyorum. Allah’a çok şükür, Allah beni bu dönemde yarattı, sizinle tanıştırdı ve sizin talebeniz yaptı, maşaAllah, elhamdülillah. Dünyada olabilecek en büyük nimetlerden biri, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Damla Hocam nasılsınız?
DAMLA HANIM:Çok iyiyim Hocam, elhamdülillah. Siz nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun. Hocam buyurun; ilim, irfan denizi Hocam.
DİDEM HANIM: Estağfurullah Hocam, inşaAllah. Hocam, Abdullah Öcalan’ın ceza evinden gönderdiği mektupların içinde Ahmet Altan ve Cengiz Çandar’ın isimleri geçiyor. Bu kişilerin KCK operasyonlarını eleştirmekle önemli bir iş yaptıklarını söylüyor. “Ama daha cesur olmaları gerekir” demiş. Mektuptaki ifadeleri okuyayım isterseniz, terörist başı mektupta Cengiz Çandar’ın Kürt raporuna ilişkin; “Cengiz de bir şeyler yazmış, bir şeyler anlatıyor ama o da derinliğini anlamamış. Çok yetersiz kalıyor” diyor. Bu raporda Cengiz Çandar, federasyonu ve bölünmeyi savunuyordu. Mektupta Ahmet Altan içinse şunları söylüyor Öcalan; “Ahmet Altan yazısında savaşın gümbür gümbür geldiğini, bunu durduracak tek kişinin de ben olduğumu yazıyor. İyi de ben burada ayda yılda bir yaptığım bir-iki saatlik yaptığım görüşmeyle mi bunu başaracağım. Yapabiliyorsa bu koşullarda gelsin kendisi yapsın. Ona söylenmeli, Öcalan rolünü oynaması için hükümetin adım atması lazım, irade göstermesi lazım. Onlar da üzerine düşeni yapmalı.”
ADNAN OKTAR: Adam böyle saftirik bir üslup kullanıyor, abuk subuk. Komünist devlet kurmak istiyor adamlar, çok vahim bir şey yani. Büyük bir komünist Kürt devleti kurmak istiyorlar. Ondan sonra zaten Ortadoğu, Allah esirgesin, kan denizi olur. Zaten Türkiye diye bir şey kalmaz ondan sonra. Yani bu dedikleri olduktan sonra Türkiye bitti demektir, Allah esirgesin. Türklük, Türkiye diye bir konu kalmaz, Allah vermesin. Mahvolur yani. Adam başında bunu düşünecekti, Abdullah Öcalan. Büyük bir felaketin kıvılcımını çakmış, şimdi yaptığı felaketi daha da geliştirecek planlar yapıyor. Olmaz. Yapacağı şey susmak. Yaptığı tahribatı biz düzeltmeye gayret ediyoruz, düzelteceğiz tahribatı. Türk-İslam Birliği’ni oluşturarak bu belayı ortadan kaldıracağız, inşaAllah. Damla Hocambuyurun, sizi dinliyoruz.
DAMLA HANIM:İnşaAllah Hocam. Bugün sizin bir kitabınızdan bazı bilgiler aktarmak istiyorum. “Örümcek Mucizesi” kitabınızdan. Hocam su örümceğinden bahsetmek istiyorum bugün izninizle. Bu örümcek normalde su içinde yaşıyor, su içinde avlanıyor fakat su canlısı olarak adlandırmıyorlar bu örümceği. Çünkü diğer balıklar gibi suyun içindeki oksijeni kullanmıyor bu örümcek. Dışarıdaki havadan oksijen alıyor. Suda yaşayabilmek için çok ilginç bir yönteme başvuruyor bu örümcek. Suyun dışına çıktığı anda bacaklarını ve diğer bölgelerini hava kabarcıkları konduruyor ayaklarına.
ADNAN OKTAR: Vay çete vay, vay uyanık vay! Kardeşim insan yapamaz onu.
DAMLA HANIM:Onu akıl etmesi, maşaAllah.Bu şekilde o yanına aldığı hava kabarcıklarıyla, oksijenle suya dalıyor ve suyun içinde bu şekilde yaşıyor. Asıl oksijen ihtiyacını suyun dışına çıktığında karnındaki bir bölgeye topluyor.Buna da“hava çanı” diye isim veriyorlar. Bu hava çanından durmaksızın aylarca çok uzun bir süre nefes alıp oradan oksijeni kullanıyor suyun altında, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne uyanık herifler bunlar. Acayip şekerler.
ECE HANIM:Bir de bunlar amberler içinde olması da çok iyi, tamamen korunmuş olarak bulunuyorlar ve her şeyi, bütün bacakları, her şeyi, ağları da oluyor bazılarının.
ADNAN OKTAR: Ece hocam fosil uzmanıdır. Tabii yani binlerce fosil üstünde çok geniş araştırması olmuştur.
ECE HANIM:MaşaAllah Hocam, sizden öğrendiğimiz ilimle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: En az 5000 fosil incelemiş olabilir, en az. Çok detaylı bilir; dünya çapında ünlü olan fosiller, amber olan fosiller; onların dağılımları, yorumlanması falan her şeyi çok iyi bilir, maşaAllah.
ECE HANIM: Sizden öğrendiğimiz ilimle hepsini yapabiliyoruz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ahmet Hakan ev partisi verecekmiş. İyi hayırlı uğurlu olsun.
BETÜL HANIM:Baş konuk da Cübbeli ile siz olacakmışsınız.
ADNAN OKTAR: Tamam beni anladım da Cübbeli’nin orada ne işi var?Cübbeli oldu mu benim orada olmayacağım belli. MazaAllah neuzübillah yani, inşaAllah.
VTR- Hz. Hasan (r.a)
ADNAN OKTAR: “Hocam az önce Twitter’da yazdım. Allah sizden razı olsun, başarılarınızın devamını dilerim. İnanmazsınız belki ama şu an yaklaşık 15 kişi oturduk sizi izliyoruz ve izletiyoruz. Köln’den selamlar. Can Karahan, Sema Karahan, Murat Karahan, Hüseyin Doğu. Selamlar, saygılar.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Yayında selamlarınızı bekliyoruz, Can Karahan.” Evet, şu an selam gitti. Allah kalbinize sevinç versin can kardeşlerim, maşaAllah. Almanya’da ne güzel İslam’ı, Kuran’ı anlatıp hizmet veriyorsunuz. Nursunuz nur, Almanya’nın üstünde, maşaAllah.
“Esselamun Aleyküm. Türk-İslam Birliği’nin aslanlarından, helal süt ile büyümüş Hocam’a, o yüzünüzde görünen zahir olan ve o tam göremediğimiz kalbinizdeki harika aşk ile delilerin delisi gibi Allah’a bağlılığınız ile tanınmış nurani zat. Durmak dinlenmek bilmeyen kendisini Allah’a adamış, hadra gözlü” diyor, yani yeşil gözlü nur yüzlü Hocam. Oktar ve Berker Şeyhlere selam olsun” diyor. Aleyküm Selam. Hepsi şeyh oldu, maşaAllah. Bir ben şeyh olamadım. “Hocam Şeyh Ahmet Yasin dediler ki; ‘gönüllü dost olan zat, bu girdiğimiz Muharrem ayı ile ilgi çok müjdeli haberler verdi. 10 Muharrem birçok Peygamberin duası kabul oldu; birçok Peygamberler,Veliler Allah Katına yükseldi’ diyerek devam ediyor ve ‘10 Muharrem Aşure Günü oruç ve namaz ile geçiren bir kimse çok büyük mükâfat alır’ dedi Hocam. Selam olsun size ve sevenlere. Mustafa Kandağı.” Ne güzel müjde. Bu delikanlı güzel bir şeyler anlatıyor ama bakalım, inceleriz.
MaşaAllah, bu nedir, maşaAllah; yer gök inliyor, maşaAllah. Hollanda’dan çok fazla kardeşimiz yazmış. Almanya’dan yine var, maşaAllah. Mardin’den, Eskişehir’den, maşaAllah.
Bilal Dinçer; “Saygılar Adnan Hocam, ben sizi uzun yıllardır takip etmekteyim; çok başarılı, çok bilgilisiniz, bizi aydınlatıyorsunuz. Çok teşekkür ederim. Size her zaman sorular sormaktayım ancak bu sefer sizi rahatsız etmeyeceğim.” Rahatsız olmam, istediğin gibi sor, ne olacak? “Yanınızdaki hanım kızlarımıza bir sorum olacaktı. Nasıl bu kadar şirin ve kedi gibi canayakın olmayı başarabiliyorlar? Sizin yanınıza da çok yakışıyorlar. Keşke nurunuzla ben de öyle aydınlansam. İyi programlar Hocam” diyor, maşaAllah. Kardeşimiz hoş bir üslup kullanmış.
“Hakiki beklenen ve bir asır sonra gelecek o zat,” Kastamonu Lahikası, sayfa 61-62, bunu 1936 tarihinde söylemiş. Yüzyıl sonra İslam’ın hakimiyet yılını vermiş, maşaAllah.
“Hocam, şu anda evrim teorisini savunan kesim var mıdır ya da insanın maymundan türediğine inanan var mıdır?” Bütün dünya devletleri, aşağı yukarı tamamı Darwinizm’i resmi olarak üniversitelerinde, okullarında okutuyor; resmi olarak, aksi yasak zaten. Suudi Arabistan’da bile evrim anlatılıyor. İran’da, orada bile insanın evrimle yaratıldığı anlatılıyor. Dünyanın her tarafında evrim resmi olarak anlatılıyor. Vedat Gök, sen şu göklerden bir aşağıya in bakalım. Nasıl bilmez böyle bir şeyi?
DAMLA HANIM:Hocam, yaratılışı savunan profesörleri okuldan atıyorlar.
ADNAN OKTAR: Kardeşin yok mu, ortaokula giden, liseye giden? Kitaplarını aç bak, hepsinde evrim anlatılıyor. Aç ansiklopedileri, evrim anlatılır. Hangi üniversiteye gidersen git, üniversitelerin resmi eğitimi evrim üzrinedir, inşaAllah.
Ece Hocam, nasılsın?
ECE HANIM:Çok iyiyim Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Çok güzel insansın, maşaAllah. Allah Allah, o kadar sene oldu. Kaç seneydi?
ECE HANIM: 23 yıl oldu.
ADNAN OKTAR: 23 yıldır benim talebemsin.
ECE HANIM:Elhamdülillah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi Bediüzzaman’ın aslanlarını, has talebelerini dinleyelim. Sonra devam edeceğiz, inşaAllah.
VTR- Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Talebeleri Anlatıyor.
DİDEM HANIM: Yayınımıza devam ediyoruz, inşaAllah. Aylin Hocam ve Ebru Hocam bizlere katıldı. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Aylin Hocam evrim konusunda, Marksist felsefenin eleştirisi konusunda uzmandır.
AYLİN HANIM: Estağfirullah Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, uçsuz bucaksız bilgisi vardır. Aynı şekilde Ebru Hocam da özellikle fosiller ve evrim konusunda uzmandır. Çok kapsamlı geniş bilgiye sahiptir, maşaAllah.
EBRU HANIM:Elhamdülillah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bilmedikleri konu yok diyebilirim, maşaAllah.
AYLİN HANIM: Hocam bunun bir tehlike olduğunu bilmezdik biz, siz anlattıktan sonra öğrendik Darwinizm’in dünya çapında ne kadar büyük bir tehlike olduğunu, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ebru Hocam, buyurun.
EBRU HANIM:Hocam 148 milyon yıllık bir mürekkep balığı fosilimiz var, isterseniz onu gösterelim ilk önce. Bu Almanya Solingen’den çıkarılmış. Jurassic Dönemine ait. Özellikle Solingen fosillerini çok değerli görüyorlar, maşaAllah. Günümüzdeki canlısının resmini de gösterebiliriz. Mürekkep balıkları en ufak bir değişikliğe uğramamışlar milyonlarca yıldır.
ADNAN OKTAR: Ama kalış şekli çok komik. Yani şimdi arkadaş burada yatıyor aslında normalde.
EBRU HANIM:Hocam, yusufçuktan kısaca bahsetmek istiyorum. Dün öğrendiğim ilginç bir özelliği var, bahsetmek istiyorum. Bir kere gözlerinde doğal olarak jiroskop varmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Yusufçukların?
EBRU HANIM:Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Vay kerata vay, jiroskop.
EBRU HANIM:Evet bu uçaklarda, helikopterlerde kullanılan. Yön belirlemek için çok hayati bir şey. Doğal ufuk çizgisi olduğu için gözlerinde, nasıl bir manevra yaparlarsa yapsınlar -ki yusufçukların şu an uçuş teknolojisine henüz erişilebilmiş değil- nasıl bir manevra olursa olsun mutlaka ufkun nerde olduğunu anlayıp hemen ona göre yönlerini düzeltebiliyorlar, maşaAllah. Bunda en ufak bir hata olsa uçakta, uçağın düşmesine sebep olabilir. Canlıların ölümüne sebep olurdu. MaşaAllah Allah mükemmel bir sistemle yaratmış onları. Çok kısa sürede 50 kilometre hıza çıkabiliyor yusufçuk. Ters yönde gelen, çok hızla gelen bir araca çarpmamak için ani bir manevra yapıp kurtulabiliyor.
ADNAN OKTAR: Çok şekerler.
EBRU HANIM:Dört yanda çapraz yerleştirilmiş kanatları var. Her biri ayrı hareket edebiliyor, maşaAllah. 30 bin petekli mercek göz yapısına sahip. Hepsi tek bir merkezde işlem görüyor ve mükemmel bir görüntü veriyor yusufçuğa. Çok güzel özelliklerle yaratmış Allah, maşaAllah. Daha da çok detayına bakılırsa, sizin Doğadaki Mühendislik kitabından arkadaşlarımız bilgi alabilirler.
ADNAN OKTAR: Aylin Hocam, buyurun sizi dinliyoruz.
AYLİN HANIM: Tabii,inşaAllahHocam. Dün vücuttaki savunma sisteminden bahsetmiştim,vücudun mikroplarla nasıl savaştığını. Burada antikorlardan bahsetmek istiyorum bugün. Antikorlar vücuda giren mikroplara karşı mikroorganizmaların tümüne karşı çok önemli bir savunma sistemi. Bunu, savunma sisteminin önemli bir parçası olanB hücreleri üretiyor. Antikorlar üretildiğinde vücuda giren mikropları bunlara ‘antijen’ deniliyor. Mutlaka bulup yok etme görevine sahipler. Daha doğrusu bir şekilde onları etkisiz kılma yeteneğine sahipler. Bunları daha sonradan yok edecek başka hücreler oluyor. Bunların üç boyutlu şekilleri var, zaten hücrenin sisteminde bu şekilde var. Mutlaka daha önce de anlattığımız, pek çok yerde gördüğümüz anahtar-kilit sistemi vardı. Bunda da aynı şey geçerli; antikorlar antijene tam olarak uyacak anahtar-kilit sistemine sahipler. Vücuda girer girmez o anahtar-kilit sistemi birbirine uyuyor. Bir yerden bağlanıyor ve onu mutlaka ortadan kaldıracak bir sisteme sahip oluyor antikorlar. Mükemmel bir sistem bu, hiçbir zaman bir eksik yok. Vücuda giren her türlü antijeni bu şekilde tespit edebiliyorlar. Ayrıca bu B hücreleri vücuda girebilecek her türlü antijene karşı antikor üretebiliyor. Çünkü her hastalığın veya her mikrobun antijeni aynı şekilde değil, hepsi farklı özelliklere sahip. Fakat B hücreleri vücuda daha girmeden o mikrobun girebileceğini tahmin edercesine bu antikoru üretiyorlar ve girer girmez vücut o antikoru tanıyor zaten ve hemen onu imha etmeye yöneliyor. Mesela yeni doğmuş bir bebekte antikor yok, bunu anne sütünden alıyor bebek. Anne sütünde bu var ve öyle bir sistemi var ki bebeğin bunu sindirmiyor. Gelen antikorları normalde sindirebilir fakat sindirim sistemi bunu sindirmiyor. Çünkü bebeğin buna ihtiyacı var, bu antikorlara. Bu şekilde savunma sistemi gelişmiş oluyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aylin Hocam, maşaAllah ansiklopedi gibi. Bu ne ilimdir, maşaAllah; ucu bucağı yok. Allah ilmini, irfanını arttırsın.
EBRU HANIM:Hocam, biz bu şekilde bakmayı, Allah’ın yaratmasının delili olarak o gözle bakmayı sizden öğrendik, maşaAllah.
AYLİN HANIM: Her biri mucize Hocam. Allah’ın yarattığı çok değerli mucizeler. Bunları görerek imanımız artıyor,siz buna vesile oldunuz. Bunun bu şekilde olduğunu göstererek, iman hakikatlerini görerek Allah’a imanın sağlamlaşacağını siz bize söylediniz, siz gösterdiniz Hocam, maşaAllah.
EBRU HANIM: Yoksa teknik bilgide kalırdı bunların hepsi. Akılla bakmayı siz öğrettiniz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet yorum çok önemli, yorumun imanla bağlantısının kurulması çok önemli. Yoksa üniversitelerde falan hep anlatılıyor ama imani yorum çok önemli.
Komünist bozuntuları iltifatlarıma da bozulmuşlar. Öküz gibi herifler. Sığır, sen ne bilirsin insan sevgisini, muhabbeti. Sen adam öldürmeyi bilirsin, bombalamayı bilirsin; tuzak kurmayı, kalleşliği, kahpeliği bilirsin. Sevgiden,muhabbetten bir habersin. Şaşırmış, ayı gibi homurdanıyor köşesinde. Ne çocuklara karşı sevgi var, ne insanlara karşı sevgi var. Bir kere Allah’a sevgileri yok, Peygamberlere sevgisi yok, meleklere sevgisi yok. Eşek bunlardan üstündür. Eşek tatlı bir hayvan, inşaAllah. Eşek sıpası özellikle.
Benim çevremdeki insanları hep görüyorum; çok temiz, çok düzenli. Müminler, bizim milletimiz nurani bir millet, nurlu bir millet, maşaAllah. Abdullah Yeğin Ağabey’imizi dinleyelim. O koç yiğittir, inşaAllah. Hadi bakalım.
VTR- Bediüzzaman’ın Has Talebelerinden Abdullah Yeğin Ağabeyİslam’ın Dünya Hakimiyetini Anlatıyor.
DİDEM HANIM: Merve, Gülşah ve Leyla Hocalarımla devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Herkes hoş geldi.Bu sevimliler süperler. Bak, bunun okul birinciliği var (Gülşah Hanım). Merve’nin de okul üçüncülüğü var. Avusturya Lisesi mezunusun, değil mi? İnşaAllah.
MERVE HANIM:Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Marmara İşletme. Hocam hangi hukuku bitirdin sen?
LEYLA HANIM:Köln Üniversitesi Hocam.
ADNAN OKTAR: Köln Üniversitesi hukuk fakültesi mezunusun, maşaAllah.
Hepsi yüksek tahsilli ve hep derece yapmış gençler, maşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: Hocam eğitimli insanların da dini tebliğ etmelerine vesile oluyorsunuz Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Yani çok önemli, maşaAllah. Eksiden işte adamlar derdi ki; “Kardeşim bu adam çirkin.” Ee? “Dünyadan geçmiş, dünyada yapacağı bir şey yok. Kendini (haşa) avutacak bir şey arıyor. Ahiretle kendine (haşa) avutmaya bir şey arıyor. Çünkü dünyadan bekleyeceği bir şey yok.” Bak siz dünya güzelisiniz. Burada konu tıkanıyor. Diyor ki; “adam fakir.” Ee? “Parası pulu olsa kim bilir neler yapardı. Parası olmayınca ne yapsın. Ahirete bırakıyor gelecekteki düşüncelerini, o yüzden dünyadan geçiyor. Dindar olmasının sebebi o.” Bizim çocukların hepsi zengin, multi milyarderler. Ne oldu? O teori de patladı. Diyorlardı ki; “Arkadaş, bu adamlar cahil, bilgileri yok. Görgüleri yok, kültürleri yok. Bunlar okuyup araştırsa gerçekleri görürler, Müslümanlıkla (haşa) bağlantıları kalmaz” diyorlardı. Mükemmel genel kültüre sahip, en iyi okullarda okumuş, okullarda derece yapmış süper gençler, olağanüstü. Ve bilimin içine hakim olmuşlar, bilimi çok iyi kavramışlar, bilimi teşvik etmişler, bilimi sevmişler, bilimi nimet olarak görmüşler, bilimle iç içeler. Bilim onları dine, İslam’a, imana, Kuran’a getirmiş ve derin iman etmelerine vesile olmuş. Şimdi bu teori ne olmuş oluyor? Bu da patlamış oluyor. Süper zeki, son derece akıllı, kültürlü, bilgili çok klas gençler. Bütün teorilerini alt üst ettiler. Sonra dediler ki;“kardeşim, bizim mekanımız ayrıdır. İşte bizim kendi gettolarımız olur, küçük evlerimiz olur; alt katlarda, böyle varoşlarda, bazı yerlerde yaşarız” diyorlardı bazı Müslümanlar. “Sosyeteyle, aydın kesimle, entelektüel kesimle bizim bağlantılarımız olmaz. Açık hanımlarla, bakımlı hanımlarla hiç görüşmeyiz zaten. Mayo giyen, denize giren hanımlarla hiç görüşmeyiz. Onların dünyası ayrı, bizim dünyamız ayrı” diyorlardı. Ben bunların bu teorisini de yok ettim. Bikinili hanımla da görüşüyorum, çarşaflı hanımla da görüşüyorum, peçeli hanımla da görüşüyorum. Hepsine kucak açtım, hepsini çok seviyorum; hepsi vatanımızın, milletimizin değerli insanları. Dolayısıyla her türlü fitneyi ve oyunu alt üst ettik. Alevi kardeşlerimiz hakkında aleyhte konuşuyorlardı, ben Alevilerin can olduğunu, dünya iyisi olduklarını onlara öğrettim. Yobazların kafasındaki bu kini ve nefreti kaldırmış oldum. Alevilerin sevgi insanı olduğunu; Allah’ı, Kitap’ı, Peygamberi, insanları, çocukları, çiçekleri seven; sanattan hoşlanan, derin düşünen, mübarek ve müberra insanlar olduklarını anlattım, öğrettim. O oyunları da kırıldı. Sonra dillerini Atatürk’e uzattılar, Atatürk’ün dindarlığını ispat ettim. Milliyetçiliğini, vatanperverliğini, devlete bağlılığını, millete bağlılığını, mübarek ve muhterem bir insan olduğunu ispat ettim. Orada da oynayacak oyunları kalmadı. Şu an debeleniyorlar. Hiçbirine müsaade etmiyoruz. Dindar Hıristiyanlarla, dindar Musevilerle işbirliği yapıp dinsizliğe karşı mücadelemiz başladığında baktılar ki Hıristiyanlarla, Musevilerle Müslümanlar birleşirse dinsizlik kazınacak, deccaliyet kazınacak. Kudurmuş köpek gibi saldırmaya başladılar. Sabahtan akşama kadar ‘hoşt’ demek mecburiyetinde kaldık. ‘Hoşt’ diye diye bu köpekleri de kovaladık. Bunların da konuşacak halleri kalmadı. Fitne çıkartmaya kalktılar, onu da söndürdük. İsrail’den de fitne çıkartmaya kalkanlar oluyor, onu da söndürüyoruz. Deminki dedeyi tenzih ediyorum ama onlarda da var öyle fitne çıkarmaya çalışan. Türkiye’de de fitneyi engelledik, orada da fitneyi engelledik. Anti-fitneyiz, fitneyi durduruyoruz. Başı açık, başı kapalı diye milletimizi ikiye bölmeye kalktılar, boynunu kırdık; yani bunu durdurduk. Atatürkçü olan olmayan diye oyun oynamaya kalktılar, onu da durdurduk. Benim milletim Atatürk’ü çok iyi kavradı ve çok seviyor. Hepsi seviyordu fakat bilmeyenler vardı. Bilmeyenlere de öğrettik. Başı açık hanımlara, bakımlı hanımlara saygı göstermeyi, onlara değer vermeyi öğrettik. Alenen düşmandı bazı köpekler. Başı açık kadından nefret ediyor adam; makyajlı, bakımlı kadından nefret ediyor. Bu sefer nefret karşı nefreti geliştirdi. Bu sefer de başı açık hanımlar, bakımlı hanımlar da onlardan nefret etmeye başladılar. Bir fitnedir gidiyordu, bunu durdurduk. Milletimizi bütünleştirdik, kardeş haline getirdik. PKK kudurmuştu, Türkiye’yi bölmeye kalkıyordu; kükrememiz yetti, it gibi tırstılar. Var gücümüzle devlete destek verdik, var gücümüzle polise destek verdik, mahkemelere destek verdik ve o fitne de, Allah’a çok şükür müminlerin duasıyla ortadan kalktı. Yoksa o sığırı eve çıkartmaya kalkıyorlardı biliyorsunuz. “Gelin anlaşalım” falan diyorlardı. Ne anlaşacaksın? Komünistle anlaşma olur mu? Allahsız, kitapsız katillerle ne anlaşacaksın? Adam “komünist devlet kuracağım” diyor ve “bütün dünyayı komünist yapacağım” diyor, neyiyle anlaşacaksın? Adam “şöyle anlaşabiliriz; sen de komünist olursan, bizim emrimizegirersen anlaşırız” diyor. “Öbür türlü anlaşamayız” diyor adam. Onların da belini fikirle kırdık. Oyuna müsaade yok. Merve Hocam buyurun, sizi dinliyoruz.
MERVE HANIM:Hocam uygun görürseniz alyuvarlardan bahsedeceğim. Kandaki kırmızı hücreler ve görevleri oksijen taşımak bütün dokulara. Ayrıca kanı temizlemek için de hücrelerde birikmiş olan karbondioksiti kalbe geri taşıyorlar. Şekilleri yaratılış harikası, maşaAllah; Allah çok güzel yaratmış. Yuvarlak ve yassı bir şekle sahipler Hocam. Kenarlardan da hafif basık şekildeler. Yüzeyleri geniş olduğu için oksijen çok rahat bağlanıyor alyuvarlara ve vücudun en uç dokularına kadar oksijen çok rahat taşınabiliyor. Esnek olmaları çok önemli; bu şekilde en ince kılcal damarlara dahi rahatlıkla inşaAllah girip vücuttaki çok uç dokulara kadar oksijeni taşıyabiliyorlar ve bu şekilde dokular beslenebiliyor Hocam.
ADNAN OKTAR: O çok acayip. Kılcal damarlar o kadar küçük ki, o kadar küçük ki!Nasıl giriyorsun o aralara? Ayağın tabanı mesela, ayağımızı basıyoruz, mesela seksen kilo-doksan kiloluk adam; ayakkabıyla, ayak kemiğinin arasında kalıyor o damarlı doku. Gayet rahat besliyor vücut onu. Plastikten öyle boru olduğunu düşünün orada,doksan kilo üstüne çıktığında ne olur? Oradan sen mesela bir su geçirmeye kalksan, istediğin kadar basınç ver, geçmez. Zınk diye kesilir. Hiç, gayet rahat geçiyor. Anlaşılacak gibi bir sır değil. Hayret edilecek bir şey. Ayakta yürüyoruz, ayak kemiği bir yandan bastırıyor, ayakkabının topuğu bir yandan bastırıyor. İncecik, ipekten daha ince damarlar, nazik damarlar; kan arasında rahatça geçip gidebiliyor. Yoksa normalde kangren olur. Bastın mı, beslenme olmayınca kangren olur. Hiç bana mısın demiyor, gayet rahat geçiyor. Evet, buyurun Hocam.
MERVE HANIM:Hocam öyle ki mesela; çapı 5 mikrometre olan kılcal damarlar var. Yarıçapı 7-8 mikrometre olan alyuvarlar o esneklikleri sayesinde kılcal damarlara girebiliyorlar. Ayrıca hücre zarları diğer hücrelere nazaran daha geniş, böylece damarların içine girdiklerinde şekil değiştirseler bile Hocam, gerilimden hücre o zarı yırtmıyor. Elhamdülillah, Allah o şekilde korumaya almış. MaşaAllah, elhamdülillah. Bir de bu şekil önemli; bu şekil bozukluğunda “orak hücre anemisi” denen bir hastalık var ve çok tehlikeli bir hastalık Hocam. Çünkü alyuvarların şekli değişiyor. Kanda ‘hemoglobin S’ isimli anormal bir molekül var. O molekül de -sizin Kan ve Kalp Mucizesi kitabınızda zaten çok detaylı anlatılıyor, ben çok yüzeysel anlatacağım- alyuvarın içinde bir kristalleşme meydana geliyor ve orağa benzetiyor Hocam alyuvarın şeklini. İki tarafı sivri olarak esnekliğini kaybediyor, alyuvar ve kılcal damarlara girememeye başlıyor. Girse bile hücre zarını yırtıyor ve ciddi zarara sebebiyet veriyor. Mesela gözdeki ince kılcal damarlara oksijen taşınamamış oluyor. Beyindeki mesela çok ince sinirlere kan taşınamadığı için beslenemiyor ve sonucunda da ciddi hastalıklar meydana geliyor. Allah vücudumuzdaki her şeyi çok yerli yerinde ve çok muazzam yaratmış. Bu örnekten de çok rahat anlayabiliyoruz, elhamdülillah, maşaAllah.
DİDEM HANIM: Hocam Talabani’nin PKK ile bir görüşmesi olmuş, anlatabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Tamam bakalım.
DİDEM HANIM: Talabani PKK’nın silah bırakması için PKK ile görüşme yaptığını ve bu görüşme sonucunda PKK’nın iki şartı olduğunu söylemiş. Bu şartları şöyle özetlemiş; “Silahı bırakıp dağdan şehre inmemiz isteniyor. Gideceğimiz yer neresi? Ev mi yoksa hapis mi? Birinci şartımız genel af ilan edilsin. Hazırlanacak yeni anayasada, ‘Türkiye’nin hepsi Türk değildir, Türkiye birçok ırktan oluşur’ ifadesine yer verilsin.” Ayrıca şöyle söylemiş; “PKK’yı ikna etme konusunda başarılı olduk sayılır. Türk tarafını ikna etme konusunda yarım başarılı olduk. Bu konuda kardeşim Mesut Barzani ve Berham Salih, Türk tarafıyla iyi çalışmalar yürütüyor.”
ADNAN OKTAR: Şimdi affedeceksin, herifler gelecek dağdan, on binlerce komünist gerilla, adam öldürmeye alışmış psikopatlar, Güneydoğu’ya dağılacaklar; Mardin, Urfa, Siirt. Gece-gündüz komünist propaganda yapacaklar. Zaten devlet Darwinizm’i, materyalizmi anlatıyor. Gidip orada anti-Darwinist, anti-materyalist çalışma yapmak da mümkün değil. Devlet de bir yandan Darwinizm’i, materyalizmi anlattığına göre komünist propagandanın önü sonuna kadar açılmış oluyor. Televizyona çıkıp, “Allah vardır” diyebiliyor muyuz? “Darwinizm yanlıştır, materyalizm yanlıştır” diyebiliyor muyuz? Diyemiyoruz. O zaman adamların kapısı sonuna kadar açılmış olacak. Dağdan inip düz ovada komünist propaganda; yani buna müsaade yok. Şartlar eşit olursa anında tepeleriz, fikren. Ama şu an elimiz kolumuz bağlı. Biz çıkıp devletin televizyonlarından; “Darwinizm geçersizdir, 350 milyon fosil vardır” diyemiyoruz. Ama devletin televizyonlarında “Darwinizm gerçektir” diye anlatılıyor. “Kainat evrimle yaratılmıştır” diye anlatılıyor. Biz “hayır, Kainat’ı Allah yaratmıştır” diyemiyoruz. Önce bu hakkın bize sağlanması lazım, ondan sonra öbür konular gündeme gelebilir, inşaAllah. Komünist propagandanın kapısını sonuna kadar açamayız. Güneydoğu’da zaten tebliğ yapma imkanı yok. Bir kere radyoların, televizyonların tebliğ yapacak, hakkı anlatacak kişilerin kullanımına sunulması lazım. Sunulmuyor. Açıyoruz. Hatta dindar bilinen kanallar bile, “haberimiz yok” diye evrim propagandası yapıyor. “Bilmiyoruz, ne bilek ağabey” diyor. TGRT’de falan kaç defa yayınlandı, Samanyolu’nda kaç defa yayınlandı. Haber 7’de zaten adamlar hiç laf söz dinlemiyorlar. Eskiden yine söyleyince vazgeçiyorlardı, şimdi onu da dinlemiyorlar. Gece gündüz evrim propagandası yapıyorlar. Onun için biz A9’dan bu tahribatı mümkün mertebe durdurmaya çalışıyoruz. Diğer kardeşlerimizin de bize bu konuda yardımcı olması gerekir tabii. Fikri tahribat çok hayatidir. Çok önemli bir şeydir onun durdurulması.
Şimdi biraz Şeyh Ahmed Yasin Hocamızı dinleyelim.
VTR- Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri Ahir Zamanı ve Mehdiyet’i Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi Sözler, 24. Söz, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin ünlü eseri Sözler, temel eserlerden. Mutlaka bulunsun bu.Bediüzzaman Said Nursi’nin. Çok güzel bir sistem kurmuş Bediüzzaman. Mesela; 24. Söz, 3. Dal, 8. Asıl. Şimdi bazen arkadaşlar diyor ki; “sayfa numaraları tutmuyor.” Ama burada tutmama diye bir şey yok. İyi bir yöntem geliştirmiş Bediüzzaman. Risale-i Nur’da bu hakimdir. 24. Söz, 3. Dal’ın, 8. Asıl’ı. 8. Asıl’da ne anlatılıyor? Hz. Mehdi (a.s)’ın geliş vakti anlatılıyor.Hz. Mehdi (a.s)’ın geliş vaktini, Risale-i Nur’da, 8. Asıl’da çok net olarak, açık-aleni olarak anlatıyor. Önce uzun uzun kıyametin vakti hakkında, İslam'ın anlayışı nedir,ilgili Kuran ayetinden örnek de vermiş. Mesela diyor ki;“Cenab-ı Allah ayette "kıyamet yakındır" diyor.” “Ferman ediyor” diyor. “Bin bu kadar sene geçtikten sonra gelmemesi, yakınlığına halel vermez” diyor. “Zira kıyamet, dünyanın ecelidir” diyor. “Hatta şeriatı hemen hemen çıkmış demişler.”Mesela o zamanlar, zaman tayini ile ilgili konuşmalar yapmışlar sahabelerle. Yani “"kıyamet alametleri yakın, kıyamet her an kopabilir" gibi konuşmuşlar” diyor. Yani bu konuyu çok kapsamlı anlatmış. Sonra gele gele gele gele Hz. Mehdi(a.s)'ın vaktine geliyor. En son konuyu onunla bitiriyor. “İstikbal-i dünyeviyede,” diyor bak, dünyanın istikbalinde, “1400 sene sonra gelecek bir hakikati (Hz. Mehdi (a.s)'ı) asırlarında karib zannetmişler” diyor. “Asırlarında çıkacak zannetmişler. Halbuki 1400 sene sonra çıkacak’ diyor. Bak net burada tarihini vermiş. Şimdi 8. Asıl'da konu yine devam ediyor. İkinci bir mühim konuya geçiyor Sekizinci Asıl'da. Hz. Mehdi (a.s)'ın nereden çıkacağını anlatıyor orada da. Yani orada net tarihini vermiş,“Hicri 1400'de çıkacak” diyor, yani “1980 tarihinde çıkacak” diyor. Net tarihini vermiş. Var ya böyle yobaz, uyuz dedeler; milleti kandırmaya çalışan narcı bozuntusu, ahmak dedeler; Müslümanları uyutmaya, güçlerini kırmaya, şevklerini kırmaya çalışan, Müslümanları Mehdiyet’ten uzaklaştırmaya çalışan, Hz. İsa Mesih (a.s)'ın geliş müjdesini uzaklaştırmaya çalışan yobaz bozuntuları; güya “bizde Nurcuyuz” diyorlar, narcı takımı; narcılara diyeceksin ki; “dede” diyeceksin, “24. Söz'ü aç, bunak dede” diyeceksin, “açtım” diyecek; “3. Dal'a geç” diyeceksin, “geçtim” diyecek; “Sekizinci Asıl'a gel” diyeceksin, “geldim” diyecek; “Hz. Mehdi (a.s)'ın geliş tarihini veriyor mu?” diyeceksin, dede nasıl kaçsın. Bak, harflere bak, sayıyorum; b, i, n, d,ö, r, t, y, ü, z; bin dörtyüz. Hangi birinin değiştirildiğini söylesin. B harfini değiştirdi dese, başka bir şey olur anormal. İ değişti dese olmaz, n değişti dese olmaz. Hangi birini diyecek? D de değişmemiş, ö de, r de, t de, y de, ü de, z de. Bin dört yüz, burası net. Hiç biri değişmemiş. “Nerede çıkacak?” diyor. Net açıklamış. Diyor ki; “İslam aleminin en son merkezi neresi ise orada çıkacak” diyor. Nerede kaldı en son merkezi? İstanbul’da. Net açıklamış; “İstanbul'da çıkacak” diyor. Seyyid Salih Özcan Ağabeyimiz ne diyor? “İstanbul'da göreceğiz”diyor, “yobaz takımının aksine aksine, netİstanbul'da göreceğiz” diyor ve “Hz. Mehdi(a.s) geldi” diyor. “Yeni geldi” diyor. Yeni geldi, inşaAllah. “Bana geldi anlıma vurdu Bediüzzaman” diyor, “Keçeli keçeli, "ben Hz. Mehdi (a.s)'ı görmeyeceğim ama sen göreceksin" dedi” diyor. O da diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s) geldi, şuan İstanbul'da. Ben de göreceğim” diyor. Bizim kardeşler ziyaretine gitmişlerdi, 3 kere söylemiş; “Hocanıza söyleyin,Hz. Mehdi(a.s) geldi” demiş. 3 kere söylemiş, inşaAllah. Şimdi bak yobaz takımına, bu hortlaklara bir daha hatırlatıyorum. 24. Söz, 3. Dal, 8. Asıl'da, net Hz. Mehdi(a.s)'ın geliş tarihi veriliyor; Hicri 1400 olarak net veriyor Bediüzzaman. İstanbul'da çıkacağını da uzun uzun anlatmış, net. Kimsenin inkar edemeyeceği şekilde anlatmış. Sahtekar, hortlak dedelere hatırlatıyoruz.
EBRU HANIM:Hocam, sizin tekrar tekrar bu konu üzerinde durmanız çok iyi oluyor. Çünkü okunmaması için özellikle çaba gösteriyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet. Tam adamına çattılar yobaz takımı, bunak takımı. Bunak dedelere nefes aldırmayacağız.
DİDEM HANIM: Hocam, bugün; “Atatürk, Risale-i Nur okumuş muydu?” diye bir haber vardı. Habere göre, Atatürk okuduğu tüm kitapların yanına kendi el yazısıyla not alıyormuş. Ancak bu kitaplar ve notlar devlet sırrı kapsamında saklanıyormuş. Bundan bir kaç yıl önce Kenan Evren yaptığı bir açıklamada, Atatürk'ün kenarına notlar alarak okuduğu dini bir kitap olduğunu, ancak gizli tutulduğunu ifade etmiş. Bazı kaynaklara göre bu kitabın Risale-i Nur'un 25. Sözler bölümü olduğu anlatılıyor.
ADNAN OKTAR: Yirmibeşinci Sözler, maşaAllah. Bak açtım 25. Sözler çıktı, maşaAllah. Allah Allah niye 25. Söz? 24. Söz’de Hz. Mehdi(a.s) anlatılıyor. Atatürk orayı okumuş, oradan da 25.Söz’e geçmiş. Çünkü çok kapsamlı Hz. Mehdi(a.s) anlatılıyor 24. Söz’de. Atatürk Hz. Mehdi(a.s)'ın çıkacağını biliyordu. Hz. Mehdi(a.s)'a ortam hazırladı. Hz. Mehdi(a.s)'ın rahat hareket edeceği bir ortam hazırladı. Hz. Mehdi(a.s)'ın öncüsüdür Atatürk. Metafizik bir şahıstır. Atatürk'ün bütün hayatı 19 ile kodludur. Çok fazla sayıda 19 var hayatında, nereye dönse 19'dur, 19 ile kodludur. Çok önemli, ahir zamanın mühim şahsıdır Atatürk. O çıkmadan Hz. Mehdi(a.s) çıkmaz. İttihad-ı İslam'ın oluşması için mühim bir zemin hazırladı, Türk-İslam Birliği'nin oluşması için müthiş bir zemin hazırladı. Önce yobazlığı ortadan kaldırdı, demokrasiyi getirdi; sanata, bilime sonuna kadar kapıyı açtı. Hz. Mehdi(a.s)'ın iki kılıcını beline kuşandırdı. Bir kılıcı sanat, bir kılıcı bilim. Hz. Mehdi(a.s) bilim ve sanatla biçiyor şuan, maşaAllah.
Bediüzzaman diyor; “sanat, marifet,” yani bilim ve “ittifak.” Üç silahı Hz. Mehdi(a.s)’ın. İttifak; Müslümanları ittifaka getiriyor, topluyor, bir araya getiriyor, bölünmeyi kaldırıyor. Mesela başı açığı da, başı kapalıyı da; Alevi’yi de Sünni’yi; kim olursa olsun ittifaka davet ediyor Mehdiyet. Biz de Hz. Mehdi(a.s) öncüsü olduğumuz, talebesi olduğumuz için bizde de aynı haller zuhur ediyor, inşaAllah. Allah Allah, hayret!
DİDEM HANIM: Hocam ‘Risale-i Nur tastamam’ diye bir site hazırlatmıştınız. Bu sitede de sizin Risale-i Nur ile ilgili yaptığınız bütün açıklamalar bulunuyor. Ayrıca ‘Bediüzzaman Hazretleri'nin dilinden Hz. Mehdi(a.s) ve ahir zaman’ bölümü var. Kendisinin bütün açıklamalarını burada bulabilirler arkadaşlarımız.
ADNAN OKTAR: ‘Risale-i Nur tastamam’, çok güzel.
DİDEM HANIM: Çıkartılan bölümlerin olmadığı Risale-i Nur Külliyatı'nın tamamına ulaşabilirler.
ADNAN OKTAR: Öyle bunak dedeler, böyle yaşlı eşekler olur; ölmeden önce debelenirler. Onlar da öyle yaşlı eşek gibi debeleniyorlar. Yani ne bilsinler böyle karşılarına birisinin çıkacağını; böyle televizyonlarda, radyolarda onları rezil rüsva edileceğini; onların oyunlarını, bütün sahtekarlıklarını, yıllarca iblis gibi böyle ördükleri sistemi darmakeşan edeceğimi nereden bilsinler. Ara sıra cılız cılız ötüyorlar, kötü kötü; kenardan cırtlak seslerini duyuyorum. Ama boğuluyor sesleri, bizim kükrememiz karşısında boğuluyor sesleri, inşaAllah.
“Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlup olan İsevilik ve İslamiyet,” bu bölünmeyi de kaldırıyor Hz. Mehdi(a.s). İslamiyet ve Hıristiyanlığı bir araya getiriyor, hepsi Müslümanlık haline geliyor. Bu fitneyi de ortadan kaldırıyor. Çünkü onlar da tek Allah'a inanıyor, Müslümanlar da tek Allah'a inanıyorlar. Durduk yere teslis inancını çıkarttılar. Mehdiyet bunu ortadan kaldırıyor işte, inşaAllah; bu bölünmeyide ortadan kaldırıyor ve Allah'a inananları bir araya getiriyor; İslam'ın kalesini oluşturuyor, inşaAllah.
AYLİN HANIM: Söylediğiniz gibi Hocam, Müslümanların olduğu kadar Hıristiyanların da çok ihtiyacı var Hz. Mehdi(a.s)'a. Çünkü çok yanlış bir inanç içindeler Hocam. Özellikle üçleme.
ADNAN OKTAR: Tabii. Ve Museviler.
AYLİN HANIM: Musevilerin tabii.
ADNAN OKTAR: Adam çıktı şimdi, bize orda entel muhabbetti yapıyor. Dedem sen nasıl bir Musevi’sin? Bahset bakayım, Allah'tan bahset, değil mi? Tevrat'tan da bahset. Hiçbir şeyden bahsetmiyor. Ne yapacağız yani? Tevrat'ın hükmü açık; “eğerKral Mesih'e uymazsanız, Allah'ın hükümlerine uymazsanız, İslam olmazsanız sizi helak edeceğim” diyor, bu kadar. “Rahatlık vermem” diyor Allah. Tevrat'taki açıklamalar müthiş. “Yerle bir ederim” diyor Allah.
AYLİN HANIM: Siz başından beri Hocam, Musevilerin tamamının Kral Mesih'e uymaları yönünde hep uyardınız. Ama bazı kişiler dünyevi şeylerde olacağını, mesela; o şu dedi, şu şöyle oldu, yani sanki böyle tüm gücün Allah'ta olduğunu düşünemiyorlar Allahualem. Siz de dindarlığa davet ettiniz onları, elhamdülillah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.
DİDEM HANIM: Hocam, Mustafa Aydın adlı bir arkadaşımız geçen aylarda billboardlarda A9 ilanları hazırlatmıştı. Sizin kendisi ile ilgili övücü sözleriniz olmuştu, çok hoşuna gitmiş, maşaAllah. Şuan Gebze Gazetesi'nde bir ay boyunca A9'un ilanını yayınlatıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, hem de güzel. Aferin. Görmedim yok. Gebze Gazetesi alan illaki görecek gibi. Hadi bakalım. MaşaAllah koç yiğidimize, maşaAllah canımıza.
Bir hanım kardeşimiz diyor ki; "Canım Muhammed Adnan Hocam, her zamanki gibi bugün de çok yakışıklı ve bebek gibi masum görünüyorsunuz” diyor. MaşaAllah. “Ayrıca sesiniz de çok güzel, maşaAllah” diyor.
“Selamun Aleyküm Canım Hocam. Dillerimiz sizi görünce bülbül gibi şakıyor, gözlerimiz nurunu bulduğundan ışıldıyor. Ruhumuzda bir neşe, bir sevinç, bir coşku; konup, kanatlanıp uçacakmış gibi çırpınıyor.” Haydar Haydar, söylemiştim ya, o çok hoşuna gitmiş. “Canımız, cananımız, göz aydınlığımız Hocamız” diyor maşaAllah.
AYLİN HANIM: Hocam siz de Allah aşkından kaynaklanan bir dinginlik var, kardeşimiz dikkat çekmiş, bebek gibi cildiniz diye. Gerçekten o herşeyinizden anlaşılıyor. Allah sevgisinden kaynaklanan Bütün cildinizde, gözünüzde, her yerinizde hakim, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onur ve tatlılık sende de var, Hocalarımda da var. Çok masum, efendi, iffetli, nurlu, çok hoş bir görünüşünüz var. İffetin heybeti, derinliği, güzelliği böyle hale gibi üstünüzde, tertemiz; imanın aydınlığı tertemiz üstünüzde. Sırtlanlar sizi böyle uzaktan uzağa izliyorlar ama aşağılık olduklarını bildiklerinden böyle köpek gibi inlerine çekilerek hayret dolu gözler ile seyrediyorlar sizi. Müminlerinde iftiharla, sevinçle seyrediyorlar, maşaAllah.
BETÜL HANIM:Hocam Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri söylemişti siz de çok kuvvetli bir tecelli olduğunu, Allah'ın tecellisi olduğunu. Mıknatıs gibi; sizin sevginizin şiddetinden, Allah'ın yarattığı tecelliden, insanın ruhu size mıknatıs gibi çekiliyor. Dünyanın öbür ucunda olsam, orada tutsalar yine ruhum size çekilir, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Canım feda yolunuza Hocam. Rabbimiz, sohbetinizin feyzini herkese açar, inşaAllah” diyor. Yasin Albayrak.
MaşaAllah. Ne oldu böyle akşam akşam? Ortalık ayağa kalkmış, maşaAllah. Avrupa'nın hemen hemen her şehrinden gelmiş, maşaAllah. Anadolu'dan arkadaşlarımız Tokat-Turhal, Amasya'dan her yerden var, maşaAllah.
DİDEM HANIM: Hocam Mehmet Hasta, Nazım Güngör, Murat Güler ve Aydın kardeşlerimiz Samsun'da, Cumhuriyet Meydanı, Tıp Fakültesi tramvay durağı ve öğretmenevi otobüs durağı olmak üzere yedi ayrı noktada iki hafta boyunca A9 afişi asmışlar bu bölgelere. Size de saygı ve sevgilerini iletiyorlar.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah! Ahir zaman koçlarını görüyor musun, ahir zaman yiğitlerini? Bak, maşaAllah o nurani kardeşlerimize. Göster bakayım onu bir daha. MaşaAllah bir daha. MaşaAllah, maşaAllah! Onlar bizim canlarımız, onlar cennet çiçekleri, inşaAllah. Allah hepsine hidayet, sağlık, sıhhat, güzellik versin, maşaAllah.
“Canım Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Hocam bugün çok çok şık görünüyorsunuz. Kahverengi ceketiniz size öyle yakışıyor ki, maşaAllah.” Allah Allah. “Güzele ne yakışmaz” derler ya, katılıyorum ben bu söze.
EBRU HANIM:MaşaAllah. Hayatımda size yakışmayan hiçbir renk görmedim, maşaAllah. Her renk muhteşem yakışıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Bir de Hocam gözleriniz o kadar güzel ki bakmaya doyamıyorum. Çok masum, tertemiz gözleriniz. Yüzünüzde bebeklere has masum bir ifade var Hocam” diyor. “Nur saçıyorsunuz Hocam, Allah sonuna kadar yardımcınız olsun. Sizi çok seven Jale Hanım.”
"Adnan Bey bir kaç gündür programınızı izliyorum. Sizi çok samimi buluyorum. Yanınızdaki hanımlarda çok bilgililer, maşaAllah. Lütfen mailimi okur musunuz" diyor, Mehmet Fatih Gök.
“EsselamunAleyküm Seyyid Muhammed Arslan Hocam. Hocam, bu mesajımı okursanız memnun olacağım, inşaAllah. Hocam benim ailemden ebeveyn ve kardeşlerim İskender Ali Mihr’i takip ediyorlar. Şu an imam olan kardeşim Muhammed Salih de sizi izlemekte. Size karşı sevgisi çok fakat İskender Evrenesoğlu'nu Hz. Mehdi(a.s)olarak görüyorlar. İskender Ali Mihr hakkında bildiklerinizi ve Mehdiyet'in karakterini açıklarsanız sevinirim. Kendileri şuan Erzurum’da TV başındalar,inşaAllah. 5 yaşındaki kızım, eşim ve ben hürmetle ellerinizden öperiz, sohbetlerle nasipli kardeşlerimize selam ve saygılarımı iletin” diyor. “Dünya bir çöldü, ölmüştüm adeta. Bir ses ile irkildim tabiatımda. Can geldi cihana, Eyüp sabrında. Yusuf kaderinde Harun Yahya. Esselamun Aleykum” diyor. MaşaAllah, ne güzel şiir yazmış. İskender Ali Mihr çok sevimli bir tip aslında, bakışlar falan çok ilginç. Şimdi o vatandaşın bir internet sitesi var, baktım bir Kuran sayfası hazırlamış. Herkesin mealinden almış, değil mi? Mesela o güzel, o kısmı istifade edilir. Peygamberim diyor, geçin artık. Ne yapalım, ağzına bant yapıştıracak halimiz yok. Allah sağlık-sıhhat versin, hidayet versin, inşaAllah. Yaşlı, başlı adam, şimdi taraftarları, arkadaşları dedem öldüğünde anlayacaklar, o zaman anlarlar. Başka nasıl söyleyeyim yani. Hz. Mehdi(a.s)'a hiçbir yönü ile benzemiyor; yani ne icraatıyla, ne uygulamasıyla, ne üslubuyla, ne görünümüyle, ne firar etmesiyle. Hz. Mehdi(a.s) memleketinden firar etmez. Hz. Mehdi(a.s)'ın çıkış yeri İstanbul’dur. İstanbul'dan pır saka kuşu gibi kaçtıysa onun Mehdilik’i gitti. Kaçan adamdan Hz. Mehdi(a.s) olmaz. Hz. Mehdi(a.s) yürekli ve delikanlıdır, çekinmez; hapisten, şundan, bundan, hiçbir şeyden çekinmez. Bir tek Allah'tan korkar. Korktuğu için saka kuşu gibi uçtu, kaçtı. Nasıl Hz. Mehdi(a.s) oluyor bu? Yani buradaki Müslümanlardan kimse gitmiyor, duruyor Müslümanlar burada. Ama o korkudan kaçıyor. Bu nasıl Hz. Mehdi(a.s) oluyor? Canı tatlı Mehdi, öyle bir Mehdi yok. Hz. Mehdi(a.s) aslan yüreklidir, delikanlıdır, kodu mu oturtur, vurduğunda otuz takla attırır. İlim ile bilim ile ama. Darwinizmi, materyalizmi darmadağın eder, Hıristiyanlar ile ittifak eder, Musevi dindarlar ile ittifak eder, inşaAllah. Bütün Müslümanları kucaklar. Bana vahiy geliyor demez, değil mi? Büyüklük yapmaz, ben Hz. Mehdi(a.s)'ım demez. Ben Hz. Mehdi(a.s)'ım derse, Hz. Mehdi(a.s) olmadığının alameti. Hadislerde Hz. Mehdi(a.s), hiç bir şekilde Mehdilik’i kabul etmiyor. Bu adam ne diyor; “Ben Hz. Mehdi(a.s)'ım” diyor. Dış görünüm olarak hiç bir şekilde benzemiyor. Almanya’ya mı ne, bir yere firar etti. Nereye? Amerika’ya mı? Firar etmiş Mehdi olmaz. Mücadele meydanından firar edecek, ona ancak kaçak diyebiliriz. Hz. Mehdi(a.s) koç yiğit, delikanlıdır, vatandaşları bırakıp kaçmaz, inşaAllah. Müslümanları koruyup kollama, hakkı anlatmakla mükellef. Kendi canının derdine düşen Mehdi olur mu? Olur mu öyle şey? Ben Hz. Mehdi(a.s) 'ım diye büyüklük taslar mı Müslüman? Ben Hz. Mehdi(a.s)'ım ne demek? “Ben cennetliğim” diyor. Biz ne diyoruz; “cennete de gidebiliriz, cehenneme de gidebiliriz” diyoruz. O Mehdiadayı bunu diyebiliyor mu? “Ben direkt cennetliğim” diyor, “Allah ile görüşüyorum ben. Sizin de Allah ile bağlantınızı sağlayayım, gelin bana, yaklaşın. Hidayetin merkezi benim. Gelin bana” diyor. Gözünü kapatıyor, birden bire bir irkiliyor, bir şeyler yapıyor, bağırıyor, çağırıyor. “Ben Allah ile bağlantıya geçtim”diyor. Bir adam buna inanıyorsa zaten Allah ona hidayet versin. Ben ne diyeyim yani. Ama ne zaman anlarlar? Yarın bir gün emre hak vaki olur, dedeyi gömerler, o zaman“ha” diyecekler. Ama kaybettiğiniz vakitleri nerede ödeyeceksin, inşaAllah.
“Biricik Hocam, canım Hocam, maşaAllah talebelerinizin kalitesi, güzelliği, ilmi şahane. Allah ilim ve nurlarını daha da artırsın, bizleri de onlara kardeş eylesin” diyor. Bir hanım kardeşimiz yazmış.
"Canım Hocam, nur simanız, nur sözleriniz, mübarek varlığınız, mübarek zatınıza olan sevgimizi körüklüyor, maşaAllah.” MaşaAllah.
Murat Semiz, Güngören’den. Ne diyor? Bu da aynı dertte, “Hocam hanımlar ile nasıl konuşulur?” diyor. Otobüste hanımlar var, dolmuşlarda hanımlar var, sokaklarda hanımlar var, evlerde hanımlar var, bakkalda hanımlar var, kasapta hanımlar var; hanımların olmadığı yer neresi var? Bütün televizyon kanallarında hanımlar var. Bak Cübbeli’nin, senin hocanın kanalında neler var bir göstereyim. Aç şunu, göstereyim.
VTR- Flash TV ve Cübbeli
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Yüzünüzdeki nuru yaratan Allah'a kurban olayım” diyor. “Muhiddin Arabi Hazretleri'nin 'Şeccat-ül Numaniye' diye bir şiiri var. Gizli olarak Hz. Mehdi(a.s) Efendimiz’den bahsediyor bu şiirde. Bu şiir hakkında ne düşünüyorsunuz? Ellerinizden öperim.Ankara’dan Cüneyt Özdemir.” Tamam, gelsin bana bu şiir, buradan söylerim.
“SelamunAleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Ahmed Muhammed Adnan Hocam, Canım Hocam, ben tebliğ yapıyorum. Çok cemaatlerle kaynaştım, bir şey keşfettim. Hiç bir cemaatte sizin talebeleriniz kadar şevk ve heyecan yok, maşaAllah. Değerli Hocam, sohbetlerinizle sevdiklerinizin her gün daha heyecanla artmasına, hizmet için aşkla, şevkle çalışmasına vesile oluyorsunuz. Canım Hocam, ellerinizden öperim. Ömrümün sonuna kadar duacınızım, inşaAllah. Allah sizi güç ve iktidar sahibi kılsın, inşaAllah. Sevgilerimle” diyor Azerbaycan'dan bir hanım kardeşimiz.
Bunlar demek ki yobaz takımının eline geçse, hanımlar ne sokağa çıkabilecek, ne televizyona çıkabilecek, ne arabaya binebilecek, ne okula gidebilecek. Manyak bunlar, başka açıklaması yok. Bu kadın düşmanlığı bunlarda ne kadar delice olmuş. Deccaliyet bunları delirtmiş.
AYLİN HANIM: Elhamdülillah, iyi ki siz varsınız Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani, maşaAllah. “Merkezi Ankara'da bulunan Kore, Kıbrıs, Güneydoğu gazilerine, şehit ailelerine yardım amacıyla kurulmuş derneğin başkanıyım” diyor, Ertuğrul Erdoğan. Web adreslerini vermiş kardeşlerimiz; Turkiyegazileri.org.Evet, çok güzel. Bütün gazilerimize selamlar, şehitlerimize de Allah'tan rahmet, iyilik, güzellik diliyoruz. Cennette inşaAllah kardeşlerimiz olurlar.
“Çok saygıdeğer Adnan Bey, Şeyh Nazım Efendi'ye bağlı olan Yeni Osmanlı cemaati olarak sizlerin yapmakta olduğu hizmetleri çok yakından, muhabbetle takip etmekteyiz, takdir etmekteyiz” diyor. Bir kitaptan bahsetmiş. O kitabı alalım, okuyayım, ben söyleyeceğim, inşaAllah.
“Selam, ben bir kitap yazmak istiyorum. Harun Yahya'nın eserlerinden istifade etsem olur mu? Önceden teşekkürler” diyor. Olur olur, yahşi olur. Ne sevimliler. Bu Azerbaycan şahane bir şey, bu güzel kardeşlerimiz, maşaAllah.
AYLİN HANIM: Sizi çok seviyorlar Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hilal Kaya, “Hocam, Hz. Mehdi(a.s)'a çok benziyorsunuz” diyor. İyi, maşaAllah; ne güzel, inşaAllah. Her Müslüman, her samimi Müslüman az veya çok Hz. Mehdi(a.s)'a benzer, her samimi Müslüman. Ahlakı ile benzer, tavrıyla benzer. Hz. Mehdi(a.s)da Rasulullah (s.a.v)'e benzer. Hepsi birbirine benzer, Peygamberler birbirlerine benzer. Mesela Hz. İbrahim (a.s)'a çok benzer bizim Peygamberimiz (s.a.v).
EBRU HANIM: Hocam, siz Hz. Ali (r.a)'a çok benziyorsunuz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Keremallahu Veche, Allah'ın Aslanı, maşaAllah.
DİDEM HANIM: Hocam İran ile ilgili bir haber okuyabilir miyim, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: İran ile ilgili, oku.
DİDEM HANIM: İran Hava Uzay Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Emir Ali Hacızade, İran'a karşı olası saldırıda ilk önce Türkiye'deki Nato Füze Kalkınma sistemini hedef alacaklarını bildirmiş. İranlı Komutan, “Biz kendimizi hazırlamışız ve İran'a karşı bir saldırı oluşursa ilk adım olarak Türkiye'deki Füze Kalkınma Sistemini vuracağız ve daha sonra da diğer hedeflere yöneleceğiz” demiş.
ADNAN OKTAR: İran ile Türkiye’yi savaşa sokmak isteyen insanlar var. O arkadaş da bilmiyorum gerçekten konuşmuş mu böyle bir şey? Oda eğer konuştuysa oyuna gelmiş demektir. Türkiye ile İran arasında savaşa Hz. Mehdi(a.s) müsaade etmez, bir; Hz. İsa Mesih (a.s) müsaade etmez, iki; yaşayan varlıklar olarak ve Hz. Hızır (a.s) müsaade etmez, üç. Bu sözler zararlı sözler, bunlara hiç girmesinler. Ne İran Türkiye’ye saldırır, ne Türkiye İran'a saldırır. Bunu yapmaya kalkan adamın gök kubbeyi kafasına çökertiriz. Böyle bir çakallığı hiç kimse yapamaz. Ne İran Türkiye'ye saldırabilir, ne Türkiye İran'a, öyle bir şey olmaz. Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmaya kalkan kahpedir zaten. Bu kahpeliğe müsaade etmeyiz, böyle bir oyuna da müsaade etmeyiz; Hz. Mehdi(a.s)'ın talebeleri olarak bu mümkün değil.
“Adnan Hocam, size bir sorum olacaktı. Ben amatör bir rapçiyim. Şarkılarımda, sizin sözlerinizden bir takım nakaratlar oluşturdum ve arkadaşlar ile klip çekme aşamasındayız.” İyi olur, iyi olur, maşaAllah. “İnsanlığa, Müslümanlığa mesajlarımız var. Size klibimizi göndersek beğenirseniz yayınlar mısınız?" Yayınlarım tabi, inşaAllah.
Bir hanım kardeşimiz yazmış, “Nur tanemiz, bir tanemiz, canım Hocamız. Size Allah bizi adeta yapıştırdı. Öyle bağlıyız kibunun adı aşk. Allah aşkı ile bağlıyız. Allah'a bize bu aşkı verdiği için nasıl şükredeceğimizi bilemiyoruz. Öyle bahtiyarız ki canım Hocam, çok güçlü bir bağ” diyor, maşaAllah.
EBRU HANIM:Hocam, sizin hep hatırlattığınız bir konu; sevgiyi veren de Allah, maşaAllah. İnsan kendi kendine hiç kimseyi sevemez. Çok coşkulu, bu kadar coşkuyla sizi sevmeleride çok büyük nimet Allah'tan. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Hocamşuan bir lokantadayız arkadaşlarımızla, hepimiz topluca sizi seyrediyoruz” diyor, maşaAllah.
Ömer Arısoy, “Hocam, biz Samsun'da yaşayan üç öğrenci ev arkadaşıyız. Öncelikle internette gördüğümüz videolar sebebiyle önyargı ile yaklaşmıştık size. Ön yargı ile izledik. Bir kaç belgesel ve evrim teorisi hakkında yaptığınız araştırmaları, insanlara ilim yayma konusunda diğer cemaatler ve samimiyetsiz insanlar gibi para talep etmeden dağıtmanız, yani yalnızca Allah rızası için gayret etmeniz…” niye canım onlarda da Allah rızası için çok hizmet eden, kitap gönderen kişi vardır, cemaatlerde. “Sizi çok seviyoruz Hocam” diyor. Yani çok olumlu etkilenmiş, “önce önyargılıydım, bu önyargım sevgiye döndü” diyor, maşaAllah.
“Hocam, eşim benden ayrıldı. Bana bir tavsiyede bulunun. Kafayı yemek üzereyim. Ellerinizden öpüyorum, saygılar” diyor. Çok komik bir ifade. Sinan kardeşimiz yazmış. Niye? Tevekkül et, vardır bir hayır. Allah ayırıyor; nihayetinde o da bir insan, Allah'ın gariban bir kulu. Yani nedir? O da senin din kardeşin. Sen de ahirete gideceksin, o da ahirete gidecek; sen de öleceksin, o da ölecek; ikinizde iskelet olacaksınız toprağın altında. Niye o kadar büyütüyorsun?Bir hayır vardır,inşaAllah.
“İyi geceler.” Nur Hanım, “benim sorum, oradaki hanımlar çok kaliteli ve çok güzeller. Hocamonları nasıl böyle yetiştirdiniz? Çok bakımlılar” diyor. “İyi geceler” demiş Nur Hanım. İsmi güzel.
Ümmügülsüm Hanım, “Muhteşem Hocam benim” diyor, maşaAllah. “Selamun Aleyküm Aslanlar Aslanı Hocam. Artıkdizileri, filmleri boş verdim,sizi dinliyorumsabahtan akşama kadar. İnşaAllah bu böyle devam eder” diyor. Tabii, doğrusu da bu; boş işler, hakikaten insanı sıkar onlar. Ne o öyle? Evlendirme programları var, bir şeyler var. Önü yok, sonu yok, hep aynı şeyler. Burada sürekli bir şeyler öğrenmiş oluyor insanlar. Onun için çok önemli.
Onur Mete, “siyonist ve ziyonistlerin farkını öğrenmek istiyoruz” diyor. İkisi de aynı.
Semih Çimenoğlu, “Saygıdeğer Seyyid Adnan Hocam, programınızı her gün heyecanla bekliyoruz, ekran başına geçiyoruz siz çıkınca. Size naçizane ufak bir sorum olacak. Nihat Doğan da sizi takip ediyor olmalı, sizin vurguladıklarınızı vurguluyor. Ne düşünüyorsunuz Nihat Doğan hakkında?” Nihat Doğan delikanlı, koçyiğit, bayağı dürüst, efendi, delikanlı. Bizim programımıza çıkmıştı, değil mi?
AYLİN HANIM: Evet, size karşı çok hürmetkar.
ADNAN OKTAR: Hürmetkar, nezaketli, Osmanlı delikanlısıdır. Allah'tan korkar, muttakidir. Allah şerlilerin şerrinden onu korusun, inşaAllah.
Ertuğran Uziş, biz D-Smart’ta yayın yapıyoruz. Ona teknik yönden ulaşamamışsındır Ertuğran. Bir teknik sorun vardır. Yoksa D-Smart’tan herkes seyrediyor bizi, sen de oradan seyredebilirsin. Halil Ürten.
DİDEM HANIM: Konya'daki arkadaşlarımız 22 Kasım Salı günü Mevlana Üniversitesi'nin yanında A9 TV broşür dağıtımı ve kitap dağıtımı yaptılar.
ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan.
DİDEM HANIM: Burası Konya'nın en kalabalık yerlerinden birisi. İki binden fazla broşür ve 200 adet kitap dağıtımı yapıldı, maşaAllah. Dr. Ayşe Tülin Güngör, Bahat Kılıç, Yasin Ertuğrul Özdemir, Mehmet Emre Çiftçi ve Mina Berksan kardeşlerimizin emeği geçti, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, nur kardeşlerimiz bunlar nur. MaşaAllah. Ahir zaman bülbülleri, maşaAllah.
“İyi akşamlar hepinize, ben Londra'dan Mazlum. Programlarınızı izliyorum. Ben bir Alevi gurbetçisiyim. Şimdi size soru soracağım, soruyu belki önceden cevaplar mısınız? Siz Cemevlerini ibadethane olarak görüyor musunuz? Hayırlı akşamlar, Mazlum Güzel.” Tabiiki. Cemevlerinde Allah anılıyor. Peygamber (s.a.v)’den bahsediliyor, Allah sevgisinden bahsediliyor. Ne güzel. Şiirler okunuyor, saz ile güzel; Allah'ı, Peygamber (s.a.v)’i öven türküler, güzelsözler ediliyor. Dolayısıyla Allah anılıyor; Allah anıldığına göre, ibadettir Allah'ın anılması. İbadethane olmuş oluyor. Tüm evler, Müslümanların evleride ibadethanedir. Her ev mescittir hepsi.
Asif Hüseynov, “Ahir zamanda Müslüman ne yapmalı?” Kuran'a uyup, coşkuyla Allah'a hizmet etmeli.
“EsselamunAleyküm Sayın Adnan Hocam. Hz. Mehdi(a.s) çıktığında genç mi olacak?” Genç görünümlü oluyor, yoksa ileri yaşlarda oluyor. Genç görünümlü olacak.
“Değerli Ahmet Muhammed Adnan Hocam, Allah'ın selamı, bereketi üzerinize olsun, inşaAllah. Hocam gözümüz yollarda kaldı ama ablalarımız çok çok güzel faydalı konular anlattılar. Siz yönetmen arkadaşımızdan sürekli konuşan kişinin görüntüsünü yayınlamaktansa diğer kişilerin de ara ara göstermesini istemiştiniz. Hocam bu kural siz konuşurken uygulanmazsa çok seviniriz. Hatta olmaz ama bize kalsa isteriz ki kim konuşursa konuşsun sizi çeken kameranın görüntüsü ekranın sağ altında hiç kesilmeden bütün program boyunca sizi göstersin” diyor. Ne tatlılar, maşaAllah.
BETÜL HANIM: İnsan doyamıyor Hocam sizi görmeye.
ADNAN OKTAR: Ahmed Uslu, mutasyonlar hep bozucu olur Ahmet. Hep bozucu olur. Yüzde 99 hep bozucu oluyor, yani öldürücü oluyor; yüzde bir de yaşar ama öylesine.
Nigar Melikzade, “Selamun Aleyküm Canım Hocam, sizi çok seviyorum.” O kadar. Aleyküm Selam ve Rahmetullahi. Azerbaycan'dan. Ne şekerler bunlar.
Bakın, diyor ki Tevrat'ta; “Ama Tanrı'nız Rab’bin sözünü dinlemezseniz,” yani Mesih'in geleceğine inanmazsanız, Mesih’e tabi olmazsanız, “bugün size ilettiğim buyrukların, kuralların hepsine uymazsanız şu lanetler üzerinize gelecek ve size ulaşacak kentte ve tarlada lanetli olacaksınız. Sepetiniz ve hamur tekneniz lanetli olacak. Rahminizin meyvesi, toprağın ürünü, sığırınızın buzağıları, sürülerinizin kuzuları lanetli olacak. İçeri girdiğinizde lanetli olacaksınız, dışarı çıktığınızda lanetli olacaksınız. Rab’be sırt çevirerek yaptığınız kötülükler yaptığınız her işte size lanete uğratacak, şaşkına çevirecek, sonunda üzerinize yıkım gelecek. Yeryüzündeki bütün uluslar için dehşet verici bir örnek olacaksınız. Yaptığınız her şeyde başarısız olacak, sürekli sıkıştırılacak, yağmalanacaksınız. Sizi kurtaran olmayacak. Ev yapacak ama içinde oturamayacaksınız, bağ dikecek ama üzümünü toplayamayacaksınız” diyor. Uzun uzun yazıyor. Allah,“çok büyük felaket veririm” diyor. Hz. Mehdi(a.s)'a uyduklarında, yani Kral Mesih'e uyduklarında müthiş bir mutluluk, müthiş bir güzellik vadediyor Allah.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...İlanlar
Devamı ...İlanlar
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...