BERİL HANIM: Adnan Oktar ile Sohbetler programımıza hoş geldiniz. Mehtap Hanım ve Müzeyyen Hocamla birlikteyiz.
ADNAN OKTAR: Şimdi imanlı güzellik, iffetli güzellik gerçek güzellik oluyor, yani saygı duyuyor insan, değer veriyor. Haysiyetsiz bir adama, insan değer veremediği için, güzel de olsa insan kasılıyor, zevk alamıyorum, hoşuma gitmiyor, rahatsız oluyorum varlığından. İmanlı ve değer verdiğim, saygı duyduğum bir insan, heyecan meydana getiriyor bende, çok ciddi heyecan meydana getiriyor. Çünkü düşünüyorum ahirette de birlikte olma ihtimalimiz var, ne güzel. Ama öbürü hayvan gibi, Allah’tan haberi yok, Kitap’tan haberi yok. Şimdi Allah’ı fark edemeyen adam, nasıl bir akla sahiptir, düşünemiyorum yani. Nasıl saygı duyayım ben o adama, garip bir şey bu. Acırım ben ona, sadece acırım. İffetin bir heybeti oluyor, bir nuru var, bir cazibesi, bir güzelliği vardır. İffetsiz olunca, ne kadar güzel olursa olsun, değer vermediği için insan, kötü etki yapıyor insanda. Çok acayip bir şey oluyor, çok rahatsız edici oluyor, inşaAllah.
Musevi arkadaşlar arıyorlar, bugün de bir büyükelçi arayacak, televizyonda, konuşacağız biraz sonra. 31 senedir, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı’nda çeşitli görevlerde yer almış, üstün hizmet ödülü almış bir diplomat. Eski Yunanistan Büyükelçisi aynı zamanda. Amerika’nın, Irak’taki Büyükelçiliği’nde, Ekonomi Bakanı olarak görev yapmış, birçok görev almış bir insan. Şimdi, biraz sonra onunla bir görüşeceğiz.
Tabii imanı sürekli güçlendirmek lazım, iman bakım ister, çiçek gibidir iman. İman telkinle kaim olur, güçlü olur. Tekrar tekrar eğitim, anlatımla gelişir. İnsanın aklı zayıftır, Allah öyle diyor ayette;“insan zayıf yaratıldı” diyor. O kadar güçlü değildir, peygamberleri, velileri tenzih ederim ama genellikle insanların aklı zayıf olur, iradeleri de zayıf olur. Bedenen de zayıf olurlar, Allah ona işaret etmiş ayette; “insan zayıf yaratıldı” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım. Ama telkinle kaim olur, güçlü olur, ısrarlı telkinle. Mesela iman hakikatleri anlatımıyla güçlenir, sürekli ayet okumakla güçlenir, tefekkürle güçlenir. Dünyanın tabii biraz insanı aldatmaya müsait bir yapısı var, işte bakıyor televizyonda açık oturumlara falan, millet birbirlerine bazı kişiler dalaşıyorlar, tartışıyorlar falan, o anda unutur ölümü veya kavgayı esas alır, heyecanlanır, dünyanın sabit olduğunu düşünür. Halbuki dünya o kadar çabuk geçiyor ki, bizim çocuklar kız arkadaşlarını gösterdiler bana eski, bir kısmı da talebemdi. Allah Allah, teyze olmuşlar, yaşlanmışlar. Hayrettir, daha dün çocuktular, görüştüğüm kişiler, tazeydiler, acayip yaşlanmışlar. O kadar çabuk geçiyor ki dünya. Akılcı bakmak lazım, biz kendimizi kandırmıyoruz. Şimdi beynimin içinde, beyin simsiyah karanlık, bu kadar kaliteli, bu kadar keskin, o kadar mükemmel ki görüntü, inanmayan beri gelsin. Hakikaten siz bir metre ilerimde gibi görünüyorsunuz, halbuki beynimin içindesiniz. Bu ne sanattır bu, ne mükemmelliktir. En ufak bir pus yok, hem üç boyutlu, görüntü üç boyutlu ama ne üç boyut. Yani o kadar inandırıcı ki, Allah’ın kurduğu televizyon sistemine bak kafanın içindeki.Şimdi beynin içinde çok düşük amperde elektrik akımı geliyor, ruh da karşısına geçmiş, elektrik akımını hayat olarak, görüntü olarak, apartmanlar görüyor, evler görüyor, uçaklar görüyor, uçağa bindiğini görüyor, üniversite imtihanına girdiğini görüyor, arkadaşlarıyla chatleştiğini görüyor. Aman Allah’ım ne sanattır. Pırıl pırıl, aydınlık, renkler var, derinlik var, ses de üç boyutlu, mesela siz konuşuyorsunuz, uzaktan geliyor sesiniz, onların konuşması uzaktan geliyor, çok acayip. Peki, bu elektrik akımını, gözsüz olarak, gözsüz olarak kim görüyor? Şimdi gözle görüyor diyoruz, göz sadece kamera, bütün gözler kördür. Bu bilinmiyor, her göz kördür, hiçbir işe yaramaz göz. Sadece makinedir yani görüntüyü beyne götüren bir makinedir o kadar, başka hiçbir şeye yaramaz, net kördür göz. İki gözü de amadır her insanın. Beyne elektriği iletir, görüntüyü elektrik akımı olarak iletir, göz kenara çekilir, ama olmaya devam eder. Ama olmayan gözsüz gören göz, beynin içerisinde o elektrik akımını görüyor işte, insan o işte, asıl gören insan o. Bizim anlattığımız bu varlık ruh, Allah’ın ruhu. İnsanlar diyor ki, iki gözümle gördüm diyor. Gözünle görmüyorsun, ne alaka gözünle. Gözün; kamera, yani etten kamera, makineden de yapabilirler yarın bir gün takarsın gözüne, bu kalite de olmaz ama kameradır, kamera ne kadar canlıysa, göz de o kadar canlıdır. Kamera ne kadar görüyorsa, göz de o kadar görüyor. Kamera görmez, her kamera kördür, ölüdür, göz de ölüdür, görmez. Beyne elektrik akımını getiriyor, çok zayıf amperde, çok düşük wattı, voltu falan çok düşük. Bakıyorsun, üç boyutlu bir evren. Adam şöyle bir bakıyor, uzay boşluğunu görüyorum şu an diyor, beyninin içini görüyorsun. Aya bakıyor, yüzlerce kilometre, binlerce kilometre ötede diyor. Öyle bir şey yok, beyninin içindeki ayı görüyor, öyle uzaktaki bir ayı görmez. O işte Palomar teleskopu var ya bakıyor, uzaydaki görüntü işte bilmem kaç ışık yılı uzakta görünüyor diyor. Ne demek ışık yılı uzakta, beyninin içindeki görüntüyü görüyorsun sen, inşaAllah. Tamam, cisim uzakta ama o cisimde, dışarıdaki cisimde cam gibi saydam, simsiyah karanlık ve ışıksız. Dışarıdaki evren böyle, beynimizdeki ışıklı ama o elektrik akımını gören, gözsüz gören, kulaksız duyan, elsiz dokunan varlık, işte o asıl insan. Eli yok ama asıl el oradaki el. Bizim elimiz ölüdür hiçbir şeye yaramaz o anlamda. El sadece sinirle yere dokunur, bu bir makinedir, alettir, alır elektriği götürür beyne akıtır, o kadar. Parmağın ucu hiçbir şekilde hissetmez, hiçbir şekilde öyle bir özelliği yoktur. Bunu teknik aletle de yapılabilir ileride belki bilim gelişirse, aynı şekilde dokunur, sadece o iletiyi alıyor, götürüyor beyne, elektrik akımı olarak, ruha gidip teslim eder, görüntüyü elektrik akımı olarak, ruhta ben dokundum diyor. O elektrik akımını gider, o elektrik akımına ruh dokunur, o zaman dokunmayı almış olur. Ses de öyle, bütün kulaklar sağırdır, hiçbir kulak duymaz. Sadece ses iletici makinedir iki tane, bunu teknik olarak da yapmak mümkündür insan kulağını, yaklaşık yani bu kalitede olmaz ama idare edecek kadar bir şey yapılabilir. Mühendisler iyi çalışırsa, dünya da ünlü bu teyp, televizyon yapan firmalar bir araya gelirse, uğraşırlarsa, bu kadar tabii küçük olmaz da, daha büyük yapabilirler, fakat bu kalitede olmamak şartıyla, buna yakın bir şey yapabilirler. Kulakta aynı şekildedir, her iki kulakta sağırdır, hiçbir şekilde duymaz. Elektrik üretmekle mükelleftir, kulağın özelliği elektrik elde etmektir. Ses elektriği elde eder, gözde görme elektriği elde eder. İkisi de elektrikçidir ve her ikisi de ölü cisimlerdir yani duyan veyahut gören cisimler değillerdir. Beyne götürür, şuur merkezine götürür, ruhun karşına diker, ruhta o elektrik akımını pırıl pırıl böyle, üç boyutlu, net görüntü olarak gözü olmayarak, olmayan gözüyle görür, olmayan kulağıyla da şakır şakır duyar. Hani duymak için kulağa ihtiyaç vardı. Bak ruh sadece elektrik akımını karşısına alıyor ki, aslında ruhun ona da ihtiyacı yok da, Allah onu sebep yapıyor yani anlamanız için söylüyorum, yani ruhun hiçbir şekilde elektrik akımına ihtiyacı yok. Elektrik akımını ne yapsın ruh, öyle bir konusu yok. Fakat elektrik akımı geliyor, ruh karşısına duruyor, elektrik akımıyla bir şeyliği yok. Elektrik akımını Allah vesile ediyor, doğrudan görmeye başlıyor ruh, Allah’ın yaratmasıyla, duyamaya başlar. Aksini iddia eden varsa bana yazsın, bilimsel gerçek bu anlattığım. Bu biz Müslüman olduğumuz için, inanmaya mecbur olduğumuz bir konu tamam, peki dinsiz buna inanmak durumunda mı? Mecburen inanacak, çünkü bilimsel bir gerçek. Tercih edilecek bir konu değil bu yani dinsiz ne der, dindar ne der diye. Dindar da, dinsiz de aynı şekilde inanmaya mecburdur, net, gerçek. Şimdi böyle bir dünyada yaşarken, dünyaya meyletmek akıllı olmaz. Fashion TV’yi seyrediyorum, her zamanda söylüyorum, sürekli güzel kızlar geliyor böyle yürüyerek, sürekli de gidiyorlar. Bizim televizyonda iyi böyle üç boyutlu göstertiyor adeta, bu yeni teknoloji, biraz daha geliştirseler, o kızlar direkt sokakta yürüyecek o hanım kızlar. Yani az kaldı ramak kaldı yani sokakta yürüyecekler. Biraz daha teknoloji gelişse, dokunacağız da yani. Parfümlerini de duyabileceğiz, parfümlerin kokusunu elde edebiliyorlar zaten. Cennetin sistemi bu, cennetin sistemi budur. Allah gösteriyor işte, ‘Ben bu tarzda ben nasıl yapıyorsam bunu, böyle hani bunun daha sizin anlayabilmeniz için, hafif bir modelini gösteriyorum’ diyor Allah. Bayağı oluyor, habire Allah yaratıyor, genç kızlar bir sürü geliyor, gidiyorlar, geliyor, gidiyorlar, hepsine elbise giydirmiş Allah, bakıyorum. Ayette ne diyor, şeytandan Allah’a sığınırım;“giyimlikler var ettik” diyor. Elbiseyi kim yapıyormuş? Allah yapıyor. İnsanlar ne zannediyor? Terzi yapıyor zannediyor. Hiçbir elbiseyi terzi yapmaz. Çünkü dışarıdaki elbise saydam, sırlarını söylesem akıllarını atarlar, onun için fazla o konuya girmiyorum, dışarıdaki şekline daha fazla girmiyorum, onu kaldıramazlar Allahualem, ruh sağlıklarını korumak için, bu kadarını söylüyorum. Görüntü olarak yaratılıyor, Allah tarafından beynimizde, beynimizde görüntü olarak yaratılıyor. Rengarenk giyimler yaratıyor Allah. Bakın her genç kızı giydiriyor, sonra geliyorlar, gidiyorlar, geliyor, gidiyor, ucu bucağı yok, istediği kadar yaratabiliyor Allah. Yüzlerce binlerce genç kız yaratıyor, bakın mesela bana ayrı bir yaratıyor, başka evde de yine ayrı yaratılıyor, başka yerde ayrı yaratılıyor, başka yerde ayrı yaratılıyor, herkesin şahsına binlerce güzel genç kız yaratıyor Allah. Hepsine elbise giydiriyor, o kadar kolay oluyor ki Allah için. İşte cennetteki sistemin aynısının anlayabileceğimiz bir modeli olmuş oluyor. Zaten bakın yakında göreceksiniz, dışarı da olacaktır o kızlar, böyle üç boyutlu yapacaklar direkt sokakta yürüyecekler, odanın içinden yürüyerek geçecekler, konuşarak. Parfümlerini de hissedeceğiz, adeta insan haline gelecekler adeta. Allah o sisteme dokunma hissini de bir verse, tamam işte, insan olmuş oluyor. Aslına, esasa dikkat vermek lazım. Dünyayı da çok kısa yaratmış Allah, elhamdülillah çok iyi o da, bir nimet o.
Berre Yıldız; “Hocam, intihar edecektim, sayenizde beş vakit namaza başladım” diyor. Yani sevincini, neşesini anlatıyor. Bakın“çok zor bir dönemde canıma kıymak isterken, Hocamın öğrencilerinden biriyle tanıştım, bana Hocamın kitaplarını gönderdiler ve sürekli sohbet ederek,‘ölümümün bir son olmadığını, kurtuluşun ancak Allah’a yönelmekte olduğunu’ anlattı, bende Rabbime hamd olsun şimdi beş vakit namaza başladım” diyor. “Şeytanın gösterttiği çıkış yolunun doğru olmadığını gördüm” diyor.
Seyfullah Mutlu; “Hocam, sizi çok seviyorum” diyor. Hocam ama çok çok fazla seviyorum” diyor, “muhabbetiniz çok güzel.” Seyfullah Mutlu, Seyfullah’a telefon numarası verin veyahut bağlantı kursun gelsin, göreyim onu.
“Harun Yahya Hocamız’ın televizyon programlarına çıkarttığı arkadaşlar, niçin onlara da iltifat ediyor?” diyor. Sen alışmışsın sevgisizliğe şaşırıyorsun, muhabbetsizliğe şaşırıyorsun. Hep acı, ıstırap, hakaret, küfür, korku içinde geçiyor hayatınız, sevgi dolu hayata hayret ediyorsunuz. Kardeşimizin kötü bir yanı, oturmuş tehdit eder bir üslup kullanmış, gereksiz bir tehdit üslubu kullanmış, üslubun bir kısmı suç unsuru oluşturuyor, yani bunlar ilgili kanun maddelerine göre tecziye edilmesi gereken konuşmalar. Şimdi sen kerata cahil olduğun için sen zannediyorsun ki, ben yazarım hiçbir şey olmaz, nasıl olsa yazıyoruz, kimse de kimseye bir şey yaptığı yok, bir şey olmaz falan. Öyle değil, ben biraz farklıyım. Ben senin banyo yaptığın yere kadar kovalarım, sana söyleyeyim kerata. Hukukla, kanunla yakana yapışırım. Şimdi ben sana özür dilettireceğim, sen yani çok nezaketli bir üslupla özür dileyeceksin. Öyle tehdit, hakaretamiz sözler, kanuna, hukuka uygun olmayan üslup, zannettiğin gibi olmaz. Şimdi bak seni biraz şaşırtayım, Nuhrecep.com doğru mu, bir. Facebook adresini veriyorum senin; Zeno Akköse ismiyle varmışsın, bu takma isim gerçek ismin değil. Şimdi senin IP numaranı veriyorum, oradan anla artık başına gelecekleri, kanun, hukuk ölçüleri içerisinde, bak sana söyleyeyim, ta banyo yaptığın yere kaçsan seni yine polisle buldurup dışarı çıkarttıracağım, sana söz yani söz veriyorum, inşaAllah. Özür dilesen de seni yakalatıp polislere, alıp götürttüreceğim seni ve hakim huzuruna çıkacaksın. IP numaranı veriyorum; 10.180.24.132, doğru mu? Doğru. Şimdi özür dilesen de, bunu yapacağım yani senin şahsına mahsus, bu an böyle bir kararım oldu. Fotoğrafında geldi, yedi sülalene ait bilgi de geldi, sülalenin bir suçu yok tabii de, senin suçun var. İstersen resmini de gösterteyim şu an, kim olduğunu da. Bu cahilliği bırakacaksınız, önüne gelene ağzınızı bozuyorsunuz, keratalar. Facebook’ta o ona, o ona, o ona, o ona, bu nedir, hayat mı bu? Bak tehdit suçu işlemişsin, bir, şartlı tehdit, bundan bir kere başın derde girer, bu bir suçtur, kurtaracak gibi de değil, net, yazım yapmışsın. İki hakaretamiz konuşmuşsun, bu da bir suçtur, ilgili kanun maddelerine göre, altı aydan başlar onun cezası. Yine başka suçlarda işlemişsin, ilgili kanun maddelerine göre tecziyeedilmen gerekiyor. Şimdi önümüzdeki günlerde evine polis gelecek, sana söyleyeyim, sen muhtemelen evden kaçacaksın ama yine polis kapıyı kırar, içeri girer sana söyleyeyim yani öyle kurtuluşun olmaz. Dünyanın öbür ucuna kaçsan, yine bulurum ben seni, inşaAllah, kanunla, hukukla, inşaAllah. Sevgisizliğin öğretmenleri olmuşsunuz, bu nedir bu, muhabbetsizlik, sevgisizlik. Hakaretten hoşlanıyorlar, bağırtı, çağırtıdan hoşlanıyorlar, sevgi sözünden, muhabbetten, dostluktan, kardeşlikten bahsettiğinde, sigortalar atıyor. Bu nasıl iştir bu? Şeytana uyuyorsunuz, keratalar. Evet, nuhrecep.com adresinin, maili bu, Facebook’ta Zeno Akköse isminde profili var. Bu takma ismin, gerçek ismini şu an seni mahcup etmemek için kanuni işlem yapılmadığı için daha söylemiyorum, resmini de şu an vermiyorum. IP numaranı veriyorum; 10.180.24.132, tekrar söyleyeyim ki, hani belki kafan almadıysa, iyice anla diye. Evin banyosuna girip, içeriden kilitlesen dahi sana söz bir Allah bir,polise çıkarttıracağım seni oradan, inşaAllah. Eğer ben bunu yapmazsam, gel sen bana ne söylüyorsan söyle. Bak özür dilesen dahi diyorum, mesela bak geçenlerde bir tanesi özür diledi, ben yufka yürekliyim, tamam dedim ama bu sefer ne hikmetse, özür dilesen de vazgeçmeyeceğim, bu şahıs için. İstersen amcanın evine kaç, pır diye kerata. Kanun, hukuk diye bir şey bilmiyor bunlar, hayrettir. Sanki böyle dağ başında yaşıyoruz. Burası Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, kanun devleti, hukuk devleti, dağ başımı burası kerata? İstediğim gibi yazarım, istediğim gibi tehdit ederim, karışan, görüşen olmaz, oh. Bunlar böyle denize taş savurur gibi atıyorlar ortalığa hiçbir şey olmaz diye, olur, olduğunu görürsün. Senin kaç tane arkadaşın geldi, yalvardılar, affettik. Ekşi Sözlük’te de keratalar vardı, onlarda dümdüz hiza oldular, inşaAllah. Kanunla, hukukla tabii. Seri operasyonla polis hepsini topladı, aldı, götürdü. Bir tane, iki tane değil, ekip olarak, sonunda da özür yazısı yayınladılar.Teşekkür ediyoruz Allah razı olsun, bizim öyle kindar bir kişiliğimiz olmaz.
Herkes birer ayet söyleyecek, inşaAllah. Buyurun.
MEHTAP HANIM:Baş üstüne Hocam, inşaAllah. Ben Al-i İmran Suresi, 104’üncü ayeti söylemek istiyorum,inşaAllah. “Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun, kurtuluşa erenler işte bunlardır.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Beril Hocam buyurun.
BERİL HANIM: Nisa Suresi, 61’nci ayeti söyleyeyim. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlara Allah’ın indirdiğine ve elçiye gelin dediğinden o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün” buyuruyor Allah inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, buyurun hocam.
MÜZEYYEN HANIM:Hocam Allah dua suresinde Rabbinin nimetini durmaksızın anlat diye buyuruyor bize. Hocam Allah razı olsun, programın başında bize ruhu hatırlattınız, sürekli Hocam bu farzını bize de vesile oldunuz, biz buradan kardeşlerimize her zaman anlatıyoruz, sözün en güzeliyle,inşaAllah. Sadece burada değil, hem kendi arkadaşlarla kendi aramızda da, hem görüştüğümüz kişilerle de, Hocam Kuran’daki bütün farzlara benim şahit olduğum, hepsine müthiş bir titizlik gösteriyorsunuz, Allah’ın bu hükmünü de bize vesile oldunuz Allah razı olsun, Allah Duha Suresi’nde buyuruyor.1-“Kuşluk vaktine andolsun, 2-Karanlık iyice çöktüğü zaman geceye.3-Rabbin seni terketmedi ve darılmadı. 4-Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan daha hayırlıdır. 5-Elbette Rabbin sana verecek ve sen hoşnut olacaksın. 6-Bir yetim iken seni bulup da barındırmadı mı? 7-Ve seni yol bilmez iken, 'doğru yola yöneltip iletmedi mi?9-Öyleyse, sakın yetimi üzüp-kahretme. 10- İsteyip-dileneni azarlayıp-çıkışma. 11- Rabbinin nimetini durmaksızın anlat”diye buyuruyor Allah ayette.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama ayet ne kadar şahane, maşaAllah. Her ayet güzel, bu da çok çok güzel,maşaAllah.
Cübbeli baya köpürmüş, “Ben Flash TV ile ilgili şeyden niye sorumlu oluyorum ki” diyor. Niye sorumlu olmayasın? Söylüyor musun sen, yanlış yoldasınız siz diyor musun sen Flash TV’ye? Israrla tavsiye ediyorsun sen herkese, değil mi? Söyle, deki, arkadaşlar benim programın dışında hiçbir programını seyretmeyin demen lazım. Diyor musun sen? Demiyorsun, diyemezsin, çünkü seni o zaman, bizim demek istediğimiz bu. Israrla diyorsun;“Aman diyorsun işte farzdır mutlaka dinleyin, mutlaka gerekiyor, Flash TV bizim televizyonumuz mutlaka, görmeniz gerekiyor.” Flash TV’nin eksikliklerini, yanlışlıklarını, hatalarını anlat, çık anlat, herkese anlatıyorsun, bütün hocalara tek tek kafayı taktın anlatıyorsun. Flash TV’nin yaptıklarını görmüyor musun sen? Hatalı yönleri varsa, onları da çok güzel anlat. Çıtını çıkartmıyorsun, değil mi? Oturuyorsun, gittiğin yer senin neres,i bir anlatsana, kimlerle konuşuyorsun bir anlatsana, karşısındaki, o hoca efendiyi karşına alıyorsun, sakalını tıraş ediyorsun, “fasıksın sen” diyorsun adama, söyle ona da söyle madem öyle, bunun hükmü budur de. Söylemiyor, hayali şahısları anlatıyor, karşında adam işte senin madem fısk içinde, söyle söyleyebiliyorsan. Çıtını çıkarmıyorsun. Hemşerim ne biçim iştir bu, niye saçını, sakalını tıraş ediyorsun, niye demiyorsun? Adam tebessüm ederek dinliyor, karşındaki adam. Sen gidiyorsun hayali adamları anlatıyorsun, gidiyorsun hocalara takıyorsun kafayı. Arkadaş burada yaptıklarınız hep acayip de, birçok şeyler acayip de git, anlat. “Önce yakınlardan başlayın” diyor Allah ayette. Bir yakınından başla bak, sen oraya hoplaya zıplaya gidiyorsun. Gidip sarılıyorsun, hoş sohbet kendi evin gibi orayı kullanıyorsun, acayip seviyorsun. Oradaki insanlara niye anlatmıyorsun hatalarını, yanlışlarını, eksiklerini? Gidiyorsun, hiç alakasız yerdeki insanlara yönelik konuşuyorsun. O nedir karşısında bir muhterem var konuştuğu, adı ne, onun, her neyse de işte, muhterem kardeşimiz diyelim. Söyle niye öyle sinekkaydı tıraş oluyorsun de, madem yanlış yolda adam. Bir de niye bu kanalda böyle olaylar oluyor diye bir anlat. Bak ben bir daha gösterteyim, sen git konuş onlarla, yayınla.
VTR-Cübbeli, Taraftarlarına Sürekli Flash TV İzlemelerini Tavsiye Ediyor.
ADNAN OKTAR: Cübbeli, sanki o adama hitap etmiyor gibi, ikisi de böyle Yılmaz Hoca da evliya gibi bir görsen. Sünneti seniyenin detayları nelerdir, nasıl olması gerekiyor, beni de eleştiriyorlar hep birlikte. PekiYılmaz Hoca senin hemen karşında hazır, anlat, sakal kesmenin hükmü neymiş, ona bir sor, kabul ediyor mu, konumunu onun dediği anlamda değerlendiriyor mu, bir öğren bakalım. Üst katta samba oynuyorlar Flash TV’de, alt katta mastika oynuyorlar, Cübbelide orta katta limonatasını içip, konuşma yapıyor. “O yollardan biz geçtik” bilmem ne falan. İman hakikatlerine önem vereceğine, gidiyor hurafeye önem veriyor, o yüzden de acayip bir hal oluyor. Halbuki önce insanların imanına ağırlık verecek. İman ediyor mu, etmiyor musun, Allah’ı seviyor mu, sevmiyor mu, ahirete inanıyor mu, inanmıyor mu, Allah’tan korkuyor mu, korkmuyor mu, meleklerine, Kitaplarına, kadere inanıyor mu inanmıyor mu? Bunlara bakması gerekirken, “yok, düşünmenize gerek yok” diyor, “koca karı imanı olacak” diyor, “fazla düşünürseniz, kafanız yanar, aman” diyor. Allah da ayette;“düşünün” diyor, “derin derin tefekkür edin” diyor. Eğer eleştireceksen, önce gittiğin kendi mekanını eleştir. Baksana sen orada yatıp kalkıyorsun adeta, Flash TV’nin içerisinde yatıp kalkıyorsun. Sen orada konuşurken, yukarıda mastika devam ediyor, inşaAllah. O zaman, mesela bak şu, şu, şu yönlerden hatalısınız de.
ŞimdiHz. Mehdi (a.s)’ın talebelerinin hakkında, Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisleri var, onları dinleyelim.
VTR-Hz. Mehdi (a.s)’ın Talebelerinin Üstün Özellikleri, 8. Bölüm
DİDEM HANIM:Yayınımıza Gülşah, Zeynep ve Leyla Hocam’la devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Zeynep Yalçın, nasılsın?
ZEYNEP HANIM:Çok iyiyim, hamdolsun Hocam.
ADNAN OKTAR: Sen bana bir daha anlat bakayım, kaç yıllık talebemsin?
ZEYNEP HANIM:Hocam hamdolsun 25 yıldır sizinle birlikteyim. Ölene kadardainşaAllah sizinle birlikteyim ve sonsuza kadar da sizinle birlikteyim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İlk nasıl tanışmıştık, anlat.
ZEYNEP HANIM:Hocam ilk ben sizi ziyarete gelmiştim. 25 yıllık talebenizim ve çok hamd ediyorum böyle olduğu için, inşaAllah sonsuza kadar da yanınızda olmayı Allah’tan diliyorum. İlk Hocam 25, hatta 26 yıl önce sizi ziyarete gelmiştik, Aylin Kotil benim en yakın arkadaşımdı Ataköy Lisesi’nden.
ADNAN OKTAR: Aylin Kotil, son derece güzel bir kızdı o zamanlar, acayip güzeldi, sarışın, nefes kesici bir güzelliği vardı, maşaAllah. Hep beraber gelmiştiniz, çok iyi hatırlıyorum.
ZEYNEP HANIM:Beraber gelmiştik. Gerçekten de çok güzeldi. Sizi çok sevdik Hocam. İlk geldiğimiz gün çok hayran kaldık, samimiyetinize, güzel ahlakınıza, heybetinize her şeyinizden çok etkilendik. Anlattıklarınız hiç aklımızdan çıkmadı. Sonra İktisat Fakültesi’ne girdik ikimiz birden, oraya başladığımız günden itibaren, her gün okuldan çıkıp, size gelmeye başladık, hamdolsun. Ve saatlerce sizde kalıyorduk Hocam. Gerçekten çok sabırlı bir insansınız, hepimizi çok güzel eğitiyorsunuz. Saatlerce benle tek ilgileniyordunuz, Aylin’le saatlerce tek ilgileniyordunuz, uzun uzun konuşuyordunuz ikimizlede, tek tek çağırıp her konumuzla, her şeyimizle ilgilenerek, Allah’a hamdolsun üzerimizde çok hakkınız var, Allah’a hamdolsun. Sonra Hocam hatta Aylin’le 4-5 yıl birlikte geldik. Sonra Aylin evlenmişti, kocası hastalanmıştı trafik kazası geçirmişti.
ADNAN OKTAR: Mustafa Sarıgül’le evlenmişti değil mi o? Şişli Belediye Başkanı.
ZEYNEP HANIM:O da babamın yakın arkadaşı zaten Mustafa Bey de. Sonra siz yine o zaman da bizi gönderdiniz, yine Aylin’le ilgilendik, geçmiş olsuna gittik.
ADNAN OKTAR: Nedir bu hep belediye başkanları? Senin baban da Sarıyer Belediye Başkanıydı değil mi?
ZEYNEP HANIM:Evet Hocam. Oradan herhalde tanışıyorlar.
ADNAN OKTAR: Neydi babanın ismi?
ZEYNEP HANIM:İhsan Yalçın.
ADNAN OKTAR: İhsan Yalçın. O da çok kalender, neşeli bir insan.
ZEYNEP HANIM:Gerçekten kalender. Hatta ben ilk size geldiğimde eve çok geç kalmıştım, kızmıştı, nerede kaldın diye. Ben size geldiğimi söylemiştim, dedi ki;“Ben din için gittiğini bilseydim, kızmazdım” dedi. Önce çok kızmıştı, nereye gittin, kayboldun diye, sonra hemen barışmıştı.
ADNAN OKTAR: Çok kalender, maşaAllah. Kardeşin de talebem, elhamdülillah talebem. Kaç yaşında kardeşin?
ZEYNEP HANIM:Kardeşim 40 yaşında.
ADNAN OKTAR: 40, maşaAllah.
ZEYNEP HANIM:Hocam maşaAllah, siz onu da hiç bırakmadınız. Yıllarca sizden çok eğitim almıştı. Bir dönem Allah affetsin sizden ayrıldı ve o süre boyunca çok vicdan azabı çekmişti, hep anlattı. Gerçekten arka arkaya böyle karşılık da aldı.
ADNAN OKTAR: Ama dönüp dolaşıp sonra da geldi. Hakikaten hiç mutlu olmadı gittikten sonra. Hep böyle ıstıraplar, sıkıntılar içinde oldu. Döndü, hemen mutluluğa kavuştu, elhamdülillah.
ZEYNEP HANIM:5 yıldır o da sizin talebeniz yeniden, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: İkisi gelmişlerdi. Aylin Kotil ve Zeynep, ikisi de birbirinden güzel. Nefesim kesilmişti, acayip şaşırmıştım. Ama harikulade güzellerdi ikisi de, maşaAllah. Şu anda da zaten çok çok güzeller, o zamanda çok çok güzellerdi. Aylin çok hanım, çok şeker bir kızdı.
ZEYNEP HANIM:Evet hatta onun kuzeniyle birlikte gelmiştik, Selim Kotil. 3 kişi gelmiştik ilk geldiğimizde.
ADNAN OKTAR: O da bayağı kararlıydı, maşaAllah.
ZEYNEP HANIM:Çok dindar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aferin, maşaAllah.
GÜLŞAH HANIM:Hocam bir insanın sizi tanıyıp, sizden uzak kalması mümkün değil Allah’ın izniyle, maşaAllah.
ZEYNEP HANIM:Birkaç ay, o zaman ayrı kalmıştık Aylin’le. Hep onu konuşuyorduk. Sizin hak yolda olduğunuz çok belli ve insan sizi gördüğünde, anlattığınız her şeyin çok doğru olduğunu hemen anlıyor. Fakat onu yaşamayınca, nefse uyup da, o zamanki aklımız için söylüyorum, insan vicdan azabından çok çok mutsuz oluyor.
ADNAN OKTAR: Aylin kedi gibi hemen gelir otururdu böyle, sessizce dinlerdi. Sürekli konuşurdum. Bayağı kaldı o. 3-5 yıl.
ZEYNEP HANIM:5 yıl kaldı Hocam diye hatırlıyorum bende.
ADNAN OKTAR: Evet kalmıştır.
ZEYNEP HANIM:Her gün okuldan çıkıyorduk, işte gidiyoruz değil mi... O zamanlar Hocam bu Acun Ilıcalılar falan vardı. Onlar bizi alıp getiriyorlardı okuldan, size Ortaköy’e geliyorduk.
ADNAN OKTAR: Acun çok yamandır. Abisi de bizle beraberdi. Neydi doktor? Evet, Cenker Hoca evet. O da yıllarca benim talebemdi. Acun da öyle. Yıllarca talebemdi. Acun getiriyordu değil mi sizi?
ZEYNEP HANIM:Getiriyordu. Ben ilk tanışmaya gelmiştim, tanışamamıştım, sizinle o tanıştığımızdan önce. Talebeleriyle tanıştıralım seni dediler. Beni Acun ve Ömer’in evine götürdüler Ataköy’de. Orada ilk onlar konuşmuştu benimle, ilk onlar anlatmıştı dini, İslam’ı, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onlar vesilesiyle geldiniz.
ZEYNEP HANIM:Evet ilk arkadaşlarım onlara götürdüler beni.
ADNAN OKTAR: Hayır olmuş, güzel olmuş.
ZEYNEP HANIM:Hatta sonra Acun’un nikahını babam kıymıştı. O zaman Seda ile evlenmişti.
ADNAN OKTAR: Seda da çok şeker kızdı, çok efendi, terbiyeli, kibar, çok Avrupai, çok klastı, maşaAllah. Acun’un böyle çok şeker, fettan bir kızı vardı. Neydi ismi?
ZEYNEP HANIM:Banu.
ADNAN OKTAR: Banu anormal tatlı böyle. Canım benim, bayağı şekerdi.
ZEYNEP HANIM:İlk doğduğunda, hastaneye gittiğimizde, oradaki hemşireler demişti ki: “burada doğan en güzel bebek olabilir. Doğduğu anda çocuklar çirkin olur ama bu çok güzel” demişlerdi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çocukların kimi çirkin olur, çoğu güzel olur. Ama hayat ne çabuk geçiyor. Kaç sene geçmiş. Şimdi Acun kaç yaşındadır?
ZEYNEP HANIM:69’luydu galiba.
ADNAN OKTAR: 42-43. Delikanlıydı bize geldiğinde. Aylin de öyle. Ama çok çok güzeldi Aylin, acayip güzeldi. Zeynep ile ikisi çok dikkatimi çekmişlerdi. Nefis güzeller. Şu anda da o güzellikleri bütün ihtişamı ile devam ediyor, maşaAllah.
ZEYNEP HANIM:Hocam bizim de sizin güzelliğiniz çok dikkatimizi çekmişti, maşaAllah. Hatta gidip arkadaşlarımıza anlatmıştık. Böyle bir göz rengi ilk defa görüyoruz, çok güzel gözleri var ve çok güzel bakıyor diye. Bakışlarınızı anlatmıştık, heybetinizi anlatmıştık. Zaten hastaneden geldiğinizde kapıdan girdiniz siz, gerçekten kalbim o kadar çarptı ki, Aylin’le de konuşmuştuk onu.
ADNAN OKTAR: Beni akıl hastanesine koyup güya insanlardan uzak tutacaklardı. Aylin Kotil’le de, Zeynep’le de akıl hastanesinde konuştuk. Oraya ziyarete geldiler. Sık sık geliyorlardı, maşaAllah. Güya beni vazgeçirecek bazı kişiler öyle düşünmüşlerdi, tam aksine en çok talebem olduğu dönemler olmuştu. Değil mi bakın bizim gençler hep o dönem gelmişlerdir, inşaAllah.
ZEYNEP HANIM:Biz Aylin’le de hep konuşurduk; ne kadar yakışıklı bir insan, ne kadar akıllı, hamdolsun.
ADNAN OKTAR: Hastanedesalon gibi bir yer vardı. Aylin Kotil de ziyarete oraya gelirdi, sonra eve gelmeye başladı, oradan çıktıktan sonra. Zeynep de eve gelmeye başladı, maşaAllah.
ZEYNEP HANIM:Allah’a çok hamd ediyorum böyle bir hayatım olduğu için. Sizin yanınızda geçti 25 yılım. Ne kadar büyük bir şeref benim için, Allah’ın lütfu. Sadece Allah seçtiği ve lütfettiği için. Sokaktaki insanlara bakıyorum, herhangi birisi olabilirdim. Sokakta amaçsızca gezen, sadece dünyayı düşünen bir insan olabilirdim, Allah lütfetti, sizinle tanıştırdı beni, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Baban Vali yardımcılığı da yapmıştı değil mi?
ZEYNEP HANIM:Babam hem İstanbul’da, hem Ankara’da emniyetten sorumlu Vali yardımcısıydı. 15 yıl falan İstanbul’da da, Ankara’da da.
ADNAN OKTAR: Hem devlette görev yaptı, hem belediyede görev yaptı değil mi?
ZEYNEP HANIM:Siirt’te Vali vekilliği yapmıştı, sonra Ankara’da, İstanbul’da Vali yardımcılığı sonra Sarıyer Belediyesi, Sarıyer Spor Kulübü.
ADNAN OKTAR: Bayağı kalender baban, maşaAllah.
ZEYNEP HANIM:Kalender evet.
ADNAN OKTAR: Annene ne kadar benziyorsun?
ZEYNEP HANIM:Hocam gençliğimiz aynı. Ama ben sarışınım, o daha kumral, esmer.
ADNAN OKTAR: Ne doktoru annen?
ZEYNEP HANIM:Çocuk doktoru.
ADNAN OKTAR: Halen çalışmıyor emekli artık değil mi?
ZEYNEP HANIM:Emekli oldu. Florya’da Polis Eğitim Merkezi’nden.
ADNAN OKTAR: İyi, maşaAllah. Bunun bir resmi var. Onu yayınlayabilir miyiz? Çok şahane, anormal tatlı.
ZEYNEP HANIM:Facebook’a koymuştum.
ADNAN OKTAR: Süper şeker. Süper tatlı, maşaAllah.
ZEYNEP HANIM:Orada annem, o resimde çok benziyor.
ADNAN OKTAR: Şu tatlılığa bak. Şu şekerliğe, burnun küçüklüğüne bak sen. Hayır o kadar tatlı bakıyor ki, annesi de zaten ona sevgiden mest olmuş.
“Canım Hocam, Allah bana sizi öyle seyrettiriyor ki, sevgiden içimiz titriyor, göz pınarlarımızdan yaşlar dışarıya doğru hamle yapıyor. Öyle tiryakiniz olmuşuz ki, göremediğimiz gün adeta bizi kriz tutuyor. Sizi gün içinde biraz düşünmekten gaflet etmek bile, ıstırap oluyor. Aklımıza geldiğiniz an, içimizde müthiş bir heyecan oluyor. Hocam açıkça söyleyeyim, size aşığız, maşaAllah, ciğerimiz yanıyor” diyor, maşaAllah. Bir hanım kardeşimiz.
“Selamun Aleyküm, güneşimiz, ışığımız güzel Hocam. Bir kadın boşanmış bir çocuğu var, benimle evlenmek istiyor. Babam arkadaşlığımıza bile karşı. Kimseyi kırmak istemiyorum ama bu durumda ne yapacağız Hocam? Lütfen izah eder misiniz? Adımızı okumazsanız sevinirim.” Hanım mümin, muttaki ise, güzel ahlaklı ise, sen de dini, Kuran’ı, İslam’ı savunuyorsan, birçoğu olmasın, isterse 10 çocuğu olsun, ne fark eder? Bir kadının çocuğunun olması, onun evlenilmez hale gelmesini mi gerektirir? Suç mudur çocuğunun olması? Bir güzellik. Daha iyi değil mi? Ama takvaya önem vereceksin. Allah’ın rızasının en çoğunu arayacaksın, öyle olacak. Ama çok acayip kurallar var. Çocuğunun olması kadının daha güzel. Değil mi?
“Canım Hocam, söylemeyeyim diyorum ama söyleyeceğim ne kadar güzel görünüyorsunuz. Şifa niyetine size bakıyoruz Hocam” diyor, bir hanım kardeşimiz.
“Sayın Adnan Hocam, size Azerbaycan’dan yazıyorum. Sizi çok ama çok seviyorum. Sizi dinleyince imanım daha da artıyor. Kuran’ı Kerimi yeniden okumaya başladım Hocam. İyi ki varsınız, iyi ki tanıdım.” Bakın hep iman hakikatlerinin önemi. Ben Cübbeli gibi hurafe ile başlasam, yanıp kavrulurlar Allah esirgesin, mahvolurlar. “İnşaAllah Allah bana sizle birlikte namaz kılmayı nasip eder.”İnşaAllah. Münevver Hanım yazmış. Tolga, Cengiz Yılmaz, Salih Erdoğmuş, Hişam Naif, Erdinç Demirezen, Salih Girgin. Bazı kanallarda evrim propagandası yapılıyormuş. Yapılsın. Biz yamulttuktan sonra, onlar evrim propagandası yapsa ne olur? Ağzını, burnunu hoşafa çevirmiş miyim, ilimle, bilimle? Dümdüz etmiş miyiz? Pas pasa dönmüşler mi? Adam pas pastemizciliği yapıyor. Pas pası dışarı çıkarıyor, tozunu silkelemeye çalışıyor. Benim yamultmuş olmam yeterli. Yamulttulduktan sonra, anlatsalar ne olur, anlatmasalar ne olur?
Serkan Doğan. “Bediüzzaman bilhassa sosyal hayat yönünden vahşet ve bedeviyet, memlukiyet, esaret, ecirlik, malikiyet ve serbestiyet olmak üzere 5 devirden söz etmiştir.” Her devirde var; köleci kafa da var, kapitalist kafa da var, vahşi kafa da var, her dönemde olmuştur bu. Bazı dönemlerde güçlenmiştir, bazı dönemlerde zayıflamıştır ama her dönemde olmuştur.
“Lütfen okuyun. Ben Risale-i Nur talebesiyim. Bugün derste hadislerin ışığında, ‘Son Mehdi Bediüzzaman Said Nursi’ isimli bir kitap basılmış. Yazar olarakVahidüddinKüfrevi geçiyor. İttihat Yayıncılık Gençlik adına basılmış. Bu eserin araştırılıp, gerçeklerin söylenmesini istiyorum. Risale-i Nur talebelerinin aklını bu eserle bulandırmasını istemiyorum. Saygı ve selamlarımı sunuyorum. Dualarınızı bekliyorum. Talebeliğe kabulümü rica ediyorum. Size ve arkadaşlarınıza sevgi ve muhabbetlerimi sunarım. G. Can” Bir nevi Mehdi’dir Bediüzzaman tabii ki. Bediüzzaman onu reddetmiyor. Ama ahir zamanın büyük Mehdisi ayrıdır. “Üç görevi olacak” diyor, “üç görevini tam yapmış olacak” diyor. “İman hakikatlerini tam yapacak, İslamiyet’i tam uygulayacak Hıristiyanlarla iş birliği yaparak, Hz. İsa (a.s) ile birlikte hareket ederek, İslam’ı dünyaya hakim edecek” diyor. Bu, büyük Mehdi. Ama daha önce gelmiş muhtelif Mehdiler vardır.
Okan Öner. Namaz farz, Kuran’da açık hüküm. Bak Allah hem namazı farz kılıyor, bir de namaz kılınmadığında neler olur onu da anlatıyor. Bak teyitlidir namaz. Namazı Allah beş vakit farz olarak Kuran’da açıkça beyan etmiş, hadislerde de çok açıktır. Ama “cehennem ehline sorulur’’ diyor Cenab-ı Allah, ayet, “sizi buraya düşüren nedir? denir” diyor. İlk verdikleri cevap ne? “Biz namaz kılmayanlardandık” Allah vermesin, diyorlar. Bak birinci ilk maddesi. Bu durumda namazın asla terk edilemeyeceğini herkes anlar. Çok açık. Hem farz kılıyor, hem de aksinde ne olacağını belirtiyor Allah. Mesela başörtüsünde öyle değildir. Başörtüsünde farziyetini Allah belirtir ama başörtüsü olmadığında hüküm nedir, onu açıklamaz. Ama namazın ehemmiyetini buradan anlıyoruz. Açıklaması yok. Mutlaka kılınacak. Yaşar kardeşimiz yazmış. Murat Candan, Konya’dan yazıyor.
Şimdi bir filmimiz daha vardı hazır, onu da bir seyredelim.
VTR-Allah Tüm Evreni ve İçindeki Sistemleri Aynı Anda Kontrolü Altında Tutar.
DİDEM HANIM:Ebru, Gülşen ve Aynur Hocamla kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Alimler heyetinin karşısındayız. Şimdi biz nasıl konuşacağız bilmiyoruz, maşaAllah. Aylin Hocam nasılsınız?
AYLİN HANIM:Çok iyiyim Hocam, maşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Nur Aylin, nur, maşaAllah.
EBRU HANIM: Sizin nurunuzun yansıması Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet müminler nurludur. Ebru Hocam her günkü gibi çok çok şık ve çok güzelsin.
EBRU HANIM:Çok teşekkür ederim Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Güzelliğin üstünde ayrı bir hoşluğun var, maşaAllah. Çok klassın, süper modernsin. Çok etkileyici bir insansın, maşaAllah.
EBRU HANIM:Kaliteli olmayı da, güzelliği de sizden öğrendik, maşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: Hocam siz de çok etkileyici bir insansınız, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşlerimiz ne çok mesaj göndermişler? Avrupa’nın takibi çok iyi, Amerika’nın takibi çok iyi, İngiltere’nin takibi çok iyi.
Tarlan Novruzov; “Allah’ın Selamı olsun.”Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Kadınların kaşlarını düzeltmesi son derece normal. Erkeğin yapması acayiptir. Kadın tabii ki düzeltecek kaşlarını, onda acayip bir şey yok.
“Sevgili Adnan Hocam’’ diyor, Caner Atalay. “Hocam size gıpta ediyorum’’ diyor. Atalay Grup Batman Türkiye. Batman’dan yazıyor, maşaAllah. Bütün Batman’a Selam. “Adnan Bey Selam.”Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hz. Mehdi (a.s)’ın bizimle yaşadığını söylüyorsunuz. Bu konuda sizinle razıyım. Sorum şu ki, onun sizi TV’den izleyebilmesini düşünüp de, o sorumluluğu yaşadınız mı? Ve cevaplarınızı onun hakkında söylediklerinize” yani Hz. Mehdi (a.s) ne der diyor, sizi seyrediyorsa şu an ne diyordur diyor. Ne diyecek, Allah razı olsun der, maşaAllah der, ne güzel talebem var der, ne iyi talebem var der, Allah razı olsun tabii ki der, inşaAllah.
“Adnan Hocam nasılsınız? Ben İzmir’den sizi seyretmek bana bağlılık yaptı. Bu sizin kerametiniz herhalde” diyor, Harun Özsuvacı. “Yaradan Allah’a kurban olayım, sizin gibi güzel insanı yarattığı için’’ diyor. “Harika bir program’’ diyor Murat Durmuş. İzzet Güllü. Nail Cede. Rahmi Gülcan. Şekip Öcal. Cengiz kardeşimiz.
PKK, Komünist, Stalinist bir örgüt. Darwinist, materyalist sistem çökerse, bilimsel olarak cevabı verilmiş olur, konu da biter. Yoksa Darwinizm, materyalizm ayakta durduğu müddetçe, adamlar cahil cühelayı kandırırlar. Devam eder bu sistem, Allahualem.
Sabahattin Polat. “22.11.2011 tarihinde yapmış olduğunuz PKK ile ilgili programınızdan dolayı teşekkür ederim” diyor.
Sevgi Akgün. Sevgi Hanım diyor ki: “Kız arkadaşlarınızın hepsi çok güzeller”“olağanüstü güzeller” diyor. Makyajınız hakkında bazı tavsiyeleri var. Sevgi Hanım gel, burada kardeşlerine tavsiyelerde bulun, daha güzel olması için. Şöyle olsa, böyle olsa diye tavsiyelerde bulunmuş. Ama makyaj zevke bağlı olarak değişebilir. Her gün her şekilde olabilir. Ama genellikle insanların kendi hoşlanmalarına göre, kendi beğenisine göre değişir. Ben Kim Kardashian’ın makyajını çok beğeniyorum. Bayağı güzel görünüyor, çok hoş kadın. Başkasına göre itici görünüyor. Mesela ben çok tatlı görüyorum, fizik olarak da çok güzel buluyorum, huyu da çok tatlı. Ama bakıyorum o kızcağıza ağır laf ediyorlar. Bir zenci kız pis pis laflar ediyor kötü kötü, bir yerde gördüm. O yazık canım benim o da hiç cevap vermiyor, kibar, saygılı, altta kalıyor. Onun şaşırıyor böyle küstahlığına, deliliğine, hayret içinde dinliyor. Yani bu zevk meselesi.
Nereyle bağlanıyoruz?
DİDEM HANIM:Washington D.C. Amerika.
ADNAN OKTAR: Kiminle konuşuyorum, onu bir anlat.
DİDEM HANIM: Büyükelçi Charles Rice ile inşaAllah konuşacaksınız. 31 senedir Amerika Dışişleri Bakanlığı’nda çeşitli görevler yapmış, üstün hizmet ödüllü bir diplomat kendisi. Eski Yunanistan Büyükelçisi. Amerika’nın Irak’taki büyük elçiliğinde Ekonomi Bakanı olarak görev aldı ve Irak’ın geçiş döneminde ekonomiden sorumluydu kendisi. Şu anda Ortadoğu kamu politikaları merkezi yöneticisi. Bu kuruluş 1946’da Amerika Hava Kuvvetleri tarafından kurulmuş ve şu an bağımsız olarak Amerikan hükümetine, politika ve milli güvenlik konusunda stratejiler belirliyor.
ADNAN OKTAR: Bu beyefendinin hanımı da diplomat değil mi?
DİDEM HANIM:Eşi; Amerika’nın Dışişleri Bakanlığı’nda, 31 senedir görevli, kıdemli bir diplomat. Eski büyükelçi. Irak elçiliğinde politika ve askeri işlerden sorumlu bakan vekilliği yapmış. Şu an da Amerika Dışişleri bakanlığında nükleer ve strateji politikalardan, silahlanma kontrolünden sorumlu bakan vekili.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tamam buyursun, beyefendi ile görüşelim. Selamlar, hayırlı akşamlar. Burada akşam ama orada nasıl oluyor bilmiyorum. Nasılsınız?
CHARLES RIES:Çok teşekkür ederim, çok iyiyim. Bana vakit ayırdığınız için de teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim. Buyurun sohbete başlayabiliriz.
CHARLES RIES:Türkiye’nin dün Mısır’da olan gelişmeler hakkında görüşünüzü merak ediyoruz. Kahire’de gerçekleşen dünkü seçimler hakkında ne düşünüyorsunuz? Mısırlıların bu askeri rejimle ilişkisi sizce nasıl olacak?
ADNAN OKTAR: Mısır’daki gelişmeler de, direkt İslam ülkelerindeki gelişmeler de, genellikle hep Mehdiyet çevresinde gelişecektir. Mehdiyet çizgisinde geliştiğini zaten görüyoruz, talebin de o yönde olduğunu görüyoruz. Mesela Libya’da da halkın görüşü İttihad-ı İslam’dır, İslam Birliği’dir. Mısır’da da halkın görüşü yine İslam Birliği’dir, Türkiye’de de yine aynı şekilde görüş vardır. Fakat bu Mehdiyet şeklinde tezahür edecektir. Tevrat’ta geçen Kral Mesih, yani Moşiyah ile Müslümanların Mehdi dediği şahıs, aynı kişidir. Bütün dünyada bir barış, kardeşlik, demokrasi ve sevgi çağı başlayacaktır. Vahşet çağı, kavga çağı bitecektir, terör bitecektir. Bunu, önümüzdeki 10 yıl içerisinde ara ara, aşama aşama göreceğiz. Fakat Mısır’da olaylar biraz devam edebilir. Diğer İslam ülkelerinde de devam edebilir, fakat çok çokciddi boyutlarda olmayacaktır. Ortadoğu’da bir savaş çıkması mevzu bahis değildir. Hz. İsa (a.s)’ın yeryüzünde olduğuna biz inanıyoruz, yani indiğine inanıyoruz, Hz. Mehdi (a.s)’ın da çıktığına inanıyoruz. Olaylar, şu ana kadar tam dediğimiz gibi çıktığı için ve bütün olaylarda bu şekilde çıkmaya devam ettiği için, dediklerimizin gerçek olduğunu halk görüyor, insanlar görüyor. Yani bir demagoji, bir inançta saplantı değil bu, bir gerçek.
CHARLES RİES:Teşekkür ederim. Mısır’da gerçekleşen bu değişim, sizce oradaki insanların daha huzurlu,daha müreffeh ve zengin olmalarını sağlayacak mı?
ADNAN OKTAR: Bir süre bu pek mümkün olmayacak, benim kanaatim. Kargaşa bir süre devam edecek. Sistemin oturması, İttihad-ı İslam’ın oluşması, Mehdiyet’in dalgasının oraya ulaşmasıyla, bir sükunet oluşacaktır. Zaten Mısır’da Türkiye’yi model alma düşüncesi var. Bu Türkiye’deki Mehdiyet modelini kabul etme anlamına geliyor. Yani demokrasi, barış, kardeşlik, insanlara hoş görüyle bakma, sevecen bakma, bilimi ve sanatı savunma bu çevrede kabul gördü. Türkiye’yi model alarak. Ama Türkiye’deki model, Mehdiyet modelidir. Dolayısı ile Mehdiyet'in modelini aldıklarını anlıyoruz, bu güzel bir gelişme Mısır için.
CHARLES RİES:Evet size katılıyorum. Türkiye ve Türk modeli Mısır’da ve Arap dünyasında iyi olurdu. Ama sorun şu ki, rejim, devrimin arkasından sorumluluk alabilecek mi? İnsanların umutlarını yerine getirebilecek mi? Çünkü çok fazla onları bekleyen çok fazla zorluk var. İnsanları hayal kırıklığına uğratabilirler. Bu yüzden Mısır’da başa geçecek bir sonraki hükümetten çok fazla beklentileri olacak. İnsanlar Mübarek’ten kurtuldular ama yeni hükümetin önünde çok zorlu bir geçit var. İnsanlar demokratik bir rejim istiyorlar ama bu kolay değil. İstediklerini söylemek istiyorlar, bu da kolay değil. Daha hükümet karmaşıklık durdurulamıyor. Türkiye’nin yaptığı gibi, başardığı gibi bir ekonomik büyüme yapabilecekler mi, bu sorun. Türkiye 2002’den beri muazzam çabalar göstererek, ekonomik gelişme sağladı. Mısır’daki hükümetin tahminimce derin İslami bağlantıları olacak. İnsanlar hükümetin İslami yanında, ekonomik büyümeyi sağlayabilecek mi, bu konuda da endişeliler. Dolayısıyla seçimi kim kazanırsa kazansın, ekonomik zorluk, ekonomik büyüme onlar için bir problem olacak bence.
ADNAN OKTAR: Ekonomik yapıya o kadar Mısır halkı önem vermez. Şu an din esas olarak görünüyor. Dindeki sorunun çözülmesi üstünde duruyorlar. Halk çok sade bir hayata da razı. Bütün İslam ülkelerinde bu böyle. Özellikle Mısır’da öyle. Halkın amacı refah değil. Yani Kuran ahlakının tam yaşanması, Mehdiyet’in yaşanması, manevi yönden ruhların doyuma ulaşması. Yoksa iyi yemek yemek, lüks arabalar ile gezmek Mısırlılar için öyle bir sorunları yok. Bunu herkes akılcı bakarsa, görebilir. Tek amaç;İttihad-ı İslam, İslam’ın birleşmesi, Kuran ahlakının tam yaşanmasıdır. Akılcı bakıldığında, bunu herkes rahatça görebilir.
CHARLES RIES:Evet haklı olabilirsiniz. Eğer doğruysa başarılı bir geçiş olacak. Batıda ise, en azından ABD’de birçok analize göre kayıp bir nesil var. 20-30 yaş arası Mısırlıların işleri yok. Üniversite mezunu birçoğu ama işi yok. Devlet sektörü küçüldü, sanayi yetersiz. Bu insanlar iş bulamıyorlar, gelirleri yok, ailelerine bakamıyorlar. Dolayısıyla bir gelişme istiyorlar. Bu da tabii faktörlerden biri. Tüm faktör bu değil tabii ki. Dini faaliyetlerin bastırılması, devrime götüren olaylardan biri oldu. Ama Mısır hükümetini bekleyen zorluklardan birisi de, insanların tekrar onurlu bir hayat yaşayabilmelerini sağlamak ve Mısır’da ekonomik gelişmeyi sağlamak. Bu devrim ülkeyi büyük bir yıkıma uğrattı. İnsanların daha az geliri var, daha az gıdası var. Ayrıca askerle arasındaki ilişkileri insanların oturtması gerekiyor. Askerlerin insanları anlaması, insanların da onları anlaması gerekiyor. Tabii ki bunlar, onları bekleyen zorluklar arasında, önümüzdeki 6 ay içinde. Mısır’ın dostları Amerika, Avrupa, Türkiye, Arap ülkeleri Mısır’ın dengeyi bulabileceğine inanıyor, bunu istiyor.
ADNAN OKTAR: Mısır’da İhvan-ı Müslim’inin ağırlığı vardır. Yani şu an iktidara gelen yapı İhvan-ı Müslim’indir. Yani Müslüman kardeşler teşkilatıdır. Müslüman kardeşler teşkilatının ana düşüncesi, ana fikri Mehdiyet’tir. Açık açık bunları ifade ederler de. Toplantılarında Arapça“La medrese la tedris innellezinereis”... Medrese de yok, eğitim de yok, Hz. Mehdi (a.s) çıkacak tarzında ifadeleri vardı. Dolayısı ile Mehdiyet’in zuhur ettiğine inanıyorlar onlar da,Mehdiyet çağında olduğumuza inanıyorlar ve Müslümanca yaşamayı amaçlıyorlar. Mesela evinde yerde oturmayı kabul edebilir onlar. Yarım ekmek, çok az peynirle yaşanabilir ama illa ki İslam’la, Müslümanlıkla yaşayalım diyorlar. Asıl istedikleri budur. Yoksa sanayi kurulsun, ekonomik refah olsun, çocuklarımız rahat içinde yaşasın, yani Mısırlıların yüzde biri, ikisi bu düşünce içinde olabilir. Yüzde 98’i bu düşünce içindedir, İhvan-ı Müslim’in düşüncesindedir. Bunun bilinmesi çok kolaydır. Araştırıldığında, incelendiğinde rahatça görülebilecek bir gerçektir bu.
CHARLES RIES:Evet doğruysa, haklıysanız çok güzel.
ADNAN OKTAR: Bütün dünyada böyle bir yapılanmayı biz göreceğiz. Mesela Avrupa’daki ekonomik krizin sebebi, dinden uzaklaşılmasıdır. Dinden uzaklaşıldığı için ekonomik kriz başlamıştır. Mesela Amerika’nın zenginliğinin genel sebebi, Allah’ın varlığına inanmasıdır. Amerikan doların da bile Allah’ın varlığına inandıklarını söyleyen bir ifade var biliyorsunuz. Allah’a inanan devletler, Allah’a inanan milletler daha güçlü, daha başarılı oluyorlar. Allah’a inanılmadığında, inanç olmadığında da ekonomik kriz ve çöküntü oluyor, bunu bütün dünya gördü. Yunanistan’da bile din adamları bir araya gelip dua ettiler, dindarlığın gelişmesi için tedbirler alınmasını istediler. Dini eğitim olmadığı, din zayıfladığı için bu hale geldiklerini, hepsi ikrar edip, kabul ediyorlar. Dinsizlik insanların gücünü, aktivitesini öldürür, heyecanını öldürür, yaratma gücünü öldürür, yaşama heyecanını öldürür, dolayısıyla da ekonomik krizde meydana gelir, çöküntü de meydana gelir.
CHARLES RIES:Tabii bu da dünyadaki bugünkü duruma bakmanın başka bir yolu. Peki Çin’deki durumu nasıl açıklıyorsunuz? Onlar başarılılar ama pek dindar değiller.
ADNAN OKTAR: Çin’de insanlar insanlıktan çıkmış şekilde. Orada insan kalmadı adeta, robot halindeler. Çin’e gidin bakın, insanlar makine haline gelmişlerdir. Makinenin bir parçası haline gelmişlerdir. Bir çelikten makine var, bir de insandan makine var, insan etinden oluşmuş makine var. Yani orada insanlıklarını bırakmadılar. Onlar köle haline gelmiş durumdalar ve manen çökertilmiş, ruhları alınmış haldeler. Yani Çin modelini, bir model olarak ele almamız mümkün değil, bilakis deccaliyetin bir modeli olarak, insanların mahvolması yönünden değerlendirebiliriz. Bir de Çin’de halk sürünüyor. Devlet zengin. Yani devletin malı, mülkü var. Halk sürünüyor. Birkaç metre karelik küçük hücrelerde, adeta hayvan gibi yaşıyorlar, perişan şekilde yaşıyorlar, karın tokluğuna yaşıyorlar, bir köle sistemi var. Dolayısıyla Çin, insanlık dışı bir modeldir. Müspet yönde değerlendirecek bir yönü yok. Demokrasinin olmadığı, sanatın olmadığı, huzurun, sevincin, neşenin olmadığı dehşet toplumudur Çin.
CHARLES RIES:Çin’de durum aslında biraz daha iyiye gitti. İnsanlar biraz daha büyük evlerde yaşıyorlar. Biraz daha fazla yiyecekleri var. Ama tabii onlar da muhteşem bir topluluk değil. Amerika da muhteşem bir topluluk değil. Herkesin kusurları var. Şunu da söylemek istiyorum; 1980’lerde Türkiye’de yaşadım. Türkiye’yi ve Türkleri çok sevdiğimi söylemek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Biz de Amerikalıları çok seviyoruz. Amerikan halkını çok seviyoruz. Barışçıl, neşeli, hoş sohbet, görgülü, kaliteli insanlar.
CHARLES RIES:Çok teşekkür ederim. Bana zaman ayırdığınız için de teşekkür ederim. Acaba yardımcı olabileceğim, söyleyebileceğim herhangi bir şey var mı?
ADNAN OKTAR: Ben sizi Türkiye’ye davet ediyorum. Hanımınızla ikinizi bekliyoruz. Burada açık oturum yaparız, sohbet ederiz, konuşuruz, sizi ağırlarız. Hem İstanbul’u gezersiniz, iyi olur.
CHARLES RIES:Teşekkür ederim. Eğer gelebilirsem, gelmekten çok memnun olacağım. Ve bir kere daha beni davet ettiğiniz için de çok teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum.
Ebru Hocam ne diyorsun anlattıklarıma?
EBRU HANIM:Hocam çok güzel anlattınız, maşaAllah. Çok önemli sizin tespitleriniz. Sonunda dönüp dolaşıp zaten sizin söylediğiniz fikirlerin doğruluğunu kabul ediyorlar. Zaman bunu gösterdi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ekonomik refah bakımından, mesela Firavun döneminde de Hz. Musa (a.s)’ın taraftarları fakirdiler. Ama Allah’a şükrediyorlardı, öyle mutlu oluyorlardı. Firavun da çok zengindi. Yani sırf zenginlikle mutluluk olmuyor. Maneviyatla mutluluk olur. Manevi yönü olmadıktan sonra… Çin’de adamların hayatı kaymış, insanlıktan çıkmışlar. Adam yese ne olur? Orada adamları at-eşek niyetine besliyorlar adeta. Adam yemek yiyor, ama insanlıktan çıkmış. Makine olmuş. Eşyanın bir parçası olmuş. Büyük eve koysan ne olur. Adam hayvanı da büyük bir yere koyuyor. Hayvana daha iyi bakıyorlar Çin’de, insandan daha iyi bakıyorlar. Hayvana iyi bakıyor olmaları, hayvanı mutlu ediyorsa, değil mi? O öyle değil. Onun insan olduğunu hissettirmek çok önemli. Ona sevgi gösterilmesi, değer verilmesi, onun maneviyatının olması, ahirete inanması anlamlı. Yoksa yemeyle, içmeyle insan mutlu olmaz. İnsanın o zaman hayvandan farkı kalmaz. Ama Çin’de insanların süründüğünü hepimiz biliyoruz. Zaten ucuz iş gücü olduğu için, insanları insan yerine koymadıkları için Çin zengin. Devlet zengin, halk fakir. Ama genellikle materyalist bakmaya alışık oldukları için, felaketin kökenini pek göremiyorlar. Onun için bunu kitap haline getirmek, yazı haline getirmek çok önemli.
AYLİN HANIM:Genellikle Hocam, maddiyatla, politikayla çözüme kavuşacaklarını sanıyorlar.
ADNAN OKTAR: Ekonomik kriz başladı Avrupa’da, sürünüyorlar. Çözüm olmadı. Çökme devam ediyor. Daha da ıstırap çekiyorlar. Yunanistan, politik yöntemlerle çözemez. Dindir çözüm, Allah inancıdır, Allah sevgisidir. İslam’dır.
EBRU HANIM:Siz krizin başladığında da “metafizik” demiştiniz. “Başka hiçbir sebebe dayanmıyor” demiştiniz, maşaAllah. Her şeyin Allah’ın kontrolünde olduğunu hatırlattığınız için Hocam, gerçekten de hep o şekilde gelişiyor olaylar. Yani ne politik, ne ekonomik çözümlerle olmayacağı çok belli.
AYLİN HANIM:Vicdanı biraz açık olan da hemen anlıyor Hocam. Siz “din ile ancak çözülür” dediğinizde, gerçekten böyleymiş diyorlar.
ADNAN OKTAR: Çok materyalist yetiştiriyorlar. O yüzden, yüz yüze görüşmek gerekir, telefonla değil, o yüzden davet ettim. Burada eşiyle beraber ona uzun uzun onu anlatırsak, daha iyi anlarlar diye düşünüyorum, inşaAllah.
DİDEM HANIM:Hocam dün İsrail’den röportaj yaptığınız David Essing’in de size çok selamları varmış.
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam.
DİDEM HANIM:“Röportajdan çok mutluluk duyduğunu” söylemiş. İsrail’in içinde bulunduğu bu endişe verici durum, Ortadoğu’daki karışıklık ve kargaşadan sonra, sizin barış ve sevgi dolu mesajlarını duymanın kendisine çok memnuniyet verdiğini söylemiş.
AYLİN HANIM:Hocam genellikle, aşağı yukarı herkes felaketçi. Siz hep çözümcüsünüz, maşaAllah. O yüzden de çok hoşlarına gidiyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Şimdi bizim süper zekamız biraz bir şey anlatsın, devam edeceğiz.
VTR- Cübbeli İttihad-ı İslam’ın Acil Kurulması Gerektiğini Nihayet Anlattı.
DİDEM HANIM:Aylin Hocam, Ebru Hocam ve Litvanya’dan Carolina ile birlikteyiz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Güzel oluyor, huyu da güzel olduğu için seviyoruz. Kişiliği güzel. Mütevazi, mazlum ve sevgi dolu. Sevgiden anlayan bir insan. O yüzden seviyoruz. Ama vahşi olsaydı, anormal tavırları olsaydı sevemezdik, inşaAllah. Güzel huylu olduğu için seviyoruz, maşaAllah.
EBRU HANIM:Hocam siz de dünya güzeli bir insansınız. Ama sizin ahlakınız esas ağır basan. Sizin ahlakınızı bilince insan içi rahat sevebiliyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, adamın boyu posu olur, içi kof olduktan sonra, bir anlamı olmaz. O ruh doluluğu, o kişilik derinliği, o tutku gücü, sevgi gücü, aklını kullanmadaki kıvraklığı, naif olması, nüktedan olması, güzel konuşması, hikmetli konuşması, çabuk intikal etmesi, teşhis gücünün derin olması, güzel olması, insanları detaylı anlayıp ona göre çok detaylı, düzgün tavırlar sergilemesi çok önemlidir. Mesela adamın bir tavrı olur, çok dengesiz olur, bir anda soğur insan. Ama kaliteli bir insan, her an tavrı mükemmeldir, sürekli uyumludur, sürekli seversin. Sevgi emanettir. Sevgi sürekli durmaz. Adam dangalaklık yapar, sevgin sıçrar gider, bir başka yere gider. Bir anda adeta disk atar, fırlar. Sevginin dümdüz gitmesi için, tren yolunda gider gibi onu çok düzgün götürmek lazım. Bir anda nefrete çevirebilir insan. Bir anda soğuyabilir. Kaliteli, akıllı insan, imanlı insan, sevgiyi çok doğru idare eder ve doğru götürür, hiç koparmaz. Yoksa çok çabuk sökülür. Yoksa ufacıkbir basitliği, akılsızlığı, bir densizliği bile insanın, insanı çok kökten sarsar, elinden gider. Kendi de durdurmaz yani, sevgiyi tutmak istesen de durduramazsın. Bir şeyi gördüğünde akıl, beyin, onun anormal olduğunu gördüğünde emir verir, artık bunu sevme der, sen debelensen de, artık sevemezsin. Gücün yetmez. Onu Allah birden alır. Güç Allah’ın elindedir.
AYLİN HANIM:Size yönelik sevgiyi de, Allah sürekli arttırıyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Benim de size sevgim sürekli artıyor, maşaAllah.
EBRU HANIM:Bütün anlattığınız detaylar, samimiyetinizde saklı, maşaAllah. Çok samimi baktığınız için, hep Allah’ın taraftarı olduğunuz için, Allah hep çok güzel tecelli ediyor üstünüzde.
ADNAN OKTAR: Mesela bak sen kusursuz bir kişilik gösteriyorsun. O yüzden sürekli çok seviyorum. Hiçbir anormal tavrını, hiçbir dengesiz tavrını görmüyorum. Sürekli mükemmel. Üslup mükemmel, tavır mükemmel, oturup kalkması mükemmel, konuşması mükemmel. Yani her şeyi çok güzel. Mesela Aylin de öyle. Mesela bu sevimli de öyle. Genellikle sevdiklerim hep öyle. Ama tabii doğruyu, güzeli anlatmak da çok önemli. Yani insanlar kusursuz olmaz. Anlatıp, eğitmek çok önemli.
EBRU HANIM:Biz ilk tanıştığımızda hiç böyle değildik Hocam. Siz eğittiniz bizi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak mesela benim güzelim ilk geldiği gün güzeldi ama şu an daha güzel. Sevgiye açık, güzelliğe açık, güzel söze açık. Nasıl bana karşı sevgin? İlk günkü gibi mi, daha çok mu seviyorsun şu an?
YABANCI KONUK:Tabii ki çok daha büyük.
ADNAN OKTAR: Daha güzelleşti, maşaAllah.
DİDEM HANIM:Hocam Başbakanımız bir ameliyat geçirmişti, şu an kendisi çok iyiymiş, maşaAllah, sağlık durumu. Kısa bir dinlenme sonrasında çalışmalarına devam edecekmiş. Patoloji sonuçları da çok iyi çıkmış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah sağlık, sıhhat versin. Allah dünyanın ölümlü olduğunu, insanlara zaman zaman hatırlatır, bir hikmet vardır, bir hayır vardır. İnsan daha güzel olur ondan sonra, daha güzel huylu olur, daha tavırları yakın olur Allah’a, ruhu daha yakın olur, imanı daha derinleşir. Hep böyle şeylerde hikmet vardır. Ama yine de Başbakanımız samimi insan. Ama kusursuz değil tabii, hataları olabilir insanlık hali. Ama eleştiriye açık. Bir şey söylediğinde, eleştiriye açık. Buyurun dinliyorum.
AYLİN HANIM:İnşaAllah Hocam. Bugün bir tehlike durumunda, insanın vücudunda meydana gelen mucizelerden, alınan tedbirlerden bahsetmek istiyorum. Mesela ani bir şey başımıza geldiğinde, vücutta çok ani, çok hızlı bir tedbir alınır. Böbrek üstü bezleri hemen uyarılır çeşitli sinirler tarafından ve insülin hormonunun salgılanması emrini verir. İnsülin hormunu bütün vücudu gezer ve bütün sindirim sistemindeki kan akışını aniden durdurur. Bu çok önemli bir şeydir, çünkü kanın daha faydalı yerlere o sırada aktarılması gerekir. Mesela kan kaslarda kullanılması gerekir. O yüzden mevcut kan, yani sindirim sisteminden aktarılan kan, kaslara iletilir. Bunun dışında da vücudun çok fazla o sırada elzem olmayan bölgelerinden kan alınır, oralara da kan gönderilmesi durdurulur. Ve onlar da kaslara yöneltilir. Tehlike durumunda bu otomatik olarak gerçekleşir. Fakat hiçbir zaman beyin veya kalbe giden bir kanda durulma olmaz, hatta daha da arttırılır. Çünkü onlar çok önemli organlardır. Hiçbir şekilde onların sisteminin bozulmaması gerekir. O yüzden vücut akıllıdır, Allah ilham eder, o akılla hareket eder. Beyni ve kalbi mutlaka korumaya alır. Kaslara iletilen kanla birlikte çok fazla beslenme olur. Bu arada vücutta dünde bahsetmiştik, glikoz glikojene çevrilip depo ediliyordu. Glikojene çevrilmiş olan glikoz, hemen tekrar devreye sokulur vücutta ve onlar da kaslara gönderilir. Bu arada bronşlar açılır, daha fazla oksijen girmesi sağlanır vücuda. Kan basıncı artar, kan basıncı arttığı için, oksijen akımı artar, onlar da kaslara gönderilir. Böylelikle bir insan normalden çok daha hızlı koşabilir, hızlı hareket edebilir. Göz bebekleri açılır, ışığa duyarlılığı artar insanın. Tehlikeyi fark edecek alarm durumuna geçer vücut. Normal vücudun başka bir zamanında onu yapabilmek, gerçekleştirebilmek mümkün değildir. Fakat tehlike anında bunların tamamı otomatik zaten gerçekleşir. Yani insan normalde koşamayacağı kadar daha hızlı koşabilir, tehlikeyi daha rahat fark edebilir, refleksleri güçlü olur, vücutta onu karşılamış olan bir sürü tedbir vardır. Allah ona göre yaratır bütün sistemleri, bütün enzimleri, bütün proteinler ona göre çalışır vücutta, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ebru Hocam buyurunuz.
EBRU HANIM:Daha önce ben ışıklı balıklardan bahsetmiştim. Mürekkep balığının beslediği bakterilerden. Yine başka bir canlıdan bahsetmek istiyorum; Fener balığı. Bunun da yine gözünün altında ışıklı bakterileri biriktirdiği bir bölüm var. Ve böylece birçok balık zaten ışığı kullanarak çok rahat bir şekilde yaşıyor. Allah çok güzel bir sistem yaratmış deniz altı canlılarında. Bazıları avını yakalamak için ışığı kullanıyorlar, bazıları düşmanlarından kaçmak için ışığı kullanıyor, bazıları başka canlıları taklit edip, yine kendine yiyecek edinebilmek için ışığı kullanıyor. Bunlardan bir tanesi, bu ışıklı balıklarda gözlerinin altındaki bu bölme ile kendilerine yiyecekleri çekmek için bu ışığı kullanıyorlar. Ama düşmanları onlara yaklaştığında da, göz kapağına benzer bir yapıları var, hemen bunu hissedip, o ışığı kapatıyorlar ve dikkat çekmeyi önlüyorlar, maşaAllah. Bu balıkların birde fosili var, isterseniz onu gösterebiliriz. Lübnan’dan 95 milyon yıllık. Gözün altında çok net bir bölüm var. Canlısında daha rahat görebiliriz. 95 milyon yıllık Lübnan’dan çıkarılmış bir fosil. Kretase dönemine ait. En ufak bir değişikliğe uğramamış, günümüzdeki ışıklı balıklarla aynı. Gözünün altındaki beyaz kısım, ışıklı bakterilerin biriktiği bölüm. Ve bunu bir fener gibi kullanarak bu balık, çok rahat besin elde edebiliyor, maşaAllah. Allah çok güzel yaratmış.
ADNAN OKTAR: Çok şeker. Tam çete. Tipe bak sen. Acayip süslü, maşaAllah. Bayağı güzel.
Kardeşimiz Selam ediyor. Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “SeyyidAhmed Muhammed Hoca. Lütfen beni de yanınıza alın. Duanızı isterim Hocam. Müthiş görünüyorsunuz, çok yakışıklısınız, nur gibi parlıyorsunuz. İçim açılıyor sizi izlerken. Müthiş bir zevk alıyorum size bakarken. Keşke hizmet edebilsem. Yüce MevlaminşaAllah nasip eder” diyor. İzmir’den Pınar Hanım, maşaAllah.
AYLİN HANIM:Hocam siz Allah rızası için yaşayan çok değerli bir insansınız, bütün övgülerin hepsine layıksınız, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bir kardeşimiz diyor ki: “Gönlüm çok daralıyor Hocam. Dua istiyorum’’ diyor. Allah kalbine ferahlık versin. İnşirah versin, kalbini açsın. Üzerindeki sıkıntıyı alsın Cenab-ı Allah.
Zinnure Bahçeci. “Hocam hep hanımlar var karşınızda” diyor. Zinnure nedir bu şimdi? Sen alenen kıskanıyorsun benim gördüğüm. Başka bir açıklaması yok bunun. Gel seni de çıkarayım, inşaAllah. Bizim delikanlıları da çıkaracağım bugün, inşaAllah. Üç beş tane delikanlı çıkaracağım, inşaAllah.
“Hocam sen benim canımsın” diyor, Güner Aliyeva. “Yeşil gözlerini yaratan Allah’a kurban olurum. İmanımın ve ilmimin artması için bana dua edin, burada duyayım. Seni çok ama çok seviyorum. Siz benim ruhumsunuz. Lütfen dua edin” diyor. Allah imanını kat kat arttırsın. Sana Hakkelyakin iman versin, inşaAllah. Allah derin ilim versin. İlmin bereketini de üzerine salsın, inşaAllah.
Faruk Sonat; “Ağızlarınızda niye maşaAllah kelimesi var? İslam bu değil kesinlikle” diyor. Yani inşaAllah demezsek, Müslüman olduğumuza delil olacakmış. İnşaAllah derseniz, Müslümanlığa uygun değil diyor. Faruk, biz senden öğrenmiyoruz İslam’ı. Kuran’dan öğreniyoruz. Kuran’a göre inşaAllah-maşaAllah Allah’ın makbul gördüğü zikirler. Allah’ın izniyle anlamına geliyor ve inşaAllah, maşaAllah’ın titreşimleri dünya hakimiyeti sağlayacak, bunu göreceksiniz. İnşaAllah’ı, maşaAllah’ı çok söyleyenler, dünya hakimi olacaklar. Namazın beş vakit olduğu ayet, hadis, icmalarlasabittir. Falanca kişinin dediğinin olması önemli değil.
DİDEM HANIM:Hocam bir kardeşimiz resimler göndermiş.
ADNAN OKTAR: Çok şeker. İki arkadaş güneşleniyorlar. Bunlar bayağı samimi olmuşlar. Pozlara bak sen, çeşit çeşit. Ama kedi çok yaman. Köpek de garibim... MaşaAllah güzel.
“Hocam saygılar. Sizi büyük bir hayranlıkla izlemekteyim. Keşke tanışma imkanımız olsaydı” diyor, Doruk kardeş. Tolga Sümeroğlu. Bor Niğde’den yazmış. Bizim internet sitesine girersen, bütün bu bilgileri alabilirsin.
“Bir gün sadece Siyonizm’i izleyeceğimiz bir program yapar mısınız?” Fahri Şahin. O kadar kapsamlı bir şey değil ki Siyonizm. İki türlü Siyonizm var; bir ateist Siyonizm var, bir de Siyonizm dedikleri, yani İsrail’in orada devlet kurma hakkı olarak görüyorlar, o makul. Devletin milleti olması İsrail’in, çok makul. Nereye gidecekler? Tabii ki orada olacaklar. Ama bir de şeytani bir sistemle, faşist bir kafayla bakan, bütün dünyaya hakim olmayı düşünen ve dünyayı ezmeyi düşünen, psikopat bir kafa var, dinsiz olanlar, onlar ayrı konu. Onlar zaten Mehdiyet karşısında iki büklüm olacaklar ve oluyorlar da, inşaAllah.
Şimdi biraz Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ı dinleyelim.
VTR- Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, Sayın Adnan Oktar’a Hediye Ettiği Asa Hakkında Yeni Bilgiler Aktarıyor.
DİDEM HANIM: Yeni konuklarımız Damla, Ayşe ve Ceylan Hocam. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Kardeşimiz uzunca bir mektup yazmış. “Hocam bu kişilerin dünya çapında düşünemedikleri şeyleri söylüyorsunuz. Benim uzun zamandır dikkatimi çeken konu, en uzman geçinen kişilerde bulunan teşhis etme eksikliğidir. Bu yazar olsun, siyasetçi olsun, akademisyen olsun, tüm dünyada büyük bir problemdir. Olayların sebep, sonuç ilişkilerini doğru kurgulayamadıkları için, ürettikleri sözde çözümlerde, demagojiden ve yanlış sonuçlardan başka bilgi doğurmuyor. Siz Darwinizm konusunda olsun, PKK konusunda olsun, hayalet Mehdi konusunda olsun, ekonomik kriz konusunda olsun ve pek çok diğer konuda daha insanların hiç akledemedikleri konuları, benzersiz yorumlarla ve çözümlerle açıkladınız, maşaAllah. Bunun, imanınızın bir sonucu olduğunu düşünüyoruz, inşaAllah. İnsanlar çok uzun süreler sonra, dediklerinizin doğru olduğunu anlayabiliyorlar. Size uysalar, daha kısa sürede, tüm dünyada büyük gelişmeler olacaktır, inşaAllah. Allah’ın Selamı ve bereketi üzerinize olsun.” Antalya’dan Ufuk kardeş. Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
Ceylan Hocam seni dinliyoruz.
CEYLAN HANIM:Tabii Hocam, inşaAllah. Bugün çok hücreli canlıların içinde en dayanıklısı olan bir canlıdan bahsetmek istiyorum.Tardigratböceğin ismi. Daha önce de bahsetmiştik. Allah insanı çok muazzam bir sistemle yaratmış. Gerçekten çok kompleks ve akıllı bir yapısı var insan vücudunun. Fakat Allah insanı aynı şekilde, çok çok dayanıksız ve aciz yaratmış. Fakat mesela bu Tardigratböceği, toplu iğne başı kadar küçük bir böcek, fakat Allah onu çok çok mükemmel bir şekilde dayanıklı yaratmış. Eksi 272 derecede, helyumun içinde bekletiliyor, ölmüyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Kaç?
CEYLAN HANIM:Eksi 272 derecede helyum.
ADNAN OKTAR: İnsan ne olur ben düşünemiyorum.
CEYLAN HANIM:Hocam laboratuvar testleri bununla da bitmiyor. Eksi 92 derecede 20 ay bekletiliyor. Yine ölmüyor, maşaAllah. +92 derecede, alkol ve eter karışımı bir sıvı içinde kaynatılıyor, yine ölmüyor.
ADNAN OKTAR: Helal olsun, delikanlıymış, maşaAllah. Koç yiğidim benim. Kurşun sıksan etki etmeyecek demek ki, maşaAllah.
CEYLAN HANIM:Hocam bir üstü daha var bu testlerin. 2008 yılında Eylül ayında, uzay aracıyla uzaya gönderiliyor. Ve uzay boşluğunda da ölmüyor, dünyaya geri dönüyor.
ADNAN OKTAR: Helal olsun koç yiğide, maşaAllah. Delikanlı dediğin böyle olacak.
CEYLAN HANIM:Hocam normalde oksijen tüketiyor. Fakat akciğerleri yok. Allah çok farklı bir sistem yaratmış. Dolaşımı var, fakat kalbi yok Hocam. Zor bir ortama girdiğinde kendisini büzüştürüyor ve içinde bulunduğu sıvıyı kaybediyor. Bütün vücudundaki suyu kaybediyor. O zaman çok çok hafifliyor. Toz kadar yaklaşık hafifliyor ve rüzgarla uygun bir yere taşınıyor. Gittiği yer eğer elverişliyse ve orada su varsa tekrar yaşamaya başlıyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Helal olsun, maşaAllah. Baksana adama, delikanlı dediğin böyle olacak. Helal olsun.
CEYLAN HANIM:Görmek isterseniz resmi de vardı.
ADNAN OKTAR: Gerçi biraz eşkali bozuk ama.
CEYLAN HANIM:Hocam Allah’ın onun varlığını bize bildirmesi de çok büyük bir nimet. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bir ayet söyleyeceğim, inşaAllah; “Dediler ki: Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.” (Bakara Suresi, 32) Allah bildirmese, biz asla bilemeyiz bu kadar dayanıklı olduğunu, Allah’ın bize hep bildirmesi, bize nimeti maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bir kardeşimiz diyor ki: “Hanım kardeşimiz Kuran okurken, tecvitte bazı hataları oluyor” diyor. Sığır diyeyim artık, kömüş diyeyim. Arap adam bile konuşurken, tam anlamıyla ne kendi dilini tam konuşabilir, ne de Kuran’ı tam okuyabilir. Cenab-ı Allah bizim meramımızı, bizim anlatmak istediğimizi zaten anlar. Alemlerin Rabbine hamdolsun diyorsak, elhamdülillah, şeytandan Allah’a sığınırım. Cenab-ı Allah bunu anlar. Yani dilimiz sürçsede anlar, harfleri tam vurgulayamazsak da anlar. Şekilcisiniz şekilci. Kemik kafalısınız, eşek kafalısınız, şekilcisiniz. Kafayı taktığı şeye bak! Yani şu konu mu? Ben mesela Türkçe konuşuyorum. Sen Türkçe konuşuyorsun. Başkası Türkçe konuşuyor, tam mükemmel konuşma olur mu? Halk dili vardır. Normal konuşursun. Mesela doğudaki kardeşlerimiz, hakim bey der mesela. Yine de anlaşılır ama. Kastedilen hakim değil mi? Bu insanlar şekilcilikle kafalarını bozdukları için, İslam’ın özünden kendilerini uzaklaştırıyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’de hadiste belirtmiş bu tipleri, bunların bu şekilciliklerini. Yani şeddesi bazen güçsüz olabilir, şeddesi yanlış olabilir, eksik olabilir. Ama ne dediği anlaşılıyor. Ne dediğinin anlaşılması önemli. Ben konuşuyorum, ne dediğimi anlamıyor musun sen? Anlıyorsun. Senin anladığını Allah kat kat anlar. Kıyas olmaz. Bırakın bu aptallığı, böyle bir şey yok. Hasetten çatlıyor. Genç yaşında bu genç kız Kuran’ı hatmettiyse, güzelce Arapça okuyorsa, ne kadar güzel, ne hoş. Züppelik yapıyor çakal, oturmuş neye kafasını takıyor. Ne kadar samimiyetsiz ifadeler.
CEYLAN HANIM:Hocam sizin varlığınız, Allah’ın çok büyük bir nimeti bizim için, elhamdülillah.
AYŞE HANIM:Hocam dini de çok kolaylaştırıyorsunuz bize. Aksi takdirde çok zor olurdu yaşamak. Allah kolaylaştırıyor, siz de bize onu kolaylaştıracak şekilde gösteriyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Ahmak, yobaz kafaya bak. Gayet güzel okuyor. “Şeylerinde eksiklik var” diyor, bilmem ne diyor. Serseriye bak. Düşündüğü şeye bak. Halk çarşıda, pazarda Türkçe konuşuyorlar, anlamıyor musun? Hepsinde kusur olur. Her konuşmada kusur olur ama anlaşılır. Mühim olan Cenab-ı Allah’ın o kişinin demek istediğini biliyor olması. O kişinin de dediğini, ilettiğini bilmesi. Şekilcilik içerisinde kavruluyorlar adeta.
DİDEM HANIM:Hocam bir hadis okuyabilir miyim, inşaAllah? “Doğudan başları tıraşlı kavimler çıkacak, dilleri ile Kuran okuyacaklar. Fakat boğazlarından aşağı geçmeyecek. Onlar dinden, yaydan ok’un çıktığı gibi çıkacaklar.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak tam Cenab-ı Allah açıklamış. Hadisle Peygamberimiz (s.a.v.)’e bildirmiş.
“Hocam ben sizi ne zaman seyretsem, eşimle tartışıyorum.” Eşi kıskanıyormuş. Alper Koç. Zuhal Bayrak.
Nezih Turem; “Hocam, İslam dünyasında bu kadar dert varken, siz niye sürekli Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyorsunuz?’’ diyor. Ne diyeyim ben buna şimdi? Mehdiyet bu anlattığın derdin, hastalıkların çözümü, ana çözümü değil mi? Ne diyeyim ben buna şimdi?
CEYLAN HANIM:Hocam az önce siz röportajda konuşurken yine dinledim ve yine düşündüm, normalde insan bazı şeylerin cevabını vicdanen biliyor aslında, fakat Allah’ın size verdiği o hikmeti, anlatma kabiliyetini gerçekten ben hayatımda hiç kimsede görmedim, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah. Nezih’in aklına bak şimdi. “İslam dünyasında bu kadar dert varken, siz niye sürekli Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyorsunuz?” İslam dünyasındaki bu kadar derdin sebebi Mehdiyet’in eksikliği değil mi? Hz. Mehdi (a.s) olsa, bu kadar dert olacak mıydı? Hz. Mehdi (a.s) olsa, İttihad-ı İslam olacak. Bütün dertler ortadan kalkacak. Hz. Mehdi (a.s) olmadığı için, bu belalar başınıza geliyor. Anlamıyor musun sen bunu?
AYŞE HANIM:Yana yakıla her yerde lider arıyorlar.
ADNAN OKTAR: Bak zaten öbür maddede açıklıyor hastalığı nereden kaynaklandığını hemen anlıyorsun. ”Siz sürekli Cübbeli Hoca’yı eleştiriyorsunuz, halbuki o sizi çok seviyorbelli.” Bak görüyor musun Cübbeli nasıl işlemiş bunlara. Nasıl kafa ne hale gelmiş. Çünkü ‘Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek’ diye diye bunları pasifize etti. İttihad-ı İslam’dan geri çekti. İttihad-ı İslam olmadığında, Allah işte hep bu rahatsızlıkları veriyor. Müslümanların bölünmüşlüğü bu ıstırabı meydana getiriyor. İttihad-ı İslam’ın yaşanmaması bu dertleri meydana getiriyor. Kuran’ın en önemli hükmüdür. En büyük farzdır İttihad-ı İslam. Sen bunu ehemmiyetsiz görüyorsun. Bak Cübbeli’yi ehemmiyetli görmüş. Cübbeli bir tek kendini seviyor. Başka sevdiği bir şey yok, inşaAllah.
CEYLAN HANIM:Hocam siz sürekli anlatıyorsunuz, Peygamberimiz (s.a.v.) en başta inşaAllah bildirmiş, ahir zamanda oluşacak fitnelerin çözümünün;Hz. Mehdi (a.s) olduğunu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “İyi akşamlar Hocam. ‘Amerika Allah’a inandığı için zengindir’ dediniz Hocam. Peki Amerika inanıyorsa, kafirler kim oluyor o zaman? Onlar Mesih’e haşa Allah’ın oğlu diye ortak koşuyorlar. Siz nasıl onların Allah’a inandığını söylüyorsunuz açıklar mısınız?” Amerika Allah’a inanıyor. Rusya inanmıyor, Çin inanmıyor. İnandıkları için, onlardan daha başarılılar. Ama mükemmel değiller. Ama Allah o aradaki farkı bile mükafatlandırmış oluyor. Fakat o yazıdaki ifadede tek Allah’tan bahsediyor. Mühim olan o. Yani İsa Mesih Allah’ın oğludur demiyor doların üstünde. Biz Allah’a inanıyoruz diyorlar. Tamam. Bu bereket getirir. Bu güzellik getirir. Ama tam bir bereket, mükemmellik anlamında değil. Onlara nazaran daha ehvendir.
AYŞE HANIM:Hocam onların politikacıları, sanatçıları da her fırsatta Allah’ın ismini anıp, dile getiriyorlar. Konserlerde, politikacılar da toplantılarında. Hatta siz bu konuyla ilgili kitap hazırladınız, “Batı Dünyası Allah’a Yöneliyor” diye. Çok fazla konuşmaları var Allah’a olan sevgilerini anlatan, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Gençlik yıllarında dövme yaptırmış kardeşimiz. Ama isim yok. Soru sormuş. Yaptırdıysan hiçbir şey olmaz dövme. Dövme deri altında olan bir şey. Derinin üstüne su geçiyor mu? Geçiyor. Bitti. Derinin altındaki boya niye abdeste mani olsun? Ne alakası var? Derinin üstünde olsa, tamam. Yağlı boya falan sürülse olmaz, doğru. Ama derinin altında, ne mahsuru var? Hiçbir mahsuru da yok, inşaAllah.
Ümmü Gülsüm Ceran; “Selamun Aleyküm Adnan Oktar Hocam. A9 Tv’deki görüntünüz de bütün diğer kanallara iyi örnek oluyorsunuz” diyor. “MaşaAllah. Size nazar değmesin” diyor. Nazar diye bir şey yoktur. Bütün güç Allah’ındır. “Hocam burcunuz ne?” Kova burcu. “Lütfen söyler misiniz? Ben Yay burcuyum da” Ne oluyor? Yay burcu geçimli mi oluyorlar? MaşaAllah. Onlara da inanmayın. Onların da aslı astarı yok. İşte Kova burcunda olanlar, lider olurlar diyor. Tamam, benim Kova burcunda çok arkadaşım var. Hiçbiri de lider değil. Mesela falanca burçta olanlar, biraz cimri olurlar diyor. İnsanların çoğunun kanında vardır cimrilik. İşte yetenekli olur diyor. Her insan yeteneklidir. Ne alakası var? Ortalı sözler onlar. Hani oluyor kahve falına bakan teyzeler olur. Size üç kişi geliyor yahut iki kişi geliyor. Zaten insanlar ya iki kişidir, ya üç kişidirler. Kaç kişi gelecekler?
Yine bizim şu astronot bir şeyler anlatsın güzel konulardan.
VTR-Cübbeli; Hz. Mehdi (a.s)’ın Yakında Mescid-i Aksa’da Müslümanlara İmanlık Yapacağını ve İnsanlığın Tek Bir Ümmet Olacağını Anlatıyor.
DİDEM HANIM:Ebru, Ceylan ve Esra Hocamla devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Esra Hocam hoş geldin.
ESRA HANIM:Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Kaç yıldır talebemsin?
ESRA HANIM:24 yılı geçti, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, maşaAllah. Hocam çok hanımdır, çok kültürlüdür, çok kalitelidir, çok nezih insandır, maşaAllah. Kaç yaşındasın?
ESRA HANIM:41.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Talebelerimde bu bir harika, maşaAllah.
Buyur seni dinliyorum.
DAMLA HANIM:İnşaAllah Hocam. Bugün ağaç kurbağalarından bahsetmek istiyorum.Hylaarborea isimli bir ağaç kurbağası var. Bu kurbağanın özelliği, ayakları kendi vücuduna göre daha uzun bu kurbağanın. Ve genelde gece yaşıyor bu ağaç kurbağaları. Renkleri, çok parlak yeşil renkteler. Ağaçların üstünde çok mükemmel bir şekilde kamufle oluyorlar. Kamuflajın en güzel örneklerinden biri bu kurbağalar. Hiçbir şekilde belli olmuyorlar. Gece çok rahat avlanıyorlar. Yemlerini bu şekilde buluyorlar. Bunun bir türü daha var, kriketkurbağası diye. Bu kurbağaların ismini de Acrisgryllusdiye adlandırıyorlar. Bu kurbağalar Kuzey Amerika’da yaşıyorlar, 3 cm büyüklüğündeler, bayağı küçük canlılar. Hocam bu kurbağalar, üç katı büyüklüğe kadar sıçrayabiliyorlar, kendi vücutlarının büyüklüğünde, maşaAllah. Normalde böyle bir kamuflajı doğduğu anda, o bölgede mesela yaprağın, ağacın üstünde yaşayacağını düşünerek, kamuflaj olması gerektiğini akıl etmesi mümkün değil. Daha doğduğu anda, Allah’ın ilhamıyla o şekilde özel olarak, o bölgede yaratıyor bu kurbağaları, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Anlatıştaki tatlılığa bak sen.Bir de çok asil. Benim talebelerimin, canlarımın en önemli özelliklerinden bir tanesi çok asil olmaları. Çok soyludur. Çok nezih, kaliteli, kibar, naif, ince düşünceli, saygılı, hürmetlidirler ve çok samimidirler, acayip dürüsttürler. Asla yalan söylemezler. Allah’tan çok korkarlar, maşaAllah. Müthiş dindarlar, maşaAllah. İbadetlerinde, namazlarında müthiş titizler. Yani mesela bu beş vakit namazlarında, bir kere namazını geçiren olmamıştır. Çok nadir geçenlerde bir oldu, acayip müteessir oldu kardeşimiz. Bir kere namazını geçirdi, çok müteessir oldu. Olay oldu onun için. O da uykuda. Kazara. Uyandım zannedip, kalkamamış. Çok yorgunmuş, uykuda sabah namazını kaçırmış. Acayip müteessir oldu. Beş vakit namazlarını büyük bir titizlikle eda ediyorlar, maşaAllah. Helale, harama son derece titizler, maşaAllah.
DAMLA HANIM:Hocam Peygamberimiz (s.a.v.)’i, diğer peygamberleri ve sizi örnek alıyorum ben de, maşaAllah. Kuran ahlakını yaşamama siz vesile oldunuz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ebru Hocam, bize neler anlatmak istersin?
EBRU HANIM:Estağfirullah Hocam. Geçen gün Bill Gates’in bir sözünü buldum. Microsoft’un kurucusu. DNA’daki olağanüstü yapı için, kendi yaptıkları bu yazılım programlarına benzetiyor. Fakat şimdiye kadar geliştirdiğimiz en gelişmiş programın üzerinde diyor DNA’nın yapısı için. Discovery enstitüsünün yöneticisi Doktor StephenMayer’ın da açıklaması var; “DNA’nın kodlanmış kısımları bir bilgisayar kodu yada bir dil aynı özellikleri taşır” diyor. Bunun tesadüfen olması zaten mümkün değil. Allah’ın çok detaylarıyla, çok büyük bir sanatla yarattığı çok açık ortada, maşaAllah. Herkesin çok rahat görebileceği açık bir gerçek, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Esra Hocam neler anlatmak istersin bize?
ESRA HANIM:Hamlet proteinini anlatabilirim. Yeni bulunmuş bir protein bu. Anne sütünde bulunmuş. Anne sütündeki ana protein olarak beta-alfa-laktalbumin diye bir protein ana proteini oluşturuyor. İnek sütünde beta-laktalbumin. O yüzden bebeklerde beta-laktalbumin alerjik etki yapıyormuş, bu çok önemli. Fakat anne sütünde bu yok. Anne sütünde alfa-laktalbumin ve omega-9 denilen bir folik asit, zeytinyağının da ana asitlerinden, çok değerli bir asit. Bunlar bağımsız olarak anne sütünde varlar. Fakat bebeğin midesine bu süt girdiğinde, ikisi etkileşime giriyor. Alfa-laktalbumin ile folik asit. Ve orada tümör öldürücü bir özelliğe sahip oluyorlar. 40 tane tümörü öldürme özelliğine sahipler. Çok özel, hatta kanser ilaçlarında olmayan, doğal olarak etrafı kirletmeden bu işlemi yaptıkları için, çok değerli bir protein bu. Hücre çeperine yapışıyormuş, hücre çeperinin içine giriyor bu protein, oluşan yeni protein, hamlet proteini denilen protein, orada tümörün şeklini değiştirerek yarım saat içinde, altı saat içinde öldürerek, 40 tane tümör bileşenini yok ediyorlar, maşaAllah. Zaten bilim adamlarını da çok şaşırtmış bu protein. Nasıl olup da sadece tümörlü hücreleri buluyorlar. Çünkü bebeğin midesindeki faydalı hücrelere de zarar verebilirler, fakat öyle olmuyor, sadece tümör yapılı olanlara saldırıyor, maşaAllah. Bu yönüyle çok mucizevi bir protein.
ADNAN OKTAR: Hamlet. Yani ham ediyor demek ki. Ne çok kardeşlerimizden soru geliyor. Kitap olur bu sorulardan, maşaAllah.
“Selamun Aleyküm.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Fethullah Gülen Hocamız’ın Pendik Boğazı’ndaki duası.” Kaynak vermiş kardeşimiz. İnternet adresini vermiş. Kurannuru.wordpress.com. “Bu vaazında Hz. Mehdi (a.s)’ı müjdeliyor Fethullah Hocamız. Diyor ki: ‘Ben sizin asıl vaiziniz değilim. Asıl vaiziniz sonra gelecek. Ben de onu 25 yıldır bekliyorum.” 25 yıldan beri bak Hz. Mehdi (a.s)’ıbekliyormuş Fethullah Hocamız. ‘Bilmem acaba beni cemaatine dahil eder mi?’Hz. Mehdi (a.s) beni talebesi kabul eder mi diyor. “Kıymetli Hocam, Fethullah Hoca Efendi, beklediği bu şahsın gelip gelmediği ile ilgili, yaptığı hizmetle ilgili bir açıklama yapmasını merakla bekliyorum. Duyurursanız çok sevinirim. Nurlu mübarek ellerinizden öperim” diyor, Sinan kardeşimiz. Edirne Keşan’dan yazmış. “youtube.com’da kurannuru.wordpress.com adresinde var” diyor. FethullahHocamız’ın, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili çok konuşmaları var, bir tanesi de budur.
79’daki konuşmasında diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s) çıktığında, bir profesörün çocuğu gidecek, bir bakanın çocuğu gidecek, bir milletvekilinin çocuğu gidecek ve çok büyük olay olacak o ortaya çıktığında” diyor. “Sistem bunu kabul etmeyecek” diyor, “yer yerinden oynayacak” diyor. “Çok fazla üstüne gidecekler” diyor. Ta 1979’da, Hz. Mehdi (a.s) çıkmadan, Hz. Mehdi (a.s) daha faaliyetine başlamadan, “ünlü insanların çocukları, seçkin insanların çocuklarına yönelecek, onların çocukları dahil olacaklar o grubun içerisine, o yüzden çok büyük olay çıkacaktır Türkiye’de” diyor, “ona çok büyük reaksiyon gösterecekler” diyor. “Çok fazla aleyhinde olacaklar” diyor, sonra da bu konuşmaları yapıyor.
“Selamun Aleyküm Adnan Hocam.” Bu güzel hanımların beni bu kadar çok sevmesi, ciğerinize oturuyor. Hayatta sizi belki bu kadar, bunun onda biri kadar seven olmamış olabilir. Bu kadar kaliteli, bu kadar güzel, bu kadar seçkin, naif insanların böyle delicesine sevmesi haset damarınızı kabartıyor. Onu durduramıyorsunuz. En sonunda tıkır tıkır o patiler bilgisayarın üstüne geliyor, yazıyorsunuz.
EBRU HANIM:Canımızdan çok seviyoruz.
EBRU HANIM:Allah sizde çok güzel tecelli ediyor. Gerçekten canımız gibi seviyoruz.Dünyadaki en büyük zevklerden biri, maşaAllah sizi böyle sevmek.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Hocam Kudüs’e gitmek ne zaman nasip olacak, inşaAllah?” O kadar çok resmi davette aldım İsrail devletinden. Makamını söylemeyeyim de, yani üst düzeyde, devlet düzeyinde davette aldım, Kudüs’e gelmem için. Vakti var. Anlı şanlı hep beraber gideceğiz, inşaAllah. Ceddin Deden Neslin Baban’la, inşaAllah.
Mikail kardeşimiz. Başbakanı neden savunmayayım? Gece gündüz her zaman lehinde konuşuyorum Başbakanın. Daha ne diyeyim? Benim kadar Başbakanı savunan var mı dış ülkelere karşı? Yabancılara karşı? Hak ettiği için. Eleştirilecek yönlerini görürsem, eleştiririm, yanlış yönünü görürsem, eleştiririm. Ama doğru yönlerinde de sonuna kadar yanında oluyorum. En cesur, en kararlı Başbakanı savunanlardan biriyim. Hatta benim kadar savunan varsa, bana gösterin. Hayır varsa, bana göstersinler kanallarda, inşaAllah.
“Canım Hocam, maşaAllah, yabancılarla görüşmeniz bir harika. Size her türlü ülke sorunlarını soruyorlar. Ve haberdar olduğunuzu görüyorlar, maşaAllah” diyor. “Hocam sizin konuşmalarınızı dinlerken, Cübbeli’nin konuşması başladı. O yüzden ekrandan ayrıldım” diyor. Sesine tahammül edemiyorlar. Yoksa ilmi iyi de. “Bir de geldim ki, bir kardeşimizin mailine mukabil ‘Allah sana Hakkelyakin iman versin, derin iman, ilim versin’ dediniz. Bu dualarınızdan bana yapılması için neler vermezdim. Acaba ne yaptı da bu duaları hak etti. Biz de bu dualarda layık olabilir miyiz?” diyor. Allah sana da çok derin, çok içli, çok güzel iman versin. Kalbine ferahlık versin, sevgini arttırsın, güzelliğini arttırsın, cennette kardeş etsin bana, inşaAllah. Hiç ayırmasın. Allah sevgini, Allah’a olan coşkulu sevgini, bana olan coşkulu sevgini, kat kat arttırsın. Allah her yerine nur kılsın, damarlarına, bedenine her yerine nur kılsın, maşaAllah.
EBRU HANIM:Çok güzel, Peygamberimiz (s.a.v.)’in duası gibi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Selamun Aleyküm.” Sevimli Cengiz, ben sizi uyardım böyle demeyin diye. Sevseniz bile, bu şekilde abartılı hüsn-ü zan ifadeleri olmaz. Ama dersin; inşaAllah Müslümanların lideri olursun dersin, inşaAllahHz. Mehdi (a.s) olursunuz de, ama bu üslup olmaz, günaha girersin, bu doğru değil. Mesela o garibim İskender Hoca. Kafasına geçirmiş bal kabağı gibi şeyi, ben “Hz. Mehdi (a.s)’ım” diyor garibim. Ne demek bu? Ben cennetliğim diyor. Kuran ayetlerinde ne diyor Cenab-ı Allah?“Ümitle korku arasında olun” diyor. Nasıl cennetliğim dersin sen? Cennetliğim dersen, dinsiz olursun, inşaAllah.
Murat Yalçın. “Hanım kardeşlerimiz çok şahane okuyor Kuran’ı. Hasetlerinden onlar öyle konuşuyorlar Hocam. Hiç kaale almayın” diyor. Doğru söylüyorsun. “Hocam sizi çok seviyoruz. Dubai’den selamlar.” Bütün Dubaili kardeşlerimize selam, maşaAllah. “Yurt dışında da sizi sürekli takip ediyoruz. Şu an Dubai’deyim, oradan sizi takip ediyorum” diyor.
“Sayın Hocam internetteki bilgilere dayanarak söylüyorum, bu yüzden açıklamanız uygundur. Sizin İsrail için çalıştığınızı ve Yahudilerden destek aldığınızın bilgilerine rastladım, Doğu Beyazıt Abdülcebbar Demirbaş.” Doğru, İsrail için çalışıyorum, Filistin için çalışıyorum, Mısır için, Fas, Tunus, Cezayir, Libya için çalışıyorum, Afganistan için çalışıyorum, Amerika için çalışıyorum. Bütün dünya için çalışıyorum. Yahudiler de destekliyor, Masonlar da destekliyor, İranlılar da destekliyor. Mesela İran Caferiler, çok ters konuşuyorum, buna rağmen canları gibi seviyorlar. En çok satan kitap, benim kitabım orada. Ruslar destekliyor, Rusya, Rus gizli servisi destekliyor. Açık açık arkadaşlarımı çağırmışlar, “kitaplarınızı istediğiniz gibi dağıtın” demişler. Destekliyoruz demişler. Amerika destekliyor, CIA de destekliyor. Doğru yolda olan adamı Allah destekler, kullarını da vesile kılar, inşaAllah. Iraklı Müslümanların çoğu destekliyorlar, Libya’da var kardeşlerimiz, Avrupa’da geniş çapta destekliyorlar. Şeyh Nazım Hocamız’ın talebeleri destekliyor. Şeyh efendilerin büyük bölümü destekliyor. Onunla ilgili bir video filmimiz var, gösterin o filmi. Müslümanlar elhamdülillah kardeştir, tabii ki de destekleyecekler ve hak yolda olan insanlara gayri-Müslimler bile destekçi oluyorlar, inşaAllah, maşaAllah.
VTR-Kıymetli Şeyhlerimiz ve Hocalarımızın Sayın Adnan Oktar ve Eserleri Hakkındaki Görüşleri.
DİDEM HANIM:Ceylan, Ayşe ve Ebru Hocamla devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Faik Işık; çok samimi, çok candan bir insan. Bayağı sevdiğimiz bir kardeşimiz. Ben cezaevindeyken de gelmişti. Bayağı neşeli, böyle şevkli, dindar, muttaki bir kardeşimiz. İskender Paşa’ya daha çok eğilimli olan bir kardeşimiz ama bütün cemaatleri çok sever. Çok iyi niyetlidir. Cübbeli ona gitmiş, aramızı bul falan gibisinden. Ah seni Cübbeli ah. Hiç kaçarı, kurtarırı yok. Bak sana söyleyeyim, Cübbeli Hazretleri sana söylüyorum. Bir; Şeyh Nazım Hocamız’a gidecek, Kıbrıs’a gideceksin, ayağına kapanıp özür dileyeceksin. Bunun hiç lamı, cimi yok yani. Hukukla, kanunla ömür boyu uğraşırım. Çok fazla sucun var. Ben çok az bir kısmıyla ilgilendim. Çok fazla suçun var. Çok az bir kısmı. Çok hafif bir dil kullandım. Bir. İkincisi; Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nden özür dileyeceksin. “Otuz cihette Ehl-i sünnete muhalif yönü var” diye fetva verdin. Birde başka bir âlimi örnek göstererek. Bu durumda adamlar Bediüzzaman Said Nursi’yi okumak ister mi senin taraftarların, duyan Müslüman? Fitne değil mi bu? Böyle değerli 13. yüzyılın büyük müceddidini, büyük müçtehidini, dünya tatlısı, bütün ömrü çile ile geçmiş mübarek, muhterem bir insanı bir kalemde Fatih Altaylı’nın karşısında silmeye kalktın. Bir kere o ağzını düzelteceksin iki. Üç; Türk İslam Birliği’ni alenen ve açıkça savunduğunu söyleyeceksin. Çünkü bak, Mehdiyet’i 300 yıl ileriye atıyor. Bu ne demektir? 300 yıl İttihad-ı İslam’ı unutun, Türk İslam Birliği’ni unutun. Bakın şimdi kardeşim Kastamonu Lahikası’nı açtım, bakın şu kısım çıktı. Bakın diyor ki; “Ramazan-ı Şerifte, 10. günün ikinci saatinde” bakın bunun özel anlamı var,onu sonra konuşacağız, “birden bu hadis-i şerif hatırıma geldi. Belki Risale-i Nur şakirtlerinin taifesi ne kadar devam edeceği düşündüğüme binaen ihtar edildi. Şedde sayıları, tenvin sayılmaz fırkasının makam-ı cifrisi 1542 ederek, nihayet devamına ima eder.” 1542’ye kadar Müslümanlar, mağlubiyet içerisinde, eziklik içerinde devam ediyorlar, 1506’dan 1542’ye kadar. “Şedde sayılır fıkrası dahi, makam-ı cifrîsi 1506 edip, bu tarihe kadar zahir ve âşikârâne, belki galibane, sonra tâ ‘kırk iki (42)’ye kadar gizli ve mağlûbiyet içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın ima eder.” 1506. Biz 1433’deyiz, 1433’e girdik. 1506’da Hıristiyanlık, Musevilik, Müslümanlık hiçbir şey kalmıyor. Vakit yok Cübbeli, vakit yok. 70 yıllık bir vakit var. Hz. Mehdi (a.s)’da, Hz. İsa Mesih (a.s)’da, hepside bu devirde,İttihad-ı İslam da bu devirde. Arap Baharı değil, Hz. Mehdi (a.s) baharıdır. Yer, gök oynuyor. 300 yıl Müslümanların uyutacak ve Müslümanları gaflet içindeyken, kıyamete teslim edecek. Yok, öyle şey. Müslümanların boş bulunup, boş durup, gayretsiz durup, kıyamete teslim olacağı şekilde bir sistem geliştiriyor. “300 yıl İslam’ın hâkimiyetinin olmayacağından” bahsediyorsun. Allah’tan kork. “Şedde sayılır fıkrası dahi, makam-ı cifrîsi 1545 olup kâfirin başında kıyâmet kopmasına ima eder.” 1545 gibide kıyamet kopacak, diyor. Şimdi kardeşim bunu derken Bediüzzaman, sırf cifire dayandırmıyor. Neye dayandırıyor? Suyuti’nin sekiz tane sahih hadisine dayandırıyor. Suyuti ne diyor?“Ümmetin ömrü için 7000 yıllık süre veriyor.” İmam-ı Hanbel. Bak mezhep imamı ve hadis imamı, büyük âlim, büyük müçtehid. Ne diyor? Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis naklediyor. Ne diyor Peygamberimiz (s.a.v.)? “Dünya’nın ömrü 7000 yıl” diyor. “Bunun 5600 yılı geçti” diyor. Ne kalıyor geriye? 1400. “1400’den 1500 arasında hepsi bitecek” diyor. Bediüzzamanda ne diyor? “1506’dan sonra bozulma başlıyor” diyor. “1542’ye kadar devam edecek” diyor,“1545 gibide Allahualem kıyamet kopacak” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sekiz tane hadisine yok dedi Cübbeli. “Yok, böyle bir hadis” dedi, Fatih Altaylı’nın programında. Sonra ben yakasına yapışınca, ıkındı, sıkındı en sonunda dedi ki;“evet böyle bir hadis var” dedi. Ama bayağı yakasını sarstım. Sonra Arapçasından şakır şakır söyledi. Eğer yakasına yapışmasaydım, Müslümanlara onu o şekilde kabul ettirecekti. Diyor ki, bu seferde;“bu hadislerden hesap çıkmaz” diyor. Nasıl hesap çıkmıyor? 7000 yıl demiyor mu Peygamberimiz (s.a.v.)? 7000 yıllık takvim veriyor. “5600 yılı geçmiştir” diyor. 7000’den 5600’ü çıkardığımızda, hesap çıkmıyor mu bundan? 1400 sene işte. 1400 ile 1500 arasında.
“Câ-yı dikkat ve hayrettir ki, üç fıkra bil’ittifak bin beş yüz tarihini göstermeleriyle beraber” Hem VelAsr diyor, hem Fatiha’dan da çıkarıyor Bediüzzaman, “tam tamına mânidar, mâkul ve hikmetli bir surette bin beş yüz altı (1506)’dan tâ ‘42’ye, tâ ‘45’e kadar üç inkılâb-ı azîmin” büyük ihtilalin, büyük devrimin “ayrı ayrı zamanlarına tetabuk ve tevafuklarıdır.” 1506’dan sonra komünist devrim oluyor dünya çapında. Bütün dünya komünist oluyor. 1542’ye kadar devam ediyor komünist idare. Dünya iktidarı, proletarya diktatörlüğü, dünya diktatörlüğü kuracaklar. Komünist idare kurulacak dünyada. 1542’den 1545’e kadar iki yıllık dönemde din, iman, Allah, Kitap hiçbir şey kalmıyor. Yani inanç olarak insanlarda ve hiçbir Müslüman kalmıyor. İki yıl kadar. Bu rezil sistemin üstüne kıyamet kopuyor. Diyor ki; “dünyanın aklı hükmünde olan Kuran’ın göğe ref edilmesiyle” diyor. Çünkü Kuran göğe ref ediliyor. Kuran hiç kalmıyor dünyada, hiç tek süre bile kalmıyor. “Kuran’ın göğe ref edilmesiyle, dünyanın aklı hükmünde Kuran’ın göğe ref edilmesi dünya artık divane olur” diyor, “aklı gider dünyanın ve izni İlahiyle, başını başka bir seyyareye vurur” diyor. “Bu müsademe sonucunda” diyor, çarpışma sonucunda “karşılıklı müsademeler sonucunda, kıyamet yayılır ve bütün evrende kıyamet kopar” diyor. 1545 gibi.
Canımız kardeşimizde Avukat Faik kardeşimizde iyi niyetle tabii, samimi niyetle aracı olmaya çalışmış, fakat mümkünü yok. Bir tek Mahmut Hocam araya girerse bir şey diyemem. Onun için Mahmut Hocam’dan da uzak duruyorum o yüzden. Hakikaten yani. Şimdi kardeşim dese ama bir şey söylese, herhangi bir şey mümkünü yok artık aksini yapamaz. O emir artık o bitti. Aması olmaz. Yani o açıklaması var. Derhal yerine getireceksin. Onun için hiç gözükmüyorum. Çünkü hukukla, kanunla ben bu herifi hizaya getireceğim, inşaAllah Allah’ın izniyle. Bu üç konuyu yapacak, çünkü üç ayrı dava açtım tabii her yeri ıllıkfıllık etmeye başladı, çok sağlam dava açtığım davalar. Kaçarı, kurtarırı yok, kesin ceza yiyecek Allah’ın izniyle. Anlamış vaziyeti, hukukçulara da sormuş, belli alacak cezayı Allah’ın izniyle, inşaAllah. Şimdi vay yandıma düşmüş. Dediklerimiz açık, Şeyh Nazım Hocam’a, televizyonlardan özür dileyecek bir, iki Kıbrıs’a gidecek, yol parasını vereceğim, uçak parasını vereceğim, ayağına kapanacak, bende bunu göreceğim, videoya alacaklar göreceğim. Ve özür dileyecek o veliden, o büyük veliden, o büyük mürşitten, o dünyanın Sultanından özür dileyecek, ben bunu göreceğim. Senin ne haddine, benim dünyalar güzeli şeyhime, dünyanın sultanına, mübarek veliye, KutbulAktaba, kendinde söylüyorsun;KutbulAktab diyorsun. Allah’tan kork, o nasıl bir ağızdır, nasıl bir hakarettir, nasıl bir sözdür o? Dilin yanar dilin. O lafı düzelteceksin, hukukla, kanunla eğer peşini bırakırsan namerdim. Bunu yapmadan yakanı bırakırsam, namerdim. Hiç boş yere benim sevdiklerimi araya sokma yani, hiç. Avukat Faik’i çok severim ben, kalender, şahane bir insandır. Boş yere hiç uğraşma, bu dediklerimi yapacaksın, inşaAllah. Bediüzzaman’dan ne istiyorsun, Fatih Altaylı’nın programında?Otuz hususta ehl-i sünnete uymuyorsa, bitti o, senin kafana göre bitti, yok öyle bir alim. Bu ne biçim laf? Ehl-i sünneti o sana öğretir. Sen Bediüzzaman’ın tırnağı olamazsın, tırnağı. Sen kimsin, Bediüzzaman kim? İnşaAllah.
Haklı mıyım Ceylan Hocam?
CEYLAN HANIM:Çok haklısınız Hocam, elhamdülillah. Siz çok akıllısınız Hocam ve çok vicdanlısınız ve gerçekten söylediklerinizde çok haklısınız ve diğer insanların vicdanını tam rahatlatacak şekilde konuşuyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman, benim canım Hocam, otuz senesi hapislerde geçti.Bediüzzaman, çile çekiyordu, acı çekiyordu. Benim canım Hocam, torba yoğurdu, bir avuç şehriye, bir tane yumurtayla gününü geçiriyordu. Buz gibi soğukta, küçük tahta hücrenin içerisinde, otuz yıl bu, otuz yıl, Allah’tan kork. Otuz yılı hapiste geçmiş, büyük müceddide, müçtehide, kerametler sahibi bu büyük insana, milyonlarca takipçisi olan bu insana, Hz. Mehdi (a.s)’ın pişdarı bu büyük, değerli veliye, ne söylüyorsun sen? Ondan sonra da şöyledir, böyledir. Allah sana insanları hukukla, kanunla musallat eder, inşaAllah. Ağzını bozuyorsun, tabii ki ağzını düzeltecekler hukukla, kanunla. Ben hangi adam yamukluk yaptı da, yanına bıraktım, yeter ki bileyim,evelAllah.
EBRU HANIM:Haksızlık karşısında çok net oluyor tavrınız.
ADNAN OKTAR: Olur mu öyle şey, bura dağ başı mı?
AYŞE HANIM:Müslümanlarında vicdanın rahatlamasına vesile oluyorsunuz, inşaAllah.
CEYLAN HANIM:Hocam siz Müslümanlara çok düşkünsünüz ama bütün insanlara çok düşkünsünüz Allah rızası için.
ADNAN OKTAR: Şeyh Nazım Hocam, benim dünya tatlısı, git aşkla ayaklarını öp, hürmet et. Bu ne cesaret. Üsluba bak sen, şeyh efendiler kendi aralarında konuşurlar, senin ne haddine? Mesela diyor ki, şeyh Nazım Hocamız; “Mahmut Hoca, asrın müceddidi olamaz” diyor açıklıyor. “Arabayla götürüyorlar, başkaları götürüp, getiriyor” diyor, “konuşamayacak durumda” diyor. “Kendine gücü yetmiyor, kendine imkanı yok” diyor. Doğru, Allah onu imtihan olarak vermiş Şeyhimize, ne mutlu ona, Allah gazasını mübarek etsin. “Ama mürşid olan, müceddid olan kişi kullara yetişir, anlatır, konuşur, bağlantı kurar” diyor. “Burada bu durum yok ki” diyor. “Ve hiç kimse müceddid olarak kabul etmiyor” diyor. Türkiye’de hiçbir cemaat, Mahmut Hocamız’ımüceddid olarak kabul etmiyor. Ben kabul ettim oldu, olur mu? Ben yaptım oldu, olur mu? O zaman bende falancayı müceddid ilan edeyim, olur mu öyle şey? Ben icat ettim ile olmaz. Yok Pakistan’dan, yok Hindistan’dan garibanları toplamış, altına imza attırmış. Topluyorsun lokantada yemek yediriyorsun adamlara, otele götürüyor, bir lüks otel var, yedirip içirip, adamlar utanır tabii, al şunun altına bir imza dersen atarsın yani. Yemek üstüne gider yani. Utanmıyor musun sen, Türkiye’de sordun mu müceddidlere, alimlere, Türkiye’deki alimleri sen niye adam yerine koymuyorsun, haşa? Sordun mu sen Şeyh Nazım Hocamız’a, İskender Paşa Cemaati’ne, Menzil Cemaati’ne, Fethullah Hoca Cemaati’ne, Nur talebelerine, Süleymanlılara, kime sordunuz? Kendi kendine ortaya çıkartıyor, “Ben Pakistanlılara sordum, tamam oldu, bitti” diyor, “attılar imzayı” diyor. Adamlara pilavlı tavuk yedirirsen, başkasının altına da imza atarlar, ne olacak? Türkiye’deki alimleri, hocaları, cemaatleri kaale almaman, zaten ne durumda olduğunu gösteriyor. Sormaya dahi gerek duymuyor. İslam aleminin merkezi Türkiye, buradaki bu cemaatler, alim hükmündedir, bunlar her biri alim. Mesela Süleymanlı kardeşlerimizin, her biri alimdir, Kuran alimidir, bir tanesi yüz bin kişiye bedeldir. Nur talebeleri hep alimdir, İskender Paşa Cemaati hep alim çıkartır, Menzil Cemaati hep alim çıkartır. Sen kaale almıyorsun. Sormuyorsun dahi.“Pakistan’a sorduk iş bitti” diyor. Lafa bak sen. Bak daha da vahimi, Mahmut Hocamız’a soruyorsun, Hocam ne diyorsunuz diye, Mahmut Hoca kabul etmiyor. Nereden çıkartıyorsun o zaman bunları? Sırf Mehdiyet’i durdurmak için, apar topar kendi kafasınca böyle uyanıklıklar yapıyor. Diyor ki, bilmem “bu kadar sene sonra, müceddid ilan edilir mi? En fazla yirmi sene falan geçmesi gerekiyor” diyor. Allah basiretini bağlamış, sen kaç sene sonra, otuz sene sonra müceddid ilan ettin Hocamızı, Pakistanlıları toplayıp. Verdiği süreyi kat kat geçmişsin. Hani yüzyıl başında oluyordu? Yüzyıl başında takla attırmışsın sen yüzyıla. Hayır, olur aslında elli sene de geçse olur, elli seneye kadar müsaadesi vardır ama samimiyetsiz. Bak kendisi ilan ederken, otuz seneyi aşırtıyorum kabul ediyor, orada diyor ki;“yirmi küsur seneyi geçtin mi, olmaz” diyor. Her yönden samimiyetsizlik bağırıyor. Olmaz, bizde cevabını veririz,inşaAllah.
DİDEM HANIM:Hocam izleyicilerden mesajlar geliyor, tespih elinize çok yakışıyor diye.
ADNAN OKTAR: Evet, tespihimi göstereyim. Faik Hocama da teşekkür ediyoruz, çok kibar bir tespih, çok çok güzel.
CEYLAN HANIM:Ama Hocam elinizde bir anlamı olmuş.
ADNAN OKTAR: Sedef kakmalı, şahane. Faik Hocam dedim, çok değerli bir tespih dedim, “Hocam manevi değeri çok büyük, çok sevdiğim bir tespih” dedi. Allah razı olsun, maddi, manevi her yönden değerli bizim için.
Ali Haydar Murtaza, dedemin ismi aklıma gelince, tüylerim diken diken oluyor. Yedi ceddine rahmet olsun, maşaAllah. Koç yiğit dedem, on yedi yerinden yaralandı, on yedi yerinden kılıç yarası aldı, buna rağmen Hayber Kalesi’nin kapısını söküp, kalkan diye kullandı, aşka gelmiş, aşka. Allah aşkıyla deliriyor adeta, maşaAllah. Kapıyı söküyor, sonra diyorlar ki Hz. Ali (r.a)’a, dedeme, mübareğe, “Allah aşkının delisi”maşaAllah. Bütün Müslümanlarda bu vardır.“Bir daha kaldır kale kapısını” diyorlar, “yok kaldıramam” diyor, dedem kaldıramıyor bir daha, yerinden oynatamıyor. O anda Allah aşkıyla kaldırıyor, maşaAllah.
CEYLAN HANIM:Ama Hocam sizin kuvvetiniz ve gücünüz çok farklı gerçekten, çok güçlüsünüz, sizin de öyle çok amansız bir gücünüz var.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hakikaten kuvvetime, kudretime şaşıyorum, elhamdülillah.
CEYLAN HANIM:Allah arttırsın,inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Harika yani maşaAllah.
CEYLAN HANIM:Hocam en az o kadar delikanlısınız sizde.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.
AYŞE HANIM:Hocam ehl-i beyt sevgisini de siz öğrettiniz bize, biz sizin ağzınızdan bu kadar güzel, bu kadar candan sevgiyi, aşkı duyduk ehl-i beyte karşı. Daha önce kimseden Allahualem duymadım, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Hz. Hasan (r.a), Hz. Hüseyin (r.a), maşaAllah, dedelerim yakışıklı üstü yakışıklı. Şu an dünyaya gelseler, milletin nefesi kesilir nefesi, dimağı durur nurlarından, okadar yakışıklılar, Resulullah (s.a.v.)’e çok benziyorlardı. Hz. Hasan (r.a) da,Hz. Hüseyin (r.a) da, maşaAllah.
EBRU HANIM:Sizde dedenize çok benzemişsiniz Hocam. Onların güzelliğini yansıtıyorsunuz,maşaAllah.
ADNAN OKTAR: O da Hz. İbrahim (a.s)’a benziyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’de. Hep silsile olarak, birbirlerine benzeyerek gelmişler, maşaAllah.
DİDEM HANIM:Hocam Ankara’daki kardeşlerimizin bir faaliyeti olmuş bahsedebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Bahset.
DİDEM HANIM:İnşaAllah. Ankara’daki kardeşlerimiz Tokat, Amasya ve Kırıkkale’deki kardeşlerimizle birlikte Ankara Abidin Paşa Cami’nin önünde fosil sergisi ve kitap dağıtımı yapılar. Bununla ilgili de kısa bir videomuz var.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Allah Allah, Allah Allah, görüyor musun ahir zamanın koç yiğitlerini. Resullullah (s.a.v.) diyor; “Ben-i İsrail peygamberleri gibidir onlar” diyor. Benim aslanlarım ömürlerine bereket, maşaAllah. Allah hayır, selamet, güzellik, iyilik versin. MaşaAllah, elhamdülillah, çok büyük icraat, çok büyük hizmet yapmışlar,maşaAllah. Bakın can vatandaşlarımız, güzel vatandaşlarımız da orada ilgiyle izliyorlar, çok güzel.
DİDEM HANIM:Ankara, Tokat, Amasya ve Kırıkkale’deki kardeşlerimiz gerçekleştirmiş.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, AllahAllah, hep delikanlı yatağıdır Ankara, Tokat, Kırıkkale, Polatlı, aşağı doru git, Kırşehir, Kaman, delikanlı yatağıdır, maşaAllah. Hakikaten delikanlılık bizim milletimizde bir gelenektir. Ben ırkçı değilim, mesela Irak’ı, Amerika işgal etti, tak bir gece içinde teslim oldular. Ne biçim delikanlısınız, ne biçim adamsınız? Türkiye silme delikanlı doludur. Karadeniz öyle, delikanlı yatağıdır, Anadolu ayrı delikanlı yatağı, uzmanlık alanları vardır yani, mesela Ankaralı Karaşarvardır, acayip delikanlı doludur Ankara, Çubuk hep delikanlı kaynar, inşaAllah. Yani hep tek tek sayarım ben, maşaAllah. Delikanlı ocağıdır her yer. Onun için hiç kimsenin Türkiye’ye yanaşmamasının sebebi odur, dişi kırılır. Türkiye ağızlarına fazla gelir. Hakikaten, inşaAllah, Allah mübarek kılmış, mübarek bir millettir Türk milleti, aziz bir millettir, halis bir millettir, yiğit millettir, olgun ve onurlu bir millettir, maşaAllah. Allah hidayetini arttırsın milletimize, sağlık, bereket, iyilik, güzellik versin, İttihad-ı İslam’ı oluşturmayı nasip etsin, koçyiğitlerimize de Allah şevk, gayret nasip etsin, rahmetiyle, rızasıyla ödüllendirsin Cenab-ı Allah, maşaAllah.
Bu mektupları da okursak sabaha kadar kalkamayız. Halime hanım diyor ki;“Bu ne güzellik, bu ne tatlılık böyle Hocam, iyi ki varsınız. Bir görmesem içim sıkılıyor hemen” diyor. “Çok ilginç, onca veli insan var, hepsini çok seviyorum tabii ki ama her gün görmek istediğim sizsiniz. Sizi sadece seyretmek bile içimi hemen yumuşatıp, müthiş bir tevekküle sevk ediyor. Kendimi güvende hissediyorum, elhamdülillah. Mübareğimiz Hocamız, ne olur, mübarek ağzınızdan ablama ve bana, ablam Halide Amerika’da o da seyrediyor sizi, Allah’a emanet olunuz. Bir de talebeleriniz çok fazla, aşırı derecede nurlular, bazı bakar körler fark edemeyip, bazıları da fark edip haset ediyorlar. Rabbim korusun sizleri ve sizlere dahil eylesin, inşaAllah” diyor, Halime hanım. “Aşkım Hocam, yine o kadar yakışıklısın ki bayılıyorum size diyor, Allah sana güç, kuvvet versin” diyor. “Her zamanki gibi çok güzel anlatıyorsun, anlattıklarını çok seviyorum Allah’a olan sevgim, korkum, aşkım artıyor” diyor,maşaAllah, Pınar Demir. Bir de şarkı sözü gelmiş;“görmez olsun, görmez olsun, sensiz gözlerim görmez olsun”, Allah vermesin, olur mu? “Sevmez olsun, sevmez olsun, kalbim başkasını sevmez olsun” diyor. Niye bütün müminleri seversin aşkla ama beni daha çok seversin. “Bu şarkı bizim olsun, aşkımız sonsuz olsun”, bu tamam, “gönlümüzün pınarında adı Adnan olsun” diyor. MaşaAllah. “Canım Hocam, tespihiniz çok hoş ve elinize çok yakışıyor, her zaman yakışıklısınız maşaAllah. Canım Hocamsınız canım” demiş, “Büşra’nız” diyor, görmedim ama çok seviyor beni mutlaka, maşaAllah.
Tamam haydi bugün bu kadar bitirelim, yarın devam ederiz, inşaAllah.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...