DİDEM HANIM: İyi akşamlar sevgili izleyiciler, ‘Adnan Oktar ile Sohbetler’ programına hoş geldiniz. Bugünkü konuklarımız Damla Hocam, Mehtap Hocam ve Yasemin Hocam. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Hala şu herife gıcık olyorum, Cübbeli’nin teşkilattan. “Tecvidini beğenmedim” diyor. Yolda yürümekten acizsin sen, konuşamıyorsun bile. İki lafı bir araya getiremiyorsun sen. Her Arap’ın şivesi ayrı olur, hepsinin ayrı. Herkesin kendine has bir şivesi olur. Herkesin ayrı bir vurgusu olur. Birbiri ile aynı olur mu?
Cenab-ı Allah bizim ne dediğimizi anlıyor, karşımızdaki insan da anlıyor; bitti, inşaAllah. Sevgisizlik, muhabbetsizlik, hasetlik, kıskançlık ahir zamanın deccali hastalığı; çok yaygın, acayip haset yaygın. O onu kıskanıyor, o onu kıskanıyor, haset ediyor. Vefasızlık yaygın. Mesela biraz önce Türkeş’in, rahmetli Başbuğ’un filmi vardı. Ne güzel! Niye unutulsun Başbuğ? Kıyamete kadar unutturmayız. Şehidimiz Muhsin Yazıcıoğlu niye unutulsun? Kıyamete kadar unutturmayız. Erbakan Hocamın filmi vardı daha önce, niye unutulsun? Onu da unutturmayacağız kıyamete kadar.Ne güzel! Hayat onlarla güzel oluyor. Kuran’la, İslam’la, sünnetle ve İslam’a hizmet eden büyüklerimizle.Tabii, çok çok güzel.
Sevgisizlik o kadar berbat bir şekilde tezahür ediyor ki, insan bunun farkına varmıyor makul görüyorlar. Mesela televizyonlardaki tartışma programlarında sevgisizlik hakim, hissediliyor. Sevgi yok, şefkat yok, muhabbet yok, insana saygı yok, bir kısmında. Eyeşme, laf sokma, azarlama, birbirlerinin üstüne çıkmaya çalışma, lafın altında kalmamak için olmadık atraksiyon; yani hakim olan yoğun bir sevgisizlik, ahir zamanda deccalin marifeti bu. İnsanlardan sevgiyi aldı, sevgisizlik çok çeşitli şekillerde insanlarda tezahür ediyor. Gerçek sevgiyi gösteren insanlarıda uzaydan gelmiş gibi görüyorlar, hayretle bakıyorlar. “Allah Allah, nasıl oluyor bu?” diyor. Şaşırıyor. İnşaAllah, maşaAllah’a şaşırıyor. Alışmamış kulağı. “Sürekli ‘inşaAllah’, ‘maşaAllah’ diyorlar” diyor. “Sürekli Allah’ı anıyorlar” diyor. Hayret ediyor, Allah’ın anılmasına hayret ediyor. Çünkü alışmış bir konuşmada, televizyon programında Allah’tan bahsedilmesi çok nadir oluyorbazı kanallarda. Çok çok nadir. İnşaAllah, maşaAllah’ı duyunca adam, sık duyunca irkiliyor. Çok nadir duymak istiyor. Ölümü çok nadir duymak istiyor; ahireti, cenneti, cehennemi çok nadir duymak istiyor. Mesela bak televizyon programlarında dini programlar oluyor, cennetten az bahis var, cehennemden az bahis oluyor. Özenle kaçınıyorlar. Ama hurafe konusu oldumu yoğun. Hurafe ile dinden insanları soğutuyorlar, bizde buna müsaade etmiyoruz tabii. Muhterem Hocam buyurun.
DİDEM HANIM: İnşaAllah. Hocam mantisleri anlatmak istiyorum. Mantislerin şöyle bir özelliği var; 2000 tane farklı mantis türü var dünyada.
ADNAN OKTAR: 2000 bin?
DİDEM HANIM: Evet, 2000 bin, inşaAllah. MaşaAllah, Allah çok çeşitli yaratmış.
ADNAN OKTAR: Çok şeker canlılar onlar.
DİDEM HANIM: Hocam, diğer böceklerde olduğu gibi gözleri çok fazla lensten oluşuyor, çok fazla açıdan görebiliyorlar. Boyunlarını 360 derece döndürebiliyor mantisler.
ADNAN OKTAR: Herif bana bakıyordu. Ne yapıyorsun dedim? Kafasını çevirdi bana baktı mantis.
DİDEM HANIM: Resimleride var gösterebiliriz.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Yakışıklı da, maşaAllah; boy, pos, inşaAllah. Antenler falan havalı böyle.
DİDEM HANIM: Hocam çok fazla düşmanı olduğu için başını 360 derece döndürebilmesi mantisinonu çok kolay düşmanlarından korunması vesile oluyor, maşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Ama mantis de az değil. Milleti armut gibi yiyor, önüne geleni. Hayret ediyorum cesaretine. Mesela koskoca böceği çatır çutur yiyor sabah simidi gibi. Birde üstüne çay içse tamam. Büyük bir keyifle yiyor ondan sonra yalanıyor, birde sürekli hadise çıkarıyor.
DİDEM HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hocam buyurun.
YASEMİN HANIM: İnşaAllah Hocam.Şeytandan Allah’a sığınırım: “Oysa onlar (kendilerini tümüyle Allah'a ve İslam'a teslim etmeyenler) bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah'ın Katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır." Cuma Suresi son ayet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
DAMLA HANIM: Hocam bal porsuğu diye bir hayvan var. Bu arı kovanlarındaki balları yiyerek besleniyor bu hayvan. Fakat o balı yemek istediğinde bütün arılar onu sokuyormuş normalde. Fakat derisinden dolayı hiçbir rahatsızlık duymuyormuş. Herhangi bir sorun olmuyormuş.
ADNAN OKTAR: Deri demek kösele gibi, maşaAllah.
DİDEM HANIM: Hocam, Ayşe Meryem Berksoy kardeşimizin bir ricası var ve bir duyurusu var. “3 ve 4 Aralık tarihlerinde İstanbul Olivium AVM’de fosil sergimiz olacak inşaAllah. Sergi sabah saat 10 ile akşam 22 saatleri arasında olacak. Evrimin geçersizliğini net delillerle sunan fosilleri paylaşmak için bütün halkımızı bekliyoruz” diyor Ayşe Meryem Berksoy. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Nerde bu, mahsuru yoksa öğrenebilir miyiz?
DİDEM HANIM: Olivium, Zeytinburnu sanırım.
ADNAN OKTAR: Zeytinburnu.
DİDEM HANIM: Hocam, Kastamonu’dan da Ramazan Canbolat kardeşimiz şöyle diyor; “Bismillahirrahmanirrahim. Selamun Aleyküm ve Rahmetullahi veBerakatuhu, nur yüzlü aslan Hocam. Ve birbirinden güzel kardeşlerimiz.”
ADNAN OKTAR: Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi veBerakatuhu.
DİDEM HANIM: Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu, inşaAllah. Kastamonu’da iki hafta önce A9 broşürleri dağıttık, şimdi de bir hafta süreyle Kastamonu’nun il merkezi ve en kalabalık alışveriş merkezinin önünde A9 TV’nin tanıtımı billboardlarda. 3 adet billboard bir hafta boyunca duracak ve gece birebir olarak ışıklı çalışacak, inşaAllah. İmkanlarımız oldukça kitaplarınızı da dağıtmaya gayret ediyoruz, inşaAllah. Resimlerdeki sevimli minik, Necmettin kardeşimizin yeğeni ve hanım kardeşimiz de Necmettin’in ablası, inşaAllah. Sizi dinlemek cemalinizi seyretmek bizlere bambaşka ferahlık ve heyecan veriyor maşaAllah. Sizleri çok seviyoruz. Bizlerin hayata bakışımızı değiştirmemize vesile oldunuz, elhamdülillah. Allah sizlerden razı olsun. Dualarınızda yer almayı ümit eder, sevgi ve hürmetle ellerinizden öperiz. Kardeşleriniz Refik, Necmettin Erkin ve Ramazan Canbolat, Kastamonu’dan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İşte bak kardeşlerimiz bize kolaylık sağlıyorlar. Kimi kardeşlerimiz diyor;“Hocam bana kitap gönder dağıtayım” diyor. Şimdi ben gideceğim kitabı alacağım, postaneye gideceğim oradan göndereceğim. Ben tebliğle uğraşıyorum. Mahkemelerimiz oluyor, iftira atanlar oluyor, oyun oynayanlar oluyor. Kardeşlerimizin annelerinden, babalarından hastalananlar oluyor, onlarla ilgileniyorum; birçok konu oluyor. Kitaplar var; kitapların hazırlanması, onların yazılması, onlara resim seçilmesi var. CD’lerin hazırlanması var. Bu kadar işimin, gücümün arasında benden iş bulmamı istemeleri veyahut benden para istemeleri kardeşlerimin ben şaşırıyorum. Bu nasıl bir vicdandır, nasıl bir akıldır? Bula bula gelip beni bulmaları çok acayip. Birçok iş adamı var, birçok yapabilecek insan var. Ben sürekli tebliğ ile uğraşan insanım, geceli-gündüzlü, değilmi?Televizyon programlar hazırlıyoruz, onun filmleri var onunla uğraşıyoruz.
DİDEM HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu vicdana akla sığacak bir şey değil, kardeşlerimizin bu konuda makul düşünmeleri lazım. En ufak sorunu benden istiyorlar, çok acayip bir şey bu. Burada derin, vicdanlı, akılcı olaya bakacaklar, inşaAllah.
DİDEM HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela kardeşlerimiz çok güzel, Kastamonu’da çok güzel faaliyet yapıyorlar. Hiç bana bir zorlukda çıkartmıyorlar, sorunda çıkartmıyorlar.Sadece müjdesini bize gönderiyorlar.
DİDEM HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kitaplık açıyorlar, müjdesini gönderiyorlar; bir şey yapıyorlar, müjdesini gönderiyorlar. Bize müjdesini göndersinler. Ama yani şunu yapın, bunu yapın, bunu demek vicdana uygun görünmüyor.
Biraz Bediüzzaman’ın talebelerinden dinleyelim. Çünkü onu dinledikçe bizim narcıların kafası akkor haline geliyor, böyle buharlar çıkıyor. O mübareklere de düşman olmaya başladılar, Bediüzzaman’ın bu has talebelerine. Bu zalimlere, o güzel anlatımlarıyla Hocalarımız hakikatleri izhare devam etsiler, inşaAllah.
VTR- Bediüzzaman Hazretleri’nin Has Talebeleri Anlatıyor.
DİDEM HANIM: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Konuklarımız Semra, Gülşah ve Damla Hocalarım. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: “Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Aslan Hocam. Dün gece, TNT televizyonunda Ömer Çelakıl’ın sunduğu ‘Hayatın Şifreleri’ programında Aytunç Altındal, Ertan Özyiğit ve Mustafa Karnas ‘kan bankaları illimunati’nin kontrolünde’ diye bir başlık açtılar. Aytunç Altındal bu konuyu meclise taşıdı ve Osman Durmuş’un kan örneklerinin topluca yurtdışına çıkarılmasını engellediğini söyledi. Aytunç Altındal 1971 yılında masonlar illimunati dediğimiz ateist masonlar örgütünün Amerika’da yaptığı çalışmalar beyin yıkama metotları üzerine bir kitap yazmış ve 20 yıl Amerika’ya girişi yasaklanmış. Konu kan bankasına gelince doğal olarak Oktar Babuna Hocamız için yapılan kan bağışı kampanyası direktolarak kastedildi. Ömer Çelakıl da;‘cevap hakkı doğanlar olabilir, katılabilirler’ dedi” diyor. Oktar bir gitsin o zaman. Allahualem yani paspas gibi böyle... Aytunç Altındal tarzı kişiler -bir zamanlar bende bunu inceliyordum-böyle ilginç, yani toplumun gözünden kaçtığını söyledikleri şeyler, mesela; “haberiniz yok sizin, beyniniz radyo dalgaları ile kontrol altına alınıyor,” “genetik kodunuz tespit edildi, yeni bir silah geliştirecekler, bütün Türk ırkı ve İran ırkı ortadan kaldırılacak;Irak, Arap ırkını da şu an inceliyorlar,o ırkı da ortadan kaldıracaklar;uzaylıların gelmesi an meselesi; illimunati yer altındaki örgütünü kurdu... Böyle ilginç şeyler anlatılınca kahvesini alan, çayını alan ortada geziyor. Buna geyik muhabbeti derler, biliyorsunuz; ünlü geyik muhabbeti. Geyik muhabbetinin de böyle talibi çok oluyor. Benimde tanıdıklarım vardır böyle. Bir kere kan kampanyasını devlet yaptı, tamamını devlet yaptı. Oktar Babuna orada ancak bir fikir vermiş olabilir, o kadar. Şahsi bir müdahale hiç yoktur. Kanı toplayan baştan sona kadar devlettir, organize edende devlettir, kanı yurtdışına çıkaranda devlettir. Mesut Yılmaz’ın hanımı da işin içindeydi. Tamamen devlettir. Zaten 300 ayrı dosya açıldı, 300 kişi yargılandı. Emniyet müdürleri, emniyet genel müdürü, vali, devletin hastaneleri, devletin doktorları, profesörler, askerler, bunlar yargılandı, hepsi takipsizlik kararı aldılar. Oktar Babuna dolaylı yargılandı, diğerleri direkt yargılandılar. Dolayısıyla Oktar Babuna ile alakası olan bir konu değil, bu bir; ikincisi, bir insanın kan örneğini almanın gayesi ne burada? Genetik kodunu tespit etmek diyorsa, bütün paraların üzerinde insanların genetik kodu olur. Parayı tuttuğu an genetik kodu paraya geçer. Otobüste giderken otobüsü tutarsa, otobüsün herhangi bir demirini, bir parçasını falan, genetik kodu geçer. Çay içtiğinde çay bardağına geçer. Kapı koluna geçer. Berbere gittiğinde, tıraş olduğunda, saçlarından çok miktarda genetik kod berberde kalır. Bunlar hiç samimi ifadeler değil. Amerika’ya bizim vatandaşlarımız gidiyor, devlet hepsinin kontrolünü yapıyor, işte hasta mı değil mi, bilmem ne. Hasta olanlar mesela hastaneye gidiyorlar, değil mi? Orada kan alınıyor, orada istediği bilgiyi elde edebilir. Veyahut parmak izini alıyor; Amerika’ya girişte, pasaportunda parmak izi. Parmak izini aldığında pasaportundan, oradan zaten genetik kodu geçmiş olur, anında. Veyahut mesela Almanya’da bizim 3 milyon, 4 milyon vatandaşımız var. Hepsi Alman hastanelerine gidiyorlar. Genetik kodunu Alman hastanelerinin hepsi tespit ediyor işte. İngiltere’de de çok fazla vatandaşımız var, İngiliz hastanelerine gidiyorlar, genetik kodlarını almış oluyorlar hastaneye gittiğinde. Burada da Amerikan hastanesi var. Vatandaşlar gidip kanını aldırıyorlar; her gün yüzlerce hasta gidiyor, hepsinin kanı alınıyor. Genetik kodları o zaman Amerika’ya sürekli gidiyor, onların kafasına göre. Alman hastanesi var, Fransız hastanesi var; onlar demek ki sürekli genetik kodları tespit ediyorlar, bu kafaya göre, bu mantığa göre. Olur mu öyle şey? Mantıksız. Genetik kodu elde etmek son derece kolaydır. Yurtdışına çıkıyorsa bir insan, her yönden onun genetik kodunu elde etmek mümkündür. İlla kana gerek yok. Söylüyorum işte, elini bir yere sürmüş olması bile yeterlidir, hemen genetik kodu geçer. Dolayısıyla Aytunç Altındal mı, Altındağ mı nedir, o adam kamuoyunun dikkatini çekmek, kitaplarının satışını sağlamak için böyle ilginç fikirler ortaya atıyor. Osman Durmuş bu konulardan haberi yoktu onu, anlattık ona. Barkod sistemi ile devlet barkodları alınan kanları, devlet götürdü, devlet teslim etti, neticelerini de devlet aldı. Dolayısı ile Oktar ile ilgili bir konu yok. Ama Oktar gelip anlatsın. Yani illimunati falan, böyle şeylerle insanları meraklandırmak, heyecanlandırmak… Kimi “yeraltında bir imparatorluk var” diyor, kimi bilmem ne falan diyor, hani insanların gözünden kaçan… En ziyade işte,“uzaydan dalga gönderip deprem yapıyorlar” diyorlar, yeni çıkan şey o. Uzaydan dalga gönderiyorlarmış, deprem- tsunami meydana getiriyorlarmış uzaydan. Amerika kendi kendine tsunami mi yapıyor? Kendi vatandaşı da orada mağdur kaldı, ne alakası var? Var mı başka anlatacağın senin?
DİDEM HANIM: Var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nedir?
DİDEM HANIM: Hocam, biliyorsunuz bu haftasonu Hz. Hüseyin (r.a)’ın mübarek ailesinin şehit edilişinin sene-i devriyesi. Siz Şii, Caferi, Alevi kardeşlerimizi, Ehl-i Beyt’e sevgiyi ısrarla gündemde tutuyorsunuz, inşaAllah. Diyanet, cumhuriyet tarihinde ilk defa bu sene Kerbela şehitlerini anma günü düzenleyecek, inşaAllah. Hacı Bayram Veli camisinde akşam namazından sonra Kuran ziyafeti ile başlayacak ve yatsı namazı sonrası ilk kez düzenlenecek Kerbela Şehitleri’ni Anma Programı’nda Diyanet İşleri Başkanı Profesör Doktor Mehmet Görmez de bir konuşma yapacak.
ADNAN OKTAR: Şu ana kadar olmaması zaten çok acayip, çok şaşırtıcı. İşte Mehdiyet’in gölgesi oraya da vurdu demek ki, maşaAllah. Güzel bir gelişme.
Mehmet Ali Bulut, kim bu kişi Mehmet Ali Bulut? Var mı öyle birisi?“‘Uzaylılar ile insanlar arasında bir gün savaş çıkacak’ diyor. Buna dair sayısız ayetler varmış” diyor Ragıp kardeşimiz. Öyle bir olay yok, uzaylılarla savaş. Öyle bir ayet yok. Mehmet Ali Bulut iyi bir insan, o demez öyle şeyler. Yanlış anlamıştır kardeşimiz. Mehmet Ali Bulut samimi bir Müslüman benim bildiğim. Evet Hocam, buyurun.
GÜLŞAH HANIM: Tabii Hocam. Işıklı planktonlardan bahsetmek istiyorum. Okyanuslarda yaşıyorlar Hocam, bu ışıklı planktonlar herhangibir taş atıldığında veya gemi geçtiğinde bir şekilde uyarıldıklarında savunma olarak, soğuk ışık olarak mavi parlak bir ışık yayıyorlar.
ADNAN OKTAR: Ne güzel MaşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: Evet Hocam görünümleri çok güzel oluyor ekranda bakabiliriz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu taş atıldığında, öyle mi?
GÜLŞAH HANIM: Taş atıldığında soğuk ışık yayıyorlar, mavi parlak bir ışık.
ADNAN OKTAR: Şahane.
GÜLŞAH HANIM: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bayağı eğlenceli, maşaAllah.
GÜLŞAH HANIM: Bu Hocam, biyolüminesans denilen bir kimyasal reaksiyon sonucunda oluşuyor. Yani luciferin maddesi var bu canlılarda, ışıklı planktonlarda, oksijen ile reaksiyona girdiğinde luciferaz enzimininde etkisi ile oksiluciferin ve ışık ortaya çıkıyor.Çok detaylı kimyasal bir reaksiyon Hocam.
ADNAN OKTAR: Şahane.
GÜLŞAH HANIM: Evet, maşaAllah. Bilim adamları maddenin nasıl oluştuğunu araştırıyorlar ki kendileri de soğuk ışığı kullanabilsinler. Çünkü normalde ampullerde yüzde 3 ışık, yüzde 97 ısı olarak açığa çıkıyor. Fakat bu Hocam planktonlarda yüzde 20’den az bir kısmı ancak ısı olarak açığa çıkıyor. Hocam hepsi ışığın çoğunu soğuk ışık olarak faydalı bir şekilde kullanılabiliyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bayağı eğlenceliymiş.
GÜLŞAH HANIM: Evet Hocam, inşaAllah. Şuanda görüyoruz Hocam, bu canlılar okyanuslarda ışık üreten planktonlar. Denizlerde çok güzel bir mavi soğuk ışık oluşuyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şahane görünüşü, millet de cinler bastı diye korkar Allahualem, değil mi?
GÜLŞAH HANIM: Allahualem, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Semra Sultan Hocam, buyurun.
SEMRA HANIM: Estağfirullah Hocam. Nijerya’da yaşayan tatarcık larvaları var, bunlar kayalıklarda bulunan sığ gölcüklerde yaşıyorlar. Gölcüklerin suları çekildiğinde vücutlarında bulunan suyun yüzde 92’sini kaybediyorlar. Kuruyorlar tatarcık larvaları. Fakat ölmüyorlar Hocam, bu yapıları nedeniyle 100 dereceden fazla ısılarda bile dayanabiliyorlar Hocam. 10 yıl sonra bu tatarcık larvaları suya konulduğunda tekrar birkaç saat içerisinde yaşama dönüyorlar Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SEMRA HANIM: Allah her şeyde çok güzel bir yaratış gösteriyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Her birinde ayrı harika; her gün anlatıyorsunuz, hepsine ayrı şaşırıyoruz.
DİDEM HANIM: Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Taşı nerden bilsin bakteri. Şak ışık yakıyor, nerden gelir aklına ışık yakmak? Niye ihtiyaç duyarsın? MaşaAllah. Öbürleri yakmıyor, maşaAllah. Hocam buyurun.
DİDEM HANIM: Estağfirullah Hocam. Hocam, Serdar Turgut, 21. yüzyılda Müslümanların inançlarından taviz vermeden yaşayacakları, ancak şiddetten uzak, daha ılımlı bir dünya istediklerini ve kısa süre sonra savaşları sona erdiren bu yeni İslam’ın tüm dünyaya hakim olacağını yazmış. Önümüzdeki yıllarda bir medeniyetler çatışması değil, medeniyetler uzlaşmasının yaşanacağını, kanın duracağını ve Mısır, Suriye,Filistin gibi ülkelerin bu özlem içinde olduğunu belirtmiş. Ayrıca AKP döneminde Türkiye’nin tüm İslam dünyası için lider konumuna geldiğini ve İslam dünyasındaki bütün gelişmelerin Türkiye merkezli gerçekleşeceğini ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Serdar Turgut bir tek Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmiyor, onun dışında hepsinden bahsediyor. Mehdiyet’i çok kapsamlı anlatıyor. Hemen hemen hergün Mehdiyet’ten bahsediyor. Daha önce tek kelime konuşulmazken şuan Mehdiyet dünyada ana konu haline geldi. Basında ana konu haline geldi, devlet politikasında ana konu haline geldi. Devlet politikası direkt Mehdiyet üzerine kurulu şu an. İttihad-ı İslam üzerine kurulu, Türk-İslam Birliği üstüne kurulu. Muhteşem!
Şimdi biraz bizim astronot konuşsun, yine devam edeceğiz.
VTR- Cübbeli Hz. Mehdi (a.s)’ı Anlatıyor.
DİDEM HANIM: Yayınımıza Ebru, Ceylan ve Aylin Hocam’la kaldığımız yerden devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: 3 büyük alim. Hocamızla başlayalım, buyurun.
AYLİN HANIM: Yüce Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyuruyor Hocam, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır” (Casiye Suresi, 13) diye belirtiyor Allah. Kuran’da bunun gibi pek çok ayette iman hakikatlerinin öneminden bahsedilmiş. Sizde çok üzerinde duruyorsunuz Hocam. İman delillerini görerek, insanların üzerinde düşünerek iman ettikleri ve bununla ancak Allah’ın yaratma delillerini görebildiklerini ve o yüzden iman hakikatlerinin çok büyük önemli olduğunu hep vurgularsınız. Değerli Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin de bu konuyla ilgili bir sözü vardı, ben onu okumak istiyorum. “Bir saray, yüzer kapalı kapıları var. Bir tek kapı açılmasıyla o saraya girilebilir, öteki kapılar da açılır. Eğer bütün kapılar açık olsa, bir iki tanesi kapansa, o saraya girilemeyeceği söylenemez. İşte, hakaik-i imaniye (iman hakikatleri ) o saraydır. Her bir delil, bir anahtardır; ispat ediyor, kapıyı açıyor. Bir tek kapının kapalı kalmasıyla o hakaik-i imaniyeden vazgeçilmez ve inkâr edilemez. Şeytan ise, bazı esbaba (sebeblere) binaen, ya gaflet veya cehalet vasıtasıyla kapalı kalmış olan bir kapıyı gösterir; ispat edici bütün delilleri nazardan iskat (görüntüden siliyor) ediyor. İşte bu saraya girilmez. Belki saray değildir, içinde birşey yoktur der, kandırır” diye belirtmiş Üstadımız Lemalar’da.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Aylin Hocam aynı zaman da çok iyi bir Nur talebesidir, maşaAllah.
AYLİN HANIM: MaşaAllah. Üstadımız çok güzel açıklamış Hocam, siz bunu daha önceden de açıklamıştınız: “Tek bir delil Allah’ın varlığını görmek için yeterli; tek bir iman hakikati, tek bir iman delili. O delilden, zaten o kapıdan içeri girer ve o sarayı, Allah’ın yaratmasını, üstün sanatını görebilir insan. Bunun için,‘tek bir kapı kapalı, ben giremem’ denildiği zaman bu bir zalimlik olur. Çünkü açıktır Allah’ın delileri, Allah’ın varlığının delilleri açıktır. Bir insan bir delille de iman edebilir, bin delille de iman edebilir demiştiniz daha önce Hocam. Ama tek bir kapı kapalı diyerek geri dönmek şeytana uymak anlamına gelir. O yüzden iman hakikatleri çok büyük önem taşıyor, elhamdülillah. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ceylan Hocam buyurun.
CEYLAN HANIM: İnşaAllah Hocam. Hocam, ben bugün Allah’ın yaratmada sebebe hiç ihtiyacı olmadığının delilerinden bir tanesinden bahsetmek istiyorum, inşaAllah. Çok önemli bir örnek; metamorfoz geçiren bir kelebekten bahsetmek istiyorum. Neler yaşadığından, o anda. Bir tırtıl metamorfoz geçireceği zaman, yani kelebeğe dönüşeceği zaman etrafına bir koza örüyor ve bu kozanın içinde ölüyor. Ölüme yaklaşmıyor, bildiğimiz anlamda ölüyor. Bütün hücreleri ölüyor. Hücre duvarlarının tamamı yıkılıyor. Proteinlerin birçoğu yıkılıyor. Ve yepyeni bir yaratmayla Allah tekrar yaratıyor bu canlıyı. Sıvı hale geliyor.
ADNAN OKTAR: Ama bu çok çok acayip, bu yeri-göğü birbirine katacak olay. Hayvan su haline geliyor artık, tamamen dağılıyor. Yeniden mükemmel bir hayvan meydana geliyor. Nefes kesecek olay. Başka açıklaması yok.
CEYLAN HANIM: Allah bir ayette, şeytandan Allah’a sığınırım; “Allah ölüden diriyi çıkarır ve diriden ölüyü çıkarır, ölümünden sonra da yeri diriltir. İşte sizde böyle çıkarılacaksınız” diye bildiriyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu konuyu daha sonra çok kapsamlı inceleyelim.
CEYLAN HANIM: Hocam, normalde bütün sinir sistemi baştan yapılandırılıyor. Bulunan nöronların arasındaki bağlantı tamamen kopuyor. Başka yerlere taşınıyor ve baştan yapılandırılıyor. Bir beyin oluşturuluyor hiç yoktan. Akciğer sistemi değişiyor. Hiç yoktan sindirim sistemi oluşturuluyor. Uçan bir canlı olacağı için navigasyon sistemi oluyor Hocam. Gözleri, her şeyi baştan oluyor, maşaAllah. Şöyle bir benzetmeyle aslında ne kadar mucizevi bir şey olduğunu anlatmışlar: Bir araba yolda giderken bir anda kendi parçalarından üstünü bir hangar kapatıyor. Ondan sonra o hangarın içinden camlar patlıyor, boyalar sökülüyor. Her şey toz haline geliyor. Ama küçük parçalar değil, tamamen toz oluyorlar. Sonra da onun içinden bir helikopter çıkıyor. Bu kadar mucizevi bir şey, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel anlatmışlar. Doğru tabii.
CEYLAN HANIM: Bir de Allah’ın insana hafıza vermek için beyne ihtiyacı olmadığının da bir örneği oluyor burada. Tırtıllar üstüne bir araştırma yapıyorlar. Tırtılları bazı kokulara tepki verecek şekilde, onlardan kaçacak şekilde eğitiyorlar Hocam. Aynı tırtıllar metamorfoz geçirip kelebek olduğunda hatırlıyor o kokuyu. Normalde beyin yok, yani beyni tamamen eriyip sıvı hale geliyor. İnsan beyninde hafıza merkezinde bir hata olsa, bir bozukluk olsa, yaralansa insan, her şeyi unutuyor, hatırlayamıyor. Allah sebep olarak orayı yaratıyor. Ama Allah bu canlılarda o şekilde bir sebep yaratmıyor. O da çok mucizevi, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu apayrı bir konu, apayrı bir mucize, çok derin bir mucize. Onun da tabii ayrıca, tek başına kapsamlı incelenmesi, anlatılması gerekir. Ayrıca bir daha, yeniden bölüm bölüm, parçalara ayırarak anlatırız, inşaAllah. Ebru Hocam, buyurun.
EBRU HANIM: Bende bu konularla bağlantılı bir konudan bahsetmek istiyorum. Siz daha önce zaten hep maddenin gerçeğiyle muhatap olmadığımızı çok güzel örnekler vererek, çeşitli şekillerde açıklamıştınız. Bunlardan bir delilde, yeni bir araştırma yapmışlar bu yıl, California Berkeley’de; Profesör Richard Kramer yaptığı bir araştırmada, bizim gözümüzün şu ana kadar geliştirilmiş, en gelişmiş kameradan kontrast açısından da çok daha üstün olduğunu ortaya çıkarmışlar. Zaten elli yıldır, gözün yorumlama şeklinin, normalde karanlıkta da, loş ışıkta da normal kameralardan iyi olduğu biliniyordu. Koni hücrelerinin glutamat salgılamasıyla; ne kadar karanlık olursa, o kadar çok glutamat salgılıyorlar. Bununla birlikte de bütün cisimlerin kenarları çok daha keskinleşiyor. Fakat kamerayla uğraşan kişiler bilirler, kontrast ayarı yapıldığında, kontrast açıldığında, arttırıldığında; açık olan daha açık olur, koyu olan daha koyu olur. Aradaki detaylarda kaybolur. Ama gözde böyle bir şey olmuyor. Allah çok muhteşem bir sistem yaratmış. Gözde bu ilgili hücreler güçlerini artıracak şekilde, verdiği tepkiyi artıracak şekilde ve yakınındaki hücrelerinde -yaklaşık bir düzine kadar hücrenin- verdikleri tepkiyi baskılayacak şekilde ayarlanmış. Yani diğer hücrelere de etki edebiliyorlar bu sinir hücreleri. Dolayısıyla bu detaylar kaybolmuyor gözümüzde. Aynı zamanda kendi yakınındaki bir ya da iki hücrenin de kendileri gibi faaliyetlerini artırıyorlar. Bu şekilde karanlık ışıkta bile çok keskin görüyoruz kenarlarını cisimlerin. Orta kısımları ve diğer hafif detayları kaybetmeden gözde çok muhteşem bir görüntü oluşturuyor Allah, maşaAllah. Siz zaten anlatmıştınız; sebebe bağlı olmadan, dışarıda tamamen beynin bu şekilde yorumlamasıyla alakalı bir şey. Bu da çok büyük bir mucize. Allah ayette, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz” diye bildiriyor. MaşaAllah. Her an bu nimet içinde şükretmemiz gerekir, elhamdulillah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mesela bu anlatılan konu da çok harika bir konu; Bunların hepsini bölümlere ayırarak, detaylara girerek, belgelendirerek anlatalım. Bunlar özetin özeti olan konular, inşaAllah.
“Ben Reşat, Bakü’den yazıyorum. Sizi ve sizin programınızı her gün izliyorum. Allah sizden razı olsun.” Egehan namazlar hakkında sormuş. Beş vakittir; beş vakit kılacaksın, o kadar. Bakü’den yine Elder kardeşimiz; “Size minnettarlığımı bildiririm. Keşke biz de İslam için bir şey yapabilsek. Allah razı olsun.” “Akşamınız hayırlı olsun Adnan Hocam. Ben Bakü’den yazıyorum. Üç gün evvel İslam’a gayretıma siz vesile oldunuz” diyor.“Tunus’tan selamlar. Sizin eserlerinizi internetten takip ediyorum. Ne kadar çok konuda kitabınız var Hocam” diyor Meher. “Size çalışmalarınızda yardımcı olmak isterim.”Tamam işte, Arapçaya tercümede bize yardımcı olabilirsin. “Üniversitede öğrenciyim” diyor kardeşimiz. Alexeva, Bulgaristan’dan yazıyor. “Hocam kendimi nasıl geliştirebilirim? Burada çok farklı İslam anlatılıyor. İslam dinini yeni öğreniyorum” diyor. “Mübarek Canım Hocam, size yazı yazan, kendini takva sanan, aslında tepe takla olan nine ve teyzelere sesleniyoruz” diyor. Yiğit Aydemir, “Kıyamet günü güneşin batıdan doğmasının İslam’ın Amerika’dan doğacağına işaret ettiği söyleniyor, doğru mu?” diyor. “Size hayranım Hocam” diyor. “Bu aydın kişiliğiniz tüm dünyayı aydınlatır, inşaAllah” diyor. Yok, güneşin batıdan doğması gerçek anlamda olacak. Ömer Karadağlı, “Hz. Mehdi (a.s)’ın fiziksel alametleri neler?” diyor. Çok söyledik onu. Biraz bizim sitemize girip oraya bakın. “Van Edremit’ten yazıyorum Hocam. Sizi her akşam ailece mutlaka izliyoruz. Van’da son zamanlarda yaşadığımız bu zorlu günlerde sohbetleriniz şifa gibi geliyor Hocam” diyor. “Allah sizlerden razı olsun. Kalplerimiz sizin anlatımlarınızla mutmain oluyor. Sizden öğrendiklerimizi burada tanıdığımız herkese anlatıyoruz. Kemal Erin ve Ailesi.” “Hocam Hz. Mehdi (a.s illuminati, masonluk teşkilatlarının hakkından gelebilir mi?” diyor. Bu teşkilatların hakkından Allah gelir, Hz. Mehdi (a.s)’ı vesile eder. “Selamun Aleyküm Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Canım Hocam, ben burada sizden çok uzaklarda faaliyet yapıyorum. Çok küçük hizmetlerim var, inşaAllah. Canım Hocam, her gün şevkimin daha arttığını hissediyorum. Ama burada çok yalnızım. Bazen çok zor oluyor” diyor, Azerbaycan’dan bir kardeşimiz.“Sayın Hocam, ben yirmi üç yaşındayım. Bugüne kadar sizin gibi bir hocayı ilk defa böyle şevkle dinliyorum. Programınızın ve kanalınızın devamı dileğiyle, inşaAllah. Allah’a emanet olun. Saygılarımla. Şenol Dere ve Dilek Dere. Dere Ailesi” diyor. “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” demiş altta. MaşaAllah. “Allah’ı arayan kullarına şifa olurmuş. Ey bağrımın güzeli! Bağrımıza işleyen. Yüreğiniz, kalbiniz bize şifa oluyor” diyor. MaşaAllah. Şehmuz Aktaş, Mardin’den yazmış; “Selam Canım Hocam.” Aleyküm Selam. “Sizleri çok seviyorum. Sizce İttihad-ı İslam gerçekleşmiş midir, gerçekleşmek üzere midir?” Saygılarımla Sayın Hocam. Daha başlangıcındayız, daha var. Hüseyin Köksal Ankara’dan yazmış. Telefon numarasını vermiş. “Selamun Aleyküm Muhammet Adnan Hocam. Hocam içimden geçtiği için söylemek durumundayım, sizi Allah için çok seviyorum” diyor.
DİDEM HANIM: Hocam, biraz önce Twitter’a Hasan Karadayı isimli kardeşimiz yazmış. Bugün Nijerya’da...Üniversitesi’nin mescidinde Cuma namazı çıkışında sizin kitaplarınızı dağıtan birisini görmüş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama bunları belgeleyip gönderseler iyi olur. Bu tip şeylerde kardeşlerimiz hemen telefonlarıyla çekebilirler, bilgisayarın imkanı da var, değil mi? Öyle bir şey de yapabilirler. Belgelendirirlerse çok iyi olur.
Mehmet Çarko, “Hocam Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Türkiye’de ve dünyada gerçekleştirdiği çok kapsamlı hizmetleri ve kendisine yapılan onca hakaret ve iftiralara rağmen hiçbir şekilde sesini çıkartmaması ve çile dolu hayatına bakıldığında Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Hz. Mehdi (a.s) olduğunu düşünebilir miyiz?” Düşünebiliriz. Niye düşünmeyelim? İnşaAllah odur. İnşaAllah Hz. Mehdi (a.s) eylesin Cenab-ı Allah Hocamızı, inşaAllah.
“Seyyid Ahmet Adnan Hocam, siz tüm alimlere karşı çok iyisiniz. Müslüman ahlakıyla çok saygılısınız. Ama Cübbeli’ye niye bu şekilde konuşuyorsunuz? Bir Müslüman bir Müslüman’a hüsn-ü zanda bulunması gerekmiyor muydu?” Hüsn-ü zanda bulunuyoruz işte, “Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili anlattıkları çok doğru” diyoruz. Gece-gündüz aktarıyoruz. Ama yanlış yönlerini de açık açık, tek tek delillerle gösteriyoruz. Emr-i bil maruf nehy-i anil münker yapıyoruz. Bu hüsn-ü zannı ortada kaldıran bir şey değil ki, bu Allah’ın emri olan bir konu. Bir insan hata yaptığında, yanlış yaptığında onu ona aktarmak, anlatmak İslam’ın bir gereğidir. Mesela mübarek Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Hocamıza ağza alınmayacak şekilde hakaret ediyor. Ben de bunun çirkin olduğunu, günah olduğunu, ayıp olduğunu, yanlış olduğunu söylüyorum; “bunu düzelt” diyorum, “özür dile” diyorum. Mesela Bediüzzaman’a ne diyor? “30 cihette Ehl-i Sünnet’e uymuyor” diyor. Ben ne diyorum? “İftira atmak Müslümanlıkta yoktur. Bu ifadeni düzelt.”
AbdillahCadi, Fas’tan yazmış. “2012’de neler olacak? Biraz bilgi verir misiniz?” Ben ne bileyim! Yalnız harika şeyler olacağını biliyoruz, ilginç şeyler olacağını biliyoruz.
Emin Umut, “Hocam, bana göre siz kesinlikle Hz. Mehdi (a.s)’sınız” diyor. Tamam, ümitvar ol, güzel ama bunu söylediğinde sen, Allah vermesin, ne olursun? Dinden çıkarsın. O kafasına kabak gibi bir şey geçiren dede ne diyor? “Ben Hz. Mehdi (a.s)’ım” diyor adam. Ne demek istiyor? “Ben günahsız, masumum; cennetliğim” diyor. “Müslümanlar ümit ve korku arasında olacaklar ama benim ümit ve korku arasında olmama gerek yok” diyor. Ben o garibanı örnek vermem de, onun gibi çok fazla adam var. Şimdi bana bir sürü Hz. Mehdi (a.s) adayı var buraya yazan, ben örnek olması için, anlaşılması için söylüyorum. Dolayısıyla bu bir iltifat falan değil, seni dinden çıkarır, başın belaya girer, Allah vermesin. Tevbe et bu günahın için. Kendini toparla. Hüsn-ü zan güzeldir; “olabilirsiniz, inşaAllah olursunuz” demek ayrı, “siz öylesiniz, Hz. Mehdi (a.s)’sınız” dedin mi dinle, imanla alakan kalmaz. Yeniden kelime-i şahadet getirip dine girmen lazım. Allah esirgesin. Adamın dini, imanı kalmaz. Allah vermesin.
Yer-gök inliyor. Ucu bucağı yok, ne kadar çok kardeşimiz yazmış. MaşaAllah.
Hakan yazmış; “Hocam, tam ailece yemeğe oturacaktık, sizi görünce bedeni açlığımızı unuttuk, ruhumuzu doyuruyoruz, inşaAllah” diyor. “Şimdi ailece sizi seyrediyoruz” diyor. Hem yemeğinizi yiyin, hem de seyredin.
CEYLAN HANIM: Gözlerini sizden alamıyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: “Allah sizden yükünüzü hafifletsin. Çünkü dünyada sizin gibi ağır yük omuzlarında taşıyan kimse pek yoktur Hocam. Allah size kolaylık versin” diyor. MaşaAllah, uzun bir dua etmiş bir hanım kardeşimiz. Fidan ismi.
“Şeyh Nazım Hocamızın ‘5 Aralık’ta, 10 Muharrem’de Hz. Mehdi (a.s) zuhur edecek’ demesini açıklar mısınız?” diyor. “1987’den beri kitaplarınızı takip ediyorum” diyor. Kırıkkale, Keskin. Keskin delikanlı doludur, inşaAllah.
Ahsen Uçar. “Selamun Aleyküm Adnan Hocam. Sizden bir şey rica ediyorum; annem, teyzem ve eniştem sizi ziyaret etmek istiyorlar, mümkün mü?” diyor. Tamam, mümkün. Ama on dakikayı geçmezse çok memnun olurum. Çok kısa süre olursa olur, inşaAllah.
Figen Gür Pınar, “Sizin anlattıklarınızı teyzemin kızlarına da anlattım, onlarda namaza başladılar” diyor. “Buralarda zorlu bir hayatımız vardı, bu eskiden beri ümitsizliğe sürüklüyordu bizleri. Şu an çok ümitvarız. Allah binlerce kere, milyonlarca kere sizden razı olsun” diyor. İnşaAllah.
Azerbaycan’dan çok fazla yazan oluyor, maşaAllah. Birde Bulgaristan, maşaAllah. Evet, buyurun.
DİDEM HANIM: Taraf gazetesinde dini konularda yazılar yazan Ramazan Rasim isimli bir yazar var. Bugünkü yazısında da -haşa- “İslam dininin eğlencesinin az olduğunu, gençlerin İslam’a yönelmesi için Müslümanlık adına eğlenceli ortamların daha fazla olması gerektiğini” yazmış. Müslümanlar olarak dinin yani İslam’ın neşesini artırmazsak yeni nesillerin farklı eğlence arayışlarına kayacağını belirmiş. Örnek olarak da Hıristiyanların miladi yılbaşı için Noel eğlenceleri olduğunu, ancak Müslümanlarda hicri yılbaşı geldiğinde hocaların “tevbe et, namaz kıl” dediğini, dolayısıyla İslam dininin daha -haşa- eğlenceli hale getirilmezse gençlerin dinden uzaklaşacağını belirtmiş.
ADNAN OKTAR: Eğlence istiyor. Her gün Müslüman eğlenir zaten. Ben mesela, her günüm eğlencelidir, neşelidir. Sofra kurarsın, eğlenceli olur; sohbet ortamı olur, eğlenceli olur; müzik dinlersin, eğlenceli olur. İstiyorsa gitsin mastika oynasın, onu tutan mı var? Allah Allah! Kendi eğlencesini kendi oluşturacak, inşaAllah. İnsan kafasını çalıştıracak. Güzel bir gezintiye çıkarsın, eğlencedir. Evin önüne çiçek ekersin, onlara bakarsın, bir eğlencedir. Sevdiklerinin güzelliği bir neşe vesilesidir, sevinç vesilesidir. Mesela bak, benim güzellerim dünya tatlısılar. Onları görmekten müthiş zevk alıyorum, maşaAllah. “Sevgiyi nasıl durdurabiliriz?” Nasıl durduracaksın? Hapishanede bile durduramadınız. Hapishanede bile sevgi doluydum, inşaAllah. Her zaman sevgi doluyum, her zaman coşkuluyum, her zaman muhabbet ehliyim. Bulunduğum meclis neşe meclisidir, sevinç meclisidir. İmanla neşe olur. Yoksa sen gidersin, düğüne gidersin, mastika oynarsın ama için yanıyordur. Oynasan kaç para? Müzik dinlesen kaç para? Önce içte neşe olacak. Düğün insanın kalbinde olacak. Düğün kalpte olmadıktan sonra hoplama, zıplama, bağırma, çağırmayla olmaz. Fashion TV’de bakıyorum, gençler böyle parmaklar yukarıda falan. Güya dans ediyorlar, hopluyor, zıplıyor. Kızlar dillerini çıkarıyorlar. Parmaklarınla işaretler yapıyorlar. Neşeli gösteriyorlar kendilerini. Yahut zafer işareti yapıyorlar. Bağırtı, çağırtı, çığlık. Benim gördüğüm hiçbiri mutlu değil. Nasıl mutlu olsun adam? Bir kere orada bir tane seveni yok, bir tane güveneceği adam yok. Sağlıksız ortam, uykusuz, berbat bir ortam. Berbat derken yani alkol var, uykusuzluk var, tehlikeli insanlar var. Hepsi için demiyorum da genelde böyle. Orada adam sağında mafya, solunda bilmem ne, ileri tarafında sapık bilmem kim. Nasıl insan orada huzurlu olabilir, rahat edebilir? Ne ahiret düşüncesi var, ne Allah sevgisi var, ne Allah korkusu var. Hepsi için demiyorum da bir kısmı için. Öyle bir ortamda insan ancak acıyı tadabilir, acıyı yaşayabilir. Mutlu olamaz insan. Mutlu olması için önce Allah’ı aşkla sevmek lazım, tutkuyla Allah’ı sevmek lazım ki ondan sonra mutlu olunsun. Ne lüks eşyalar insanı mutlu eder… Mesela farzedelim yatıyla gezintiye çıkar, deniz onu korkutur. Yatın motorunun gürültüsü onu korkutur. Mesela yatla geçerken orada gençleri görüyor, kendisini kıyaslıyor, ızdırap duyuyor.
Bence Risale-i Nur’un kalbidir Beşinci Şua. Yani Beşinci Şua’yı okumayan adam Risale-i Nur’u anlayamaz. Beşinci Şua, Kuran’ı tefsirin sırrını, hadisleri tefsirin sırrını en mükemmel anlatan yerdir. Bütün sır Beşinci Şua’dadır. Mehdiyet, İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği, süfyan, deccal… Deccali mükemmel anlatır Bediüzzaman. “Deccaliyet Marksist, Leninist düşüncedir” diyor,“Darwinizmdir” diyor. “Marks, Stalin, Lenin de onun ekibidir” diyor. Süfyan da Hafız Esad’dır. Şam’da çıkması, Arapkomünizmini dünyaya yayması, Allah’sız, kitapsız olması, Müslümanları kitleler halinde katletmesi… Odur, inşaAllah.
AYLİN HANIM: Beşinci Şua’yı en mükemmel yorumlayan, yani yorumunu açıklayan da siz oldunuz, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Benim dışımda Beşinci Şua’yı okuyan da yok; radyolardan, televizyonlardan hayatta olmamış bir olay. İlk defa, Bediüzzaman’dan sonra ilk defa ben okuyorum. Beşinci Şua’yı hiç kimse okumamıştır. Biraz sonra Beşinci Şua’ya başlarız.
VTR- Dünya Hayatının Geçiciliği
VTR- Toprakaltı Mahallesi
VTR- Hayatını Kaybeden Ünlüler
DİDEM HANIM: Merve, Ceylan ve Zeynep Hocalarımla kaldığımız yerden devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Merve Hocam hoş geldin.
MERVE HANIM: Hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR: Merve çok heybetli, güzel bir kadın. Nasılsın Hocam?
ZEYNEP HANIM: Elhamdulillah. Siz nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun, maşaAllah. Kaç yıl oldu Bulgaristan’dan geleli?
ZEYNEP HANIM: 10-11 yıl oldu, inşaAllah. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah elhamdülillah. Aferin benim güzelime, maşaAllah. Kısa sürede Müslüman oldu. Hıristiyandı; İslam’ı, Kuran’ı öğrenince hiç tereddütsüz, “La ilahe illaAllah Muhammeden Resulullah” dedi, maşaAllah. Aferin, o gün bugündür gayet güzel, maşaAllah.
ZEYNEP HANIM: Çok şükür, elhamdülillah. Siz vesile oldunuz Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocam buyurun.
MERVE HANIM: Hocam, bir ayet söyleyeceğim, inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Gece, üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüş ve demişti ki: "Bu benim Rabbimdir." Fakat (yıldız) kaybolunca: "Ben kaybolup-gidenleri sevmem" demişti.” (En’am Suresi, 76)Bu ayette ilk defa ‘halley’ kelimesini oluşturan harfler yan yana geliyorlar. Ve ayette aynı zamanda ‘kaybolup giden bir yıldız’ diye Allah’ın bahsetmesi de burada Halley kuyruklu yıldızına dikkat çekildiğine işaret ediyor olabilir. Aynı zamanda Arapçada yıldız anlamına gelen “kevkeba” kelimesi var. “Kevkeba” kelimesi de Halley harflerinin hemen yakınında bulunuyor. Buradan da Allah bu ayette bir yönüyle Halley kuyruklu yıldızına işaret etmiş olabilir diye düşünebiliriz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu ve buna benzer olaylar Kuran’da yüzlerce. Bir tevafuk, iki tevafuk, üç tevafuk… Hepsinin hayret verecek şekilde muntazam olarak kodlu olduğunu görüyoruz. Bu da Kuran’ın bir mucizesi, çok ehemmiyetli bir mucizesi; bunu örtbas etmek istiyorlar. Son zamanlarında fark edilen bu mühim sırları kendileri bulamadıkları için, kendileri fark edemedikleri için -biraz da ağırlarına gidiyor, oradan da ağırlarına gidiyor- ama Cenab-ı Allah bu sırları bizlere göstermekle Kuran’ın bir icazını, derinliğini, harika yönünü, bir kere daha bütün insanlığa göstermiş oldu Cenab-ı Allah. Daha ne sırlar çıkacak, ne detaylar çıkacak. Hayretler içinde kalacaksınız, inşaAllah.
MERVE HANIM: Ayrıca, ayet Enam Suresi’nin 76. ayeti. Halley kuyruklu yıldızı da kendi yörüngesindeki dönüşünü 76 yılda bir tamamlıyor ve Dünya’dan da 76 yılda bir görülüyor. O yönüyle de zaten çok büyük bir mucize. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok açık, işari yönü çok açık. Düşünen kafalar için, araştıran insanlar için çok net deliller.
“Hem her iki deccalin asırlarına ait olan harikaları, onların bahsiyle ve münasebetiyle rivayet edildiğinden onların şahıslarından sudur edeceği telakki ve tevehhüm edilmesinden,” nasıl zannediyor Cübbeli? “Onların şahıslarından sudur edeceği telakki ve tevehhüm edilmesinden,” Tam Cübbeli’nin mantığını açıklıyor Bediüzzaman. “O rivayet müteşabih olmuş, manası gizlenmiş. Meselâ, tayyare ve şimendiferle gezmesi... Hem meselâ, meşhur olmuş ki, İslâm deccali öldüğü vakit ona hizmet eden şeytan, İstanbul’da Dikilitaş’ta bütün dünyaya bağıracak (Müslim: Fiten, 34) ve herkes o sesi işitecek ki, ‘O öldü.’ Yani pek acip (şaşırtıcı) ve şeytanları dahi hayrette bırakan radyoyla bağırılacak, haber verilecek.” Hafız Esad’ın ölümü radyolardan haber verilmişti. “Hem Deccalın rejimine ve teşkil ettiği komitesine ve hükûmetine ait garip halleri ve dehşetli icraatı,” bak daha hala Suriye’de deccalın rejimi ayakta. Hala kan dökmeye devam ediyor. “Onun şahsıyla münasebettar rivayet edilmesi cihetiyle mânâsı gizlenmiş. Meselâ, ‘O kadar kuvvetlidir ve devam eder; yalnızHazret-i İsa (a.s) onu öldürebilir, başka çare olamaz’ (diye) rivayet edilmiş. Yani, onun mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak, öldürecek, ancak semâvî ve ulvî hâlis bir din İsevîlerde zuhur edecek. Hıristiyanlıkta bir tasaffi ve bir düzelme olacak.” Demek ki Hıristiyanlara tebliğin neticeleri güzel olacak. “Ve hakikat-i Kur’âniyeyeiktida ve ittihad eden bu İsevî dinidir ki, Hazret-i İsa Aleyhisselam’ın nüzulüyle o dinsiz meslek mahvolur,” yani Hz. İsa (a.s)’ın gökten inişi ile. “O dinsiz meslek mahvolur, (manen) ölür. Yoksa onun şahsı bir mikrop, bir nezle ile öldürülebilir. Hem bir kısım râvîlerin kàbil-i hatâ içtihatlarıyla,” yani “mümkündür, insanlık hali, içtihatlarında hata yapabilirler” diyor. “Olan tefsirleri,” hatalı tefsirleri, “ve hükümleri,” yani hüküm veriyor, “hadis kelimelerine karışıp hadis zannedilir, mana gizlenir. Vâkıa mutabakatı görünmez, müteşabih hükmüne geçer.” Mesela, işte diyorum ya, Peygamberimiz (s.a.v); “İslam aleminin merkezinde çıkacak” diyor. Ravi, rivayeti açıklayan alim ne diyor? Şam’daysa, “Şam’da çıkacak” diyor. O aralar Basra’daysa İslam aleminin merkezi, “Basra’da çıkacak” diyor. Küfe’deyse, oradaki alim bakıyor, “Küfe’de çıkacak” diyor. Halbuki ne Basra, ne Küfe, ne Şam. İslam aleminin son merkezi neresiyse orada. Son olarak İstanbul. “İmam-ı Ali (r.a) yalnız İslam deccalinden bahseder.” Diyorlar ya “deccal Müslümanların içinden çıkacak,” doğru. İslam deccali ayrı. O süfyan, Müslümanların içinden. Ama bir de büyük deccal var, o apayrı. Darwinist, materyalist düşünce, Darwinizm. Ve dolayısıyla Darwin. “Rivayette var ki: ‘Ahirzamanın müstebid hâkimleri, hususen Deccalın yalancı cennet ve cehennemleri bulunur.’” Ahir zamanda hukukun bozulacağı, yargının bozulacağı, birçok İslam ülkesinde müstebit, yani istibdat sahibi hakimlerin olacağı, adaletsiz kararlar vereceklerini Peygamberimiz (s.a.v) 1400 sene öncesinden bildiriyor. “Deccalın yalancı cennet ve cehennemleri bulunur. Allahualem bunun bir tevili şudur ki” diyor, devam ediyor Bediüzzaman.
Hocam buyur, bir ayet söyle.
ZEYNEP HANIM: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan olma” diye buyuruyor Allah Kuran’da.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi bir iman hakikati seyredelim, sonra yine devam edeceğiz.
VTR- İman Hakikatleri
DİDEM HANIM: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, inşaAllah. Damla Hocam, Ebru Hocam ve Anastasia bizimle birlikte.
ADNAN OKTAR: Anastasia dünya tatlısı, dünya şekeri. Bugün nerelere gitmiş, bize bir anlatsın.
ANASTASIA HANIM: Topkapı Sarayı’na gittim ve Topkapı Sarayı’nı çok beğendim. Çok büyük ve geniş bir tarihi olan, çok büyük ve güzel bir yer. Harem’e de gittim.
ADNAN OKTAR: Neler hissettin orada?
ANASTASIA HANIM: Rusça olarak Topkapı’nın tarihini dinledim internetten ve çok fazla fotoğraf çektim.
ADNAN OKTAR: “Adnan Bey merhabalar, programınızı yeni yeni izliyorum. Yüzünüze bakınca uçsuz bucaksız Türklük alemini görüyorum, İslam alemini görüyorum. Soyum Horasan erenlerine dayanıyor. Kapınıza kamil insan olmayı isterim” diyor Ali Yurdakul. Telefon numarasını vermiş kardeşimiz. “Son birkaç haftadan beri A9 ile yatıp A9 ile kalkıyorum. Kafam o kadar etkilendi ki, yurtdışında yaptığınız deprem etkilerini duyunca tamam dedim, artık şüphem kalmadı. Allah yolunuzu açık etsin, selamlar” diyor Mustafa Ovacık. “Bedrettin Sarıbay; programlarınızı her gün izliyorum ancak Hz. Mehdi (a.s) hakkında sürekli yayın yapıldığı halde algılayamadığımız ve öğrenmek istediğimiz Hz. Mehdi (a.s) nerede ve hangi mevkide? Bilginiz varsa acizane bilgi rica ediyorum” diyor. Bilsem zaten ben de hemen giderim yanına, inşaAllah. Hocam programınızı ilk defa ailece izliyoruz. MaşaAllah. Program akışınız inşaAllah bozulmaz. Deniz Hayran.” “Cübbeli’yle alakadar hataları söylemeyi ve hüsn-ü zannı iyi anlattınız. Çok teşekkür ederim” diyor. Çantacı Necmi Hoca hakkında bilgi soruyor kardeşimiz. Ben de senin tanıdığın kadar biliyorum, inşaAllah.
Allah, Tevbe Suresi 74’de münafıklar için diyor ki; “Allah'a and içiyorlar ki (o inkar sözünü) söylemediler.” “Alenen inkarı söylemediler” diyor. Kendi iddiaları bu, “biz inkara ait bir ifade kullanmadık, dinsiz değiliz, Müslüman’ız, bir eksiğimiz yok” diyorlar. “Oysa andolsun, onlar inkar sözünü söylemişlerdir.” Yani farkında değiller. İnkara ait çok fazla sözleri var, çok fazla ifadeleri var, farkında değiller. “Ve İslamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir.” İslamlıklarından sonra inkara sapıyorlar, inkara saptıklarının da farkına varmıyorlar. Yahut farkına varılmadığını düşünüyorlar. “Ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir.” Münafıkların ilk yapacağı şey hemen Müslümanlardan intikam almaya kalkmaktır. Suç işlediklerini bildikleri için, ahlaksızlık yaptıklarını bildikleri için, Müslümanlardan ayrıldıklarında hemen psikopatlık, ahlaksızlık ve alçaklık yaparlar. Ya ihbarda bulunmak, ya Müslümanları mağdur durumda bırakmak, ya aleyhlerinde yazı çıkartmak, ya aleyhlerinde dedikodu çıkartmak şeklinde hemen intikama kalkışıyorlar. “Oysa intikama kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu.” Allah’ın elçisinin, mesela asrımızda kimdir?Hz. Mehdi (a.s). Peygamberimiz (s.a.v) zamanında Resulullah (s.a.v). Son derece iyi davranıyor Müslümanlara. Onlara her türlü imkan sağlıyor, kolaylık sağlıyor, iyilik sağlıyor. Fakat o rahatlık onlara tabiri caizse batıyor. Bu sefer ahlaksızlık yapmaya karşı daha cüret buluyorlar. Halbuki zor durumda yaşasalar belki bunu yapmayacaklar. Ama rahatlık battığı için azgınlaşıyorlar. Daha beter, daha azgın, daha çok talepte bulunan, daha gözü dönmüş ve karaktersiz bir yapıya giriyorlar. “Eğer tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur” diyor Allah. “Eğer yüz çevirirlerse,” eğer itaat etmez, söz dinlemezlerse, “Allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azapla azaplandırır.” “Dünyada da intikam alacak” diyor Allah münafıklardan. Mesela çökertiyor Allah, berbat hale getiriyor, neşelerini kaçırıyor, hastalık veriyor. Ahirette de cehennem azabıyla azaplandırır. “Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı yoktur” diyor Allah Tevbe Suresi, 74’te.
“Sizler, işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler.” Gizlice kin duyarlar size karşı. “Siz kitabın tümüne inanırsınız,” yani Kuran’ın bütününe inanırsınız, “onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler.” “Biz de Müslüman’ız elhamdülillah, bir eksik yok” diyorlar. “Kendi başlarına kaldıklarında ise,” kendi aralarında ekip olarak konuştuklarında ise, “size olan kin ve öfkelerinden dolayı,” niye kin duyuyor? Müslümanların imkanına, rahatlığına, iyiliğine, güzelliğine, imanına özellikle kin duyuyor. “Öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar.” Yani şiddetli bir acı çektikleri anlaşılıyor, kinden dolayı. Mesela şiddetli acıda bazen insanlar parmak ucunu ısırır ya, onun gibi bir acı. “De ki: "Kin ve öfkenizle ölün."” O kadar şiddetli bir kin meydana geliyor ki, o kin ve öfke onların artık sağlığını bozuyor. Hasta yapıyor onları, dengesiz hale getiriyor. Kin ve öfkeden vücut metabolizmaları bozuluyor. “Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.” “Allah kalplerde olanı, gizli olanı bilendir” diyor Cenab-ı Allah.
Evet Damla Hocam, bize neler anlatmak istersin.
DAMLA HANIM: Hocam Tevrat’ta Allah sevgisi ile ilgili bir söz var. Onu okumak istiyorum. “Allah'ınız Rabbi sevin. Tümüyle gösterdiği yolda yürüyün.Buyruklarını yerine getirin, Ona bağlı kalın, Ona candan ve yürekten hizmet edin.” (Yeşu 22:5) MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kurban olayım ben seni Yaratan’a. Ne tatlı insan bu, ne güzel insan. Acayip zeki. Hemen kavrıyor, mesela demin konuşuyordum, hemen anladı anlattıklarımı. MaşaAllah, elhamdülillah.
ANASTASIA HANIM: Bana sadece Türkçe öğretmeyeceksiniz. Belki bir gün ben de bir gün sizin öğrenciniz olacağım.
ADNAN OKTAR: Canım benim, inşaAllah. İnşaAllah. Çok güzel; böyle Müslüman fıtratlı, çok nezih bir insan. Bayağı zeki, ben böyle insana pek rastlamadım. Bayağı kaliteli, maşaAllah. Çok vicdanlı; iyilikten, güzellikten çok anlayan bir insan. Çok vefalı; mesela gitti, sevgisinden hemen döndü. Vefa duygusu var böyle, sevgisi çok güzel, maşaAllah. Ki yani orada bayağı işleri var fakat onların hepsini bırakıp sırf sevgisinden, muhabbetinden geri döndü. MaşaAllah.
ANASTASİA HANIM: Evet doğru.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.
Mümtehine Suresi, 2; “Eğer sizi ele geçirecek olurlarsa,” yani sizin güçsüz bir konumda olduğunuzu görürlerse; sizin iktidarınız, gücünüz, imkanınız elinizden giderse, bir fırsat ellerine geçerse; münafıkların hep politikası budur, uygun bir fırsat kollarlar. O zaman “size düşman kesilirler.” Sürekli güçlü olursanız bir şey yapamıyor. Ama zayıf konuma düştüğünü düşünürse, “size düşman kesilirler, ellerini,” önce eliyle, “fiilen saldırmak isterler” diyor Allah, “elleriyle.” Eliyle yapamıyorsa, “dilleriyle” diyor Allah. “Ve dillerini kötülükle size uzatırlar.” Fenalık yapmak için. Ne yapıyor şimdiki ahlaksızlar? Mesela internetten yapıyor yahut televizyondan Müslümanlara saldırmaya kalkıyor yahut radyodan saldırmaya kalkıyor. Veyahut kitaplarıyla saldırmaya çalışıyor. Yahut köşe yazılarıyla saldırmaya çalışıyor. İllaki bir sevgisizliği, fitneyi, kargaşayı ortaya koymak istiyorlar. Fakat mühim bir konuya Allah dikkat çekiyor; “Onlar sizin inkar etmenizi içten arzu etmişlerdir.” “Kendileri gibi inkar etmenizi isterler” diyor. Onu nasıl yapıyor? Lakaytlığa Müslümanları teşvik ederek. Mesela bakıyorsun, direkt bunu yapamıyorsa, nasıl yapıyor? “Sen de benim gibi ol” diyor, “sen de benim gibi lakayt ol, sen de benim gibi dünyaya dal, sen de benim gibi çıkarlarının peşine düş, sen de benim gibi ilgisiz ol, sen de benim gibi itaatsiz ol” gibi Müslümanları inkara ve güçsüzlüğe doğru teşvik ediyorlar.
“Ey iman edenler, sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor” diyor Allah. Münafıkların sırdaş edinilmesi çok tehlikelidir. Çünkü o sırrı küfürle paylaşırlar, münafıklarla paylaşırlar. “Size kötülük ve zarar vermeye çalışıyorlar.” Nasıl kötülük yapacak? İşte ihbarda bulunacak, adilik yapacak, hakaret edecek, oyun oynayacak, Müslümanların sırlarını kendince açıklayacak. Sır derken, mesela Müslümanlara yapılacak bir saldırının teknik bilgisini, teknik altyapısını oluşturuyor münafıklar. “Size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar.” Hafif bir sıkıntı değil, “zorlu bir sıkıntı vermek isterler” diyor. Acı vermek. “Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur.” Buğzdan ve düşmanlıktan artık kendilerini, kendi içlerini yemeğe başlıyorlar. Ama bir süre sonra dayanamıyor, bunu artık dışa vuruyor, söylüyor. Alenen, açıkça söyler hale geliyor. “Sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür.” Dışa vurdukları kısım birse, içinde sakladıkları kısım bin oluyor. Yani müthiş bir nefret barındırıyorlar. “Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz.” diyor Allah, Al-i İmran Suresi,118’de.
“Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar,” münafıklar, “Allah'ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar?” (Muhammed Suresi, 29) Allah muhakkak kinlerini ortaya çıkarıyor. Bir şekilde Allah onları bir köşeye sıkıştırıyor, o kinlerini ortaya çıkarıyorlar.
“Hayır, onlar 'tartışmacı ve düşman' bir kavimdir” diyor Allah, Zuhruf Suresi, 58’de. Yani böyle dedikoduya, mahallede bazı kişiler böyle dedikodu yaparlar ya, yani “avami bir tartışmacılığa ve düşman olan bir yapıya sahiptirler” diyor. “Kalplerinde sürekli bir öfke ve nefret olur” diyor Allah.
“İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider.” Dedikodu yapıyor dünyevi; markalardan bahsediyor, yiyeceklerden bahsediyor, elbiselerden bahsediyor. Bak, “dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider.” Boş konuşuyor ama. “Kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir;” “konuştuğunda da Allah’la, dinle konuşur. Ama dinden, İslam’dan, Allah’ın rızasından, Allah’ın rızasını en çok kazanmaktan bahsetmezler” diyor.“Ama dünya hayatına ilişkin sözleri de hoşuna gider” diyor. Hakikaten Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında da adamlar toplanıyorlar, koyunlardan bahsediyorlar, koyun ticaretinden, buğdayların nerede iyi yetiştiğinden. Onlar hoşuna gidiyor ama Allah’tan bahsedildiğinde, bundan sıkılıyorlar. “Ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahit getirir; oysa o azılı bir düşmandır” diyor Allah. Bunlar özel, bu şekilde yaratılıyorlar. Psikopat yaratılıyor. Bakara Suresi, 204.
“De ki” diyor Cenab-ı Allah,“eğer babalarınız,” münafıklar kime düşkün? Öncelikle babasına düşkün. Sonra kime? “Çocuklarınız,” çocuklarına düşkün. Kafası hep onda kalıyor. Sonra münafıkların en çok üstünde durdukları ne? “Kardeşleriniz,” kafası kardeşlerine takılır kalır. “Din mi, Allah mı, Kitap mı, İslam’a hizmet mi; kardeşlerin mi?” desen, “kardeşlerim” der. “Eşleriniz,” kafası eşine takılır münafığın. Yani “din mi, Allah mı, Allah yolunca mücadele mi? Hangisini tercih edersin?” “Eşim” diyor. Eşine takılıyor. “Aşiretiniz,” yani arkadaş çevresi; Facebook’ta, şurada, burada var, arkadaş, kimse. “İslam’a hizmet mi, davaya hizmet mi; hangisi?” “Aşiret” diyor. “Kazandığınız mallar,” ne kazandıysa; az da olsa, çok da olsa elde ettiği ganimet, mallar; ona çok titiz olur münafıklar. Kimsenin eline geçmesini istemez, kendisine ait olmasını ister. Allah yolunda onu kullanmayı istemez. Onu bir enayilik gibi görür. “Az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret,” az kar getirmesinden nasıl korkar? Ticarete bütün gücüyle ağırlık vermek ister, bütün dikkatini vermek ister. İslam’a, Kuran’a vakit ayırdığında ticaretten kaybedeceğini düşünür. O yüzden İslam’a vakit ayırmak istemez. “Ve hoşunuza giden evler,” hangi ev? Sokaktaki bir ev değil. Kendisine ait ev, ailesine ait ev hoşuna gider. Çünkü mülkü kendi üstüne ait olduğu için oraya ağırlık verir. Müslüman evine gitmek istemez. Münafık kendine ait, münafıkların olduğu, dinsizliğin hakim olduğu eve gitmek ister. Onun için Allah “hoşunuza giden evler” diye ona dikkat çekiyor. Bütün bunları sayıyor Allah, “sizlere Allah'tan, O'nun Resul’ünden,” yani Allah’ın elçisinden, imamından, İslam yolunda mücadele eden liderden, “ve O'nun yolunda cihad etmekten,” yani İslam’ı yaymaktan, İslam’ı tebliğ etmekten, Mehdiyet’ten, “daha sevimli ise,” daha hoş geliyorsa, “artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun.” Yani “Allah sizin belanızı verinceye kadar bekleyin” diyor. “Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez” diyor Allah. Tevbe Suresi, 24.
Münafıklar diyorlar ki; “Bizleri mallarımız ve ailelerimiz meşgul etti.” “Malımızın derdine düştük, ailemizin derdine düştük.” “Bundan dolayı bizim için mağfiret dile.” “Allah bizi affetsin. Sen de bize dua et” diyorlar. Hem münafıklığı yapıyor hem de Allah’tan bağışlanma diliyor. “Onlar, kalplerinde olmayan şeyi dilleriyle söylüyorlar” diyor Allah. “Zaten inanmaz onlar” diyor. “Dua etmeni zaten istemez. Fakat oyun olsun, Müslüman gibi görünmek için, yani bir nevi sükse olması için, kendi kafalarınca, taktik olarak bunu söylerler” diyor Allah. “Yoksa içinden geldiği için bunu söylemez” diyor Allah. Fetih Suresi, 11.
“Onlardan bir grup da,” münafıklardan bir grup da, “hani şöyle demişti: "Ey Yesrib (Medine) halkı, artık sizin için (burada) kalacak yer yok,"” Müslümanların yanında kalacak yer yok, “Şu halde dönün.” Geldiğiniz yere dönün, kendi evlerinize dönün. “Onlardan bir topluluk da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye Peygamberden izin istiyordu.” Kendi evine yeniden dönmek için Peygamberimiz (s.a.v)’e münafıklar ısrarlı talepte bulunuyorlar. Çünkü Müslümanların yanında kalmak onlara rahatsızlık veriyor. Yeniden küfrü rahat yaşayabilmek, yeniden delalet içinde olabilmek için, daha özgür küfrü yaşamak için evlerine dönmek istiyorlar. “"Gerçekten evlerimiz açıktır" diye Peygamberden izin istiyordu; oysa (onların evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı” diyor Cenab-ı Allah. “Allah’tan, Kitap’tan, Kuran’dan, İslam’dan, mücadeleden kaçmak istiyorlardı” diyor. Ahzab Suresi, 33.
“Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır.” Mesela İslam’a tebliğe yanaşmıyor, Allah yolunda bir kazanç elde etmeye yanaşmıyor. Daha ziyade kendine baktıran, kendini geliştiren, yani böyle malını-mülkünü arttırmaya çalışan, Müslümanlardan bir şeyler koparmaya çalışan, Müslümanların imkanlarını sonuna kadar gasp etmeye çalışan bir ruh içinde oluyorlar. “Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa:” bir saldırı olsa, bir şey olsa, “"Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım" der.” Kaçtı ya, gidiyor ya, “yanlarında olsam Allah bela verecekti. Bak Allah beni korumuş; ne güzel, uzakta kaldım” diyor. Nisa Suresi, 72.
“Gerçekten Allah, içinizden alıkoyanları,” yani Müslümanları alıkoyanları, “aman gitme, başka yere gitme” diyenleri, “ve kardeşlerine: "Bize gelin" diyenleri bilir.” Mesela Peygamberimiz (s.a.v) zamanında bir Müslüman oluyor, onu alıkoyuyorlar. Bırakmıyorlar Müslümanların yanına. “Sen dur bir kere” diyorlar. Diğer kardeşlerine de, “bize gelin” diyorlar. “Yanımıza gelin. Onların yanından ayrılın. Bize gelin” diyorlar. Onlardan tabii karaktersiz, vicdansız, Allah’sız, kitapsız olanlar da bunu dinliyorlar tabii. Çünkü onlara cazip geliyor bu. “Bunlar, pek azı dışında zorlu-savaşlara gelmezler” diyor Allah. “Keyfine, zevkine uygun yaşamak isterler, çıkarına uygun yaşamak isterler” diyor Allah. Ahzab Suresi, 18.
“Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler.” Yani ayrı kalmalarına sevindiler. “Ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek: "Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler.” Soğukta da “savaşa çıkmayın” diyorlar, sıcakta da “savaşa çıkmayın” diyorlar. “De ki: "Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." Bir kavrayıp-anlasalardı.” (Tevbe Suresi, 81)
“Allah'a iman edin, O'nun elçisi ile cihad etmeye çıkın,” İslam’a hizmet edin, tebliğe çıkın, “diye bir sure indirildiği zaman onlardan servet sahibi olanlar,” imkan sahibi olanlar, “senden izin isteyip: "Bizi bırak, oturanlarla birlikte oturalım" dediler.” “Biz uzaklaşalım, ayrı olalım. Müslümanlarla birlikte olmayalım” diye izin istiyorlar. “Geri kalanlarla birlikte olmayı seçtiler.” Müslümanlarla birlikte olmayan diğer bölümle, diğer parçalarıyla, diğer ekipleriyle, diğer kardeşleriyle birlikte olmayı seçtiler. “Onların kalpleri mühürlenmiştir. Bundan dolayı kavrayıp-anlamazlar” diyor Allah Tevbe Suresi, 86-87’de. “Bunlar geride kalanlarla birlikte olmayı seçerler” diyor Allah. Tevbe Suresi, 93.
“Ey iman edenler, ne oldu ki size, Allah yolunda mücadele edin, hazırlık yapın denildiği zaman, yer(iniz)de ağırlaşıp kaldınız?” diyor Cenab-ı Allah.
“Sanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler; Arslandan korkup-kaçmışlar” diyor. Müslümanların yanından kaçıyorlar, ürkmüş yaban eşeği gibi.
“Eğer Müslümanların aleyhine olan,” Müslümanlara saldıracak olanlar,“gelecek olsa” diyor, “çölde” yahut uzak bir bölgede olup, onların arasında olup, uzakta olup, “sizin haberlerinizi (oradan) sormayı cidden arzu ediyorlardı.” Müslümanların hakkında bilgiyi uzaktan, sonradan başka yerlerden elde etmeye çalışıyorlar. “Ne yapıyorlar acaba? Ne ediyorlar? Yeni ataklar yapmak, Müslümanlara yeni saldırılar yapmak için böyle bir şeyler yapıyorlar.
“Eğer yakın bir yarar,” yani “hemen onlara bir para sağlayacak; araba, ev sağlayacak, imkan sağlayacak bir şey olsaydı” diyor Allah, “ve orta bir sefer olsaydı,” kolay, bir yıl içerisinde, altı ay içerisinde yahut üç ay içinde olacak bir çıkar elde edeceklerine dair inansalardı, “onlar mutlaka seni izlerlerdi.” “Öyle bir konuda tereddüt etmezlerdi” diyor Allah. “Ama zorluk onlara uzak geldi.” Ne para kazanabiliyor, ne de süre bir türlü bitmiyor; yani bir çıkar sağlayamıyor.“Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte mücadele ederdik" diye sana Allah adına yemin edecekler.” “Gücümüz yetmiyor, bedenimiz yetmiyor. Ruhen bitap olduk, bedenen bitap olduk. Psikolojimiz buna imkan vermiyor. Psikolojik olarak yorgunuz. Dimağımız durdu artık, yapacak bir imkanımız yok, bize müsaade et” diyorlar. “Bizim yapacak bir şeyimiz yok”. “Eğer güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte mücadele ederdik" diye sana Allah adına yemin edecekler.” Kuran’a, Allah adına yemin ediyorlar. “Kendi nefislerini helake sürüklüyorlar.” Allah, “belaya doğru gidiyorlar” diyor. “Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor” diyor Allah, Tevbe Suresi, 42’de.
“Size karşı 'cimri ve bencildirler.” Yani “sizlere hiçbir şeyini vermek istemezler” diyor Allah. Ahzab Suresi, 19’da. Bencil, yani kendi çıkarlarının peşindedirler. Hiçbir şey vermek istemez, kendi çıkarlarını düşünürler. Kendilerinin zengin olmasını, kendilerinin iyi olmasını, kendilerinin rahat yaşamasını isterler. “Şayet korku gelecek olsa,” yani zor duruma gelecek olsalar, “ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün.” “Bakışları bozulur” diyor. Böyle deli gibi, aptalca, avanak bir bakışla bakarlar. “Korku gidince de, hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar.” Mala ve dünyaya hırs göstererek, bu sefer dilleri bir anda azgınlaşıyor, keskinleşiyor ve Müslümanlara keskin dilleriyle saldırmaya başlıyorlar; hakaret, iftira, oyunla. “İşte onlar iman etmemişlerdir; böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.” Ama mutlaka boşa çıkıyor. Bunlar münafık olarak yaratıldığı için mağlup olarak da yaratılıyorlar. Yaptıkları boşa çıkıyor. “Bu Allah'a göre pek kolaydır” diyor Allah.
Münafıklar diyorlar ki Münafikun Suresi, 7’de; “Onlar ki: "Allah'ın Resulü yanında bulunanlara"” yani Mehdi’nin, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in, o devrin Mehdi’si olan Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in -ki en büyük Mehdi’dir-“Hiçbir infak (harcama)da bulunmayın, sonunda dağılıp gitsinler.” “Beş kuruş vermeyin” diyorlar. “Hiçbir imkan vermeyin. Onlardan alın ama vermeyin.” “Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Ancak münafıklar kavramıyorlar.” O hazineleri kendilerinin zannediyorlar. Halbuki,“Ben yaratıyorum” diyor Allah.
“Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar,” Tebliğden, hayırdan, bereketten, bolluktan, Müslümanlara iyilik gelmesinden alıkoyarlar. “Ellerini sımsıkı tutarlar.” “Müthiş cimridirler” diyor Allah.
“İnfak ettiğini bir cereme sayar.” Yani Müslümanlara bir şey verdiğinde, onu bir bela gibi, bir hastalık gibi sayar. “Ve sizi felaketlerin sarmasını bekler.” “Size kötülük gelmesini isterler” diyor. “Kötü felaket onları sarsın. Allah işitendir, bilendir.” Allah onlara belanın geleceğini söylüyor. “Kötü felaket onları sarsın,” zaten Allah Kendisi söylüyor. O zaman, belalarını verecek anlamına geliyor.
Münafıklar diyorlar ki Al-i İmran Suresi, 154’te; “Bu işten bize ne var ki?” Yani ne çıkar olur? “Tebliğ yapıyoruz, İslam’ı yayıyoruz, Müslümanlarla birlikteyiz ama ne menfaatimiz var? Ne çıkarımız var?” Ticari kafayla, çıkarcı kafayla bakıyorlar. “Bu işten bize bir şey olsaydı,” bir çıkar olsaydı, “biz burada öldürülmezdik” diyorlar.“Hayatımız ölüyor burada. İnsanlığımız ölüyor. Boşa vakit geçiriyoruz.” Veyahut hakikaten fiilen öldürülüyorlar. Yahut “manen ölüyoruz” gibi söylüyorlar.
Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...