DİDEM HANIM: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz, ‘Adnan Oktar ile Sohbetler’ programına hoş geldiniz. Bu akşamki konuklarımız Mehtap Hocam, Leyla Hocam ve Beril Hocam.
ADNAN OKTAR: Nasıl Türk bayrakları? Allah Allah, çok şahane olmuş. MaşaAllah, şahaneymiş. Büyük Hun İmparatorluğu, Batı Hun İmparatorluğu, Avrupa Hun İmparatorluğu, Ak Hun İmparatorluğu, Göktürk İmparatorluğu, Avar İmparatorluğu, Hazar İmparatorluğu, Uygur Devleti, Karahanlılar, Gazneliler, Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Harzemşahlar, Altınordu Devleti, Büyük Timur İmparatorluğu, Babür İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu. MaşaAllah. Aslında insanlar, şu bir kısım insanlar egoist-bencil olmasa, böyle sevgisiz, gıcık ve kıl, kavgacı tavırlarını bıraksalar, şu Müslüman sayısı var ya, şuurlu Müslüman sayısı, on kere yeterli İttihad-ı İslam için. On kere. Hani diyorlar ya; “Müslümanların daha uyanması lazım, daha adam yok, imkan yok…” Var, hepsi var. Çok yetişmiş adamlar var fakat negatif konuşan çok fazla var. “Yani olmaz bu iş, İttihad-ı İslam nasıl olsun, olur mu ki? Biz zaten perişan vaziyetteyiz. Herkes birbirine düşman, olacak iş değil…” Halbuki onu diyenlerin onda biri, bak onda biri, “İttihad-ı İslam olur, gayet makul, niye olmasın, hemen olur” deseler, hemen olur. Onda biri. Onun için kardeşlerimiz sayımız az diye tedirgin olmasınlar. Israrla bunu söylesinler. Yani yüzde biri bile yeter. Yüzde biri bile yeter. Israrla bunu söyleyecekler. Muhalif, mesela Cübbeli’ye gidiyoruz, “300 yıl sonra” diyor. 300 yıl, “Müslümanlar 300 yıl uyusunlar” diyor. Başka bir dedeye gidiyoruz, bunak dedeye, “Hz. Mehdi (a.s) geldi, geçti; artık kıyamet bekleniyor” diyor. Adı bizde saklı, bir bunak dedemiz. Bir başkası, “milyonlarca sene var daha kıyamete” diyor. “İslam zaten hakim olmaz. Avrupa müsaade etmez. Amerika müsaade etmez” diyorlar. Bir tek, “Allah istiyor” diyemiyorlar. Sen Allah'a güveniyorsan; Avrupa'yı, Amerika'yı sana Allah yaratıyor. Beyninde Allah sana gösteriyor Avrupa'yı, Amerika'yı. Gayet kolay, son derecede makul. Ne diyorsun Leyla Hocam?
LEYLA HANIM: Haklısınız Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani tek yanlı bir propaganda var. Onu yıkmak, bütün mesele bu; başka bir şey yok.
Beril Hocam bir ayet söyle.
BERİL HANIM: İnşaAllah Hocam. Enfal Suresi, 25. ayeti söyleyeyim. Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım “Ve sizlerden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup-sakının. Bilin ki, gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocam buyurun, siz söyleyin.
MEHTAP HANIM: İnşaAllah Hocam. Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım, “Hepiniz Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve dağılıp ayrılmayın ve Allah'ın üzerinizde ki nimetini hatırlayın.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v) ne diyor? Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Ali Bin Hüsameddin El Müttaki, Ahir Zaman Mehdi'sinin Alametleri’; bu çok klasik bir eserdir. Temel eserdir. Suyuti, Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi herkesin kabul ettiği muhteşem bir hadis imamıdır. Yani Suyuti diyorsa tamamdır. Kitabın 58. sayfasında 4/67 Naim Bin Hakin Bin Nafi'den tahric etti. “Hz. Mehdi (a.s) ilk faaliyetini Türk'te yapar” diyor. “Türkler ile yapar” diyor, ilk faaliyetini, ilk çalışmasını. İlk talebeler Türk'te olur. Açın bakın. Bu çok büyük bir mucizedir. Bakın “ilk” diyor, “ilk kurduğu talebe topluluğu, faaliyeti Türk'te olur” diyor. Çok net. O kadar çok ki hadis, İstanbul'dadır diye, Konstantiniyye diye. Sürekli Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. “Gaib olan Hz. Mehdi (a.s) insanların en sevgilisi olduğunda ortaya çıkacak” diyor. Gittikçe Hz. Mehdi (a.s)'a karşı bir sevgi artıyor. Önce şiddetli bir nefret sonra şiddetli bir sevgi. Bakın Allah'ın hikmetine bakın başlangıçta şiddetli bir öfke, nefret; sonra en şiddetli sevilen haline geliyor. “O olduğunda ortaya çıkacak” diyor, yani herkes tarafından sevilecek. Ebu Hureyre'den hadis, Resulullah (s.a.v) ferman ediyor, diyor ki; “Açıkca Allah-u Teala inkar edilmedikçe, Hz. Mehdi (a.s) zuhur etmez.” Darwinizm, materyalizm ilk defa dünyayı kavurdu, yaktı, ne oldu? Hz. Mehdi (a.s) zuhur etti. Çünkü dünya çapında Allah’sızlık, kitapsızlık, dinsizlik, imansızlık ilk defa Darwinizm’le oldu. Daha önce de dinsizlik oluyordu ama küçük, dünya çapında. Dünyanın sayısı da az o zamanlar; 5 milyon, 15 milyon, en fazla 50-60 milyon, o şekilde bütün dünyanın sayısı. Onların içerisinde de Allah'ı inkar eden çok az oluyor. Mesela 5 milyon, 10 milyon, 15 milyon ama şimdi milyar hesabı ile. Dünya yaklaşık 7 milyar en az 6 milyarı dinsiz, Darwinist, materyalist, inşaAllah. Bak, Hz. Mehdi (a.s) devrini nasıl Peygamber Efendimiz (s.a.v) anlatıyor: “Resulullah (s.a.v) ferman etti. Ebu Zer'den. Deylemi, Ebu Ali Merdani’den, o da Ebu Zer'den.” “Resulullah (s.a.v) ferman etti. Buyurdu ki Resulullah (s.a.v); “Mısır'da bir adam çıkar, çökük burunludur.” Karganın hem burnu çöküktü, hem de burnunda bir delik var, üst tarafında. Ayrıca çökük. Bak, çift çöküklük var; hem basık, çökük hem de delik çöküklük var. Üst tarafında, burnunda. “Mağlup olur ve mülkünü zail eder.” Aynısıyla oldu. O kadar detay veriyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). “Mağlup olur, mülkünü zail eder.” Malına, mülküne el kondu. Yani milyarlarca liralık malı-mülkü vardı, hepsine el kondu. “Naim Kaab'dan tahric etti.” Resulullah (s.a.v) ferman ediyor; “Ben” diyor Peygamberimiz (s.a.v), “Hz. Mehdi (a. s)'ı Peygamberlerin suhufunda şöyle bulurum;” yani Tevrat'ın dışındaki kitaplarda, suhuflarda; Hz. Nuh (a.s)'a, diğer Peygamberlere suhuf şeklinde gelmişti. “Hz. Mehdi (a. s)'ın amelinde,” eylemlerinde, faaliyetlerinde, “ne zulüm,” zulüm nedir? Kan dökmek, acı çektirmek, insanı uyandırmak… İnsanı uyandırmıyor, kan dökmüyor, acı çektirmiyor; zulüm yapmıyor. “Ne zulüm, ne de ayıp vardır.” Ayıp olan bir şeyi yapmıyor. Yaptıkları doğru, inşaAllah. “Ebu Davud Naim Bin Hammad ve Hakim tahric ettiler. Resulullah (s.a.v) ferman etti: "Hz. Mehdi (a.s) bendendir, benim soyumdandır. Açık alınlıdır, zulüm ile olan dünyayı adaletle dolduracak, 7 yıl dünya hakimi olacak"” diyor. Hz. İsa Mesih (a.s)'ın inişinden sonra. Tam hakimiyet çünkü yıllar sürüyor. Mesela ülkeler teker teker ona biat oluyor. Lider oluyor ama hakimiyet yavaş yavaş gelişiyor. Mesela farz edelim Japonya daha sonra oluyor, Kore daha sonra oluyor. Yavaş yavaş. Hepsine hakim olduktan sonra tam hakimiyet, tam sistem oturduktan sonra, “yedi veya dokuz yıldır” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Dünya hakimiyeti devam ediyor, Hz. Mehdi (a. s)’ın. Sonra “feceten” diyor, ani bir vefatla vefat eder. “Vasıtasındayken” diyor. Yani “sebepsiz bir ölümle, ani bir ölümle ölür” diyor, inşaAllah. Tabii şehit olur. Çünkü rivayette öyle geçiyor. “Velilerin sonu şehittir” diyor, Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatırken. “Velidir” diyor ve “sonu şehittir” diyor. “Sizinle insanlar arasında dört sulh anlaşması olacak.” Büyük anlaşmalar yapıldı ya, barış anlaşmaları, dünya çapında; onlara dikkat çekiyor Peygamberimiz (s.a.v). “Ya Resulullah (s.a.v)! O günlerde insanların imamı kimdir?” Bak, sürekli sahabeler ahir zamanı soruyor, görüyor musun? Şimdi Cübbeli ne diyor? “İnsanlar sormuyorlar” diyor, bu bir ahir zaman, Hz. Mehdi (a. s)’ın çıkış alametidir. “Buyurdu ki: Evlatlarımdan kırk yaşındaki Hz. Mehdi (a. s)’dır.” Kırk yaşında görünümü, inşaAllah. “Yüzü parlayan yıldız gibi, yanağında siyah bir ben vardır” diyor. Diğer hadiste de; “parlak bir ben vardır” diyor. “Hz. Musa (a.s)’daki gibidir” diyor ama o hadisler daha fazla, Allahualem o doğru. Yani et renginde bir ben. ”Çıkık” diyor, çıkık bir ben; “Hz. Musa (a.s)’daki gibi çıkıktır” diyor. “Üzerinde iki aba bulunur.” Birçok şey anlamına gelir. Ceket, pantolon anlamına da gelir. “Tavrı, görünümü ben-i İsrail ricaline benzer.” Ben-i İsrail’den insanlara benzer. Ben-i İsrail görünümündedir. “Hazineleri çıkarır, şirk beldelerini fetheder.” Neresi şirk beldeleri? İslam aleminin bir çoğu müşriklerin elinde. Hindistan müşriklerin elinde, Pakistan müşriklerin elinde, birçok yer müşriklerin elinde. Tabii hakiki müminlerde var ama çok müşrik var. “İsmi ismim, babasının adı babamın adıdır.” Ama ne olduğunu söylemiyor Peygamberimiz (s.a.v). “Abdül Gafir Farisi Mecma-il Garaib kitabında ve İbni Cevzi Fi'l Garibil Hadis'de ve İbnül Esir'de Nihaye'de tahric ettiler.” Hz. Ali (k.v) Peygamberimiz (s.a.v)’den naklediyor: “Hz. Mehdi (a.s), Hz. Hasan'ın soyundandır.” Seyittir. “Bacakları aralıklıdır.” Geniş. Hz. Mehdi (a. s)’da bu çok bariz olarak belirtiyor; yani alnı geniş, yüzü geniş, o zaman omuzları geniş, göğsü geniş, karnı geniş, uylukları geniş, bacakları geniş ne demek? Boydan boya geniş. “Naim b. Hammad, Abdullah b. Haris’den tahric etti, Buyurdu ki: Mehdi sanki ben-i İsrail’den bir reculdür.” Yani ben-i İsrail Peygamberleri gibidir. Onları andırır dış görünümü. Heybetli ve acardır görünüşü. Naim b. Hammad, Kab’dan tahric etti. Buyurdu ki:” Resulullah (s.a.v) ferman ediyor. “Hz. Mehdi (a.s), gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi, Allah’tan çok korkan bir kimsedir.” Neden korkuyor? Bilmiyor Hz. Mehdi (a.s) olduğunu. Ümit ve korku arasında, emin olsa korkar mı öyle? Cennete gideceğinden emin olsa korkar mı? Allah korkusu sarmış üstünü tabii, inşaAllah. Allahualem. Ben öyle anlıyorum. Herhalükarda korkar, öyle demeyelim, Allah affetsin fakat bu da bir işarettir.
“Hocam sizi hayranlıkla izliyoruz” diyor bir hanım kardeşimiz. “Konuk bayan hocalarımızın hepsi birbirinden güzel, maşaAllah” diyor. Doğru. “Essalamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Güllerin soyundan gelen biricik efendim” diyor. Estağfirullah, sizsiniz bizim güllerimiz; biricik olan sizlersiniz, inşaAllah. “Sorumu cevaplarsanız çok sevinirim, Hocam Hıdrellez ayında benim annem dua ederek süte bir damla maya katmadan neye niyet ederse o tutuyor; yoğurt veya peynir. Bu bir mucize mi? Teşekkür ederim Hocam. Sizin yanınıza gelmek istiyorum, lütfen adresinizi bana gönderin. Sizi çok seviyorum, Allah’a emanet olun. İsa Özkan.” İsa, Allah aşkına böyle şeylere nasıl inanıyorsun? Yani bu kadar da olmaz.
“Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri bir sohbetinde özellikle gençlerin akşam namazından sonra dışarı çıkmaması gerektiğini, artık son zamanlara gelindiğini, tehlikeli ve önemli olaylar olacağını söylüyor. Evliyaların geceleri Müslümanları koruyamayacağını, bu yüzden herkesin kendini koruması gerektiğini söylüyor. Bunu lütfen açıklar mısınız, tam olarak anlamak için ilminizden yararlanmak istiyorum. Allah’a emanet olun. Taha Demir.” Doğru söylüyor tabii, gece çok tehlikelidir, çok özen göstermek lazım. Biz bile çıkarken çok dikkatli, temkinli hareket ediyoruz. Yani o kadar özen göstermemize rağmen, daha da dikkatli oluyoruz, inşaAllah. “Ey aşkına sımsıkı sarıldığımız canımız Hocamız! Ey daha büyük aşklara nurlu basamağımız! Vuslata umut etmekteyiz, yolunuza güller sermekteyiz” diyor. Allah Allah! Ne güzel, bir hanım kardeşimiz yazmış, ne güzel yazmış.
Ömer Faruk, Konya’dan; “Selamun Aleyküm yaşayan herkesten değerli gördüğüm Hocam” diyor. “Muhammed Adnan’ın fotoğraflarını gönderiyorum, inşaAllah. Şu an iki yaşında ve sizin adınızı verdim çocuğuma. Bu yakışıklıya ve bize dua ederseniz çok sevinirim. Yüce Allah sizden ve talebelerinizden ebeden ve daima razı olsun. Hürmetler. Ömer Faruk, Konya.” Göreyim o köftenin resmini bakayım. Hay maşaAllah, maşallah, subhanAllah, nasıl şekermiş bu, buruna bak sen, fındık gibi. Sen ne sevimli şeysin sen! MaşaAllah. Allah uzun ömür versin, Allah hidayet versin. Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa (a.s)’a talebe etsin, inşaAllah. “Yaşayan, gördüğüm herkesten değerli” dersen olabilir. Çünkü Hz. İsa Mesih (a.s) da var, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) da var, değil mi? O zaman ne diyeceksin? Yaşayan herkesten ama Hz. Mehdi (a.s)’dan ve Hz. İsa (a.s)’dan sonra diyeceksin, inşaAllah. Öyle derse olabilir. Yakup Algül; “Hocam Risale-i Nur Külliyatı’nın Emirdağ Lahikası kitabının ikinci kısmının 31, 32, 33. sayfalarını size gönderiyorum. Okur musunuz?” diyor. Tamam, okuyum, inşaAllah. Emre Gür, arkadaşına İngilizce gücü yettiği kadar İslam’ı anlatıyormuş. Var mı hazır filmimiz?
DİDEM HANIM: Yeni yok Hocam.
ADNAN OKTAR: O zaman biz de ne yaparız? Astronotu dinleriz.
DİDEM HANIM: Yayınımıza Semra, Damla ve Aylin Hocalarımın katılımıyla devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bu alimler heyeti maşaAllah. Semra, dünya güzeli.
SEMRA HANIM: Allah razı olsun Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel. Damla Hocam dünyalar güzeli. Ahlakı da, her yönü çok güzel, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aylin Hocam da hem ilmiyle hem görünümüyle çok mükemmel bir kadın, maşaAllah.
AYLİN HANIM: MaşaAllah, Allah razı olsun Hocam. Siz güzeller güzelisiniz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Semra Sultan Hocam, buyurunuz.
SEMRA HANIM: Hocam bakterilerden bahsetmek istiyorum. Evrimciler mikroorganizmaları basit canlılar olarak tanımlıyorlar. Halbuki bundan çok uzak bir kompleksliğe sahipler. Bakterilerin de incelendiğinde kendi aralarında konuştukları tespit ediliyor Hocam. Bunu Vibrio fischeri diye okyanuslarda yaşayan zararsız bakteriden yola çıkarak buluyorlar. Vibrio fischeriler tek bir anda düğmeye basılmışçasına ışık üretiyorlar. Buradan birbirleriyle iletişim kurduklarını anlıyorlar. Çünkü ancak belirli bir çoğunluğa geldiklerinde bunu yapıyorlar. Onlar da kendilerine has moleküllere sahipler. Her bir bakteri topluluğunun kendine has molekülleri var Hocam. Bu da şu demek oluyor; onların her birinin kendisine has dilleri var. Nasıl biz Fransızca, İngilizce, Almanca biliyoruz, onlar da ayrı ayrı diller kullanıyorlar. Tabii onlarda sözcük dili yok, kimyasal moleküllerle birbirleriyle iletişim kuruyorlar. Hocam bir ikinci molekül daha buluyorlar. Hepsinde bir enzim daha buluyorlar. Bu da her birisinin de aynı zamanda ortak bir dile denk geldiğini ifade ediyor. Hem kendi dilleri var hem de ortak kullandıkları bakterilerin bir dili var. Bunu da QS, Quorum Sensing diye tanımlanan bir sistem vesilesiyle yapıyorlar. Quorum Sensing salt çoğunluk hissi manasına geliyor. Yani Allah onlara böyle bir sistem veriyor. Matematik biliyorlar, sayım yapabiliyorlar, belli bir çoğunluğa ulaştıklarını biliyorlar, kendi gruplarından arkadaşları olduğunu biliyorlar ve bu şekilde bir anda hamle yapıp, mesela zararlı bir bakteri olduğunda, organizmaya zararlı olduğunda önce pusuda bekliyorlar Hocam. Sessiz sedasız çoğalmayı bekliyorlar. İyice çoğaldıklarında, bunu tespit ettiklerinde aniden toksin salgılıyorlar ve vücuda zarar veriyorlar bu şekilde. MaşaAllah, her şeyde Allah’ın çok güzel bir yaratma sanatı var.
ADNAN OKTAR: Ama o da çok acayip. Belli bir sayıya ulaşınca… Nereden bilirsiniz? Yani her yerde haberleşiyor herifler. Çok acayip.
AYLİN HANIM: Hocam vücuda antibiyotik girdiğinde anında birbirlerine emir verip çoğalıyorlar. Hızlı çoğalmaya başlıyorlar.
ADNAN OKTAR: Vay çeteler vay!
AYLİN HANIM: Onu fark ediyorlar.
ADNAN OKTAR: “Eyvah, antibiyotik geliyor” diye Allahualem haber veriyorlardır. “Antibiyotik alarmı, antibiyotik alarmı” diye.
SEMRA HANIM: Hocam siz zaten çok iyi biliyorsunuz, Aylin Hocam’ın da dediği gibi antibiyotiklere direnç geliştiriyorlar. Bu QS sistemini bloke edebilirlerse eğer dilsiz ve sağır kalabileceklerini düşünüyorlar. Bu yöntem üzerinde araştırmalar ve çalışmalar yapıyorlar şu anda.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Dünyalar güzeli Damla, seni dinliyoruz.
DAMLA HANIM: İnşaAllah. Hocam bugün evrimin ne kadar büyük aldatmaca olduğuna bir delil göstermek istiyorum. Bivalve fosili var şu şekilde. 206-144 milyon yıldır hiçbir değişikliğe uğramamış bu fosil, maşaAllah. Bire bir aynı.
ADNAN OKTAR: Adı ne bunun?
DAMLA HANIM: Bivalve. Hocam, bire bir aynı. Bu fosil Madagaskar’da bulunan bir fosil, maşaAllah. Darwinistlerin iddialarını tamamen çürütecek şekilde. Milyonlarca yıldır hiçbir değişikliğe uğramamış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aylin Sultan Hocam, buyurun sizi dinliyoruz.
AYLİN HANIM: Estağfirullah. Tabii Hocam. Daha önce DNA’nın protein sentezi sırasında anlattığımız bir sistem vardı. Promotor hücreler vardı. Bunlar RNA polimerazın şifrenin bulunduğu yere geldiğini haber veren proteinlerdi. Vücutta düzenleyici gen diye bir gen var. Normalde genler biliyorsunuz DNA parçalarından oluşurlar, belli bazlar genleri oluştururlar. Ve bunlar vücuttaki pek çok yerin, pek çok organın veya pek çok yapının şeklini, yapısını, ne tip bir işlev göstereceğini hepsini kontrol eden yerlerdir, genler bu işe yarar. DNA’da da düzenleyici gen diye bir gen var. Bu protein sentezi sırasında şifrenin başlayacağı yeri tespit ediyor, şifrenin biteceği yeri de tespit ediyor. Buna göre bir protein salgılıyor ve haber veriyor. Başlayacağı yerde -daha önce bunu anlatmıştım- bir işaret veriyor, uçağın piste inişi gibi, onu gördüğü anda RNA polimeraz iniyor ve şifreyi almaya başlıyor. Şifrenin bittiği noktada da bir protein salgılıyor, onu orada tutuyor ve buraya kadar kopyalamanın yapılması gerektiğini haber veriyor RNA polimeraza. Şifrenin buraya kadar alınacağını biliyor RNA polimeraz ve orada duruyor. Fabrikanın çarkları gibi, araya bir tane takoz konduğunda o çarklar durur. O da o şekilde orada duruyor. Ama eğer daha fazla şifre kopyalanacaksa, o zaman o şifreyi çekiyor düzenleyici gen, böylelikle kopyalama işlemi ona göre devam ediyor. Allah’ın muhteşem sanatı Hocam, maşaAllah. Protein de akıllı, genler de akıllı, DNA ayrı akıllı.
ADNAN OKTAR: Bu o kadar bilinen bir şey değildi. Yani işte insan akıllıdır, maymun akıllıdır biraz kısmen. Bir de baktılar ki protein hepsinden akıllı. Yani proteinin aklı mesela arının aklından daha fazla. Arının aklı insanın aklından kat kat kat kat fazla. İnsan “en akıllı varlık” diyorlardı. Baktık, protein insandan kıyaslanmayacak derecede akıllı. Buna ait çok fazla delil sunacağız, daha da anlatacağız.
Güzeller güzeli Şeyh Nazım Hocamı dinleyelim biraz. Feyzinden istifade edelim, şöyle bir kalbimize inşirah, neşe gelsin, inşaAllah.
VTR- Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Anlatıyor.
DİDEM HANIM: Yayınımıza Zeynep Hocam, Ebru Hocam, Ceylan ve Damla Hocam’la devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Sizlerin güzelliği hakikaten şaşırtıcı. Yani ben bakıyorum çünkü, çok nadir rastlanır güzel insana. Güzelsiniz ama çok nurlusunuz. Şimdi nur çok önemlidir. Adam güzel olur, haysiyetsiz olur, bitti. Namussuz olur, bitti. Akılsız olur, bitti. Samimiyetsiz olur, bitti. Hiçbir işe yaramaz. Yani bir insanın mesela burnu yoksa nasıl güzelliği olmuyor, değil mi? Bir acayip olur. Kişiliğinde de eksiklik oldun mu olmuyor. Kişiliği de mükemmel olacak, yani mükemmel bir şahsiyete sahip olacak. Hepsinin toplamı olduğunda insan değerli güzel oluyor. Eksik oldu mu bir acayip bir şey oluyor. Olmuyor.
CEYLAN HANIM: Tabii Hocam. Bu saydıklarınızın hepsini en şiddetli şekilde ben sizde görüyorum, maşaAllah. Bir milyon insanın içerisinde siz hemen seçiliyorsunuz Hocam. Hem güzel ahlakınız da yüzünüzden çok belli; imanlı, nurlu güzel bir insan olduğunuz. Zaten güzelsiniz.
EBRU HANIM: Hepimiz öyle görüyoruz, maşaAllah.
ZEYNEP HANIM: Bir de Hocam sizin bize öğrettiğiniz bir ahlak var; yani Kuran’ı öğrettiniz bize, inşaAllah vesile oldunuz. Sizin öğrettiğiniz ahlakla bizdeki bu nur da oluştu, inşaAllah, sizin vesile olmanızla. Yani biz çok yerden iltifat alıyoruz ama insanlar bunun birden bire oluştuğunu zannediyor olabilirler. Sizin benim üzerimde yirmi beş yıllık emeğiniz var. Yirmi beş yıldır sizin gösterdiğiniz sabrı, yani beni eğitmek için gösterdiğiniz sabrı başka bir insan gösteremez. Yani birden bire böyle olmadık biz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
EBRU HANIM: Hocam bir de Allah sizde özel bir yetenek tecelli ettiriyor, maşaAllah. İnsanları eğitmek çok zordur. Allah sizi çok başarılı kılıyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Özellikle hanımlar, değil mi? Öyle bilinir, değil mi?
KONUKLAR: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Adnan Kırca; “Hocam, bu Darwin’e hakaret etmek istiyorum, çünkü komünistlik rejiminin temellerini atmış, millet onun yüzünden Darwinizm’e yöneliyor” diyor. Hakaret et de, sakın bu televizyonda etme de nerede edersen et. “Selamun Aleyküm Canım Hocam, size olan sevgi dolu bakışlarımızı, tutku dolu bakışlarımızı bir bilseniz” diyor. MaşaAllah, çok güzel şiir gibi yazmış. Mehmet Kapucu; “Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Ahmet Muhammed Adnan Hocam, Ben Trabzon’dan Doktor Mehmet Kapucu. Devamlı programınızı izliyorum. A9 TV’nin yayın hayatında başarılar dilerim. Hocam, Hz. Mehdi (a.s) ilk Türkiye’de, inşaAllah; hadislerde bu belirtildiği üzere çıkacak, inşaAllah. Bu da şu demek de oluyor, Türkiye’den İslam bütün dünyaya yayılacak. Hocam Yahudilerden ne kadarı Hz. Mehdi (a.s)’a inanacak, bu hadislerde geçiyor mu?” Çok az bir kısmı hariç hepsi inanıyorlar, hadislerde var. “Hz. Mehdi (a.s) Tevrat’ın aslıyla onlara hükmedecek” diyor. Cübbeli de anlatıyor. MaşaAllah. Şimdi alimler karşımızda.
CEYLAN HANIM: Estağfirullah, alim sizsiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Ceylan alim Hocamızla başlayalım. Buyurun.
CEYLAN HANIM: İnşaAllah Hocam. Kardeşimiz de şimdi Darwinizm’le komünizmin bağlantısından bahsetmiş. Siz bunu uzun yıllardır hep anlatıyorsunuz, Darwinizm’in komünizmle bağlantısını. Hocam, Stalin’in bazı sözleri var. Daha önce bahsetmiştik, Darwinist sistemdeki ideoloji, Darwinist ideoloji tarımda uygulandığı için milyonlarca insan ölmüştü Sovyet Rusya’da. Bunun üzerine söylediği bazı sözler var Stalin’in. Onları okumak istiyorum, uygun görürseniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam.
CEYLAN HANIM: “Ölüm bütün sorunları çözer. İnsan olmazsa sorun da olmaz” diyor bir tanesinde.
ADNAN OKTAR: Hoppala! Tam bir psikopat.
CEYLAN HANIM: Evet, çok fazla insan öldüğünde bu sorunu nasıl çözeceğini soruyorlar. Bir gazetede şu şekilde cevap veriyor: “Bir insanın ölümü trajiktir. On insanın ölümü dramatiktir. Bir milyon insanın ölümü ise sadece bir istatistiktir.”
ADNAN OKTAR: İşte psikopatlığını vurguluyor, yani ne kadar manyak olduğunu gösteriyor. Yani var ya mafya filmlerinde falan böyle psikopat üsluplar olur, o da öyle manyaklığını vurgulamış. Bunu tekrar tekrar hatırlatmak lazım. Komünistlerin bir kısmının nasıl manyak ruha sahip olduğunu Allah gösteriyor.
CEYLAN HANIM: Hocam, siz sürekli fikrin silahtan ne kadar kuvvetli olduğunu söylüyorsunuz ve bunu tüm komünistlerin bildiğini tam farkında olduğunu da söylüyorsunuz. O konuda da bir sözü var. Halkın fikir sahibi olmamasına, fikir özgürlüğü olmamasına yönelik bir şey söylüyorlar, şöyle cevap veriyor: “Fikirler silahlardan daha güçlüdür. Biz düşmanlarımızın neden fikir sahibi olmalarına izin verelim ki?”
ADNAN OKTAR: Yani işte komünist mantığı görüyorsunuz. Bir daha söyle bakayım.
CEYLAN HANIM: “Fikirler silahlardan daha güçlüdür. Biz düşmanlarımızın neden fikir sahibi olmalarına izin verelim ki?”
ADNAN OKTAR: Psikopatlık işte. O zaman ne yapacak? İftirayla, işte mahkemelerle yahut öldürerek, şehit ederek durdurmaya çalışacak, kendi kafasınca.
CEYLAN HANIM: Hocam, siz dinsiz bir ideoloji olduğundan sürekli bahsediyorsunuz, inşaAllah. İkinci Dünya Savaşı sırasında Winston Churchill’in bir sözü vardı, siz çok iyi bilirsiniz, inşaAllah; “Tanrı bizimle” diyor. O da ona cevap olarak şu şekilde söylüyor; “Şeytan bizimle, beraber kazanacağız.”
ADNAN OKTAR: İşte psikopatlıklarını her yönden gösteriyorlar, her ifadelerinden manyaklıkları görülüyor ama bunu halk bilmiyor, bir kısım insanlar bilmiyor; iyice anlatmak lazım.
ZEYNEP HANIM: Hatta Hocam, yine sizin de kitaplarınızdan öğrendiğim bir şey olarak, Mao; “benim gibi düşünmeyenler, benim aleyhime düşünenler ortaya çıksın, herkes her fikri söylesin” diyor. Ülkesindeki bütün karşıt görüşleri toplatıp, hepsini öldürtüyor.
ADNAN OKTAR: İşte zulüm ve gaddarlık; Allah’sız, kitapsız olunca adamlar da çok makul görülüyor, onlar açısından.
“Selam Hocam, ben inşaAllah Seyyid Fevzeddin Hazretleri’nin talebesiyim.” Yani Menzil Cemaati oluyor, değil mi? Seyyid Fevzeddin o, evet. “Sizleri çok derinden seviyorum. Allah razı olsun sizden. Abdülbaki Hazretlerinin talebeleriyle hatmelere katılıyorum. Fakat onların Hz. Mehdi (a.s) konusunda Mehdiyet’e karşı tavırları var. Fakat sürekli zikir halinde olan insanlar. Bu nasıl oluyor?” diyor Hasan Nişancı. Sen küçük bir grupla karşılaşmışsındır. Onlar da bilmiyorlardır. Yoksa Seyyid Fevzeddin Efendi olsun, Abdülbaki Hazretleri olsun, onlar büyük, derin alimlerdir. Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini Gavs söylüyor. Onların orada söyleyeceği bir söz olamaz. Kitaplarda bu konu açık açık anlatılıyor. Onlar da bunu teyit ediyorlar. “İnsanların binde 999’u dinsiz oldu” diyor. Deccaliyet hakim oluyor, “deccal geldi artık” diyor. “Tarikat devri bitmiştir” diyor. “Hz. Mehdi görevde” diyor. “Tarikat bitti” ne demek? “Bitti, bir boşluk meydana geldi” diyor. Bitecek demiyor, “tarikatlar bitti” diyor. “Bir boşluk meydana geldi. Artık hidayet Hz. Mehdi (a.s)’ın elinde” diyor. Adam diyorsa ki, “ben anlamıyorum,” o eşek kafalıdır. Bu ifadeyi anlamama da direniyorsa, o eşek kafalıdır. Ona bir sözümüz olmaz. Burada anlaşılmayacak bir şey yok. “Tarikat devri bitti’’ diyor. Bitecek değil, bitti. “Artık,” artık ne demek? “Bundan sonra hidayet Hz. Mehdi (a.s)’ın elindedir” diyor. Adam diyorsa ki, “ben anlayamıyorum,” eşek kafalı demektir. Eşek nasıl kafası çalışmaz, onun da eşek gibi kafası çalışmıyor. Başka anlamı yok; çok açık oradaki ifade. Bunun anlaşılmayacak bir yönü yok. “Hocam ailece sizi seyrediyoruz şu an. ‘Haydar Haydar’ı çok güzel söylüyorsunuz Hocam” diyor. Almanya’dan Hayati Kaynar yazmış, maşaAllah. Arif kardeşimiz yazmış. Azerbaycan coşmuş, maşaAllah. Almanya’dan kardeşlerimiz yazmışlar.
DİDEM HANIM: Hocam, Hollanda’dan da bir kardeşimizin size notu var. “Selamun Aleyküm ey yiğitler yiğidi, ey aslanlar aslanı, ey yakışıklılar yakışıklısı, ey gönlümün sultanı, sevgili Ahmed Muhammed Adnan Hocam. Canım Hocam, Pazar günü çalıştığım iş yerinde kitap, cd ve Harun Yahya internet sayfası ve A9 tanıtımı olan kalemler, anahtarlıklar dağıttım, inşaAllah. Resimlerini gönderiyorum Hocam. Ayrıca sizi seven tüm kardeşlerimiz hiç kusura bakmasınlar, benim size olan sevgime asla yetişemezler. Dualarınızı üzerimizden eksik etmeyin Hocam. Allah’a emanet olun. Necati Yılmaz, Hollanda.”
ADNAN OKTAR: Hollanda’nın aslanı, koç yiğidi. Peygamberimiz (s.a.v)’in övgüsüne mazhar olmuş mübarekler, maşaAllah. Sahabeler imreniyorlar Peygamberimiz (s.a.v) anlatınca. “Ya Resulullah (s.a.v), bizden niye onlar üstün?” diyorlar. “Onlar beni görmedi” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Siz beni gördünüz” diyor, “vahyi müşahede ediyorsunuz, beni görüyorsunuz” diyor. “Onlar beni görmeden bana iman ettiler” diyor. Ve ahir zamanda fitnenin şiddetli olacağından bahsediyor. Sizden bir kişinin aldığı sevabın 50 mislini alacak onlardan bir kişi” diyor. “Gündüzleri aslandır onlar” diyor. Şimdi burada gördünüz de o aslanlardan.
DİDEM HANIM: Hocam, Avcılar’dan da kardeşlerimizin size bir mesajı var. “Selamun Aleyküm Canım Hocam. Hocam Cuma namazı sonrasında A9 broşürü dağıtımımız oldu, inşaAllah. Fotoğraflarını yolluyorum. Ayrıca Esenyurt Belediye Başkanı Sayın Necmi Kadıoğlu’na da broşür verdik. Size saygılarını sunuyorlar canım Hocam. Duanızı üzerimizden eksik etmeyin. Bizim sizin vesilenize çok ihtiyacımız var. Murat Barış Coşkun, Murat Demircioğlu, Fatih Kaplan.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ahir zaman fatihleri, maşaAllah. Kaplanlar, aslanlar, maşaAllah. Helal olsun hepsine. Allah gazalarını mübarek etsin. İlimle gaza ediyoruz. “Hak, gaza-i ekberin etsin mübarek ve Sait” diyor, inşaAllah.
PKK her gün bir çakallık yapıyor, her gün bir manyaklık yapıyor. Komünist kafada kan isteği durmaz. Nasıl yarasa kansız yaşayamaz, illa kan ister; PKK da komünist, Stalinist kan dökücü bir örgüt olduğu için kansız durmaz onlar.
DİDEM HANIM: Hocam, bugün Gülay Göktürk de PKK’ya dinsiz demenin hiç doğru olmayacağı ile ilgili bir yazı yazmış.
ADNAN OKTAR: Ne dindar mı diyecekmişiz, ne diyecekmişiz?
DİDEM HANIM: Şöyle diyor; son zamanlarda PKK’nın dinsiz bir örgüt olduğu hakkında bir kampanya başlatıldığını yazmış. Bazı kesimlerin PKK’nın Marksist, Leninist, ateist yönünü ön plana çıkardığını, PKK’nın Marksist, Leninist, ateist yönünün ne kadar vurgulanırsa, Türk-Kürt kardeşliği de o kadar pekişir diye düşündüklerini söylemiş. Halbuki terörist olmakla, dinsiz olmak arasında hiçbir bağlantı bulunmadığını, terörist olmanın arka planında dinsizliğin yatmadığını söylemiş. Ayrıca terörist olmakla, dinsizlik arasında ilişki kurmanın ateist vatandaşlarımızı rencide ettiğini, laiklik anlayışını yaraladığını ve PKK’yı suçlarken dinsiz olmalarını değil, sadece katil olmalarını vurgulamanın yeterli olacağını söylemiş.
ADNAN OKTAR: Gülay ablamızın geçmişine bak bakalım internette. Böyle bir acayiplik çıkmasın.
DİDEM HANIM: Eski Marksistmiş kendisi.
ADNAN OKTAR: Öyle mi? Gülay ablamı görüyor musun? Vay benim ablam. Bir daha söyle bakayım neymiş?
DİDEM HANIM: Eski Marksist Hocam.
ADNAN OKTAR: Marksist’in de eskisi olmayacağına göre, değil mi? Gülay ablam demek ki 12’den vurmuşuz. Allah Allah! “Yaman vurdun avcı” diyor, maşaAllah. Ne zaman bir vuruş yapsak, ses bir yerden geliyor. 30 yerden yankı yaptı, maşaAllah. Gülay ablam da oradan havaya atlamış. Helal olsun. Komünizme karşı Türk Milleti yekvücut mücadele verecek. Rahmetli Atatürk ne diyor? “Şurası unutulmamalıdır ki; Türk Milleti’nin en büyük düşmanı komünistliktir. Behemehal her görüldüğü yerde ezilmelidir” diyor. Muhteşem bir ifade, muhteşem. Kendi el yazısı ile yazmış mübarek. İflahlarını keseceğiz; ilimle, bilimle, akılla. Demek ki tam 12’den vurmuşuz. Bunu benden başka pek konuşan yok. Gülay ablamın kulağına iyi gelmiş sesin yankısı. Devam edeceğiz. İçişleri Bakanımız da, teşvik ettik, Allah razı olsun, çok güzel söyledi. “Sayın Bakanım” dedik, “bir de komünistlikleri vurgulayın” dedik. Komünist olduklarını da vurguladı. Helal olsun. Sadece Başbakanımız, Allah şifa versin, değerli Başbakanımız, çok seviyoruz, Allah muvaffak etsin, tertemiz Anadolu delikanlısı; çıktı, komünist örgüte faşist örgüt dedi. Biz şimdi nasıl anlatacağız? Bunu düzeltsin Başbakanımız. Hatası olduğunda söylüyoruz. Diyorlar ki; “sen kayıtsız şartsız…” Öyle yok. Yanlış gördüğümüzü söylüyoruz. Doğru yönlerinde helal olsun, sonuna kadar yanındayız, değil mi? Sonuna kadar, var gücümüzle destekliyoruz. Ama acayip bir şey olduğunda… Komünist, Stalinist yapılanmanın teşhisinin konması çok önemlidir. 50 kere söyledik. Hastaneye adam acil geliyor, “ne var hemşerim?” diyorsun. “Grip olmuş, hafif gribal bir enfeksiyon” diyor. Akciğer kanseri olmuş adam, ne yapacaksın? Kanser tedavisi yapılacak acil. Ölür. Grip dersen ne olur? “Al, götür” derler ve tedavi yapamazsın. Onun için muhterem Başbakanımızdan istirham ediyoruz. Örgütün komünist örgüt olduğunu söylesin. Entel dantel takımı yüklenebilir. Yüklenirse, aslan gibi biz varız, Türk Milleti var. Bütün millet yanında. Evliya kol geziyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın olduğu bir memlekette Başbakan. Mehdiyet’in zıl ve gölgesi altında. Hz. Hızır (a.s) kol geziyor Türkiye’de. Hz. İsa Mesih (a.s) de nazarlarını hiç kaldırmıyor Türkiye’nin üstünden. Böyle bir Güneydoğu’ya doğru bakıyor, bir İstanbul’a doğru bakıyor, bir Ankara’ya doğru bakıyor. Duası çok kuvvetlidir. Peygamber duası müstecab duadır. Çok kuvvetlidir duası. Hz. Musa (a.s) bir dua etti, deniz yarıldı, biliyorsunuz. Bir dua etti, çekirge afatı oldu. Bir dua etti, bit afatı oldu. Hz. Nuh (a.s) bir dua etti, bütün dünyayı suyla kaplattı. Yahut bir bölgede de olabilir. Büyük tufan oldu Peygamber duasıyla. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın her duasını Allah kabul ediyor. Bakın, her duasını kabul ediyor. Bir nazar ediyor Güney Doğu’ya, bir nazar ediyor Ankara’ya, bir nazar ediyor İstanbul’a. Sır veriyoruz artık. Başka ne diyelim artık. Evliya kol geziyor Türkiye’de. Başbakan’ın gönlü rahat olsun. Komünist örgüte komünist örgüt desin, Stalinist örgüte Stalinist örgüt desin. Entel dantel tabii köpürür. Köpürsünler. Aslanlar gibi biz varız. Türk Milleti onlara sırtını dayayacak, inşaAllah. Bir paşamız vardı, genelkurmay başkanı, geçmişten; “paşam, Allah aşkına komünist örgüt olduğunu söyleyin” dedik. Durdu durdu, “faşist örgüt” dedi. Peki, nasıl hizmet edeceğiz biz, nasıl anlatacağız? “Faşizme karşı mücadele ediyoruz mu?” diyelim yani. Parti komünist parti değil mi? PKK komünist partisi. Adamlar komünist olduklarını açık açık anlatmıyorlar mı? Eylem şekli komünist değil mi? Bütün Avrupa komünistleri bunları desteklemiyor mu? Avrupa bunları faşist diye mi destekliyor? Avrupa komünist oldukları için destekliyor. Faşist olsalar bir kaşık suda boğarlar. Bir tanesi vardı Avustralya’da, faşist olmaya kalktı, adamı bit gibi hoplattılar. Darmakeşan ettiler. Faşist olsa muazzam tavır alırlar. Komünist örgüt oldukları için destekliyorlar. Böyle teşhis koyarsan çok büyük hata yaparsın. Şimdi Apo’nun kendi ağzından partinin kendi açıklamalarından, PKK’nın resmi açıklamalarından komünist olduklarını nasıl anlatıyorlar, hep beraber dinleyelim.
VTR - PKK; Ateist ve Komünist Bir Örgütlenmedir.
DİDEM HANIM: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, inşaAllah. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Bütün ulema yanımızda. Ebru Hocam buyurun, sizi dinliyorum.
EBRU HANIM: Estağfirullah. Hocam siz her zaman görüntü ile ilgili çok büyük bir mucize olduğunu hatırlatırsınız. Sadece Allah’ın bu kadar güzel, parlak, üç boyutlu, net bir görüntü yaratmasını, insanın görür görmez iman etmesi gerektiğini. Gerçekten de insan aksinde çok şaşırıyor. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler.” MaşaAllah, gerçekten de ancak o şekilde olabilir. Yoksa vicdanen her insan Allah’ın bize yarattığı bu kusursuz görüntüden hemen iman etmesi gerekir. İnşaAllah. Siz bunun hiçbir sebebe bağlı olmadığını çok güzel şekilde örneklerle açıklamıştınız. Dışarısı tamamen karanlık bir ortamdır. Her şeyin saydam olduğu bir yerde, aslında bizim maddenin aslıyla hiçbir zaman muhatap olmadığımızı anlatmıştınız. Beyinde de Allah’ın beyni vesile kılarak kusursuz bir görüntü yaratmasında da çok büyük bir mucize var. Ben onlardan bir tanesini anlatmak istiyorum. Retina üzerinde bir milyon hücre var, elektrik sinyallerini ileten. Görme korteksinde de yüz milyon hücre var. Bu ikisi arasında sürekli sinyaller iletiliyor. Ve bu direkt bağlantı sırasında, saniyede on milyon kadar sinyal iletiliyor. Bu direkt bağlantıda arada bazı kopukluklar meydana geliyor. Bu durumda normalde görmemizde eksiklikler, bozukluklar ve kesiklikler olması gerekir. Hiç böyle olmuyor. Allah çok muhteşem bir şekilde sürekli bize kusursuz bir görüntü yaratıyor, maşaAllah. Bunun sebebi şu, incelediklerinde çok önemli bir mucize ile karşılaşmışlar; başka yerlere, beynin görme merkezine gitmesi gerekirken, beynin başka yerlerine giden bu sinyalleri diğer hücreler görme merkezine ait olduğunu anlayıp, sanki bir bilinçleri varmış gibi, Allah’ın ilhamıyla büyük bir sorumluluk göstererek, tekrar görme merkezine iletilmelerine sebep oluyor. Bu arada hiçbir kopukluk, görüntüde hiçbir aksaklık meydana gelmiyor, maşaAllah. Allah’ın çok büyük mucizesinden bir tanesi bu, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Böyle bilimin gelişmesi ile elde edilen şok bilgiler, şaşırtıcı bilgiler geceli-gündüzlü çok anlaşılır şekilde sunulmaya devam edilmeli, inşaAllah.
ZEYNEP HANIM: Hocam, bir şey ekleyebilir miyim? Ebru Hocam’ın anlattığı konuda, gerçekten Allah insanın vücudunda her noktayı çok büyük bir akılla ve bilinçle yaratmış. Her hücre, her detay çok muazzam, mucize, maşaAllah. Gözden bahsedince demin aklıma geldi. Gözdeki bütün hücrelerde DNA’da aynı bilgi kodlu ama vücudun bütün hücrelerindeki DNA’da aynı bilgi kodlu. Fakat göz her zaman kendine ait bilgiyi kullanıyor. Mesela hiçbir zaman midedeki sıvının üretilmesi ile ilgili bilgiyi kullanıp bir gün mesela mide sıvısı üretmiyor. Her zaman gözyaşı üretiyor. Öyle bir şey olsa, eriyip kendini yok edecek, maşaAllah. Ya da mide gözdeki bilgiyi kullansa başka bir şey ortaya çıkacak ama hepsi kendilerine ait bilgiyi kullanıyorlar; hepsi olduğu halde bünyelerinde.
ADNAN OKTAR: Şimdi alışkanlık denilen, ülfet denilen olay insanların beynini dumura uğratıyor.
Gülay Göktürk. Ama demokrat bir hanım değil mi bu Gülay Göktürk?
DİDEM HANIM: Hocam O.D.T.Ü.’de öğrenciyken komünist düşünceyi savunuyormuş. Hatta bu yüzden hapse de girmiş.
ADNAN OKTAR: Komünist olabilir, son hali önemli.
DİDEM HANIM: Aydınlık Gazetesi’nin işçi sayfasında ‘örs ve çekiç’ köşesinde yazılar yazıyormuş.
ADNAN OKTAR: Kurtarmaya çalışıyorum ama öyle haberler var ki, ne yapsak bilmiyorum ki. Her neyse. Gülay Hanım diyelim. Ben hanımlara karşı genellikle şefkatliyim. Beylerde de böyle kıllık yapanlar oluyor, onlara da gereken şekilde konuşuyorum. “Adnan Hoca’nın kedisi konuştu.” Allahualem biraz ciğerlerine oturmuş. Bu Nagehan tatlısını, bu dünya tatlısını benimle böyle sevgisiz bir ruhta karşılaştırmak istediler herhalde. İşte ben ona bağıracağım, o bana bağıracak. Alışmışlar. O dünya güzelini kavgacı ruha teşvik etmeye çalışıyorlar. Ona sevgi sunmak, ona muhabbet sunmak, onun güzelliğini vurgulamak pek akıllarına gelmiyor bazı çevrelerin. O dünya güzeline ilk defa ben iltifat ettim. İlk defa sevgi dolu davranan benim. İlk defa hayranlığını ifade eden benim. Çünkü hakikaten çok güzel bir insan. Hakikaten çok naif. Bir kere çok tatlı, çok güzel, kadınsı ve cazibeli. Çok zeki, bayağı karakterli ve samimi; haktan, hakikatten yana. İstediler ki ben muhalif olayım. Dolayısıyla benim sevdiklerim de ona muhalif olsunlar. Ve dolayısıyla o daha yalnızlığa doğru gitsin. Kendilerince karmaşık planlar, düşünceler. Yok, ben o dünya tatlısının sonuna kadar yanındayım. Beni sevenler de onun yanında. Her zaman destekleriz. O çocuk da, neydi adı?
DİDEM HANIM: Rasim Ozan Kütahyalı.
ADNAN OKTAR: Rasim Ozan Kütahyalı, o da kendince samimi sayılır. Samimi. Haktan, hakikatten yana olmaya çalışıyor. Ama o çocuğu hep bağırtıya çağırtıya alıştırmışlar. Hep kavgaya alıştırmışlar. Böyle dünya olur mu? Sürekli kavga ile insanın günü geçer mi? Her gün kavga. O çocuğu nasıl bağırttırıyorlar, Nagehan’ı? Nasıl tatlı. İnsan ona kıyar mı? Onu o kadar bağırttırmak. Mesela geçenlerde de öyle paşa emeklisi mi ne, nasıl bağırıyor çocuğa. Hata bile yapmış olsa, bir kadına öyle denmez. Nezaketiyle dersin, “lütfen sözünüzü geri alın” dersin, değil mi? Olmazsa kalkar gidersin en fazla. Sanki dövecek gibi bir üslupla, böyle saldırgan bir üslupla, böyle dünya güzeli bir insana tavır almak… Ben mesela çok rencide oldum. Acayip rahatsız oldum. Çok müteessir edici bir durum, çok hayret verici bir durum. İnsan onun güzelliğine kıyamaz. Onun nazikliğine, onun nazeninliğine kıyamaz. Dal gibi bir varlık. Çok tatlı, çok güzel. O kendince, dürüstçe samimi bulduğu bir şeyi cesurca konuşuyor. Delikanlı bir ruhu var, aklına geleni söylüyor. Olabilir insanlık hali. Dili sürçebilir, yanlışta konuşabilir. Ama sert karşılık verilmez. Onun için bana olan saygısını, sevgisini hazmedemediler. “Onun karşısında ne kadar hürmetkardı, ne kadar sevgi doluydu, ne kadar saygılı bir üslubu vardı…” Nasıl olması gerekiyordu? Tabii ki öyle olacak. Çünkü ben onu canım gibi seviyorum. O akıllı bir insan. Kendini sevene nasıl davranılacağını bilir. Kendisini sevmeyene karşı bazen minik bir kedi gibi yırtıcı oluyor hakikaten. Öyle tatlı bir kedi özelliği gösteriyor. Yoksa hakikatinde Türkiye’nin en değerli insanlarından; çok klas, çok kaliteli bir hanım. Görgüsü çok güzel, kültürü çok güzel, vicdanı çok güzel. O sevgiyi en fazla hak eden insanlardan. Mesela benim gönlüm çok rahatladı ona sevgi sunduğumda ki çok az bir bölümünü sunabildim sevgimin. Sevgimin binde biridir ona sunduğum. 999’u kalbimde, sunmadığım sevginin. Daima nezakete, saygıya, hürmete layık bir insan. Herkesin de öyle bir tavır koyması lazım. Sanki kavgada hedef gibi çocuk. Dünya tatlısı. Sanki mutlaka kavga edilmesi gerekiyormuş gibi. Gelenlerin epey bir kısmı, kavgaya giriyor çocukla. Mesela delikanlı Rasim de, mutlaka o çocuğu var gücüyle bağırttırıyorlar. Yıpranır o. Yazık değil mi? Ne gerek var? Özellikle bu Nagehan tatlısına, insan nasıl kıyar buna? El kadar, çok naif bir varlık, çok tertemiz bir şey. İnsan güzel sözlerle, nezaketli sözlerle, hürmetkar bir ifadeyle konuyu bir şekle şemale koyar. Bağırınca ne geçiyor elinize? O çocuğu orada tehditkar bir ifadeyle rencide edince ne geçiyor elinize? Nasıl bağırıyor gördünüz mü? Ben neredeyse saldıracak zannettim. Ayağa kalkıyor, saldıracak gibi. Bir kadına böyle yapılır mı, özellikle böyle güzel bir insana? Bendeki şefkati, sevgiyi görünce adamlar şok oldular. Onun da bana olan sevgisini görünce şok oldular. Daha hala hazmedemediler. Duruyorlar duruyorlar aynı şeyi söylüyorlar. “Adnan Hoca’nın kedisi konuştu” başlık atmış.
CEYLAN HANIM: Hocam siz tam cennet ahlakı gösterdiğiniz için, maşaAllah, fıtraten herkes size bulunduğunuz ortamda o şekilde karşılık veriyor.
ADNAN OKTAR: Hayır cesareti çok tatlı, öyle naif bir şey. Hani küçük kediler nasıl kabadayılık yapıyorlar, insanın hoşuna gidiyor. Hani kabarıyorlar ya, o da o tatlılıkta. İçinden gelmemesi gerekiyor. Allah hidayet versin insanlara, ne diyeyim?
EBRU HANIM: Benim dikkatimi çekti Hocam, o gün siz; “ben seninle tartışmam” dediniz. “Ben seni kıracak bir şey söylemem” dediniz.
ADNAN OKTAR: Mümkün değil, kıyamam. İmkansız yapmam. Hatta dedim, “küfretsen bile yapmam” dedim. İnsan nasıl kıyar ona? Dünya tatlısı, minicik burnuyla oraya gelmiş, şeker şeker oturuyor.
CEYLAN HANIM: Ama Hocam siz de çok güzelsiniz, bir insan sizi kırmaz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, inşaAllah.
DİDEM HANIM: Hocam bugün Ertuğrul Özkök, “Evet ben bir maymunum… Var mı…” diye bir yazı yazmış.
ADNAN OKTAR: O da dikkat çekmek için... Biz de ona cevap vereceğiz, “nasıl konuşuyorsun böyle” falan. O da gündem olmuş olacak. Kenardan bir şeyler söyleyecek ilginç olması için.
“Esselamun Aleyküm Mübarek Hocam.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Yarınki Saadet Partisi İstanbul İl Kongresi’ne inşaAllah İzmit’ten bir grup arkadaşla katılacağız. Ama şu saatlerde aldığımız bir duyuma göre, Fatih Erbakan kardeşimizi konuşturmama kararı alınıyormuş. Söz hakkı verilmeyecekmiş.” Öyle bir şey olmaz. Allah vermesin. Çok anormal bir şey olur. Daha önce Erbakan Hocamıza, şimdi Fatih’e böyle bir şey yapılırsa, bu inanılır gibi olmaz. Aynı kafa devam ediyor anlamına gelir. Böyle bir şey olmaz. Bu dedikodudur. İnanmayın. “Hocam sizden dua istiyoruz. Manevi desteğinizi bekliyoruz, inşaAllah” diyor, Kocaeli’den Muhammed kardeşimiz yazmış. Fatih dünya iyisidir, koç yiğittir. Tabii katılacak. Konuşur da. Davanın has elemanlarından, has kardeşlerimizden. Ama tabii o daha olgunlaşıyor. Çok gelişmiş. Bize gelirdi Fatih, hiç konuşmazdı. Acayip şeker. Üç-beş tane; “nasılsın?” “İyiyim.” Bir şeyler derdim, “Allah razı olsun” derdi. Hiç konuşmazdı. Baktım, şahane konuşuyor. Gayet güzel, mantık örgüsü mükemmel. Çok olgunlaşmış. Daha da olgunlaşacak. Çileyle pişecek. Belki biraz daha vakti var, bir parça daha ama az kaldı, inşaAllah. Ama çok iyi kadrolar var Saadet Partisi’nde. Çok sevindim. O gün İl Başkanı geldi. Selman Esmerer, İl Başkanı geldi. Bir de yanında iki tane beyefendi vardı. Onlar da partide yine üst derecede görevli kardeşlerimiz. İsimlerini hatırlamıyorum. Selman Hocamızla konuştum, maşaAllah, aynı Erbakan Hocam. Fırtına fırtına. Acayip kararlı; tavizsiz, mükemmel üslup, müthiş bir kültür, müthiş bir siyasi tarih. Emin ellerde. Çok şahane. Mustafa Kamalak Hocamı sordum. İki tane profesörlüğü varmış onun. Ben bir profesörlük biliyorum da, iki profesörlük müthiş bir şey. Hem anayasa, bir de bir şey daha dediler. İki tane profesörlüğü varmış. Yalnız Hocam biraz sessiz, şöyle biraz yıksın ortalığı” falan dedik. O biraz halimmiş, akademisyen olduğu için. Ama biz istiyoruz ki Erbakan Hocamız gibi gümbür gümbür şöyle, Battal Gazi gibi olsun. Ama iyi, Hocam dedi, “bayağı iyi kadrosu Saadet’in.” Çok sevindim. Büyük Birlik’in de çok güzel kadrosu, maşaAllah. Onları da çok seviyorum. Onlar da canımız kardeşlerimiz. Oradan da kardeşlerimiz ziyaretimize gelmek istiyorlardı. İnşaAllah buyursunlar, gelsinler. MHP de öyledir, maşaAllah. Bizim çok iyidir Türkiye’deki durum. CHP desen; aydın, demokrat, milliyetçidir, Atatürkçü yapı tam oturmuştur. O yönüyle bayağı kaledirler. AK Parti zaten görüyorsunuz hepsinin karışımı. İyi, güzel, memleketimiz şahane. Güzele gidiyoruz, inşaAllah.
ZEYNEP HANIM: Biz Hocam bir yemek yemiştik, Belediye Başkanlarının eşleriyle birlikte. Tabii hepsi Erbakan Hocam’ın yetiştirdiği kişiler oldukları için; “Biz Erbakan Hocamızla daha yeni tanışmıştık, bize Hocanızın kitabını kaldırıp göstermişti,” Yahudilik ve Masonluk kitabını, “hepiniz bunu okuyacaksınız, bunu bilmeyen kalmayacak demişti” dedi.
ADNAN OKTAR: Kim dedi bunu?
ZEYNEP HANIM: Birkaç belediye başkanı eşiyle bir yemek yemiştik, AK Partili. Bayanın adını hatırlamıyorum şu anda. Bir belediye başkanının eşi söylemişti. Diğerleri de tasdik ettiler. “Evet” dediler, “Erbakan Hocamız, hepimizi Hocanızın kitapları ile eğitti, çok teşvik etti” diye, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Harun Yahya kitapları, her yerde teşvik etmiştir. Mesela bak delikanlılığı buradan anlıyoruz. Hiç çekinmez. Başka birisi olsa, “kim bilir neler olur” der. Umurunda bile değildi, Allah razı olsun. Cayır cayır. Bu seçimi kazandığında, bizim çocukları yanına aldı Erbakan Hocam, gürül gürül konuştu. Dediler ki, “Adnan Hoca desteklemiş sizi. Ne diyorsunuz?” dediler. “Mikrofon kesildi, ses gelmiyor” diyor. Öyle hazır cevap ki, hayrettir, maşaAllah. Televizyon canlı yayındaydı. “Mikrofon kesildi, ses gelmiyor. Neyse kesin, madem ses kesilmiş” dedi.
ZEYNEP HANIM: Hocam bir de Numan Kurtulmuş benim hocamdı üniversitedeyken. Eşi de, Sevgi Kurtulmuş da benim hocamdı. Eşiyle biz hep konuştuğumuzda, o da söylüyordu; “Erbakan Hocam hep bize sizin Hocanızın kitaplarını tavsiye eder, biz yıllardır okuruz o kitapları” dedi.
ADNAN OKTAR: Hocamızın tavsiye ettiği bir tek benim kitaplarım. Numan Hoca’ya küskünüm. Bize geldi; “Ne yapacağız, Saadet Partisi’nin başına Erbakan Hocamızdan sonra kimi düşünürüz?” dediler, yani ne yapılabilir gibi. Hocamız da o zamanlar yasaklıydı, siyasi yasaklıydı. “Bir Numan Hoca var” dediler, “ben tanımıyorum” dedim, “kim acaba?” falan dedim. Bir gazeteci arkadaş, “ben getireyim” dedi, “tamam, al getir” dedim, rica edelim buyursun gelsin. Aldılar getirdiler, bizim eve geldi; halim-selim bir insan, sakin, çok az konuşuyor. “Hocam” dedim, biraz konuşturmaya çalıştım, fazla konuşmadı. Erbakan Hocamızdan bahsettim, sakindi. Sonra bir daha çağırdım yeniden, yine geldi, yani bir süre geçtikten sonra yeniden çağırdım. İçime sinmedi o konuşma, bir daha konuştuk. “Ben Erbakan Hocam ne derse o” dedi, yani “Hocama acayip bağlıyım, parçası gibiyim, bizi o yetiştirdi” dedi. “Erbakan Hocamızın üstünde bir şey olmaz” dedi, “onun çizgisinde, onun gölgesi gibiyim” dedi, ona benzer bir üslup kullandı. Oh dedik, maşaAllah iyi. Tam bulduk adamımızı gibisinden bir şey oldu içimde. “Hocam, Allah mübarek etsin, inşaAllah Saadet’in başına geçersin içimiz rahatladı, gönlüm rahat oldu şu an” dedim. Oradaki diğer Saadetlilerle konuştum, “bana göre çok iyi uygun” dedim; “halim-selim, Hocamıza da saygılı, muhabbetli” dedik. Bir süre sonra hoca hopladı, Erbakan Hocam’a acayip bir tavır, acayip bir karşı gelme, bambaşka bir insan oldu. Allah Allah! “Yanlış mı görüyoruz acaba? dedik, “yanlış bir şey mi söyledik acaba, biz mi yanlış duyduk?” dedik; “yok dedi, doğrusunu duydunuz, ben ayrı kafayım, ayrı düşüncedeyim.” Daha önce ne söylemiştin sen, ne konuşmuştuk? Bambaşka. “Allah elinden alır” dedim; Allah elinden alır, öyle zannettiğin gibi olmaz. Nitekim bak, Allah elinden aldı. “Sıfır virgüllü olacaksın” dedim, “kaybedeceksin” dedim, sıfır virgüllü oldu. Ve “siyaset sahnesinden de silineceksin” dedim; şimdi onu da göreceğiz, siyaset sahnesinden de silinecek.
CEYLAN HANIM: Hocam, siz vefanızı çok mükemmel bir biçimde gösterdiniz Erbakan Hocamıza, maşaAllah. Hiçbir sesin çıkmadığı bir dönemde siz tek başınıza çok güzel vefa gösterdiniz, örnek oldunuz.
ADNAN OKTAR: Kabus görüyoruz zannettim. Milli Gazete’ye bakıyorum; Hocamızın resmi yok, adı da yok, Milli Gazete’yi Erbakan Hocam kurdu, nasıl oluyor bu iş? Allah’tan korkun, bu nasıl oluyor? Yeri-göğü inlettim, acayip şaşırdım. Haber 5’te Hocamızın ismi yok. Milli Görüş internet sitesi, oraya baktık; Erbakan Hocamızla ilgili hepsi silinmiş. Resmi de yok, ismi-cismi hiçbir şey yok. “Ne yapıyorsunuz?” dedik, ısrarla üstüne gittim, sonra maşaAllah Milli Görüşlü gençler ayaklandı. Ayaklandı derken; fikren yanlış bir şey olduğunu gördüler. Ondan sonra Milli Gazete’de Hocamızın resimleri görünmeye başladı, internet sitelerine koymaya başladılar. Sonra Erbakan Hocam gürül gürül Saadet Partisi’nin başına ezici çoğunlukla, sıfır fireyle başkan seçildi. Ama ben bu olayı daha hala hazmedebilmiş değilim, daha hala anlayabilmiş değilim. Erbakan Hocama bunu nasıl layık gördüler, bunun mantığını anlayabilen bana anlatsın? Ne cesaret Milli Gazete’den Hocamızın ismini çıkartmak? Kim kurdu Milli Gazete’yi, Erbakan Hocam kurmadı mı? Nasıl çıkarırsın ismini? Velev ki seçmeseniz dahi nasıl çıkarırsınız ismini? Çok acayip olaylar, çok acayip olaylar. Onun için şimdi Fatih’e karşı da -Allah vermesin, haşa- yani öyle bir şey olacağına ihtimal vermiyorum; çok çok acayip bir şey olur. Olmaz, Allah vermesin. Hatta ben bizzat izleyeceğim o durumu, aman ha, aman ha. Tahayyül dahi edemeyiz böyle bir şeyi. Erbakan Hocam ve ailesi, onlar bize emanet, çocukları. Olur mu? Erbakan Hocamızın bir parçası onlar. Onlara ihanet oldu mu Erbakan Hocamızın manevi liderliğine de ihanet olmuş olur. Ben, alsınlar illaki partinin başına geçirsinler demiyorum. Ama saygı-hürmet vardır, vefa vardır, vefa duygusu vardır. Tamam, mesela o günde konuştuk Selman Hocamızla, hakikaten “biraz olgunlaşsa iyi olur” dedik, kendi aramızda konuştuk Fatih için. Çünkü hakikaten biraz genç daha, biraz olgunlaşması yerinde olur. Daha askerliğini de yapmış değil zaten. Ama çok güzel yetiştiriyor Fatih kendini, mesela doktor oldu, doktora yaptı, genel kültürü iyi, yani o isim çok hoş. Ama takdir yine delegelerindir. Ama Fatih’i hiç yerine koymaya kalkarlarsa Erbakan Hocamıza karşı manevi yönden tavır alma anlamına gelir. O zaman Saadet diye bir şey kalmaz. Aman ha! İnşaAllah ruhaniyeti devam edecek Erbakan Hocamızın, inşaAllah.
DİDEM HANIM: Hocam, bugün Ahmet Hakan da Necmettin Erbakan Hocamızın aile mezarlığında bulunan kabrini ziyaret etmiş, orada resim çektirmiş.
ADNAN OKTAR: Aile mezarlığını ziyaret etmiş. İyi, aferin.
“Allah’ın Selamı üzerinize olsun.” Ve Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Canım, şefkatli, affedici Hocam, sizi çok seviyorum. Siz ve hanım arkadaşlarınız birbirinize çok yakışıyorsunuz Hanımların hepsi harikulade güzel, terbiyeli, alim, maşaAllah. Hayalimde sizin çok seveceğiniz bir hanımı canlandırıyorum, inşaAllah.” Allah Allah, nedir? Bak bak karışım yapmış; “Ebru Hanımın gözlerini, Dilem Hanımın burnunu, Mehtap Hanımın dudaklarını, Aylin Hanımın yanaklarını, Anastasia Hanımın saçlarını, Gülşah Hanımın sesini, Beril Hanımın neşesini, Ceylan Hanımın diksiyonunu, Yasemin Hanımın mükemmel Kuran tecvidini” diyor, “nasıl beğendiniz mi Hocam?” diyor. Çok muazzam bir karışım yapmış, maşaAllah.
DİDEM HANIM: Hocam, aşırı sevimli bir köpek yavrusu var, videosunu gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Bakayım.
VTR- Sevimli küçük köpek yavrusu
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah ne güzel yaratıyor, maşaAllah.
“Selamun Aleyküm Hocam. Ben Mehmet, 10. sınıfa gidiyorum.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sizi çok seviyorum, size olan sevgim çok büyük. Bugün çok iyi bir şey yaptım, A9 broşürlerini yapıştırdım ama Hocam bir sorunum var; Hocam anneme bir şey söyleyin, çünkü hayvan beslememe izin vermiyor. Hocam, papağanım vardı, annem sattırdı. İkisi de konuşuyordu, onları çok seviyordum ama gitti şimdi. İki tane muhabbet kuşum var, onları de göndermeye çalışıyor. Hocam sizin gibi hayvan beslemek ve talebeniz olmak istiyorum. Anneme lütfen bir şeyler söyleyin. İyi akşamlar Hocam.” MaşaAllah. Muhabbet kuşundan bir şey olmaz, bir köşede baksın. Annenden biz istirham edelim. Ama temizliğine çok dikkat edeceksin, söz. Evde herhalde toz-toprak oluyorsa, bakımını annene bırakıyorsan çok zor olur. Sen bakarsan, tamam.
Evet, şimdi bizim astronotu dinleyelim.
VTR- Cübbeli Anlatıyor
DİDEM HANIM: Yayınımıza Hocamızla beraber devam ediyoruz, inşaAllah. Semra Hocam, Damla Hocam ve Anastasia bizimle birlikte.
ADNAN OKTAR: Anastasia dünya tatlısı. O kadar şeker ki, maşaAllah. Böyle özleyip gelmesi çok çok hoşuma gitti, maşaAllah. Zekası, aklı, vicdanı, samimiyeti muhteşem, çok çok güzel. Ben birçok insanla karşılaşıyorum, çok farklı. Bayağı güzel.
ANASTASIA HANIM: Çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Bugün nerelere gitmiş?
ANASTASIA HANIM: Yerebatan Sarnıcı’na gittim.
ADNAN OKTAR: Hoşuna gitmiş mi, nasıl bulmuş?
ANASTASIA HANIM: Evet, beğendim, çok güzel bir yer. Sonra da Kapalı Çarşı’ya gittim. Orası da çok ilginç bir yer.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Türkiye’yi, İstanbul’u nasıl değerlendirdi? Beğeniyor mu İstanbul’u, seviyor mu?
ANASTASIA HANIM: “Çok fazla seviyorum” diyor. “İkinci kez geldiğimde daha iyi hissettim. Çok güzel bir şehir” diyor.
ADNAN OKTAR: İleride Türkiye’de yaşamayı ister mi? İstanbul’da yaşamayı ister mi?
ANASTASIA HANIM: Evet sanırım isterim. Burası bence benim için.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah sana uzun ömür versin, hidayet versin; sağlık, güzellik, iyilik versin. Annene, babana da uzun ömür, iyilik, sağlık, güzellik versin. Hep seni böyle neşeli, güzel olmanı nasip etsin Allah. Bizden de hiç ayırmasın, benden de hiç ayırmasın, inşaAllah.
ANASTASIA HANIM: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kurban olayım ben seni yaratana. Canımın içi, maşaAllah, elhamdülillah.
Semra Hocam, neler anlatmak istersin bize?
SEMRA HANIM: Hocam, kısa bir bilgi vermek istiyorum. Dişi morina balığı tek seferde 6 milyon yumurta yumurtlayabiliyor. Deniztarakları da tek bir seferde bir milyar yumurta yumurtlayabiliyor. Bu özelliklerini 30-40 yıl boyunca sürdürebiliyorlar. Allah doğada çok güzel bir denge oluşturmuş, maşaAllah. Onların yaşamlarını sürdürebilmeleri için. Çok olağanüstü bir rakam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Semra çok vicdanlıdır. Çok merhametli ve şefkatlidir. Bir de bayağı güzel bir insan. Ama tabii prenses olağanüstü güzel. Ama hakikaten muhteşem. Hem fiziği çok güzel, hem huyu çok güzel. Olgunluğu güzel. Allah’ın hikmeti, Allah bütün tatlılığı üzerinde toplamış; güzelliği, maşaAllah, elhamdülillah. Allah daha arttırsın. Güzellik versin, iyilik versin, inşaAllah.
ANASTASIA HANIM: İnşaAllah.
SEMRA HANIM: Hocam, o da sizdeki farklılığı mutlaka görmüştür. Başka kişilerle mutlaka tanışmıştır.
ADNAN OKTAR: Ben sonradan fark ettim; şu entel dantel havalarındaki insanlar ne kadar soğuk olmuşlar. Ne korkunç bir dünya meydana getirmeye kalkıyorlar. Ne yapıyorlar bunlar? Buz gibi ortalık. Acayip bir havaya sokuyorlar. Ne güzel, sevelim, sevilelim, neşeli, güzel bir ortam olsun. Şimdi aklıma yine Nagehan tatlısı geldi. O mesela canımın içi. İnsan ona baktığında içi açılır. Sevinç duyar. Adeta kavgaya giderler gibi. Sanki savaşa gider gibi çocuğun üstüne gidiyorlar bazıları. Çok ürkütücü bu, çok kötü. Diğer şeylerde de öyle, yani mutlaka kavga gerekiyormuş gibi. Biz sürekli sevgi sözünü duyalım, muhabbet sözünü duyalım. İki günlük dünya, ne oluyor, kime yetmiyor? İnsanları mutlu edelim. Mesela onlara iyilik yapalım, herkes birbirine iyilik yapsın, herkes birbirini koruyup kollasın, sevecen olsun. Birbirini kızdırmaya, üzmeye, ters konuşmaya ne gerek var? Ne diyorsun?
ANASTASIA HANIM: Aynı fikirdeyim, birbirimizi incitmemeliyiz, birbirimizi sevmemiz gerekir.
ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela bak, dün sevimli bir kız arkadaşım var, çok tatlı bir şey, çok efendi, hanım, iffetli, çok aklı başında; sordum, annesi hasta; sordum, babası hasta; hepsi ciddi hastalıklar. Kendisinin de ciddi bir hastalığı var. Ölüm her tarafı sarmış. İmtihana gelmişiz buraya. Burada hırs yapılacak bir durum var mı? Allah insanda ne kadar acz meydana getiriyor, ne kadar zorluklar meydana getiriyor. Biz ancak sevgi ile yaşayacak gibiyiz. İnsan zayıf yaratılmıştır. Böyle kavgaya, gerilimi, korkuyu bizim ruhumuz kaldırmaz. Mesela gittiler Darwinist, materyalist yetiştirdiler Güneydoğu’daki insanları, epey bir bölümünü. Onlar da gittiler komünist oldular. Bak bu soğukta, dağın tepesinde, mağaralarda delirdiler. Katil ordusu haline geldiler. Kudurmuş köpek mağaralarda duruyorlar. Durup durup oradan çıkıp olay çıkartıyorlar. Mehmetçik bizim canlarımız, Anadolu’dan koçyiğitler, 19 yaşını bitiriyor, 20’ye giriyorlar, dağ gibi delikanlı, tak tak çocuklara kurşun yağdırıyorlar. Onlar hep mazlum yetişmiş. Mehmetçik böyle kandan, baruttan falan uzak yetişmiş çocuklar. Bunlar, ağızlarından kan akıyor adamların. Psikopat adamlar. Onun için eğitimle bu sevgiyi mutlaka dünyaya hakim etmek lazım. Müthiş bir sevgi sorunu var. sevgi gösterene şaşırıyorlar. Şok oluyorlar. Hayret ediyorlar. “Nasıl oluyor bu iş?” diyorlar.
SEMRA HANIM: Hocam makul olan iltifat ve bir insanda görülen güzelliği dile getirmek. Size hayret etmelerine de biz hayret ediyoruz. Böyle güzel bir şeye.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Allah hayırlı akşamlar ve hayırlı yayınlar nasip etsin Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Ben her akşam sizi izleyerek, adeta yeni bir üniversite bitirmiş gibi eğitiliyorum Hocam. Bilgi derinliğimin arttığını görüyorum. Hocam bir sorum var; Suriye’deki yeni olayları bugün televizyonda izledim Hocam. Orada devam eden bu zulme hiç kimse müdahale etmiyor Hocam. Adeta göz yumuyorlar. İttihad-ı İslam kurulmuş olsaydı, Müslümanların birleşmesi olsaydı Suriye’de her gün şehit edilen bu Müslümanların bu konumu olur muydu?” diyor kardeşimiz. “Müslümanların birleşmesi acil gerekli Hocam. Cübbeli 300 yıl erteliyor, bu çok acı bir durum. Bu olaylar olmaz o zaman Hocam, eğer İttihad-ı İslam olursa” diyor Mert Yenice. Doğru söylüyor Mert. İttihad-ı İslam olmuş olsa, bak her gün “ne yapalım, ne yapalım” diyorlar Suriye’ye. Cayır cayır kurşun yağdırıyorlar. Hastaneye gönderiyorlar insanları. Evleri tarıyorlar. Müthiş bir ızdırap ve açmaz var. İttihad-ı İslam olsa hiçbir şekilde bu olmazdı. Müslümanlar birleşmiş olsa hiçbir şey olmazdı. Hıristiyanlar da tehdit altında orada,Hıristiyanlar alabildiğine hür olurdu. Gitsin kilisesine, sana ne? İbadetini yapsın. Musevi gitsin, Sinagog’da ibadetini yapsın. Sana ne? Mesela bak Mısır’da Hıristiyanlar rahat değil, yeni dönemde. Suriye de yaşıyor tedirginliği. Müslümanlar da tedirgin, Hıristiyanlar da tedirgin. İttihad-ı İslam olmuş olsa bereket, bolluk, huzur, neşe tam mükemmel olurdu.
“Hocam sizi çok seviyorum. Aman yanlış anlamayın, gözlerinizden çok çok etkileniyorum” diyor Sevinç Hanım. Sevinç Kerem. Tabii ki yanlış anlamam. “Canım Hocam, zaman zaman binde 999’luk gösterdiğiniz sevginin tamamı nasıldır acaba diye hayallere daldık. Allah bize de nasip etsin, inşaAllah. Hem hayranız, hem şahidiz vefanıza, maşaAllah. Erbakan Hocamıza, Muhsin Yazıcıoğlu şehidimize, mübarek Şeyhefendilere; maşaAllah canım Hocam, İslam’a hizmet eden her kim olursa olsun, tarafsızca hepsine vefalısınız. Biz de şimdi şahidiz canım Hocam” diyor. Yaşayanlar da var, vefat edenler de var, aynı şekilde. Şeyh Nazım Hocam, tatlı o, Kıbrıs’ta şeker gibi evinde oturuyor. Her gün evimizde olması lazım Şeyh Nazım Hocamızın. Ne saadet, aynı yerde olmak Hocamızla; aynı yerde yemek yemek. Ben acayip imreniyorum. Gördünüz mü, aynı yerde yemek yiyorlar Hocamızla. Reçel kavanozu var acayip lezzetli yiyor Şeyh Nazım Hocam. Ağır tatlı olursa eliyle itiyor ileriye, yesinler diye. Mesela Muhsin Yazıcıoğlu şehidimiz, o canlar canı nasıl uğraştı, ne çileler çekti, ne zorluklar çekti. Şehit olunca unutulması bana çok ağır gelir. Yaşamış halinden çok daha fazla şehidin hakkıdır gündemde olmak. Yaşarken birse hakkı gündemde olmak, şehit olduğunda bindir. Erbakan Hocam mesela, yaşarken birse onun hakkı, şehit olduğunda bindir şu an. Ben canım Hocamın ne hizmetler ettiğini, ne çileler çektiğini biliyorum. Müthiş gündemde olması lazım. Ama yaşayanlardan da, mesela ben Mahmut Hocamızı çok severim, gündemde olması çok hoşuma gider. Mesela isminin duyulması, ona olan övgü, ona ait muhabbetler, ona ait sevgiler insanda hoşluk meydana getiriyor. Kalbimizde bir ferahlık meydana geliyor. İsmini duymak bir insanda ferahlık meydana getiriyor. Ama Cübbeli’nin yaptığı da tabii acayip bir hareket. Hocamızı mahcup ediyor. Çıktı, “asrın müceddididir” dedi. O mazlum ve mütevazi insanı zor bir duruma soktu, durduk yere. Buna Türkiye’deki hiçbir cemaat böyle bir tavır içerisinde değil. Böyle bir talepleri de yok. Böyle bir iddiaları da yok. İnançları da yok. Hocamızın da böyle bir inancı yok. Niye mahcup edersin durduk yere? Yok, “Pakistan’dakiler öyle” diyorlar. Adamlara nohutlu pilav yedirirsen, üstüne de kızarmış tavuk budu koyarsan, üstüne de hoşaf içerse, adama gel şurayı imzala dersen imzalar. “Bilmem ne efendi” diyor. Söylesene sen, “Süleymanlı kardeşlerimizin liderleri attı imzayı” diye. “Sultan Baba’nın talebeleri altına imza attı” de, “İskender Paşa Cemaati altına imza attı” de, “Nur talebeleri, bütün nur cemaatleri altına imza attı” de, “Menzil Cemaati altına imza attı” de, de oğlu de. Sen bunları tek kelime söylemiyorsun. Sen kale mi almıyorsun bu insanları? Kale almıyorsan, çok vahim. Görüyoruz kale almıyorsun sen. Pakistan’da bilmem kim, altına imza atmış. Tıka basa sen adama yemeği yedirirsen, “at şunun altına imza” dersen, atar imzayı. Bir de üstüne özel zencefilli falan, üzerine ağır bir tatlı yedirirsen o mayoşluk içerisinde yapar. Şimdi birisi çıksa, Fethullah Hocamıza asrın müceddididir dese, Fethullah Hocamıza kötülük yapmış olur. Alay eder gibi bir şey olmuş olur o. Yok öyle bir şey, iddiası yok. Etrafının da iddiası yok. Nerden çıkıyor bu? Hepsi ayrı kulvarda, hepsi ayrı gayret ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Mehdiyet’i anlatmışlar, ahir zamanı. Çok dikkatli dinlemiş, değil mi? MaşaAllah.
ANASTASIA HANIM: Şu an Kuran ve Hz. Mehdi (a.s) hakkında çok fazla bilgiye sahibim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Dört buçuk saat falan dinlemiş, maşaAllah. Aferin benim bebeğime, aferin benim güzelime, maşaAllah. Çok dikkatli. Bayağı da hoşuna gidiyor. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın görünüş alametleri çok hoşuna gitmiş, maşaAllah. Allah kalbini tertemiz yaratmış, maşaAllah, elhamdülillah. Damla Hocam buyurun.
DAMLA HANIM: İnşaAllah Hocam. Geçen gün mantislerden bahsetmiştim. Bugün de yaprak görünümlü bir mantisin bir detayını vermek istiyorum. Hocam bu mantis kamuflaj yapmak için hareket ediyor, bir yaprağın üstüne gelip. İleri geri sallanıyor yaprağın üstünde. Ölü bir yaprak görünümü veriyor kendine. Bir hayvanın normalde bunu akıl etmesi mümkün değil. Bu hayvan Allah’ın ilhamıyla, Allah’ın dilemesi ile çok üstün bir akıl sergiliyor, maşaAllah. Doğduğu andan itibaren bu bilgiyle orada kamuflaj yapabileceğini düşünerek hareket ediyor, maşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mantis harika. Ama böceklerden de harika olmayan yok, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Biraz Şeyh Ahmed Yasin Hocamız’ı dinleyelim.
VTR- Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri Hz. Mehdi (a.s)’ı Anlatıyor.
ADNAN OKTAR: “Hocam, Saadet Partisi hakkında görüşlerinize yüzde yüz katılıyorum. Allah sizden razı olsun” diyor Ömer Faruk Güreşçi. Saadet Partisi çok önemli bir partidir, yani Saadet Partisi’nin ayakta tutulması. Keşke parlamentoda yirmi beş-otuz kişi de olsa milletvekili olsaydı, keşke. Mesela Büyük Birlik Partisi’nde bir grup kuracak kadar milletvekili olsaydı süper olurdu, çok çok güzel olurdu. Fazla değil, yirmi beş-otuz kişi de olmuş olsa. Aynı şekilde Saadet için de. İnşaAllah olsun, çok çok isteriz. AK Parti ezip geçsin ama gönlümüz istiyor ki -şu iddia edilen Ergenekon terör örgütü davasından dolayı ben şahsen destekliyorum- Türkiye’de demokrasi bir otursa, bu Ergenekon terör örgütü olayı da bir yatışmış olsa, yeni bir parti gelsin, çok şahane olur. Bayağı güzel olur, inşaAllah.
“Benim canımın içi, gönlümün sultanı, başımın tacı, Allah’ın en güzel, en değerli nimetlerinden biri olan canım Seyyid Ahmet Muhammed Adnan Hocam. Sizi çok çok seviyorum, güzel yüzlü, masum gözlü Hocam. Canım Hocam, rüyama geldiniz ama bana bakmadınız, galiba küstünüz bana” diyor. Bak, bak! Yanlışlık olmuştur, ben bakmışımdır, sen dikkat etmemişsindir. Yoksa bakmamış olmam mümkün değil. “Ne olur yine gelin barışalım Hocam” diyor, “lütfen” diyor, “bana küs müsünüz? Sizi çok seviyorum. Beni yine seviyor musunuz” diyor. Bakü’den bir hanım kardeşimiz yazmış, maşaAllah.
Rüyada bakmamak derin sevgiye alamettir. Pek rüya tabiri vermem ama derin sevgiye alamettir, inşaAllah.
“Hocam, ben sizi çok ama çok seviyorum. Oradaki kardeşlerim gibi sizin talebeniz olmak için dua ediyorum ama sizin duanızı istiyorum. İhlas, sadakat, tesanüd ile bu dünyada İslam’a hizmet etmeyi istiyorum” diyor, “Ahirette Peygamber Efendimiz (s.a.v ) ve sizinle yine sohbetinizde olmayı Yüce Allah’tan diliyorum” diyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in sohbetinde hep birlikte olmayı, inşaAllah Allah nasip etsin. Saygı ve sevgilerin en derini, en muhabbetle ellerinizden öpüyorum” diyor. Gülcan hanım yazmış.
DİDEM HANIM: Hocam, bize bir çok konuda yardımcı olan Caferi bir kardeşimiz var, Muhammed Taşdemir. Sizin eserlerinizden faydalanarak bir internet sitesi hazırlamış: Allahisevmek.com.
ADNAN OKTAR: Muhammed Taşdemir. Aferin. Caferi?
DİDEM HANIM: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İmam-ı Caferi Sadık’ın talebesi. İmam-ı Caferi Sadık İmam-ı Hanife’nin Hocası. Türkiye’de Hanefiler var, Şafiler var, Aleviler var, fakat bütün müceddidler, müçtehidler hep İmam-ı Caferi Sadık’ın talebesidir. Dolayısıyla biz de mecburen Caferi olmuş oluyoruz, yani herkes Caferi olmak durumunda oluyor o zaman. Bütün müceddidlerin hocasıdır, bütün müçtehidlerin hocasıdır.
DİDEM HANIM: Hocam, bu Caferi kardeşimiz hadis çalışmalarında da yardımcı oluyormuş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah şevkini, gayretini artırsın.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Radyo programları
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...