YASEMİN HANIM: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz. Adnan Oktar ile Sohbetler programına başlıyoruz. Bu akşam Beril Hanım, Mehtap Hanım ve Leyla Hanım bizimle beraber. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Demin okuyordum da Sikke-i Tasdik-i Gaybi’yi, Bediüzzaman bu kadar açık yazdığı halde insanların samimiyetsizlikle ilgili cesaretleri beni çok şaşırtıyor. Ahir zamanın deliliği bu, ahir zamandaki psikopatlığın gücünü gösteriyor. Çok açık Bediüzzaman söylüyor. Mesela ne diyor, bak; “Aziz sıddık kardeşlerim” 46.sayfada “sizin fevkalade sadakat ve uluvv-ü himmetinizden tereşşuh eden” şahane bir Osmanlıca, “bir hafta evvelki mektubunuza karşı hüsn-ü zannınızı bir derece cerh eden benim cevabımın hikmeti şudur ki: Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki” diyor Bediüzzaman, kendi zamanında “her şeyi kendi hesabına aldığı için” yani siyasi bir hareket oluyor, kendi çıkarını düşünüyor, insan oluyor kendi çıkarını düşünüyor, şirket oluyor kendi çıkarını düşünüyor. ‘Geniş çapta kendi çıkarını düşünme eylemi var’ diyor. “faraza hakiki beklenilen o zat dahi” Hakiki beklenilen o zat. Şimdi ne diyor yobaz takımı, bunak dedeler, ne diyor? ‘Bediüzzaman taktik yaptı, yalan söyledi burada’ diyorlar. Ne zoru var? Bak, “hakiki beklenilen” bir kere “hakiki” diyor hakiki. Bir hakiki olmayan var demek ki, bir de hakiki olan. İki, ne diyor? “Beklenilen” ‘bekliyoruz’ diyor. Gelmiş olsa “beklenilen” denir mi? “beklenilen” diyor. “o zat” diyor. Zatlar, şahıslar demiyor. “O zat” o nedir? Bir kişi, o zat, “dahi bu zamanda gelse, harekatını” yani faaliyetlerini “o cereyanlara kaptırmamak için” yani siyasi cereyanlar, politik cereyanlar, çıkar çevrelerinin düşünceleri “kaptırmamak için siyaset alemindeki vaziyetten feragat edecek” yani siyasete girmeyecek, siyasette tarafsız olacak, “feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.” Yani siyasetle İslam’ı hakim etmeyi düşünmeyecek. Bakın şimdi bunu açıklıyor; “Hem, üç mesele var. Biri hayat, biri şeriat, biri imandır.” Hayat; insanların yaşantısı, sosyal yaşamı. Şeriat; Kuran’ın bütünü. Bir de iman. Yani Kuran’a iman edilmesi, Kuran’ın hükümlerine iman edilmesi, Allah’a iman edilmesi, cennete cehenneme iman edilmesi. Amentü’de olan bütün şartlara iman edilmesi. Onun için yapılan çalışma, iman hakikatleriyle ilgili çalışma. “Hakikat noktasında en mühimi” bakın, hakikat noktasında; bir sahtelik noktası vardır, bir de hakikat noktası vardır. “Hakikat noktasında en mühimi ve en azamı” en büyüğü “iman meselesidir.” Bizim yaptığımız faaliyet işte bu; iman hakikatlerinin anlatılması, Allah’ın varlığının ve birliğinin anlatılması. Biz şeriatı anlatmıyoruz. Şeriatı ara ara, kısaca söylüyoruz. Beş vakit namaz vardır, orucu tutarsınız diyoruz ama detaya girmiyoruz. Kuran’ın hükümlerine ilmihal tavsiye ediyoruz sadece. Çünkü neden? İman etmeyen adama sen ilmihal versen ne olur, vermesen ne olur? Adam iman etmiyor ki zaten. O zaman nedir? İman meselesi, en önemlisi o; önce iman ettirmek. Adam niye bu ibadetleri yaptığını bilmesi lazım. Önce Allah’a inanacak, Kuran’ın hükümlerine inanacak ki yapsın. Kuran’ın hükümlerine inanmadan biz adama Kuran’ı anlatırsak, Cübbeli’nin yaptığı gibi olur mu? Mesela Cübbeli adamın iman edip etmediğini araştırmıyor, doğrudan anlatıyor. “Sakalı haftada bir kesiyor adam, harama giriyor” diyor. Sorsana adam Allah’a inanıyor mu önce? Cennete cehenneme inanıyor mu? Ahirete inanıyor mu? Onu sorsana. Onu yok hükmünde sayıyor, geçiyor. “Fakat, şimdi umumun nazarında” halkın nazarında “ve hal-i alem ilcaatında” yani alemdeki hakim durumda “ilcaatında en mühim mesele, hayat ve şeriat göründüğünden” mesela Cübbeli’ye göre şeriat görünüyor en mühim mesele. Birçok siyasi görüşe göre de, hayat en önemli meseledir. Halkında epey bir bölümü için hayat önemli oluyor. Okula gitmek, evlenmek, yemek içmek, hayatını iyi idame ettirmek. İki yol halk arasında önemli görülüyor, diyor. “Hayat ve şeriat göründüğünden o zat” Hz. Mehdi (a.s) “şimdi olsa da, üç meseleyi birden” yani hem şeriat, hem hayat, başka neydi? Hayat, şeriat, iman. Tekrar tekrar söylememin nedeni bu oluyor. Çok iyi kavranması gerekiyor bu konunun. “Fakat, şimdi umumun nazarında ve hal-i alem ilcaatında en mühim mesele, hayat ve şeriat göründüğünden, o zat şimdi olsa da, üç meseleyi birden” yani hayat, şeriat ve iman “umum ruy-i zeminde” ruy-i zeminde ne demek? Bütün dünyada, umum, ruy-i zemin; bütün dünya çapında. “vaziyetlerini değiştirmek” bu durumu değiştirmek, iman, şeriat ve hayat “nev-i beşerdeki cari olan Adetullah’a muvafık gelmediğinden, herhalde” bir anda diyor, birden demek hemen o anda, birden, “umum ruy-i zeminde vaziyetlerini değiştirmek nev-i beşerdeki cari olan Adetullah’a muvafık gelmediğinden” Allah’ın kanunlarına uygun olmadığından, “herhalde en azam meseleyi esas yapıp” en önemli meseleyi esas yapıp. Yani ne? İmam hakikatleri, Darwinizm’i, materyalizmi yenmek, Allah’ın varlığını birliğini anlatmak, insanların iman etmesi için gayret etmek. Bakın “en azam meseleyi esas yapıp öteki meseleleri esas yapmayacak” ne hayata girecek, hayatın konularına girecek ne de şeriatın konularına girecek. Çünkü adam iman etmiyor kişeriatı anlatsın. Şeriattan kastım; Kuran, Kuran’ın hükümleri. “Ta ki iman hizmeti, saffetini” samimiyetini, temizliğini “umumun nazarında bozmasın” halkın nazarında bozmasın. Çünkü siyasete girse diyecekler ki; siyasi çıkarı var. Hayata girse, oradan çıkarı var, diyecekler. Şeriata girse, zaten adam imansız anlatsan da anlamaz. “İman hizmeti, saffetini umumun nazarında bozmasın” yani halkın nazarında bozmasın “ve avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında” Hz. Mehdi (a.s) zamanında avamın aklı nasıl olacakmış? Çabuk iğfal olunabilecek gibi olacakmış. İnternette yazı çıkacak adam hoplayacak, biri bir şey diyecek hoplayacak, biri bir şey diyecek, Hz. Mehdi (a.s)’ın aleyhine dönecek, biri bir şey diyecek inanacak. Bakın ne diyor? “avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında o hizmet” yani Darwinizm’in, materyalizmin yıkılması, iman hakikatleri ile ilgili çalışma “o hizmet başka maksatlara alet olmadığı tahakkuk etsin.” ‘Sadece Allah rızası için yapıldığı iyice insanlar tarafından anlaşılsın’ diyor. Kırk yıllık bölümü bu. Hz. Mehdi (a.s), önce bunu bitirecek, diyor Bediüzzaman, sonra hayat ve şeriat kısmına geçecek, diyor. Yani şeriat; Kuran’ın hükümleri, Kuran ahlakının yaşanması. “Hem de, yirmi seneden beri tahripkar eşedd-i zulüm altında” çünkü şedit zulüm altında “o derece ahlak bozulmuş, o derece metanet” metanet ne demek? Bir olay karşında sarsılmamak. Adamlar, bir olay oluyor, bütün morali, gücü gidiyor, şevki gidiyor her şeyi gidiyor, “metanet ve sadakat” metaneti gidince, sadakati de kayboluyor. Bir anda sadığım derken, müthiş İslam’a bağlıyım, sana bağlıyım derken, adam kahpe olduğunu söylüyor, vefasız olduğunu, oynak olduğunu söylüyor. ‘Ben yapamayacağım, vefasızım, özür dilerim’ diyor.“Sadakat kaybolmuş ki; ondan, belki yirmiden birisine itimat edilmez.” O kadar kaypak, o kadar anormal insanlar oluşacak, diyor. O kadar tehlikeli insanlar oluşacak. ‘Ne sözüne güvenilir, ne sadakatine güvenilir, ne vefasına güvenilebilir acayip insanlar oluşacak’ diyor. ”Bu acip halata karşı” anormal duruma karşı “çok fevkalade sebat gerekir” diyor. Bak çok fevkalade. “Çok” demiyor. “Çok fevkalade” Hz. Mehdi (a.s)’ın sebatı. Çok fevkalade bir sebat. Mesela 1979’da başlıyor, 2011’e geliyor, sadakatle devam ediyor. Nasıl bir sebat? “Çok fevkalade” Bediüzzaman’ın ifadesi “bir sebat ve metanet” diyor. Çok fevkalade bir metanet. Hakaret edecekler, küfredecekler, hapsedecekler, saldıracaklar. Münafıklar çıkacak, kahpelik yapanlar çıkacak, sadakatsizler olacak, oyun oynayanlar çıkacak. Sarsılacak mı? Sarsılmayacak, metanet var. “ve çok fevkalade hamiyet-i İslamiye” öyle bir İslam’a, Kuran’a bağlı ki, Allah’ın aşık delisi olmuş. “Hamiyet-i İslamiye lazımdır. Yoksa akim kalır” yarım kalır “zarar verir” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’da bu hususlar olduğu için, olmayacak diyor. Mükemmel olacak, diyor.
YASEMİN HANIM: Hocam maşaAllah sizde Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesisiniz inşaAllah, bizler de öyle. Otuz yıldır her şeye rağmen, bütün çektiğiniz sıkıntılara, yargılamalara, işkencelere, her şeye rağmen, ne kadar kararlı olduğunuza hepimiz şahidiz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s)’ın gül kokusu üstümüze bulaştı, inşaAllah. Gül bahçesine giren, gül kokar. İllaki kokudan bulaşır tabii üstümüze, inşaAllah. Mehdiliğe karşı olan, var gücüyle Mehdiyet’e karşı mücadele veren, İttihad-ı İslam’ı durdurmak için, var gücüyle gayret eden bizim astronot var gücüyle Mehdiyet’i anlatsın şimdi bakalım. Hadi bakalım, inşaAllah.
VTR-Cübbeli En Sonunda, İslam Devletlerinin Birlik Olması Gerektiğini Ve Libya’ya Asıl İslam Birliği’nin Sahip Çıkması Gerektiğini Söylüyor.
DİDEM HANIM: İyi akşamlar sayın seyirciler. Yayınımıza Gülşah, Damla ve Leyla Hocam’la devam ediyoruz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Çok Sevgili Muhammed Adnan Hocam. Bursa’daki kuzenim şu an yoğun bakımda. O güzel yüreğinizle dua eder misiniz?” diyor, maşaAllah. “Allah’a emanet olun inşaAllah. Allah sizi başımızdan eksik etmesin Hocam. Sevgi ve dualarımla” diyor Hollanda’dan Feyza. Şu an yoğun bakımda, Allah şifa versin. Allah sağlık, sıhhat versin herkese, hasta olan kardeşlerimize, inşaAllah. Sakarya’dan Sibel; “Ailece sizi izliyoruz Hocam. Yayında lütfen okuyun, sevgiler Hocam” diyor. Tamam okuyayım. “Merhaba Hocam. Kalbime aşk, kalbime nur veriyorsunuz konuştukça. Allah sizi muzaffer etsin” diyor Azerbaycan’dan Gülay Orucova.
DİDEM HANIM: Hocam Vanlı kardeşimizin sizden bir ricası var okuyabilir miyim? Bildiğiniz gibi geçen günlerde Van’a gönderilen yardımların bulunduğu depoda yangın çıkmıştı. Malzemelerin çok büyük çoğunluğu yanmıştı. Bugün Van’dan kardeşlerimiz “hazır gıda paketlerine çok ihtiyaç olduğunu, yiyecek stoklarının çok azaldığını” yazmışlar. Sizden de duyurmanızı rica etmişler.
ADNAN OKTAR: Bu konunun daha hala hallolmamış olması ne rahatsızlık verici. Bir kere civar illerdeki kardeşlerimizi Allah rızası için dağıtsınlar, bu soğukta çadırda adam olmaz. Soğukla değerlendirdiğimizde çadır hiçtir. Soba yansa bile orada soğuk çok şiddetli. Eksi 6 derece falan ne yapılır, çadır dinler mi? Mutlaka civar illerdeki oteller Allah rızası için bir süre, on gün on beş gün, bir ay tutulsun. Nur gibi insanlar kardeşlerimiz, maşaAllah. Çok büyük sevabı olur. Bir de yiyecek, su gibi akıtalım. Bütün marketler de versin. Ama bizzat şahıslara tek tek teslim edelim. Ev ev dolaşıp teslim etsinler. Kamyondan dağıtıp, yapma tarzı buna müsaade edilmesin. Öyle şey olmaz. Çok fazla araçla götürelim, çok fazla kamyonla gitsin. Her market bir kamyon malzeme götürse, vatandaşlarımız da katılır ona. Mesela market desin ki “Biz üç gün sonra Van’a malzeme götüreceğiz. Vatandaşlarımız şu depoya alıp koysunlar.” Herkes oradan bir file alır bir şey koyar. Mesele de hallolur. Bunun bu şekilde uzatılması, çok acayip. Bir de Van’daki kardeşlerimiz çok onurlu, gururludurlar. Şimdi oturup “biz acıktık, biz zor durumdayız” demezler. Üşüse bile söylemiyor çadırda. Yazık günah, bekletmeyelim.
Buyurun Hocam.
DİDEM HANIM: Estağfurullah Hocam. Zaman Gazetesi’nde yine geçtiğimiz günlerde cenin kök hücresi ile ilgili bir haber çıkmıştı. Cenin kök hücresiyle annesini iyileştiriyor diye bir evrim haberi. Zaman Gazetesi’nde uzun süredir ara ara canlılığın ve kainatın oluştuğuna dair bu şekilde haberler çıkıyor. Bu haberlerden birkaç örnek okumak istiyorum inşaAllah. Zaman Gazetesi’nin evrim haberleri; “Peru’da dev penguen fosili bulundu.” Bunu evrime bağlamışlardı. “Elli yeni dış gezegen keşfedildi.” Bunu da evrime bağlamışlardı. “Avrupa’nın kökü Anadolu mu?” başlıklı yazıda insanların evrim geçirerek, Avrupa’ya yayıldığı anlatılmıştı. “Başörtülü kadınlar sanattan niye anlamasın?” başlıklı haberde, kadının evriminden bahsedilmişti. “Beynin küçülmesi aptallık göstergesi mi?” isimli haber, yine evrime bağlanmıştı. “Dinozorların çoğu vejeteryanmış.” “Dış dünyamızın, dış yaşamın izi mi bulundu?”
ADNAN OKTAR: Bugünkü haberi bir daha oku, son haberi.
DİDEM HANIM: “Cenin kök hücre ile annesini iyileştiriyor” başlıklı bir evrim haberi.
AYLİN HANIM: Bilim adamlarını bunun evrimsel bir mekanizma olduğunu belirtiyorlar, diye konuyu açıklamış.
ADNAN OKTAR: O çok hayati, tam o kısmı açıklayacaksınız.
AYLİN HANIM: Başka bir haberde de “Evrime niyet, devrime kısmet” haberi vardı.
ADNAN OKTAR: Hangi gazete bu?
DİDEM HANIM: Zaman Gazetesi hepsi, Hocam.
ADNAN OKTAR: “Evrime niyet, devrime kısmet” ne anlatıyor orada?
AYLİN HANIM: Maymunlar Cehennemi filmini anlatıyorlar.
ADNAN OKTAR: Ama onların hepsinin evrimle bağlantılarını tek tek vurgulayalım, inşaAllah.
Damla Hocam buyurun bir şey anlatın.
DAMLA HANIM: Hocam bugün kafatası üzerine çok bilinmeyen bir bilgi vermek istiyorum izninizle. Kafatası, beynimiz için kemikten çok önemli bir zırh olarak düşünebiliriz kafatasını. Sekiz ayrı kemikten oluşuyor birbirine geçmeli kemiklerden. Yetişkinlerde bu kemikler girintili çıkıntılı kemikler. Girintili çıkıntılı kemikler, birbirine tam olarak geçmiş şekilde sağlam bir halde oluyor. Fakat bebeklerde Allah’ın bir rahmeti olarak yumuşak, kıkırdaksı bir dokuya sahipler. Ve aynı şekilde bu birleşme noktaları da boşluk şekilde. Bu çok önemli, doğum anında bebekler için çok önemli bir nokta bu. Eğer yetişkinlerde olduğu gibi keskin, sert bir kemik halde doğum olsaydı, bebeklerin başınsa çok büyük ezilme olabilirdi. Ama Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın çok büyük bir rahmeti olarak bu, bebek doğduğu anda yumuşak doku birbirine hafif o boşluları doldurarak, doğum anında birbirine geçiyor, sonrasında yine eski haline dönüyor ve herhangi ezilme bozulma olmuyor Hocam maşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocam buyurun.
GÜLŞAH HANIM: Ben de denizatlarından bahsetmek istiyorum. Çok sevimli olmalarının yanında Hocam çok önemli özellikleri de var. Genelde 4-30 cm arasında oluyorlar. Dış kabukları çok sert, bu sebeple savunmaları da iyi oluyor düşmanlarına karşı. Mesela bir denizatı öldüğünde, onu elle tutup, herhangi bir şey yapmak çok zor oluyor, çok sert oluyorlar. MaşaAllah. Bir de Hocam kafalarını normalde sağa sola çeviremiyorlar. Yalnızca yukarı aşağı indirebiliyorlar. Fakat Allah denizatlarında mükemmel bir özellik yerleştirdiği için, gözleri sağ ve sol her iki tarafa da farklı noktalara bakabiliyor. Yani her yeri görebiliyor.
ADNAN OKTAR: Çok şekermiş onlar.
GÜLŞAH HANIM: Evet çok şeker Hocam, maşaAllah. Bir de çok önemli bir özellikleri daha var; erkek denizatının bir kesesi var. Dişi denizatı yumurtalarını bu erkek denizatının kesesine bırakıyor, erkek denizatı orada onu, kendi sıvısıyla besliyor. Kesenin içinde bulunan kılcal damarlardan oksijen akışını sağlıyor. Bir buçuk ay sonra denizatları normal o kesenin içinden çıkıp, normal hayatlarına devam ediyorlar. Bir videomuz vardı, uygun görürseniz görebiliriz Hocam. Erkek denizatının kesesi burası. Dişi denizatı yumurtalarını oraya bırakıyor.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, çok acayip.
GÜLŞAH HANIM: Evet maşaAllah. Sonrasında da bu şekilde bir buçuk ay sonra küçük küçük oradan çıkıyorlar.
ADNAN OKTAR: Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ı yine dinleyelim.
VTR-Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri; Hz. Mehdi (a.s) Hayattadır.
DİDEM HANIM: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, inşaAllah. Çekoslovakya’dan Zina bizimle birlikte.
ADNAN OKTAR: “Sevgili Hocam iyi akşamlar, Allah’ın Selamı üzerine olsun.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sizi gördüğüm ve izlediğim zaman, kendimden ve zamandan çok zevk alıyorum, imanım artıyor. Allah’ın Rahmeti Bereketi üzerine olsun Hocam” diyor, Okan Ulaş.
“Benim yakışıklı, güzel gözlü, nur yüzlü mübarek Hocam. Elhamdülillah sizi gördüğüm andan itibaren, içim huzur doluyor, kalbim ferahlıyor. Aslan Hocam Rabbime sonsuz hamd olsun, ne mutlu ki bizlere, sizin vesilenizle, Türk İslam Birliği’ni, Mehdiyet’i sevmeyi ve sevmeyi ve sevilmeyi öğreniyoruz. Bağnazlıktan, yobazlıktan uzaklaşıyoruz, inşaAllah. Allah dünyada ve ahrette sizden ayırmasın. Allah’ın Rahmeti, Bereketi, Selamı üzerinize olsun.” Şengül Say. Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
“Hocam vücut geliştirme mi çalıştınız? Kolunuz çok kaslı” diyor. Nereden görüyor kasımı? Salih Gergin. Doğal sporları yapıyorum. Allah’a çok şükür kolum kuvvetli. Ehl-i kudretiz yani Allah’ın yaratmasıyla.
“Canım Hocam, Müzeyyen Hanım arkadaşım Ayten’e çok benziyor” diyor. Ayten’i tanımıyoruz. Resmini gönder, kıyaslayayım söyleyeyim.
Bülent Doğan, Şeyma Örs, Ferhat Aktaş, Abdullah Orbay, Soner Cengiz Yılmaz, Samet Karahan, Dicle Haktan, Cevdet Kurtulmuş, Sevcan Hanım, Meral Hanım yazmış, Mustafa Meral, Ramazan Çeçe, Salih Gürbüz, Ragıp Hocalı, Gülnaz Hanım da yazmış.
Bediüzzaman her yerde dikkatli bir şekilde bahsediyor. Sikke-i Tasdik-i Gaybi sayfa 10’da diyor ki;O gelecek zatın ismini vermek” gelmiş olsa, niye yalan söylesin? “Geldi” der. Ama bakın “gelecek” diyor. Şahs-ı manevi olsa “şahs-ı manevi” der. “zatın ismini vermek, üç vazifesi birden hatıra geliyor; yanlış olur” diyor. Buradaki ifadede bunu görüyoruz, inşaAllah. Mesela bakın diyor ki dokuzunca sayfada, Sikke-i Tasdik-i Gaybi’de; “Ümmetin beklediği” Hz. Mehdi (a.s) gelmiş olsa “Ümmetin beklediği” der mi? “Ümmetin beklediği, ahir zamanda gelecek zatın” geldi demiyor ‘gelecek’. Ne zaman? “Ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden” kaç tane vazifesi varmış? Üç. İki değil, bir değil. İki vazifesi vardır diyen yalan söyler, bir vazifesi vardır diyen yalan söyler. “Üç vazifesi” diyor Bediüzzaman. “ üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı” vazifelerini bölümlere ayırıyor. Üç tane vazifesi var. Ama bir en mühimi var bir daha az mühimi var. En büyüğü var, ondan daha az büyüğü var. En kıymettarı var, daha az kıymetli olanı var. Ama üç vazife var. Bakın üç vazifenin içerisinden, üç tanesinden “en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı olan iman-ı tahkikiyi neşir” çünkü iman olması mı Kuran’ın bir anlamı olmuyor o şahıs için. Hayatın da bir anlamı olmuyor. “İman-ı tahkikîyi neşir” yani iman hakikatlerini anlatmak, Allah’ın varlığını, birliğini insanlarda kanaat getirmek. Neşretmek ne demek? Yazılı, sözlü, televizyonlar, radyolar her şey. “Ve ehl-i imanı dalâletten kurtarmak cihetiyle” bir de ne yapıyor? Ehl-i iman ne tehlikesi altında? Delalet tehlikesi altında. “iman-ı tahkikiyi neşir ve ehl-i imanı dalâletten kurtarmak” Ehl-i iman öyle sağlam bir kale gibi olmuyor, delalete düşme tehlikesi oluyor. Ne yapıyorlar? Darwinist yapmaya çalışıyorlar Müslümanları, materyalist yapmaya kalkıyorlar. Onları da bu yönden korumak, Hz. Mehdi (a.s)’ın bir görevi, inşaAllah. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur’u” Risale-i Nur Külliyatı’nı “bir programı olarak neşir ve tatbik edecek” Ne yapacak? Televizyonlar, radyolarda bu gizlenmiş, bir kısım bunaklar tarafından örtbas edilmeye çalışılmış, duyulmasın diye yoğun gayret edilen açık hakikatleri, Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizesini, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurunu alenen ve açıkça müjdeleyecek, inşaAllah. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat” Sonra gelecek zat, diyor ya; ‘yalan söylüyor Bediüzzaman’ diyor. Alçak, sensin yalancı. Allah’ın velisine, büyük veliye, otuz yılını hapislerde geçirmiş çile insanına, sen nasıl yalancı diye itham edersin alçak bunak? “Sonra gelecek” diyorsa sonra gelecektir, “ o mübarek zat.” ‘Yok o zat demek istemedi şahs-ı manevi demek istedi.’ Türkçeyi bilmiyor mu Bediüzzaman? “Zat” diyor, “sonra gelecek olan o mübarek zat.” ‘Yok, sonra gelecek demek; geldi anlamına geliyor. Mübarek zattan kastı da şahs-ı manevi’ diyor. Allah belanı versin diyeceğim yani böyle ahlaksızlara. Çok kızdırıcı bir olay bu. “Risale-i Nur’u bir programı olarak neşir ve tatbik edecek” Neşretmek; radyolardan, televizyonlardan, kitaplardan, dergilerden anlatacak. “Ve tatbik edecek” uygulayacak fiilen. Yani bazı sahtekarlar gibi örtbas etmeye çalışmayacak, bazı üç kağıtçılar gibi örtbas etmeye çalışmayacak. “O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektir.” Yani İslam ahlakını hayata uygulamaktır. “Birinci vazife maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad” bakın birinci çalışması; iman hakikatleri faaliyetleri, Darwinizm’i, Materyalizmi çökertirken yaptığı faaliyette ne gerekiyormuş? “Kuvvetli itikad”,neymiş Hz. Mehdi (a.s)’ın önemli özelliği? Çok güçlü bir imana sahip. “kuvvetli itikat” diyor. İki; “ihlas” çok samimi. Üç; “sadakat” Allah’a, Kitap’a, dine sadık, “sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddi bir kuvvet” bakın maddi bir kuvvet “ve hakimiyet lazım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin.” İslam ahlakı dünyaya hakim edilebilsin, diyor. Ne gerekiyor diyor onun için? “Büyük maddi bir kuvvet ve hakimiyet lazım.” Bediüzzaman zamanında büyük bir maddi kuvvet oldu mu? Olmadı. Hakimiyet oldu mu? Olmadı. Ne diyor? ‘Üçünü de birden yapacak’ diyor. Ama sırayla yapacak, diyor. Önce iman hakikatlerini anlatacak, sonra şeriatı icra edecek, iman hakikatlerinin arkasından insanlar Kuran’a iman ettiği için Kuran ahlakını dünyaya hakim edecek. “O zatın üçüncü vazifesi” ölmüyor, o zat, devam ediyor. “O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektir” diyor. Yani Kuran ahlakı. “O zatın üçüncü vazifesi” zat hayatta, devam ediyor. “O zatın üçüncü vazifesi Hilafet-i İslamiyeyi İttihad-ı İslam'a bina ederek” Müslümanların lideri oldu mu Bediüzzaman? Hilafet-i İslamiye demek; bütün İslam aleminin, İttihad-ı İslam’ın bir lideri olmasıdır. Böyle bir şey oldu mu? Olmadı. “Hilafet-i İslamiyeyi İttihad-ı İslam'a bina ederek” İttihad-ı İslam olmuş muydu Bediüzzaman zamanında? Olmadı. “İttihad-ı İslam en büyük farzdır” dedi, çok gayret etti, çok risaleler hazırladı, çok yazılar yazdı, fakat talebelerinin bir kısmı, esefle söylüyorum, İttihad-ı İslam’ı ağızlarına almaktan şiddetle kaçınıyorlar. Bir kısmı, bizim ısrarlı taleplerimizden sonra, ısrarlı hatırlatmalarımızdan sonra, bir süre dile getirdiler geçenlerde, ondan sonra onlar da sustu yeniden. Bir daha dile getirmediler. Çok ısrar ettik, o zaman dile getirdiler. Bediüzzaman zamanında Hilafet-i İslamiye, yani Müslümanların lideri olma konumu olmadı Bediüzzaman’ın, bir. “İttihad-ı İslam’a bina ederek” diyor. İttihad-ı İslam da olmadı onun zamanında. İttihad-ı İslam’ı Bediüzzaman sadece teşvik etti. “İttihad-ı İslam’a bina ederek” dayandırarak. Lider oluyor, İttihad-ı İslam’ın başına geçiyor, ona dayandırarak, “İsevi ruhanileriyle ittifak edip, din-i İslam'a hizmet etmektir.” Bu olay oldu mu Bediüzzaman zamanında? Olmadı. “İsevi ruhanileriyle” Hıristiyanlarla ittifak ediyor. Yobaz takımı ne diyor bize? ‘Aman Hıristiyanlarla ittifak etmeyin. Sakın, kafir olursunuz, dinden çıkarsınız’ diyor. Bediüzzaman ne diyor? “İsevi ruhanileriyle ittifak” edecek diyor, Hıristiyanlarla ittifak edecek diyor. Yobaz takımı da ‘Haşa minel huzur, dinden imandan çıkarsınız, sakın’ diyor. Bediüzzaman’a düşmanlığın kökünde bunlar yatıyor. “İsevi ruhanilerle ittifak edip” çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, “Hıristiyanlara İncil’le hükmedecek, İncil’in aslıyla hükmedecek” diyor. “İsevi ruhanileriyle ittifak edip, din-i İslam'a hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat” Bediüzzaman zamanında pek büyük bir saltanat oldu mu? Olmadı. “ve kuvvet” pek büyük bir kuvvet oldu mu? Olmadı. “ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir.” Daha yeni yeni oluşuyor bu, “milyonlar fedakarlara tatbik edebilir.” “Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymettardır.” İman hakikatlerinin anlatılması. Çünkü iman adam iman ettiğinde, ondan sonrası kolay. Kuran’a da tabi olur, her şeyi yapar. “Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymettardır.” Yani iman hakikatlerinin anlatılması. Mesela biz, iman hakikatlerini anlatıyoruz. Birinci vazifeyi yapıyoruz, Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi olarak. “Fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şaşaalı bir tarzda olduğundan” gösterişli bir tarzda olduğundan “umumun” dünyanın “ve avamın” halkın “nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar” diyor. Cübbeli için ne görünüyor bu? En önemli bu görünüyor, onun için iman hakikatlerine önem vermiyor. Talebelerine de iman hakikatlerine önem verin demiyor, iman hakikatlerine önem verdirtmiyor.
DİDEM HANIM: Hocam sizin www.bediüzzamanvemehdi.com diye bir siteniz vardı, hazırlatmıştınız. Burada Bediüzzaman Hazretleri’nin, Hz. Mehdi (a.s)’ı müjdeleyen sözlerini ve sizin anlatımlarınızı bulabilir kardeşlerimiz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Neymiş bir daha söyle bakayım.
DİDEM HANIM: www.bediüzzamanvemehdi.com
ADNAN OKTAR: Başka siteler yok mu konuyla ilgili?
DİDEM HANIM: Var tabii ki Hocam. www.bediüzzamansaidnursi.net var sizin siteniz yine. www.risaleinurokuma.com, www.risaleinurarastirma.com, www.risaleinurtastamam.com, www.risaleinurkulliyati.com, www.risaleinurdabatintefsirciligi.com. Bu siteler sizin hazırlattığınız siteler. Bu gösterdiğim sitenin alt kısmında, bütün sitelerin linkleri var, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: www.risaleinurtastamam. com. Sırf onu göster zaten yeter. Bunak dedeleri oynatacak açıklamalar var orda. Böyle ceset kokan bunak dedeler var; “Hz. Mehdi (a.s) da gelmiştir, Hz. İsa (a.s) da gelmiştir, İttihad-ı İslam da olmayacak, kıyamete bir milyon sene var” gibi veya “kıyamete doğru gidiyoruz artık bundan sonra İttihad-ı İslam’dan ümidinizi kesin” diye Müslümanların heyecanını şevkini kıran bir kısım ceset kokan bunaklar var. “Hz. Mehdi (a.s) geldi” diyor “Hz. İsa (a.s) da geldi, pencereden girdi Bediüzzaman’la namazı kıldı, çıktı gitti pencereden” diyor. Başka bir bunak da diyor ki; “Hz. İsa (a.s) geldi, hemen bir süre sonra Bediüzzaman’ın yanında ölmüş, hemen gömmüş Ağabeyler orada” diyor. Üç Ağabey hemen orada gömmüş. Mezarı da gizliymiş. Yani bu kadar kansız ve bu kadar sahtekârca bir üslup ve böyle Allah’tan korkmaz bir üslup, inanılır gibi değil. Bu manyakların zoru nedir ben anlayamadım. Ne isterler ben anlayamadım. Allah’a şükür ki, Bediüzzaman’ın has talebeleri, gümbür gümbür ortalığı inletiyorlar. Abdullah Yeğin Ağabey, Salih Özcan Ağabey’imiz, Sungur Ağabey yeri göğü yıkıyor. Onları da tecrit etmeye çalışıyorlar, onları da etkisiz hale getirmeye çalışıyorlar, unutturmaya çalışıyorlar. Bir ara Sungur Ağabey’e, haşa, “bunak” dediler. Haşa, böyle çok daha kötü şeyler söylediler, ağza alamayacağım sözler söylediler, “ölmek üzere” dediler. Bak gürül gürül faaliyet yapıyor. Sungur Ağabey’in suçu ne? İttihad-ı İslam istemesi, onların kafasına göre. Tabii bu münasebetsizliği cahilliğinden yapanlar var, onları tenzih ediyorum, onlar ayrı. Ama hinliğinden, hainliğinden yapanlar var ben onları kastediyorum.
Bir ara verelim, iman hakikatleri anlatılsın o arada.
VTR-İman Hakikatleri
DİDEM HANIM: Yayınımıza Ebru Hocam, Aylin Hocam ve Zina ile devam ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aylin Hocam nasılsın?
AYLİN HANIM: Çok iyiyim Hocam, sizi görünce yine çok iyi oldum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah ilmini, irfanını arttırsın.
AYLİN HANIM: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Aylin Hocam, ilim deryasıdır. Kardeşim anlatılacak gibi değil. Biyoloji, antropoloji, paleontoloji, biyokimya, genetik, ucu bucağı yok. Müthiş ilmi var, maşaAllah.
Ebru Hocam da öyle âlimdir, maşaAllah.
“Hadîs-i sahihte rivayet edilen” diyor Bediüzzaman, On Beşinci Mektup Risale-i Nur’da Mektubat’ın, 53. sayfasında bu gizlenen bir kısım sahtekârların, üçkâğıtçıların, kokuşmuş bazı dedelerin ısrarla gizlediği bilgileri ben izhar ediyorum, açıklıyorum, anlatıyorum, gizlilik yok.
“Hadîs-i sahihte rivayet edilen” sahih hadiste rivayet edilen, “Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın geleceğini” İsa Mesih İbn-i Meryem, Meryem oğlu İsa Mesih (a.s). “Allah katından geleceğini ve şerîat-ı İslâmiye ile amel edeceğini” Kuran’a uyacağını “Deccal’ı öldüreceğini îmanı zaîf olanlar istib’ad ediyorlar” reddediyorlar. “Onun hakîkatı îzah edilse, hiç istib’ad yeri kalmaz. Şöyle ki: O hadîsin ve Süfyan ve Mehdi hakkındaki hadîslerin ifade ettikleri ma’na budur ki: Âhirzamanda dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak” şu anda da kuvvet buldu. “Birisi: Nifak perdesi altında” münafıklık perdesi altında “Risâlet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) inkâr edecek Süfyan nâmında müdhiş bir şahıs, ehl-i nifakın” münafıkların “başına geçecek.” Bakın münafıkların, küfrün demiyor münafıkların başına geçecek. Kafirden daha şiddetlidir münafık, çok şiddetlidir. “Ehl-i nifakın başına geçecek, şerîat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır.” Hafız Esad ve şimdi de oğlu, devam ediyorlar. İşte ahir zamanın Süfyanı Hafız Esad’dır. Aynısı Şam’da çıkacaktı. Şam’da çıkacak diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), şeklini şemailini tarif ediyor, tıpkısının aynısıdır ve müthiş Müslüman kanı akıtıyor ve oğlu da onun komitesinde devam ediyor.
“Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nurânîsine bağlanan” nurani silsilesine bağlanan. Nasıl oluyor? Ondan ona, ondan ona, ondan ona babadan oğula en son nereye bağlanıyor Peygamberimiz (s.a.v)’e bağlanıyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’den devam ediyor ediyor,ediyor, kime bağlanıyor? Hz. Adnan’a dayanıyor. Hz. Adnan’dan aldığımızda silsile olarak gidiyor, gidiyor, gidiyor, Hz. İbrahim (a.s)’a dayanıyor, nurani silsile. “Ehl-i velâyet ve ehl-i kemâlin başına geçecek” ehl-i velayetin; bütün velilerin ve ehl-i kemalin; aklı başında, iyi düşünen akil insanların başına geçecek, “Âl-i Beytten” Peygamberimiz (s.a.v)’in neslinden, “Muhammed Mehdi isminde” ismini de veriyor, bakın Muhammed Mehdi. Şahs-ı manevi demiyor. Ceset kokan bunak dedelere dikkat! Ceset kokan bunak dedeler yalan söylüyorlar. Bak diyor ki “Muhammed Mehdi isminde bir zât-ı nurânî” bir tane zât-ı nurânî, nurânî bir zat, nurlu “o Süfyan’ın şahs-ı ma’nevîsi olan” bak burada şahıs yok, şahs-ı manevî olduğunda Bediüzzaman net konuşuyor, şahs-ı manevî varsa “şahs-ı manevî” diyor, şahısta da “şahıs” diyor, sahtekârlık yapmayacaklar. Burada şahıs yok, Hz. Mehdi (a.s)’ın zamanında Süfyan, ölmüş oluyor çünkü. Ne kalıyor? Fikri kalmış, fikir sistemi kalmış. “o Süfyan’ın şahs-ı ma’nevîsi olan cereyan-ı münâfıkaneyi” münafıklık cereyanını “öldürüp dağıtacaktır” diyor. Şimdi dilinin döndüğünü göstertiyor Bediüzzaman bana bunu söylettiriyorlar hâşâ böyle söylenmez de Allah affetsin, öyle ahlaksızlar ki anlatamıyorum yani. Bak şahs-ı ma’nevî olduğunda gayet güzel vurguluyor değil mi? ‘Şahs-ı ma’nevîdir’ diyor. ‘Süfyan şahs-ı ma’nevî olarak var’ diyor. Hz. Mehdi (a.s), Süfyan’a yetişemeyecek vefat edecek, ölecek ondan önce Süfyan. Hz. Mehdi (a.s) kime yetişiyor? Süfyanın şahs-ı ma’nevîsine yetişiyor. Onun tahribatcı, bidatkârane rejimi, bidatkâranesine yetişiyor.
“İkinci cereyan ise: Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-ı Nemrudane tabiiyyun” Tabiiyyun; Darwinizm net, tek karşılığı var tabiiyyunun. Her şey kendiliğinden oluyor diyen cereyan, Darwinizm. “Ve maddiyyun” materyalist felsefe “felsefesinden tevellüd eden” doğan, tevellüd; doğmak, “bir cereyan-ı Nemrudane” bir firavun cereyan; elektrik. Elektrik nasıl gelişiyor? Bir veriyorsun şehre elektriği, ne yapıyor bütün şehre süratle yayılıyor. “Süratle yayılan bir cereyan-ı Nemrudane” diyor. Bir nemrutluk cereyanı. Hz. İbrahim (a.s) zamanında da bir nemrut çıkmıştı biliyorsunuz, o cereyanı nemrudane. Bir de ahir zamanda cereyan-ı nemrudanesi var. “Cereyan-ı Nemrudane, gittikçe” zaman geliştikçe “âhirzamanda felsefe-i maddiye vâsıtasiyle” materyalist, Darwinist felsefe vasıtasıyla, “intişar ederek” gelişerek “kuvvet bulup” müthiş kuvvet buldu şu an, “ulûhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir.” Alenen Allah inkâr ediliyor şu an. Otobüslerde falan yazıyor dünyanın yüzde 99’u Darwinist yapılarda neredeyse. “Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma ve manyetizmanın hâdisatı nev’inden müdhiş hârikalara mazhar olan Deccal ise, daha ileri gidip, cebbarâne surî hükümetini bir nevi rubûbiyet tasavvur edip ulûhiyetini ilân eder.” ‘Allah olduğunu ilan eder’ diyor. ‘Ben Allah’ım der’ diyor. Mesela Koreli adam söylüyor, Kuzey Kore’nin başı. Ne diyor? Haşa, “Allah’ınız benim” diyor. ‘Böyle diyecekler’ diyor. “Bir sineğe mağlûb olan ve bir sineğin kanadını bile îcad edemeyen âciz bir insanın” değil mi, bilim adamları bir sineğin kanadını değil bir hücresini bile yapamıyorlar. “ulûhiyet da’va etmesi” yani ilahlık da’va etmesi “ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu ma’lûmdur.” diyor. ‘Bu maskaralıktır’ diyor. “İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda” şu an işte, “pek kuvvetli göründüğü bir zamanda Hazret-i İsâ Aleyhisselâm’ın şahsiyet-i ma’nevîyesinden ibaret olan hakîki İsevîlik dîni zuhur edecek.” Hz. İsa (a.s) daha inmemiş bak, dikkat et. Zuhur eden ne önce? “Şahsiyet-i manevisiden, manevi şahsından ibaret olan hakiki İsevilik” gerçek Hıristiyanlık zuhur edecek. Gerçek Hıristiyanlık. Aynı İncil zamanı gibi, ilk geldiği zamanı gibi İncil’in. “Yâni Rahmet-i İlâhîyenin semâsından nüzûl edecek.” Bu bir manevidir Hıristiyanlığın ilk yayılışı. Allah’ın katından “Rahmet-i İlâhîyenin semâsından, Cenab-ı Allah’ın semasında nüzul edecek”. Bak daha Hz. İsa (a.s) inmemiş dikkat edin. İnmeden önce ne gelişiyor? Hakiki Hıristiyanlık gelişmeye başlıyor, teslis yani kalkıyor. Bediüzzaman meramını çok güzel anlatıyor muşmuş? Anlatıyor. Bakın sahtekârlara bir öğüt olsun diye de söylüyorum. Bir kısım sahtekârlara, Müminlere de bilgi olsun diye. “Hâl-i hazır Hıristiyanlık dîni o hakîkata karşı tasaffi edecek.” Saflaşacak, o hakikate teslim olmaya başlayacak. Hurâfattan ve tahrifattan sıyrılacak” yani tahrif edilmiş Hıristiyan hükümleri kalkacak, hurafe olan bizim Cübbeli tarzı hurafeler var ya onlarda da var. Onlar da gidecek. ‘Hıristiyanlığın hurafeleri gidecek’ diyor. Sıyrılacak; sıyrılmak, kurtulacak, temizlenecek. “Hakâik-i İslâmiye ile birleşecek” yani sanki Müslümanlık gibi. İslamiyet hakikaten birleşecek. İncil’in aslı Müslümanlıktır. Gerçek İncil; Müslümanlıktır. Gerçek Tevrat; Müslümanlıktır zaten. “Ma’nen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyet’e inkılâb edecektir.” ‘Sanki Müslümanlık gibi olacak’ diyor, Müslümanlığı andıracak. “Ve Kur’ân’a iktidâ ederek” bağlanarak Kuran’a “o İsevîlik şahs-ı ma’nevîsi tâbi’; ve İslâmiyet metbu’ makamında kalacak. Din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır.” ‘Hıristiyanlık Kuran’a tabi olacak’ diyor, inşaAllah. Ama Hz. İsa (a.s)’ı da peygamber kabul ediyorlar, yani Hz. İsa (a.s)’a bağlılar, inşaAllah. “Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken” şu an öyle değil mi? Hıristiyanlık ayrı, Müslümanlar ayrı. “mağlûb olan” Hıristiyanlar mağlup oluyor mu? Oluyor. “İsevîlik ve İslâmiyet” Müslümanlar bütün dünya çapında mağluplar, her yerde bir tek biz tozlarını çıkarıyoruz değil mi? “İttihad neticesinde” birleşme neticesinde “dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak isti’dâdında iken” yani dünyadan bütün dinsizliği kazıyacak isti’dâdında iken “âlem-i semavâtta cism-i beşerîsiyle bulunan” nasıl bulunuyormuş? Beşeri cismi yani Hz. İsa Mesih (a.s)’ın 2000 yıl önceki orijinal bedeni. 2000 yıl önceki cesediyle bulunan “ve canlı olan”, hayatta olan “şahs-ı İsâ Aleyhisselâm” Hz. İsa (a.s)’ın bizzat şahsı, kendi, “o din-i hak cereyanının başına geçeceğini” bütün Hıristiyanlık aleminin başına geçeceğini, “bir Muhbir-i Sâdık” Peygamberimiz (s.a.v) “ve bir Kadir-i Külli Şey’in” Kuran’ın, Kuran’da Cenab-ı Allah’ın vahyine “va’dine istinâd ederek haber vermiştir. Mâdem haber vermiş, haktır; mâdem Kadir-i Külli Şey’ va’detmiş, elbette yapacaktır” diyor. ‘Bunak dedelerimin bütün sahtekâr ifadelerine rağmen, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün it gibi çırpınmasına rağmen yapacak’ diyor Cenab-ı Allah, inşaAllah. Bunak dedelerim ne diyor? ‘Olur mu Adetullah’a münafi. 2000 yıl sonra gelir mi Hz. İsa (a.s)?’ diyor, değil mi? Bazı bunaklar, ceset kokan bunaklar, değil mi? Kokmuş bunaklar bunu diyor mu demiyor mu? Cahilleri tenzih ederim onlar ayrı. Bilgisizliğinden diyebilir. Ben kokmuş, sahtekâr bunakları söylüyorum, ajan bunakları. Bak ne diyor Bediüzzaman: “Evet, her vakit semavâttan melâikeleri yere gönderen” bitti. Gökten melâike geliyorsa, Hz. İsa (a.s) niye gelmiyor? Çok kolay geliyor mu melekler, Hz. İsa (a.s) niye gelmesin?” diyor Bediüzzaman. “Ba’zı vakitte insan sûretine vaz’eden Hazret-i Cibrîl’in ‘Dıhye’ sûretine girmesi gibi” Peygamberimiz (s.a.v) otururken Hz. Dıhye gelmedi mi? Sonra Dıhye gitti, yeniden Dıhye geldi zannettiler. Kim geldi? Cibril geldi. Sahabeler de Dıhye geldi zannediyorlar. Sonra yürüyüp gidiyor. “Ya Resulullah Dıhye’yle ne konuştun?” diyorlar. “Dıhye değildi o, Cebrail (a.s)’dı” diyor. Dıhye yok, başka şehirde Dıhye, inşaAllah. “’Dıhye’ sûretine girmesi gibi”, ‘Dıhye nasıl geldiyse, aynı şekilde gelir’ diyor. “Ruhanîleri âlem-i ervahtan gönderiyor” diyor. Abdülkadir Geylani insan suretinde görünüyor insanlara değil mi? ‘Ona nasıl oluyor?’ diyor, bir. “Hatta ölmüş evliyâların çoklarının ervahlarını cesed-i misâliyle dünyaya gönderen” diyor. Birçok veli görüntü olarak görünüyor, giriyorlar, Cenab-ı Allah gösteriyor. “Bir Hakîm-i Zülcelâl, Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ı, İsâ dinine âid” Hıristiyanlık dinine ait “en mühim bir hüsn-ü hâtimesi için” ‘en mühim’ diyor bak. En mühim hüsn-ü hâtime ne? En güzel sonuç. “Değil semâ-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan” ‘2000 yıl önceki cesediyle, bedeniyle bulunan ve hayatta olan’ diyor. “Hazret-i İsâ (a.s), belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakîkaten ölseydi” diyor, bunak dedelerimin dediği gibi. “Yine gelecek” diyor. “Hakîkaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme” büyük bir netice için “için ona yeniden cesed giydirip” yeniden aynı bedenini yapıp “dünyaya göndermek, o Hakîm’in hikmetinden uzak değil.” ‘Allah o şekilde de yapar’ diyor. Yobaz takımının ağzını oradan da kapıyor. ‘İllaki gelecek Hz. İsa (a.s), hiç kurtarınız yok’ diyor. “Belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için va’detmiş ve va’dettiği için elbette gönderecek.” diyor. Kokmuş dedelerim ne diyor? “Adetullah’a münafi, olmaz” diyor. Bu ahmakların aklını alması için kaç tane örnek vermiş. ‘Adetullah’a uygun’ diyor. ‘Ey bunaklar! Adetullah’a uygun’ diyor. Örnek bir, örnek iki, örnek üç, örnek dört, örnek beş sayıyor da sayıyor Adetullah’a uygun olduğunu göstermek için. ‘Ve elbette gönderecek, kaçarınız, kurtarınız yok’ diyor. “Öldü” diyorlar, ‘ölse de gelecek’ diyor. Yani ‘hiçbir şekilde imkânınız yok, illa ki olacak’ diyor. “Hz. İsa Mesih, İsa İbn-i Meryem” Meryem oğlu Mesih “geldiği vakit Allah katından yeryüzüne indiği vakit, herkes onun hakiki İsa olduğunu bilmek lazım değildir”. ‘Bidayeten ilk başlangıcında Hz. İsa (a.s)’ı tanımak mecburiyetinde değiller’ diyor. Çünkü uyur vaziyette bir Hıristiyan cemaatin içine bırakılacak, tanımayabilirler. “Onun mukarreb ve havassı” seçkin talebeleri ve çok yakınları “nûr-u îman ile” imanın nuru ile “İsa Mesih’i tanır. Yoksa bedâhet derecesinde” açıklık derecesinde “bidayeten herkes onu tanımayacaktır.” Diyorlar ya hani ‘gökyüzünden, minareden inecek herkes, atlar kapıda bekleyecek’, öyle bir şey olmayacak diyor Bediüzzaman. Geldiğinde sessiz sedasız geliyor. Zuhur ettiğinde, Ayasofya’daki namazda, Kudüs-ü Şerif’te, Mescid-i Aksa’daki namazda, Hz. Süleyman Mescidi’ndeki namazda, yer gök inleyecek. Orada aleni, çünkü bütün dünyayı gezecek İsa Mesih. Bunlar gizlenen hakikatler. Sahtekârlar otuz sene, kırk sene, elli sene uğraştılar gizlemek için, benim gibi bir deliyle karşılaşacaklarını tahmin etmediler, böyle bir Allah’ın delisiyle karşılaşacaklarını tahmin etmediler. İşte adamı böyle yaparlar.
AYLİN HANIM: Allah razı olsun. Daha devam ettireceklerdi, önünü kestiniz.
ADNAN OKTAR: Kardeşim onlar alıştırmışlar “seni aforoz” ederiz. Aforoz etsen kaç yazar? Her tarafın aforoz olsa kaç yazar? Bak cayır cayır bütün dünyaya anlatıyoruz. Gel de beni durdur bakalım durdurabiliyorsan. Alışmışlar milletin kafasına çöküp susturmaya, aforoz ederek susturmaya, garibanlaştırmışlar, köşeye sıkıştırmışlar, Seyyid Salih Özcan Ağabey’imizi de bir köşeye sıkıştırmışlardı, Ağabeyimiz de gürül gürül inletti. Tozlarını topraklarını birbirlerine kattı. “Hepsini göreceğiz” dedi, “İsa Mesih (a.s)’da gelecek, Hz. Mehdi (a.s) de geldi” dedi. “Ben de göreceğim. Bediüzzaman bana söyledi, alnıma vurdu, ‘sen göreceksin’ dedi, ben de göreceğim Hz. Mehdi (a.s)’ı” dedi. “İsa Mesih (a.s)’ı da göreceğim” diyor. “İstanbul'da da Hz. Mehdi (a.s)’ı göreceğiz hep beraber” diyor, inşaAllah. Bağırsalar da, çağırsalar da bu böyle.
Anlattıklarımı çok dikkatli dinliyor. Ne diyor anlattıklarıma? Neler dikkatini çekti?
YABANCI KONUK:Benim için çok ilginç, çünkü farklı benim için.
ADNAN OKTAR: Evet, İsa Mesih (a.s)’ı göreceksiniz. Yüzünüzü mesh edecek eliyle, inşaAllah. Mesih lakabı oradan geliyor zaten. Onun pamuk gibi çok güzel elleri var, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın. “İnce, kibar ve çilli” Peygamberimiz (s.a.v.) öyle söylüyor. Ayakları da çilli, burnu da çilli; saçları uzun, omzuna kadar uzun, hafif dalgalı. Mühim bir detay olarak Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “su değmediği halde ıslak gibidir” diyor. Yani sanki banyodan çıkmış gibi, “ıslak gibidir” diyor görünüşü. Altın sarısıyla kestane rengi karışığı; saç rengi odur. Mis gibi kokar, özelliğidir. Annesinden doğunda da öyle, mis gibi kokarak doğmuştur bir mucize olarak ve çok temiz doğmuştur, onun için lakabının bir nedeni de odur. Bir de ince belli olduğu için, inceciktir beli. Geniş omuzlu. Hz. Mehdi (a.s) öyle değil. Hz. Mehdi (a.s) kalıplı, boydan boya geniştir Hz. Mehdi (a.s). Yüzü geniş, boynu, her yeri geniş. Yani boydan boya geniştir. İsa Mesih (a.s) zariftir, öyle değil. Atletik yapılıdır, maşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) pehlivan yapılı, onu anlıyoruz inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.) de pehlivan yapılı, evet. Hz. İsa Mesih (a.s) orta boylu ama daha vakti var. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın en önemli özelliği nedir biliyor musunuz? Duası kabul olur. Ara ara çok mühim dualar yapar. Mesela; “Yarabbi şurayı helak et” der, helak olur. “Yarabbi şunu şöyle yap, yalvarıyorum” der, o olur. Yani peygamberlerde mühim bir özelliktir o, insanlarından gözünden kaçıyor olabilir. Peygamberler bir dua ettiklerinde, o oluyor. Hemen akabinde olur. Bir mucize olarak oluyor. Allah dua ettiriyor, vahiyle dua etmesini söylüyor, zaten Allah yapacak oluyor, Allah karar vermiş oluyor, “dua et” diyor. Önce dua ettiriyor sonra da yıkıyor Allah veyahut öldürüyor. Önce dua ettiriyor, “sen dua et” diyor, duadan sonra da arkasından Allah gerekeni yapıyor neyse o, inşaAllah.
DİDEM HANIM: Hocam, Dışişleri Bakanımızın, Alevi kardeşlerimiz için çok önemli sözleri olmuş bugün.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah. Dışişleri Bakanı, Hz. Mehdi (a.s) talebesi. Elinden, yüzünden, ağzından nur akıyor, maşaAllah. Atasına rahmet olsun. Ne diyor?
DİDEM HANIM: Köln Hacı Bektaş-ı Veli Alevi Cem Evinde şunları söylemiş: “Ben torosların çocuğuyum. Orada da alevi kültürünün izleri vardır. Babaannem dualarına sürekli ehl-i beyt ile başlar, ehl-i beyt ile bitirirdi. Ehl-i beyt bizim canımız, yüreğimiz, ciğerimiz ve eğer ehl-i beyt’i sevmek, eğer ehl-i beyt için göz yaşı dökmek, eğer muharrem ayında yas tutmak Alevilikse; evet en önde gelen Alevi benim.” demiş.
ADNAN OKTAR: Hay MaşaAllah, elhamdülillah.
DİDEM HANIM: Ayrıca Almanya Süryani Kilisesini ziyaret ederek; “Süryaniler bu ülkenin asli çocuklarıdır. Hepimiz aynı ailenin bireyiyiz” demiş.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, Allah Allah, Mehdilik ortalığı inim inim inletiyor, maşaAllah.
DİDEM HANIM: Alevi kardeşlerimizle dua ederken çekilmiş fotoğrafı var. Ayrıca bakanlarımızdan Sayın Faruk Çelik, Bekir Bozdağ ve İsmet Yılmaz’ın da, Alevilerin muharrem iftarındayken çekilmiş bir fotoğrafı var ekranda.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yedi cedlerine rahmet olsun. Helal olsun, maşaAllah.
“İmanlı millet, kahraman ordu” diyor Bediüzzaman. "Kuran'ın ışığı ile hakikat hali göreceği ve o dehşetli komitenin” yani iddia edilen Ergenekon terör örgütünü kastediyor “dehşetli komitenin tahribatını tamire çalışacağı, rivayetlerden anlaşılıyor" diyor. “Kahraman ordu” diyor ve “imanlı millet” diyor. Türk ordusu için “kahraman ordu” diyor, maşaAllah. Kimseden korkusu yok Bediüzzaman’ın. Biliyorsunuz, acayip delikanlıdır. Milis albayıydı yani kabadayının, delikanlının hasıydı. Kimseden korkmaz. Bir tek Allah’tan korkar. Açıkça söylüyor. “Kahraman ordu, imanlı millet” diyor. "Kuran'ın ışığı ile hakikat hali göreceği ve o dehşetli komitenin tahribatını tamire çalışacağı, rivayetlerden” hadislerden, Hz. Peygamber Efendimiz(s.a.v.) hadislerinden “anlaşılıyor" diyor, maşaAllah.
DİDEM HANIM: Hocam Sayın Kılıçdaroğlu da Halkalı’daki aşure mateminde çok güzel bir konuşma yapmış. Bir kısmını okumak istiyorum inşaAllah. "Bir düşününüz, bütün Müslümanların Veda Hutbesi'ni gözyaşı içerisinde dinlemeleri üzerinden henüz 48 yıl geçmişti. O hutbede Hz. Peygamber ehl-i beyt’ini, kendi torunlarını ümmetine emanet etmişti. Yıllar yılı Peygamberin önderliğinde kardeşliğin en güzel örneklerini gösterenler, daha 48 yıl geçmeden nasıl olmuştur da, kılıçlarını birbirlerine ve sevgili Peygamberin sevgili torunlarına çevirebilmişlerdir? Hiçbir cevap Peygambere karşı duyulan mahcubiyeti azaltmamıştır. Fitne ve nifakın ne kadar yıkıcı olduğunu, Kerbela'dan daha güzel anlatacak başka bir olay yoktur. Kerbela olayı Müslümanlar arasına sokulan bir fitnedir.”
ADNAN OKTAR: Ahir Zaman’da da, Hz. Mehdi (a.s)’a Kerbela uygulanacak. Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in rengi soluyor. Hz Mehdi (a.s) konusunda, Hz. Mehdi (a.s)’a yapılacak eziyetleri anlatırken, rengi kül gibi oluyor. Hadiste var. “Ehl-i beyt’im bela ve şiddetle karşılaşacak” diyor, her türlü belayla karşılaşacak ehl-i beyt. Hz. Mehdi (a.s) konusu sorulduğunda söylüyorlar. Hz Mehdi (a.s)’ın azap çekeceği, çile çekeceği, üç bin yıl öncesinden Tevrat’ta geçiyor. İti, kopuğu, çakalı, yobazı, pisliği Hz. Mehdi (a.s)’ın üstüne, bütün gücüyle gelmeye çalışacaktır. İblisun ve iblisat, cinlerin kafirleri, şeytanların en azgınları, müşriklerin en gözü dönmüşleri, ahir zamanda Mehdiyet’in ve Hz. Mehdi (a.s)’ın üstüne gelmeye çalışacaklardır. Ama Hz. Mehdi (a.s), inayet altındadır. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın duasıyla inşaAllah, şerefiyab olmuştur. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın duasına mazhardır. Hz. İsa Mesih (a.s), Hz. Mehdi (a.s) için özel dua ediyor. Özel koruma altındadır. Cebrail (a.s) ve Mikail (a.s) tarafından korunuyor. Ulu’l Azm melekler tarafından korunuyor Hz. Mehdi (a.s). Ayrıca üç bin ayrı melekle korunuyor. Onun için Hz. Mehdi (a.s)‘a bir şey yapamayacaklar. Allah onlara vesile ediyor. Yoksa Hz. Mehdi (a.s)‘a sayısız suikast, sayısız oyun olacaktır. Fakat hepsini melekler bertaraf ediyorlar. Hz. İsa Mesih (a.s)’ın duasını da Allah vesile ediyor, inşaAllah. Hz. İsa Mesih (a.s), Hz. Mehdi (a.s)’ın yüzünü mesh ediyor karşılaştıklarında, orada tabii o elektrik, o manevi elektrik, o Rahmani elektrik bütün bedenine doluyor Hz. İsa Mesih (a.s)’dan Hz. Mehdi (a.s)’a ve cennetteki makamını söylüyor Hz. Mehdi (a.s)’a. Ama inanılması farz değildir, inşaAllah. Çünkü yeni bir şeriat, yeni bir hüküm getirmediği için, inşaAllah. Onu dua mahiyetinde hüsnü zan olarak değerlendirmek durumunda olacak, inşaAllah.
Bediüzzaman kabadayıydı tabii. Kabadayı ne demek? Yiğit, koçyiğit, cesur anlamında inşaAllah. Kimseden korkmaz, bir tek Allah’tan korkar. Bediüzzaman’ı zannediyorlar ki, pasif, sakin. Öyle değil. Yani namaz kılarken de çok güçlü kılıyor. Mesela tekbir getirdiğinde, yer gök inliyor. “Allah-u Ekber dediğinde bina sallanıyordu” diyor talebeleri. Özellikle yapıyor. Mesela rükuya kalkarken sert hareketlerle kalkıyormuş. Yaşlılığına doğru bitkinleşti, mecburen hastalığından dolayı. Yoksa namazları çok sert hareketlerle kılıyor. “Allah-u Ekber dediğinde, bayağı sallanıyordu” diyorlar. Kasten yapıyordur tabii, inşaAllah. Kabadayı derken, bir bildiğim varda, onun için söylüyorum. Bediüzzaman’ın bilinmeyen yönleri de var. Çok cesur Bediüzzaman. Biliyorsunuz, milis albayıydı. Bütün talebeleri şehit oldu, hepsi. Bir tek o sağ kalmıştır. Yüzlerce talebesi vardı, tamamı şehit oluyor, inşaAllah.
Nedir o konu?
DİDEM HANIM: Hocam, İbrahim Tatlıses telefonla bir programa bağlanmış ve şöyle söylemiş, Allah’a olan inancının nasıl kuvvetlendiğini açıklamış: "Kendimi tutamıyorum ağlamamak için, elimde değil ağlamamak. Allah bana ikinci bir şans verdi.”
ADNAN OKTAR: Nasip.
DİDEM HANIM: Tabii. “Ben Allah’ın bir mucizesiyim. Dostu düşmanı tanıma fırsatı verdi. Şimdi kim dostum kim dostum değil anladım. Allah hepimizi, herkesi bağışlasın. Hak doğrunun yanındadır. Düşünsenize biz yara alıyoruz, şoför yara almıyor. Yara almadı ki, bizi hastaneye yetiştirdi. Allah'ın varlığına bir kez daha inandım. Allah'ın insanları koruduğunu bir kez daha inandım.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabii, mesela silah bir milim sekseydi, oynasaydı, kurşun gelmezdi. Çünkü bir milim orada en az 60-70 santim fark eder bir milim, o mesafe içerisinde. Mucize kurşunun gelmesi. Ve bir milim de kaymış olsaydı, milimetrenin yarısı kadar diyelim, yarım milim kaymış olsaydı, kurşun alnının ortasına gelirdi. Allah mucize olarak hayatta tuttu, inşaAllah. Ama biz telin ediyoruz, kınıyoruz. Çok büyük zulüm, sanatçı, kendi halinde bir insan, arabasıyla gidiyor. Sanatçıya bunun yapılması, inanılır gibi değil. Çok büyük bir zulüm, inşaAllah.
Şimdi ahir zamanı, astronottan yine dinleyelim.
VTR-Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Allah’ın Koruması Altında Olduğunu, O’nun İzni Olmaksızın Kimsenin Hz. Mehdi (a.s)’a Zarar Veremeyeceğini Anlatıyor.
DİDEM HANIM: Konuklarımız Ceylan, Damla ve Ayşe Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın, Bediüzzaman’a Said Nursi Hazretleri ne güzel bir şey anlatıyor: "Dağda 3 ay bana ve misafirime bir kıyye tereyağı her gün ekmekle beraber yemek şartıyla kafi geldi" diyor. Bir parça ekmeği varmış, bir de tereyağı varmış, onu yiyorlarmış. Başka bir şey yok katık, ekmek ve tereyağı. Ama bayağı lezzetli. "Hatta Süleyman isminde mübarek bir misafirim vardı. Benimde, onun ekmeği de bitiyordu. Çarşamba günü idi. Dedim ona; 'Git ekmek getir.' 2 saat her tarafımızda kimse yok ki, oradan ekmek alınsın." Uçsuz bucaksız arazı, geniş arazi, dağ taş geniş.“'Cuma gecesi senin yanında, bu dağda beraber dua etmek arzu ediyorum.' dedi. Ben de dedim ki: ‘Kal’. Sonra hiç münasebet olmadığı halde, bir bahane yokken ikimiz yürüye yürüye bir dağın tepesine çıktık. İbrikte bir parça su vardı. Bir parça şeker ile çayımız vardı." Bak şekeri de çayından eksik etmiyor. Çok şeker, maşaAllah. "Dedim; 'Kardeşim, bir parça çay yap.' O ona başladı." Herhalde orada çalı çırpı toplayıp, ateş yakıyor, ama çokta lezzetli olur, maşaAllah. "Ben de derin bir dereye bakar, bir katran ağacı altında oturdum.” Bakın, "Ben de derin bir dereye bakan bir katran ağacının altında oturdum.” Derin bir derenin yamacında oturuyorlar. "Mütessifane şöyle düşündüm ki; küflenmiş bir parça ekmeğimiz var.” Köy ekmeği genellikle küfleniyorlar. "Küflenmiş bir parça ekmeğimiz var. Bu akşam ancak ikimize yeter. İki gün nasıl yapacağız, bu safi kalp” yani safi kalple “adama ne diyeceğimi düşünmekte iken, birdenbire başım çevrilir gibi başımı çevirdim." Bak, "Birdenbire başım çevrilir gibi başımı çevirdim. Gördüm ki, koca bir ekmek katran ağacının üstünde dallar içinde bize bakıyordu.” Koskoca ekmek. Bakın, koskoca, uçsuz bucaksız araz. Bak 2 saat mesafe geçiyor, kimseyi bulamıyor, uçsuz bucaksız arazi. "Başım çevrildi gibi oldu." Diyor, "Koskoca bir ekmek ağacın dalları üstünde bize bakıyordu” diyor. "Dedim; ‘Süleyman müjde. Cenab-ı Hak bize rızık verdi’. O ekmeğe alıp bakıyoruz ki, kuşlar ve hayvanat ve vahşi yer hiçbiri ilişmemiş.” Yani mucize. "Yirmi, otuz gündür hiçbir insan o tepeye çıkmamıştı. O ekmek ikimize iki gün kafi geldi. Biz yerken bitmek üzere iken, dört sene sadık bir sıddıkim olan" yani sadık bir talebesi olan "müstakim Süleyman ekmekle aşağıdan çıkageldi” diyor. Tam bir biteceği vakit. Bediüzzaman, böyle harika insan, maşaAllah. "Dördüncüsü, şu üstümde sakoyu" diyor. Sako, cübbe gibi olan var ya elbise "sakoyu yedi sene evvel eski olarak almıştım. Beş senedir elbise, çamaşır, pabuç, çorap için dört buçuk lira ile idare ettim" diyor, dört buçuk lirayla. "Bereket, iktisat ve rahmeti ilahiye bana kafi geldi." Canım Üstadımın hep cübbesi yamalıydı biliyorsunuz. Kıyafetlerinin tamamı yamalı. Canım benim Hocam, mübarek Hocam. "İşte bu numuneler gibi çok şeyler var ve bereketi İlahiye’nin çok cihetleri var. Bu köy halkı bunların çoğunu bilirler. Ama sakın bunları fahri için zikrediyorum zannetmeyin.” Yani 'övünmek için, sükse için söylemiyorum' diyor. "Belki mecbur oldum. Hem benim için iyiliğe medar olduğunu düşünmeyiniz. Bu bereketler yanıma gelen halis dostlarıma ihsandır" yani yanıma gelen kardeşlerime Allah’tan ihsandır. "Veya hizmeti Kuraniyye’ye bir ikramdır" Kuran'a hizmet ettiğimiz için bir ikramdır"veya iktisadın bereketli bir menfaatidir veyahut Ya Rahim, Ya Rahim diye zikreden ve yanımda bulunan dört kedinin rızıklarıdır ki" bakın Bediüzzaman’ın da kedisi varmış, değil mi? Benim kedi sevmem gibi Bediüzzaman’ın da, onun da dört tane kedisi varmış. Mırıldıyorlar ya "’Ya Rahim Ya Rahim’ diye zikreden yanımda bulunan dört kedinin rızıklarıdır ki, bereket suretinde gelir, ben de ondan istifade ederim. Evet, hazin mırmırları dikkatle dinlersen, ‘Ya Rahim Ya Rahim’ çektiklerini anlarsın” diyor, bakın “dikkatle dinlersen” diyor. Bu öylesine söylenmiş bir söz değil. Yani net olarak ‘Ya Rahim’ duyuluyor. Ama dikkat veriyor, özel bir konsantrasyon, beynin özel bir hali, ruhun özel bir halinde, net duyuluyor. "İslam hakim olunca" diyor "bana geleceksiniz" diyor Bediüzzaman. “Medresesi’nin oraya geleceksiniz, benim kemiklerim de orada olacak" diyor. Mezarı, Allahualem orada. "Kemiklerim orada olacak. Ben bu bayramı kutlayacağım”diyor. Yani tebşir edilecek şekilde konuşuyor, "siz ve orada bulunan herkes duyacaksınız, benim sesimi duyacaksınız” diyor. Bu çok acayip bir şey. Yani bunu Bediüzzaman Hazretleri durduk yere demez. Bir fevkaladelik var. Bakın "Oradaki misafirlerde, hepiniz duyacaksınız. Mezarımdan size sesleneceğim. Mezarımdan sesimi duyacaksınız” diyor, yani "Mezarımdan gelecek sesi duyacaksınız. Oradaki misafirlerde duyacak Hz. Mehdi (a.s) zuhur ettiğinde. Hz. Mehdi (a.s) zuhur ettiğinde, İslam hakim olduğunda, mezarıma geleceksiniz ziyaret için" oraya diyor "yeri belli olacak mezarımın. Oradan size sesleneceğim, mezarın içinden size sesleneceğim, siz de duyacaksınız, herkes duyacak sesimi. Oradakiler de duyacak. Şahit olacaksınız” diyor. Yani bir şey söylediğinde, Bediüzzaman, oluyor.
DAMLA HANIM: Hocam siz, Eddai şiirinde açıklamıştınız. Mezarının yıkılacağını bildiriyor, yazıyor şiirinde, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kaç yaşında öleceğini. Ama Van'a da dikkat çekmiş. Van'da bir şeyler olacağını söylüyor. Van'ı özellikle zikretmiş. "Yıkılmıştır" diyor ve başlıyor, inşaAllah.
"Kedi bahsi geldi, tavuğu hatıra getirdi. Bir tavuğum var” diyor Bediüzzaman. "Şu kışta yumurta makinesi gibi pek az fasıla ile her gün rahmet hazinesinden bana bir yumurta getiriyor.” ‘Protein ihtiyacı öyle gidiyor’ diyor. “Hem bir gün iki yumurta getirdi” diyor, iki tane yumurta yumurtlamış. "Ben de hayret ile kaldım. Dostlarımdan sordum 'Böyle olur mu?' dedim. Dediler ki; Belki bir ihsani ilahiyedir.” Yani ‘harikadır’ diyor, çünkü normalde olmaz. "Hem şu tavuğun yazın çıkardığı küçük yavrusu vardı." Ortalık bayağı şenmiş. "Ramazan-ı Şerif'in başında yumurtaya başladı. Ta kırk gün devam etti." Bak yavrusu. O da yumurtlamaya devam ediyor. "Hem küçük, hem kışta, hem Ramazan'da bu mübarek hali, bir ikramı Rabbani olduğuna ne benim, ne de bana hizmet edenlerin şüphemiz kalmadı. Hem ne vakit annesi kesiyor" hemen öbür ufaklık başlıyormuş. “Hemen o başladı, beni yumurtasız bırakmadılar” diyor.
Ah benim canım Hocam ah. O zamanın hasta adamlarına bak. Ne diyorlar; "Ehl-i dünya diyorlar ki bana; 'Sana nasıl emniyet edeceğiz?’” nasıl güveneceğiz? “ ‘Sen dünyamıza karışmayacaksın. Seni serbest bırakırsak' hapisten bırakırsak 'belki dünyamıza karışırsın. Hem nasıl bileceğiz ki, sen kurnazlık yapmıyorsun. Kendini tarik-i dünya gösterip, halkın malını zahiren alıp' bak şüpheye bak. Allah'tan korkun. Bir torba küçücük yoğurt, bir tavuğu var, dört tane kedisi var, boydan boya yamalı bir cübbesi var. Malımızı, mülkümüzü elimizden almayacağını nereden bileceğiz? diyorlar. Kafaya bak. Şüpheciliğin hangi boyutla geldiğine bak. "Kendini tahrik-i dünya gösterip halkın malını zahiren almaz, gizli alır bir kurnazlık olmadığını nasıl bileceğiz?” diyorlar. ‘Ya çaktırmadan alıyorsan milletin malını’ diyorlar.
CEYLAN HANIM: Beş yıl boyunca giyimine, sadece dört buçuk kuruş harcamış.
ADNAN OKTAR: Artık bu insanların şüpheciliğin şiddetini görün. Şu anda da var, şu anda da böyle insanlar var ve ‘çözüm olsaydı, seni hapiste de tutmamız gerekirdi’ diyorlar. Şüphe üstüne, ‘ne olur ne olmaz? Sen bize rahat vermezsin, işimize gücümüze karışırsın, zarar verirsin bize. Mümkünse seni hapiste tutalım’ diyorlar. Ne yapmak lazım? ‘Sana mümkünse iftira atalım. İftira atacaksın, dilekçe vereceksin, şahit bulacaksın, atacaksın hapse’ diyorlar.
"Hem de ahireti bilen ve dünyanın hakikatini keşfeden akıllı varsa pişman olmaz. Yine dünyaya dönüp uğraşmaz. Elli seneden sonra alakasız, tek başına bir adam, hayat-ı ebediyesini dünyanın iki sene gevezeliğine, şarlatanlığına feda etmez. Feda etse, kurnaz olmaz. Belki ebleh-i divane olur” diyor. Ben niye bu yaşımda dünyanın neyine döneceğim? Ne var dünyada diyor, değil mi? Yetmiş yaşına gelmiş, Allah'tan korkun. Allahualem adamlarda bir acayiplik var, bir kısmında. "Ebleh-i bir divanenin elinden ne gelir ki onun ile uğraşılsın?" O zaman ebleh-i divane o, ne yapacak ki? Ne yapabilir ki öyle bir adam? "Amma zahiren târik-i dünya, bâtınen talib-i dünya şüphesi ise sırrınca ‘Ben nefsimi tebrie etmiyorum, nefsim her fenalığı ister. Fakat şu fâni dünyada, şu muvakkat misafirhanede, ihtiyarlık zamanında, kısa bir ömürde,’” Hayret bunu dedirttiriyorlar. Ben çok itidalli bir adamım ama bilmiyorum orada ben ne yapardım ben bu adamlara. Bu ne eziyettir kardeşim? Hayır ben, yani tabii ki kanun hukukla ama yine iflahlarını keserdim ben bunların.
CEYLAN HANIM: Hocam sizinle ilgili kuşkulara da çok benziyor. Siz bugüne kadar otuz yıl içinde, bir gün bile davanızı bırakıp hiç bir şekilde, bir gün bile dinlenmediniz. Asla yurt dışına çıkmadınız, pasaportunuz dahi yok. O şekilde kuşku olduğunu söylüyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Her şeyde bir hayır var. “Kısa bir ömürde, az bir lezzet için; ebedî, daimî hayatını ve saadet-i ebediyesini berbad etmek, ehl-i aklın kârı değil. Ehl-i aklın ve zîşuurun kârı olmadığından, nefs-i emmarem ister istemez akla tâbi’ olmuştur” diyor. ‘Ben niye sonsuz hayatımı iki günlük dünyaya tercih edeyim’ diyor. "Sen bizi beğenmiyorsun” diyorlar. “Eğer beğenmiyorsam bize muarızsın," yani karşısın,"’biz muarızlarımızı ezeriz’ diyorlar" diyor. "El cevap" diyor Bediüzzaman. "Ben değil, sizi belki dünyanızı sevseydim, dünyadan çekilmezdim." Çekildiğime göre. "Ne sizi ve ne de dünyanızı beğenmiyorum. Fakat karışmıyorum. Çünkü ben başka maksaddayım; başka noktalar benim kalbimi doldurmuş, başka şeyleri düşünmeye kalbimde yer bırakmamış. Sizin vazifeniz ele bakmaktır, kalbe bakmak değil!" ‘Çünkü benim kalbimi bilmezsiniz siz’ diyor. “Çünkü idarenizi, asayişinizi istiyorsunuz. El karışmadığı vakit, ne hakkınız var ki, hiç lâyık olmadığınız halde ‘kalb de bizi sevsin’ demeye.” ‘Ben sizin dünyanıza karışmıyorum. Ben size bir kötülük yapıyor muyum? Bir şey yapıyor muyum? Yapmıyorum. O zaman ne alaka yani. Bize muhalifsin diye ezmeye kalkmanın anlamı ne? Kalben sevmiyorum’ diyor.“Evet ben nasıl bu kış içinde baharı temenni ediyorum ve arzu ediyorum; fakat irade edemiyorum, getirmeye teşebbüs edemiyorum. Öyle de: Hâl-i âlemin salahını temenni ediyorum, dua ediyorum ve ehl-i dünyanın ıslahını arzu ediyorum; fakat irade edemiyorum, çünkü elimden gelmiyor. Bilfiil teşebbüs edemiyorum; çünkü ne vazifemdir, ne de iktidarım var.”
Hayret bu güzelim insanla, bu mübarek insanla bu kadar uğraşmaları. İnanılır gibi değil.
“Ehl-i dünya diyorlar ki: ‘Bize ahkâm-ı diniyeyi ve hakaik-i İslâmiyeyi’” yani iman hakikatlerini, İslam’ın hakikatlerini “talim edecek” anlatacak. “Resmî bir dairemiz var.” ‘Diyanet İşleri Başkanlığı var’ diyorlar. “Sen ne salâhiyetle neşriyat-ı diniye yapıyorsun?” ‘sen ne alaka oturup tebliğ yapıyorsun, dini yayıyorsun? Bize de demiyorlar mı?’ diyorlar. Bana da diyorlar; ‘Diyanet İşleri Başkanlığı var, sen ne alaka oturup anlatıyorsun?’ “Sen madem nefye mahkûmsun; bu işlere karışmaya hakkın yok." ‘Madem hakkında soruşturma var, hapse giriyorsun çıkıyorsun, karışamazsın’ diyorlar. “Hak ve hakikat inhisar altına alınmaz.” diyor Bediüzzaman. Yani baskı altına alınamaz. “ İman ve Kur'ân nasıl inhisar altına alınabilir?” baskı altına, yani kontrol altına. “Siz dünyanızın usulünü, kanununu inhisar altına alabilirsiniz.” Dünyevi kanunlarla inhisar altına alabilirsiniz. “Fakat hakaik-i imaniye (iman hakikatleri) ve esâsât-ı Kur'âniye, (Kuran’ın esasları) resmî bir şekilde ve ücret mukabilinde, dünya muamelâtı suretine sokulmaz.” Yani ‘bu sadece resmi hizmetle olacak bir konu değildir’ diyor.“ Belki, bir mevhibe-i İlâhiye olan” Allah’tan özel armağan olan, “o esrar, hâlis bir niyetle” o incelik, samimi bir niyet ile “dünyadan ve huzûzât-ı nefsaniyeden tecerrüd etmek vesilesiyle” yani nefsani arzulardan çekilmek, dünyadan çekilmek vesilesiyle, “o feyizler gelebilir” diyor. Yani sırf Diyanet’in yapabileceği bir şey değil. ‘Bu manevi derinlik ister, aşk ister, kalp derinliği ister, özel bir ilhamıdır, Cenab-ı Allah’ın özel bir lütfudur. Resmi bir eğitimle olabilecek bir şey değildir bu. O feyzler o zaman gelebilir’ diyor. Hz. Mehdi (a.s)’da da öyledir. Mesela Hz. Mehdi (a.s) o zaman, Diyanet İşleri Başkanı var, o zaman faaliyete gerek yok mu diyecek? “Hem de sizin o resmî daireniz dahi, memleketteyken beni vaiz kabul etti, tayin etti.” ‘Zaten resmi vaizim ben’ diyor. Yani ‘Diyanet İşleri Başkanı beni resmi vaiz de kabul etti. Maaş da vermiş. Ve tayin de etti’ diyor ayrıca. “Ben o vaizliği kabul ettim, fakat maaşını terk ettim” diyor. ‘Para almıyorum, bedava, Allah rızası için yapıyorum’ diyor. “Elimde vesikam var. Vaizlik, imamlık vesikasıyla her yerde amel edebilirim. Çünkü benim nefyim (hapsedilmem) haksız olmuştur.” ‘Benim hapsedilmem haksız olmuştur’ diyor. ‘Zaten hapse attırdık seni’ diyorlar, bitti bu iş. O zaman da mahkemeleri kullanıyorlar Müslümanlara karşı. Biri bir iftira atıyor, mahkemede şahit de getiriyorlar, hapsettiriyorlar. “Hem menfiler madem iade edildi; eski vesikalarımın hükmü bâkidir” diyor. Mesela menfi olan kararlar iade edilmiş, Yargıtay’dan dönmüş. O zaman “eski vesikalarımın hükmü bâkidir” diyor. ‘Eski vaizliğim geçerlidir’ diyor. Ne kadar sıkıştırmışlar kardeşim, bu ne eziyettir? Hayranlıkla ‘Vay be Bediüzzaman Battal Gazi gibiymiş mübarek, neler çekmiş’ diyorlar. Karısı yanında, çocukları yanında falan, çekirdek çitleyerek, gazoz içiyor bir yandan, geğirerek ‘vay mübarek neler yapmış’ diyor. ‘Şimdi artık hayat devri başladı’ diyor. “Bediüzzaman o tebliğ devrini bitirdi. Şimdi Mehdiyet’in ikinci aşaması hayat devri. Artık hayatımızı yaşayalım’ diyor. Bu kadar yüzsüz, bu kadar delice, bu kadar ahmakça bir üslup inanılır gibi değil. Artık bunların da hayatını yaşaması gerekiyorlarmış; yani yiyelim içelim, eğlenelim, işimize bakalım. Bu kafada. Diyor ya Bediüzzaman; “biri hayat, biri şeriat.” ‘O kısmı Bediüzzaman yaptı, şimdi hayat safhası kaldı, onu da biz yapıyoruz’ diyorlar geğirerek dana gibi. Böyle bir vicdansızlığın içindeler, böyle anlamazlıktan geliyorlar. Kastedilenin ne olduğunu, Mehdiyet’in üst safhasının tamamının Hz. Mehdi (a.s) tarafından yapılacağını, böylece de ört bas edileceklerini zannediyorlar. Bir kısmı cahilliğinden yapıyor, ben cahilliğinden yapanları her zaman tenzih ediyorum, onlar benim sözümün muhatabı değil. Ben hinliğinden, alçaklığından yapanları kastediyorum.
AYŞE HANIM: Hocam Bediüzzaman Hazretleri'nin eserleriyle para kazanıp, bir de Bediüzzaman Hazretleri'ni eleştiriyorlar. Siz, bununda önüne geçtiniz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bugünlük bu kadar yeter.
Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...