DİDEM HANIM: Yayınımıza Hocamızla birlikte devam ediyoruz inşaAllah. Konuklarımız, Leyla Hocam, Mehtap Hocam ve Ceylan Hocam.
Hocam hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim. Herkes hoş geldi.
Ceylan Hocam, bir şeyler anlatın.
CEYLAN HANIM: İnşaAllah. Hocam ben bugün insan vücudundaki en küçük kemiklerden ve en küçük kaslardan bahsetmek istiyorum. İnsanın kulağındaki, iç kulağındaki örs, çekiç ve üzengi kemikleri, bunlar üçü de insan vücudundaki en küçük kemikler ve onları kulağa bağlayan kaslarda en küçük kaslar. Fakat bu kaslar çok çok akıllı. Ve insanın kulağını ve beynini çok önemli bir hasardan koruyorlar Hocam. Şöyle; sesin desibelini yükseltiyorlar veya alçaltıyorlar. Hocam, kulağa gelen titreşimler, iç kulağa iletildikten sonra bu kemiklerin üzerinden geçerken eğer kaslar kasılırlarsa, dışarıda çok yüksek desibelli bir ses varsa, bu ses kulağa ve beyine zarar gelmeyecek şekilde desibeli düşürülüp o şekilde iletiliyor. Fakat eğer ses düşükse ve duymamız gereken bir şeyse, o zaman kaslar gevşiyor ve daha fazla titreşmelerine vesile oluyor ve daha çok duyuyoruz bu sesi, yükseltiyorlar bu sesi Hocam. Allah böyle bir sistem yaratmış. Eğer böyle olmasa, aniden, mesela yüksek gürültüde bir araç geçse yanımızdan veya öyle bir ortama girsek büyük hasar oluşacaktı. Aksi takdirde duymamız gereken bir şeyi de duyamayacaktık ve tehlike oluşacaktı. Hocam, Allah insanı böyle koruyor bu minicik kasla.
ADNAN OKTAR: Bak, bu o kadar bilinen bir şey değil. Çok önemli böyle emniyet sistemlerinden bir tanesi vücutta. Mesela o adrenalin salgılanması ve vücuttaki diğer emniyet sistemleri. Bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane değil. Vücutta da mesela, refleks olarak gözünü kapatıyor, mesela bir ses yada bir patlama olduğunda, birden istemsiz olarak vücut kendini korumaya alıyor. Bu da o neviden bir şey demek ki, ama çok ilginç tabii, çok hayret verici, maşaAllah.
CELAN HANIM: Hocam, o kasında o desibelin yüksek olduğunu algılaması gerekiyor çok çok kısa bir zamanda, yoksa hemen iletir, yani iletmesi gerekir. İlk önce algılayıp ondan sonra iletmiyor, baştan biliyor onun yüksek olduğunu ve baştan düşünüyor.
ADNAN OKTAR: O daha da acayip, maşaAllah.
Hz. Mehdi (a.s) konusu, İttihad-ı İslam olacağı için çok ilginç tabii, çok hayret verici. İttihad-ı İslam’ı ilk defa insanlar görecek. Hep duyardık, mesela kitaplarda okurduk, Hz. Süleyman (a.s) zamanında İslam hakim olmuş derlerdi, değil mi? Duyarsınız, Hz. Zülkarneyn (a.s) zamanında hakim olmuş diye. Mesela komünizmin hakimiyetini insanlar gördü, kapitalizmin hakimiyetini gördü, ama İslam’ın hakimiyetini görmediler, bilinmiyor şu an, onu görecekler. Yobaz takımı da zannediyor ki, dünyayı cehenneme çevirecekler, kadınları evlere hapsedecekler, müzik yasak olacak, resim yasak olacak, leş gibi kokacaklar, ellerinde odunlarla sokaklarda gezecekler, işine gelmeyeni testereyle doğrayacaklar yahut baltayla mı artık neyse -Allah vermesin-. Nerede yobaz takımı varsa kral muamelesi görecek. Öyle bir şey yok. İttihad-ı İslam zaten yobazlığı ortadan kaldıran bir sistem.
Anlatacağımız konular, ahir zaman ile ilgili konular, bir kere iki kere anlatılınca hemen kavranan konular olmuyor. Yani mükerrer anlatımlar, insanların ülfetini kırar. Mesela ben Kuran’ı defalarca okumuşumdur, mesela bir okumada, iki okumada, üç okumada insan anlayacağını zannediyor, otuzuncu, kırkıncı okumada bambaşka bir yerini fark etmiş oluyor insan, bir mucize yönünü fark etmiş oluyor, Kuran’ın bir mucizesidir bu, inşaAllah.
İffetin insanları bu kadar cazip hale getireceği, bu kadar güzelleştireceğini başkasına anlatsa insan, pek inanmayabilir. Ben kaşar kadınlardan bahsettim, internet sayfalarının birçoğunda konu olmuş. Neden bu kadar üstünde durdular, ben onu anlamadım. Ben, bazı kaşar kadınlar var dedim, herhalde benim birilerini ima ettiğimi zannettiler. Yok kardeşim, ben birilerini ima etmiyorum, yani dünyanın her yerinde var. Hindistan’da da var, Japonya’da da var, Türkiye’de de var, her yerde var, bir tane iki tane kadın değil, yani öyle birkaç kişiyi kastederek söylemedim. Ama hakikaten kadını kadın olmaktan çıkarıyor kaşarlık, iffetsizlik kadın olmaktan çıkarıyor, et yığını haline getiriyor. İffetiyle bir kadın muhteşem bir varlık oluyor, böyle aşkla sevilecek, tutkuyla sevilecek, çok değer verilecek ve gözde yüceltilecek, muhteşem denen bir güzelliğe ulaşmış oluyor. Gözündeki anlam çok güzel oluyor o zaman, temizliği insanı çok heyecanlandırıyor. Değer vermek, ruhu sevgiye hazır hale getiriyor. Çünkü değer vermeden sevgi olmaz, saygı duymadan da olmaz. Temelde değer vermek ve saygı olduğunda, insanda otomatik olarak yüceltici bir mekanizma beyinde devreye giriyor. O zaman mesela, bir seveceksen bin sevecek hale geliyorsun, vücudun sevme gücü tırmanıyor, müthiş bir güce kavuşuyor.
Özcan Şekerci, Hollanda’dan yazıyor kardeşimiz; “İnanın siz muhteşem bir hocasınız, İslam’ı çok güzel, anlaşılır bir şekilde anlatıyorsunuz ve aydınlatıyorsunuz bizleri. Mümkün olsa da ben de size katılmak isterim Hocam, maşaAllah” diyor. Zaten Müslümanlar kardeş.
Gürkan, Almanya’dan; “Kanalın adının A9 olmasının ve 9 rakamının Türklerde uğur sayılan 9 sayısıyla bir alakası var mı?” diyor. Var tabii, inşaAllah.
İnci Sözlük ekibinden bir uyanık yazmış. Ağabeyinden sanki hiç kurtuldukları yahut gözümüzden hiç kaçan bir vaka olmuş gibi yine uyanıklık yapmış. Ama yine ağabeyleri havada yakalamış onları. “Çok yakışıklısınız, nur yüzlüsünüz Hocam.” Bir kere girişten, aceleci davrandıkları anlaşılıyor. Bak şimdi uyanığa bak; “Beni son zamanlarda rahatsız eden çok ciddi bir konu var” diyor, “insanlar artık çok bencil oldu Hocam” diyor, “buna dair bir şiir yazmak geldi içimden.” Şimdi bir İnci’ciye, İnci takımına gider mi bu kafa? Cümleleri, her yerden olay sırıtıyor bir kere, ta başından anlaşılıyor yani olayın. Birde o kadar açık olmuş ki, yine olmamış. Sıfır puan. Bir kere verdiğin isim, doğru isim değil. Şimdi senin IP adresini veriyorum, oradan senin hakkında çok detaylı bilgiye sahip olduğumuzu anla. Resmini istersen şu an yayınlayayım. Babanın annenin adını hepsini yayınlarım. Yani inandırıcı olması için söyleyeceğim. 84.60.90.110. Doğru mu? Doğru.Ondan gerisine de artık sen inan. Fotoğrafın bende. Annenin babanın ismi, adresin hepsi bende var, inşaAllah. Annene saygılar hürmetler ediyorum. Yani genel ortalama üslubu benzetmeye çalışmış, hiç olmamış, inşaAllah. Birde kendini gizlemeye çalışmışsın, bak ağabeyin seni havada yakaladı. Efendim, neyse unutma, annene selamlarımı iletirsin, inşaAllah. Sana da saygılarımızı iletiyoruz ama böyle yakalanırsın, inşaAllah.
Bir hanım kardeşimiz yazmış, Cemile Hanım: “Adnan Hocam, ne kadar güzel kız arkadaşlarınız” diyor, maşaAllah” diyor. “Cidden çok çok güzeller” diyor, maşaAllah.
“Adnan Hocam, Londra’dan izliyorum sizi” diyor. MaşaAllah.
CEYLAN HANIM: Hocam, sizin üzerimizdeki emeğinizi bilseler kardeşlerimiz. Zaten sizi çok seviyorlar ama çok çok daha fazla severler.
ADNAN OKTAR: Evet. O İnci’cinin üstünde durmamın sebebi; bu keratalar zannediyorlar ki, öyle Konya yaylası gibi istediğimiz gibi at oynatırız falan. Öyle bir şey yok. Daha önce hata yaptınız, teker teker hepinizi evden toplattım, değil mi? Birer birer hepinizi sıradan toplattım. Polisi görünce de bayağı heyecanlandınız, sonra özür dilediniz: “Aman Hocam, yapma Hocam, etme Hocam” falan gibisinden; onu hatırlatmak babından söylüyorum. Sakın ha, üslupta hata istemiyorum. Espri serbest, şaka serbest ama saygıda kusur ederseniz, kanunla, hukukla ensenizden tutar sizi polise teslim ederiz, inşaAllah. Akıllı olacaksınız, inşaAllah. Annene babana da saygılarımı iletiyorum ayrıca, onların bir suçu yok, yani yanlış anlaşılma olmasın. Hürmetlerimi ayrıca belirtmek için ifade ediyorum, inşaAllah.
“Seyyid Muhammed Adnan Hocam, canlar canı canım Hocam. Hayalim ve ruhum takibinizde, hizmetinizde talepkâr, inşaAllah Hocam. Müsaade buyurursanız, vesilenizle bazı zevata benimde bir sözün var. Benim canım Hocamın 30 yıl önce ortaya koyduğu gerçekleri hala alenen savunmaya korkanlar, delikanlılık samimiyet bir tarafa, eleştirip karalamaya gayret edenler, bir tek kitabını okumadan hakkında laf üretenlere bir hatırlatma olsun, inşaAllah. Buna er meydanı derler, bunda söz olmaz. Hepsini meydana bekliyoruz” diyor, “Az laf, çok iş prensibiyle inşaAllah” diyor. Aferin, maşaAllah.
Hasan Kaşıkçı; “Seyyid Muhammed Adnan Hocam, ben İzmir’den yazıyorum” diyor. “İnsan bu kadar mı yakışıklı olur, maşaAllah Hocam” diyor. “Yaş 55’e dayandı Hocam, insan çökeceğinizi umuyor, siz tam tersi gençleştikçe genleşiyorsunuz, maşaAllah. Hocam, ben de öleyim bari, görenler beni 20 yaşında zannediyorlar, halbuki ben 25 yaşındayım” diyor. Ne demek bu böyle? Allah sana uzun ömür versin, inşaAllah.
DİDEM HANIM: Hocam, imanın heybeti, nuru ve güzelliği üzerinizde çok güzel görülüyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hakikaten Müslümanlar temiz yaşıyorlar, temiz oluyorlar, dolayısıyla da üstlerinde bir gençlik, bir hoşluk oluyor. Küfürde insan çok azap çeker, yani tevekkülsüzlük insanın zayıf olan bedenine saldırmaya başlar. Mesela öksürüyor, diyor ki; ‘acaba kanser mi oldum’ diyor. Mesela geçenlerde bir tanıdık çocuk vardı; “Hocam, başım ağrıyor, başımda urmu çıktı acaba?” diyor. Mesela tevekkülsüzlükten kaynaklanıyor. Tabii düşünebilir insan ama bu bir korkuya dönüşürse, gerilime dönüşürse o zaman olmaz. Mesela çocuğu dışarıya gidiyor, ‘acaba sağ gelecek mi, trafik kazası mı geçirdi, başına bir şey mi geldi?’ Akşama kadar onu düşünüyor, onun gerilimi içinde. İşte ‘acaba üniversite imtihanını kazanabilecek miyim?’ Hatta, ‘acaba yaşlanacak mıyım’ diyen ben çok hanım bilirim, böyle aynada her saat kendini bir kontrol eder, gözünde kırışıklıklar çıktı mı, alnı kırışmaya başladı mı, ondan bile canı yanıyor. Dolayısıyla o kadar ıstıraba insan vücudu dayanmıyor. Müslüman her halükarda tevekküllü oluyor, tevekküllü olunca vücuda o vesveseler saldıramıyor, yani tevekkülsüzlüğün azabını vücut tatmıyor, hücreler tatmıyor. Hücre o zaman rahat ediyor. Vücuda ruh saldırdığında,ıstırapla vücudu çökertir, çünkü vücut ruhun emrinde. Ruh diyor ki ‘Kolunu kaldır’ diyor, insan kolunu havaya kaldırıyor, ‘yemek ye’ diyor, yemeği yiyor. Ruh ne derse onu yapıyor. Ruh diyor ki; ‘sana saldıracağım’ diyor, ‘sen tevekkülsüzsün, hücrelerini tek tek ezeceğim, kemiklerini tek tek eriteceğim, beynini eriteceğim, yüzünü buruşturacağım, canını yakacağım’ diyor, ‘sen çünkü Allah’a tevekkül etmiyorsun’ diyor. Ondan sonra vücut, ruhun saldırısına muhatap oluyor. Ruhta suratı buruşturuyor, kemikleri eritiyor, ezim ezim ezmeye başlıyor. ‘Ya tevekkül et, ya senin böyle canını yakacağım’ diyor. O da diyor ki; ‘ ben tevekkül etmek istemiyorum, edemiyorum’ diyor. ‘O zaman, ben de senin canını yakmaya devam edeceğim’ diyor. ‘Seni buruşturacağım’ diyor, buruşturuyor, perişan ediyor. Onu bir parça teknik yöntemlerle düzeltiyorlar, yine buruşturuyor. Bu sefer de iç organlarını perişan etmeye başlıyor. Allah’a tevekkül ettiğinde, ruh saldırmaz, ruh insanı kendi haline bırakır, huzurlu hale getirir, hücreleri ruh adeta besler. Yani onların canlı olması için, onlara bir elektrik verir, Allah’ın dilemesiyle. Cildi gençleştirir. Hatta diyor ki Tevrat’ta, dikkatimi çekti: “Allah’a inanmayanların, küfür içinde olanların, yani İslam’a saldıranların ciltleri eşek derisi gibi olacak” diyor. “Allah’a iman eden, Allah’ı sevenlerinde ciltlerini Allah, çocuk cildi gibi yapacağım” diyor, “İman edenlerin de ciltlerini güzelleştireceğim” diyor.
CEYLAN HANIM: Hocam, Peygamberimiz (s.a.v.)’in çok ileri yaşlarda da bebek gibi cildi olduğunu biliyoruz, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yüzündeki o çocuk ifadesi hiç gitmedi. Doğumundan, olgunluğunda da çocuksu tatlı bir yüzü vardı, vefatında da yine çocuksu tatlılığı devam ediyordu. O yüzündeki çocuksu masumluğu hiç gitmedi.
CEYLAN HANIM: Hocam, siz torunusunuz, sizde de var aynı şey maşaAllah. Allah imanınızı vesile ediyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
İçki zararlı, hem zararlı, hem de en başta haram zaten ama zararlı. Yani hiç kimse heveslenmesin, öyle zannedildiği gibi öyle eğlendirici bir şey değil. Bir nimetten de mahrum oluyor falan değiliz. İçer içmez tansiyonu fırlatır bir kere, bir. Mesela bu çok riskli bir şey. Birde tansiyonun kendine has bir dengesi vardır, onu da bozar, yani ayarı bozulur tansiyonun, bu da çok önemlidir. Karaciğeri haşlar adeta, karaciğere bir geldiğinde, böyle düşman istilası gibi karaciğere bir giriş yapar; yakar-yıkar, yani doğraya doğraya hücreleri gider. Karaciğer hücreleri dehşete düşer alkolü gördüğünde, yani acayip tahrip eder. Oradan basıp gidiyor beyine, beyinde tahribatı çok şiddetlidir. Beyin hücresine dokunduğunda indirir hücreyi, dokunduğunda indirir, acayip hücre tahrifatı olur. ‘Bir eğlendik bir eğlendik’ diyor. Nereye eğleniyorsun, ne eğlenmesi? ‘Neşelenmek istiyorum’ diyor. Kardeşim, imanla zaten sen neşelenirsin. Nasıl neşeleneceksin? Kafan gözün bir yere gidiyor bilmem ne, göremeyecek hale geliyorlar, görüntüyü çift görüyor. Bunun eğlendirecek ne yönü var? Görüntüyü çift görmek ne kadar rahatsız edici bir şey. Niye görüntüyü çift görüyor? Zehirlendiği için, ağır zehirlenmeden kaynaklanıyor. Cıva zehirlenmesinde de aynı şey olur, görüntü çift görülür, yani bütün zehirlenmeler aşağı yukarı aynıdır. Ama bu şiddetli zehirler grubuna giriyor alkol. Ne gerek kardeşim, ne gerek, bu perişanlığa ne gerek? Kur ağır masayı çok güzel, kavun, beyaz peynir falan, lakerda, ızgaranın her çeşidi, değil mi? Cömertlik, sevgi çok hoştur. İçki içiyor, evin anahtarını veriyor, al senin olsun diyor, sarılıp sarılıp öpmeler bilmem ne falan. Sabah, anahtarı geri rica edeyim diyor. Verilen anahtar geri alınır mı? Hediye ettiysen, tamamdır. İşte ayık olmanın güzelliği budur,inşaAllah. Anahtarı Müslüman hakikaten sevdiğine teslim edebilir ama bir daha almaz. Sarhoşken onu geri istiyor, o olmaz. Bizim bir tanıdık vardı, bayağı önemli bir mevkide, isim söylemeyeyim, şu an emekli olmuştur ama önemli kilit noktada birisiydi. Zil-zurna içmiş böyle acayip içmiş: “Hocam beni kurtar” diye yalvarıyor, böyle sarıldı falan. Nasıl ağlıyor, böyle sicim gibi ağlıyor. Ben elhamdülillah dedim, adam hidayet bulacak herhalde dedim, maşaAllah elhamdülillah dedim. Tamam dedim ben, şimdi çok alkollüsün, yarın görüşelim ben size anlatayım dedim. Ertesi gün gördüm: “Nasılsınız Adnan bey” diyor. Akşam sen değil miydin? Acayip resmi, hiç konuşmamışız gibi. Ben de hazırlık yapıyordum anlatayım diye. Meğer kafa gittiği için akşam, coşmuş.
Yani rahatsız edici. Sarhoş mesela çok rahatsız edici, ne konuşulur sarhoşla? Çok tedirgin edici, yani abuk-sabuk laflar ediyor, abuk-sabuk konuşmaları falan. Yani mantık örgüsü bitiyor, çok rahatsız edici. Makul bir şey konuşmak mümkün değil. Birde çok sürpriz konuşmalar yapabiliyorlar. Böyle bir ortamda ne konuşulur? Bunun eğlendirici yönü nedir? Çok riskli. Arkasından kavga ediyorlar, birbirlerine giriyorlar. Gömleğin kolu kopuyor, ceketin kolu kopmuş, birinin ayakkabısı dışarıda, birinin ayakkabısı içeride. Yani perişanlık. Yerlere yatmalar bilmem ne. Küfelik diyorlar böyle. Yazık, çoluğuna çocuğuna da yazık. Mesela akşam içkili eve gidiyorlar, kadıncağız kapıda bekliyor, çocuklar korkuyor alkollü oldukları için. Ne yapacağı belli olmuyor ki. Kadına da ne yapacağı belli olmuyor. Yazık, günah. Bir kere onun stresi, gerilimi içinde oluyorlar. Korku çok acayip bir şey. Çünkü aklı gitmiş. Aklı giden bir adama nasıl güvensin? Ne yapacağını bilmiyor. Sürpriz, çok sakin dururken, aniden saldırmaya başlıyor. Aniden ağlıyor, krize giriyor, bir şeyler yapıyor. Kendini öldürmeye kalkıyor. Bu perişanlığa hiç kimse beğeni gözüyle bakamaz. Onun için alkolü Cenab-ı Allah, içkiyi haram ettiğinde, hayır olduğunu görüyoruz. Mesela kumarda da öyle. “Vazgeçtiniz değil mi?’’ diyor. Şimdi belli ki kaybedeceksin. Haydi kazandığını farz edelim. Birinin canını yakarak kazanacaksın. Adamı mahvedeceksin. Ya kendini mahvedecek yada adamı mahvedeceksin. Yazık günah değil mi? Mesela az bir parası oluyor, bütün parayı pulu kumara götürüyor. Versene çoluğuna çocuğuna, hanımına. Bir de başkasının çoluğunun çocuğunun rızkını, imkanını, parasını pulunu elinden almış oluyorsun kumarla. O da çok acı bir olay. Cenab-ı Allah onu da yasaklamış, çirkin olduğu için. Ne güzel, elhamdülillah, nur ala nur. Fal okları mesela. Fal, onu da yasaklamış Cenab-ı Allah. Çünkü fala inanıp perişan oluyorlar, ıstırap çekiyorlar. O da bir nimet, elhamdülillah. Nerede acayip bir şey varsa Cenab-ı Allah onu ortadan kaldırmış. Nerede faydalı bir şey varsa da bize sunmuş, maşaAllah, elhamdülillah. Mesela işaretler de vermiş Cenab-ı Allah nasıl olması gerektiğini. Bir de temiz yiyip, temiz içmemizi Allah söylüyor. Yiyeceklerin temizden yemek. Ne güzel, özen gösteriyoruz. Müslümanlar mesela temiz de oluyor. Birçok hastalıktan kurtulmuş oluyor temiz olarak. Cazip oluyor, hoş oluyor Müslüman. Cazibeli oluyor temiz olduğu için. Leş gibi adamlar. Adam tiksiniyor, sokakta pis pis adamlar. Çok kötü. Müminler gerçek anlamda temiz oluyor, maşaAllah. Mesela Cenab-ı Allah beş vakit namazı emretmiş. Ne güzel elini, yüzünü yıkıyorsun, kulaklarını mesh ediyorsun içini, ensesini mesh ediyor, başını mesh ediyor. Acayip bir ferahlık oluyor. Ayaklarını yıkıyor, kollarını yıkıyor acayip ferahlık oluyor. Ne güzel seccadesini seriyor, namazını kılıyor. Namaz kıldığında, müthiş bir ferahlık. Çok zevkli bir ibadettir namaz. Bir de binlerce yıllık ibadet. Hz. Musa (a.s) da aynısını yapmış. Hz. İsa (a.s) da aynısını kılmış. Hz. İbrahim (a.s) aynı zamanı kılmış. Hz. Nuh (a.s) aynı, hep aynı, milimi milimine aynıdır. Rüku, secde, kıyam hep aynı. Ama tabii güzelliğini fark edemeyen insanlar da oluyor bu nimetin. Fakat tabii uygun üslupla anlatıldığında, insanlar Allah’ın bize nasıl bir rahmet sunduğunu görür. Mesela diyor ki Allah “fahşadan çekinin’’. Ne kadar büyük nimetten mahrum kaldık diyor. Aptal, akılsız! Fuhuş yaptığında, zina yaptığında zaten cinsi gücünü kaybedersin. Hasta olursun, arzun kalmaz, içindeki elektrik ölür, boşalırsın, bitersin. Vücut iptal olur, gücünü kaybeder. Fahşadan çekinen mümin çok güçlü olur, muktedir olur. Onun için mümin kadın olsun, erkek olsun çok muktedir ve güçlü olurlar Müslümanlar. İmandan, iffetten kaynaklanır bu. Fahşaya-fuhşa gidenlerin de gücü kaybolur. Ondan sonra yok bilmem ne otu, yok bilmem ne tozu, yok bilmem ne macunu diye yerlerde tepiniyorlar. Allah belalarını veriyor. Acı içerisinde, o kalplerindeki gücü kaybetmiş oluyorlar. İstersen 30 ton macun ye, istersen havalarda takla at, Allah belanı işte öyle verir. O nimeti Allah ellerinden almış oluyor. Ne kadar takvaysa insan, o kadar güçlü olur. Kadın olsun, erkek olsun, imanıyla orantılıdır, inşaAllah. Mesela Resulullah (s.a.v.) çok muktedirdi, çok çok güçlüydü, elhamdülillah, her yönden. İmanından kaynaklanıyor. Tertemiz hayatı vardı, maşaAllah. Sahabeler öyleydiler. Mesela bir sahabe, yüz kişiye bedel. Abartmıyorum. Mesela Hz. Hamza(r.a) geliyor. Hz. Ömer (r.a) bir meydan okuyor, adamların alayı tırsıyor. Hakikaten baş edemezler. Adam zekice düşünüyor. Hakikaten baş edemeyeceğini biliyor. Acayip kudretli. İman gücü var. İman gücü müthiş bir şeydir, inşaAllah.
Mesela tevekkül ne güzel oluyor, maşaAllah, elhamdülillah. Allah vermesin mesela hasta olan bir adamı düşünün, çekeceği ıstırabı. Mesela kanser oluyor, bir şey oluyor. Kanser değil, korku öldürüyor onu, o korkudan ölüyor. O kadar felaket çöküyor ki, mahvoluyor. Artık vücut savunması tamam oluyor, iptal oluyor tevekkülsüz olduğu için. İmanı olmayan vakalarda, mahvoluyor. Mesela doktordan bir çıkıyor el, yüz gitmiş, mahvolmuş. Vücut savunması sıfır. Halbuki mümin tevekküllü olduğunda, bünyesi acayip güçlü oluyor. Mesela bir parça ilaçla, tabii takdir Allah’ın. İsterse Cenab-ı Allah, her halükarda canını alır. Ama şifa buluyorlar, maşaAllah.
CEYLAN HANIM: Hocam bizim arkadaşlarımızdan, sizin talebelerinizden kanser olanlar oldu. Kendisi söylemese, anlamayacağız. Yani o kadar sağlıklı görünüyorlardı, maşaAllah. Tevekküllerinden hiçbir şekilde, ne neşelerini kaybettiler, hiç olumsuz bir etkileri olmadı üstlerinde ve Allah şifa verdi hepsine.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Umut Akyürek söylerse, hatırası var ben burada cezbeye gelebilirim. Tufan Altaş, o da çok yaman delikanlı. Tam Anadolu delikanlısı. Helal olsun koç yiğidimize. Çok aşkla söylüyor çocuk, maşaAllah, helal olsun ona, aferin. Çok ciğerli delikanlı, maşaAllah. Ama saz olmadan olmaz. Ama helal olsun çok şahane çocuğun sesi. Bir de ses düzenini de iyi yapmışlar. Süper bir şey olmuş, inşaAllah.
CEYLAN HANIM: Hocam Allah size bir özellik vermiş, maşaAllah, sizin olduğunuz ortamda bir manevi bütünlük oluyor. Bir tek bu konuda değil, her konuda Hocam, siz geldiğinizde o ortamda hemen fark ediliyor. Hemen elektriği değişiyor ortamın.
DİDEM HANIM: Bir de iman neşesi oluyor Hocam sizin olduğunuz ortamda, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Hz. Hüseyin (r.a) canlar canı, güzeller güzeli. Hz. Hüseyin’imiz, muhterem dedemiz. Seyredelim.
VTR-Hz. Hüseyin (r.a)
DİDEM HANIM: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, inşaAllah. Konuklarımız Gülşah, Ebru ve Gülgün Hocam.
ADNAN OKTAR: Gülgün Hocam kaç yıllık talebemsin?
GÜLGÜN HANIM: 26 yıllık Hocam.
ADNAN OKTAR: Arslan arslan.
GÜLGÜN HANIM: Allah sonsuza kadar yanınızda kılsın, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Küçük kardeşi de, ablası da onlarda hep beraber. Ablası çarşaflı. Geçen gün gördünüz. Robert mezunu, maşaAllah. Ufak erkek kardeşi var, acayip şeker. Çok sevimli bir şey. Gamzesi falan benziyor değil mi sana?
GÜLGÜN HANIM: Çok benziyor. 9 yaşında falan bayağı sizi seviyordu, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Gülgün Hocam’ın ilmi, irfanı öyle anlatılacak gibi değil. Genel kültürü, Osmanlı tarihi, dünya tarihi, fizik, kimya, biyoloji, astronomi her konuda müthiştir.
GÜLGÜN HANIM: MaşaAllah Hocam. Siz yetiştirdiniz, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah.
GÜLGÜN HANIM: İmanımıza da Hocam sizin kitaplarınızdaki samimiyet... annem, teyzem, dayım, yeğenlerim hepsi, birbirlerine tavsiye ediyorlar sürekli. Öyle samimi örneklerle dinin anlatıldığını daha önce hiç duymadıkları için, maşaAllah çok etkileniyorlar.
ADNAN OKTAR: Annesi Mahmut Hocam’ın müridanından. Çok takva bir hanım.
GÜLGÜN HANIM: Sizi çok seviyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Biz de onu çok seviyoruz. Allah ilmini, irfanını arttırsın.
GÜLGÜN HANIM: “Siz kesin doğru yoldasınız” diyor, inşaAllah, “sonuna kadar destekliyorum” diyor, maşaAllah. Her gün dua ediyor, her konuştuğumuzda size uzun uzun, arkadaşlarınıza da.
ADNAN OKTAR: Anneye uzun ömür versin Allah. Hidayet versin. Hakikaten çok takva bir hanım. Ömrünü İslam’a ve Kuran’a adamış bir hanım, maşaAllah.
DİDEM HANIM: Hocam Antalya’da kardeşlerimiz fosil sergisi yapmışlar. Tekelioğlu İl Halk Kütüphanesi’nde 1 ve 5 Aralık tarihleri arasında fosil sergisi yapmış, maşaAllah kardeşlerimiz. Serginin olmasına vesile olan kardeşler Duygu, Ahmet ve Şeyhmuz kardeşlerimiz. Hocam size de çok sevgilerini iletiyorlar. Bu kardeşlerimizin Antalya’da maşaAllah çok güzel faaliyetleri var. Yaptıkları sergiye de ilgi çok büyük olmuş. Hatta daha büyük çapta sergi daha yapmayı planlıyorlarmış.
ADNAN OKTAR: Duygu, Ahmet, Şeyhmuz.
DİDEM HANIM: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Arslan onlar arslan. Böyle cennette de bu konuyu aynı şekilde konuşacağız. Aynı şekilde isimlerini söyleyeceğim, göreceksiniz, inşaAllah. Bu masaların hepsini göreceğiz cennette. Yaptıklarını göreceğiz, sevinçle, heyecanla anlatacaklar. Hocam şöyle yapardık, böyle yapardık, şunu yapardık, bunu yapardık. Cennetin muhabbeti bu konu üstünedir. Bu şeylerdir, hatıralar. En çok konuşulan konulardan bir konu da budur. Ama her devrin konusu da ayrı konuşulacak. Hz. Musa (r.a) devrinin konusu ayrı, Hz. İbrahim (r.a) devrinin konusu ayrı. Orada bitip tükenmek bilmiyor. Konu çok fazla. Ama mükerrer tabii, çok mükerrer olacak. Bir daha konuşacağız, bir daha konuşacağız. Hoş olduğu için. Çünkü doyulmaz.
GÜLGÜN HANIM: Hocam siz cennette insanın çok fazla bedeni olacağını söylemiştiniz, inşaAllah. O da çok büyük bir nimet. Peygamberle ayrı, sizinle sonsuza kadar beraber olmak ayrı nimet elhamdülillah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah hak edecek insan yaratıyor. Şimdi ahlaksız insanla çok zor oluyor. Allah öyle bir terbiye veriyor ki, cennet terbiyesi veriyor, doyamıyorsun o insana cennette. Mesela huriler geliyor ama huriler hiç zorluk görmemişler, çile görmemişler. Mesela gılmanlar var. Cennet delikanlıları. Onlar da. En çok dünya insanları, dünyadaki Müslümanlar çok sevilir. Onlar da onlara hayrandır. Mesela gılmanlar, huriler hayrandır cennet kadınlarına, cennet insanlarına, cennet delikanlılarına çok hayrandırlar. Biz nasıl seviyorsak, onlar da o şekilde severler. Çünkü çok çile çekmişler, zorluk çekmişler, Allah’a sevgilerini göstermişler, yüksek bir ahlakla oraya gelmişler. Onlar zaten o ahlaka mecbur yaratılıyorlar. Onların öyle seçim hakkı yok. Ama burada Müslüman’ın seçim hakkı oluyor. Burada yönünü o yönde kullanmış. Güzelden yana kullanmış. Ve bin bir türlü çile ile imtihan oluyor. Mesela akranları namaz kılmıyor. Müslüman namaz kılıyor. Akranları Allah’ı anmıyor, o anıyor. Fark oluyor. Ne kadar çok insan dinsizse, o kadar çok insan sevap alır. Ne kadar Müslüman sayısı çok olursa, o kadar az sevap alır. Onun için Allah İslam’ın hakimiyetini en sona bırakıyor. İslam hakim olduktan sonra adam namaz kılıyor. Namazından kaç sevap alıyor? Mesela 10 sevap alıyor. Deccal devrinde bir namazından ne kadar sevap alıyor? Milyon sevap alıyor. Bak orada 10 sevap, orada milyon sevaptır. Yani müthiş fark eder. Mesela İslam hakimiyetinden önce, İttihad-ı İslam’dan önce, Türk-İslam Birliği oluşmadan önce adam mesela bin lira tasaddukta bulunuyor. Bin lira Allah rızası için veriyor. Bin sevap alıyor. Ne zaman? İslam hakimken. Bin sevap alıyor. Deccal devrinde ne kadar alıyor? Trilyon sevap alıyor. Çünkü paraya çok ihtiyaç var. Paraya insanlar çok düşkün, çok seviyor insanlar. O da nefsen istediği halde, yeniyor nefsini ve Allah rızası için onu fakire, fukaraya veriyor. Çok makbul. Mesela herkesin namaz kıldığı bir yerde namaz kılmak kolaydır. Nefse çok güzel gelir, kolay gelir. Hiç kimsenin namaz kılmadığı bir yerde, çok fazladır sevabı. Çok çok fazla sevap alırsın.
GÜLGÜN HANIM: Hocam siz akademide olduğunuz yıllarda komünistlerin arasında hemen yakındaki camiye gittiğinizi anlatıyordunuz. Herkesin göreceği şekilde, tehlikeli bir ortam olduğu halde, inşaAllah Allah sevabını da ona göre size verir.
ADNAN OKTAR: Okuldan bir arkadaşım vardı İbrahim, ismini de vereyi yani. Ankara Kurtuluş Lisesi’nden. Kulakları çınlıyordur şu anda. Zayıf bir arkadaş, bıyıkları ağzına doğru. Akademiden biraz aşağı, park var yan tarafında oraya yakın bir yerde, yolu birkaç arkadaşıyla kesti mi diyelim, karşılaştık diyelim. Dedi ki; “Hocam sen buraya geliyorsun ama, seni burada öldürürler. Sana söyleyeyim” dedi. Niye ki dedim. Biliyorsun artık Türkiye’de acayip cinayetler işleniyor, günde 10 kişi, 20 kişi, 30 kişi falan. “Kesin öldürürler, vururlar” dedi. “Ben tavsiye etmem gelme” dedi. Ben dedim ki, kaderimin dışında nasıl öldürecekler. Kaderim neyse, o olur dedim. Allah’ın takdiri varsa, evde de insan ölür zaten, sokakta da ölür, burada da ölür. Alakası yok dedim. Kaderde olan bir şey o dedim. Ben geleceğim. Öyle bir şeyden etkilenmem ben dedim. Hakikaten göğsümü gere gere giriyordum. O dönemde bizim komşuyu vurdular, alt kattaki komşumuzu. Ülkücüydü. Memurlar ile ilgili bir sendikanın İstanbul’daki görevlisiydi. Tam titrini bilmiyorum da, vurdular. Mesela ben ilk geldiğimde 7 kurşun sıktılar. Ama Allahualem korkutmaya yönelik sıkmışlar. Çünkü bana rast gelirdi normalde 7 kurşun. Allah korudu. Tak tak saydılar böyle yakın bir yerden. Ben tam anlayamadım. Baktım böyle birden kayboldu sıkanlar, kaçtılar. Zaten tespit etmek o devirde, çok zor ortamlardan geçtik. Okul işgal altındaydı. Ben rahat rahat Cuma namazına gidiyorum diye söylüyordum. Barikat kurmuştu öğrenciler, böyle masalar, sandalyeler falan. Okuldaki öğrencilerin oturdukları neyse artık her türlü takım teşkilat kürsüleri falan yığmışlar. Üç yer. Bir kapının çıkışına, bir orada, bir de dış kapıda vardı. Böyle yeşil parkalı falan bir sürü komünist arkadaş. “Buyurun, nedir” dediler. Ben de Cuma ezan okunuyor da namaza gideceğim dedim. Yüzüme baktılar, acayip şaşırdılar. Öbür tarafa geçtim, yine aynı sorgulamalardan geçtik. Namaza gidiyorum dedim. Bana sonra anlattılar, oradaki müstahkemler de benimle beraber sonra namaza başladılar, maşaAllah. Cesaret buldular, onlar da gelmeye başladılar. İlk bizim Tufan Gürlek o geldi. Kapıdaydık, çıkışta utangaç, nedir dedim. Aleyküm Selam dedim. “Ben size hayranlık duyuyorum” dedi. Niye dedim. “Çok cesursunuz” dedi. “Böyle bir ortamda gidip namaz kılıyorsunuz” dedi. Allah razı olsun dedim. “Ben sizinle arkadaş olmak istiyorum, gidip gelmek istiyorum” dedi. Tamam dedik. İlk talebemdir. 1981’den itibaren talebem. En eski odur. Biz kışta kıyamette orada abdest alırdık. Allah camiyi hemen yakınına yapmış. O çok kolaylık olmuştu bize. Molla Cami.
GÜLGÜN HANIM: Bir de Nusretiye Cami vardı, değil mi?
ADNAN OKTAR: Bir de Nusretiye Cami’de. Ama Molla Cami’nin hemen bitişiğindeydi, yakındı okul. Allah onu güzel bir hatıra olarak yarattı. Okulun kantininde gidip tebliğ yapardım, anlatırdım. Nuri Hoca vardı, o geldi, “Hocam sen böyle geldin sürekli tebliğ yapıyorsun” dedi, sitemkar konuştu, “bütün talebeleri topluyorsun başına” dedi. Ama öylede sert bir tavır almadı. Sadece pipolu falandı o. Eleştirmişti. Hakikaten benim masamın etrafında en az 15-20 kişi, 30 kişi falan oluyordu. O temel tasarım atölyesinde. Ben sabah 9’da gidiyordum. Akşam 6’ya kadar tebliğ, maşaAllah. Kitap dağıtıyordum.
GÜLGÜN HANIM: Hocam o zaman bizim okulda da, 30 kişilik falan bayağı bir talebeniz oluşmuştu, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. O hep bir dönem. Allah onları ayrı ayrı öyle yarattı. Her birine ayrı bir macera getirdi Allah. Her birinin ayrı bir kaderi var. Kiminle nerede karşılaşacağım, kim gelecek, kim yardım edecek. Mesela talebelerim vardı 2- 3 tane, 79’da başladık. 83’e kadar 3 tane talebem oldu. Gelen gidiyor böyle.
GÜLGÜN HANIM: Siz hep kararlı olduğunuz için.
ADNAN OKTAR: 3 yıl. Hiçbir şekilde füturumu bozmadım, inşaAllah.
GÜLGÜN HANIM: Hocam, biz sizin ilk tutuklanmanızdan önce tanışmıştık. Daha sonra akıl hastanesi dönemi olmuştu. Siz yine en zor şartlarda bile tebliğ için bayağı çaba gösteriyordunuz. O dönemde gıyabınızda sizi seven insanların sayısı bayağı bir artmıştı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mesela ben normal tımarhaneye girdiğimde, adam korkar, etrafımdakilerin dağılması gerekirdi değil mi?
GÜLGÜN HANIM: Benim sevgim çok artmıştı.
ADNAN OKTAR: Herkes o dönemde geldi, maşaAllah. Bu bizim Zeynep Yalçın, hepsi, Esra Hocamlar falan. Tımarhanenin en azılı delilerinin olduğu bölüme koydular, ben yine pencereden bağlantı kuruyordum. Bizim çocuklar çok yamandılar. Duvardan atlıyor, içeri giriyorlardı. Oradan da yan duvardan tırmanıp, elime dokunacak hale geliyorlardı. Elden teslim ediyordum yazdığım kağıtları. Orada mesela ders notları, sohbet notları hazırlıyordum. Yoksa benimle görüşme yasaktı zaten. Arka bahçesi vardı, hurda bir bahçe, hiç bakımsız böyle cangıl bir bahçesi vardı, orayı pek kontrol etmiyorlardı, oradan bizim çocuklar çıkıyorlardı, duvardan tırmanıp, üst kata, benim fotoğrafım var ya orada demir parmaklıklı, o aradan, yan pencere vardı, bir koridor gibi orası, o orta penceresi. O yan tarafında, biraz daha aşağısında bir pencere vardı, o bahçe duvarına bitişikti. O bahçe duvarına tırmanıp, oradan ben yazdıklarımı teslim ediyordum. Onların yazdıklarını da, ben oradan alıyordum. Bu irade gerektirir. Adam dedi bana Yıldırım Aktuna rahmetli; “Sen eğer bırakmazsan bu faaliyeti, ben yetkiliyim, ömür boyu çıkartmam buradan” dedi. Hakikaten de yetkisi var. Ama biz hiç fütur vermedik. Taviz yok. Israrla devam ettik. Başörtülü hanımlar doluşurdu oraya. Hatırlıyorsun değil mi?
GÜLGÜN HANIM: Hatırlıyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Hastanede olay çıkardı. Başhekim yardımcısı bayağı bir olay çıkartıyordu. Telefonla konuşmalarım yasaklandı. Bahçeye çıkışımı yasakladılar. O zamanlar rahmetli Yıldırım Aktuna, oradaki bütün doktorların hepsini dizdi. Asker kökenli o, içtima vaziyeti alıyor, ben de hazır olda. En başta benim. Doktorlar, hemşireler herkes hazır olda, topuk selamında bekliyoruz. O da paşa gibi geldi böyle, bize talimatlar yağdırdı. Dedi ki;“bundan sonra hiç kimseyle görüşmeyeceksin” dedi, “doktorlarla da görüşmeyeceksin” dedi, “hemşirelerle de görüşmeyeceksin” dedi, “bir tek annen, ağabeyin ve avukatınla görüşebilirsin” dedi, “bahçeye de çıkmayacaksın,telefon zaten yasak” dedi. Bu nedir böyle. Sıkı yönetim oldu adeta. “Peki” dedim,“ben bu hastalarla görüşürsem, konuşamıyor ki bunlar, akıl hastası. Acayip acayip sesler çıkartıyor, garip garip sesler çıkartıyor. Hasta adam.” “O zaman git odana, tefekkür et” dedi. Böyle, hastaların yıkandığı banyodan bozma bir yer. Kapısını ittin mi açılıyor zaten. Yaklaşık 1.30’luk kapısı var. Üst tarafı zaten görülüyor. Kapı uydurma bir kapı. Yani rezalet kapı, tarif edemem. Duvarlar yıkık. Her yer delik deşik. Ama böyle yıkık derken, 30 santimlik, 35 santimlik büyük yıkıklar var. Duvarlar falan çok hurda. Abdülhamit devrinden kalmış. Orada 2. Dünya Harbi’nden kalma bir yatağım vardı benim. Hani var o devrin yatakları. Öyle bir yatak vardı, o kadar. İsteyen itti mi girecek gibiydi. Bizim mekan orası. Hem sen akıl hastasısın diyorsun, hem doktorlarla görüşme diyorsun. Nasıl oluyor bu iş? Hasta adam doktorla görüşmez mi? Biliyor. “Etkiliyorsun doktorları” diyor. Akıl hastası nasıl etkiler doktorları? Biz akıl hastasıysak, o zaman bizim ne işimiz var orada? Madem doktoru dahi etkileyecek kadar bir güce, imkana, bir dehaya sahipsek Allah’ın dilemesiyle, benim orada ne işim var? “Doktorlarla kesin görüşmeyeceksin” dedi. Tamam görüşmem. “Hemşirelerle de görüşmeyeceksin” dedi. Tamam. Kiminle görüşeceğim dedik. “Akıl hastalarıyla görüşeceksin” diyor. Konuşulmadığını da görüyorsun. “O zaman git odada tefekkür et. Ben buraya niye geldim diye bir düşün bakalım” dedi. Ben niye düşüneceğim, zaten biliyorum niye geldiğimi. İmtihan olarak, iftihar ederim, acayip hoşuma gitmişti ben tımarhaneye getirildiğimde. Çünkü mükemmel bir imtihan, şahane bir imtihan, çok zor bir imtihan, değerli bir imtihan. Mesela ceza evinde hücre hapsine koyunca, o da çok hoşuma gitmişti. Çünkü koğuş daha rahat ama hücre çok zor. O zorluğu görünce, ben müthiş sevinmiştim, çok hoşuma gitmişti. Benim bulunduğum yere akıl hastalarını getirdiler. Hapishanede bile akıl hastalarını getirdiler, yan koğuşlara koydular. Tek tek koğuşlara. Onları hapsettiler akıl hastalarını. Akıl almaz bağırıyorlar. Yani cinnet geçiriyorlar akıl hastası. Hastaneye sevk edilecek akıl hastalarını getirdiler, koydular. Gece uyutmuyorlar, var gücüyle bağırıyor. Birden bire böyle kriz geliyor. Üstelik benim daha şerefli, daha sükseli bir yönümde, ayağımdan zincire vuruldum, maşaAllah. O da ayrı benim iftihar ettiğim bir konudur. Nedir bizim mekanı mı gösteriyorsun?
DİDEM HANIM: Evet Hocam.
EBRU HANIM: Hocam çok büyük zulüm o dönemde size yapılanlar. Devamında da zaten kokain komplosu, başka olaylarda var ama sizin hep tevekkülle karşılamanız, Allah’a bağlılığınız, çok sevgimizin temelindeki en önemli şeylerden biri, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın bizim koğuşlar. Bu modern bakımlı hali. Zamanında rezaletti. Bu yine düzenlenmiş hali bahçenin. Şu benim mekan, 14A.
DİDEM HANIM: Hocam hayatınızın her dakikası çok şerefli geçmiş, maşaAllah, geçiyor da. Allah cennette size ahirette cennetin en güzel mekanlarını nasip etsin, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, Cenab-ı Allah hepimize nasip etsin.
“Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam. İnci Sözlük; çocuklar Allah aşkına size ne oldu böyle. Zeki biliyordum ben sizi, yakışmıyor bu böyle, bir acayip oldunuz. Şimdi, inci kelimesinin bir kere güzel bir yere, bir cümle içine yerleştirebilirsiniz. Bir türlü bunu beceremiyorlar, bir türlü öğretemedim ben bunlara, inşaAllah. Birde isim de sırıtıyor; Metehun. Sizin unvanınızı geri alacağım İnci Sözlük. Facebook’ta isimsiz, Ali Veli isminde bir hesabı var. Yalnız sahte, kendi ismi değil. İsmini vereyim mi? Bak, şimdi ağabeyinin imkanlarını anlaman açısından sana bir bilgi aktaracağım. Şimdi senin IP adresini veriyorum; 86.8.43.106. Doğru mu? Doğru. Ev adresini vereyim, ismini resmini vereyim. Yalnız İnci Sözlük ekibi, seni ne yapar bilmiyorum, yani şimdi söylesem. Çünkü zeki oluyor İnci ekibi, ama burada olmamış. İnci’yi araya sıkıştırmak için, “dişleriniz inci gibi” diye yazmış. Bu zaten belli, bağırıyor yani, öyle olur mu? Ben size özel yöntem öğreteceğim İnci’ciler, inşaAllah.
Bir hanım kardeşimiz; “Hocam, öyle bir çekim kuvvetiniz var ki, size doğru şiddetle çekiliyoruz. Bu akışa kendimizi tereddütsüz teslim ettik canım Hocam, bir tane Hocam” diyor.
Ercan; “İngiltere’deyim Hocam, manevi açıdan çok zor durumdayım, çok ciddi ailevi problemler yaşıyorum ve yalnızım, tevekkülle karşılamaya çalışıyorum, ama çok zorlanıyorum. Burada sizin gibi Müslümanları nerede bulabilirim. Lütfen bana bir yol gösterin” diyor Ercan.
İngiltere’deki Müslüman gençlerle, bu genci tanıştırın, inşaAllah. Ama Ercan, benim sitelere gir, onları oku, Kuran’ı oku, inşaAllah.
Ahir zamanda,Hz. Mehdi (a.s) devrinde kadınlar; bakımlı, temiz, bakımlı, güzel, estetik olacaklar. Öyle kıllı-kılçıklı, leş gibi kokan, yobaz kadın tipi olmayacak, böyle müşrik kadın tipi olmayacak. Çiçek gibi, nur gibi Müslüman olunacak, çok özgür olacaklar, çok rahat olacaklar, saygıyla, hürmetle karşılanacaklar. İffetleri ışık gibi olacak, yüzleri ışık gibi olacak, çok saygın olacaklar, hayatın her yönünde olacaklar, mecliste olacaklar, sokakta olacaklar, lokantalarda her yerde, hayatın bütününde yerlerini alacaklar ve alışık olmadığınız her yerde de asıl onlar görev yapacaklar. Buna alışacaksınız. Saçlarını boyuyorlar, bakım yapıyorlar bilmem ne yapıyorlar falan, üst-baş falan;“hanımlar bakımsız olacaklarmış, sokağa çıkmayacaklarmış.” Bir tane hoca efendi geçen günlerde; “Kadının sokağa çıkmaması gerekir” diye yazmış. Birde aydın aklı başında biliyoruz. İnsaf, insaf yani. Ne yapacak? “Sürekli evde olacak, evde bahçeye bakmayacak, çarşıya bakmayacak, duvarla kaplanacak” diyor. Olmaz.
DİDEM HANIM: Hocam, Yiğit Bulut bugün Başbakanımızın ameliyatından sonra çıkan bazı köşe yazılarına dikkat çekmiş. Özellikle Başbakanımızın ameliyat olmasının ardından, köşe yazarları arasında; Başbakanın sağlığının iyi olmadığı, 2014’te koltuğu bırakacağı, Ak Parti’nin içinde çatlaklar oluştuğu ve Gülen Cemaatiyle Ak Parti’nin arasının açıldığı iddiasını ortaya atan bir yazı furyası başladı Hocam. Taha Akyol, Mehmet Ali Birand, Mehmet Tezkan gibi yazarlar arka arkaya 2014’te Başbakanlık koltuğuna başka birinin geçeceği ile ilgili yazılar yazıyor. Yiğit Bulut da “son iki hafta içinde başlayan bu furyanın çok manidar olduğunu ve şu anki şartlarda Sayın Erdoğan’ın santim-milim yerinden kıpırdaması durumunda ortaya çıkacak yapının Türkiye adına kesinlikle kendisini korkuttuğunu” ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Yok yok, hiçbir şey olmaz. Allah’a tevekkül etsinler, öyle bir şey yok. Ak Parti’deki insanlar aklı başında, bayağı kaliteli insanlar. Öyle bir şey yok. Türkiye’nin sağduyusu iktidar oluyor Türkiye’de. Hep muhafazakar, ortasağ her zaman iktidar olmuştur. Demokrat Parti döneminden itibaren, kesintisiz bu öyle olmuştur ve bu şekilde devam etmiştir ve devam eder. Yani değişen bir yapı göstermez. Tayyip Erdoğan da isterse Başbakanlığını devam ettirebilir. Bir mecburiyeti yok ki, kanunu değiştirir, tüzüğü değiştirir yapar, yani yapmaz diye bir şey yok. Birde sağlığı bozuk deyince, gencecik başkan, bir şeyi yok, ne var yani? Ufak, tefek rahatsızlık herkeste olur. Velev ki, dedikleri gibi ağır hastalık bile olsa tedavi olur, yani niye oturup şamata yapıyorlar. Öyle bir şey olmaz. Ama Başbakan olarak iyi tabii yani, çünkü iradesi iyi onun, kişiliği iyi. Ama 2014’lerden bahsediyorsunuz; 2014’ler yani biraz acayiptir, inşaAllah. O günlere gelirseniz, göreceksiniz. Hatta 2012 bile acayip.
GÜLGÜN HANIM: Hocam, siz; “Hz. Mehdi (a.s.) çağındayız, her şey Mehdiyet’in etkisi altında” demiştiniz, istese de istemese de bütün olaylar.
ADNAN OKTAR: Evet. Başbakan isteyerek veya istemeyerek, Hz. Mehdi (a.s.)’ın emrindedir, Hz. Mehdi (a.s.) talebesidir. Herkes, istisnasız herkes Mehdiyet’in zıl ve gölgesi altındadır şu an. Obama’dan tut, Sayın Erdoğan’dan çık. Hepsi Mehdiyet’in etkisi altındadırlar. Dolayısıyla, Allah’ın Mehdiyet’le ilgili kaderinde bir değişiklik olmaz. Sayın Erdoğan bu kaderin bir parçasıdır, bir bölümüdür. Her aşamasında ilgili şahısları Allah yerleştirmiş durumda, her aşamasında. Bu aşamasında Erdoğan var, bir başka aşamasında bir başkası var, diğer aşamada başkası var ve bir aşamasında da Hz. Mehdi (a.s.) vardır, bir aşamasında da Hz. İsa Mesih (a.s.) vardır. Yani Allah’ın gücü hakim oluyor, tesadüflerle olmuyor ki. Sayın Tayyip Erdoğan tesadüfen mi iktidara geldi? Mehdiyet vesilesiyle Allah iktidara getirdi, Allah Mehdiyet’i vesile etti, inşaAllah. Yoksa yani olağanüstü bir yetenek, olağanüstü bir güç, olağanüstü bir akılla değil, normal bir insandır Tayyip Erdoğan, Sayın Başbakan makul bir insan, yani bir deha değildir. Deha olan; Mehdiyet’tir. Allah o şekilde yaratıyor, harikulade olan; Mehdiyet’tir. Mehdiyet’in emrine her şeyi verir Allah, her şeyi yaratır, inşaAllah. Dolayısıyla bu İlahi plan işliyor şu an, Cenab-ı Allah’ın. Plana ihtiyacı yokta Cenab-ı Allah’ın, anlamanız için söylüyorum. Her aşaması mübarek, müberra, muhterem ve güzel olarak devam edecektir. Öyle çalkantı, sallantı falan öyle bir şey olmaz. Yani çelik gibidir Mehdiyet çelik gibi, ne sağa ne sola hiçbir yere kıpırdayamaz. Yani illaki Mehdiyet’in yönünde olaylar gelişir. Mesela, iddia edilen Ergenekon terör örgütü tepmez-devrilmez bir örgütlenme gibi görünüyordu. Bak uyuz köpek gibi nasıl debeleniyorlar ve nasıl zavallı hale düştüler. Asla yenilmez diyorlardı, asla. Ve bu perişanlığı Allah onlara yaşattı. Öyle üslupları, kardeşimiz Yiğit Bulut bundan sonra kullanmasın, gönlü müsterih olsun, bir bildiğim var ki söylüyorum. 2014’ler zafer yıllarıdır, ihtişam yıllarıdır. 2014’ler, 2016’lar ve 2019 ve 2023 ihtişam yıllarıdır. Gönlü çok rahat olsun. Bir bildiğim var diyorum, bana güveniyordur o. Ondan gerisine karışmasın, Allah’a tevekkül etsin, rahat olsun. Ben buradayım, o da burada, görecek inşaAllah.
A9 TVhakkında kardeşlerimizin, profesörlerimizin, değerli devlet ricalinden olan insanların, güzel beyanları var, onları biraz dinleyelim.
VTR
DİDEM HANIM: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Konuklarımız Ebru Hocam, Damla Hocam.
ADNAN OKTAR: Biraz Kuran’dan okuyayım. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bismillah, İsra Suresi 18. ayet: “Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız.” Yani çarçabuk olan nedir? Eğer bunu istiyorsanız, hemen bunu kolaylaştırırım diyor, “istediğimiz kimseye ama dilediğimizi çabuklaştırırız.” Ama sadece dünyayı istiyorsa, ahireti istemiyor sadece dünyayı istiyor. Ama bak diyor ki Allah: “Sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider.” Çünkü Allah’a önem vermemek çok anormal bir hareket, yani dünyanın hiçbir gayesi yok diyor adam, hiçbir amacı yok. Yani, mikrofonun amacı varmış, kalemin amacı varmış, ayakkabının amacı var, sandalyenin amacı var, radyonun amacı var, her şeyin amacı var, insanın ne amacı var diyor? ‘Onun hiçbir amacı yok’ diyor. Bu psikopatlık bu, değil mi? Beyninin içerisinde, Allah böyle muhteşem bir görüntü yaratıyor; ‘beni ilgilendirmiyor’ diyor, ses yaratıyor; ‘bu da beni ilgilendirmiyor’ diyor, dokunma hissi; ‘bu da ilgilendirmiyor’ diyor, tatma hissi veriyor; ‘bu da ilgilendirmiyor’, meyveler, portakallar veriyor, her şeyi veriyor; ‘bu da beni ilgilendirmiyor’ diyor. Bunlar nereden geldi diyorsun? ‘Beni ilgilendirmez, gelmiş’ diyor. Kardeşim, o zaman belana sürükleniyorsun demektir, yani bunun başka ne anlamı var? Bir insana bile bunu yapmış olsan, ne yapar bir insan bunu? Mesela sen ziyafete davet ediyorsun, adam yemeğini yiyor, tası-tabağı devirerek çekip gidiyor. Ne teşekkür, ne hoşnutluk dileği. O zaman bir daha çağırır mısın? Onun için Allah tehdit ediyor. 19-“Kim ahireti ister ve bir mü’min olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır” diyor Allah. 20-“Hepsine, onlara da bunlara da Rabbinin ihsanından artırarak-veririz.” Yani dünyayı isteyenlere veririz, ahireti isteyip dünyayı da aynı anda isteyen, onlara da artırarak veririz diyor Allah. “Rabbinin ihsanı kesilmiş değildir” diyor Cenab-ı Allah. 21-“Onlardan kimini kimine üstün tuttuğumuzu gör” diyor. Mesela kimini zengin kılıyor Allah, kimini daha fakir kılıyor, inşaAllah. “Muhakkak ahiret dereceler bakımından daha büyüktür.” Hayret, ahirette de var dereceler, ama insanlar fark etmiyor. Mesela cennetin aynı ortamındalar, ama o daha çok zevk alıyor. “Üstünlük bakımında da daha büyüktür” diyor ahiret dereceleri. O, çok önemli o, ahiretteki dereceler. Mesela ben şimdi sizi seviyorum, ama benim aldığım haz çok yüksek, çünkü değerinizi biliyorum, kıymetinizi biliyorum, aklınızı hissediyorum, kişiliğinizi hissediyorum. Ama mesela akılsız bir insan, bir insandan çok sathi etkilenebilir, çok basittir yani bakış açısı, çok sıradandır. Ama tutkuyla, derin sevmesini bilen bir insanın etkilenmesi çok çok yüksektir, inşaAllah. 22-“Allah ile beraber başka ilahlar edinme, yoksa kendi başına kınanmış (yapayalnız yardımcısız) bırakılmış olursun.” Allah ile beraber başka ilahlar edinme ne demek? Dünyayı adam ilah ediniyor, o zaman dünya onu boğuyor. Koskoca dünyada yalnız kalıyor, acayip ıstırap çekmeye başlıyor. Çünkü Allah’ı bırakmış, o zaman dünyanın bütün insanlarına rağmen, yalnız kalmış oluyor, inşaAllah. 23-“Rabbin, O’ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle davranmayı emretti.” Mesela bu, mühim bir ibadet. Anne-babaya iyilikle davranmak. Dinine imanına musallat olmuyorsa, dinine imanına karışmıyorsa, Müslüman kardeşlerine karışmıyorsa, inancına karışmıyorsa, anne-babaya sevgi göstermek, ilgi, alaka göstermek mühim bir ibadet, namaz gibi, oruç gibi ibadettir. Yani ona ayrılan vakte helal olsun, harcanan paraya helal olsun. Ne gerekiyorsa yapılır. Bakın, Cenab-ı Allah diyor ki: “Şayet onlardan biri veya ikisi” annesi veyahut babası veyahut ikisi birlikte, “yanında yaşlılığa ulaşırsa” bak yaşlılık safhası, çünkü yaşlılık zordur, yaşlılıktaki bakım çok önemlidir “ulaşırsa, onlara; “öf” bile deme” yani bu müthiş bir detay, bakın “öf bile deme.” Yani ne demek? Yani bıkkın olduğuna dair herhangi bir ima; gözünde, yüzünde, sesinde herhangi bir şeyde, mesela “öf” çok kısa bir ifade, değil mi? “Öf bile deme.” Öf bile demenin anlamı nedir? Hiç böyle bir şeyi yapma. “Ve onları azarlama” yani böyle abuk konuşmalar, canlarını yakacak, onları rencide edecek, üzecek herhangi bir şey yapma diyor. Bu ne olmuş oluyor yaparsa? Harama girmiş oluyor; “Azarlama; onlara güzel söz söyle.” Bu ne, bu güzel söz söyle? Muhkem ayet hükmü, muhkem ayet; farz. Anne-babaya güzel söz söylemek, Allah’ın hükmü, yani namaz gibi farz. ‘Canım anneciğim, canım babacığım, nasılsınız iyi misiniz, emrinizdeyim, bir emriniz var mı, siz benim canımsınız, sizi Allah aşkıyla seviyorum.’ Bunları söylemek farz, Allah’ın emri. Kime? İmanınıza ilişmeyen, Kuran’ınıza ilişmeyen, ibadetinize ilişmeyen, din konusunda sizlerle mücadele etmeyen, Müslüman kardeşlerinize saldırmayan, Müslümanlarla bağlantınızı kesmeye kalkmayan anneye-babaya köle gibi hizmet, Allah’ın emri; farz. 24-“Onlara acıyarak” bakın şefkatle, “alçak gönüllülük kanadını ger.” Alçak nedir? Tekebbür de etme diyor Allah, yani büyüklükte gösterme, o da haram. Yani nasıl zina haram, şarap haramsa, o da haram. Gurur yapamıyorsun, büyüklük yapamıyorsun. Büyüklük yapmanı haram kıldım diyor Allah“alçak gönüllülük kanadını ger.” Ayrıca mütevazi olmak için, özel gayret edin diyor Allah, özen gösterin. Mesela ne diyeceksin? ‘Ben senin ayağının altının tozuyum’ diyeceksin, ‘ben senin hizmetçinim’ diyeceksin. Alçak gönüllülük kanadı budur, “Alçak gönüllülük kandını ger ve de ki: Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse, Sen de onları esirge.” Ne demek esirge? Müslüman da annesini-babasını esirgeyecek. Hastalıktan esirgeyecek, sakatlıktan esirgeyecek, fakirlikten esirgeyecek, canının yanmasından esirgeyecek. Zulüm yapmıyorsa, anneye-babaya yapılacak hüküm budur, inşaAllah. 25-“Rabbiniz, sizin içinizdekini daha iyi bilir. Eğer siz salih olursanız” samimi olursanız, “şüphesiz O’da (kendisine) yönelip dönenleri bağışlayıcıdır.” Affediciyim diyor Cenab-ı Allah. Mümin olan bir insan, cehenneme gitmez, samimi bir Müslüman-mümin cehenneme gitmez, inşaAllah. 26-“Akrabaya hakkını ver” yakın akrabaya hakkını ver, yani onları da koruyup kolla diyor Allah. “Yoksula ve yolda kalmışa da.” Yoksul, fakir nedir? Mesela Van’daki kardeşlerimiz çadırın içinde, evi-barkı gitmiş. Yoksul olmuş mu? Olmuş. “Yoksula ve yolda kalmışa da.” Yolda gidiyor ama parası yok, imkanı yok, yolda kalmış; onlara yardımda bulun diyor Cenab-ı Allah. “İsraf ederek saçıp-savurma” diyor Allah, israfta haram, israfa yaklaşmayın diyor Cenab-ı Allah. 27-“Çünkü saçıp-savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuşlardır.” Yani cömertlikle israfın arasındaki dengeyi iyi bilmek lazım, inşaAllah. Çünkü israf, mesela hiç gereksiz yere götürür parayı harcarsan, o israf olur. Mesela adam gidiyor ceketini yakıyor, aşka geliyor eğlencede. Bu ne? Bu israf. “Şeytan ise Rabbine karşı nankördür.” Zaten Allah onu öyle yaratmış, inşaAllah. 28-“Eğer Rabbinden ummakta olduğun bir rahmeti beklerken” yani bir para bekliyor, bir imkan bekliyor, fakir durumu, fakat bir güç bekliyor Allah’tan “(darlıkta olduğundan) onlara sırt çevirecek olursan” yani eğer onlara yardım edemeyecek haldeysen, yardım edemeyecek durumdaysan, gücün yetmiyor, paran yok, imkanın yok, “Bu durumda onlara mülayim güzel söz söyle” diyor. Benim anneciğim, benim canım, benim kardeşlerim Allah’ın izniyle ben gayret ediyorum, elime geçen ilk imkanda size yardımcı olacağım gibi, mülayim güzel söz söyle diyor Allah. Hani; nereden bulayım, bilmem ne, ben darphane miyim falan, hani var ya böyle tipler vardır, nereden bulacağız; bu haram, yani muhkem hüküm olarak haram. Tavsiye değildir bunlar; hüküm, hükmullah, inşaAllah. 29-“Elini boynuna bağlanmış olarak kılma” yani cimri olma, “büsbütün de açık tutma” yani saçıp savurma. “Sonra kınanır, hasret (pişmanlık) içinde kalakalırsın.” Ortada bırakırım diyor Allah, yani çok israf edenleri bilirsiniz, bayağı vardır. 30-“Şüphesiz senin Rabbin dilediğine rızkı genişletir-yayar ve daraltır.” Mesela Allah’ın hikmeti, İslam’ı biz anlatırken, yayarken hayret edecek bir ekonomik imkan verdi Allah, ama yani hakikaten açıklanacak gibi değil, yani sular-seller gibi, zibil gibi Allah para verdi, imkan verdi, elhamdülillah. Hep Allah yolunda harcadık ama. “Ve daraltır da” diyor Allah. O da oldu. Ekonomik krizde benim arkadaşlarımın çoğu etkilendiler. “Gerçekten O, kullarından haberi olandır, görendir.” İsra Suresi 41.ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Andolsun” diyor Allah, yemin ediyor, “Biz bu Kuran’da çeşitli açıklamalar yaptık, öğüt alıp-düşünsünler diye. Oysa bu, onların daha uzaklaşmalarından başkasını artırmıyor.” Daha da azgınlaşıyorlar diyor Allah, kaderleri öyle, özel yaratılmış. 42-“De ki: Eğer söyledikleri gibi O’nunla beraber başka ilahlar olsaydı, onlar arşın sahibine mutlaka bir yol ararlardı.” Bu müşrikler deli kafalı oldukları için, ‘başka Allahlar var’ diyorlardı, o zaman Allah ile bağlantı için bir yol ararlardı, bağlantıya geçmek isterlerdi diyor Cenab-ı Allah, inşaAllah. 43-“O (Allah), onların dediklerinden münezzeh, yüce ve büyük bir yükseklikle yüksektir” diyor Cenab-ı Allah.
Evet, şimdi yine bir iman hakikati filmini seyredelim, inşaAllah.
VTR-Kement Atarak Avlanan Bolas Örümceği.
DİDEM HANIM: Yayınımıza Aylin, Ebru ve Damla Hocamlar ile devam ediyoruz, inşaAllah.
Hocam, Avcılar’dan kardeşlerimizin mesajı var, okuyabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Evet.
DİDEM HANIM: “Selamun Aleyküm canım Hocam. Hocam, Cuma namazı sonrasında A9 broşürleri dağıtımımız oldu inşaAllah. Fotoğraflarını yolluyorum. Ayrıca Esenyurt Belediye Başkanı Sayın Necmi Kadıoğlu’na da broşür verdik. Size saygılarını sunuyorlar canım Hocam. Dualarınızı üzerimizden eksik etmeyin. Bizim, sizin vesilenize çok ihtiyacımız var. Murat Barış Coşkun, Murat Demircioğlu, Fatih Kaplan.”
ADNAN OKTAR: Hay aslanlarım benim, hay aslanlarım. İnsanlar arasında nasıl melekler geziyor, böyle insanlar arasında da Allah veli kullarını gezdiriyor. Bak, o canı görüyor musun? İşte kaderinde Cenab-ı Allah ona öyle sevimliye minik bisikletiyle hizmet yaptırıyor. Bunlar ahir zaman aslanları, maşaAllah.
“Selamun Aleyküm. İsmim Umut, 25 yaşındayım.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Selam veren herkese Aleyküm Selam. “Şimdiye kadar dinle, İslam ile ilgim yoktu hiç” diyor, “çünkü sürekli sakallı adamların TV’de İslam’ı anlatırken görünce ve sadece yasaklardan konuştuklarını izledikçe, benim ilgimi soğuk tutuyordu hep İslam’a karşı. Ta ki A9’da tevafuk eseri, TV programınızı izleyene dek birkaç ay önce ilk başta şaşırmıştım. Kendi kendime dedim; hay Allah, İslam’ı yasakçı din bilirdim, bu kadar güzel ve bakımlı insanların olması, bu kadar kaliteli hanımefendilerin olması, İslam’a gönül vermiş olması beni şaşırttı ilk önce” diyor. “Materyalist bir bakış açısı olduğu ve materyalist bir eğitim olduğu için Türkiye’de, böyle bir yerde doğup-büyüdüğüm için, tabii ki ilk başta beni etkileyen bu oldu” diyor. “Sohbet programlarınızı günlerce izledikçe, İslam’ın insanların iç güzelliğine, ruhuna hitap ettiğini geçte olsa gördüm, farkına vardım. Ben de bakımlı ve klas olmaya özen gösterdiğim için, zamanla kendimi içi boş bir karton gibi görmeye başladım, eksikliğimi fark ettim” diyor, “Çünkü her ne kadar İslam’ı yaşadığımı zannetsem de, tam yaşayamamış olduğumu anladım” diyor. “Ve gittikçe ruh güzelliğinin, vicdan güzelliğinin önemini kavrayıp, kendimi geliştirmeye başladım” diyor. “Yeni yeni İslam dünyasına yaklaşıyorum. Kuran-ı Kerim’i, hadisler ve İslam ile ilgili, yeni tanışanlara en iyi şekilde anlatan hangi basın-yayınlardır?” diyor. Tabii ki malum, birde Risale-i Nur Külliyatı. Kuran, hadis, Risale-i Nur Külliyatı, Harun Yahya Külliyatı, inşaAllah. “Bu konuda yardımcı olursanız, çok sevinirim. Saygılarımla, sevgilerimle, Umut Yıldırım. Almanya/Köln.”
Doğru tabii, İslamiyet’i böyle leş gibi kokan adamlar, çalı süpürgesi gibi sakalları olan, vahşi, adam kesmeye meraklı, sürekli yasak getiren, ipsiz-sapsız, abuk-sabuk böyle hurafeler anlatan, kendi yalanına kendi de inanmayan, yüzünde meymenet olmayan, kadınları dışlayan, hayasızca yalan söyleyen, böyle diri diri insanların yüzüne bakan, estetikten, sanattan, bilimden anlamayan, bilime karşı tavır almış. Sabaha kadar sayarız bunların pisliklerini. Böyle tanınıyorlardı, bir kısım Müslümanları böyle tanıyorlardı, birde baktılar ki, Müslümanlık dünyanın en kaliteli insanı olmakmış, en akıllı insanı olmakmış, en vicdanlı insanı olmakmış. O zaman oyun bitti, perde kapandı. Deccaliyetin tiyatrosunu patlatmış olduk, inşaAllah.
AYLİN HANIM: Çok büyük nimetsiniz Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: “Ağzınızdan bal damlıyor, maşaAllah muhterem Hocam, ağzım açık izliyor ve dinliyorum” diyor. “Allah’a şükürler olsun ki, sizi vesile kılarak, kulağımız hayır kelam işitiyor” diyor. “12 Aralık’ta askerim Hocam. Duanızı duyarsam,mesut olacağım.” Allah seni korusun, Allah senin ömrünü uzun etsin. Bütün askerlerimize Allah, bedeni kuvvet versin aslanlarımıza.
Bir kere Türkiye’de şu pehlivanlık resmi politika olması lazım, yani bütün gençlerin pehlivan olması lazım. Tabii, sporu devlet çok ciddiye alması lazım. Türk gençliği dediğin böyle dalyan gibi, değil mi? Kodumu oturtturan, tuttumu koparan delikanlı olmaları lazım. Genç kızların da öyle çok güçlü olması lazım. Yani, kodumu oturtan derken; biz PKK için söylüyoruz, kendilerini savunma anlamında, inşaAllah. Yani kanunla, hukuk ölçüleri içerisinde, onu kastediyoruz. Çok kuvvetli bir bedene sahip olmaları lazım. Bir kısım kardeşimize bakıyorum ben mesela, çok naif ve çok güçsüzler. Gece gündüz, işte perhiz yapıyoruz, bilmem ne yapıyoruz, spor yok, lapacı gibiler bir kısmı, olmaz. Atatürk ne diyor? “Türk genci kuvvetli olacak” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Müminin kuvvetli olanını beğenirim, severim” diyor, inşaAllah. Mümin bedenen kuvvetli olacak, inşaAllah, çevik olacak. Öyle dandik spor da olmaz yani, sıkı sporcu olacaklar, inşaAllah.
“Hocam, sizinle beraber namaz kılmak istiyorum” diyor, “beş dakika da olsa sizi görebilir miyim?” diyor.
Elçin Eskerov; “Ben Azeri’yim. Sizin eserleriniz çok meraklı ve dikkat çekicidir. Ailece A9 kanalını bekliyoruz ve bakıyoruz. Bu kanala baktığım zaman çok heyecanlanıyorum. İçimden; işte budur, işte İslam’ın güzelliği. Sizi daha yakından tanımak istiyorum. Allah sizden razı olsun” diyor. Bu Azerbaycan, çok şekerler.
Bugün bu kadar yeterli, inşaAllah.
Güzel Konular
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...